2,709

Archived Theses

18

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Şırnak ilinde çalışan sağlık profesyonellerine yönelik şiddetin, mesleki profesyonel tutumlarına ve tükenmişlik düzeylerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada Şırnak İlinde çalışan sağlık profesyonellerinin şiddete maruz kalma sıklıklarının, tükenmişlik düzeyinin belirlenmesi; şiddetle mesleki profesyonel tutumları ve tükenmişlik ilişkisinin değerlendirilmesi ile bunları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Şırnak Devlet Hastanesi (400), İdil Devlet Hastanesi (130), Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesi'nde (400) çalışan 930 sağlık profesyoneli, örneklemini ise olasılıksız örneklem yöntemlerinden olan gelişigüzel örneklem yöntemi ile seçilen 310 sağlık profesyoneli oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, "Sosyo-Demografik ve Araştırma ile İlgili Sorular Formu", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ)" ve "Meslekte Profesyonel Tutum Envanteri (MPTE)" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 29,71±4,9, aylık fazla mesai çalışma saati ortalaması 64,56±3,58 olarak bulunmuştur. 161'i (%51,9) çalıştığı kurumda şiddete uğramış, 143'ü (%73,3) sözel şiddete maruz kalmıştır. Şiddete maruz kalanların 138'i (%44,5) beklemeye tahammülsüzlük nedeniyle şiddete maruz kalmış, şikâyette bulunanlardan 102'sinin (%32,9) şikâyeti sonucunda hiçbir şey yapılmamış, 54'ünün (%61,4) şikâyeti sonucunda hiçbir ceza verilmemiş ve şiddet uygulayan serbest bırakılmıştır. 135'inin (%72,2) şiddet sonrası çalışma isteği azalmış, şiddete maruz kalanların 160'ı (%83,3) şiddete maruz kaldıktan sonra yöneticilerden destek görmemiştir. Yaş ile MTÖ alt boyutları arasında negatif, MPTE toplam puan ortalaması ile pozitif yönde ve zayıf düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Çalışmada katılımcıların MPTE toplam puan ortalaması ile MTÖ duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarısızlık alt boyutu puan ortalaması arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki görülmüştür. MTÖ alt boyutlarının farklı değişkenlerde anlamlı farklılık gösterdiği bulunmakla birlikte duygusal tükenme ve duyarsızlaşmanın şiddet sonrası istifa etmeyi ve mesleki bırakmayı düşünenlerde anlamlı olarak yüksek çıktığı, kişisel başarısızlık alt boyutunun şiddet ile ilgili sorulardan etkilenmediği görülmüştür. MPTE'nin farklı değişkenlerde anlamlı farklılık gösterdiği bulunmakla birlikte şiddet nedeni ile mesleği bırakmayı düşünmeyenlerde anlamlı olarak yüksek çıktığı bulunmuştur. Sonuç: Şiddetin ve etkilerinin tükenmişliğin alt boyutları olan duygusal tükenme ve duyarsızlaşmayı daha fazla etkilediği görülmüştür. Mesleki profesyonelliğin ise şiddetten etkilenmediği tespit edilmiştir. Katılımcıların MPTE toplam puanları arttıkça daha az duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarısızlık yaşadığı görülmüştür. Çalışmamızda sağlıkta şiddetin artmasını önlemek için sağlıkta şiddete karşı uygulanan cezaların artırılması, sağlıkta şiddete ilişkin tek ve kapsamlı bir düzenleme bulunmaması ve yasa maddelerinin çok dağınık ve çeşitli kanunlar arasına serpiştirilmiş olması sebebi ile tek bir kanun içinde yer verilerek yasa uygulayıcılarının farkındalıklarının arttırılmasının sağlanması, sağlık profesyonellerine şiddet uygulan kişilere caydırıcı cezaların verilmesi, medyanın sağlık camiasına bakış açısının değişmesi için gerekli çalışmaların yapılması ve bununla ilgili düzenli eğitimlerin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, şiddet, meslekte profesyonel tutum, tükenmişlik

Meslek sağlığıMesleki tutumSağlık personeli+6
Cesur Gümüş
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Taş kırma işlemi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının ağrı ve anksiyete üzerine etkisi

Bu araştırmanın amacı taş kırma işlemi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının ağrı ve anksiyete üzerine etkisinin olup olmadığının ve bu etkinin demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesidir. Bu çalışmanın araştırma grubu, Sağlık Bakanlığına bağlı bir devlet hastanesinde Taş Kırma Bölümü'ne başvuran, araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve dâhil olma ve dışlama kriterlerini karşılayan 60 kişiden oluşmaktadır. 60 kişilik araştırma grubu 30'u deney, 30'u kontrol grubunda olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Kontrol grubuna standart taş kırma işlemi uygulanırken deney grubuna ise taş kırma işlemi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletilmiştir. Her iki gruba da taş kırma işlemi öncesi ve sonrasında Durumluk Kaygı Ölçeği, uygulama sonrasında ise ağrı düzeyini ölçmeye yarayan Sayısal ağrı ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verileri analizinde bağımsız örneklem t testi ve iki faktörlü ANOVA testi kullanılmıştır. Analizler sonucunda, taş kırma işlemi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının yaşanılan kaygı ve hissedilen ağrı düzeyinde anlamlı bir düşüşe sebep olduğu sonucuna varılmıştır (p<0,05). Ayrıca, ağrı ile baş etme yöntemine sahip olan bireylerin sanal gerçeklik gözlüğünün yaşanılan kaygı ve hissedilen ağrıyı azaltıcı etkisinden ağrı ile baş etme yöntemine sahip olmayan bireylere göre daha fazla faydalandığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, taş kırma işlemi sırasında hem hastanın yaşadığı kaygının hem de hissettiği ağrının azalması için sanal gerçeklik gözlüğü kullanımın yaygınlaştırılması önerilmiştir.

Doğan Çelik
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi.

Amaç: Bu araştırma, Covid-19 pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinin sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi ile bunların sosyodemografik özellikler ile olan ilişkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç-Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel model kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma evreni 2022-2023 eğitim öğretim yılında Iğdır'da bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 500 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın örnekleminde olasılık temelli örnekleme yöntemlerinden tabakalı rastgele örnekleme modeli kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışmaya gönüllü bir şekilde katılan 448 öğrenci ile süreç tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri, Birey Tanıtım Formu, Sağlık Algısı Ölçeği, Sağlıklı Yaşam Biçim Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ile elde edilmiştir. Veriler normal dağılım gösterdiği için verilerin analizinde parametrik testler kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin sağlık algılarının yüksek, sağlıklı yaşam biçimleri davranışlarının orta ve yaşam kalitelerinin ise ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada kullanılan üç ölçekte cinsiyet, bölüm ve anne eğitim durumu değişkenlerinde anlamlı farklılıkların olduğu görülmüştür. Sağlık algısı ile sağlıklı yaşam biçimleri davranışları ve yaşam kalitesi alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Son olarak sağlıklı yaşam biçimleri davranışları ile yaşam kalitesi alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Sonuç: Sonuç olarak sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesi arasında pozitif bir bağlantının olduğu tespit edilmiştir. Bu tespite göre bireyin yaşam kalitesinin arttırılması için olumlu sağlık algısını ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını geliştirici planlar hedeflenmelidir. Üniversitelerin sağlık bölümü öğrencilerinin sağlığının halk sağlığı açısından değerlendirilerek sosyodemografik özellikleri dikkate alınarak sağlık algısını ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda bilgilendirme eğitimleri yapılarak farkındalığın oluşturulması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Pandemisi, Üniversite Öğrencileri, Sağlık Algısı, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Yaşam Kalitesi

COVID 19Hastalık algısıKorona virüs enfeksiyonları+6
Gülcan Demirel
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık hastalarında distresin anksiyete ve depresyona etkisi

Yanıklar toplumda sık görülen ciddi fiziksel ve psikolojik travmalardır. Yanıklara ısı, elektrik, kimyasallar, radyasyon, kaynayan sıvılar ve alevler neden olabilir. Doku hasarı sonucu cilt bütünlüğü bozulur, bölgesel etkilerinin yanı sıra sistemik, kardiyovasküler ve metabolik hastalıklara yol açabilir. Pro- ve antiinflamatuar sitokinlerin kontrolsüz salınımı, immünolojik işlev bozukluğuna ve yaygın sistemik inflamasyona yol açmaktadır. Şiddetli yanıklarda, özellikle yanık sonrası erken dönemde, aşırı inflamatuar eylem ve ciddi metabolik bozukluklar vardır. Abartılı inflamatuar yanıtlara ek olarak, kalp fonksiyon bozukluğu, akut solunum sıkıntısı sendromu, akut böbrek yetmezliği, bağırsak hiperpermeabilitesine bağlı bakteriyel translokasyon, hiperkatabolizma, hipermetabolizma ve sepsis gibi sistemik hastalıklar şu anda ortaya çıkmaktadır ve bu durum çoklu organ yetmezliğine ve ölüme yol açabilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı yanık hastalarda distresin anksiyete ve depresyone etkisi üzerine şekillenmiştir.

AnksiyeteDepresyonDistres düzeyi+2
Büşra Şen
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışları

Araştırma, Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma evrenini, Şanlıurfa merkez ilçelerinde Aile Sağlığı Merkezlerinden sağlık hizmeti alan, son altı 6 içinde doğum yapmış kadınlar oluşturmuştur. Örneklem seçimi için küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır ve toplam 330 kadın ile araştırma tamamlanmıştır. Veriler, Veri Toplama Formu ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği aracılığıyla Şubat-Mayıs 2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma için Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurul'undan yazılı izin, araştırmaya katılmayı kabul eden kadınlardan ise bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama, standart sapma, tek değişkenli analizlerden Ki-kare ve Man Whithney-U testi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların %71.5'inin herhangi bir aile planlaması yöntemi kullandığı, %39.0'unun modern %32.5'inin geleneksel yöntem olduğu belirlenmiştir. Modern yöntemlerden en fazla kullanılan kondom (%20.9) iken, geleneksel yöntemlerden en fazla kullanılan geri çekmedir (%32.1). Kadınların, Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması 90.4(±6.7)'dür ve bu değer tutumlarının olumlu olduğunu göstermektedir. Evde en çok Türkçe konuşan, kadının ve eşinin öğrenim durumu yüksek olan, eşi bir işte çalışan, sağlık güvencesi olan, aile tipi çekirdek aile olan, eşinin yaş ortancası daha yüksek olan, ideal çocuk sayısı daha az olan, iki yıldan daha kısa aralarla doğum yapma öyküsü olan ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması daha yüksek olan kadınların postpartum aile planlaması yöntem vii kullanım düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışma sonuçlarına göre; postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutumlarının olumlu olduğu ancak aile planlaması yöntem kullanımının istendik düzeyde olmadığı, sosyo-demografik ve doğurganlık özellikleri ile aile planlamasına yönelik tutumun postpartum dönemde aile planlaması yöntem kullanımını etkilediği belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, kadınların postpartum dönemdeki aile planlamasına yönelik olumlu tutumun davranışa dönüşebilmesi için kadınların sosyo-demografik ve doğurganlık özelliklerinin dikkate alınarak, aile planlaması danışmanlık ve eğitim programlarının planlanması ve uygulanması önerilmiştir.

Aile planlamasıDavranışDoğum kontrolü+6
Gurbet Ortaç
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adıyaman'da kadınlarda postpartum depresyon insidansı ve etkileyen faktörler

Araştırma, Adıyaman'da kadınlarda postpartum depresyon insidansı ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla ileriye yönelik kohort tipte yapılmıştır. Çalışmanın evrenini, Adıyaman il merkezindeki Aile Sağlığı Merkezlerinden sağlık hizmeti alan, 25-40 yaş aralığında ve gebeliği 27. gebelik haftası ve üzerinde olan kadınlar oluşturmuştur. Örnek büyüklüğünü hesaplamak için örneklem kriterlerine uyan 22 gebe kadınla pilot uygulama yapılmıştır. Pilot uygulama sonucu örnek büyüklüğü 122 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ve Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği kullanılarak yüzyüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Kadınlarla doğum öncesi ve doğumdan dört hafta sonra olmak üzere iki görüşme yapılmıştır. Araştırma için Adıyaman İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurul'undan yazılı izin, çalışmaya katılmayı kabul eden kadınlardan ise bilgilendirilmiş sözlü onamları alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama, standart sapma, tek değişkenli analizlerden Ki-kare, Man Whithney-U testi ve çok değişkenli analizlerden Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların %13.5'inde postpartum depresyon olduğu belirlenmiştir. KadınlarınEndinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği puanı ortalaması 7.11 (±5.04), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçek puanı ortalaması 55.54 (±14.32), Durumluk Kaygı Envanteri puanı ortalaması 93.72 (±6.80) ve Sürekli Kaygı Envanteri puanı ortalaması 83.30 (±8.26) 'dur. Kadınların %11.5'i bebeğin evliliklerini olumsuz etkilediğini düşünmektedir. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçek puanı ve Sürekli Kaygı Envanteri puanı düşük olanlar ile bebeğin evliliklerini olumsuz etkilediğini düşünenlerde postpartum depresyon düzeyi daha yüksektir (p<0.05). Ancak bebeğin evlilik üzerine olumsuz etkisi, postpartum depresyon riskini 5.3 kat artıran en önemli faktördür. Bu sonuçlar doğrultusunda; postpartum depresyonun önlenmesi için gebelerin sosyal destek faktörlerinin artırılması ve anksiyetelerinin azaltılmasına yönelik müdahalelerin planlanması, ebeveynlere doğum öncesi ve sonrası eğitim ve danışmanlıklar verilirken bebekle ilgili faktörlerinde dâhil edilmesi önerilmiştir.

AdıyamanDepresyonDepresyon-postpartum+3
Emine Çetinkaya
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumları arasındaki ilişki

Bu çalışmada 0-1 yaş çocuğu olan ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Diyarbakır ilinde yer alan bir hastanenin çocuk polikliniğine başvuran bir hafta-bir yaş arasında bebeği olan 200 ebeveyn oluşturmaktadır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul, kurum izni ve ebeveynlerden izin alınmıştır. Veriler, Sosyodemografik Özellikler Bilgi Formu ve Kırılgan Bebek Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Veriler, IBM SPSS V23 programında bağımsız gruplarda t testi, korelasyon ve lineer regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan annelerin %41.5'u 25-35 yaş grubunda, %45'i lise mezunu, %77.5'i ev hanımı ve ortalama çocuk sayısı 2,5 ± 1,1'dir. Bebeklerin %53'ü kız, %72.5'inin doğum ağırlığı 2500-4000 gram aralığında ve %69 'unun gestasyon haftası 38-42 haftadır. Çalışmaya katılan annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ortalaması 33.9±4.6 olarak elde edilmiştir. Annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ile sağlık kurumuna başvuru sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,477). Bu çalışmada annelerin bebek kırılganlığı algısı puanının yüksek olduğu belirlenmiştir. Annelerin bebek kırılganlığı algısına yönelik müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kırılgan bebek ölçeği, ebeveyn, kırılgan bebek, hemşirelik

AlgıAna-babaAna-çocuk ilişkisi+5
Nihat Teğin
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 tanısıyla yoğun bakımda takip edilen hastaların taburculuk sonrası yapılan ev ziyaretinin yaşam kalitesine etkisi

Bu araştırmanın amacı, Covid-19 tanısı almış ve yoğun bakımda takip edilen hastalara taburculuk sonrasında yapılan ev ziyaretlerinin hastaların yaşam kalitesine etkisini belirlemektir. Randomize olmayan kontrollü çalışma olarak yapılan bu çalışmanın örneklemini, 21 deney, 21 kontrol grubu olmak üzere toplam 42 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında anket formu, Covid-19 hastasının taburculuk sonrası evde izlem ve bakım formu ve WHOQOL BREF TR Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubuna ayda bir 3 defa ev ziyaretleri ile bakım ve izlemleri yapılmıştır. Kontrol grubuna ise biri hastanede biri evde olmak üzere 2 görüşme yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Analizler için tanımlayıcı istatistik, independent samples t-testi, ki-kare testi, fisher's exact testi, repeated measure testi, Friedman testi, mann-whitney u testi uygulanmıştır. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Deney grubu hastaların 1. izlem için yapılan ev ziyaretinde hastaların %52,4'ünde kuru öksürük şikayeti varken, 3. ayda yapılan ev ziyaretinde hastaların %81,0'ında kuru öksürük şikayetinin olmadığı görülmüştür (p<0,05). WHOQOL BREF TR yaşam kalitesi ölçeği'nin alt boyutu olan; genel durum puan ortalamaları deney grubunda, 1. ayda 5,33 ± 2,15 iken, kontrol grubunda 6,00 ± 1,73 olarak hesaplanmıştır (p>0.05). 3. Ayda ise genel durum puan ortalamaları deney grubunda 7,38 ±1,65, kontrol grubunda ise 5,52 ± 1,74 olarak saptanmıştır (p<0,05). WHOQOL BREF TR yaşam kalitesi ölçeği'nin diğer alt boyutlarının deney grubunda yer alan hastaların 3 ayda aldıkları puanlarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak covid-19 tanısıyla hastanede yatan ve taburcu olan hastalara hemşire tarafından verilen ev ziyaretleri hastaların yaşam kalitesine olumlu etki yapmıştır.

COVID 19Ev ziyaretleriKorona virüs enfeksiyonları+5
Özcan Aslan
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servise ateş şikayeti ile başvuran 0-5 yaş arası çocuklara yapılan ev ziyaretlerinin büyüme gelişmeye, tekrar hastaneye başvurmaya etkisi

Bu araştırmanın amacı, acil servise ateş şikâyeti ile başvuran 0-5 yaşındaki çocuklara yapılan ev ziyaretlerinin büyüme gelişmeye ve tekrar hastaneye başvurmaya etkisini saptamaktır. Randomize olmayan kontrollü çalışma olan bu araştırmanın örneklemini; 31 deney 31 kontrol olmak üzere 3 yaşındaki 62 çocuk oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında anket formu, 3 yaşındaki çocuklara ait evde izlem ve bakım formu ve Ankara gelişim tarama envanteri (AGTE) kullanılmıştır. Deney grubundaki çocuklara 3 ay boyunca ayda bir defa ev ziyaretleri ile bakım ve izlemler yapılmıştır. Kontrol grubuna ise hastanede ve evde olmak üzere iki görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics v.22.0 paket programında tanımlayıcı istatistik, independent samples t-testi, ki-kare testi ve fisher's exact testi kullanılarak analiz edilmiştir. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bu çalışmanın bulgularına bakıldığında; AGTE genel gelişim puan ortalaması 1. ayda deney (122,42±4,5) ve kontrol grubunda (123,45±4,0) hemen hemen aynı iken (p>0.05), 3. ayda deney grubu (131.74±4.1) kontrol grubuna (124,19±3,8) göre daha fazla artış göstermiştir (p<0,05). AGTE T tablosuna göre normal olan çocukların oranı 1. ayda deney ve kontrol grubunda aynı iken (%61,3, p>0.05), 3. ayda ise bu oranların deney grubunda (%96,8) artış gösterirken, kontrol grubunda (%41,9) azaldığı saptanmıştır (p˂0,05). Toplamda çocukların %30,6'sının AGTE T tablosuna göre normal olmadığı görülmüştür. Çocukların ateş şikayeti ile hastaneye tekrar başvurma ortalamasının 3. ayda deney grubunda 0.26±0.4, kontrol grubunda 0,65±0,5 olarak hesaplanmıştır (p˂0.05). Sonuç olarak bu araştırma, hemşireler tarafından yapılan ev ziyaretlerinin hem çocukların büyüme ve gelişimi üzerinde etkili olduğunu hem de ateş şikayetiyle hastaneye tekrar başvuru sayısını azalttığını saptamıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAteş+4
Seher Güzelakçakaya
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

6 aylık bebeklere hemşire tarafından yapılan ev ziyaretinin hemoglobin değerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, 6 aylık bebeklere 3 ay boyunca hemşire tarafından yapılan ev ziyaretlerinin bebeklerin 9. ayda ölçülen hemoglobin değerine etkisini belirlemektir. Randomize olmayan kontrollü çalışma olarak yapılan bu çalışmanın örneklemini, 50 deney, 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 100 6 aylık bebek oluşturmuştur. Deney grubunda olan bebeklere ayda bir 3 defa ev ziyareti yapılmıştır. Ev ziyaretlerinde araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu doldurulmuş ve 6-9 aylık evde izlem ve bakım formuna göre bebeklerin izlem ve bakımları yapılmıştır. Kontrol grubu bebeklerine ise aile sağlık merkezlerindeki rutin izlemler yapılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics v.22.0 paket programında tanımlayıcı istatistik, independent samples t-testi, ki-kare testi ve fisher's exact testi uygulanmıştır. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma bulgularında; deney grubundaki bebeklerin hemoglobin ortalaması 12,01±1,115 iken, kontrol grubunda 11,47±1,034 olduğu saptanmıştır (p<0.05). Deney grubundaki bebeklerin %52,0'nın hemoglobin değerinin 11 gr/dl'nin üstünde olduğu, kontrol grubu bebeklerin %68,0'ının ise hemoglobin değerinin 11 gr/dl'nin altında olduğu görülmüştür (p<0.05). Gündüz emme sıklığı 7'den fazla olan deney grubu bebeklerin ilk izlemdeki oranı %98,0, son izleminde %71,4 olarak hesaplanırken, kontrol grubu bebeklerin oranı ise ilk izlemde %76,6 iken, son izlemde %40,4 olarak hesaplanmıştır (p<0.05). Üçüncü izlemde tüm besin gruplarından alan bebeklerin oranı sırasıyla deney grubunda % 98,0, kontrol grubunda % 78,0 olmuştur (p<0.05). Deney grubunda yer alan annelerin hepsinin bebeklerine demir desteğini düzenli kullandığını ifade ederken, kontrol grubunda bu oran %84,0' olarak belirtilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışma kapsamına alınana bebeklerde demir eksikliği anemisinin ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini, bebekleri demir eksikliği anemisinden koruma ve önlemede hemşire tarafından yapılan ev ziyaretinin etkili olduğunu göstermiştir.

AnemiAnemi-demir eksikliğiBebekler+3
Zelal Çiçen Şahin
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerin algıladıkları ebeveyn tutumları ile ruhsal sorunları ve akılcı olmayan inançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma, ergenlerin algıladıkları ebeveyn tutumlarının ruhsal sorunları ve akılcı olmayan inançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Nisan 2022 – Haziran 2022 tarihleri arasında, Şanlıurfa'da bulunan bir lisede ergenlik döneminde bulunan 341 lise öğrencisi ile yapılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği (AHETÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi ve Ergenler için Mantık Dışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23.0 paket programı ile yapılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğunun değerlendirilmesinde Kurtosis ve Skewness değerleri esas alınarak yapıldı. Değişkenler arasındaki ilişkiler veriler normal dağılıma uyduğunda Pearson Korelasyon Katsayısı, uymadığında ise Spearman's Korelasyon katsayısı kullanılarak incelenmiştir. İki grupta ortalamaların (ortalama) karşılaştırılması, veriler normal dağılıma uyduğunda Student's t tesi kullanılarak yapılmıştır. Veriler normal dağıldığında Lineer regresyon modeli kullanıldı. p< 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli etik ve kurum izinleri alınmıştır. Ergenlerin Akılcı Olmayan İnanç Ölçeği toplam puanlarının 55.32 ± 11.35 olduğu görülmüştür. Anne Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 55.32 ± 11.35 olarak elde edilmiştir. Baba Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 46.62 ± 11.34 olduğu saptanmıştır. Ergenlerin Güçlük Ve Güçlükler Anketi toplam puan ortalamalarının 15.66 ± 5.73 olduğu ve puan ortalamalarının sınırda olduğu görülmüştür Araştırmaya dahil edilen katılımcı ergenlerin akılcı olmayan inanç ölçeği ile anne algılanan helikopter ebeveyn tutumu arasında negatif yönde güçlü ilişkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır (p<0.001). Ergenlerin akılcı olmayan inanç ölçeği ile baba algılanan helikopter ebeveyn tutumu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki lmadığı belirlenmiştir(p>0,005).Ergenlerin Akılcı olmayan inanç ölçeği ile güçlük ve güçlükler ölçeği ve alt boyutları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir(p>0,005). Çalışma sonuçlarımız ergenlerin ebeveynlerinden algıladıkları ebeveyn tutumlarının ergenlerde ruhsal sorunlar yaratabileceği ve akıcı olmayan inançlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.

Akılcı olmayan inançlarAlgıAlgılanan ebeveynlik biçimleri+4
Neslihan Dörtkardeş
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şırnak ilinde hemşirelerin iş doyum düzeyleri ile psikolojik güçlendirme algılarının belirlenmesi

Çalışma, Şırnak ilinde çalışan hemşirelerin iş doyum düzeyleri ile psikolojik güçlendirme algılarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Şırnak İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı beş Devlet Hastanesi oluşturmuştur. Araştırma Eylül 2021- Ekim 2022 tarihleri arasında 358 hemşire ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu, psikolojik güçlendirme ölçeği ve McCloskey ve Mueller'in iş doyum ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, standart sapma, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Bütün analizlerde IBM SPSS.24 programı kullanılmış ve anlamlılık düzeyi olarak p <0.05 değeri kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin psikolojik güçlendirme ölçeği toplam puan ortalaması 5.65 ± 0.82 ve McCloskey ve Mueller'in iş doyum ölçeğinin toplam puan ortalaması ise 2.71 ± 0.80 olarak saptanmıştır. Yaş, medeni durum, çocuk sayısı, çalışma görevi, görev yapılan birim, çalışma şekli, çalışılan kurumda kariyer hedefi olma durumu hemşirelerin PGÖ puanları arasında istatistiksel fark saptanmıştır. Çalışılan hastane, meslekte çalışma süresi, görevi, görev yaptığı birim, çalışma şekli, çalıştığı kurumda kariyer hedefi olması durumu hemşirelerin MMSS puanları arasında istatistiksel fark olduğu görülmüştür. Hastanede çalışan hemşirelerin iş doyum düzeyi ve psikolojik güçlenme algısını yükseltecek meslekte çalışma süresi, görevi, görev yaptığı birim ve çalışma şekli gibi sosyodemografik özelliklerin dikkate alınarak ile ilgili düzenlemelerin yapılması önerilebilir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+3
Murat Akış
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner anjiyografı uygulanacak hastalarda algılanan stres ve stresle baş etme davranışlarının belirlenmesi

Bu araştırma ilk defa koroner anjiografi uygulanacak bireylerin algıladıkları stres ve stresle başetme davranışlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte bu araştırma Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesinde Ekim 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında kardiyoloji yatan hasta servisine başvuran, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan koroner anjiografi işlemi uygulanması planlanan 200 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu, algılanan stres ölçeği ve stresle başa çıkma tarzları ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) for Windows 25 programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, yüzde, ortalama, ortanca, sayı ve standart sapma kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterdiği durumlarda t testi ve ANOVA testi ile normal dağılım göstermediği durumlarda Mann–Whitney U, Kruskal-Wallis ve spearman korelasyon ile analiz edilmiştir. Verilerin anlamlık değerleri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalamaları 51.06±13.03 olarak bulunmuştur. Hastaların %53.5'nin erkek, % 37'nin çalışan, %93'ün evli, %25'nin ise okuryazar olmadığı tespit edilmiştir. Hastaların % 50.5'nin sigara kullandığı, %86.5'inin egzersiz yapmadığı, %52.5'nin kronik hastalığının olduğu, %64'nün anjiografi ile ilgili bilgi almadığı, %60'nın ailesinde birinin kalp hastalığı olduğu, %75.5'nin göğüs ağrısı, %54'nın nefes darlığı ve %37'ngöğüste sıkışma hissinin olduğu belirtilmektedir. Hastaların %80.5'i koroner anjiografi ile ilgili kaygı duyduğu ve %70.5'nin koroner anjiografi işlem öncesi bilgi almanın kendisini rahatlatacağı tespit edilmiştir. Algılanan stres ölçeği toplam puan ortalama 34.73 ± 9.74 olarak bulunmuştur. Hastaların algılanan stres ölçeği toplam puan ortalaması yüksek düzeyde bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzları ölçeği alt boyutları puan ortalamaları; kendine güvenli yaklaşım 1.58 ± .61, iyimser yaklaşım1.56 ± .53, çaresiz yaklaşım 1.47 ± .62, boyun eğici yaklaşım 1.75 ± .68, sosyal destek arama alt boyut medyan değeri ise 2 olarak bulunmuştur. Hastaların stresle başa çıkma tarzları ölçeği alt boyutları puan ortalamaları ile cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma durumları, kronik hastalık varlığı, anjiografi ile ilgili bilgi alma durumları, anjiografi ile ilgili kaygı duyma ve anjiografi ile ilgili bilgi almanın kişiyi rahatlatması arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Araştırmaya katılan hastaların stres düzeyleri ve stresle başa çıkma davranışları arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Koroner anjiografi uygulanacak hastalarda stres düzeyinin ve strese yol açan faktörlerin belirlenmesi, stresle etkin baş etme yöntemlerinin kullanımına yönelik eğitim programlarının hastanın sosyoekonomik durumu, konuşma dili ve eğitim düzeyi göz önünde bulundurularak yapılması önerilmektedir.

Bedensel endişe bozukluğu
Derya Bağlı
Harran University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Knowledge and practice of pediatric nurses in Iraq regarding breastfeeding

Regarding breastfeeding. The study is a descriptive study. The sample of the study consisted of 70 nurses working in a pediatric hospital in Erbil. Data were obtained using a Descriptive Characteristics Questionnaire and a Breast Milk and Breastfeeding Information Form. The information form was prepared by the researchers in line with the World Health Organization's breastfeeding principles and the relevant literature. The form consists of 25 questions. Data were evaluated with t test and one-way ANOVA in SPSS program. It was found that 62.5% of the nurses had knowledge about breastfeeding, and the knowledge score of nurses with experience of working in neonatal intensive care was significantly higher than those without experience (t=2.326, p<0.05). In Iraq, 55.7% of nurses rated the breastfeeding status of mothers as inadequate. It is recommended that nurses and mothers should be trained about breastfeeding. KEYWORDS: Nursing, children, Breastfeeding, breast milk, pediatric nursing

Kawthar Ibrahım Othman
Harran University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin sağlık bakımında kalite sorumluluğu ölçeği'nin türkçe'ye uyarlanması: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

Hemşirelerin Sağlık Bakımında Kalite Sorumluluğu Ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanarak hemşire örneklemi üzerinde geçerlik ve güvenirliğini göstermek amacıyla planlanan bu çalışma, metodolojik tasarımdadır. Kalite literatürde istenilen amaçlara uygun bir şekilde devamlı iyileştirme ve başarı olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada örneklem seçimi için herhangi bir yöntem kullanılmamış, ölçek madde sayısının en az beş ile on katı arasında olacak şekilde hemşireye ulaşılması amaçlanmış, 514 hemşire çalışmaya dahil edilmiştir. İngilizceden Türkçeye çevirisi yapıldıktan sonra ölçek uzman görüşüne sunulmuştur. Ölçeğin değerlendirilmesinde kapsam geçerliği, yapı geçerliği, madde analizi, Kaiser Meyer Olkin–Bartlett testleri, doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri ve Cronbach alfa güvenirlik katsayısı kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0.97 bulunmuştur. Ölçeğin madde toplam puan korelasyon değerlerinin r=0,342 ile 0,659 arasında değiştiği saptanmıştır. Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı 0,942 ile güvenilir bulunmuştur. Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri sonucunda çok faktörlü yapıda faktör yüklerinin 0,526-0,838 arasında değiştiği, ölçek ifadelerinin toplam varyansın yüzde 57,387'sini açıkladığı belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda Hemşirelerin Sağlık Bakımında Kalite Sorumluluğu Ölçeğinin Türkçe'de geçerli ve güvenilir olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin farklı çalışmalarda ve farklı örneklem gruplarında test edilmesi önerilir.

Muazzez Kızıltepe
Harran University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfada HPV pozitif olan kadınların serviks kanserinin erken tanısınayönelik bilgi ve davranışları

Araştırma, Şanlıurfa İl Merkezi'nde serviks kanseri taraması sonrası Human Papilloma Virus (HPV) pozitif olan kadınların serviks kanserinin erken tanısına yönelik bilgi ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Şanlıurfa il merkezinde 1. Basamak sağlık kurumlarında serviks kanser taraması yapılan ve 2019 yılında Ulusal HPV Laboratuvar Sistemi'ne kayıtlı HPV pozitif kadınlar oluşturmuştur. Araştırmada örnek seçimine gidilmemiş, Şanlıurfa İl Merkezi'nde yaşayan tüm kadınlara ulaşılması hedeflenmiştir. Veriler, Veri Toplama Formu kullanılarak 08.09.2021-22.04.2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma için Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurulu'ndan yazılı izin, araştırmaya katılmayı kabul eden Kadınların ise bilgilendirilmiş onamları alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tamamlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama ve standart sapma, tek değişkenli analizden Ki Kare ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların yaş ortalaması 43.35±8.644 olup %46.2'si herhangi bir eğitim kademesini tamamlamamıştır. Kadınların %64.4'ü serviks kanserinin ne olduğunu bilmemektedir. Kadınların %85.1'i şikayeti olmasa da serviks kanserinin erken tanısı için muayene olmayı düşünmektedir. Kadınların %62.7'si tarama sonrası erken tanı davranışı göstermiştir. Düzenli jinekolojik muayene yaptıran (%73.7), tarama sonrasında genotipi HPV 16/18 olan (%92.8) ve genotipi HPV 16/18 dışı olanlarda ise pap smear (Papanicolaou Smear) testi anormal olan (%88.5) kadınların serviks kanseri erken tanı davranışı gösterme düzeyi daha yüksektir(p<0.05). Araştırmadan elde edilen bulgular, araştırmaya katılan kadınların serviks kanseriyle ilgili bilgilerinin ve serviks kanseri erken tanı davranışı gösterme düzeylerinin yetersiz olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda tarama sonrasında sonucu pozitif olan kadınlara özel danışmanlık ve eğitimin verilmesi, 1. ve 2. Basamak sağlık çalışanlarının serviks kanseri taramaları ve tarama sonrası erken tanı hakkında bilgilerinin sürekli güncel tutulması ve hastaların tarama testi sonrasında erken tanı davranışlarını takip edecek dijital sistemin kullanılması önerilmiştir.

Güler Özel
Harran University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Evde bakım hizmeti alan obez bireylerin sosyal destek algısı ile mental iyi oluş durumları ve sağlık algısı arasındaki ilişki

Bu çalışma obez bireylerin sosyal destek algısı ile mental iyi oluş durumları ve sağlık algısı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmışır. Çalışma tanımlayıcı tiptedir. Ekim 2022- Mayıs 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri ve Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimleri'ne kayıtlı obez bireylerde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini evde bakım hizmeti alan 103 obez birey oluşturmuştur. Çalışmada örnekleme yöntemine gidilmemiş olup evrenin tamamına ulaşılmıştır. Bilgilerin elde edilmesinde katılımcılar için tanıtıcı bilgi formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Mental İyi Oluş Ölçeği ve Sağlık Algısı Ölçeği'nden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Analizi, Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurullardan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Araştırmaya katılan obez bireylerin Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam puan ortalaması 47.91±18.91, Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği toplam puan ortalaması 37.95±14.17, Sağlık Algısı Ölçeği toplam puan ortalaması 45.18±3.25'dir. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği puan ortalamaları arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r= .630, p=.000). Ayrıca Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile ve Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalamaları arasında zayıf düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=.399, p=.000). Sonuç olarak obez bireylerin sosyal destek düzeylerinin yükseltilmesine yönelik girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilebilir.

Algılanan sağlıkAlgılanan sosyal destekEvde sağlık hizmetleri
Aynur Geyik
Harran University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların sağlık algısı, kanser bilgi yükü ve kanser taramalarına yönelik tutumlarının belirlenmesi

Çalışma, 40-64yaş arası kadınların sağlık algısı, kanser bilgi yükü ve kanser taramalarına yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla, Şanlıurfa Eyyübiye 10 Nolu Onikiler Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2023 – Ekim 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 40-64 yaş arası 323 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu, Sağlık Algısı Ölçeği, Kanser Bilgi Yükü Ölçeği, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi, bilgisayarda Statistical Package for Social Sciences 26.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi ve pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için Üniversite Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Kadınların Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması 49.00±6.29, Kanser Bilgi Yükü Ölçeği puan ortalaması 19.05±4.12, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalaması 82.17±14.30 olarak belirlenmiştir. Kadınların kendi kendine meme muayenesi yapma durumuna göre Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-3.969, p=0.000) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=9.336, p=0.000) puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Mamografi çektirme durumuna göre Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-2.951, p=0.003) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=6.736, p=0.000) puan ortalamaları arasındaki fark anlamlıdır. Smear testi yaptırma durumuna göre Sağlık Algısı Ölçeği (t=2.052, p=0.041), Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-2.402, p=0.017) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=6.947, p=0.000) puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Gaitada gizli kan baktırma durumu ile Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-3.452, p=0.001) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=5.376, p=0.000) puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Ayrıca Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması ile Kanser Bilgi Yükü Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde, çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=-.283, p=0.000). Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması ile Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde, çok zayıf düzey anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=.175, p=0.002). Kadınların Kanser Bilgi Yükü Ölçeği puan ortalaması ile Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde, orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=-.509, p=0.000). Sonuç olarak kadınların sağlık algısının, kanser taramalarına yönelik tutumlarının yükseltilmesi, kanser bilgi yüklerinin düşürülmesi için girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir.

Ayşe Atçi Koyuncu
Harran University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bireylerin kolorektal kanser tarama davranışları yarar ve engel algısının kolorektal kanser tarama davranışlarına etkisi

Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye 01 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Eylül 2023-Ağustos 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Eyyübiye 01 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde yaşayan 50-70 yaş arası 1834 birey, örneklemini ise 318 birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında eğitimli ve eğitimsizler için standardize mini mental testler, anket formu ve kolorektal kanser tarama davranışları yarar ve engel algısı ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, X2 testi, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi, Varyans Analizi ve Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurumdan, Harran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Çalışmada katılımcıların %18.2'si dışkıda gizli kan testi, %10.1'i kolonoskopi yaptırdığını belirtmiştir. Bireylerin Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği dışkıda gizli kan testi engel algısı puan ortalaması 21.18±2.75, yarar algısı puan ortalaması 6.73±1.07, kolonoskopi engel algısı puan ortalaması 33.29±4.63, yarar algısı puan ortalaması 9.85±1.29 bulunmuştur. Katılımcıların dışkıda gizli kan testi ve kolonoskopi yaptırma durumuna göre Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği dışkıda gizli kan testi engel algısı ve kolonoskopi engel algısı puan ortalaması arasında anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin yaşına ve sağlığı algılama durumuna göre dışkıda gizli kan testi yaptırma, yaşa göre kolonoskopi yaptırma arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca eğitim durumu ile Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği dışkıda gizli kan testi yarar alt boyutu, yaş, cinsiyet, eğitim durumu ile dışkıda gizli kan testi engel alt boyutu arasında anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların cinsiyet, medeni durumuna göre Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği kolonoskopi yarar alt boyutu puan ortalaması arasındaki, yaşa göre kolonoskopi engel alt boyutu puan ortalaması arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak bireylerin kolorektal kanser tarama davranışlarını gerçekleştirme oranlarının, dışkıda gizli kan testi ve kolonoskopi yarar alt boyutları puan ortalamalarının düşük olduğu görülmektedir. Kolorektal kanser tarama davranışlarını engelleyen faktörlerin belirlenip, bu faktörlere yönelik girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir.

Mehmet Yılmaz
Harran University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni doğum yapmış kadınlarda hamileliği boyunca demir desteği kullanım durumu ve bu desteğin anemiye etkisi

Bu çalışma, yeni doğum yapmış kadınlarda hamileliği boyunca demir desteği kullanım durumunu belirlemek, anemi görülme sıklığını hesaplamak ve demir desteği kullanım durumu ile anemi arasında ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın evrenini, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yeni doğum yapmış kadınlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 1 Kasım-1 Aralık 2024 tarihleri arasında ulaşılan 240 yeni doğum yapmış kadın oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile yüz-yüze toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde sürekli değişkenler için ortalama±standart sapma, nominal değişkenler için sayı ve yüzde kullanılmıştır. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi, normal dağılım grafikleri incelerek belirlenmiştir. Sürekli değişkenler yönünden farkın önemliliği için bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü Anavo testeleri ve pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Kadınların % 24,2'sinin okuma yazmasının olmadığı, %15,4' ünün 20 yaş altında olduğu hesaplanmıştır. Kadınların % 35,0'nın şuan yapmış olduğum doğum sayısının dört veya daha fazla olduğu görülmüştür. Kadınların hemoglobin değerlerine bakılınca da gebelikte anemi kabul edilen hemoglobin değeri 11 gr/dL' nin altında olan kadınların oranı % 40 olduğu görülmüştür. Kadınların % 75,4' ünün şu anki hamileliklerinde demir destek tedavisi aldıkları, % 46,3'ünün demir desteğine 4. aydan önce başladığı saptanmıştır. Kadınların % 16,0'ının demir destek tedavisinde yan etki yaşadığını, yan etki yaşayan kadınların % 69,0'ı demir desteğini bıraktığı saptanmıştır. Sonuç olarak kadınların genç ve eğitimi düşük olduğu, çok fazla doğum yaptığı saptanırken, kadınların anemi prevelansının yüksek olduğu, demir desteği kullanmada eksik, yanlış bilgi ve uygulamalarının olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, demir eksikliği anemisinin halen önemli bir anne sağlığı sorunu olmaya devam ettiği için gerekli önlemlerin alınarak beslenmenin düzenlenmesi ve demir destek kullanımının doğru olarak yapılmasının yaygınlaştırılması ve bu konuda özellikle halk sağlığı hemşirelerin farkındalığın artırılması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Yeni doğum yapmış kadın, Demir Desteği, Anemi, Halk Sağlığı

Büşra Oruç
Harran University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlerin akıllı telefon bağımlılığı ve sağlıklı yaşambiçimi davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma gençlerin akıllı telefon bağımlılıkları ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye 01 No'lu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Eylül 2023 – Ağustos 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini Eyyübiye 01 No'lu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde yaşayan 18-24 yaş arası 3727 birey örneklemini ise 348 birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde t testi, Mann Whitney U testi, Varyans Analizi, Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmada gençlerin Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği toplam puan ortalaması 32.31±9.45, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II toplam puan ortalaması ise 114.37±21.19 olarak bulunmuştur. Ayrıca gençlerin Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II toplam puan ortalamaları arasında düşük düzeyde, negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = -0,118; p = 0,028). Sonuç olarak gençlerin akıllı telefon bağımlılık düzeyleri azaldıkça sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının arttığı görülmektedir. Bu nedenle gençlerin akıllı telefon bağımlılığı düzeylerini düşürecek, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını arttıracak sağlık eğitimlerinin planlanması, girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Hemşirelik, Gençler, Akıllı telefon bağımlılığı, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları

GençlerHemşirelik
Bedirhan Çaldıran
Harran University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların jinekolojik kanser farkındalık düzeylerinin ve meme kanseri kadercilik algılarının belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı, 30-64 yaş arası kadınların jinekolojik kanser farkındalık düzeyleri ve meme kanseri kadercilik algılarının belirlenmesidir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye Harrankapı 25 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2023 – Haziran 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 333 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği ve Meme Kanseri Kadercilik Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t Testi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurumlardan, Harran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Araştırmaya katılan kadınların Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalaması 146.02±21.70, Meme Kanseri Kadercilik Ölçeği toplam puan ortalaması 7.40±2.61'dir. Kadınların eğitim durumuna (KW=10.079; p=0.018), gelir durumuna (KW=6.966; p=0.031), sosyal güvencesine (t=3.417; p=0.001) göre Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Ayrıca Jinekolojik hastalık durumuna (t=3.056, p=0.003), jinekolojik muayene olma durumuna (t=6.291, p=0.001), jinekolojik kanserleri duyma durumuna (t=5.655, p=0.000), jinekolojik kanser belirtilerini bilme (U=1683.000, p=0.000), jinekolojik kanserler ile ilgili tarama testlerini bilme (t=5.676, p=0.000), pap smear testi yaptırma (t=5.281, p=0.000) durumlarına göre JKFÖ toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Katılımcıların yaşına (t=-4.934; p=0.000), eğitim durumuna (KW=35.857; p=0.000), gelir durumuna (KW =7.653; p=0.022), sosyal güvencesine (t=2.686; p=0.007) göre meme kanseri kadercilik ölçeği toplam puan ortalaması arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak kadınların jinekolojik kanserler farkındalık düzeylerinin düşük ve meme kanseri kadercilik algılarının yüksek olduğu söylenebilir. Bu nedenle jinekolojik kanserler farkındalık düzeylerinin arttırılması ve meme kanseri kadercilik algılarının azaltılması için eğitimler verilmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Meme Ka nseri, Hemşirelik, Kadercilik, Farkındalık , Jinekolojik Kanserler

FarkındalıkHemşirelikKadercilik
Esmanur Özen
Harran University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin iş yaşam kalitesinin iş doyumu üzerine etkisi: Şanlıurfa örneği

Bu araştırma hemşirelerin iş yaşam kalitesinin iş doyumu üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde yapılan araştırma, Şanlıurfa il merkezinde Sağlık Bakanlığına bağlı üç hastane ve il merkezinde bulunan bir üniversite hastanesinde görev yapan toplam 625 hemşire ile Aralık 2020-Ocak 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri tanıtıcı bilgi toplama formu, hemşire iş doyum ölçeği ve hemşirelik iş yaşam kalitesi ölçeği ile toplanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, yüzde, t-testi, ANOVA testi, Tukey testi, doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçek toplam puan ortalamasının (96,38±20,69) ortalamanın altında; hemşire iş doyum ölçek toplam puan ortalamasının (2,99±0,66) orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Bekar hemşirelerin, lisans altı eğitimden mezun hemşirelerin, haftalık çalışma saati 40 saat olan, kurumda kariyer hedefi bulunan, iş yaşam kalitesi ve iş doyum algılarını beş puan ve üzerinde değerlendiren hemşirelerin, hemşirelik iş yaşamı kalitesi ve hemşire iş doyum ölçekleri toplam puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Meslekte çalışma yılı, çalışma statüsü ile hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçeği arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmaz iken, 6 ay-5 yıl arası çalışan, sözleşmeli hemşirelerin hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Devlet Hastanesi ve Üniversite Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin hemşirelik iş yaşamı kalitesi ve hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ortalamaları diğer hastanelerden daha yüksek bulunmuştur. Hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçeği toplam puan ve tüm alt boyutları puan ortalamaları ile hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ve tüm alt boyutları puan ortalaması arasında pozitif yönde yüksek düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki olduğu (r= 0.770); hemşirelerin iş yaşam kalitesi artıkça iş doyumunun da artığı belirlenmiştir. Yöneticilerin hemşirelerin iş yaşam kaliteleri ve iş doyum düzeylerini artırıcı girişimlerde bulunması önerilebilinir. Anahtar kelimeler: Hemşire, iş yaşam kalitesi, iş doyumu

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Bedriye Şeker Tarhan
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda problemli medya kullanımı ve etkileyenfaktörler

Bu çalışma, 4-11 yaş grubu çocuklarda problemli medya kullanımı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Şanlıurfa ilinde yer alan iki hastanenin çocuk kliniklerine başvuran 400 ebeveyn oluşturmaktadır. Veriler, Tanımlayıcı Özellikler Soru Formu, Problemli Medya Kullanım Ölçeği-Kısa Formu, Güçler-Güçlükler Anketi ve Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Anketi kullanılarak toplanmıştır. Veriler MANOVA ve Regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan ebeveynlerin %88.5'i anne, %35.5'i 30-35 yaş grubundadır. Çocukların %59.3'ü erkek, %41.8'si 4-7 yaş, %58.3'ü 7-11 yaş grubunda yer almaktadır. Çocukların Problemli Medya Kullanım ölçeği puan ortalaması 2.7±1.03, Güçler-Güçlükler Anketi puan ortalaması 17.0 ± 4.7, Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Anketi puan ortalaması 46.9 ± 7.7 olarak elde edilmiştir. Çocukların günlük medya kullanım süresi ortalama 2.9 ± 1.4 saattir. Ebeveynlerin %45'i çocuğun huzursuzluğunu gidermek, %44'ü oyun için medya araçlarını kullandığını bildirmiştir. Çocukların cinsiyeti, karne derecesi ve medya aracına verdiği tepki ile problemli medya kullanım puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edilmiştir. Uyku sorunu ve güçlük puanı arttıkça problemli medya kullanım puanı artmaktadır. Çocuklarda problemli medya kullanımının etkilerine yönelik ebeveynlere eğitimlerin verilmesi ve müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir.

Ana-babaHemşirelikProblem davranış+3
Hasan Kulu
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındakiilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup, Şanlıurfa Eyyübiye 4 Nolu Ertuğrulgazi Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2021 - Ağustos 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 194 diyabet tanısı olan birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında eğitimliler ve eğitimsizler için mini mental testler, tanıtıcı bilgi formu, akılcı ilaç kullanımı ölçeği, sağlık algısı ölçeği, tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi, Krukall Wallis Analizi, Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni, kurum izni ve katılımcı izni alınmıştır. Diyabetli bireylerin %9,8'inin akılcı ilaç kullanma bilgisinin olduğu saptanmıştır. Akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile sağlık algısı ölçeği puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken (r = ,095, p= 0,188), akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki (r= ,220, p= 0,002) saptanmıştır. Sonuç olarak diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgisini, olumlu sağlık algısını ve sağlıklı yaşam tarzlarını geliştirecek girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, akılcı ilaç kullanımı, sağlık algısı, sağlıklı yaşam tarzları, hemşirelik.

Akılcı ilaç kullanımıBilgi düzeyiDiabetes mellitus+4
Belma Aydın
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Çalışmanın evrenini Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi ( 428 ), Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi (430), Dağkapı Devlet Hastanesi ( 86 ), Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi (1134 ) ve Dicle Üniversitesi Hastanesi (956) bünyesinde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 787 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden hemşirelerden elde edildi. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan tanıtıcı bilgi formu (EK-1), Hemşirelerin Afetlere Hazır Oluşluklarında Temel Yeterlilikler Anketi (EK-2) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (EK-3) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik, bağımsız gruplarda T-testi, Tek Yönlü (Oneway) ANOVA testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin HAHOTYÖ toplam puan ortalaması 138.73±38.70 olarak bulunmuştur. Bu bulgular, hemşirelerin afetlere hazırlıkla ilişkili mesleki yeterliliklerinin çeşitli düzeylerde algılandığını, ancak genel olarak yeterli düzeyde değerlendirildiğini göstermektedir. Afet hazırlık temel yeterlilik puanları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan Pearson korelasyon analizi sonuçlarına göre, afet hazırlık düzeyi ile bazı stresle başa çıkma alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur. En yüksek korelasyon kendine güvenli tutum ile afet hazırlık toplam puanı arasında saptanmış olup (r=0.254, p<0.01), bunu sırasıyla iletişim becerileri (r=0.255, p<0.01) ve teknik beceriler (r=0.251, p<0.01) izlemektedir. Sonuç olarak hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasında anlamlı ilişki olduğu, hemşirelerin afet bilgi düzeylerinin arttırılması, psikolojik sağlamlığı, teorik ve uygulamalı eğitimlerin artırılması önerilmektedir.

Stresle başetme
Mehmet Nur Geyik
Harran University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İntraartiküler enjeksiyon uygulanan çocuklarda bilgisayar oyunlarının ağrı puanı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisi

Hastane ortamında karşılaşılan invaziv girişimler çocuklar için ağrı ve anksiyete kaynağıdır. Bu çalışma intraartiküler enjeksiyon işlemi sırasında uygulanan bilgisayar oyununun çocukların ağrı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Etik kurul, kurum ve çocuk/ailesinden izinler alındı. Evreni Eylül 2016- Ekim 2017 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Romatoloji bölümünde tedavi olan çocuklar, örneklemi vaka seçim kriterlerine uyan 41 çocuk (deney:20 kontrol:21) oluşturdu. Veri toplama araçları olarak; Sosyo-Demografik Veri Formu, Uygulama Kayıt Formu, Face Pain Scale- Revized (FPS-R), Çocuklar için Durumluk Kaygı Envanteri (ÇDKE), dijital kronometre, bilgisayar oyunu ve tablet kullanıldı. Deney grubuna intraartiküler enjeksiyon uygulaması sırasında tabletten bilgisayar oyunu oynatıldı. Kontrol grubuna rutin işlem yapıldı. İşlem öncesi sırası ve sonrası ağrı, işlem öncesi ve sonrası kaygı puanları ölçüldü. İşlem süresi kayıt edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Çalışma sonunda grupların tanımlayıcı özellikler açısında benzer olduğu görüldü (p> 0,05). Deney grubunda bilgisayar oyununun ağrı (p=0,000)ve kaygı puan (p=0,001) ortalamalarını anlamlı düzeyde azatlığı, işlem süresini kısaltığı (p=) belirlendi. İntraartiküler enjeksiyon uygulamasında bilgiayar oyunu ile dikkati başka yöne çekme uygulamasının kullanılması önerilir.

Akut ağrıAnksiyeteAğrı+7
Gülmelek İnanlı
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Postmenopoz dönemdeki kadınlarda sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin osteoporozdan korunma bilgi, tutum ve davranışlarına etkisi

Osteoporoz, postmenopoz dönemdeki kadınların büyük kısmını etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Yapılan birçok çalışmada osteoporozun erken dönemde önlenmesi ve risk faktörlerinin azaltılmasında toplum sağlığı hemşirelerinin önemli roller alabileceği üzerinde durulmuştur. Bu çalışma postmenopoz dönemdeki kadınlarda sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin osteoporozdan korunma bilgi, tutum ve davranışlarına etkisini belirlemek amacı ile ön test-son test randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Haziran 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında İstanbul İli Kadıköy İlçesinde faaliyet gösteren bir Aile Sağlığı Merkezinde 82 postmenopoz dönemdeki kadın (girişim grubu=41, kontrol grubu=41 ) ile yürütülmüştür. Girişim grubuna 12 hafta süreyle Sağlık İnanç Modeline dayalı olarak oluşturulan kısa görüşmeler programı (5A modeli) uygulanmıştır. Programın ardından izlem döneminde 12 hafta süreyle, haftada iki veya üç kez toplam 45 mesaj gönderilmiştir. Veriler tanımlayıcı form, Osteoporoz Sağlık İnanç Ölçeği (OSİÖ), Osteoporoz Özetkililik ve Yeterlik Ölçeği (OÖEYÖ), Osteoporoz Bilgi Testi (OBT) ve Egzersiz Yapma Ölçeği (EYDÖ) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, varyans analizi, Mann-Whitney U ve Friedman testi kullanılmıştır. Son test ve izlemde girişim grubunun OSİÖ, OÖEYÖ, OBT ve EYDÖ puan ortalamalarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğunu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin postmenopoz dönemdeki kadınların osteoporoz sağlık inançlarını, öz-etkililik-yeterlik güvenlerini ve egzersiz yapma davranışlarını olumlu yönde değiştirdiği, osteropozdan korunmaya ilişkin bilgilerini artırdığı bulunmuştur. Bu çalışma kapsamında uygulanan sağlık inanç modeli kısa görüşmelerin birinci basamakta çalışan hemşirelere rehber olabileceği düşünülmektedir.

HemşirelikKadınlarMenopoz+6
Nurcan Kolaç
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetici hemşirelerin kişisel açılım ve geri bildirim düzeylerinin empatik eğilim ve kişilerarası problem çözme becerileriyle ilişkisi

Bu araştırma; yönetici hemşirelerde kişisel açılım ve geri bildirim düzeylerinin empatik eğilim ve kişilerarası problem çözme becerileriyle ilişkisini incelemek amacıyla tarama modelinde, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma; Eylül 2015-Kasım 2016 tarihleri arasında İstanbul ili içinde bulunan devlet üniversitelerinin hastanelerinde çalışan yönetici hemşirelerle gerçekleştirildi. Veriler, araştırmacı tarafından yönetici hemşirelerin kendilerini tanıtan, sosyodemografik özelliklerini içeren Yönetici Hemşirelerin Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Johari Penceresi Testi, Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ), Kişilerarası Problem Çözme Envanteri(KPÇE) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (ortalama, standart sapma, frekans), Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U post hoc testi, Spearman Rho Korelasyon Analizi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin meslekte çalışma sürelerinin 3,5 ile 40 yıl arasında değişmekte olup, yönetici olarak çalışma sürelerinin ortalaması 9,41±7,96 olarak saptandı. Yönetici hemşire ön lisans mezunlarının probleme olumsuz yaklaşma durumlarının, lisans mezunlarına göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Haftalık 40 saat ve üzerinde çalışan hemşirelerin kendine güvensizlik durumunun, haftalık 40 saat çalışanlardan daha yüksek olduğu saptandı. Kendi isteğiyle yönetici pozisyonuna atanan hemşirelerin empatik eğiliminin, görevlendirme ile atananlardan daha yüksek olduğu bulundu. Yönetici hemşirelerin kişisel açılım düzeylerinin, probleme olumsuz yaklaşma ve kendine güvensizlik ile empatik eğilim arasında negatif yönde %20,8 ve %24,7 düzeylerinde anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Yönetici hemşirelerin geri bildirim düzeylerinin, yapıcı problem çözme ve ısrarcı sebatkar yaklaşım ile empatik eğilim arasında pozitif yönde %22,3 ve %23,3 anlamlı bir ilişkisi olduğu saptandı. Araştırma sonucunda, yönetici hemşirelerin kişisel ve geri bildirim düzeylerinin düşük, empatik eğilimlerinin orta düzeyde, problem çözme konusunda ise başarılı, karşılaşılan güçlüklerle baş edebilme seviyesi yüksek, kendine güvenen bireyler olduğu saptandı. Anahtar kelimeler: Kişisel açılım, empati, problem çözme, johari

EmpatiEmpatik eğilimGeri bildirim+5
Özge Çavdar İspirli
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

KOAH'lı hastalarda öz-etkililiğin, bakım verenlerin yükü ile ilişkisi

Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde öz-etkililiğin, bakım verenlerin yükü ile ilişkisini incelemek amacı ile kesitsel tanımlayıcı bir çalışma olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini KOAH tanısı olan 182 birey ve bu bireylere bakım veren 182 birey oluşturdu. Veri toplama aracı olarak KOAH'lı bireyler için "Bilgi Formu", "KOAH Değerlendirme Testi [COPD Assessment Test (CAT)]" ve "KOAH Öz-etkililik Ölçeği" kullanıldı. Bakım veren bireylere ise; "Bilgi Formu" ve "Bakım Verenlerin Yükü Ölçeği" uygulandı. Her iki gruba veri toplama araçları aynı anda uygulanarak, yüz yüze görüşme tekniği ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde Kolmogrov Smirnov Testi, Mann Whitney-U Testi, Kruskall Walls-H Testi, Bonferroni düzetmesi, Sperman Korelasyon Analizi kullanıldı ve anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Yaş ortalaması 63,55±11,75 olan KOAH'lı bireylerin KOAH Öz-Etkililik Ölçeği puan ortalaması 2,32±0,43 ve CAT puanı 26,97±5,25'dır. Bireylerin %96,2'sinin KOAH Öz-Etkililik puanı 3'ün altında ve KOAH nedeni ile günlük yaşamları ve sağlıkları yüksek düzeyde etkilenmektedir. Yaş ortalaması 48,77±14,09 olan bakım verenlerin Bakım Verme Yükü Ölçek puanı 30,51±10,62'dir. Bakım verenlerin %64.8'inin bakım verme yükü hafif düzeydedir. KOAH'lı bireylerin öz-etkililiğinin artması ile bakım verenlerin yükünün azaldığı (r=-0,33; p<0,015), KOAH'ın günlük yaşama ve yaşam kalitesine etkisi artarken bakım verenlerin yükünün arttığı (r=0,51; p<0,001) görülmüştür. Sonuç olarak KOAH'lı bireylerin öz-etkililiği ve yaşam kalitesi bakım verenlerin yükünü etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, CAT, Öz-Etkililik, Bakım Veren

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifBakım verenler+4
Semiha Kar
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gastrointestinal sistem kanser tanısı almış yatan hastalarda uyku ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

GASTROİNTESTİNAL SİSTEM KANSER TANISI ALMIŞ YATAN HASTALARDA UYKU VE YAŞAM KALİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Bu çalışma, Gastrointestinal Sistem (GİS) kanseri tanısı alan hastalarda uyku ve yaşam kalitesinin incelenmesi, değerlendirilmesi ve yükseltilmesi amacı ile tanımlayıcı nitelikte gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, 01 Mart– 01 Haziran 2018 tarihleri arasında İstanbul ili Avrupa bölgesinde yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinin Genel Cerrahi servisinde GİS kanser tanısı almış 65 yatan hasta dâhil edildi. Örneklem grubunun hastaların min-max yaş sınırları 35-85 saptanmış olup; yaş ortalaması 62.87 ± 11.96‟dir. Hastaların %40'ı ‟i kadın, %60‟ı ise erkektir. Hastaların hastalık süresi ortalaması 18.03±34.20'dır. Veriler, 21 sorudan oluşan anket formu, EORTC QLQ C-30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi kullanılarak yüz yüze yapılan görüşme sonucunda toplanmıştır. EORTC-QLQ-C30 genel yaşam kalitesi ölçeğini güvenilirlik analizlerinde genel sağlık skoru Cronbach's Alpha katsayısı 0,857 yüksek derecede güvenilir olarak belirlenmiştir. PUKİ ölçeğinde ise Cronbach's Alpha katsayısı 0,636 oldukça güvenilir olarak belirlenmiştir. Hastaların fonksiyonel yaşam kalite skorlarının %64,78, genel sağlık skorlarının ise %40,38 olarak bulunmuştur. Uyku bozukluklarının, gastrointestinal kanser hastalık sürecinde, uyku-uyanıklık döngüsünde ve uyku kalitesi üzerinde etkisinin olduğu bilinmektedir. 45-64 yaş arası yatan hastalarda uyuma güçlüğünün yüksek olduğu saptanmıştır. Kanser tedavisinin yol açtığı bulantı, kusma, enfeksiyonlar ve tedavi sonucunda oluşabilecek komplikasyonlar ve hastanın uzun süreçte hastanede kalması yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Hastalarda bulantı ve kusmanın artmasıyla uyku sürelerinin kısaldığı bulunmuştur (r: -,253, p: 0,042, p˂0,05). Genel iyilik durumunun azalması ile birlikte uykuya dalmada güçlük durumunu arttırdığını bulunmuştur (r: -,261, p: 0,036, p˂0,05). Anahtar kelimeler: Gastrointestinal Sistem Kanserleri, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi

Gastrointestinal hastalıklarGastrointestinal neoplazmlarNeoplazmlar+3
Çağdaş Uluçay
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin ilaç uygulama hatalarının gözlenmesi

Araştırma, İstanbul'daki bir devlet hastanesinin pediatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin parenteral, oral ve inhaler ilaç uygulama hata oranlarını gözlemlemek amacıyla tanımlayıcı tasarım tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini Nisan-Aralık 2018 tarihleri arasında bu hastanede çalışan toplam 43 hemşireye ait 653 pediatrik ilaç uygulaması oluşturdu. Verilerin toplanmasında güvenli ilaç uygulama ilkeleri doğrultusunda hazırlanan "gözlem formu" ve "veri toplama formu" kullanıldı. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra iki grup arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U test, ikiden fazla grup arası karşılaştırmalarında Kruskall Wallis test, farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını saptamak amacıyla da Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U test kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hemşirelerin güvenli ilaç ilkeleri doğrultusunda ilaç uygulama hata oranlarının parenteral ilaçlarda 0,53, inhaler ilaçlarda 0,67, oral ilaçlarda ise 0,57 olduğu, inhaler ilaç hata oranının istatistiksel olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). İlaç hata oranlarının; hemşirelerin yaşına, öğrenim durumuna, meslekte toplam çalışma süresine, pediatri kliniğindeki çalışma deneyimine, çalıştığı birime, pediatri kliniğinde kendi isteği ile çalışıp çalışmama durumuna, aylık ortalama nöbet sayısına, hemşire-hasta oranına ve uygulama zamanına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda ilaç uygulamalarına yönelik daha fazla sayıda gözlemsel çalışma yapılarak ilaç hatalarının nedenlerine yönelik önlemler alınması ve etkin standart eğitim modellerinin geliştirilmesi önerilmektedir.

Ana-çocuk hemşireliğiGözlemHasta güvenliği+7
Zeynep Yayla
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner BY-pass cerrahisi yapılan diyabetli hastaların hastanede kalış süresi ve hemşirelerin rolü

Tıbbi işlemlerin kalitesi ve yararları hem sağlık hizmeti sağlayıcılarının hem de hastaların temel endişesidir. Tıbbi bakımda mükemmelliğin temel belirleyicileri morbidite ve mortalite oranlarıdır. Açık kalp cerrahisi öncesi risk sınıflandırması, morbidite ve mortalite oranları hakkında fikir verebilmektedir. Morbidite ve mortalite risklerini hesaplamak için hasta verilerinin geriye dönük veya ileriye dönük analizi önem arz etmektedir. Perioperatif komplikasyon risklerini belirlemek için modeller veya rehberler geliştirilmiştir (Kaplan ve ark., 2003). Kalp cerrahisinin perioperatif risklerini değerlendirmek için çeşitli skor algoritmaları da geliştirilmiştir. "Parsonnet, Cleveland Clinic, Fransız, Pons Ontario Eyaleti Risk ve EuroSCORE" bu puanlama algoritmalarının iyi bilinen örnekleridir. Bu retrospektif araştırmada, koroner by-pass cerrahisi yapılan diyabetli hastaların hastane kalış süreleri ve hemşirelik hizmetleri arasındaki ilişki araştırıldı. Hastaların yatış süreleri ve EuroSCORE 2 skorları analiz için elde edildi. Bu çalışmada koroner by-pass cerrahisi geçiren hastaların hastanede kalış süreleri incelendi. Çalışmaya İstanbul'da bir Üniversite hastanesinde ameliyat olan 200 hastanın verileri dahil edildi. İstatistiksel analizler SPSS 24 programı ile yapıldı. Yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri hasta yaş gruplarına göre gruplandırıldığında, 80 yaş üstü hasta grubu ile 35 yaş altı hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın bulunduğu görülmüştür (p<0.001). Bu çalışma sonucunda, koroner by-pass cerrahisi olan diyabetli hastaların diyabeti olmayan hastalara göre EuroSCORE risk puanlarının yüksek olduğu ve hastanede kalış sürelerinin daha fazla olduğu bulundu (p<0.001). Araştırmaya katılan bireylerde ilerleyen yaşın hastanede kalış süreleri ile ilişkili olduğu görülmüştür (p<0.001). Böbrek yetersizliği, geçirilmiş kardiyak cerrahi, KOAH (p<0.001) ve kritik preoperatif (p<0.002) öyküsü olan hastaların hastane kalış sürelerinin 5 günden fazla olduğu belirlendi. Sonuç olarak , riskli grupta yer alan yaşlı, diyabetik hastalar yakından izlenmelidir. Hemşirelik bakımlarının titizlikle yapılması hastalarda düşük komplikasyon oranları ve kısa hastane kalış süreleri yönünden hayati önem arz etmektedir.

Cerrahi-kardiyovaskülerDiabetes mellitusEuroSCORE skorlama sistemi+7
Seda Nur Sungur
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarına müzik dinletmenin yaşam bulguları üzerine etkisi

Yoğun bakım hastalarına müzik dinletmenin yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacı ile öntest sontest düzende deneysel olarak yapılan araştırma, bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde Şubat-Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini koroner arter bypass greft ameliyatı olmak için gelen hastalar oluşturdu. Örneklemini ise çalışma kriterlerini karşılayan 105 hasta oluşturdu. Örneklemi oluşturan hastalar entübe/spontan solunumu olmayanlar, entübe/spontan solunumu olanlar ve extübe hasta grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastaların yoğun bakımda stabilizasyonları sağlandıktan sonra ameliyat öncesi dönemde kendi seçtikleri müzik 30 dk süre ile kulaklık kullanılarak dinletildi. Müzik dinleme öncesi ve sonrası yaşam bulguları kaydedildi. Veriler kişisel bilgi formu ve yaşam bulguları kayıt formu ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, frekans, Tek Yönlü ANOVA testi, Kruskal Wallis testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar testi kullanıldı. Entübe/spontan solunumu olmayan hasta grubunda müzik dinleme sonrası diyastolik kan basıncı, solunum sayısı ve satürasyon düzeyindeki değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Entübe/spontan solunumu olan hasta grubunda müzik dinleme sonrası nabız hızı ve sistolik kan basıncı değerlerindeki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Extübe olan hasta grubunda müzik dinleme sonrası yüksek olan nabız hızı, sistolik ve diyastolik kan basıncı ve solunum sayısındaki düşme ve düşük olan satürasyon düzeyindeki yükselme istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Araştırmadan elde edilen bulgular koroner arter bypass greft (CABG) sonrası yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalarda dinletilen müziğin yaşam bulguları üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermekte olup CABG hastalarında uygulanması önerilmektedir.

Serap Yüksel
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık hastalarının sosyal görünüş kaygısının ve vücut algısının yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu araştırma yanık hastalarının sosyal görünüş kaygısı, vücut algısı ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek ile birlikte sosyal görünüş kaygısının ve vücut algısının yaşam kalitesi üzerine etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın modeli kesitsel ve tanımlayıcı olarak belirlenmiştir. Çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvuran veya yatışı yapılmış 108 yanık hastası üzerinde araştırma yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ile birlikte sosyal görünüş kaygısı ölçeği, vücut algısı ölçeği ve yaşam kalite ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile birlikte sosyal görünüş kaygısı, vücut algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak üzere korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Hastaların tanımlayıcı özelliklerine göre sosyal görünüş kaygısı, vücut algısı ve yaşam kalitesinin değişip değişmediği anova ve t-testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda sosyal görünüş kaygısı ile yaşam kalitesi arasında ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır. Vücut algısının yaşam kalitesi üzerinde azaltıcı etkisinin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yanık, Sosyal Görünüş Kaygısı, Vücut Algısı, Yaşam Kalitesi

Beden algısıSosyal görünüş kaygısıYanıklar+2
İlayda Yeşilyurt
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dahiliye kliniklerinde COVİD-19 tanısı ile yatan hastaların ve hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım algısı

Bu araştırma dahiliye kliniklerinde COVİD-19 tanısı ile yatan hastaların ve hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım algısını değerlendirmek amacıyla yapıldı. İstanbul İli Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi pandemi dahiliye kliniklerinde tanımlayıcı ve kesitsel türde yapılan araştırma, 269 hasta ve 35 hemşire ile 10 Haziran 2021- 10 Haziran 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın verileri Hasta Bilgi Formu, Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-B-Hasta, Hemşire Bilgi Formu, Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-B-Hemşire kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri istatistiksel analiz için SPSS 22.0 for Windows programı kullanıldı. İstatistiksel alfa anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırmada hastaların Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-Hasta ölçeği toplam puan ortalamaları 3,79±0,82 iken, hemşirelerin Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-Hemşire ölçeği toplam puan ortalamaları 3,87±1,05 saptandı. Hemşirelerin verdikleri bakımdan memnuniyet derecelerinin ortalaması 6,5±1,7 (aralık 4-10) iken hastaların aldıkları hemşirelik bakımından memnuniyet derecelerinin ortalaması 7,2±2,3 (aralık 1-10) olarak belirlendi. Hastaların ve hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım skalası puan ortalamaları ve alt puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.

COVID 19Hasta bakımıHemşireler+5
Seçil Bulut
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde hemşirelerin yaşadığı COVID-19 korkusu ve işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişki

Araştırma, COVID-19 pandemi sürecinde hemşirelerin yaşadığı COVID-19 korkusu ve işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı tasarımda, ilişki arayıcı, kesitsel bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Van' da bir üniversite hastanesinde görev yapan 597 hemşire oluşturdu. Araştırmada örneklem seçilmeyip, tam sayım yöntemi ile çalışmaya katımayı kabul eden ve anket formunu eksiksiz dolduran 443 hemşire katıldı. Verilerin toplanmasında "Kişisel Veri Toplama Formu", "COVID-19 Korkusu Ölçeği" ve "İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği" kullanıldı. Araştırmaya ait veri analizleri, bilgisayar ortamında SPSS 26 paket programı ile bulguların yorumlanmasında frekans tabloları, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatistikler kullanılarak yapıldı. Araştırmaya katılan hemşirelerin "COVID-19 Korkusu Ölçeği" puan ortalaması (16,97 ± 5,29) ve "İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği" puan ortalaması (13,23 ±4,44) olarak saptandı. Araştırmaya katılan hemşirelerin hem COVID-19 Korku Ölçeği puan ortalamalarının hem de İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu bulundu. COVID-19 Korkusu Ölçeği ile hemşirelerin eğitim durumu, gelir durumu ve COVID-19 aşısı olma durumu ile arasında anlamlı bir fark tespit edildi (p<0,05). İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ile yaş, mesleki deneyim süresi, çalışma şekli, hemşirelik mesleğini isteyerek seçme durumu, hemşirelik mesleğini yapmaktan mutlu olma durumu ve COVID-19 tanısı alma durumu ile arasında anlamlı bir fark belirlendi (p<0,05). Araştırmada COVID-19 Korkusu Ölçeği ile İşte Ayrılma Niyeti Olçeği puan ortalamalarının arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki olmasına rağmen, istatistik açıdan anlalı bir ilişki saptanmadı. Hemşirelerin işten ayrılma niyeti ile ilişkili faktörün ekonomik durumları ile ilgili olabileceği kanısına varıldı. Bu konuda daha derinlemesine araştırma yapılması önerildi. Anahtar Kelimeler: COVID-19, COVID-19 Korkusu, Hemşire, İşten Ayrılma Niyeti

Acil hemşirelikCOVID 19Hemşireler+6
Doğan Umut Avcı
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarına evde bakım veren aile bireylerinin bakım yükü ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişki

Kronik hastalıklar fizyolojik olarak geri dönüşümsüz değişikliklere yol açan, yaşamın uzun bir dönemini kapsayan sürekli tıbbi bakım gerektiren hastalıklardır. Bireyin hayatına beklenmedik bir anda giren hastalık olgusu, kendisinden beklenen kişisel, sosyal rol ve fonksiyonlarını yerine getirmesini engellemekte ve neticede birtakım psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Hastalığın kronik halde seyri ise hasta ve yakınları için bu sorunları uzun dönemli ve karmaşık bir hale getirip yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Hasta yaşamının tüm süreçlerinde yaşam kalitesinde olumsuzluklara ve güçlüklere yol açan, hem hastanın hem de bakım vericinin yaşam kalitesinde önemli ölçüde düşüşe neden olan tıp literatüründe yer alan hastalıklardan biri de Multipl Skleroz (MS) hastalığıdır. Dolayısıyla bu çalışma araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte olup multıpl skleroz hastalarına evde bakım veren aile bireylerinin bakım yükleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, bir üniversite hastanesinin nöroloji kliniğine kayıtlı 158 hasta yakını birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Bakım Vereni Tanıtıcı Bilgi Formu (Ek-1), Bakım Verme Yükü Ölçeği (Burden İnterview) (Ek-2), Bakım Vericilerin Yaşam Kalitesi Ölçeği–(Ek-3) nin kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package For Social Science (SPSS) programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda, bakım vericilerin Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalaması 57.89 ± 15.33 olarak tespit edilmiştir. Bakım vericilerin eğitim durumuna, çocuk sahibi olma durumuna, hastaya olan yakınlık derecesine, hasta ile aynı evde yaşama durumuna, toplam bakım verme süresine, tedavi sürecinde sağlığının etkilenme durumuna, sorumlulukları etkileme durumuna, evlilik ilişkilerinde sorun yaşama durumuna göre, aile ilişkisinde sorun yaşama durumuna göre bakım verme yükü ölçeği puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmamızda Bakım Vericilerin Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden elde edilen bulgulara göre yaşam kalitesi ölçeği puan ortalamasına bakıldığında, puan ortalamasının en yüksek olduğu madde yük alt boyutunda olmuştur (26.00 ± 9.75). Ayrıca Bakım Verme Yükü Ölçeği ile Bakım Vericinin Yaşam Kalitesi ölçeği arasında negatif yönde orta güzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir.

AileBakım verenlerBakım verme yükü+4
Kemal Atan
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İleri evre diz osteoartritli hastaların günlük yaşam aktivite düzeyinin bakım yükü ve uyku kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Diz osteoartriti ileri yaş popülasyonda sıklıkla görülen kronik ve ilerleyici kemik eklem hastalığıdır. Etkilenen bireylerde şiddetli ağrı, kronik morbitide ve iş gücü ve bakım yükü oluşturmaktadır. Kronik hastalıkların beraberinde getirdiği bakım verenin algıladığı bakım yükü sıklıkla araştırılan güncel konulardandır. Hastaların günlük yaşam aktiviteleri ve uyku kaliteleri hastanın bakım yükünü etkileyen faktörlerdendir. Çalışmanın amacı osteoartritin neden olduğu fonksiyonel kısıtlılığın hastanın uyku kalitesine ve bakım yüküne etkisi olduğunu düşünerek, osteoartritli bireylerin günlük yaşam aktivitelerini bağımsız olarak gerçekleştirmelerinin uyku kalitesi ve bakım veren hasta yakınları için bakım verme yüküne etkisini incelemektir. Çalışmamızı gözlemsel tasarımla tanımlayıcı kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evreni ortopedi ve travmatoloji polikliniğine başvuran ileri evre diz osteoartrit hastalarından oluşturuldu. Hastaların sosyo-demografik özelliklerini belirleyen Hasta Tanıtıcı Anket Formu, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYA), Uyku Kalitesi Ölçeği ve hastaya bakım veren yakınları için Bakım Verme Yükü Ölçeği' nden, yararlanıldı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri yapıldı. Çalışma örneklemi 160 kişiden oluşmakta ve ortalama yaşı 68.6±5.8 yıl olduğu görüldü. Hastaların %69.4(n=111) kadınlardan oluşmaktaydı. Olguların ortalama(minimum-maksimum) bakım verme yükü ölçeği değerleri 58.9±12(30-80), KATZ GYA ortalama(minimum-maksimum) ölçeği değeri 4.3±1(2-6), Pittsburgh uyku kalitesi ortalama(minimum-maksimum) ölçek değeri 9.6±4(2-18) olduğu gözlendi. Hastaların KATZ GYA ölçek değerleri ile bakım verme yükü arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (P=0.000) Pittsburgh uyku kalitesi uyku ölçeği değerleri ile bakım yükü arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (P=0.002). Ancak, KATZ GYA ölçek değerleri ile Pittsburgh uyku kalitesi uyku ölçeği değerleri arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (P=0.006)

Bakım verenlerBakım verme yüküGünlük yaşam aktiviteleri+4
Dilan Ergün
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya kullanan bireylerin siber zorbalık deneyimlerinin incelenmesi

Bu çalışma, günümüzde sosyal medyayı aktif olarak kullanan bireylerin siber zorbalığa maruz kalma, tanık olma ve bu davranışı sergileme deneyimlerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı nitelikte olup, anket sorularından paylaşılabilir bir bağlantı oluşturularak online ortamda, Türkiye genelinde uygulanmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve Siber Zorbalık Üçgeni Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin %58'inin kadın olduğu, % 37,6'sının 25-34 yaş aralığında olduğu, %98,3'ünün aktif sosyal medya kullanıcısı olduğu ve %53,3'ünün günde ortalama 2-4 saat arası sosyal medyada zaman geçirdiği, %77,3'ünün siber zorbalığa maruz kaldığı, %72,9'unun bu sebeple sosyal medya kullanımını bıraktığı, %53,1'inin siber zorbalığa tanık olduğu ve %94,1'inin siber zorbalığın kötü olduğunu düşündüğü belirlenmiştir. Erkeklerin kadınlara göre siber zorba, siber mağdur ve siber seyirci puanları yüksek bulunmuştur. Ayrıca siber mağduriyet yaşayan ve siber zorbalık yapanların, siber mağduriyet, siber zorbalık ve siber seyirci puanları anlamlı düzeyde yüksektir. Siber zorbalık ile siber mağduriyet arasında (r=0,332; p=0,000), siber seyirci ile siber mağduriyet ve siber zorbalık arasında (p<0,05) ve SZÜÖ – toplam puanları ile siber mağduriyet, siber zorbalık ve siber seyirci arasında pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda; bireylere siber zorbalığın önlenmesine yönelik, riskli internet kullanımı ve teknolojinin doğru kullanımı konularında eğitim verilmelidir. Aynı zamanda ailelere, örnek olma, kural koyma, filtreleme programı uygulama, çevrimiçi davranış kuralları ve zorba-mağdur çocuk ile iletişim konularında destek olunmalıdır. Bireylere, empati yeteneğini geliştirmeye yönelik eğitim verilerek öfke kontrol becerisi kazandırılmalıdır. Siber zorbalığa maruz kaldıklarında izleyecekleri adımlar hakkında bilgi verilmelidir. Yasal yaptırımlar siber zorbalık üzerinde her ne kadar etkili olsa da, olaya ilişkin farkındalığı arttırmak için kişilerin içinde bulunduğu yaş grubu ve gelişim düzeyine göre bütüncül çalışma planlanarak yürütülmesi önerilmektedir.

MağdurMağduriyetSiber zorbalık+3
Cemre Kacar
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuk hastalarda cerrahi öncesi COVID-19 yönünden risk değerlendirme

COVID-19 pandemisi sırasında çocuk hastalarda cerrahinin yarattığı risk ve alınması gereken önlemler konusu yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, Çocuk Cerrahisi uygulanacak hastalarda riski belirleyecek bir yöntem oluşturulması ve bu yöntemin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma Bir Üniversite Hastanesinin Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde 05.03.2021- 30.07.2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Belirlenen tarih aralığında çalışma kriterlerine uyan ve onam veren tüm hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS, for Windows 21.0 istatistik paket programı kullanılmış, Karşılaştırmalarda Ki-kare, Fisher-exact test kullanılmıştır. PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu)testi sonucu ve semptom ilişkisi değerlendirmede Kappa ve McNemar testleri kullanılmış ve P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. COVID-19 PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu) testinin pozitif sonuçları dikkate alınarak formun duyarlılık, özgüllük, pozitif kestirim değeri (PKD), negatif kestirim değerleri (NKD) hesaplanmıştır. Çalışmaya alınan 236 hastanın 31'ine (% 13.1) COVID-19 tanısı konmuştur. Bu olgulardan sekizinde (8/31: %25.8) hiç semptom saptanmamıştır. Yaş grupları, cinsiyet ile COVID-19 tanısı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çocukta, öksürük, burun akıntısı, bulantı-kusma, halsizlik/kırıklık bulguları ile ailede ateş, öksürük, kas ağrısı, nefes darlığı, baş ağrısı, tat-koku alamama bulguları COVID-19 tanısıyla ileri derecede ilişkili bulunmuştur (p < 0.001). Ailede son 14 gün içinde COVID-19 tanısı, COVID-19 temas/şüphesi ile karantina ya da solunum sistemi hastalığı konulan kişi varlığı ile COVID-19 tanısıyla anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur (p< 0.001). Tanı değerleri incelendiğinde; çocukta herhangi bir semptomun saptanması; duyarlık: % 74.2, özgüllük : %91.7, PKD: % 57.5. NKD: %91.7, üç ve daha fazla bulgu saptanması; duyarlık: % 25.8 özgüllük : % 100, PKD: % 100, NKD: % 89.9 ve formda herhangi bir soruya olumlu yanıt olması; duyarlık: %83, özgüllük: % 81.9 PKD: % 41.2 NKD: % 97.1 olduğu görülmüştür. Sonuçta bu yöntem ile, ameliyat öncesi çocuklarda COVID-19 yönünden risk araştırılmasının oldukça etkin olduğu görülmüştür. Asemptomatik olguları saptamak için daha geniş sorgulama formları geliştirilebilir. Bu tür sorgulama formları teletıp gibi uygulamalar için faydalı olabilir. Anahtar kelimeler: COVID-19, Çocuk Cerrahisi, Risk Faktörleri, Risk Değerlendirme Formu

COVID 19CerrahiKorona virüs enfeksiyonları+4
Pakize Aygün
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabet tanısı alan bireylerde insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen faktörler

Araştırma, diyabetli bireylerin insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen faktörleri belirleyebilmek amacıyla; kesitsel, ilişki arayıcı ve tanımlayıcı nitelikte bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya insülin tedavisine yeni başlayan 122 hasta alındı. Veriler Tanımlayıcı Hasta Formu, Diyabetlilerde Kendi Kendine Enjeksiyon ve Test Yapma Korkusu Sorgulama Formu (D-FISQ) ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi ve Spearman korelasyon kullanıldı. Ölçek puanları üzerindeki etkili faktörler çoklu doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. p<0,05 değeri istatistiksel olarak önemli kabul edildi. Çalışma grubunun %56,6'sını erkek hastalar oluşturdu. Kadınların kendi kendine enjeksiyon yapma korku (enjeksiyon), kendi kendine test yapma korku (test) ve toplam korku (toplam) puanları istatistiksel olarak erkeklerden yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Yaş, cinsiyet ve ağrı deneyimi hastaların enjeksiyon korkunu etkileyen önemli değişkenlerdi. Bir birimlik yaş artışı ile enjeksiyon korku puanın 0,13 puan azaldığı ve erkeklere kıyasla kadınların enjeksiyon korku puan ortalamaları 2,11 puan yüksekti. Yaş, cinsiyet, hastanın kimle yaşadığı ve geçmişte kan bağışı değişkenlerinin kendi kendine test yapma korkusunu etkileyen önemli değişkenler olduğu belirlendi. Bir birimlik yaş artışı ile test korku puanının 0,18 puan azaldığı ve erkeklere kıyasla kadınların test korku puanları ortalama 3,358 puan, tek yaşayanların test korku puanları aile bireyleri ile yaşayanlara göre ortalama 4,711 puan, ve kanbağışı yapmayanların test korku puanları kan bağışı yapanlara göre 2,572 puan yüksek olduğu saptandı. Sonuç olarak, diyabetli bireylerin insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen en önemli faktörlerin yaş, cinsiyet, geçmiş ağrı deneyimi, hastanın kimle yaşadığı ve geçmişte kan bağışı değişkenlerinin olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Enjeksiyon korkusu, İğne fobisi, İnsülin enjeksiyonu.

Diabetes mellitusEnjeksiyonlarFobiler+3
Gaye Demirtaş Adlı
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisi

Araştırma açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla çift kör, randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirdi. Çalışmanın evrenini, Haziran 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlar, örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 45 yenidoğan oluşturdu. Yenidoğanlar tesadüfi çaprazlama (cross over) yöntemiyle; pansuman sırasında sağılmış anne sütü verilenler (Grup 1; n=15), oral sukroz verilenler (Grup 2; n=15) ve Plasebo verilenler (distile su) (Kontrol grubu); n=15) olmak üzere bilgisayar destekli randomizasyonla 3 gruba ayrıldı. Yenidoğanlara bu 3 yöntem, ilk 3 sternum pansumanı sırasında farklı sıralarla uygulandı. Yenidoğanların pansuman değişimi öncesi, sırası, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada ağrı ve stres düzeyleri iki gözlemci hemşire tarafından birbirlerinden bağımsız olarak ALPS-NEO ölçeği(ağrı) ve Yenidoğan Stres ölçeği(stres) ile değerlendirildi. p<0,05 düzeyi istatistik olarak anlamlı kabul edilmiştir. Gruplar ağrı düzeyleri açısından karşılaştırıldığında; pansuman öncesi ağrı düzeyleri açısından gruplar arasında fark bulunmazken, pansuman sırasında, pansumandan sonra 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunun ağrı düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001) sukroz ve kontrol grubu arasında ise anlamlı fark olmadığı (p>0.05) belirlendi. Gruplar stres düzeyleri açısından karşılaştırıldığında, pansuman öncesi stres düzeylerinin benzer olduğu(p>0.05), pansuman sırasında, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunda stres düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001), sukroz grubunun işlem sırası ve işlem sonrası 1. dakikada stres düzeylerinin kontrol grubuna benzer bulunurken, 5. ve 15 dakikada kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu belirlendi (p<0.001). Sonuç olarak; yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında ağrı ve stresi azaltmada anne sütü sukrozdan daha etkilidir. Sukroz uygulaması, yenidoğanların daha kısa sürede stres düzeylerinin azalmasına katkı sağlamış, ağrı düzeyini azaltmada etkili bulunmamıştır. Yenidoğanlarda sternum pansumanına bağlı ağrı ve stres düzeyini azaltmada anne sütü ilk seçenek olarak düşünülmelidir.

Anne sütüAğrıBebek-yenidoğmuş+6
Merve Mete
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Konjenital kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda endotrakeal aspirasyon sırasında dinletilen beyaz gürültü ve ninni sesinin ağrı üzerine etkisi

Araştırma, konjenital kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda endotrakeal aspirasyon (EA) sırasında nonfarmakolojik iki yöntem olan beyaz gürültü ve ninni sesi dinletmenin ağrıya etkisini belirlemek amacıyla randomize çapraz tasarım (crossover) olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Haziran 2022 ve Ekim 2022 tarihleri arasında İstanbul Mehmet Akif Ersoy Kalp, Damar ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pediatrik Kardiyovasküler Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatan entübe yenidoğanlar, örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 27 bebek oluşturdu. Veri toplamada Yenidoğan Tanıtıcı İzlem Formu, Yenidoğan Girişim İzlem Formu, Yenidoğan Ağrı/Ajitasyon ve Sedasyon Ölçeği (N-PASS) kullanıldı. Endotrakeal aspirasyon işleminden beş dakika (dk) önceden 15 dk sonrasına kadar yer aldığı gruba göre bebeklere beyaz gürültü ve ninni sesi dinletildi. İşlem öncesi, sırası ve sonrası bebeklerin fizyolojik parametreleri (kalp tepe atımı (KTA), solunum, kan basıncı, satürasyon) kaydedildi ve video kaydı alınarak iki gözlemci tarafından N-PASS puanları verildi. Araştırmada başlangıç değerleri açısından grupların tüm parametrelerinin benzer olduğu, ses dinlemeye başladıktan sonraki 5.dk, EA sırası, hemen sonrası, 5 dk ve 15 dakika sonrası ninni ve beyaz gürültü gruplarının N-PASS puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu, beyaz gürültü grubunun N-PASS puan ortalamasının da ninni grubuna kıyasla anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı. (p<0,001). Ninni ve beyaz gürültü gruplarının EA sırasındaki KTA, sistolik ve diastolik kan basıncı ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Araştırmada EA işlemine bağlı ağrının azaltılmasında yenidoğanlara beyaz gürültü ve ninni sesi dinletmenin etkili olduğu sonucuna varıldı. EA işlemi sırasında yenidoğanların ağrısının azaltılması amacıyla öncelikle beyaz gürültü tercih edilmesi, beyaz gürültü dinletmenin mümkün olmadığı durumlarda ninni dinletilmesi önerilir. Beyaz gürültü ve ninni dinletmenin yenidoğana özgü diğer nonfarmakalojik yöntemlerle karşılaştırıldığı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: ağrı, beyaz gürültü, endotrakeal aspirasyon, ninni, yenidoğan.

Anestezi-endotrakealAğrıAğrı şiddeti+6
Ecem Öztürk Acar
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Septoplasti ameliyatı olan hastalara uygulanan masajın ağrı, yaşam bulguları ve konfor düzeyine etkisi

Bu deneysel çalışma, septoplasti ameliyatı olan hastaların ameliyat sonrası hafif ısı yayma, ovma ve yoğurma özelliği olan masaj aleti ile boyun, sırt , üst ve alt ekstremiteye yapılan masajın ağrı düzeyi, solunum hızı, nabız hızı, SpO₂ ve kan basıncı değerlerine ve konfor düzeyine etkisini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Servisi'nde 2022 yılı içerisinde septoplasti ameliyatı olan hastalar, örneklemi ise 50 vaka 50 kontrol grubu oluşturdu. Çalışmanın verilerinin toplanmasında literatür ışığında hazırlanan demografik bilgilerden oluşan Hasta Bilgi Formu, Hasta Değerlendirme Formu, Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeği, Genel Konfor Ölçeği, masaj aleti, ayaklı vital ölçer, pulse oksimetre kullanıldı. Araştırmaya ait veri analizleri, bilgisayar ortamında SPSS 28 paket programı ile bulguların yorumlanmasında frekans tabloları, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatistikler kullanılarak yapıldı. Araştırmaya katılan hastaların masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk SpO₂ değeri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak, masajda 30.dk, 60.dk sistolik basınç değeri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek, masaj öncesi, masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk nabız sayısı kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek, masajda 30.dk, 60.dk ağrı şiddeti kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşük, fiziksel konfor, psikospiritüel konfor, çevresel konfor, toplam konfor skoru kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak saptandı. Araştırmada vaka ve kontrol grubu arasında sosyo-kültürel konfor skoru anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Vaka ve kontrol grubu arasında masaj öncesi, masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk diyastolik basınç değeri anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Vaka ve kontrol grubu arasında masaj öncesi, masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk solunum sayısı anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Cerrahi işlem sonrası yapılan masajın yaşam bulguları, ağrı şiddeti ve konfor düzeyine olan etkileri hemşirelik bakım prosedürlerin kalitesini arttırmaktadır. Bu nedenle çalışmanın daha geniş kitlede yapılması ve hemşirelerin farmakolojik yöntemlerin yanı sıra nonfarmakolojik yöntemleri kullanması önerildi. Bu konuda daha derinlemesine araştırma yapılması önerildi. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Septoplasti Ameliyatı, Masaj, Yaşam Bulguları, Ağrı, Konfor.

AğrıHemşirelerHemşirelik+6
Duygu Aydoğan
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 döneminde ameliyathanede çalışan hemşirelerin iş doyumlarını etkileyen faktörler

Salgın dönemlerinde hasta ile yakın temas halinde olan ameliyathane hemşirelerinde, oluşabilecek korku, endişe ve bunlara bağlı iş doyumunda azalma etkenlerine yönelik önlem almak gerekmektedir. Hemşirelerin iyilik hali ve duygusal dayanıklılığı, COVID-19 pandemisi boyunca temel sağlık hizmetlerinin devamlılığı, eş zamanlı olarak hemşirelerin uygulamaları ve mesleğe bağlılıkları için zorunludur. Hemşirelerin mesleklerine olan bağlılıkları iş doyumlarına, kendilerini yeterli hissetmelerine, iş devamlılığına, hastanın güvenliğini sağlamaya ve vermiş oldukları bakımların kalitesine direk etki etmektedir. Mevcut araştırma, COVID-19 döneminde ameliyathanede çalışan hemşirelerin iş doyumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Bu amaç doğrultusunda, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanede hemşire olarak çalışan 100 bireye ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında; hemşirelere ait tanıtıcı bilgilerini elde etmek amacıyla 20 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu" ve hemşirelerin iş doyumlarının incelenmesi amacıyla 20 sorudan oluşan "Minnesota İş Doyum Ölçeği" kullanıldı. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 25.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programı kullanıldı. Araştırmaya katılan hemşirelerin, %80'i 30-39 yaş aralığında, %71'i kadın, %65'i evli, %49'u çocuk sahibi ve %74'ü lisans mezunudur. Çalışma sonuçlarına göre; hemşirelerin iş doyumunun, %20'sinin düşük, %58'inin orta ve %22'sinin yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Yaş arttıkça iş doyumunun yükseldiği, ameliyata girilen vaka sayısı arttıkça iş doyumunun azaldığı ve ameliyathane ortamını olumsuz olarak değerlendiren hemşirelere kıyasla, ameliyathane ortamını olumlu olarak değerlendirenlerin iş doyumunun daha yüksek olduğu saptandı. COVID-19 virüsüne yakalanan hemşirelerin, virüse yakalanmayanlara göre iş doyumunun istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptandı. Araştırma bulguları alan yazın bağlamında ele alınarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.

Ameliyathane hemşireliğiCOVID 19Hemşireler+4
Canan Perim
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin intihara ilişkin bilgi düzeyleri ve intihar eden kişilere yönelik damgalama tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma "Hemşirelik Öğrencilerinin İntihara İlişkin Bilgi Düzeyleri ve İntihar Eden Kişilere Yönelik Damgalama Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi" amacıyla gerçekleştirilmiş olan tanımlayıcı kesitsel bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma Kasım 2022-Mayıs 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 230 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Çalışmanın verileri "Tanımlayıcı özellikler Formu", Psikiyatrist/Psikolog Desteği Öyküsü ve İntihar Öyküsü Bilgi Formu, "İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeği (İBDÖ)" ve "İntihara Yönelik Damgalama Ölçeği (İYDÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS 26 paket programında analiz edilmiştir. Çalışma öncesi etik izin, kurum izni alınmış katılımcılardan ise yazılı bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Bulgular ve Sonuçlar: İntihar bilgi düzeyi arttıkça intihara yönelik damgalama düzeyi azalmaktadır. Yaş, aile gelir düzeyi ve ailede intihar öyküsü gibi değişkenler İBDÖ ile ilişkili bulunurken, sınıf, anne eğitim düzeyi ve yakın çevrede intihar öyküsü gibi değişkenler ise İYDÖ ile ilişkili bulunmuştur. Çalışmaya alınan diğer değişkenlerin ise İBDÖ ve İYDÖ ile ilişkisi bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: İntihar bilgisi, intihara yönelik tutum, hemşirelik öğrencileri

Bilgi düzeyiDamgalamaHemşireler+4
Nur Sultan Karaca
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrenci hemşirelerin kadına yönelik şiddeti tanımaya yönelik bilgi düzeyleri

Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinin kadına yönelik şiddeti tanımalarına yönelik bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel desende gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışmanın evrenini Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören hemşirelik öğrencileri oluştururken örneklem toplam 408 kişiden oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu" ve "Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddetin Belirtilerini Tanımalarına Yönelik Ölçek (HEKYŞBTÖ)" kullanılmıştır. Veriler öğrenciler ile birebir görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Veriler SPSS ortamında analiz edilmiş; sayı, ortalama, yüzde, korelasyon analizi, t test ve ANOVA kullanılmıştır. Çalışmanın yürütülebilmesi için etik izinler ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Bulgular: Örneklemin yaş ortalamasının 20,9'tür ve ağırlıklı olarak kadınlar oluşmaktadır. HEKYŞBTÖ fiziksel belirtiler alt boyutu ve duygusal belirtiler alt boyutu ölçek toplamı ile yüksek düzeyde ilişki göstermiştir. Fiziksel belirtiler alt boyutu ile duygusal belirtiler alt boyutu arasındaki korelasyon ise orta düzeyde bulunmuştur. Kadın öğrencilerin ve lisans eğitiminde kadına yönelik şiddet eğitiminin yer almasını isteyen öğrencilerin kadına yönelik şiddetin belirtilerini tanımlama düzeyleri daha düşük bulunmuştur. Buna ek olarak baba öğrenim durumu yükseköğretim olanların, lisans eğitiminde kadına yönelik şiddet eğitiminin olmasını isteyenlerin ve kadına yönelik şiddet eğitimi almayanların kadına yönelik duygusal şiddeti tanımlama düzeylerinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar: Bu çalışmanın sonucunda hemşirelik öğrencilerin kadına yönelik şiddetin belirtilerini tanımlama düzeylerinin yeterli olmadığı, cinsiyet, kadına yönelik şiddet eğitimi alma, lisans eğitiminde kadına yönelik şiddet eğitimi olmasını isteme, baba eğitimi gibi değişkenlerin kadına yönelik şiddeti, şiddetin fiziksel ya da duygusal belirtilerini tanımlamada ilişkili faktörler olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Hemşirelik öğrencileri, kadına yönelik şiddet, kadına şiddetin belirtileri

Bilgi düzeyiHemşirelerHemşirelik+5
Seçil Özelçi
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde duygu yönetim beceri düzeylerinin belirlenmesi: Çok merkezli özel hastane örneği

Bu araştırma, hemşirelerin duygularını yönetme beceri seviyesini tespit etmek için Kasım 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında yapıldı. Ayrıca araştırmada hemşirelerin duygularını yönetme düzeyi ile demografik özellikleri ve çalışma şartları arasındaki ilişkiyi belirlemek hedeflendi. Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın evrenini, Anadolu Yakasında hizmet veren iki özel hastanede çalışan 240 hemşire, örneklemini de çalışmaya katılmaya gönüllü olan 138 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Duygu Yönetim Beceri Ölçeği" (Çeçen, 2006) kullanıldı. Toplanan verilerin istatistiksel analizlerinin yapılabilmesi amacı ile SPSS 26 programı kullanıldı. Araştırma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodlar (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum) kullanıldı. Nicel verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ve grafiksel incelemeler ile sınandı. Normal dağılım gösteren nicel değişkenlerin iki grup arası karşılaştırmalarında student-t testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren nicel değişkenlerin ikiden fazla grup arası karşılaştırmalarında One-Way ANOVA test kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. Duygu yönetme becerileri alt boyutları "öfke yönetimi", "olumsuz bedensel tepkileri kontrol edebilme", "duyguları olduğu gibi gösterme", "başa çıkma" ve "sözel ifade edebilmedir". Araştırmada hemşirelerde duyguları yönetme becerilerinin, cinsiyete göre karşılaştırılmasında kadınların duygularını sözel olarak ifade edebilme ve duygularını tanıyabilme becerilerinin erkeklerden daha iyi olduğu, erkeklerin ise olumsuz bedensel tepkileri kontrol etme becerilerinin kadınlara göre daha iyi olduğu saptandı. Diğer demografik bilgilerden olan hemşirelerin yaş, medeni durum, çalışma süresi, çalıştığı birim, eğitim durumu ile duyguları yönetme becerisi ilişkisinde anlamlı bir farklılık görülmedi. Duyguları yönetme beceri düzeylerinin alt boyutları değerlendirmesinde, hemşirelerin öfkeyi yönetme, duyguları sözlü olarak aktarabilme, duyguları olduğu gibi gösterebilme becerilerinin iyi düzeyde olduğu, başa çıkma ve olumsuz duyguları kontrol edebilme becerilerinin orta düzeyde olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Duygu, Duygu Yönetimi

BeceriDuyguDuygu yönetimi+4
Hatice Sığak
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik kas-iskelet sistemi hastalıklarında uygulanan kupa terapisi ve akupunkturun hastaların yaşam kalitesi, ağrı ve depresyon belirtilerine etkisi

Bu çalışma kronik kas iskelet sistemi hastalıklarında (KİSH) uygulanan kupa terapisi ve akupunkturun hastaların yaşam kalitesi, ağrı şiddeti ve depresyon belirtilerine etkisini değerlendirmek amacı ile yapıldı. Çalışmanın örneklemini, özel bir Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) kliniğine herhangi bir kronik kas iskelet sistemi hastalığı ile başvuran, araştırma kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden toplam 30 hasta oluşturdu. Çalışma yarı deneysel araştırma tasarımlarından tek gruplu, ön test son test tasarım tipinde, Nisan 2020-Kasım 2020 tarihleri arasında uygulandı. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, Numerik Değerlenirme Skalası (NRS), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (YKÖ), Depresif Belirti Envanteri-Öz Bildirim (IDS-SR), Akupunktur ve Kupa terapisi İzlem Formu ile toplandı. Çalışmada kronik KİSH hastalarına ortalama 6-8 seans (yaklaşık 2-2.5 ay), 20-30 dakika bir mikrosistem akupunktur yöntemi olan YNSA (Yamamoto New Scalp Acupuncture) ve ardından 5-15 dakika kuru kupa terapisi uygulandı. YNSA uygulama noktalarının belirlenmesinde; hegu testi, boyun, brakial ve abdominal tanı noktaları kullanıldı. Hassasiyet saptanan noktanın kafa derisinde karşılık gelen vücut organ ve yapıları için tanımlanmış alanına akupunktur uygulaması yapıldı. Kuru kupa uygulaması; hastaların ağrı şikayeti ve hassasiyetinin olduğu, bölgelere manuel pompa yardımı ile ortalama 300-500 milibar negatif basınç oluşturulacak şekilde yapıldı. Tedavi öncesi/ön test ölçek puanları ile, tedavi sonrası/son test ölçek puanları karşılaştırıldı ve sonuca ulaşıldı. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket programı kullanıldı. Hastaların NRS puan ortalamaları±standart sapması; ön testde 8,37±1,19 iken, son testte 3,13±1,20 olduğu saptandı. DBE puanları; ön testde 30,27±11,03 iken, son testte 11,53±4,88 olduğu saptandı ve tedavi sonrasında NRS ve DBE değerlerinin tedavi öncesine göre, anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Hastaların tedavi sonrasındaki SF-36 YKÖ'nün tüm alt boyut puanları tedavi öncesine göre, anlamlı düzeyde daha yüksek vii olduğu tespit edildi (p<0,05). Çalışma sonucunda; kronik KİSH'de uygulanan kupa terapisi ve akupunkturun hastaların ağrı şiddeti ve depresyon belirtilerini azalttığı, yaşam kalitelerini arttırdığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Akupunktur, kupa terapisi, ağrı, depresyon, yaşam kalitesi, kas iskelet sistemi hastalıkları

Akupunktur tedavisiAğrıDepresyon+4
Ceyda Acar
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2021
00