
45
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Biyostimülant uygulamalarının çilekte gelişme, verim ve kalite üzerine etkileri
Tüm dünyada yaygın olarak yetiştirilen, taze ve işlenmiş olarak tüketilebilen ve aile işletmeciliğine de uygun olan üzümsü meyvelerden çilek (Fragaria x ananassa Duch.), böğürtlen (Rubus fruticosus) ticari açıdan önemli ve üretimi artan meyve türlerindendir. Bu çalışma örtüaltı koşullarında bazı mikrobiyal içerikli bitki büyüme düzenleyicilerinin çilek, böğürtlen ve goji bitkilerinin vejetatif gelişimi ve meyve kalitesi üzerine olan etkilerini belirleyebilmek amacıyla yürütülecektir. Çalışma 2020-2021 yılları arasında, Bayburt Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Arazisinde ısıtmasız polikarbon serada gerçekleştirilecektir. Çalışmada bitkisel materyal olarak gün nötr çeşit olan 'Monterey, Portola' çilek, "Arapaho, Cebeci" dikensiz böğürtlen çeşitlerinin bitki büyüme ve gelişme düzenleyicisi olarak ise 10 mikrobiyal içerikli preparatlar kullanılacaktır. Deneme boyunca uygulamaların bitkilerin vejetatif gelişimine olan etkilerini tayin edebilmek amacıyla bitkilerde gövde çapı, bitki boyu, yaprak sayısı ölçümleri, sezon boyunca meyve kalite analizleri (meyve ağırlığı, meyve çapı, SÇKM, pH, titre edilebilir asit değerleri, vitamin ve mineral besin element içerikleri, yapılacaktır. Çalışma sonunda yapılan ölçümlerin ortalama değerleri istatistiksel olarak değerlendirilecektir.
Erzincan/Otlukbeli ilçesinde bazı yenilebilir yabani bitkilerin besin içeriklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada; Erzincan ilinin Otlukbeli ilçe sınırları içerisinde yöre halkı tarafından tüketilen dağsorsalı, körmen, evelik, yemlik, çiriş, ısırgan otu, kenger, ışkın, dağ kekiği ve çakşır yabani bitki türlerinin tüketim biçimleri, bazı gıda kalite özellikleri (nem oranı, kuru madde oranı, kül oranı, organik madde oranı ve protein oranı) ve bitki besin içerikleri (P, K, Mg, Ca, Fe, Mn, Zn, Na, Al ve Cu) araştırılmıştır. Çalışmada Otlukbeli il sınırları içerisinde doğal olarak yetişen Arum rupicola var. rupicola Boiss., Allium vineale L., Rumex crispus L., Tragopogon Rheum ribes L., Satureja hortensis L., Prangos platychlaena Boiss. Ex. Tchihat subsp. platychloena olmak üzere 8 familyaya ait 10 yabancı bitki türü belirlenmiştir. Bu bitkilerin nem oranı %89,01-94,05, kuru madde oranı %6,03-10,77, kül oranı %6,35-21,36, organik madde oranı %80,63-93,65, protein oranı %9,94-35,71, P değeri 1123,84-8065,38 ppm, K değeri 15974,56-79800,65 ppm, Mg değeri 2146,45-7048,44 ppm, Ca içeriği 1426,21- 11575,28 ppm, Fe içeriği 142,01-4603,19, Mn içeriği 46,33-276,32 ppm, Zn içeriği 3,14-78,87 ppm, Na içeriği 184,39-923,05 ppm, Al içeriği 313,90-5588,58 ppm ve Cu içeriği 2,58-19,49 ppm aralığında olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, sebze olarak tüketilen yabani bitki türlerinin incelenen besin içerikleri bakımından büyük farklılıklar gösterdiği ve kültürü yapılan benzer bitkilere nazaran daha zengin besin içeriğine sahip oldukları elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kimyasal özellikler, yabani bitkiler, besin değerleri, biyoçeşitlilik
Kelkit (Gümüşhane) yöresinin yeraltı suyu kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Gümüşhane ilinin güneyinde bulunan Kelkit ilçesi merkezinin yeraltı sularının kalitesi araştırılmıştır. Bu kapsamda yağışlı (Haziran 2023) ve kurak (Eylül 2023) dönem olmak üzere iki dönem örnekleme çalışması yapılmıştır. Elde edilen örneklerin fiziksel parametreleri (sıcaklık, pH, Eh, elektriksel iletkenlik ve çözünmüş oksijen) arazi de yerinde ölçülmüş olup majör anyon-katyon (HCO3-, CO3-2, Cl‒, SO4-2, NO3-, NO2-, F-, Ca+2, Mg+2, Na+, K+) ve iz element derişimleri (Si, Al, As, B, Ba, Br, Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Mo, Ni, Sr, Sb, Ti, V ve Zn) laboratuvar ortamında belirlenmiştir. Yapılan analizler ile ortaya çıkan sonuçlar Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Su kirliliği Kontrolü Yönetmeliği standartlarına göre içme-sulama suyu kullanılabilirliği açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca yeraltı sularından ve Kelkit çayından alınan tüm örneklerin Piper diyagramı ile hangi tip su sınıfına girdiğini, ABD Tuzluluk Laboratuvarı ve Wilcox Diyagramı ile sulama suyu olarak kullanabilirliği incelenmiştir. Piper diyagramına göre; Kelkit yöresinin yeraltı suyu örneklerinin yarısından çoğu "kalsiyum-magnezyum-bikarbonat"su tipindedir. Örneklerin kurak dönemde 3 tanesi, yağışlı dönemde ise 2 tanesi "Karışık tip sular" sınıfında yer almaktadır. Wilcox diyagramına göre; yeraltı suyu örnekleri kurak ve yağışlı dönemde genel olarak "İyi-kullanılabilir" sular sınıfında yer alırken, ABD Tuzluluk diyagramına göre; kuyulardan alınan su örneklerinin genel olarak C3‒S1 sınıfında suları temsil ettiğini birkaçının ise C2‒S1 sınıfında suları temsil ettiği görülmüştür. Majör katyon analizlerinde yapılan ölçümlerde Mg⁺² ve K⁺ katyonlarının içme suyu standartlarına göre sınır değerleri aştığı gözlenmiştir. Majör anyon analizlerde NO3- ve florür değerlerinin TS 266 içme suyu standartlarına göre belirtilen sınır değeri aştığı tespit edilmiştir İz element analizlerinde B, Fe ve Mn değerleri TS 266 standartlarına göre belirtilen sınırın üzerinde kalmıştır. Bu standart değerleri aşan parametrelerin nedeninin tarımsal faaliyetler, evsel atıklar ve su-kayaç etkileşimi olduğu söylenebilmektedir.
Bayburt ili Merkez ve Demirözü ilçeleri köylerinde uygulanan arazi toplulaştırma projesi ve proje sonrasında parsel durumlarının analizi
Ülkemizde yer alan tarım arazileri; işletmelerce tarımın daha maliyetli yapılmasına neden olan bozuk geometrik şekillerde, yol bağlantılarından yoksun, sulama ve drenaj sistemlerinin uygulanamadığı bir durum da bulunmaktadır. Küçük parçalara bölünmüş olması ve parsel sayılarının fazla olması nedeniyle bu durumdaki tarım arazilerinde üretimden kar elde edilmesi oldukça zor olmaktadır. Öte yandan bozuk geometrik şekillerinden dolayı düzenden ve kullanılabilirlikten uzak olan bu arazilerde üretim maliyetlerinin yanında mekanizasyon, işçilik ve tarla içi geliştirme hizmetlerinden yararlanma imkanları da olumsuz etkilenmektedir. Bütün bu olumsuzlukların giderilebilmesi için tarım arazilerinde geniş kapsamlı arazi düzenlemelerinin yapılması büyük bir gerekliliktir. Bu çalışmada Bayburt ili Merkez ilçesine bağlı Çayıryolu, Çorak, Kırkpınar, Kitre, Manas, Oruçbeyli, Rüştü, Tomlacık köyleri ve Demirözü ilçesine bağlı, Merkez, Çatalçeşme, Çiftetaş ve Güneşli mahalleleri ile Çakırözü, Karayaşmak ve Yelpınar köylerinde uygulanmış olan arazi toplulaştırma projesi ile köylerdeki yol ve parsel durumları değerlendirilmiştir. Proje sonrası parsel sayılarında, şekillerinde ve büyüklüklerinde meydana gelen olan değişimler belirlenmiş ve bu değişimlerin proje alanlarındaki tarımsal faaliyetlere getireceği yararlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, proje sahasının yeni mülkiyet haritaları oluşturularak, toplam parsel sayısının %36.86 oranında azalarak 6600 adete gerilediği görülmüştür. Ortalama parsel büyüklüklerinde belirgin artışın yanı sıra bozuk geometriye sahip tarım arazilerinin azalmasıyla parsellerin tarımsal üretim için daha uygun geometrik şekillere sahip olması sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Arazi toplulaştırması, Bayburt, parsel durum analizi.
Bayburt ili ekolojik koşullarında yetiştirilen tarhun (Artemisia dracunculus L.) genotiplerinin verim ve verim unsurları ile kalite özelliklerinin belirlenmesi
Tıbbi ve aromatik bitkiler insan hayatında önemli yer tutmaktadır. Birden fazla endüstri alanında farklı amaçlarla kullanılıyor olması tıbbi ve aromatik bitkilere olan talebi artırmaktadır. Özellikle de gıda ürünlerinin raf ömrünün uzatılması için koruyucu katkıların yerini almaları bu bitkileri daha önemli yapmaktadır. Bu tez çalışmasında Bayburt ili ekolojik koşullarında yetiştirilen tarhun (Artemisia dracunculus L.) genotiplerinin verim ve verim unsurları ile kalite özelliklerini belirlemek amacıyla altı farklı lokasyondan temin edilen genotipler, tesadüf blokları deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak 2018 ve 2019 yılları olmak üzere iki yıl yetiştirilerek gelişim ve verim değerleri gözlemlenmiştir. Hasat olgunluğuna gelen genotiplere ait verim ve kalite özellikleri belirlenerek elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda yıllar ortalamasına ait verilerde en uzun bitki boyu 41.90 cm ile Mersin genotipine, en yüksek yeşil herba verimi (275.41 kg/da), yeşil yaprak verimi (208.97 kg/da), yeşil yaprak oranı (%75.09), drog herba verimi (99.89 kg/da), drog herba oranı (%44.00), drog yaprak verimi (72.48 kg/da) Bayburt Merkez genotipinde belirlenmiştir. En yüksek yeşil sap verimi (45.62 kg/da) ve drog sap verimi (22.63 kg/da) Bayburt Yedigözeler 2 genotipinden elde edilmiştir. Drog yaprak oranında (%70.39) en yüksek verim ortalaması ise Bayburt Uğurgeldi genotipinden elde edilirken, en yüksek yeşil sap oranı (%30.76) ve drog sap oranı (%30.78) İzmir genotipinde belirlenmiştir. Tarhun bitkisinin sabit yağ oranı değerlerinin %5.390±0.850-%7.022±0.781 arasında olduğu belirlenmiştir. En düşük değer Bayburt merkez genotipinde, , en yüksek yağ oranı ise Uğurgeldi genotipinde belirlenmiştir.
Tarımsal işletmelerin sosyal-ekonomik sorunları ve çözüm önerileri: Bayburt ili örneği
Emek, sermaye, doğa ve bilgi gibi unsurları olan üretim fonksiyonunun bir diğer temel unsuru da girişimcidir. Ülkelerin ve toplumların gelişmesinde girişimcilik ruhu, her dönemde ve her alanda önemli bir yere sahip olmuştur. Herakleitos'un "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." yaklaşımından hareketle girişimciliğin, değişimin ve yeniliğin temel unsurlarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Girişimciliğin en önemli özelliği, sürecin devrimsel bir boyuta sahip olmasıdır. Girişimciliğin, sektörler arasında artan önemi, tarımın da bir ekonomik sektör olmasına, değişime ve dönüşüme en çok tarım sektöründe gereksinim duyulmasına rağmen tarımsal girişim ve girişimciliğin üzerinde yeterince durulmadığı görülmektedir. Bununla birlikte tarımsal işletmeler, ülkelerin sosyal, ekonomik ve kültürel gelişiminde önemli role sahip girişimlerdir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, Bayburt ilinde faaliyet gösteren tarımsal işletmelerin sosyal ve ekonomik sorunlarını ele alarak bu sorunlara yönelik çözüm önerileri sunmaktır. Çalışma, 27 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalar neticesinde tarımsal işletmelerin karşılaştıkları sorunlara yönelik araştırmacı tarafından oluşturulan açık uçlu soru formu tarımsal işletmelerdeki katılımcılara uygulanmıştır. Araştırma sonucunda tarımsal işletmelerin sosyal-ekonomik sorunları arasında tarımda kullanılan girdi maliyetlerinde yaşanan fiyat dengesizliği ve devlet tarafından sağlanan desteklerin yetersizliği ön plana çıkmaktadır. Ayrıca işletmelerin pazarlama faaliyetlerine ve Ar-Ge çalışmalarına bakış açısı sorgulanarak tarımsal alanda bu tür yatırımlara önem verilmediği anlaşılmıştır. İşletmelerin bilimsel yöntemler kullanarak bilinçli üretime yönelmeleri, pazarlama karması elemanları dikkate alınarak Ar-Ge yatırımlarına gerekli önemin verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Araştırma, girişimcilik kavramının tarım ile ilişkisini inceleyip, tarımsal girişimcilerin, girişimcilik atılımında karşılaştıkları sorunları görmeleri açısından faydalı olacağı düşünülmektedir. Mevcut sorunlara değinilerek engellerin tespit edilmesinin ve elde edilen sonuçlar üzerinden geliştirilen önerilerin, sektörde faaliyet gösteren tarımsal işletmelere ışık tutması beklenmektedir.
Tarımsal işletmelerde yeşil yönetim uygulamaları: Nitel bir araştırma
Tarımda "yeşil yönetim uygulamaları" işletmelerin fizibilite çalışmalarından başlayarak tarımsal ürün pazarlama faaliyetlerine kadar tüm organizasyonlarında başta insan sağlığı ve diğer canlılar olmak üzere çevrenin ekolojik dengesinin korunması odaklı işletme faaliyetlerini planlayıp uygulamasını içermektedir. Yeşil yönetim anlayışı, doğal çevrenin korunması ile ekonomik büyüme olgusunun sürdürülebilir olarak uzun soluklu ve birlikte yürütülmesi esasını ifade etmektedir. Tarımsal işletmeler üretimlerini artırmak ve birim oranda elde edilen verimi maksimum seviyeye çıkarmak için çeşitli kimyasal ilaçlar kullanmaktadır. Bu kimyasal ilaçlar başta insan sağlığı ve diğer canlı türleri olmak üzere bitki örtüsü, çevre kirliliği, atmosfer kirliliği, su kaynaklarının kirliliği, doğal dengenin bozulması ve iklim değişiklikleri gibi olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Günümüzde Dünya'da ve Türkiye'de tarımsal üretim faaliyetlerde bulunurken çevreyi korunmanın da üretilen ürünler kadar hayati önemde olduğunun farkına gereği kadar varılamamıştır. Çalışmanın amacı, Türkiye'de tarımda yeşil yönetim uygulamalarını analiz etmek tarımsal üretimden kaynaklı çevre tahribatlarına önleyici çözüm önerileri sunmaktır. Çalışma Türkiye'de faaliyet gösteren 50 tarım işletmesi ile gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemleriyle işletmelerin kurumsal web sitelerinden veriler toplanmış, toplanan veriler tablolar ışığında analiz edilmiş ve uygulamaların yeterli düzeyde olmadıkları görülmüştür. Bu alandaki devlet teşvik ve desteklerinin de önemli olduğu görülmektedir. Buna karşılık yeşil yönetim uygulamalarını uygulayan işletmelerin, çevrenin, ekolojik dengenin korunmasına katkılar sağladığı, toplumsal sorumluluk bilinci geliştirdiği ve iktisadi başarılarının arttığı görülmüştür. Ayrıca yeşil yönetim uygulamaları işletmelerin sürdürülebilir üretimini ve prestijini arttırdığı, çalışanlarının verimi üzerinde de olumlu yansımalarının olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmanın, yeşil yönetim uygulamalarında işletmelerin karşılaştıkları sorunları görmesi açısından faydalı olacağı düşünülmektedir. Mevcut olan tarımsal üretim kaynaklı çevresel sorunlara değinilerek elde edilen sonuçların verileri üzerinden geliştirilen çözüm önerilerinin sektörel bazda yol gösterici olması beklenmektedir.
Turizm pazarlaması uygulamalarında organik tarım ürünlerinin etkisi: Erzurum ili örneği
Günümüzde tarım turizmine olan ilgi artmaktadır fakat organik tarım ürünlerinin turizm pazarlamasına etkisini ele alan yeterli yurt içi çalışma bulunmamaktadır. Bu durum konunun seçilmesinde ki en önemli etkenlerden biri olmuştur. Dolayısı ile bu tezin temel amacı Erzurum ilindeki turizm pazarlaması uygulamalarında organik tarım ürünlerinin etkisini tespit ederek literatüre katkı sağlamaktır. Bu çalışmada organik tarımın, turizm ve turizm pazarlaması arasındaki ilişkisi incelenmiştir. Ülkemizdeki ve Erzurum ilindeki turizm pazarlaması uygulamalarının organik tarım ürünlerine etkisini belirleyebilmek için organik tarım, çiftlik turizmi, tarım (agri/agro) turizmi, kırsal turizm, organik tarım ürünlerinin pazarlaması, turizm pazarlaması gibi başlıklar altında Web of Science, Scopus, Yöktez gibi veri tabanları üzerinden literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Uygulama organik tarım ile ilgili yetkili kurum, kuruluş ve kişilere, 564 tüketiciye, 27 adet tarımsal ürün satan işletmeye, 47 adet tarımsal ürün satan üreticiye ve 3 adet tarım turizm çiftliğine açık ve kapalı uçlu sorulardan oluşan karma yöntem çalışması ile yapılmıştır. Araştırmada; telefon, e-posta, yüz yüze görüşme, gözlem ve anket yöntemi kullanılmıştır. Anket formu Google formlara yüklenip linkin internet ortamına aktarılması ile uygulama gerçekleştirilmiştir. Literatürde yer alan çalışmaların incelemesi ve araştırma sonuçları IBM SPSS Statistics 25.0 paket programında analiz edilerek raporlaştırılmıştır. Elde edilen veriler ile bibliyometri, betimsel ve içerik analizleri, güvenilirlik, faktör, frekans, yüzde, tek örneklem ve bağımsız örneklem t testleri, homojenlik, tek yönlü varyans, post-hoc, basit korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon analizleri yapılmıştır. Sonuç olarak literatürde tarım (agro/agri) turizmi ve turizm pazarlaması uygulamalarının organik tarım ürünlerine etkisi ile ilgili yeterli çalışmanın yapılmadığı, organik tarım ürünlerin turizm pazarlaması uygulamalarında ise Erzurum'un üretim, tanıtım, pazarlama ve markalaşma noktalarında desteğe ihtiyaç duyduğu, aynı zamanda tarım, turizm, kış ve gastronomi turizminin entegre edilmesi konusunda da eksikliklerinin olduğu tespit edilmiştir. Literatüre ve uygulamaya yönelik elde edilen bulgular sonuç ve öneri bölümünde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Memleket markalarına yönelik tüketici tutumlarının marka bağımlılığı üzerindeki etkisi: Kayseri ili sucuk markalarına yönelik bir araştırma
Marka, ürünler üzerinde farkındalık yarattığı gibi şehirler üzerinde de önemli farkındalık yaratan bir olgudur. Bu çalışmada da sucuk üretiminde başta gelen illerinden Kayseri'nin sucuk markalarına yönelik tüketicilerin bakış açıları, bu markalara yönelik güven, tercih edilme, tüketicilerin memleket markalarını satın alma marka bağımlılığı ve tutumunu nasıl etkilediği araştırılmak istenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak kullanılan anket formunda demografik özellikler, marka bağımlılığı ölçeği ve tüketici tutumu ölçeği kullanılmıştır. Araştırma Kayseri ilinde yaşayan 18 yaş üstü tüketiciler üzerinde yapılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucuna göre marka bağımlılığı ölçeğine ilişkin faktörlerde katılımcıların bilişsel bağımlılığının olduğu ve duygusal bağımlılığında kısmen olduğu görülmektedir. Tüketici tutumları ölçeğine ilişkin faktörlerde ise katılımcıların Kayseri sucuk markalarından memnun kaldıkları görülmüştür. "Duygusal bağımlılık" faktörü ortalama ile en düşük; "yetenek faktörü" maddelerinin tamamında en yüksek ortalamaya sahiptir. Bu ortalamaya göre tüketiciler Kayseri sucuk markalarını güvenilir, başarılı, saygın ve lider bir marka olarak görmektedirler. Duygusal bağımlılık ve olumlu tutum faktörlerinde kararsızlık söz konusu iken, diğer faktörlerin ortalamaları 3,40'dan büyük olduğundan markalar lehinedir. Regresyon sınaması sonucu elde edilen tüm bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerinde etkili olduğu, yani tüketicilerin memleket markalarına yönelik tutumlarının marka bağımlılığı oluşturmada etkili olduğu sonucu çıkmıştır.
Bayburt ilinde organik ürün tüketimi ve tüketici eğilimleri
Bu araştırmanın amacı, Bayburt ili özelinde, tüketicilerin organik ürün bilgileri, bilgi kaynakları, organik ürün tercihleri, bu ürünlerin tüketimiyle ilgili düşünceleri, tüketicilerin organik ürünlere yönelik tutumlarının bazı demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni hâl, çocuk sahibi olma, meslek, eğitim düzeyi ve hane geliri) esas alınarak incelenmesidir. Çalışma genel tarama modeline göre desenlenmiş nicel bir çalışmadır. Çalışma örneklemi, Bayburt ili merkez ilçesinde ikamet eden ve çalışmaya katılmayı kabul eden 18 ile 58 yaş arasındaki 411 yetişkinden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak kullanılan anket formu, daha önce konu ile ilgili benzer çalışmalar incelenerek araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Veri toplama aracı olarak kullanılan anket formu üç bölümden oluşmaktadır. Anketin birinci bölümünde demografik sorular, ikinci bölümünde organik tarım ürün bilgisi, bilgi kaynakları, ürün tercihleri, bu ürünlerin tüketimi ile ilgili düşünceleri ve organik ürün satın alma tercihlerini etkileyen faktörlere yönelik on beş betimsel soru bulunmaktadır. Anket formunun üçüncü bölümünde ise otuz sekiz maddeden oluşan bir tutum ölçeği mevcuttur. Anket formundan elde edilen bulgular SPSS paket programıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, çalışmaya katılanların organik ürünün temel özelliklerini bildikleri, organik ürünler ile ilgili bilgi kaynaklarının büyük ölçüde medya ve yakın çevrelerindeki kişiler olduğu, katılımcıların organik ürünleri ilaç, hormon ve katkı maddesi içermediği için tercih ettikleri ve organik ürünleri satın aldıkları yerlerin çeşitlilik gösterdiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte katılımcıların, organik ürünlerin pahalı olduğunu düşündükleri, organik ürünlere ulaşamadıkları, organik ürünler ile ilgili bilgilendirilmeye ihtiyaç duydukları tespit edilmiştir. Anket formunun ikinci bölümünde yer alan tutum ölçeği ile ilgili demografik değişkenler esas alınarak geliştirilen yirmi sekiz alt hipotez oluşturulmuştur. Analiz sonuçlarına göre bu hipotezlerden on beşi kabul on üçü ise reddedilmiştir.
İyi tarım uygulamaları ile yetiştirilen ürünler hakkında tüketici tutumlarına yönelik bir araştırma: Karaman ili örneği
Organik Tarım ürünlerinin birim maliyetinin yüksek olması, konvansiyonel ürünlerin ise kimyasal kalıntılar barındırması nedeniyle insan sağlığına, çevreye ve doğadaki diğer yaşam paydaşlarına (hayvanlar, bitkiler vb.) zararlı olması tüketicileri iyi tarım uygulamaları ürünlerine yöneltmiştir. Bu çalışmanın amacı, İyi Tarım Uygulamalarına (İTU) yönelik tüketici tutumlarını "İnsan Sağlığı","Çevreye Faydası" ve "Fiyat Algısı" bakımından incelemek ve istatistiksel sınamalar yapmaktır. Araştırmanın popülasyonu, Karaman ilinde gıda ürünleri alışverişleri yapan hane halkları arasından, kolay örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Nicel araştırma modeli benimsenerek yürütülen bu çalışmada veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Ankette demografik sorular, tüketici tutum ölçeği ve marka kişiliği ölçeğinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS-25 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca bu veriler ile tek yönlü Anova testi, T-testi, Korelasyon analizi ve Çapraz Tablo analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda ortaya çıkan bulgulara göre; insan sağlığı, çevreye faydası, İTÜ' lerine ilişkin fiyat ve imaj algısı gibi boyutların tüketicilerin tutum ve davranışlarına etki ettiği anlaşılmıştır. Ayrıca bu boyutlar arasında tüketicilerin demografik özelliklerine dair istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Sonuç olarak tüketicilerin sağlık ve çevre bilincine bağlı olarak tarımsal gıda ürünlerini satın alma noktasında tutum ve davranışlarının değiştiği görülmektedir. Bireylerin satın aldıkları gıdaların insan sağlığına olumsuz etkileri ve çevreye verdikleri zararı hakkında bilgisi arttıkça insan sağlığına ve çevreye daha duyarlı hale geldikleri görülmüştür. Tüm bunların yanı sıra doğadaki diğer yaşam paydaşlarının da korunması gerektiği hem sağlıklı beslenme adına hem de gelecek nesillere daha temiz bir çevre ve tarımsal alanların miras bırakılması adına önemli olduğu vurgulanmıştır. Bütün bulgular, mevcut alan yazınla ilişkilendirilerek kapsamlı bir tartışması yapılıp sonuçlar raporlaştırılmıştır. Ulaşılan sonuçlara bağlı olarak diğer öneriler tartışmalar ve sonuç kısmında geniş olarak sunulmuştur.
Cirit atlarında müsabakanın beyin kaynaklı nötrofik faktör ve visfatin hormon düzeyleri ile bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Cirit, at ve insanın mücadelesine dayanan savaş sporu, yiğitlik oyunu ve erliğin göstergesi olarak adlandırılan Türklerin oynadığı asırlık bir geçmişe sahip geleneksel atlı bir spor oyunudur. Zeka ve stratejiye dayanan atlı cirit oyunu için seçilecek atların, zeki, yüksek performans ve hızlı manevra kabiliyetine sahip, sıkı idman programlarına dayanıklı olması gerekmektedir. Bu araştırma, Bayburt ilinde düzenlenen cirit müsabakasına katılan iki takımın (TA: A takımı ve TB: B takımı) atlarında müsabakanın (istirahat hali, müsabaka öncesi ve müsabaka sonu) serum visfatin ve plazma BDNF (P-BDNF) hormon düzeyleri üzerine etkisi ve bazı biyokimyasal (glukoz, laktat, Na, K, Cl, Ca, Mg, P, Fe, AST, ALT, ALP, LDH, CK, kreatinin, üre, total kolesterol (TK), trigliserid (TG), HDL, LDL, VLDL) parametrelerle ilişkisi incelenmiştir. Bu kapsamda araştırmada yaşları 4-9 yaşları arasında değişen, VKS ortalama 3.7 olan toplam 14 adet Arap aygırı kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen atlardan iki müsabaka (M1 ve M2) süresince müsabakanın farklı zamanlarında (istirahat hali (T0), müsabaka öncesi (T1) ve müsabaka sonu (T2)) vena jugularis'ten kan örnekleri alındı. Visfatin hormonu kan serumu, BDNF hormon düzeyleri ise plazma örneklerinden ELİSA yöntemiyle, biyokimyasal parametrelere ise Cobas 8000 otoanalizörde spektrofotometrik yöntemle kantitatif olarak çalışıldı. Alınan kan örneklerinden elde edilen serumlar -80 C°'de saklandı. Araştırmanın sonucunda elde edilen veriler IBM SPSS Statistics programında friedmam testi ile istatistiksel olarak analiz edildi. Çalışma grubunu oluşturan TA ve TB takımında yer alan atların M1 ve M2 cirit müsabakasının T2 dönemi T0 ve T1 dönemlerine göre, ortalama serum visfatin hormon düzeylerinde anlamlı düzeyde azalma görülürken, ortalama p-BDNF değerlerinde ise anlamlı düzeyde bir artış olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmanın biyokimyasal parametrelerine ait sonuçlar ise, TA ve TB grubunun M1 ve M2 cirit müsabakasının T1, T2 dönemlerine ait ortalama serum glukoz, K, Fe, AST, ALT, ALP, LDH, CK, üre, kreatinin, HDL seviyeleri T0 dönemine göre anlamlı düzeyde bir artış gösterirken, Ca, Mg, P, TK, TG, LDL,VLDL seviyelerinde anlamlı bir düzeyde azalma olduğu görülmüştür (P<0.05). Ortalama serum Cl düzeyi ise TA grubu M1 müsabakasının T1 ve T2 dönemleri, T0 dönemine göre anlamlı düzeyde azalırken, TA grubu M2 ve TB grubunun M1 ve M2 müsabakalarının T2 döneminde, T0 ve T1 dönemlerine göre anlamlı bir azalma belirlenmiştir (p<0.05). Diğer yandan, TA ve TB grubu M1 ve M2 cirit müsabakalarının T2 dönemine ait ortalama serum laktat, Na düzeyleri T1 dönemine göre anlamlı düzeyde azalırken, T0 döneminde ise artış gözlemlenmiştir (p<0.05).Sonuç olarak, müsabakaya katılan cirit atlarında müsabakanın p-BDNF ve serum visfatin hormon düzeyleri ile biyokimyasal parametrelerin (glukoz, laktat, Na, K, Cl, Ca, Mg, P, Fe, AST, ALT, ALP, LDH, CK, kreatinin, üre, TK, TG, HDL, LDL,VLDL) seviyeleri üzerine etkisi ortaya koyulmuştur. Visfatin hormon ve biyokimyasal parametrelerin düzeyinin ölçülmesi, egzersiz, idman ve fiziksel aktiviteye bağlı olarak atlarda performans; p-BDNF ise sinir sisteminin tepkisi, bilişsel performans ve beyindeki endokrin yanıtın değerlendirilmesine katkı sağlayabileceği ve faydalı olabileceği düşünülmektedir.
Farklı dozlarda uygulanan organik gübrelerin yerfıstığında (Arachis hypogaea L.) verim ve verim öğelerine etkisi
Son yüzyılda dünyanın aşırı kirlenmesi sağlık sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Her alanda olduğu gibi tarım sektöründe de doğaya ve canlıya zarar veren uygulamalar yerine doğayla barışık sağlıklı yöntemler üzerinde çalışılmaya başlanmıştır. Sağlıklı çevre ve beslenme için öne çıkan sistemlerin başında organik tarım gelmektedir. Organik tarımda da önemli girdiler olan organik gübreler ve kullanım dozları ile ilgili çalışmalar ön plana çıkmaktadır. Bu amaçla Osmaniye Düziçi ilçesinde 2019 yılında yapılan çalışmada; farklı organik gübre dozlarının yerfıstığında (Arachis hypogaea L.) verim ve bazı kalite parametrelerine etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmada; üç farklı gübre çeşidin (ahır, koyun ve solucan gübresi) ve bunların beş farklı dozu (ahır ve koyun gübresi: 0, 1000, 2000, 3000 ve 4000 kg/da ve solucan gübresi: 0, 250, 500, 750 ve 1000 kg/da) kullanılarak ''Tesadüf Blokları Deneme Deseni'ne'' göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Farklı dozlarda uygulanan organik gübrelerin tüm parametreler üzerindeki etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada kullanılan virginya tipi Ayşehanım çeşidinde en yüksek dekara verimi (199.81 ve 197.25 kg) kontrol ve 750 kg/dekar solucan gübresi (G10) uygulamasından, en yüksek yağ oranını ise (%50.46) 250 kg/da solucan gübresi (G9) uygulamasından elde edilmiştir. Sonuç olarak; solucan gübre dozları iyi sonuç verse de, tek yıllık bir çalışma olması nedeniyle daha sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için çalışmanın birden fazla yıl tekrar yapılması yararlı olacağı düşünülmektedir.
Fırat-Dicle Havzası bazı meteorolojik parametrelerinin zamansal ve mekânsal değişiminin incelenmesi
Fırat-Dicle Havzası Türkiye'nin en büyük havzalarındandır. Bu sebepten ötürü iklim değişikliği yönünden de en çok etkileyecek alandır. Çalışma alanın 1960-2020 yılı içerinden Meteoroloji Genel Müdürlüğünden havzada bulunan meteoroloji istasyonlarının verileri alınmıştır. Sayısal olarak yorumlanan 37 meteorolojik istasyonun maksimum ve minimum sıcaklık değerlerinin zamansal ve mekânsal değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışma da yöntem olarak en doğru yöntemi verecek Kriging Enterpolasyon Yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada meteorolojik parametrelinin gün, ay ve son olarak yıl ortalamaları alınarak zamansal grafikleri ile coğrafi bilgi sistemlerinde mekânsal analizleri yapılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında Fırat-Dicle Havzası'nda bulunan 21 ilde bulunan toplam 37 adet istasyondan elde edilen yıllık ortalama sıcaklık değerlerinin değişimleri incelenmiştir. Havzanın yıllık ortalama sıcaklık değerleri yıllara göre incelendiğinde süreç boyunca ortalama sıcaklığın yaklaşık 12.85°C olduğu belirlenmiştir. Yıllık ortalama sıcaklık değişimleri incelendiğinde geçmişten günümüze Erzurum Havalimanı İstasyonu haricinde bütün istasyonlarda belirgin bir biçimde farklı oranlarda yıllık ortalama sıcaklıklarda artış söz konusu iken, Erzurum Havalimanı İstasyonu'nda yıllık ortalama sıcaklıklar negatif yönlü olarak değişim göstermiştir.
Gezgin ve sabit arıcıların genel durumu: Tokat ili örneği
Arıcılık mesleği, bal arısı yetiştiriciliği ve bakımı ile arı ürünleri elde ederek satışından kazanç elde etmektir. Bal arısı yetiştiriciliğinde ilkbahar bakımı ve sonbahar bakımı vardır. Bal arısı yetiştiriciliği ile genellikle bal, polen, arı zehri, arı sütü, propolis gibi ürünler üretilir. Bal arısı yetiştiriciliğinde bazı hastalıklar görülebilmektedir. Bu hastalıklar genellikle Avrupa Yavru Çürüklüğü, Amerikan Yavru Çürüklüğü, Nosema, Varroa ve Dizanteri gibi hastalıklardır. Türkiye'de arıcılık iklimin müsait olduğu yerlerde her geçen gün önem arz etmektedir. Türkiye'deki arıcıların bazıları sabit arıcılık bazıları ise gezgin arıcılık faaliyetinde bulunmaktadır. Tokat İli Ülkemizin coğrafi, bitki florası çeşitliliği, iklim açısından bal arısı yetiştirmeye uygun şehirlerinden birdir. Tokat ilimiz sabit ve gezgin arıcıların kış aylarında bal arı kolonilerini kışlatmaları için uygun bir şehir olduğundan diğer bazı illerdeki arıcılar arılarını kışlatma için Tokat iline getirmektedir. Sabit ve gezgin arıcıların bal arısı yetiştiriciliğinde karşılaştığı bazı problemler ve sıkıntılar olmaktadır. Kış aylarında kışlatma zamanı, genellikle kolonilerin bahar bakımından bal sağım zamanına kadar ve bal sağım sonucu elde ettikleri ürünlerin satışı konusunda arıcıların karşılaştığı sıkıntı ve problemleri arıcılara sorular sorarak kişisel mülakat yöntemi vasıtasıyla tespit edilmiştir.
Organik tarımda kadın girişimci profilinin incelenmesi: Türkiye örneği
Son yıllarda önemi günden güne artan organik tarım, tarımsal üretimde zararlı maddelerin kullanılmasını yasaklayan ve toprağın sağlığını önceleyen bir üretim biçimidir. Organik tarımın temel amacı, insan sağlığını ve ekolojik sistemi korumaktır. Organik tarımın daha da gelişmesi için girişimciliğe ihtiyaç vardır. Girişimcilik, bir kişinin belli riski göze alarak elindeki sermayeyi yatırıma dönüştürmesidir. Kadın girişimcilerin bu yöndeki çabaları, bir yandan üretim sürecine katkı sağlarken diğer yandan kendilerine sosyo-ekonomik açıdan öz yeterlilik kazandırmaktadır. Organik tarımda kadın girişimcilerin sayısının her geçen gün arttığı dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın temel amacı Türkiye' de organik tarım faaliyetinde bulunan kadın girişimcilerin girişimcilik eğilimlerini belirlemektir. Çalışmada yöntem olarak nicel araştırma yapılmıştır. Verilerin toplanma sürecinde yargısal örnekleme metodu kullanılmıştır. Bu kapsamda 532 kadın girişimciye anket uygulanmıştır. Araştırmada kadınların genel tarımsal girişimcilik eğilimleri ve organik tarım girişimcilik eğilimlerinin iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çalışmada, ayrıca kadınların girişimci olmasının sonuçlarına ve bu süreçte karşılaştıkları sorunlara yönelik araştırma bulgularına yer verilmiştir. Son olarak organik tarımda kadın girişimciliğinin artırılması için öneriler sıralanmıştır. Çalışmanın hipotezlerine bakıldığında yaş ve eğitim değişkeni ile organik tarım eğilimi arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma; organik tarımda farkındalığı artırmayı, kadın girişimciliği teşvik etmeyi, her iki noktada da karşılaşılan sorunlara dikkat çekmeyi ve bu sorunların çözümü için önerilerde bulunmayı hedeflemektedir. Çalışmanın, ilgili konuda literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Bayburt ilindeki coğrafi işaret almış yöresel ürünlerin bilinirlik düzeyi ve tüketici tutumlarına etkisi
Küreselleşme ile birlikte dünya ticaretinde aşırı kar elde etme düşüncesi, içeriği oynanmış ürünlerin pazar paylarını artırmıştır. Yaşanılan bu gelişmeler tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve pazarda taklit edilmiş kullanımlara karşı koruyucu nitelikte ortaya konan stratejiler coğrafi işaret düzenlemelerini ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma Bayburt ilinde yaşayan tüketicilerin Bayburt iline ait coğrafi işaretli yöresel ürünlerle ilgili bilgi seviyelerinin, tutum ve davranışlarının istatistiksel sınamalar yapılarak ortaya konması amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın popülasyonu Bayburt' ta ikamet etmekte olan tüketiciler arasından kolay örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Nicel araştırma modeli benimsenerek yürütülen bu çalışmada veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 423 tüketici oluşturmaktadır. Araştırmayla ilgili verilerin elde edilmesine 2021 yılı Nisan ayında başlanıp Haziran ayında sonlandırılmıştır. Ankette tüketici tutum ölçeği ve marka bilinirliği ölçeğinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS-25 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bayburt ilinde coğrafi işaret almış bulunan toplam 12 yöresel ürün olduğu ve bu ürünlerin ayırt edici özelliklerinden bahsedilerek bu ürünlerin tanıtımı yapılmıştır. Tüketicilerin coğrafi işaretli ürün konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve Bayburt'a ait coğrafi işaret almış ürünlerin tanıtımı noktasında eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. Bayburt balı haricinde diğer coğrafi işaretli ürünlerde markalaşmaya gidilmemesi nedeniyle coğrafi işaretli ürünlerin bilinirlik düzeyinin tüketiciler nezdinde düşük olduğu görülmüştür. Tüketicilerin coğrafi işaretli ürünlere daha fazla ödeme yapmayı göze almalarına rağmen coğrafi işaretli ürünlere erişimde zorluklar yaşadıkları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar kapsamında tüketicilerin coğrafi işaretli ürün algısı ve bilinirliği ile coğrafi işaretli ürün satın alma davranışı arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Araştırma bulgularında markanın dikkat çekiciliği faktörünün coğrafi işaret algısı faktörü üzerinde en yüksek etkiye, coğrafi işaret hassasiyeti faktörü üzerinde ise en az etkiye sahip olduğu; markanın görünürlüğü faktörünün ise coğrafi işaret erişilebilirliği faktörü üzerinde en yüksek, coğrafi işaret hassasiyeti faktörü üzerinde ise en düşük etkiye sahip olduğu görülmüştür.
Çilek yetiştiriciliğinde verim ve kalite özellikleri üzerine farklı oranlarda vermikompost uygulamalarının etkisi
Bu çalışma, son yıllarda giderek kullanımı artan bir organik gübre olan vermikompostun farklı oranlarda uygulanması ile Monterey ve Portola çilek çeşitlerindeki bitki gelişimi, kalite özellikleri ve besin elementi içeriği üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada uygulama dozları bitki başına 0 g, 15 g, 30 g, 45 g, 60 g vermikompost ve 1,0 g MAP olmak üzere 6 farklı uygulama ele alınmıştır. Kullanılan iki çilek çeşidinde (Monterey, Portola) vermikompost ve MAP gübre dozlarının ilk çiçeklenme tarihi, ilk hasat tarihi, son hasat tarihi, hasat süresi, çiçek sayısı, bitki başına meyve sayısı, meyve eni, meyve boyu, meyve ağırlığı, bitki başına meyve verimi, bitki eni, bitki boyu, bitki yaprak eni, bitki yaprak boyu, bitki yaprak sapı uzunluğu, meyve rengi, meyve eti rengi, yaprak rengi, klorofil değeri, pH değeri, SÇKM, titre edilebilir asit miktarı, bitki besin elementi (N, P, K, Ca, Mg, S, Mn, Fe, Zn, B, Cl, Na), organik asit miktarı (okzalik, propiyonik, tartarik, bütirik, malonik, malik, laktik, sitrik, maleik, fumarik, süksinik), amino asit miktarı (aspartik, glutamik, asparajin, serin, glutamin, histidin, glisin, teanin, arjinin, alanin, tirozin, sistin, valin, metiyonin, triptofan, fenilalanin, izolösin, lösin, lizin, hidroksiprolin, sarkozin, prolin), enzim (CAT, POD, SOD) ve duyusal parametrelere (renk, tat, koku, aroma, sertlik, genel kabul edilebilirlik) olan etkileri incelenmiştir. Araştırmada, meyve verimine ilişkin en etkili sonuç V45 (491,05 g/bitki) uygulamasından elde edilmiştir. Monterey çeşidinden 401,69 g/bitki ile en yüksek verim belirlenmiştir. En yüksek meyve sayısı değeri V45 (26,66 adet/bitki) uygulamasından tespit edilmiştir. Meyve ağırlığının en yüksek değeri V60 (20,06 g/meyve) uygulamasında saptanmıştır. Çilek yetiştiriciliğinde sürdürülebilir tarım için vermikompostun iyi bir alternatif gübre olduğu ve V45 uygulamasının verim, kalite ve besin içeriği üzerine olumlu sonuçlar verdiği belirlenmiştir.
Bayburt ilinde organik tarımın stratejik analizi
Organik tarım son yıllarda hızlı bir şekilde yayılmakta olup, organik gıda pazarına olan ilgi de giderek artış göstermektedir. Organik tarım insanların sağlıklı bir hayat sürdürebilmeleri için doğanın doğal yapısını bozmadan doğadan en verimli şekilde faydalanmayı amaç edinmektedir. Bu çalışmanın amacı, organik tarım açısından önemli bir potansiyele sahip Bayburt ilinin organik tarım yönünden stratejik analizinin yapılmasıdır. Bu doğrultuda nitel araştırma yöntemi tercih edilerek yürütülen bu çalışmada görüşme tekniği kullanılarak 25 katılımcı (mühendis, tekniker, çiftçi ve akademisyen) ile SWOT analizi gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara göre, Bayburt ilinde organik tarımın güçlü yönleri toprağın çok fazla kimyasal işlem görmemiş olması, arazinin organik tarım yapmaya uygun olması, havanın ve toprağın temiz olması, doğal yöntemlerin hala kullanılıyor olması, coğrafi konumunun organik tarım açısından uygun olması, denetleyici kurumların olması, sağlıklı ürünlere talebin artmasıdır. Zayıf yönleri; çiftçiler organik tarım konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması, tarım arazilerinin yerini yapı arazilerinin alması, organik tarım için talebin yeterli olmaması, AR-GE çalışması yapılacak ortamın bulunmaması, kış aylarının uzun olmasından dolayı sürecin de uzaması, üretim konusunda alışkanlık kazanılmamış olmasıdır. Fırsatlar; tarımsal ürünlerin stratejik özelliklerinin bulunması, organik tarım için uygun ata tohumlarının bulunması, gıda ürünlerine ulaşmada yaşanılan zorlukların üstesinden gelinebilecek potansiyelin bulunması, Bayburt Üniversitesinden organik tarım konusunda eğitim alma imkânının olması, sağlıklı ve kaliteli ürünlere yönelik talebin oluşması ve sulama olanaklarının gelişmiş olmasıdır. Tehditler ise arazilerin parçalı olması nedeniyle miras sorununun ortaya çıkması, çiftçilerin gelirleri yüksek olmadığından dolayı girdileri karşılamada zorluk yaşaması, olumsuz iklim şartlarından dolayı farklı organik ürünlerin yetiştirilememesi ve organik tarım pazarının çok fazla gelişmemiş olmasıdır. Yapılan analizler sonucunda Bayburt ilinde organik tarım için en uygun stratejiler; kimyasal madde kullanılmaması, verimli arazilere bina gibi yapıların yapılmasına izin verilmemesi, parçalı arazilerin birleştirilmesi, çiftçilerin organik tarıma teşvik edilmesi ve bu konuda destekleme çalışmalarının yapılması olarak belirlenmiştir.
Farklı ekolojik koşullarda yetiştirilen lavandin (Lavandula x intermedia Emeric ex Loisel.) bitkisinin antioksidan aktivitesi ve uçucu yağ bileşenlerinin belirlenmesi
Tıbbi aromatik bitkiler her geçen gün önemi ve kullanım alanları artan önemli bir bitki grubu halini almaktadır. Özellikle uçucu yağlar yakın zamanlarda sıkça günlük hayatımızda kullanılmaktadır. Uçucu yağlar, tıbbi aromatik bitkilerin genellikle çiçek kısımları kullanılarak elde edilmektedir. Lavandin (Lavandula x intermedia Emeric ex Loisel.) çiçek kısımlarında uçucu yağ elde edilen ve parfümeri sanayii başta olmak üzere birçok alanda kullanılan ekonomik değeri olan bir bitkidir. Bu yüksek lisans tez çalışmasının amacı; farklı ekolojik koşullarda yetiştirilen Lavandin (Lavandula x intermedia Emeric ex Loisel.) bitkisinin antioksidan aktivitesi ve uçucu yağ bileşenlerini belirleyerek ekolojik farklılıkların bu değişkenler üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu amaçla farklı lokasyonlarda yetiştirilen lavandin örneklerinin uçucu yağ oranlarının %0,5-%4,4 değerleri arasında değiştiği görülmüştür. Majör uçucu yağ bileşenlerinin linalool (%13,66-%26,40) ve linalilyl asetat (%10,88-%29,89) olduğu görülmüştür. Lavandin (Lavandula x intermedia Emeric ex Loisel.) örneklerine ait TP (Toplam fenolik madde) 2,13-4,74 mg GAE/g numune değerleri arasında, TF (Toplam flavonoid madde) 0,43-0,66 mg QE/g numune değerleri arasında, FRAP (Demir (III) indirgeme) 27,62-79,50 µmol Fe2SO4.7H2O/g numune değerleri arasında ve DPPH (radikal temizleme aktivitesi) ise 0,54-1,84 SC50 mg/mL değerleri arasında olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, çalışmada kullanılan bitki materyallerinin parfümeri sanayiinde kullanıma uygun olduğu fikrini desteklemektedir.
Türkiye'de havayolu ulaşımında havaalalanların yeri ve çevresel etkileri: Erzurum havalimanı örneği
Türkiye'de Havaalanlarının öneminden bahsedilerek, Erzurum Havalimanı Özelinde havaalanlarının çevresel etkilerinin belirlenmesi sağlanmıştır.Çalışmada Erzurum ilinde yer alan Erzurun Havalimanından elde edilen çevresel risk faktörleri belirlenerek elde edilen risklerin çevreye olası etkileri L tipi matris kullanılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Cirit atlarında müsabakanın serum apelin, beyin yağ asidi bağlayıcı protein düzeyleri ile bazı kardiyak, stres belirteçleri ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Cirit, atlı sporcunun ciridini doğru bir şekilde rakibine atması, savaş sırasında kendisini ve bineğine hakim olması ve böylece rakibini yenmesinden oluşan, yiğitlik, cesaret oyunu ve erliğin göstergesi olarak adlandırılan at üstünde oynanan atlı takım sporudur.Apelin, glukoz ve enerji metabolizmasının düzenlenmesinde rolü nedeniyle metabolik hastalıkların; astrositlerden exprese edilen FABP7, beyindeki lipid metabolizmasının; kortizol, stresin; GRP78, endoplazmik retikulum stresi düzeyinin; cTnI, miyokard hasarın değerlendirilmesinde kullanılan belirteçlerdir. Bu çalışma, cirit müsabakasına katılan atlarda müsabakanın (istirahat hali (P0), müsabaka öncesi (P1) ve müsabaka sonu (P2)) serum apelin, FABP7, cTnI, kortizol, GRP78 düzeyleri üzerine etkisi ve bazı biyokimyasal (glukoz, laktat, CK, CK-MB, üre, kreatinin, AST, ALT, ALP, GGT, LDH, Total kolesterol (TK), Trigliserid (TG), VLDL, LDL, HDL) parametreleriyle ilişkisinin incelenmesidir. Bu kapsamda çalışmada yaşları 4-10 arasında değişen toplam 14 adet Arap aygırı kullanıldı. Çalışmanın P0, P1 ve P2 dönemlerinde bulunan atların vena jugularis'inden kan örnekleri alındı. Alınan kan numunelerinden elde edilen serum örneklerinde apelin, FABP7, cTnI, kortizol, GRP78 düzeyleri ELİSA yöntemiyle, biyokimyasal parametreler, Cobas 8000 otoanalizörde spektrofotometrik yöntemle kantitatif olarak incelendi.Serum örnekleri, analiz gerçekleşinceye kadar -80 C°'de saklandı. Çalışmaya ait veriler IBM SPSS Statistics programında tekrarlı ölçümler arasındaki oranı belirlemek için non-parametrik kruskal wallis H testi (cTnI,GRP78,kortizol,glukoz,laktat,CK,üre,kreatinin,AST,ALP, LDH),kullanılmıştır.Normal dağılım gösteren parametreler için One-Way ANOVA testi (apelin, FABP7, CK-MB, ALT, GGT, TK, TG, LDL,VLDL,HDL) ile analiz edilmiştir.Çalışma grupları incelendiğinde GA ve GB gruplarında yer alan atların C1 ve C2 müsabakalarındaki P2 dönemlerine ait değerlerin P0, P1 dönemlerindeki değerlerine göre ortalama serum FABP7, GRP78, cTnI, CK, CK-MB, glukoz, AST, ALT,ALP, LDH, üre, kreatinin, HDL değerlerinde artış gözlenirken, ortalama serum apelin, laktat, TK, TG, LDL,VLDL düzeylerinde azalma tespit edilmiştir (P<0.05). Sonuç olarak, cirit müsabakasına katılan atlarda müsabakanın serum apelin, FABP7, GRP78, Kortizol, cTnI düzeyleri ve glukoz, laktat, CK, CK-MB, üre, kreatinin, AST, ALT, ALP, GGT, LDH, Total kolesterol (TK), Trigliserid (TG), VLDL, LDL, HDL) biyokimyasal parametrelerin seviyeleri üzerinde etkisi ortaya koyulmuştur. Apelin hormon düzeyinin ölçülmesi,glukoz, insülin ve enerji metabolizmasındaki rolü nedeniyle egzersizin etkisi; FABP7,egzersize bağlı olarak beyindeki lipid metabolizması, GRP78, egzersize bağlı endoplazmik retikulum stres düzeyinin belirlenmesi, cTnI, CK, CK-MB ise egzersize bağlı olarak kardiyovasküler sistemin değerlendirilmesine katkı sağlayabileceğini düşünmekteyiz.Ancak, bu alanda daha kapsamlı ve moleküler düzeyde araştırmaların yapılmasının gerekli olduğu, FABP7, apelin egzersiz, atlarda uygulanacak eğitim ve idman programlarının oluşturulması, etkinliği ve yarış atlarının performans yönetimi süreçlerinde faydalı olabileceği kanaatine varılmıştır.
Cirit atlarında müsabakanın serum irisin ve ampk düzeyleri, bazı kas hasarı, stres belirteçleri ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Cirit, atlı oyuncuların kendilerini zinde tutmak için oynadıkları yiğitlik, cesaret oyunu ve erliğin timsali olarak kabul edilen Türk binicilik sporlarının en eskisi olarak kabul edilen at üstünde oynanan, tarihî ve millî atlı takım sporlarından biridir.Bu kapsamda çalışmada etkisini incelediğimiz hormonlardan birisi olan irisin, iskelet kasında yoğun bulunması ve egzersiz hormonu olarak adlandırılması nedeniyle atların performans seviyesinin belirlenmesinde değerlendirilebileceği bildirilen adipokin ve miyokindir. AMPK, ise hücresel enerji sensörü olarak kabul edilen enerji homeostazında rol oynayan bir enzimdir. Bu araştırma, Bayburt ilinde düzenlenen cirit müsabakasına katılan atlarda müsabakanın (istirahat hali, müsabaka öncesi ve müsabaka sonu) serum irisin, AMPK, IL-6, GRP78, kortizol hormon düzeyleri üzerine etkisi ve bazı biyokimyasal (glukoz, laktat, CK, CK-MB, üre, kreatinin, AST, ALT, ALP, GGT, LDH, Total kolesterol (TK), Trigliserid (TG), VLDL, LDL, HDL)parametrelerle ilişkisinin incelenmesidir. Bu kapsamda araştırmada yaşları 4-10 arasında değişen toplam 14 adet Arap aygırı kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen atlardan toplamda iki müsabaka süresince istirahat hali (H0), müsabaka öncesi (H1) ve müsabaka sonu (H2) dönemleri olmak üzere vena jugularis'ten kan örnekleri alındı. Kan serumu örneklerinde irisin, AMPK, IL-6, GRP78, kortizol hormonu düzeyleri ELISA yöntemiyle, biyokimyasal parametreler, Cobas 8000 otoanalizörde spektrofotometrik yöntemle kantitatif olarak çalışıldı. Alınan kan örneklerinden elde edilen serumlar -80 C°'de saklandı. Verilere ait istatistiksel değerlendirmede IBM SPSS v25 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Tekrarlı ölçümler arasındaki farklılıkları belirlemede parametrik olmayan Kruskal Wallis H testi (IL-6, CK), normal dağılım gösteren gruplarda one way ANOVA testi (İrisin, AMPK, GRP78,CK-MB) kullanılmış, zamanların sıra ortalamaları arasındaki fark ise anlamlılık düzeyi p<0,05 düzeyinde belirlenmiştir. Çalışma grupları incelendiğinde JA ve JB gruplarında yer alan atların E1 ve E2 müsabakalarındaki H2 dönemlerine ait değerlerin H0, H1 dönemlerindeki değerlerine göre ortalama serum irisin, IL-6, GRP78, kortizol, CK, CK-MB değerlerinde artış gözlenirken, ortalama serum AMPK, laktat, TK, TG, LDL, VLDL değerlerinde azalma tespit edilmiştir (p<0.05).Sonuç olarak, müsabakaya katılan cirit atlarında müsabakanın serum irisin, AMPK, IL-6, GRP78, kortizol, glukoz, laktat, CK, CK-MB, üre, kreatinin, AST, ALT, ALP, GGT, LDH, TK, TG, VLDL, LDL, HDL düzeyleri üzerine etkisi ortaya koyulmuştur. İrisin hormon düzeyinin ölçülmesi, egzersizin etkisi; AMPK, egzersize bağlı olarak enerji regülasyonun değerlendirilmesi, GRP78, egzersize bağlı endoplazmik retikulum stresi düzeyinin belirlenmesi, IL-6,CK, CK-MB egzersize bağlı olarak kas hasarının değerlendirilmesine katkı sağlayabileceğini düşünmekteyiz. Ancak, bu alanda daha kapsamlı ve moleküler düzeyde araştırmaların yapılmasının gerekli olduğu, egzersiz hormonu irisin, hücresel enerji sensörü AMPK, kas hasarı belirteçleri IL-6, CK parametreleri egzersiz, idman programlarının seçimi, etkinliği ve performans değerlendirilmesinde faydalı olabileceği kanaatine varılmıştır.
Bayburt ilinde farklı yetiştirme sistemi uygulanan tavuklardan elde edilen yumurtaların kalite kriterleri üzerine mevsimin etkisi
Bu çalışmada; Bayburt ilinde farklı yetiştirme sistemi uygulanan tavuklardan (Kafes sistemi, aile tipi ve Serbest gezen sistem) elde edilen yumurtaların kalite kriterleri (dış ve iç kalitesi ) üzerine mevsim (ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış) etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla Bayburt ilinde faaliyet gösteren 3 farklı yetiştirme sistemi uygulanan işletmelerden her bir mevsim döneminde 50 adet olmak üzere toplamda 600 adet yumurta örneği incelenmiştir. Mevsimin yumurta dış kalite analizi üzerine etkisi incelediğinde; kış mevsiminde kırılma mukavemeti, kabuk kalınlığı, sarı yüksekliği, sarı indeksi; ilkbahar mevsiminde sarı çapı; yaz mevsiminde şekil indeksi, sarı renk, haugh birimi, kırılma mukavemeti, kabuk kalınlığı, kabuk ağırlığı, sarı çapı; sonbahar mevsimin de ise şekil indeksi, yumurta ağırlığı, sarı renk, kabuk kalınlığı, kabuk ağırlığı, sarı yüksekliği ve sarı çapında mevsimin etkisi önemli (p<0,05) iken diğer dış kalite unsurları üzerine etkisi olmamıştır (p>0,05). Yetiştirme sistemleri bakımından değerlendirdiğimizde ise şekil indeksi (%) ve yumurta ağırlığında serbest gezen sistemde toplanan yumurtalardan en iyi sonuçlar elde edilirken kafes sisteminde sarı renkte en iyi sonuçlar elde edilmiştir (p<0,05). Mevsimin yumurta iç kalite üzerine ise yumurtanın sarı kısmında kış mevsiminde protein, ilkbahar ve yaz mevsiminde beta karoten (µg/g)(p<0,05); yumurta ak kısmında sonbahar mevsiminde Ph, kış ve yaz döneminde protein (p<0,05); yumurta geneli üzerine mevsimin etkisine bakıldığında kış döneminde kuru madde ve kül değerlerinin etkilendiği diğer iç kalite unsurları üzerine etkisinin olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Yumurta iç kalite unsurları üzerine yetiştirme sistemlerini değerlendirdiğimizde yumurta sarısında protein ve beta karotende serbest gezen sistemde, yumurta ak kısmında ph ve protein üzerine aile ve kafes işletmelerinde, yumurta tümü üzerine ise kuru madde ve kul oranı üzerine serbest gezen sistemlerde yetiştirilen yumurtalarda en iyi sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yumurtacı tavuk, yetiştirme sistemleri, mevsim etkisi, yumurta iç ve dış kalitesi
Bayburt bölgesi ballarının polen analizi
Bayburt ili ve bağlı ilçeleri ile 42 farklı bölgesinden Eylül ayında toplanan bal örneklerinde polen analizi yapılmıştır. Bu örneklerin 10 gramında bulunan polenlerin ait olduğu bitki taksonları tespit edilmiştir. Çalışmada bal örneklerinde dominant polene raslanmamıştır. Çalışmada, Onobrychis spp. 13 örnekte (Ö1, Ö7, Ö8, Ö9, Ö17, Ö18, Ö24, Ö26, Ö25, Ö27, Ö33, Ö39, Ö42) Achillea spp. 11 örnekte (Ö2, Ö9, Ö10, Ö15, Ö16, Ö21, Ö22, Ö26, Ö30, Ö31, Ö33) Aster spp. 5 örnekte (Ö5, Ö27, Ö34, Ö36, Ö40), Spergula spp. 4 örnekte (Ö10, Ö20, Ö30, Ö31), Rosa spp. 2 örnekte (Ö11, Ö12), Salvia spp. 1 örnekte (Ö13), Xanthium spp. 2 örnekte (Ö35, Ö41) sekonder polen olarak tespit edilmiştir. Bu araştırmada bulunan en yüksek polen % 30 frekans ile Onobrychis spp. Olmuştur. Astragalus spp., Crepis spp., Epilobium spp., Rosa spp., Salix spp., Verbascum spp., Thymus spp., Astragalus spp., Carduus spp., Cerasus spp. ve Coronilla spp. polenlerde genellikle minör polen olarak tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Arıcılık, Bal Arısı, Polen, Bayburt, melissopalinoloji
Organik tarım ürünlerine yönelik tüketici davranışları: erzurum ilinde bir uygulama
Bilim ve teknolojinin gelişmesi ile tarımda, birim alanda üretim verimlilik oranı giderek artırılmış ve artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacının karşılanması hedeflenmiştir. Ayrıca toplumlarda sağlıklı ve kaliteli beslenme bilincinin oluşması tarımsal üretimin beklentilerini de değiştirmiş ve organik tarım, iyi tarım uygulamalarının yasal zeminin de oluşmasına sebep olmuştur. Araştırmada bölgenin organik tarıma bakış açısının ve tüketicilerin sağlıklı, kaliteli beslenme açısından davranışlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Nicel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülen çalışmada veri toplama aracı olarak anket yönteminden yararlanılmıştır. Erzurum ili genelinde ikamet edip çalışamaya katılımı kabul eden 401 örneklemden faydalanılmıştır. Anket ifadeleri daha önce benzer çalışmalar incelenerek araştırmacı tarafından oluşturulmuştur. Anket çalışmasında Demografik ve betimsel sorular, tüketici tutum ölçeğinden yararlanılmıştır. Anket formundan elde edilen bilgiler SPSS 25 paket programından yararlanılarak analizler elde edilmiştir. Elde edilen analizlerde bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi yanı sıra tamamlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırmanın popülasyonu, Erzurum ilinde gıda alışverişi yapan hane halkları arasından kolayda örneklem yöntemiyle seçilmiştir. Elde edilen bulgular üzerinde kapsamlı bir tartışma yapılarak, çıkan sonuçlar rapor olarak düzenlenmiştir. Hipotez sınamalarının, araştırmaya katılan tüketicilerin kimyasal girdi kullanımlarına olumsuz bakmadığı, bazı hipotez sınamalarında ise organik ürünlerin tüketiciler tarafından tercih edildikleri ve satın alındıkları sonuçlarına varılmıştır. Böylelikle elde edilen bilgiler ışığında öneriler sunulmuştur.
Bayburt Üniversitesi'nde okuyan öğrencilerin besin tüketiminde geleneksel ve yeni medya etkisi
İnsan hayatının en önemli parçası olan ve sürekli değişime uğrayan beslenme alışkanlığı son dönemlerde medyadan çok fazla etkilenmeye başlamıştır ve medya ile beslenme arasındaki ilişki incelenmesi gereken bir alan haline gelmiştir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan bu çalışmada hayatımızın her alanında bize eşlik eden ve teknolojinin bir parçası olan medya araçlarının, genç yaş grubunda yer alan üniversite öğrencilerinin gıda tüketim alışkanlıklarına bir etkisinin olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi ve yapılacağı yer olarak; Bayburt üniversitesinde ön lisans, lisans ve yüksek lisans seviyesinde eğitim almakta olan 16 farklı bölümden toplam 376 öğrenci seçilmiştir. Bu öğrencilere online ve yüz yüze olacak şekilde anket uygulaması yapılmıştır. Öğrencilerin anket ölçeklerine verdikleri cevaplar SPSS-20 programı kullanılarak istatistiksel sonuçlara çevrilmiştir ve anketten elde edilen verilere T- testi, anova testi ve çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır. Çıkan sonuçlar değerlendirildiğinde ankete katılan öğrencilerin gıda tüketiminde belirli bir ölçüde medya organlarından ve reklamlardan etkilendikleri belirlenmiştir. Bu etkilenme incelendiğinde ise öğrencilerin yeni medya araçlarından etkilenme oranlarının geleneksel medya unsurlarından etkilenme oranına göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ulaşılan bu sonuçlar çalışma içerisinde tablolar halinde belirtilmiştir.
Kayısının pazarlama yapısı ve pazarlamaya yönelik sorunları: Malatya ili örneği
Kayısı ülke ekonomisi için oldukça önemli bir gelir kaynağıdır. İhracat verilerine bakıldığında kayısının önemi görülmektedir. Yapılan bu çalışmada kayısının ülkemizdeki en çok yetiştiriciliğinin yapıldığı, bir diğer deyişle kaysının anavatanı olan Malatya ilinde kayısı üretimi, pazarlaması, pazarlama sorunları ve üretici beklentilerini belirlemek ve bunlarla ilgili neler yapılabilir ortaya koyabilmek için 400 üreticinin sorularımızı tamamıyla cevapladığı bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Malatya ilinde bulunan üreticilerle durum değerlendirilmesi fırsatı bulunulmuş olup ve ölçek maddelerine içtenlikle cevap vermişlerdir. Kayısı Malatya ilinde önemli bir gelir kaynağı olmakla birlikte üreticiler için bir yaşam tarzına dönüşmüştür. Malatya'da kayısının verimliliğine göre yaşamlarını sürdürmektedirler. Çalışmada anket çalışması yapılmış olup, üreticilerden alınan veriler SPSS 25 paket programıyla sınamaya alınmıştır. Ayrıca veriler kullanılarak ANOVA testi, T-testi ve Korelasyon analizleri yapılmış olup çalışmada kullanılmıştır. Çalışmada kayısı üretimi ve pazarlaması sorunları olarak ilk göze çarpan durumun mevsimlerden kaynaklı olan ilkbahar geç donlarıdır. Malatya ili konum gereği çok soğuk olduğundan ilkbahar geç donları sıklıkla görülmektedir. Bir diğer önemli sorun ise hastalıklar ve bu hastalıklarla mücadele için girdi fiyatlarının pahalı olması ve gerekli bilginin üreticiye verilmemesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bu sorunların çözümü için devlet desteklemelerinin sadece maddi olmakla kalmayıp bilgi olarak da destek verilmesi öngörülmüştür. SPSS 25 programında analizler sonucu 6 faktör (Üretim, Memnuniyet, Pazarlama, Satış, Reklam, İhracat) belirlenmiş ve analizler bu 6 faktör kullanılarak yapılmış çalışmada analizlere yer verilmiştir.
Erzincan koşullarında bazı şeker pancarı (beta vulgaris l.) çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Şeker pancarından elde edilen şeker veriminin artırılması üretimin ana unsurlarından birisidir. Şeker pancarında kök-gövde verimi ve şeker oranının yüksek olması şeker veriminin de yüksek olması demektir. Bu araştırma, bazı şeker pancarı çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerini belirlemek amacıyla 2022 yılında Erzincan ili Üzümlü ilçesine bağlı Pişkidağ Köyünde ''Tesasüf Blokları Deneme Deseni''ne göre 3 tekerrürlü olarak kurulmuş ve yürütülmüştür. Araştırmada 10 farklı şeker pancarı çeşidi (Serenada, Lider, Mohican, Terranova, Aranka, Turbata, Bernache, Setenil, Tisserin ve Chevalier) kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre en yüksek yaprak verimi Mohican (3284,0 kg) ve Serenada (3251,9 kg), en yüksek kök-gövde verimi Serenada (10824,0 kg), en yüksek kök-gövde uzunluğu Serenada (31,13 cm), Lider (30,60 cm) ve Mohican (30,20 cm), en yüksek kök-gövde çapı Aranka (15,47 cm), Chevalier (15,40 cm) ve Serenada (15,07 cm), en yüksek yaprak sayısı Mohican (46,60 adet); en yüksek hasat indeksi Lider (%85,33); en yüksek kül yüzdesi Aranka (%3,91); en yüksek briks değeri Tisserin ve Chevalier (%20,47); en yüksek Digestion değeri Chevalier (%16,28); en düşük alfa amino azot oranı Terranova ve Lider (%0,029); en yüksek şeker verimi Serenada (1883,9 kg) ve Chevalier (1920,2 kg); en yüksek polar oranı Chevalier (%18,12), Lider (%17,93), Bernache (%17,72) ve Tisserin (%17,59) şeker pancarı çeşitlerinden elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen bu sonuçların neticesinde kök-gövde ve şeker verimi bakımından en yüksek değere sahip olan NZ şeker pancarı tipi, Erzincan ili ve benzer iklim koşullarını sağlayan bölgelerde yetiştirilmesi önerilebilir
Gümüşhane ili organik bal üreticilerinin stratejik analizi
Yüzyıllar geçmesine rağmen insanların temel besin kaynaklarından olan bal; önemi her geçen gün daha fazla anlaşılan ürünlerin başında gelmektedir. Türkiye'de özellikle kırsal kesimde yaşayan insanların arıcılıkla uğraşları geleneksel yöntemlerden başlayarak günümüz modern üretim yöntemlerine kadar gelişim göstermiştir. Ancak arıcılık ürünlerindeki kalıntı problemleri, tüketicilerin sağlıklı beslenme talepleri, çevresel etkiler vb. durumlar son dönemde üreticileri organik yöntemlerle üretime itmiştir. Türkiye'de kirlenmemiş bakir bölgelerin başında gelen Gümüşhane; mevcut coğrafi yapısı, iklim ve bitki örtüsü ile organik bal üretimi için gerekli şartları taşımaktadır. Bölgede sanayileşmenin az olması ve tarım alanlarının sınırlılığı ise organik bal üretimini destekleyici diğer faktörlerdendir. Bölgenin sosyo ekonomik yapısına bakıldığında istihdam alanlarının yetersizliği ve sınırlı tarım arazileri organik bal üretimini bölge için stratejik bir öneme taşımaktadır. Bilindiği gibi strateji belirlenen hedeflere ulaşmak için izlenecek yollar ve yapılacak hamlelerdir. Stratejik yönetim örgüt ve ya işletmelerin sürdürülebilirliğini sağlayabilmek için stratejik düşünmeyi, analiz etmeyi ve harekete geçmeyi ifade etmektedir. SWOT analizi ise en sık kullanılan stratejik analiz yöntemlerindendir. Bu yöntemle işletmeler bünyelerinde ki güçlü ve zayıf yönlerini ayrıca piyasa ya da pazardaki fırsat ve tehditleri belirleyip kendilerine uygun stratejiler oluşturabilirler. Dolayısıyla bu çalışmada organik bal üretimi ve üreticileri literatür taraması yapılarak araştırılmış, daha sonra çalışma alanında faaliyet gösteren 26 organik bal üreticisi ile görüşmeler yapılarak Gümüşhane İli Organik Bal Üreticilerinin güçlü ve zayıf yönleri ile fırsat ve tehditleri SWOT analizi tekniği ile tespit edilmiştir. Daha sonra mevcut veriler uzman görüşüne tabi tutularak SWARA yöntemi ile bölgeye uygun arı ırkı kullanılması, bölgenin sanayileşme ve nüfüs yoğunluğunun azlığından istifade edilerek üretimin geliştirlerek arttırılması, üreticilerin toplu hareket ederek pazarlama maliyetlerini azaltmak ve yerel halka organic beslenme kültürünü yerleştirmek gibi 4 temel strateji belirlenmitir böylellikle Gümüşhane'nin ekonomik ve sosyal yapısına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Organik bal üretimi, stratejik analiz, SWOT analizi, Gümüşhane
Anadolu merinosu kuzu rasyonlarına farklı oranlarda ilave edilen graviola yağ ekstresinin besi performansı ve adipokin, serebral, kardiyak, bağırsak ile mitokondriyal fonksiyon yanıtının sirkadiyen değişimi üzerine etkisi
Sirkadiyen ritim, 24 saatlik bir döngü boyunca fizyolojik süreçleri içeren organizmanın yaşadığı fiziksel, zihinsel ve davranışsal değişikliklerdir. Sirkadiyen ritim, enerji metabolizması, uyku-uyanıklık döngüsü, vücut sıcaklığının düzenlenmesi gibi birçok fizyolojik süreçler ile fizyolojik sistemlerin düzenlenmesinde anahtar rol oynamaktadır. Sirkadiyen ritim, yaşamın her aşamasında mevcut olup hayvanların endokrin sistemi, sindirim sistemindeki fizyolojik rolü ve büyüme performansı ile yakından ilişkili olması nedeniyle hayvanların sağlıklı büyümesi ve gelişimi için kritik öneme sahiptir. Işık döngüsündeki değişiklikler, yetersiz aydınlatma, yem ve su kısıtlaması, yüksek sıcaklık, hastalıklar gibi stres faktörleri sirkadiyen ritim bozukluğuna yol açan başlıca etmenlerdir. Sirkadiyen ritim bozukluğu, kuzuların büyüme ve gelişiminde yavaşlama, iştah metabolizmasını etkileyerek yem tüketiminde azalma, üreme performansında düşüş, davranış bozukluklarına (aşırı hareketlilik) ve immun sistemde zayıflama neticesinde hastalıklara yol açabilmektedir. Tıbbi ve aromatik bitkiler, endokrin sistem üzerinden hormon salınımı ile sirkadiyen ritim üzerinde düzenleyici etkiye sahiptirler. Mucizevi besin olarak atfedilen Graviola (Annona muricata L.), antioksidan, antimikrobiyal ve antienflamatuvar, antihelmintik, antipiretik, sedatif, antispazmodik etkileriyle geleneksel tamamlayıcı tıp alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Anadolu Merinosu kuzu rasyonlarına farklı oranlarda ilave edilen graviola yağ ekstresinin besi performansı ve adipokin, serebral, kardiyak, bağırsak ile mitokondriyal fonksiyon yanıtının sirkadiyen değişimi üzerine etkisinin incelenmesidir. Bu kapsamda çalışmanın hayvan materyalini 2.5 aylık yaşta 48 adet Anadolu Merinosu ırkı erkek kuzu oluşturmaktadır. Çalışma her grupta 12 adet hayvan olacak şekilde 1 kontrol (G0), 3 kuzu besi denemesi (G200, G400 ve G600) olmak üzere 4 gruptan oluşmaktadır. Çalışmanın grupları ise kuzu besi rasyonlarına graviola yağ ekstresi ilavesine göre sırasıyla G0 (kontrol, graviola yağ ekstresi uygulanmayan grup), G200 (200 ppm oranında ilave edilen grup), G400 (400 ppm oranında ilave edilen grup) ve G600 (600 ppm oranında ilave edilen grup) şeklinde oluşturulmuştur. Çalışma 2023 yılı Mart-Mayıs ayları arasında, 10 gün süreyle adaptasyon ve VI 60 gün süre ile besi denemesi olmak üzere toplamda 70 gün sürmüştür. Araştırma süresince doğal fotoperiyot altında, gece muayenesini kolaylaştırmak için 2 lüksten daha az şiddetli loş ışık sürekli olarak açık kalmıştır. Besi performansı üzerine Graviola yağı ekstresi etkisini incelediğimizde dönemsel olarak farklılıklar olsa da, 0-60 günlerde yem tüketimi üzerine etkisinin olmadığı (p>0,005) kontrol grubuna kıyasla canlı ağırlık artışı (CAA) üzerine etkisinin olmadığı ancak canlı ağırlık (CA) G400 ppm, yemden yararlanma oranı (YYO) üzerine ise G200 ppm dozunun etkili olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak G400 dozu 60. günde graviola yağ ekstresi uygulamasının güvenli olmasının yanı sıra sirkadiyen ritim düzenleyicisi protein BMAL1 ve melatonin hormonu ile vücut kondüsyon skoru (VKS) düzenleyici rolü irisin hormonu düzeyleri üzerinde etkili olduğu, en yüksek canlı ağırlık düzeyi üzerinde etkili ve faydalı olabileceği kanaatine varılmıştır. Sirkadiyen değişimi incelemek amacıyla araştırmanın 0., 15., 30., 45. ve 60. günlerinde 07:00, 13:00, 19:00, 01:00, 07:00 zaman dilimlerinde kuzuların vena jugularis'inden kan serum örnekleri alındı. Alınan kan numunelerinden elde edilen serum örneklerinde apelin, irisin, visfatin, melatonin, Beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF), Beyin ve kas ARNT-benzeri protein 1 (BMAL1), Beyin Mitokondriyal Taşıyıcı Protein-1 (BMCP1), Mitokondriyal-türevli peptid (MOTSc), Kardiyak troponin I (cTnI), Glukagon-Benzeri Peptid-1 (GLP-1), Glukagon-Benzeri Peptid-2 (GLP-2) düzeyleri ELİSA yöntemiyle incelendi. Serum örnekleri, analiz gerçekleşinceye kadar -80 C°'de saklandı. Çalışmaya ait veriler IBM SPSS 22 Statistics programında verilerin normal dağılımı kontrol edilerek ortalama ve standart hata olarak belirtilmiştir. Elde edilen veriler general lineral model multivariate (apelin, irisin, visfatin, melatonin, BDNF, BMAL1, BMCP1, MOTS-c, cTnI, GLP-1, GLP-2) analizi yapılmıştır. Ortalamalar arasındaki farkları karşılaştırmak için Duncan'ın çoklu karşılaştırma testi uygulanarak istatistik önemlilik değeri p değeri <0,05 anlamlı olarak kabul edildi. Deneme çalışma BMAL1 (saat: 13:00), BMCP1, GLP1, GLP2, irisin, MOTS-c, visfatin, melatonin (saat 01:00) değerleri üzerine incelendiğinde G400 katkı dozunda saat 19:00'da 60 günde etkili olurken, apelin (saat 19:00), cTnI (saat 13:00 ve 07:00'de) G600 dozunda saat 13:00'de 60 günde en iyi sonuçlar elde edilmiştir. BDNF üzerine G200 dozunda saat 19:00 ile 13:00'de 60 günde elde edilirken, canlı ağırlık üzerine G400 dozunda ve canlı ağırlık artışı linear olarak artış göstererek 60. günde en iyi sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca, apelin hormon düzeyinin ölçülmesi, glukoz, insülin ve enerji metabolizmasındaki rolü nedeniyle beslenmenin etkisi; irisin, VKS düzenleyici rolü nedeniyle beslenmeye bağlı canlı ağırlık ve VKS'nin değerlendirilmesi, melatonin, sirkadiyen ritim düzenleyici hormon olması nedeniyle sirkadiyen, BDNF, serebral yanıtın incelenmesi, MOTSc ve BMCP1, mitokondriyal fonksiyon değerlendirilmesinde, cTnI, kuzularda miyokardiyal hasarın belirlenmesinde kardiyak yanıtın değerlendirilmesi, GLP-1 ve GLP-2'nin bağırsak yanıtının incelenerek gastrointestinal sistemin değerlendirilmesine katkı sağlayabileceğini düşünmekteyiz. Ancak, bu alanda daha kapsamlı ve moleküler düzeyde araştırmaların yapılmasının gerekli olduğu, sirkadiyen ritim düzenleyicisi BMAL1'in sirkadiyen ritim süreçlerinin değerlendirilerek beslenme programlarının oluşturulması, etkinliğin incelenmesinde ve besi performans yönetimi süreçlerinde katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Bayburt ili ekolojik koşullarında yetiştirilen lavanta (Lavandula angustifolia L.) bitkisine farklı dozlarda uygulanan mikrobiyal gübrenin verim ve verim unsurları ile kalite özelliklerine etkisi
Doğal içeriğe sahip bitkisel ilaçların tedavi amacıyla kullanımının gün geçtikçe artması, kendine has hoş koku ve aromaya sahip bitkilerin kozmetik, parfümeri ve gıda sanayisine hammadde bakımından kaynak oluşturması, son yıllarda alternatif kullanım alanlarının ortaya çıkması tıbbi ve aromatik bitkilere olan talebi arttırmaktadır. Bu talep artışının diğer bir nedeni de ülkemizde ve dünya genelinde kimyasal içerikli ürünlerin yan etkilerinde görülen artıştan kaynaklı doğal ürünlere ve doğal tedavi yöntemlerine yönelimin olmasıdır. Gün geçtikçe kullanım alanları ve miktarı artmakta olan tıbbi ve aromatik bitkilerin istenilen miktarda henüz tarımı yapılamasa da yetiştiricilik açısından oldukça zengin ekolojik koşullara ve imkana sahip ülkelerden birisi de Türkiye'dir. Araştırma konumuz olan Lavandula angustifolia Mill. bitkisinin iklim seçiciliğinin ve toprak isteklerinin az olması, soğuğa ve kuraklığa dayanaklılığı, geniş kullanım yelpazesine sahip olması, uzun yıllar verimlilik potansiyelini koruması lavanta yetiştiriciliğini cazip hale getirmektedir. Bu yüksek lisans tez çalışmasın amacı; Bayburt ili ekolojik koşullarında ilk kez yetiştirilen Lavadula angustifolia L. bitkisine farklı dozlarda uygulanan mikrobiyal gübrenin verim ve verim unsurları ile kalite özelliklerine etkisini belirlemektir. Bayburt ili ekolojik koşulları için ilk kez Lavadula angustifolia L. türünde mikrobiyal gübre uygulamaları yapılmıştır. Yapılan araştırma kapsamında kontrol, 1 L/da, 2 L/da ve 4 L/da olmak üzere dört farklı gübre dozu uygulanarak; L. angustifolia L. türünde en uzun bitki boyu (68,3 cm) kontrol grubunda, en kısa bitki boyu (56,0 cm) 2 L/da gübre dozu uygulanan parselde ölçülmüştür. Ayrıca başakta küme sayısı değişkeninde en yüksek değer (6,49 adet) 4 L/da gübre dozu uygulanan parselde, en düşük değer (5,99 adet) 2 L/da gübre dozu uygulanan parselde belirlenirken, başakta çiçek sayısı için en yüksek değer (56,63 adet) 2 L/da gübre dozu uygulanan parselde, en düşük değer (48,45 cm) ise kontrol grubunda olduğu tespit edilmiştir. Bunlara ek olarak en yüksek uçucu yağ içeriği (%5) 4 L/da gübre dozu uygulanan parselde tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar mikrobiyal gübre uygulamalarının Lavandula angustifolia L. türü için bazı verim ve verim unsurları ile kalite özelliklerini destekleyici olduğunu göstermektedir. Bayburt ili ekolojik koşullarının Lavandula angustifolia L. türünün yetiştirilmesi için düşük dozlardaki mikrobiyal gübre uygulamalarının yeterli olduğu belirlenmiştir.
Türkiye'deki organik tarım ürünlerinin ihracatı ve pazarlama boyutu: Bursa ili örneği
Bugüne kadar kullanılan hormon ve kimyasal ilaçların yoğun kullanımı, ekolojik dengenin yapısını, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini ve insan sağlığını, ayrıca organik, çevre dostu tarımsal üretimi bozmaya başlamıştır. Gelir düzeyi düşük olan ülkeler için çevreye ve dolayısıyla halk sağlığına dost, kırsal alanların kalkınmasını sağlayan organik tarımsal üretim elzem duruma gelmiştir. Bu durumla beraber organik tarım kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'deki organik tarım ürünlerinin uluslararası ticaret ve pazarlama boyutunu analiz etmek amacıyla Bursa ili örneğinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, Türkiye'nin organik tarım sektörünün mevcut durumu, bitkisel üretim ve ihracat verileri ele alınarak Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan sağlanan güncel veriler ışığında değerlendirilmiştir. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu çalışma, literatür taraması ve dokümantasyon incelemesi yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Tarım ve Orman Bakanlığı verileri, ilgili yönetmelik ve tebliğler ile yerli ve yabancı kaynaklardan faydalanılarak yapılan analizler sonucunda, Türkiye'deki organik tarım ürünlerinin ihracat ve pazarlama potansiyeline ilişkin önemli bulgulara ulaşılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, Türkiye'nin organik tarım ürünlerinin uluslararası pazarda rekabet gücünün artırılmasına yönelik öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Organik tarım, ihracat, pazarlama, Bursa, bitkisel üretim
Bazı arpa popülasyonlarında anter kültürü yöntemi ile double haploid bitki eldesinde rejenerasyon oranının artırılması
Bu Araştırma Bazı Arpa Popülasyonlarında Anter Kültürü Yöntemi ile Double Haploid Bitki Eldesinde Rejenerasyon Oranının Artırılması amacıyla 2021 yılında Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü, Biyoteknoloji Araştırma Merkezi, Yenimahalle yerleşkesinde yürütülmüştür. Birbirinden farklı üç melez popülasyonların (Tokak 157-37 (X) Aida (X) Sayım 40, Sayım 40 (X) Tokak 157-37, Cirit (X) Alena) materyal olarak kullanıldığı çalışmamızda, bitki eksplantının (arpa başağının alt-orta-üst kısımlarının), iki farklı sıcaklığın (+4-+28 ˚C) ve Kübrik Sülfat(CuSO4) konsantrasyonlarının (kontrol-1-5-10 mg/L) ön muamelede değişkenler olarak ; anter kültürüne, haploid bitki elde edilmesine ve rejenere olmuş bitkilere sayısal olarak etkileri incelenmiştir. Değişken ön muamelelerle birlikte ilk olarak 1 Molar katı Mannitol besi yeri ortamı, sonrasında sırayla kallus oluşturma, kallus geliştirme ve köklendirme besi yerleri kullanılmıştır. Haploid (n kromozom sayısına sahip) anterler steril koşullarda ilk besi yerine aktarıldıktan sonra sırasıyla; kallus (anter ile kallus arası 3-4 hafta kadar sürmektedir), yeşil kallus, sürgün, köklü bitkicik oluşumları gözlenmiştir. Sonrasında Vernelizasyon ihtiyacının karşılanması için +4˚C'de 30 gün bekletilmiştir. Kallus oluşumu, sürgün ve rejenere bitki sayıları bakımından melez popülasyonları farklı sonuçlar vermiştir. Bu durum genotiplerin çalışmadaki önemini de ortaya koymuştur.
İlle de France kuzu rasyonlarına farklı dozlarda ilave edilen moringa olifera yağ ektresinin besi performansı ve adipokin (irisin, apelin), serebral (BDNF), BMAL1, melatonin ve kortizolhormonu yanıtının sirkadiyen değişimi üzerine etkisi
Sirkadiyen ritim, organizmanın 24 saatlik bir döngü boyunca yaşadığı fiziksel, zihinsel ve davranışsal değişiklikler ile fizyolojik süreçlerin biyolojik ritmik aktivitelerdir. Sirkadiyen ritim, başta endokrin sistemi, sindirim sistemi etkisi nedeniyle büyüme performansı ile hayvanların sağlıklı büyümesi ve gelişimi için kritik öneme sahiptir. Işık döngüsündeki değişiklikler, stres faktörleri (yem ve su kısıtlaması, yüksek sıcaklık, hastalıklar) de sirkadiyen ritmi bozulmasına yol açan başlıca etmenlerdir. Sirkadiyen ritim bozulması, iştahı etkileyerek yem tüketiminde azalma ile hormon salınımını olumsuz etkileyerek kuzularda büyüme ve gelişmelerinde yavaşlama, immun sistemde zayıflama ile hastalıklara karşı direncin azalması ile üreme performansın düşmesi ve davranış bozukluklarının (aşırı hareketlilik, iştahsızlık vb.) şekillenmesine neden olabilmektedir. Bitkisel ekstraktlar, endokrin sistemi etkileyerek hormonların sirkadiyen salınımında ve sirkadiyen ritmin düzenlenmesinde önemli bir role sahiptir. Mucizevî besin olarak atfedilen Moringa olifera, antioksidan, antimikrobiyal etkileriyle geleneksel tamamlayıcı tıp alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, İlle de France kuzu rasyonlarına farklı dozlarda Moringa olifera yağ ektresi ilavesinin adipokin (irisin, apelin), serebral (BDNF), BMAL1, melatonin kortizol hormonu yanıtının sirkadiyen değişiminin incelenmesidir. Bu kapsamda çalışmada 2.5 aylık yaşta 48 adet İle de France ırkı erkek kuzu kullanılmış ve hayvanlar her biri 12 adet erkek kuzudan oluşan 1 kontrol, 3 deneme olmak üzere 4 grup düzenlenmiştir. Kuzu besi rasyonlarına sırasıyla M0 (kontrol), M200, M400 ve M600 ppm oranında Moringa olifera yağ ekstresi (MOE) ilave edilmiştir. Çalışma 2024 yılı Mart-Mayıs ayları arasında yürütülmüş ve 10 gün süreyle adaptasyon ve 60 gün süre ile besi denemesi olmak üzere toplamda 70 gün sürmüştür. Araştırma süresince doğal fotoperiyot (12 saat aydınlık; 12 saat karanlık), gece muayenesini kolaylaştırmak için 2 lüksten daha az üreten loş ışık sürekli olarak açık kaldı. Çalışma sirkadiyen ritmini değerlendirmek için araştırmanın 0., 15., 30., 45. ve 60. günlerinde 07:00, 13:00, 19:00, 01:00, 07:00 zaman dilimlerinde kuzuların vena jugularis'inden kan serum örnekleri alındı. Alınan kan numunelerinden elde edilen serum örneklerinde apelin, irisin, melatonin, Beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF), Beyin ve Kas ARNT-benzeri protein 1 (BMAL1) düzeyleri ELİSA yöntemiyle incelendi. Serum örnekleri, analiz gerçekleşinceye kadar -80 C°'de saklandı. Çalışmaya ait veriler IBM SPSS 22 Statistics programında verilerin normal dağılımı kontrol edilerek ortalama ve standart hata olarak belirtilmiştir. Elde edilen veriler general lineral model multivariate (apelin, irisin, melatonin, BDNF, BMAL1 ve kortizol) analizi yapılmıştır. Ortalamalar arasındaki farkları karşılaştırmak için Duncan'ın çoklu karşılaştırma testi uygulanarak istatistik önemlilik değeri p değeri <0,05 anlamlı olarak kabul edildi. Çalışma BMAL1 (saat:13:00), irisin, melatonin (Saat 01:00) değerleri üzerine incelendiğinde M400 katkı dozunda saat 19:00'da 60 günde etkili olurken, apelin (saat 19:00) M600 dozunda saat 13:00'de 60 günde en iyi sonuçlar elde edilmiştir. BDNF üzerine M200 dozunda saat 19:00 ile 13:00'de 60 günde elde edilirken canlı ağırlık üzerine M400 dozunda ve canlı ağırlık artışı linear olarak artış göstererek 60. günde en iyi sonuçlar elde edilmiştir. Besi performansı bakımından değerlendirdiğimizde dönemsel olarak gruplar arasında farklılık olsa da besi başlangıcı ve besi sonu arasında CAA ve yem tüketimi üzerine rasyona MOE ilavesinn etkisinn olmadığı ancak CA üzerine M400 gruplar, yemden yaralanma üzerine ise M200 gruplarda en iyi sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç olarak M400 dozu 60. günde MOE uygulamasının güvenli olmasının yanı sıra sirkadiyen ritim düzenleyicisi protein BMAL1 ve melatonin hormonu ile VKS düzenleyici rolü irisin hormonu düzeyleri üzerinde etkili olduğu, en yüksek canlı ağırlık düzeyi üzerinde etkili ve faydalı olabileceği kanaatine varılmıştır. Ayrıca, Apelin hormon düzeyinin ölçülmesi, glukoz, insülin ve enerji metabolizmasındaki rolü nedeniyle beslenmenin etkisi; İrisin, vücut kondüsyon skoru (VKS) düzenleyici rolü nedeniyle beslenmeye bağlı canlı ağırlık ve VKS değerlendirilmesi, melatonin, sirkadiyen ritim düzenleyici hormon olması nedeniyle sirkadiyen, BDNF, serebral yanıtın incelenerek değerlendirilmesine katkı sağlayabileceğini düşünmekteyiz. Ancak, bu alanda daha kapsamlı ve moleküler düzeyde araştırmaların yapılmasının gerekli olduğu, sirkadiyen ritim düzenleyicisi BMAL1'in sirkadiyen ritim süreçlerinin değerlendirilerek uygulanacak besleme programlarının oluşturulması, etkinliği ve besi performans yönetimi süreçlerinde faydalı olabileceği kanaatine varılmıştır.
Kenevir protein izolatı üretiminin ve glikasyonunun yanıt yüzey metodu (RSM) ile optimizasyonu
Günümüzde vegan beslenme kültürü oldukça yaygınlaşmıştır. Bu nedenle bitki-bazlı protein kaynaklarına olan ilgi günden güne artmaktadır. Bitki-bazlı protein kaynaklarından biri olan, endüstriyel kenevir tohumu, yüksek miktarda kaliteli yağ, protein, karbonhidrat, çözünmeyen lif, vitamin ve mineral içermektedir. Kenevir tohumu proteininin, mükemmel sindirilebilirliği ve esansiyel amino asit içeriğinin yeterliliği nedeniyle, yumurta akı ve soya fasulyesi proteinleriyle karşılaştırılabilir besin değerine sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışma kapsamında, yağı alınmış kenevir tohumundan, farklı ekstraksiyon koşullarında en yüksek verimde protein izolatı eldesi için yanıt yüzey metodu (RSM) ile optimizasyon uygulanmıştır. Optimum ekstraksiyon koşulları, tuz konsantrasyonunun 0, pH değerinin 12 ve sıcaklığın 49 ºC olduğu durumda belirlenmiştir. Optimum koşullarda üretilen protein izolatı glikasyon işlemine tabii tutulmuş olup glikasyon koşulları da RSM ile optimize edilmiştir. Glikasyon için en uygun glikasyon derecesi ve esmerleşme indeksinin elde edildiği optimum koşullar ise protein:şeker (fruktoz) oranının 1.6:1, sıcaklığın 60 °C ve sürenin 90 dk olduğu durumda saptanmıştır. Bu koşullarda elde edilen glike protein izolatının, glike edilmemiş protein izolatı ile emülsifiye edici aktivite indeksi ve emülsiyon stabilite indeksi sonuçlarında istatistiksel bir fark bulunmamıştır. Toplam fenolik-flavonoid bileşik ve antioksidan aktivite miktarlarında ise şeker kompleksi bu değerlerin azalmasına neden olmuştur. Bunun yanı sıra toplam fenolik-flavonoid bileşik ve antioksidan aktivite değerleri arasında yüksek pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir. SEM mikrografları, kenevir protein izolatı ve şeker arasındaki ilişkilerin varlığını göstermiş ve bu etkileşimler süngerimsi üç boyutlu bir mikro yapıya yol açmıştır. FTIR sonuçlarına göre glike edilmiş olan izolatla glike edilmemiş ile karşılaştırıldığında 3300-3200 cm-1'de daha güçlü absorpsiyon gösterdiği belirlenmiştir. Bu durum polisakkarit zincirinin indirgeyici ucunun amino asitlerle kovalent olarak birleştirildiğinin göstergesidir. Sonuç olarak, bu çalışma ile monosakkaritlerin glikasyonu nasıl etkilediği konusunda fonksiyonel ve karakteristik özellikler adına önemli bulgular tespit edilmiştir.
Deneysel olarak obezite oluşturulan ratlarda jackfruit yağ ekstresi ilavesinin adipokin, serebral, kardiyak, bağırsak yanıt ile bazı lizozomal ve mitokondriyal fonksiyon parametreleri üzerine etkisi
Obezite, günümüzde prevalansı giderek artış göstermesinin yanı sıra başta diyabet, kanser, metabolik sendrom, kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili olması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Adipokinler, adipoz dokudan salgılanan, insülin duyarlılığını ve enerji regulasyonu ile inflamatuar ve iyileşme süreçlerini düzenleyen başta obezite, diyabet, kanser gibi birçok hastalıkla ilişkili biyoaktif moleküllerdir. Bu çalışmanın amacı, deneysel olarak obezite oluşturulan ratlarda jackfruit yağ ekstresi ilavesinin adipokin, serebral, kardiyak, bağırsak yanıtı ile bazı lizozomal ve mitokondriyal fonksiyon parametreleri üzerine etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla 8-10 haftalık yaş aralığında ve ortalama 195-215 g ağırlığında 64 adet yetişkin erkek Wistar albino cinsi rat kullanıldı. Ratlar deney öncesinde canlı ağırlık ortalamaları eşit, her bir grupta 8 rat olacak şekilde rastgele seçilen ve standart diyetle beslenen grupta, Kontrol (K), J100, J200, J300; Yüksek yağlı diyetle beslenen grupta ise, YYDK, YDJ100, YDJ200 ve YDJ300 olmak üzere 8 grup oluşturuldu. Çalışmanın grupları ise, K grubu: standart diyet uygulanan ve jackfruit yağ ekstresi (JOE, jackfruit oil extract) uygulanmayan sağlıklı grup (n=8), J100 mg/kg grubu (J100): ratlara oral gavaj yoluyla (OGY) 100 mg/kg dozunda JOE uygulanan grup (n=8), J200 mg/kg grubu (J200): ratlara sadece OGY ile 200 mg/kg dozunda JOE uygulanan grup(n=8), J300 mg/kg grubu (J300): ratlara sadece OGY ile 300 mg/kg dozunda JOE uygulanan grup (n=8), Yüksek Yağlı Diyet kontrol (YYDK) grubu: yüksek yağlı diyet uygulanarak deneysel obezite oluşturulan ve Jackfruit meyvesi yağ ekstresi uygulanmayan grup (n=8), YDJ100 mg/kg (YDJ100) grubu: yüksek yağlı diyet uygulanarak deneysel obezite oluşturulan ratlara 60 gün boyunca günlük OGY ile 100 mg/kg düzeyinde JOE uygulanan grup (n=8), YDJ200 mg/kg (YDJ200) grubu: yüksek yağlı diyet uygulanarak deneysel obezite oluşturulan ratlara 60 gün boyunca günlük OGY ile 200 mg/kg düzeyinde JOE uygulanan grup (n=8), YDJ300 mg/kg (YDJ300) grubu: yüksek yağlı diyet uygulanarak deneysel obezite oluşturulan ratlara 60 gün boyunca günlük OGY ile 300 mg/kg düzeyinde JOE uygulanan grup (n=8) olmak üzere toplam 64 rat oluşturuldu. Ratlar, laboratuvar koşuluna alışmalarını sağlamak için (sıcaklık (22–24 °C), bağıl nemi %35-40 ve aydınlık/karanlık döngüsü (12 saat aydınlık, 12 saat karanlık)) standart yemle beslenerek 7 gün süreyle adaptasyon süresi uygulandı. J100, J200, J300 ve YDJ100, YDJ200, YDJ300 gruplarında jackfruit yağ ekstresi günlük orogastrik gavaj ile 8 hafta ad libitum olarak süre uygulandı. Araştırmanın 0., 15., 30., 45. ve 60. günlerinde tartılarak kilo değişimleri belirlenerek, tüm deneklerin 0. ve 60.günlerinde kuyruk veninden (Vena caudalis) kan örnekleri alınacaktır. Alınan kan numunelerinden elde edilen serum örneklerinde Apelin, Asprosin, Adiponektin, İrisin, Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF), Kardiyak troponin I (cTnI), glukagon benzeri peptit 1 (GLP-1), lizozomal ilişkili membran proteini 1 (LAMP1), Mitokondriyal-türevli peptid (MOTS-c) ve Beyin mitokondriyal taşıyıcı protein-1 (BMCP1) düzeyleri ELISA yöntemiyle incelendi. Araştırmanın sonucunda elde edilen tüm sayısal veriler SPSS 22.0 istatistik programında General Linear Model Univariate'de Duncan testi ile istatistiksel olarak analiz edildi. Verilerin ortalamaları standart hatalarıyla ifade edilerek (±) Repeated measures testi kullanıldı. Tüm anlamlı farklılıklar p<0.05 seviyesinde test edilerek değerlendirildi. Çalışma gruplarında yer alan ratların canlı ağırlık değişimi, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında K grubunda artarken, YDJ200 grubunda YYDK grubuna göre belirgin bir azalma meydana gelmiştir (p<0.05). Bu yönüyle JOE, obezite ratlarda canlı ağırlık düzeyini azaltarak veya kilo alımını engelleyerek anti-obezite etki gösterdiği gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda ortalama Yüksek yağlı diyet gruplarında OGY yoluyla anti-obezite etkisi bildirilen farklı oranda JOE doz artışına bağlı olarak çalışmanın 60. gününde ortalama serum apelin, asprosin, adiponektin, irisin, cTnI düzeyleri YYDK grubuna göre en belirgin azalma YDJ200 grubunda olarak belirlendi (p<0.01). Diğer yandan JOE doz artışına bağlı olarak çalışmanın 60. gününde ortalama serum BDNF, GLP-1, LAMP1, MOTS-c ve BMCP1 düzeyleri YYDK grubuna göre en belirgin artış YDJ200 grubunda olarak belirlendi (p<0.05). Obezite başta olmak üzere birçok hastalıkta LAMP1 seviyelerindeki azalma, hücrelerin atık yönetimi ve geri dönüşüm süreçleri olan lizozomal fonksiyonlarda veya otofajide bir bozukluğa işaret ederek hücresel hasara ve metabolik sorunlara yol açmaktadır. Sonuç olarak, ratlarda 200 mg/kg JOE uygulamasının sağlıklı ve obezite ratlarda olumsuz bir etki oluşturmamasının yanı sıra, obezitede meydana bozulmuş lizozomal fonksiyonu, metabolik sağlıkla ilişkili adipokinlerin (apelin, asprosin, adiponektin ve irisin) ve serebral yanıt (BDNF) ve enerji metabolizmasının (MOTS-c, BMCP1) iyileştirilmesinde yararlı olabileceği ancak daha kapsamlı araştırmaların arttırılmasının gerekli ve faydalı olabileceği kanaatine varılmıştır.
Deneysel tip 2 diyabet oluşturulan ratlarda graviola yağ ekstresinin adipokin, serebral, kardiyak ve bağırsak yanıtı ile bazı biyokimyasal parametreleri üzerine etkisi
Diabetes mellitus (DM), pankreasın insülin sekresyonunun mutlak veya nispi yetersizliği, insülin etkisizliği veya insülin molekülündeki yapısal bozukluklar sonucunda oluşan, karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında bozukluklara neden olan, kronik hiperglisemi ile karakterize dünyada prevalansı giderek artış gösteren metabolize bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı STZ ile deneysel Tip 2 diyabetli ratlarda farklı oranda graviola yağ ekstresi kullanımının adipokin, kardiyak yanıtı, bağırsak ve mitokondriyal fonksiyonu üzerine etkisi ile bazı biyokimyasal parametrelerle ilişkisinin incelenmesidir. Bu amaçla 8-10 haftalık yaş aralığında ve ortalama 195-215 g ağırlığında 64 adet yetişkin erkek Wistar albino cinsi sıçan kullanıldı. Ratlar deney öncesinde canlı ağırlık ortalamaları eşit, her bir grupta 8 rat olacak şekilde rastgele seçilerek Kontrol (K), G100, G200, G300; Diyabet Kontrol (DK), DG100, DG200, DG300 olmak üzere, 8 grup oluşturuldu. Kontrol (K) grubu, ratlara sadece 0,5 ml serum fizyolojik intraperitonal (i.p) olarak enjekte edilerek sağlıklı kontrol grubu oluşturuldu. Deneysel olarak diyabet oluşturulması için DK ve DR100, DR200, DR300 gruplarında yer alan sıçanlara %0.9'luk serum fizyolojik içerisinde taze hazırlanmış STZ çözeltisinden 0,5 ml içinde 50 mg/kg olacak şekilde tek doz i.p yolla uygulandı. Enjeksiyon uygulamasından 72 saat sonra açlık kan şekeri ölçümleri için kuyruk veninden alınan kan örneklerinde glukoz ölçümü yapıldı. Kan serum glukoz düzeyi 250 mg/dl veya üzerinde tespit edilen sıçanlar Tip 2 diyabetli olarak kabul edildi. K ve DK gruplarında yer alan hayvanlara diğer gruplarla aynı standardın oluşturulabilmesi için deney süresi boyunca i.p. olarak serum fizyolojik (SF) uygulaması yapıldı. G100, G200 ve G300 grupları ile DG100, DG200 ve DG300 gruplarında 21 gün süre ile 100, 200 ve 300 mg/kg dozunda graviola yağ ekstresi oral gavaj yoluyla uygulandı. Ratlar tüm deney süresince polipropilen kafeslerde optimum laboratuvar koşulları altında (22°C, 12 saat karanlık/aydınlık), ad libitum olacak şekilde günlük içme suyu ve standart sıçan yemi ile beslendi. Araştırmanın 0 ve 21. günlerinde tüm deneklerin kuyruk veninden (vena caudalis) kan örnekleri alındı. Alınan serum örneklerinde apelin, asprosin, irisin, Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF), Kardiyak Troponin I (cTnI), Glukagon Benzeri Peptid-1 (GLP-1) düzeyleri ELISA yöntemiyle, biyokimyasal parametreler ise tam otomatik biyokimya cihazı Cobas 8000 (Roche, Almanya) ile ölçülerek değerlendirildi. Çalışma gruplarında yer alan ratların canlı ağırlık değişimi, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında STZ grubunda azalırken, G300 ve DG300 grubunda DK grubuna göre belirgin bir artış meydan gelmiştir (p < 0.01). Elde edilen sonuçlar doğrultusunda ortalama serum irisin, BDNF, LDL (Düşük yoğunluklu lipoprotein, Low-density lipoprotein), AST (Aspartat Aminotransferaz), ALP (Alkalen Fosfataz), ALT (Alanin Aminotransferaz), insulin düzeyleri DK grubunda çalışmanın 0 ve 21. günlere ait düzeyleri sırasıyla en düşük düzeyde iken GOE (graviola oil extract) doz artışına bağlı olarak DR300 grubunda olarak belirlendi (p<0.01). Diğer yandan ortalama serum asprosin, VLDL ve glukoz düzeyleri DK düzeylerinde en yüksek düzeyde iken GOE doz artışına bağlı DG 300 gruplarında azalma tespit edildi (p<0.01). Sonuç olarak, sıçanlarda 300 mg/kg graviola yağ ekstresi uygulamasının olumsuz bir etki oluşturmamasının yanı sıra, diyabette meydana gelen bozulmuş glukoz metabolizmasında, insülin direncinin iyileştirilmesinde yararlı olabileceği ancak daha kapsamlı araştırmaların arttırılmasının gerekli ve faydalı olabileceği kanaatine varılmıştır.
Ratlarda çekal ligasyon ve punksiyon yöntemi ile oluşturulan deneysel sepsis modelinde kannabidiol'un bazı adipokin, kardiyak, bağırsak ve serebral yanıt ile lizozomal fonksiyon parametreleri üzerine etkisi
Sepsis, enfeksiyona ve/veya süper antijene karşı düzensiz konak yanıtının neden olduğu, yaşamı tehdit eden organ disfonksiyonudur. Adipokinler, sepsis sırasında inflamatuar yanıtın düzenlenmesinde, enerji metabolizmasındaki değişikliklerde ve organ hasarının gelişiminde etkili olan, adipoz dokudan salgılanan biyomoleküllerdir. Bu çalışmanın amacı, çekalligasyon ve ponksiyon yöntemi ile oluşturulan deneysel olarak sepsis oluşturulan ratlarda farklı oranda Kannabidiol (CBD) uygulamasının adipokin (apelin, irisin, visfatin), sitokin (IL-6, TNF-α), kardiyak (cTnI), bağırsak (GLP-1) ve serebral (BDNF) yanıt ile bazı lizozomal fonksiyon (LAMP1) parametreleri üzerine etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla 8-10 haftalık yaş aralığında ve ortalama 220–250 gr ağırlığında 88 adet yetişkin erkek Wistar albino cinsi sıçan kullanıldı. Ratlar deney öncesinde canlı ağırlık ortalamaları eşit olacak şekilde rastgele seçilerek K (n=8), Sham (n=8), CLP (n=8), CLP + CBD 2.5 (n=16), CLP + CBD 5 (n=16), CLP + CBD 7.5 (n=16) ve CLP + CBD 10 (n=16) olmak üzere, 7 grup oluşturuldu. Çalışmanın grupları ise, Kontrol grubu (n=8): Çalışma konusunu oluşturan parametrelerin normal sağlıklı ratlardaki düzeylerinin belirlenmesi amacıyla herhangi bir işleme tabi tutulmayan ratlar; Sham grubu (n=8): Cerrahi girişimin araştırılan parametreler üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amacıyla, intra abdominal sepsis modelinden farklı olarak çekalligasyon perforasyon (ÇLP) uygulanmayan deneği içeren bu grupta sadece laparotomi yapılan grupta yer alan ratlar CLP grubu (n=8): İntra abdominal sepsis oluşturmak amacıyla Çekal ligasyon ve punksiyonla indüklenerek sepsis (CLP) oluşturulan grupta yer alan ratlar, CLP + CBD 2.5 grubu (n=16): İntraperitoneal olarak 2.5 mg/kg CBD uygulanan ve daha sonra CLP ile sepsis oluşturulan 8. ve 16. saatlerinde her biri 8'er rat olacak şekilde sakrifiye edilerek hemen ardından intrakardiak kan alınan grupta yer alan ratlar, CLP+ CBD 5 grubu (n=16): İntraperitoneal olarak 5 mg/kg CBD uygulanan ve daha sonra CLP ile sepsis oluşturulan 8. ve 16. saatlerinde her biri 8'er rat olacak şekilde sakrifiye edilerek hemen ardından intrakardiak kan alınan grupta yer alan ratlar, CLP+ CBD 7.5 grubu (n=16): İntraperitoneal olarak 7.5 mg/kg CBD uygulanan ve daha sonra CLP ile sepsis oluşturulan 8. ve 16. saatlerinde her biri 8'er rat olacak şekilde sakrifiye edilerek hemen ardından intrakardiak kan alınan grupta yer alan ratlar, CLP+ CBD 10 grubu (n=16): İntraperitoneal olarak 10 mg/kg CBD uygulanan ve daha sonra CLP ile sepsis oluşturulan 8. ve 16. saatlerinde her biri 8'er rat olacak şekilde sakrifiye edilerek hemen ardından intrakardiak kan alınan grupta yer alan ratlar olmak üzere toplam 88 rat ile oluşturuldu. Araştırmanın 8.saatinde CLP+ CBD 2.5, CLP+ CBD 5, CLP+ CBD 7.5 ve CLP+ CBD 10 gruplarında yer alan ratlarda kuyruk veninden (vena caudalis), araştırmanın 16.saatinde ise çalışmada yer alan tüm gruplarında yer alan ratlar sakrifiye edildikten hemen sonra intrakardiyak kan örnekleri alındı.Alınan kan numunelerinden elde edilen serum örneklerinde Apelin, İrisin, Visfatin, IL-6 (İnterlökin-6) ve TNF-α (Tümör Nekroz Faktör-alfa), Kardiyak troponin I (cTnI), glukagon benzeri peptit 1 (GLP-1), Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) ve lizozomal ilişkili membran proteini 1 (LAMP1)düzeyleri ELISA yöntemiyle incelendi.Araştırmanın sonucunda elde edilen tüm sayısal veriler SPSS 26.0 istatistik programında General Linear Model Univariate'de Duncan testi ile istatistiksel olarak analiz edildi. Verilerin ortalamaları standart hatalarıyla ifade edilerek (±) Repeated measures testi kullanıldı. Tüm anlamlı farklılıklar p<0.05 seviyesinde test edilerek değerlendirildi.CLP yöntemiyle deneysel olarak sepsis oluşturulan CLP-2.5, CLP-5, CLP-7.5 ve CLP-10 gruplarında CBD kullanımında doz artışına bağlı olarak erken yanıt 8. ve geç yanıt 16. saatinde ortalama serum irisin, BDNF, LAMP1 düzeylerinde artış şekillenmiş en belirgin artış CLP-10 grubunda belirlendi. CLP yöntemiyle deneysel olarak sepsis oluşturulan CLP-2.5, CLP-5, CLP-7.5 ve CLP-10 gruplarında CBD kullanımında doz artışına bağlı ortalama serum Visfatin, Apelin ve TNF-α azalma en belirgin azalma CLP-5 grubunda aynı şekilde ortalama serum IL-6, cTnI ve GLP-1 düzeylerinde azalma görülürken en belirgin azalma CLP-10 grubunda belirlendi (p<0.05).Sonuç olarak, ratlarda10 mg/kg CBD uygulamasının herhangi bir olumsuz etki oluşturmadığı, aksine sepsise bağlı bozulan metabolik (apelin, irisin, visfatin), inflamasyon (IL-6, TNF-α), kardiyak (cTnI), bağırsak (GLP-1), lizozomal (LAMP1) ve serebral (BDNF) biyobelirteç düzeyleri ile bilişsel fonksiyonların düzenlenmesinde faydalı olabileceği sonucuna varılmıştır.
Aspir bitkisinin bilinirliği ve tüketimine yönelik bir araştırma: Bayburt ili örneği
Bu çalışma, organik aspir bitkisinin yerel düzeyde daha fazla tanınmasını sağlama ve Bayburt ölçeğinde organik aspir bitkisinin bilinirliği ve tüketimine yönelik araştırma amacıyla yapılmıştır. Aspir bitkisi, organik tarımın önemli bir bileşeni olarak kabul edilmektedir ve bu nedenle doğru yetiştirme koşullarının ve uygun ekim alanlarının belirlenmesi organik tarımın başarısı için kritik bir adımdır. Çalışma kapsamında, aspir bitkisinin Bayburt ölçeğinde bilinirliği ve tüketimine yönelik bir araştırma yapılmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarının, aspir bitkisine yönelik organik tarımın teşvik edilmesi ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının geliştirilmesi açısından önemli olacağı düşünülmektedir. Bayburt ölçeğinde aspir bitkisinin başarılı bir şekilde yetiştirilmesi, hem çevresel hem de ekonomik faydalar sağlayabilir ve organik tarımın yaygınlaştırılmasına katkı sağlayabilir. Bu nedenle, çalışma sonuçları organik tarım uygulayıcıları, çiftçiler ve yerel yönetimler için faydalı olabilir. Çalışmanın bulgularına bakıldığında ortaya çıkan faktörlerden "satın alma" boyutuna yönelik katılımcıların tutumunun en yüksek ortalamaya; "kullanım" boyutunun ise en düşük ortalamaya sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca "farkındalık" ile "kullanım" boyutu arasında en yüksek korelasyonun, yine "satın alma" ile "farkındalık" boyutuyla ise en düşük korelasyonun olduğu görülmektedir.
Ohmik ısıtma işlemi ile goji berry (Lycium barbarum L.) meyvesinden fenolik bileşik ekstraksiyonunun optimizasyonu
Goji berry (Lycium barbarum L.) hem geleneksel tıpta hem de modern gıda endüstrisinde önemli bir yere sahip olan sağlık açısından faydalı bir tıbbi bitkidir. Özellikle son yıllarda fonksiyonel gıdalara olan talebin artması ile birlikte bu bitkinin meyveleri ham şekilde veya ekstrakte edilerek farklı gıda ürünlerine dahil edilmektedir. Bu nedenle, bu tez çalışmasında goji berry meyvelerinin yenilikçi ekstraksiyon teknikleri arasında yer alan ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon (ODE) yöntemi kullanılarak ekstrakte edilmesi ve ekstraksiyon parametrelerinin optimize edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, ilk olarak ODE yöntemi için uygulanacak çalışma koşulları Yanıt Yüzey Yöntemi-Box-Behnken deney tasarımı kullanılarak belirlenmiştir. Çalışma esnasında, ohmik ısıtma hazne sıcaklığı (40, 50 ve 60 °C), ohmik ısıtma haznesinde kalma süresi (20, 40 ve 60 dk) ve elektrik alan şiddeti (15, 30 ve 45 V/cm) bağımsız değişkenler olarak belirlenirken toplam fenolik bileşik (TFB), toplam flavonoid bileşik (TFlaB) ve antioksidan aktivite (DPPH) parametreleri ise bağımlı değişkenler olarak seçilmiştir. Yanıt Yüzey Yöntemi ile yapılan optimizasyon sonucunda, optimum koşullar ohmik ısıtma hazne sıcaklığı için 60 ºC, ohmik ısıtma haznesinde bekleme süresi için 60 dk ve elektrik alan şiddeti için ise 45 V/cm olarak saptanmış ve modelin istenilebilirlik değeri (d) 0.90 olarak bulunmuştur. Deneysel olarak elde edilen en yüksek TFB, TflaB ve DPPH değerleri sırasıyla 23.83 mg GAE/g, 7.33 mg QE/g ve 24.53 mg TE/g olarak bulunmuştur. Bununla birlikte, optimum koşullar altında elde edilen tahmini TFB, TflaB ve DPPH değerlerinin ise sırasıyla 23.83 mg GAE/g, 7.13 mg QE/g ve 22.65 mg TE/g olduğu görülmüştür. Ek olarak tez çalışmasının ikinci aşamasında ise, farklı proses koşullarında elde edilen tüm ekstraktların polifenolik profilleri LC-MS/MS ile belirlenmiş ve ekstraktlarda en yüksek oranda rutin fenolik bileşiği (208.717-292.843 mg/kg) olduğu saptanmıştır. Elde edilen tüm veriler dikkate alındığında, goji berry meyvesinden maksimum biyoaktif madde ekstraksiyonu için ODE yönteminin dikkate değer bir potansiyele sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle, gelecek çalışmalar için özellikle goji berry meyvesinin ekstraksiyonu aşamasında bu yöntemin tercih edilmesi ve ayrıca farklı tıbbi bitkilerin de ekstraksiyon prosesleri aşamasında ODE yönteminin kullanım potansiyelinin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi önerilebilir.
Tarımsal ve sosyo-ekonomik göstergelerle tarım kredileri tahmini: makine öğrenmesi ve istatistiksel modellerin karşılaştırılması
Tarımsal üretim, ekonomik büyüme ve kırsal kalkınma açısından stratejik öneme sahiptir. Bu çalışmada, Türkiye'de 2000-2022 yıllarını kapsayan verilerle tarımsal kredilerin tahmininde makine öğrenmesi ve istatistiksel modellerin performansları karşılaştırılmıştır. Analizde tarım arazileri, sulama oranları, tatlı su çekimi, kentsel nüfus oranı ve tarımsal katma değer gibi değişkenler bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Analiz sürecinde Gauss Süreç Regresyonu, Destek Vektör Regresyonu, Topluluk Öğrenmeleri, Yapay Sinir Ağları, Karar Ağaçları ve Çoklu Doğrusal Regresyon yöntemleri değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, GPR modelinin test aşamasında en yüksek tahmin doğruluğunu sağladığını ve doğrusal olmayan karmaşık ilişkileri modelleme kapasitesinin üstün olduğunu göstermiştir. GPR modelini Topluluk Öğrenmeleri yöntemi takip ederken, SVR modeli de dikkate değer bir performans sergilemiştir. Bununla birlikte, YSA ve Karar Ağaçları modellerinin genelleme kapasitelerinin sınırlı olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmada, çoklu doğrusal bağımlılık probleminin çözümü için Ana Bileşen Analizi (PCA) uygulanmış ve temel bileşenler yardımıyla veri boyutu düşürülerek model performanslarının artırıldığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu tezde makine öğrenmesi yöntemlerinin tarımsal kredilerin tahmininde istatistiksel yöntemlere göre daha yüksek doğruluk sunduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, makine öğrenmesi modellerinin tarımsal kredi politikalarının geliştirilmesi ve kırsal kalkınmanın desteklenmesinde etkili bir araç olabileceğini göstermektedir. Gelecekte, daha geniş veri setleri ve hibrit yaklaşımların kullanımı önerilmektedir.
Bayburt ilinde çiftçilerin hayvancılık desteklerinden yararlanma seviyelerinin analizi
Bu çalışmanın amacı, 2017-2021 yılları arasında Bayburt ilinde hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren üreticilerin tarımsal desteklemelerden yararlanma düzeyi ile tarımsal işletmeler üzerindeki etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırma materyali, birincil ve ikincil veri kaynaklarından toplanmıştır. Araştırmanın birincil veri kaynaklarını, Bayburt ili Merkez, Aydıntepe ve Demirözü ilçeleri ve bağlı köylerinde hayvan yetiştiriciliği yapan ve hayvancılık desteklemelerinden faydalanan basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile belirlenmiş 361 işletme sahibi ile yüz yüze yapılan anket yoluyla elde edilen bilgiler oluşturmuştur. Ayrıca çeşitli kurum ve kuruluşların (Tarım ve Orman Bakanlığı, Bayburt İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı (Food and Agriculture Organization, FAO), Türkye İstatistik Kurumu (TÜİK)) konu ile ilgili verileri araştırmanın ikincil veri kaynaklarını oluşturmuştur. Çalışmada, çiftçilere ait özelliklerin ortaya konulabilmesi açısından crosstab analizi, desteklemelerden faydalanma düzeylerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesinde ise karar ağacı algoritmalarından birisi olan CHAID (Chi-squared Automatic Interaction Detector; Ki-kare. Otomatik Etkileşim Dedektörü) kullanılmıştır. Çalışmanın örneklem grubunun tamamına yakını (% 90.7) erkek olmakla birlikte medeni durumu bakımından % 88,9'u evli, % 10'u bekar ve % 1.1'i ise boşanmış olduğu görülmüştür. Ankete katılanların %46,5'inin 51+ yaş ve üzeri, %40,2'sinin 31-50 yaş, %12,7'sinin 18-30 yaş grubunda olduğu, %0,6'sının da 18 yaş altı kişilerden oluşmaktadır. Katılımcıların hayvancılık faaliyeti süresi yönünden, %95,3'ünün 40 yıl ve altında, %4,7'sinin ise 40 yıl üzerinde üretim faaliyeti gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. İşletme tipi bakımında %58,4'ünün hem hayvancılık hem de bitkisel üretim, %37,4'ünün sadece hayvancılık ve %4,2'sinin ise sadece bitkisel üretim işletmesine sahip olduğu belirlenmiştir. Hayvancılık işletmesinde büyükbaş hayvan yetiştiren üretici oranı %75,6, küçükbaş hayvan yetiştiren üreticilerin oranı %7,2, her iki hayvancılık faaliyeti yapan hayvancılık işletmesi oranı %13,9 ve diğer hayvancılık faaliyetleri ile uğraşan üreticilerin oranı ise %3,3'üne sahip olduğu tespit edilmiştir. İşletmelerin gelir yönünden %48,6'sının hayvancılık faaliyetinden, 31 bin ve 70 bin arasında gelir elde ettiği, %32,3'ünün 71 bin ve üzerinde gelir elde ettiği, %19,1' inin ise 3 bin ile 30 bin TL arasında gelir elde ettiği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda Bayburt ilinde hayvancılığa verilen desteklerin, sosyo-ekonomik ve tarımsal açıdan görüşülen üreticilere önemli bir katkı sağladığı bulgusu elde edilmiştir. Üreticiler, yapılan desteklemelerden buzağı desteklemesi ve yem bitkileri desteklemelerini bölge açısından en önemli destekleme kalemleri olarak görmektedir. Üreticilerin hayvancılık desteklemeleri konusunda yaşadığı en önemli problemin bürokratik işlemler olduğu görülmektedir. Tarımsal desteklemelerden yararlanma düzeyi ile tarımsal işletmeler üzerindeki etkisi ve önemi, tarımsal işletmelerin gelişiminine doğrudan etkisi ile sürdürülebilirliğinin sağlanmasındaki rolü nedeniyle kritik ve stratejik bir öneme sahiptir. Sonuç olarak, hayvancılık desteklerinin, Bayburt ilinde sürdürülebilir bir hayvancılık için önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Mevcut sonuçlarımız sürdürülebilir ve rekabet edebilir hayvancılığın geliştirilmesine yönelik stratejileri ile alanında araştırma ve araştırıcılar için önemli katkı ve fayda sağlayabileceği öngörülmektedir.
Hayvansal üretim yapan işletmelerin genel durumu ve COVİD-19 etkisi üzerine yapılacak olan anketin incelenmesi
Bayburt ilinin geniş mera alanları, Çoruh havası ile Kelkit vadisi arasındaki bulunması, sanayi kuruluşlarına uzak olması ve bölgedeki çiftçilerin gübre kullanımının düşük olmasıyla organik bir alan olarak kabul edilmektedir. Bu bakımdan ili en önemli ekonomik kaynağı olarak tarım ve hayvancılık ön plana çıkmaktadır. Fakat 2019 yılının sonlarına doğru başta Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan daha sonra tüm dünyaya yayılan covid-19 tüm dünyada başta insanların evlerine kapanmaları, seyahat kısıtlamaları, gıda tedarik zincirindeki sıkıntılar ve ekonomik kapsamda daralmalar ile kendini gösteren en dönemli salgın hastalıklardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda Covid 19 sürecinde Bayburt'taki çiftçiler (175 adet), hayvansal ürün üreten işletmeler (49 adet) ve satış yapan marketler (163 adet) üzerindeki etkilerini incelemek üzere anket çalışması yapılmıştır. Bu çalışma ile Bayburt ilindeki çiftçilerin, ürün üreten işletmelerin ve marketlerin genel demografik özeliklerinin incelenmesi sağlanmıştır. Çalışmada anket yöntemi kullanılmış ve üreticilerden elde edilen veriler SPSS 25 paket programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen veriler ANOVA testi, T-testi ve Korelasyon analizleri uygulanmış ve sonuçlar çalışmada değerlendirilmiştir. Çalışma değerlendirildiğinde çiftçilerin büyük bir çoğunluğunun covid 19 döneminde Tarım ve Ormancılık Bakanlığının desteklerinden faydalandığını ancak bu desteklerin yeterli olmadığını daha fazla destek sağlanması gerektiğini, tüketicilerin bu dönem içinde et ve süt ürünlerine karşı talebin azaldığını, hayvan yemlerini bulmada kısmen de olsa sıkıntı yaşandığını ve bu dönemde tüketicilerin doğal beslenmeye önem vermeye başladığı ifade edilmektedir. Ek olarak bu dönemde hayvan sağlığını ve gerekse gelen ziyaretçilerini, işçilerin sağlığını korumak için tedbirler aldıklarını, temizliğe daha çok önem verdiklerini ve bu kapsamda temizlik malzemesi ile ekipmanlarına daha fazla maliyetlerin arttığını belirtmişledir. Hayvansal ürün üreten işletmelerde çiğ süt depolama tanklarının yeterli olmadığı, üretimin azaldığı, temizlik tedbirlerine bağlı olarak iş gücü ile temizlik masraflarının arttığı belirtilmiştir. Covid 19 döneminde marketlerin et ve süt ürünlerinin temini noktasında sıkıntı yaşadıkları, yaşanan tedarik sıkıntısına bağlı olarak market gelirlerinin azalması ile küçülmeye gidildiği ve halkın genel olarak et ve süt ürünlerine karşı tüketim alışkanlıklarının değiştiği ifade edilmiştir. Sonuç olarak dünya genelinde covid 19 salgının dünya genelinde ekonomik acıdan büyük sıkıntılara sebep olmuştur. Ülkemizde de özelikle tedarik zincirindeki sıkıntılar ve halkın hayvansal ürünlere karşı oluşan korkusu çiftlerimiz ve marketleri olumsuz yönde etkilemiştir.
Tarım alet ve makine kaynaklı iş kazalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi Bayburt il örneği
Bu araştırma, Bayburt ilinde tarımsal üretimde kullanılan alet ve makinelerden kaynaklanan iş kazalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Tarım sektörü, yapısı gereği açık alanda çalışma zorunluluğu, mevsimsellik, düşük mekanizasyon düzeyi ve yaygın aile işgücü kullanımı nedeniyle yüksek oranda kaza riski barındırmaktadır. Bu risklerin çoğu, traktör devrilmeleri, mekanik arıza, operatör hataları, uygun olmayan arazi koşulları ve eğitimsizlik gibi unsurlardan kaynaklanmaktadır. Araştırmanın evrenini, Bayburt il merkezi ve ilçelerinde tarımsal faaliyetlerde bulunan çiftçiler oluşturmaktadır. Çalışmada, kazaya uğrayan ya da kazaya tanıklık eden 200 çiftçiyle yüz yüze görüşmeler yapılarak veri toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak yapılandırılmış anket formu kullanılmış, elde edilen veriler SPSS programı yardımıyla analiz edilmiştir. Bulgular, tarım alet ve makinelerinin kullanımı sırasında güvenlik önlemlerinin yeterince alınmadığını, bakım ve onarım süreçlerinde ciddi ihmaller olduğunu ve eğitimsizliğin kaza riskini artırdığını ortaya koymaktadır. Çalışmanın sonucunda, tarımsal mekanizasyonun güvenli kullanımına yönelik farkındalık artırıcı eğitimlerin verilmesi, kişisel koruyucu donanım kullanımının yaygınlaştırılması ve traktörlere yönelik teknik iyileştirmelerin yapılmasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Ayrıca, Bayburt gibi küçük ölçekli tarımsal üretimin hâkim olduğu bölgelerde, yerel koşullara özgü risk değerlendirme çalışmalarının yapılmasının iş kazalarının azaltılmasına önemli katkı sağlayacağı sonucuna ulaşılmıştır.