
2.913
Arşivlenen Tez
22
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
İnfertilitenin bireyin yaşam kalitesine ve benlik saygısına etkisi
Çalışma infertilitenin, bireylerin yaşam kalitesi ve benlik saygısı üzerine etkisini belirlemek ve dolayısıyla infertil bireylere bakım ve danışmanlık verecek olan hemşireye yol gösterici olmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı özellikte olan çalışmanın örneklemini, T.C. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'na bağlı Tüp Bebek Ünitesi'ne 26.07.2016 –26.01.2017 tarihleri arasında tedavi amacıyla gelen, çalışmaya katılmaya gönüllü, güç analizi ile belirlenen sayıda bireyler oluşturmuştur. Çalışmaya, belirtilen kriterlere uygun ve tesadüfi örneklem yöntemiyle seçilen, infertilite tanısı konmuş 150 birey (100 kadın-50 erkek) katılmıştır. Araştırma T.C. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Etik Kurul onayını takiben, kurum izni ve katılımcılardan ayrı ayrı yazılı onam alınarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve FertiQol (Doğurganlık Sorunları Yaşayan Kişiler İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği) kullanılmıştır. Veriler ünite içinde özel bir odada karşılıklı görüşme yöntemi ile her bir bireyden ayrı ayrı elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler, SPSS 22 (Statical Program For Social Sciences) paket programı kapsamında, bağımsız örneklem t-testi, ANOVA (Analyze Of Variance) testleri ve Pearson Korelasyonu kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapire-Wilk testi ile belirlenmiştir. Skeweness-Kurtosis değerleri incelendiğinde, Tabashnik kriterlerine göre verilerin normal dağılım gösterdiği saptanmıştır. Katılımcıların %50'sinin 26-30 yaş aralığında, %38'inin üniversite ve üstü eğitim düzeyine sahip olduğu, %69,3'ünün hayatlarının en uzun dönemini şehirde geçirdiği ve %40'ının Marmara Bölgesinde yaşadığı saptandı. İnfertil bireylerin %65,3'ünün herhangi bir işte çalıştığı, %72,7'sinde gelirin gidere eşit olduğu, %45,3'ünde evlenme şeklinin görücü usulü ile isteyerek olduğu ve %81'inin çekirdek aile biçiminde yaşadığı bulgulandı. Bireylerin %65,3'ünün primer infertil olduğu, %40,7'sinin 2 yıldan kısa bir süredir çocuk sahibi olmak istediği ve %72'sinin 1 yıldan daha kısa süredir infertilite tedavisi gördüğü saptandı. Katılımcıların %41,3'ü çocuk sahibi olamama nedeninin kadına ait olduğu düşüncesinde idi. Ayrıca bireylerin %38'ine göre infertilitenin "Çok üzücü" bir deneyim olarak algılandığı görüldü. Katılımcılarda RBSÖ puan ortalaması, 23,31±6,93 olup, kadınlarda 23,05±6,95 puan, erkeklerde ise 23,84±4,38puan olarak bulgulandı. İnfertil bireylerin FertiQol puan ortalaması 76,63±6,86 olup, kadınlarda bu değer 75,45±6,16 iken, erkeklerde ise 78,89±4,86 olarak hesaplandı. Ölçek puanlarıyla cinsiyetler karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak RBSÖ puan ortalamaları ile anlamlı, FertiQol puan ortalamaları ile ileri düzey anlamlı bir ilişki saptandı (sırasıyla p=0,049, p=<0,001). Araştırmamızda, FertiQol alt boyutları olan; Çekirdek FertiQol ve Tedavi Modülü puan ortalamaları açısından da cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulgulandı (sırasıyla p=0,032, p=0,015). Çalışmamızda, infertil kadınların infertil erkeklere kıyasla, hem yaşam kalitelerinin hem de benlik saygısı algılarının daha düşük olduğu belirlendi. Çalışmada infertil bireylerin FertiQol puan ortalamaları ile eğitim durumu (p=<0,001), en uzun süre yaşanan yerleşim yeri (p=0,029), infertilite türü (primer-sekonder) (p=0,049), çocuk isteme yılı (p=0,006), infertiliteden etkilenme durumu (p=0,018) arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Katılımcıların RBSÖ puan ortalamaları ile en uzun süre yaşadıkları bölge (p=<0,001), çalışma durumu (p=0,009), aile tipi (p=0,021), infertilite türü (primer-sekonder) (p=0,046), infertiliteden etkilenme durumu (p=0,005) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. İnfertil bireylerde eğitim düzeyi artıkça ve çocuk isteme yılı azaldıkça yaşam kalitesinin arttığı bulgulandı. Bunun yanı sıra çalışan bireylerde ve çekirdek aile tipine sahip kişilerde benlik saygısının daha yüksek olduğu belirlendi. Kadınlarda çekirdek aile tipinin, hem benlik saygısını hem de yaşam kalitesini artırdığı saptandı. Kadınlarda dikkat çeken bir diğer veri ise, görücü usulü ile istemeden evlenen kadınların, diğer kadınlara göre benlik saygısının daha düşük olması idi. Çalışmamız sonucunda bireylerin, sosyo-demografik ile obstetrik ve infertilite özelliklerinin yaşam kalitelerinde ve benlik saygısı algılarında etkili olduğu belirlendi. İnfertil bireylere bakım ve danışmanlık verecek olan infertilite hemşiresinin, bireylere yaklaşımında bireylerin bu özelliklerini göz önünde bulundurmaları gerekli ve önemlidir. Anahtar Kelimeler: İnfertil birey, Benlik Saygısı, Yaşam kalitesi
Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin önemi
Araştırma, ilk defa koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin öneminin değerlendirilmesi amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 01.03.2017- 17.04.2017 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda yatan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk kez anjiyografi olacak ve herhangi bir iletişim sorunu, psikiyatrik veya mental hastalığı bulunmayan 100 hasta oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar 50 kişilik deney ve 50 kişilik kontrol grubuna yaş cinsiyet ve eğitim durumu gibi özelliklerin benzer olması bakımından randomize olmayacak şekilde (homojen biçimde) ayrılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanmış "Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu", araştırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanan "Hasta Tanıtım Formu", Spielberger ve arkadaşları tarafından 1970 yılında geliştirilen ve N. Öner tarafından 1985 yılında Türk toplumuna uyarlaması yapılan "Durumluk - Sürekli Anksiyete Ölçeği (State - Trait Anxiety Inventory) ( STAI-I, STAI-II)", araştırmacının literatüre dayanarak hazırladığı "Koroner Anjiyografi İşlemi Hasta Bilgilendirme Kitapçığı" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı, Shapiro Wilks testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin analiz sonuçlarına göre; sürekli anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, kadınların sürekli anksiyete puanlarının, hem deney grubunda (p:0,001; p<0,01) hem de kontrol grubunda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p:0,008; p<0,01). Mesleklere göre deney grubunda sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ancak kontrol grubunda; mesleklere göre sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur (p:0,004; p<0,01). Farklılığın hangi meslekten kaynaklandığını saptamak amacıyla yapılan değerlendirmeler sonucunda; özel sektör çalışanı olanların sürekli anksiyete puanlarının, çalışmayan (p:0,034) ve emeklilerden (p:0,001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05; p<0,01). Durumluk anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, her iki grupta da eğitim öncesi durumluk anksiyete puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında deney grubunda 47,06±9,88 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 36,16±6,51'e kadar gerileyerek büyük bir düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise; eğitim öncesinde 41,44±10,76 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 41,40±10,68 seviyesine gelmiştir. Eğitim sonrasında kontrol grubunun durumluk anksiyete puan ortalamasında anlamlı bir değişme olmazken, deney grubu ve toplam katılımcıların durumluk anksiyete puan ortalamalarında beklenilen sonuca ulaşılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gerçekleşmiştir (p:0,004; p<0,01). Kontrol grubunun eğitim öncesi sürekli anksiyete puan ortalaması, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0,008; p<0,01). Çalışmadaki bulguların değerlendirilmesiyle elde edilen sonuçlara dayanarak, koroner anjiyografi uygulanacak hastalara işlem öncesi verilen eğitimin hastaların yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların gereksinimleri belirlenerek, hasta eğitimini de kapsayacak hemşirelik yaklaşımının planlanması önerilmiştir.
Yoğun bakım hemşirelerinin parenteral beslenme ve uygulamaları ile ilgili bilgi düzeyleri
Bu araştırma, yoğun bakım (YB) hemşirelerinin parenteral beslenme (PB) ve uygulamaları ile ilgili bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bu kesitsel araştırma, 15.08.2017 – 08.10.2017 tarihleri arasında İstanbul'da 7 devlet hastanesinde çalışan 234 YB hemşiresi ile gerçekleştirildi. Veriler yoğun bakım hemşirelerinin PB ve uygulamaları ile ilgili bilgi düzeyleri soru formu kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel testler, Kolmogorov Smirnov testi, Anova, Tukey HSD testleri ve Student's t testi kullanıldı. YB hemşirelerinin yaş ortalaması 27,68±4,57 olup, %81,6'sı kadındı. YB hemşirelerinin %88,9'unun PB konusunda bilgi aldığı ve %62,4'ünün bu bilgiyi mesleki eğitim sırasında, %37,2'sinin bilgiyi birlikte çalıştığı sağlık ekibinden, %32,9'unun bilgiyi hizmet içi eğitimlerden, %25,6'sının bilgiyi katıldığı kongre, seminer ve kurslar sırasında aldığı tespit edildi. YB hemşirelerinin PB ve uygulamaları ile ilgili soruları %19,7 ile %98,7 arasında doğru cevaplandırdığı saptandı. YB hemşirelerinin PB bilgi soruları puanları 12-65 arasında olup, toplam bilgi puan ortalaması ise 49,95±8,93'dür. YB hemşirelerinin PB tanımı alt boyutu puan ortalaması 0,98 ± 0,11, PB endikasyonlar alt boyutu puan ortalaması 5,28 ±1,71, PB kontrendikasyonlar alt boyutu puan ortalaması 1,56 ±0,92, PB avantajlar alt boyut puan ortalaması 3,10 ±1,03, PB komplikasyonlar alt boyut puan ortalaması 4,76 ±1,54, PB klinik hemşirelik uygulamaları alt boyut puan ortalaması 19,45 ±4,03, PB hemşirelik girişimleri alt boyut puan ortalaması 12,88±2,23 ve PB sorun giderme alt boyut puan ortalaması 1,89±0,42 bulundu. 25 yaş üstü ve evli olan YB hemşirelerinin PB avantajları puan ortalamaları, kadın YB hemşirelerinin ise PB endikasyonları bilgi puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05; p<0,05; p<0,01). Lisans ve yüksek lisans mezunu YB hemşirelerinin PB endikasyonları ve avantajlarını, 6 yıl ve daha fazla süredir çalışanların ise PB avantajları bilgi puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05; p<0,05). Çocuk ve genel YB hemşirelerinin PB bilgi toplam puan ortalamaları diğer YB hemşirelerine göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Daha önceden PB eğitimi alan ve PB ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünen YB hemşirelerinin PB bilgi toplam puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,001; p<0,01). Hizmet içi eğitimle PB eğitimi alan, kongre, seminer, kurs sırasında PB eğitim alan YB hemşirelerin ve birlikte çalıştığı sağlık ekibinden PB eğitimi alan YB hemşirelerinin PB bilgi toplam puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05; p<0,05; p<0,001). Araştırma sonucunda, YB hemşirelerinin PB ile ilgili bilgi düzeylerinin orta ve üstünde olduğu saptandı. PB ile ilgili daha önceden, hizmetiçi eğitim, kongre kurs ve sağlık ekibinden eğitim aldığını ifade eden YB hemşirelerinin, PB ile ilgili bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı.
Günübirlik ortopedik cerrahi geçirecek çocukların ebeveynlerinin anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi
Araştırma, günübirlik cerrahi girişim uygulanan 0-18 yaş grubundaki çocukların ebeveynlerinin anksiyete düzeylerini değerlendirmek amacıyla, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlanmış bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, İstanbul'da T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Ağustos-Şubat 2019 tarihleri arasında, Ortopedi Kliniği'ne günübirlik ortopedik cerrahi girişim nedeniyle başvuran çocukların ebeveynleri, örneklemini ise; araştırmaya katılmayı kabul eden (91) ebeveynler oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Ebeveyn Bilgi Formu" ve "Durumluk ve Süreklik Kaygı Ölçeği" kullanıldı. Verilerin analizi, bilgisayar ortamında SPSS 22.00 paket programı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatistikler kullanarak yapıldı. Ebeveynlerin %51,6'sının 35 yaş ve altında, %59,3'ünü annelerin olduğu, %41,8'inin ev hanımı, %94,5'inin evli, %48,4'ünün lise mezunu ve %54,9'unun çalıştığı; çocukların ise, %28,6'sının 12-15 yaş arasında olduğu, %75,8'inin okula gittiği ve %31,9'unun lisede eğitim gördüğü belirlendi. Ebeveynlerin Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamaları sırasıyla 54,62±8,65 ve 43,09±6,99 olduğu belirlendi. Annelerin Sürekli Kaygı puan ortalamalarının, babaların Sürekli Kaygı puan ortalamalarından yüksek olduğu saptandı (p<0,01). Anestezi hakkında bilgilendirilen ebeveynlerin Durumluk Kaygı puan ortalamaları, bilgilendirilmeyen ebeveynlerin Durumluk Kaygı puan ortalamalarından yüksek olduğu belirlendi (p<0,01) Sonuç olarak, ebeveynlerin Durumluk ve Sürekli Kaygı puanlarına göre, orta düzeyde anksiyete deneyimledikleri belirlendi. Ebeveynlerin, günübirlik ortopedik cerrahi girişim öncesinde anksiyete düzeylerini etkileyen bazı bireysel faktörler olduğu saptandı. Bu doğrultuda, hemşirelerin günübirlik ortopedik cerrahi girişim uygulanacak ebevenlerinin anksiyete düzeylerini azaltmak amacıyla, gereksinim duydukları eğitimi planlaması, duygu ve düşüncelerini paylaşabilecekleri destek gruplarını sağlaması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Günübirlik cerrahi girişim, ortopedi ve travmatoloji, ebeveyn, Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri, anksiyete, hemşirelik bakımı
Pediatrik kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım hastalarının santral venöz kateter uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu araştırma pediatrik kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastaların santral venöz kateter (SVK) uygulamalarındaki enfeksiyon gelişimi ve nedenlerinin değerlendirilmesi amacıyla retrospektif olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, özel bir hastanede 1 Ocak-31 Aralık 2017 tarihleri arasında pediatrik kardiyovasküler yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 300 hasta verisi oluşturdu. Örneklemini ise, evren içindeki hastalardan santral venöz kateter uygulanan hastalar ile ilgili veriler oluşturdu (N=70). Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Hasta Bilgi Formu, Santral Venöz Kateterlere Yönelik Bilgi Formu aracılığı ile toplandı. Kurum arşivinden temin edilen hasta dosyaları tek tek tarandı ve ilgili bilgiler veri toplama formlara aktarıldı. Çalışma kapsamındaki pediatrik hastaların yaş ortalamasının 2,21±1,14 ay olduğu belirlendi. Pediatrik hastaların %37,1'nin 0-1 ay aralığında, %41,4'ünün kız, %58,6'sının erkek olduğu saptandı. Hastaların büyük çoğunluğunun (%57,1) siyanotik kalp hastalığı nedeni ile ameliyat olduğu, ortalama 1,37±0,48 gündür yoğun bakımda tedavi gördüğü ve SVK kalış süresinin ortalama 1,54±0,50 gün olduğu belirlendi. Hastaların büyük çoğunluğunda SVK giriş bölgesinde (%62,9) ve genel enfeksiyon (%55,7) belirti-bulgusunun olmadığı belirlendi. Oluşan enfeksiyonların ise; büyük çoğunluğunun bakteriyel kaynaklı olduğu (%38,6) saptandı. Pediatrik hastaların yoğun bakımda kalış süresi ve santral venöz kateter kalış süresi ile enfeksiyon varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Yoğun bakımda kalış süresi ve kateter kalış süresi attıkça bakteriyel enfeksiyon görülme oranının istatistiksel açıdan çok ileri düzeyde anlamlı olarak arttığı belirlendi (p≤0,001). Hastalarda yoğun bakımda kalış süresi ve SVK kalış süresi ile kateter giriş yerinde enfeksiyon varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Buna göre yoğun bakımda kalış süresi ve SVK kalış süresi arttıkça, kateter giriş yerinde enfeksiyon görülme oranını da anlamlı olarak arttığı saptandı (p≤0,05). Sonuç olarak yoğun bakımda kalış ve santral venöz kateter kalış sürelerinin uzun olmasının kateter ilişkili enfeksiyonunu arttırdığı söylenebilir.
Bir sağlık üniversitesi öğrencilerinin sigara içme davranışlarının değerlendirilmesi
Çalışma, toplum sağlığı açısından önlenebilir sağlık sorunlarının en büyük nedeni olan sigara kullanım davranışının toplumda azaltılması ve toplum sağlığının kalıcı ve sürdürülebilir bir şekilde iyi bir seviyeye gelmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı özellikte olan çalışmanın örneklemini, Bezmialem Vakıf Üniversitesi öğrencisi olup, çalışmaya katılmaya gönüllü olan öğrenciler oluşturmuştur. Çalışmaya toplam 442 üniversite öğrencisi katılmıştır. Araştırma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Etik Kurul onayı alındıktan sonra, kurum izni ve gönüllü öğrencilerin onamı alınarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, araştırmacı tarafından hazırlanan Bilgi Formu ve Fageström Nikotin Bağımlılık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen niceliksel veriler, IBM SPSS Statistics 22 programında Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Topluma rol model olması beklenen sağlık bölümü öğrencilerinin sigara kullanım durumları incelenmiş olup, çalışmada, öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri ve bağımlılık durumları değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan öğrencilerin %64,3'ünün 20 yaş altı, %83'ünün kadın, %44,6'sının 1. Sınıf ve %84,4'ünün ise ailesi ile ikamet ettiği belirlenmiştir. Öğrencilerin %51,4'ünün hiç sigara kullanmadığı, %20'sinin ise sigara kullandığı tespit edilmiştir. Erkeklerde %31, kadınlarda ise %18 oranında sigara kullanıldığı belirlenmiştir. Aile yanında ikamet eden öğrencilerin sigara kullanım oranının düşük olduğu bulunmuştur. Sigara kullanan öğrencilerin sigara kullanımının zararlarını ve ortaya çıkabilecek hastalıkları bilmelerine rağmen kullanmaya devam ettikleri belirlenmiştir. Öğrencilerin sigaraya başlama nedenleri üzerinde durulmuş olup, çalışmada sigarayı ilk kez deneme nedenleri olarak %38'inin merak ve özenti, %29,6'sının üzüntü ve stres ile baş etmek olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin sigara içme durumları arasında Fageström Nikotin Bağımlılık Ölçeği puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık belirlenmiştir (p:0,001; p<0,01). Düzenli olarak sigara kullanan öğrencilerin FNBÖ puanları, bir süre içmiş şu an kullanmayan (p:0,001) ve ara sıra sigara içenlerin puanlarından (p:0,003) anlamlı şekilde yüksek olduğu bulunmuştur(p<0,01). Çalışmada sigara kullanımının sağlık eğitimi alan öğrencilerde azaltılması ve ileride topluma rol model olması beklenen öğrencilerin sigara kullanımı konusunda bilinçli olması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, sağlık üniversitesi öğrencilerinin sigara kullanmasının, toplumun sigara içme alışkanlıkları üzerinde olumsuz etkileri olacağı vurgulanmıştır. Öğrencilerin sigara ve diğer zararlı alışkanlıklardan uzak tutulması için eğitim seminerlerinin düzenlenmesi ve üniversitelerde sosyal ve sportif faaliyetlerin arttırılması önerilir. Anahtar kelimeler: Üniversite Öğrencileri, Sigara Kullanımı, Nikotin Bağımlılığı
Uzamış cerrahi işlemlerde basınç yaralanması prevelansı ve risk faktörleri
Cerrahi hastasında ameliyat sırası basınç yaralanması (ASBY) ameliyat sonrası beklenen sonuçları olumsuz etkileyen önemli sorunlardan biridir. Sunulan çalışmanın amacı uzun süreli ameliyatlara bağlı basınç yaralanması risk faktörlerini ve prevelans durumunu belirlemek, cerrahi ve ameliyathane hemşiresinin ASBY'nın önlenmesindeki sorumluğuna dikkati çekmektir. Araştırma kesitsel nitelikte tanımlayıcı bir çalışmadır. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi ameliyathanesinde ortopedi, genel cerrahi servislerinde Şubat 2017 ve Mayıs 2018 tarihleri arasında gelen hastaların izlemlerini kapsamaktadır. Evren için bu iki kliniğin son bir yıllık büyük cerrahi girişim yapılmış hastaları hedef alındı. Budurumda örneklem sayısı güç analizine göre 170 büyük cerrahi girişim planlanan gönüllü bireyden oluştu. Araştırma için Etik kurul ve araştırmanın yapıldığı yerden kurum ve gönüllülerden bilgilendirilmiş yazılı izin alındı. Veriler Braden Risk değerlendirme formu, literatüre dayalı hazırlanan hasta tanılama formuyla toplandı ve SPSS 15.0 paket programında sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t testi, Ki kare testleri ile analiz edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 47.72±22.20 idi, %55.9'u kadındı ve %44.1'i erkekti. Ameliyat öncesi %67.7'si 18.5-24.9 ile normal bir beden kitle indeksine sahipti, %48.2'sinin kronik hastalığı yoktu, %97'sinin bilinci açıktı, %98.8'inin dehidratasyonu yoktu, sadece %47.7'isinin ek bir beslenme desteğine gereksinimi yoktu, %87.6'sının Hemoglobin düzeyi 13.6-17.7 g/dl ve albumin düzeyi 3.5-5.5g/dl arasındaydı, %93,5'inin nabzı ve %76.5'inin kan basıncı, %99'unun vücut sıcaklığı normal sınırlarındaydı. Katılımcıların ameliyat sırasında %81.8'i sırtüstü pozisyonda ameliyat oldu, ameliyatın ortalama süresi 246.707±145.3 dakikaydı. Katılımcıların hiçbirinin ameliyat sırasında verilen pozisyon nedeniyle, basınç alanlarına, özel doku destek materyali kullanılmadı. Sadece şiltelerle, kompreslerle ve çarşaflarla basınç bölgelerine destek sağlandı. Ameliyat sonrası ilk saatlerde yapılan değerlendirmeye göre hastaların %24.1'inde ASBY gelişti. ASBY'nın gelişiminde hastanın beslenme desteği gerektirmesinin, albumin düzeyinin düşük olmasının, ameliyat süresinin uzamasının, Braden skala puanı düşmesinin, istatistiksel olarak, anlamlı rolü olduğu belirlendi (p<0.05). Verilere göre ASBY'nın önlenmesinde cerrahi hemşiresinin ameliyat öncesi risk tanılaması yapması önemlidir. Özellikle düşük albumin ve beslenme sorunları, "Basınç yaralanma risk skoru" gibi objektif ve subjektif risk verilerinin yer aldığı bir deri tanılaması, bakımın devamının için ameliyathane hemşiresi ile paylaşılmalıdır. Ayrıca, uzun süreli ameliyatlarda, ASBY'na karşı basınç bölgeleri için özel doku destek materyallerinin (örnk. akıllı petler gibi) kullanması önerilmektedir.
Kontraseptif yöntem kullanımının bireyin cinsel fonksiyonuna etkisi
Bu araştırma, kontraseptif yöntemlerin bireylerin cinsel fonksiyonuna etkisini belirlemek amacıyla kesitsel olarak gerçekleştirildi. Bu çalışma İstanbul Avrupa Yakasında bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Kadın Hastalıkları Polikliniğine başvuran evli kadınlar arasından çalışma kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 350 kadın ile aynı hastanenin Göz Polikliniğine başvuran evli erkekler arasından çalışma kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 150 erkek olmak üzere toplamda 500 kişi ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri; Tanıtıcı bilgi formu, Kadın cinsel işlev ölçeği (FSFI), Uluslar arası elektril işlev formu (IIEF) kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ile Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı. Araştırmaya katılan kadınların %45,7' sinin 29-39 yaş arasında, % 75,4'ünün ilk ve orta öğretim mezunu, erkeklerin %56,7'sinin 29-39 yaş grubunda, %68,6'sının ilk ve orta öğretim mezunu olduğu saptandı. Kadın cinsel işlev ölçeği toplam puan ortalaması 18,28 ± 3,87 olup, kadınların %89,7'sinde cinsel işlev bozukluğu olduğu belirlendi. Erkeklerin Uluslar Arası Erektil İşlev Formu puanı ortalaması 61,40 13,38 olup, puan ortalamasına göre erkeklerde erektil disfonksiyon olmadığı belirlendi. Kadınların en az üç ayda çift olarak kullandıkları kontraseptif yöntemin en fazla %29,4 ile geri çekme, erkeklerin ise %38,7'i le kondom olduğu belirlendi. Kadınların %82,3'ü, erkeklerin ise %83,3'ü kullandığı yöntemin cinsel yaşamını olumlu yönde etkilediğini ifade etti. Geri çekme yöntemini kullananlarda kadınların uyarılma durumu, aylık iğneyi kullananlardan yüksek bulundu. Erkeklerde ise kondom ile korunanların cinsel istekleri, geri çekme ve eşleri mini hap kullanan erkeklerden yüksek bulundu. Çalışmada modern yöntemleri kullanan kadınların geleneksel yöntem kullananlara göre cinsel istek, uyarılma, doyumlarının daha iyi, ağrılarının daha az olduğu, geleneksel yöntem ile korunan erkeklerin cinsel isteklerinin modern yöntem ile korunan erkeklerden yüksek olduğu saptandı. Kadınların yaş, eğitim durumu, eş eğitimi, çalışma durumu, aile yapısı, en uzun yaşadığı yer, eş ile iletişimin, cinsel ilişki sıklığının, eşi ile cinselliği konuşabilme durumunun, kullanılan kontraseptif yöntemin ve kontraseptif yöntemden memnuniyet durumunun cinsel xiii fonksiyonlarını etkilediği belirlendi. Erkeklerin eş eğitiminin, eş ile iletişiminin, cinsel ilişki sıklığının, eşi ile cinselliği konuşabilme durumunun, kullanılan kontraseptif yöntemin ve kontraseptif yöntemden memnuniyet durumunun cinsel fonksiyonlarının etkilediği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Kadın cinsel fonksiyonu, erkek cinsel fonksiyonu, kontraseptif yöntemler, FSFI, IIEF
Pediatri yoğun bakım ünitelerinde ventilatöre ilişkin pnömoninin (VİP) önlenmesinde ağız bakımının önemi
Araştırmamız çocuk yoğun bakım ünitesinde mekanik ventilatöre bağlı hastalarda gelişebilen ventilatör ilişkili pnömonin önlenmesinde kapsamlı ağız bakımı/ hijyeninin önemini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesine Temmuz 2018-Mart 2019 tarihleri arasında en az 48 saat mekanik ventilatöre bağlı olan, 0-18 yaş arası pnömoni öyküsü olmayan 112 çocuk hasta oluşturdu. Araştırmada 33 çocuk hastada VİP gelişti. Araştırmada elde edilen bulguların değerlendirilmesinde SPSS v21 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanıldı. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile değerlendirildi. Normal dağılım varsayımı sağlamadığı görülen değişkenlerin analizi Mann Whitney U testi ile yapıldı. p<0,05 değerleri istatistiksel olarak önemli kabul edildi. Sonuçlardan elde edilen verilere göre küçük yaş grubu çocuk hastalarda VİP insidansı daha yüksek bulundu. VİP gelişimi en çok akciğer hastalığı ile başvuran hastalarda görüldü (%32,9). PRISM skoru, enteral beslenmeye başlama zamanı, mortalite, başvuruda enfeksiyon varlığı açısından VİP gelişen ve VİP gelişmeyen hastalarda benzer görüldü. Antibiyotik kullanımının VİP gelişen ve VİP gelişmeyen hastalarda benzer oranda olduğu görüldü. En çok kullanılan antibiyotiğin seftriakson olduğu saptandı. VİP gelişen hastalarda yoğun bakımda yatış süresi, hastanede kalış süresi ve ventilatörde kalış süresinin VİP gelişmeyen gruba göre daha yüksek olduğu saptandı. VİP gelişen hastalarda oral mukoza değerlendirme puanının yüksek olduğu görüldü. VİP gelişen hastalarda en yüksek oranda görülen mikroorganizma Klebsiella pneumoniae'dır. VİP insidansı 2018 yılı ocak-şubat-mart aylarında 6,3/1000 ventilatör gününden 2019 yılı Ocak-Şubat-Mart aylarında 0/1000 ventilatör gününe düştüğü saptandı. Hemşirelere ağız bakım uygulamaları hakkında eğitim verilmesi, ağız bakım protokolünün oluşturulması ile hastaya verilen bakım kalitesini arttırmıştır.Etkin ve kapsamlı ağız bakımı vermek VİP gelişme riskini yüksek oranda önlemektedir. Anahtar kelimeler: mekanik ventilatör, ventilatör ilişkili pnömoni, ağız bakımı, VİP insidansı.
Açık ya da kapalı büyük ameliyatların cerrahi dumanı hastanın karboksihemoglobin, methemoglobin ve bazı kan gazlarını olumsuz etkiler mi?
Cerrahi duman açık ve kapalı cerrahi girişimlerin çok büyük bir çoğunluğunda ortaya çıkmaktadır. Duman içerisindeki karsinojenler ihmal edilemez bir risk durumu oluşturmaktadır. Bu araştırma, açık ya da kapalı büyük ameliyatlarda kullanılan cihazların oluşturduğu cerrahi dumanın hastanın kan gazı, karboksihemoglobin ve methemoglobin değerleri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı nitelikteki araştırma, etik kurul ve kurum izinleri tamamlandıktan sonra Nisan 2019 – Ekim 2019 tarihleri arasında, Gaziosmanpaşa Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirildi. Araştırma 87 gönüllü açık ve kapalı ameliyat planlanan hastada yapıldı. Veriler 20 sorudan oluşan 'Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu' ve laboratuvar sonuç raporları ile toplandı. Verilerin IBM SPSS 22.0 programında normallik dağılımı incelenerek uygun karşılaştırma testleri seçildi. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0.05 kabul edildi. Araştırmadaki katılımcıların ortalama yaşı 56,45±16,30, beden kitle indeksi 25,22±3,24 idi. Katılımcıların %57,5'i (n=50) sigara kullanıyordu, %63,2'sinde (n=55) herhangi bir kronik hastalık yoktu, %21,8'inde (n=19) kalp ve damar hastalıkları, %15'inde (n=13) ise metabolik bir hastalık vardı. Katılımcıların ameliyat edildiği tüm odalarda sadece laminar hava akımı vardı. Hastaların ortalama ameliyatta kalma süresi 3,78±1,59 saatti. Açık cerrahi girişimlerde (n=56), laparoskopik cerrahi girişimlere (n=31) göre cerrahi dumanın kangazı etkileri daha azdı (p<0.05). Cerrahi duman üretimine bakıldığında elektrokoterin monopolar (%71,3) ve bipolar (%48.3) kesici uçları; laser ve ultrasound kesicilerden daha fazlaydı (p<0.05). Cerrahi dumanı uzaklaştırmak için kullanılan yöntem %46 aspirasyon çubukları idi. Aspirasyon çubukları kangazları ve karboksihemoblobin üzerinde olumlu etki gösterdi (p<0.05). Ameliyat sırasında hastaların ortalama 412,18±530,44 cc kanaması olduğu belirlendi. Ameliyat öncesine göre ameliyat sonuna doğru arteriyel PaCO2, PaO2, MetHb, COHb, pH değerlerinde önemli değişiklikler görüldü (p=0.035; p=0.001; p=0.052; p=0.640; p=0.034). Sunulan araştırmada hastaların çoğunluğuna kullanılan cerrahi kesicilerin cerrahi duman üretimi vardı. Hastaların ameliyat öncesine göre ameliyat sonu arteriyel PaCO2, PaO2, MetHb, COHb, pH değerlerindeki değişimler, etkin bir havalandırma sistemi ve dokulardan dumanı uzaklaştırabilecek başarılı bir teknik olmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi duman; Kan gazı; Karboksihemoglobin; Methemoglobin; Power of Hydrogen
Prematüre bebeği olan annelerin yaşam kalitesi ve yaşam kalitesini etkileyen faktörler
Bu araştırma, prematüre bebeği olan annelerin yaşam kalitesi ve yaşam kalitesini etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma İstanbul' da bir Vakıf Üniversitesi hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 90 prematüre bebeğin annesi ile Temmuz 2018-Eylül 2019 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 'Prematüre Bebeği Olan Anne ve Bebek Bilgi Formu', 'WHOQOL-BREF Ölçeği', 'Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği' ve 'Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS programında frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ile Student testi, One Way Anova testi ve regresyon analizi kullanılarak değerlendirildi. Annelerin % %54,4'ünün yaşı 31 ve üzeri, babaların %67,8'i 31 ve üzeri yaş aralığındadır. Annelerin %96,7'si evli, %50'sinin evlilik süresi 1-5 yıldır. Annelerin %36,7'si lise, %16,7'si üniversite mezunudur. Annelerin%60'ı bir işte çalışmamakta ve %62,2'sinin aile geliri gideri ile aynıdır. Annelerin WHOQOL-BREF (TR) genel yaşam kalitesi puan ortalaması 73,87±9,28, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği puan ortalaması 10,52±4,80, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği genel puan ortalaması 62,14±14,66 bulundu. Araştırmada, postpartum depresyonun ve algılanan sosyal desteğin genel yaşam kalitesi için anlamlı bir belirleyici olduğu bulundu. Postpartum depresyon düzeyi genel yaşam kalitesi düzeyini azaltırken, algılanan sosyal destek genel yaşam kalitesi düzeyini arttırmaktadır. Aileden algılanan sosyal destek genel yaşam kalitesi düzeyini arttırırken arkadaştan ve özel insandan algılanan sosyal destek genel yaşam kalitesi düzeyini etkilememektedir. Sonuç olarak, doğum sonrası depresyon düzeyinin ve algılanan sosyal desteğin yaşam kalitesini etkilediği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Yaşam Kalitesi, Sosyal Destek, Postpartum Depresyon, Prematüre Bebeği Olan Anneler
Madde kullanım bozukluğu olan bireylerin hastaneye yatışının aile bireylerinin psikolojik dayanıklılığı üzerindeki etkileri
Bu araştırma madde kullanım bozukluğu olan bireylerin hastaneye yatışının aile bireylerinin psikolojik dayanıklılığı üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma 1 Şubat- 1 Mayıs 2019 tarihleri arasında İstanbul'da Avrupa Yakasında özel bir psikiyatri hastanesinde madde kullanım bozukluğu tanısı ile yatarak tedavi gören hastaların aile bireyleri ile gerçekleştirildi (n=40). Araştırmaya 29'u kadın (%72,5), 11'i erkek (%27,5) toplam 40 hasta yakını katıldı. 'Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği' ve 'Aile Bilgi Formu' uygulandı. Uygulanan formlardan toplanılan veriler SPSS Windows 22.0 paket programında değerlendirildi. Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği'nde hasta yakınlarının yapısal stil, gelecek algısı, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlilik, sosyal kaynaklar olmak üzere altı alt boyut değerlendirildi. Buna göre eğitim durumu, hasta ile ilişki durumu, kronik hastalık durumu ve medeni durum arasında anlamlı ilişkiler tespit edildi. Tespit edilen bu anlamlı ilişkiler doğrultusunda, süreç içerisinde yatışın aile dinamiğini bozduğu, hasta yakınını hastadan kopardığı gibi algılar oluştuğu anlaşıldı. Bu nedenle, sağlık profesyonelleri içerisinde hasta ile en yakın temas halinde olduğu düşünülen psikiyatri hemşiresi, madde kullanım bozukluğu olan bireylerin hastaneye yatışının başladığı ilk günden itibaren taburculuğa hazırlanması sürecinde ailenin de bu yatış sürecinden nasıl etkilendiğini göz önünde bulundurarak planlaması gereken tüm girişim ve yaklaşımlarda birey ve aile için danışman rolüne sahiptir. Bu çalışmada hasta yakınlarının psikolojik dayanıklılığının üzerinde psikiyatri hemşiresinin "danışmanlık" rolünün önemi vurgulanmıştır. Bu çalışmaya benzer çalışma yapacak olan araştırmacıların daha çok sayıda hasta yakını ile çalışma yapılması önerilmektedir.
Bir özel üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerde tükenmişlik
Tükenmişlik her meslekte görülebildiği gibi, insanlarla yüz yüze ilişki gerektiren, doğrudan insana hizmet veren mesleklerde daha sık rastlanmaktadır. Günümüzde hemşireler, çalışma koşulları, fazla mesai yapmaları, çalışma saatlerinin yüksek olması gibi sebeplerden dolayı tükenmişlik yaşama riski altındadır. Hemşirelerin tükenmişlik düzeylerini ve tükenmişliği nelerin etkilediğini belirlemek, konunun önemini vurgulamak amacıyla yapıldı. Araştırmanın verileri hemşirelerden elde edildi. Örneklemi bu özel hastanede çalışan gönüllü 190 hemşirenin tümüne ulaşmak hedeflendi(n=121). Veri toplamada sosyo-demografik ve mesleki özellikleri tanımlayıcı "Tanıtıcı Form" ve "Tükenmişlik Ölçeği- Kısa Formu" kullanıldı. Verilerin analizinde "SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17. 0 programı" kullanılıp, tanımlayıcı istatistiksel metotlardan yararlanıldı. Önemlilik değeri p<0,05 olarak alındı.Ankete katılan hemşirelerin %22,3'ünün tükenmişlik düzeylerinin çok düşük olduğu, %32,2'sinin tükenmişlik için tehlike sinyallerinin olduğu, %26,5'inin tükenmişlik durumu içinde olduğu, %12,4'ünün çok ciddi bir tükenmişlik problemi yaşadıkları, %6,6'sının ise en kısa zamanda profesyonel yardım almaları gerektiği belirlendi. Sosyo-demografik değişkenlerden olan cinsiyet, medeni durum ve eğitim seviyesinin tükenmişlikle ilişkili olmadığı belirlendi. Mesleki özellikleri incelendiğinde, hemşirelerin çalıştıkları pozisyon, çalıştıkları bölüm, çalıştıkları bölümde kendi istekleriyle çalışıp çalışmamaları, vardiyalı olup olmamaları, kurumdaki ve birimdeki deneyim süreleri gibi değişkenlerin tükenmişliğe etki etmediği gözlemlendi. Hemşirelerin, yaş, çocuk sahibi olma ve gelir durumunun, toplam deneyim sürelerinin, haftalık tuttukları gece nöbeti sayısının, kendi istekleriyle gece nöbeti tutmalarının, fazla mesai yapmalarının ve fazla mesaiyi kendi istekleri ile yapmamalarının, kurumda çalışmaktan memnuniyetlerinin tükenmişlik düzeyleri analiz edildi. Çalışma sonuçlarına göre yaş ile beraber artan deneyim süresinin tükenmişlik ile negatif yönde ilişkisi saptandı. Haftalık gece nöbeti fazla olan hemşirelerin tükenmişlik düzeyleri diğerlerine göre daha yüksek olarak bulundu. Kendi istekleri ile nöbet tutan ve fazla mesai yapan hemşirelerin tükenmişlik düzeyleri daha az bulundu. Kurumda çalışmaktan memnun olan hemşirelerin tükenmişlik düzeylerinin ciddi oranda düşük olduğu gözlemlendi. Kurum yöneticileri, kurumda verilen sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltmek için sağlık sektöründe büyük orana ve öneme sahip hemşirelerin tükenmişlik düzeylerini azaltıcı ve önleyici tedbirler uygulamalıdır. Hemşirelerin motivasyonlarını artırmaya yönelik çalışmaları faaliyete geçirmeleri etkili olacaktır. Anahtar kelimeler: Tükenmişlik, hemşirelik, tükenmişlik düzeyi.
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin (1,2,3,4) hemşirelik sürecini bilme durumları
Bu araştırma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi hemşirelik bölümü öğrencilerinin hemşirelik sürecini bilme durumlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bezmialem Vakıf Üniversitesi'nde eğitim öğretim gören 154 hemşirelik bölümü öğrencisi ile 16.06.2020- 22.06.2020 tarihleri arasında covid-19 salgını nedeniyle online olarak gerçekleştirildi. Veriler; ''hemşirelik süreci bilgi ve uygulama düzeyi belirleme formu'' kullanılarak toplandı. Analizler SPSS 21 (IBM Corp., Armonk, NY) istatistik programı ile yapılmış olup önemlilik yüzdesi p˂0,05 olarak belirlenmiştir. Araştırmanın verilerinin normalite dağılımı Kolmogorov Simirnov testi ile gerçekleştirildi. Değişkenlerin tümünde p˂0.05 bulunduğu için analizler nonparametrik testler kullanılarak gerçekleştirildi. Tanımlayıcı testler için sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, karşılaştırmalı analizler için Anova, Kruskal Vallis, Mann Whitney U ve Pearson korelasyon katsayısı kullanıldı. Hemşirelik öğrencilerinin yaş ortalaması 20,44 ± 2,20 olup, %93,5 'i kadın hemşirelik öğrencisidir. Toplam bilgi puan ortalamaları kadın hemşirelik öğrencilerinin 11,50±2,04 ve erkek hemşirelik öğrencilerinin 10,10±3,69 olarak tespit edildi. Mezun oldukları okul göz önüne alındığında fen lisesi mezunu olanların toplam bilgi puan ortalaması en yüksek olup 12,00±1,00'dir. Anne-baba eğitim durumu incelendiğinde anne-baba eğitimi lisans olan hemşirelik öğrencilerinin toplam bilgi puan ortalamaları 11,50±1,24 olarak daha yüksek bulundu. Öğrencilerin hemşirelik süreci ile ilgili soruları %41,6 ile %98,7 arasında doğru cevaplandırdığı saptandı. Toplam bilgi puan ortalaması ise 1. Sınıfların 10,67±1,66, 2. Sınıfların 11,03±2,15, 3. Sınıfların 11,42±2,46, 4. Sınıfların 12,64±2,12 olarak tespit edildi. Araştırma sonucunda, hemşirelik bölümü öğrencilerinin yaşı büyüdükçe hemşirelik sürecini bilme durumlarının daha yüksek (p <0.05) olduğu saptandı.
Kadın doğum polikliniğine başvuran kadınların HPV ve HPV aşısına yönelik sağlık inançları
Bu araştırma kadınların Human Papilloma Virüs (HPV) ve HPV aşısına yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bu kesitsel araştırma Eylül-Aralık 2019 tarihleri arasında, İstanbul Avrupa Yakasında Özel bir Üniversite Hastanesinin kadın doğum polikliniğinde 300 kadın ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında; sosyodemografik özellikler bilgi formu, HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası, Human Papilloma Virüs Enfeksiyonu ve Aşılamasına İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans), Student-t testi, Mann-Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35,16 ± 9,526 olarak bulundu. Kadınların %34,3'ünün 31-40 yaş aralığında, %46'sının lisans mezunu olduğu, %29'unun evli olmadığı ve %31,7'sinin partnerinin/eşinin lisans mezunu olduğu, %69,3'ünün aktif olarak çalıştığı, %50,3'ünün de ekonomik durumunu iyi olarak tanımladığı belirlendi. Çalışmaya dahil edilen kadınların %88,3'ünün daha önce pap-smear testini duyduğu, %75,3'ünün daha önce pap-smear testi yaptırdığı, %33,7'sinin her yıl pap-smear testi yaptırdığı, %72,3'ünün daha önce HPV enfeksiyonunu duyduğu, %69,7'sinin daha önce HPV testi yaptırmadığı, %62'sinin HPV aşısını duyduğu ancak %90,3'ünün HPV aşısı yaptırmadığı belirlendi. Kadınların HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası puan ortalaması 3,73 ± 2,45 olarak bulundu. Eğitim durumu lisans düzeyinde olan, eş eğitim durumu lisansüstü olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, daha önce kendisinde HPV tespit edilen, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran, yaptırdığı sitolojik testlerde anormal sonuç alan, partner sayısı birden fazla olan ve alkol kullanan kadınların HPV enfeksiyonu bilgi skalası puan ortalaması yüksek bulundu (p<0,001). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği yarar algısı puan ortalaması eğitim düzeyi lisans olan, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran, cinsel yolla bulaşan hastalığı olan ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği duyarlılık algısı puan ortalaması eğitim düzeyi lisans olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek bulundu (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği ciddiyet algısı puan ortalaması, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, HPV aşısını duyan ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli öleceği engel algısı puan ortalaması, eğitim düzeyi lisans olan, eş eğitim düzeyi lisansüstü olan, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, pap-smear testini yaptıran, HPV aşısını yaptıran ve alkol kullanan kadınlarda daha düşük saptandı (p<0,05). Araştırmada HPV enfeksiyonu bilgi skalası ile HPV ve HPV aşısına ilişkin yarar algısı, duyarlılık algısı ve ciddiyet algısı arasında pozitif anlamlı ilişki bulunurken, engel algısı arasında anlamlı ilişki bulunmadı.
Adolesanlarda sağlık okuryazarlığı ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu araştırma adolesanlarda sağlık okuryazarlığı ile sağlık davranışları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Aralık 2019 – Mart 2020 tarihleri arasında İstanbul Anadolu Yakasında dört lisede 649 öğrenci ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında sosyo demografik özellikler soru formu, Adolesan Yaşam Biçimi Ölçeği II (AYB II) ve Okul Çağındaki Çocuklar İçin Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans), Student-t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan adolesanların yaş ortalaması 15,54±0,95 olup, %59,8'si kız ve %41,1'i 11. sınıf öğrencisidir. Adolesanların %65'inin BKİ'nin normal sınırlar içinde olduğu ve %48,7'sinin sağlığını iyi olarak değerlendirdiği,%85,4'ünün sağlık okuryazarlığı kavramını daha önce duymadığı belirlendi. Araştırmaya katılan öğrencilerin sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalaması 28,95±5,79 ve %61,9'unun orta sağlık okuryazarlığı düzeyinde olduğu belirlendi. AYB II ölçeği toplam puan ortalaması 114,35±17,48 olduğu belirlendi. Kadınların sağlık sorumluluğu ve kişilerarası ilişkiler alt boyut puan ortalamalarının, erkeklere göre yüksek olduğu, erkeklerin beslenme ve fiziksel aktivite alt boyut puan ortalamalarının kadınlara göre yüksek olduğu belirlendi. 9. sınıf öğrencilerinin stres yönetimi alt boyut puan ortalaması, 11. sınıf öğrencilerine göre yüksek 11. sınıf öğrencilerinin spiritüel sağlık alt boyut puan ortalaması, 10. sınıf öğrencilerine göre yüksek, 9. sınıf öğrencilerinin AYB II ölçeği toplam puan ortalaması, 10. sınıf öğrencilerine göre yüksek bulundu. Annesi ilkokul mezunu olan adolesanların stres yönetimi puan ortalaması, annesi okuryazar olmayan ve okuryazar olanlara göre yüksek bulundu. Parçalanmış aile yapısında olanların beslenme, stres yönetimi ve AYB II toplam puan ortalaması, çekirdek aile ve geniş aile yapısındaki adolesanlara göre düşük bulundu. Yaşamının en uzun bölümünü şehirde ve ilçede geçiren adolesanların sağlık sorumluluğu, pozitif yaşam algısı, kişilerarası ilişkiler, stres yönetimi ve AYB II Ölçeği puan ortalaması, yaşamının en uzun bölümünü köyde geçirenlere göre yüksek bulundu. Sosyal aktiviteye katılan adolesanların AYB II Ölçeği tüm alt boyut ve toplam puan ortalamaları, sosyal aktiviteye katılmayan öğrencilere göre yüksek bulundu. Kronik hastalığı olanların ve sürekli ilaç kullananların sağlık sorumluluğu alt boyut puan ortalaması yüksek, fiziksel aktivite alt boyut puan ortalaması düşük bulundu. Sağlık durumunu çok iyi olarak değerlendiren adolesanların sağlık sorumluluğu alt boyut puan ortalaması, sağlık durumunu kötü ve orta olarak değerlendirenlere göre yüksek bulundu. Obez olan adolesanların pozitif yaşam algısı alt boyut puan ortalaması, zayıf, normal ve fazla kilolu olanlara göre düşük bulundu. Sağlık okuryazarlığı düzeyi yüksek olanların, orta ve düşük olanlara göre, orta olanların düşük olanlara göre AYB II Ölçeği tüm alt boyut ve toplam puan ortalamaları yüksek bulundu. Sağlık okuryazarlığı puanı ile AYB II ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu. Araştırma sonucuda adolesanların sağlık okuryazarlık düzeyi arttıkça sağlık davranışlarının olumlu yönde arttığı belirlendi.
COVID-19 pandemi döneminde hematoloji-onkoloji hastalarının enfeksiyon kontrolü ve yönetiminde hemşirelerin izolasyon uyumu
COVID-19 pandemisi tüm dünyayı etkisi altına alarak sağlığı olumsuz yönde etkilemiş ve birçok ölüme neden olmuştur. Dünyadaki tüm insanların, COVID-19 bulaş nedeniyle hastalık ve ölüm riski taşımasının yanı sıra diyabet, hematoloji-onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik hastalığa sahip bireyler için riskin daha fazla olduğu COVID-19 vaka izlemi takiplerinde görülmüştür. Görülen bu riskler nedeniyle bu hastaların bakım ve tedavisinde önemli rol ve sorumlulukları bulunan hemşirelerin, enfeksiyon kontrol ve yönetiminde yeri ve önemi oldukça büyüktür. Bu araştırma, COVID-19pandemi döneminde hematoloji-onkoloji hastalarının enfeksiyon kontrol ve yönteminde hemşirelerin izolasyon uyumunu belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yetişkin ve pediatri hematoloji-onkoloji birimlerinde ayaktan ve yataklı tedavi kurumlarında çalışan 80 hemşire ile Ocak 2021 – Şubat 2021 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 'Sosyo-Demografik Özellikleri Tanılama Formu' ve 'İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 25.0 programında frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ve korelasyon analizi yapıldı. Normal dağılıma uygun olan veriler Student T testi, One Way Anova testi kullanılarak değerlendirildi. Hemşirelerin %92,5'i kadın, %33,8'i evli, %43,8'i lisans ve %27,5'i yüksek lisans mezunudur. Hemşirelerin aile üyelerinin %55'inin kronik hastalığı vardır. Pandemi döneminde hemşirelerin %83,8'i evde konakladığını söylemiştir. Hematoloji-onkoloji hemşirelerinin %40'ı COVID-19 enfeksiyonuna yakalanmıştır. Aynı zamanda, hemşirelerin %45'ine çevresindeki insanların bakış açısı olumlu yönde olduğu görülmüştür. Hemşirelerin %77,5'i COVID-19 Rehberi'nden haberdar olduğunu ifade etmiştir. Hematoloji-onkoloji hemşirelerinin İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği puan ortalaması 73, 70±7, 365 olarak bulunmuştur. Bu araştırmanın verileri doğrultusunda hemşirelerin COVID-19 Rehberi'nden haberdar olması, pandemi döneminde hemşirelerin çevresindeki insanların bakış açısının olumlu olması, hemşirelerin aile üyelerinin kronik hastalık varlığı, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, pandemi döneminde konaklama yeri genel izolasyon uyumunu artırma yönünde anlamlı bir belirleyicisi olduğu bulundu. Sonuç olarak hemşirelerin güncel rehberlerin takibi ve hemşirelik mesleğindeki eğitim düzeyi gibi değiştirilebilir faktörleri geliştirerek izolasyona uyumu artırılabildiği görülmektedir. Bu bağlamda kurum içinde COVID-19 enfeksiyon kontrolü ve yönetimi konusundaki eğitimler artırılarak güncel rehberlerin içeriği hemşireler ile paylaşılmalı ve hemşirelerin güncel rehber takibinin enfeksiyon kontrolü ve yönetiminde uyumu artırma yönüne dikkat çekilerek hemşireler teşvik edilmelidir.
COVID-19 pandemi sürecinde KOAH hastalarının öz bakım yönetimi ve ilişkili faktörler
Bu araştırma, COVID-19 pandemi sürecinde KOAH hastalarının öz-bakım yönetimi ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla kesitsel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Temmuz 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında İstanbul'da iki devlet hastanesinin göğüs hastalıkları servisleri ve iki göğüs hastalıkları hastanesinin servislerinde yatan 173 KOAH tanılı hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik Özellikler ve Hastalık Bilgi Formu, Kronik Hastalıklarda Öz-Bakim Yönetimi Ölçeği (SCMP-G) ve KOAH Değerlendirme Testi (CAT) kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma), Student-t testi, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan KOAH hastalarının yaş ortalaması 49,20±10,25 olup, %59'u erkek, %30,6'sı ilköğretim mezunu, %53,2'si evli, %61,8'inin gelir durumu ortadır. Hastaların KOAH tanı süresi 10,33±6,96 yıl olup, KOAH nedeniyle hastaneye yatma sayısı ortalama 3,92±2,66, KOAH nedeniyle acile başvurma sayısı ortalama 1,48±0,61'dir. KOAH hastaların %17,9'unun COVID-19 geçirdiği belirlendi. KOAH hastalarının CAT puan ortalaması 26,51±4,12, Kronik Hastalıklarda Öz-bakım Yönetimi Ölçeği Öz koruma alt boyutu puan ortalaması 66,63±5,39, Sosyal Koruma alt boyutu puan ortalaması 17,12±5,48 ve Kronik Hastalıklarda Öz-bakım Yönetimi Ölçeği toplam puan ortalaması 52,61±14,00 bulundu. Araştırmada CAT puan ortalaması 65 yaş üstü hastaların, eğitim düzeyi düşük hastaların, evlilerin, geniş aile ve parçalanmış aile yapısında olan, çalışmayanların köyde yaşayan, ruhsal hastalığı olan, pnömokok aşısı yaptıran, COVID-19 geçiren, KOAH dışı kronik hastalığı olan, pandemide sağlık kontrolüne gitmeyen, fiziksel aktivite yapmayan, 4-5 saat uyuyan, uyku problemi olan hastaların daha yüksek bulundu (p<0,05). Araştırmada 65 yaş ve üstü hastaların 65 yaş ve altında olan hastalara göre Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması yüksek, Öz Koruma alt boyut puan ortalaması düşük bulundu. Ortaokul, lise ve üniversite mezunu olan KOAH'lı hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması, okuryazar olmayan ve okur yazar hastalara göre yüksek bulundu. Okur yazar olmayan ya da okur yazar olan hastaların Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması diğer hastalara daha yüksek bulundu. Çekirdek aile tipindeki KOAH lı hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması diğer hastalara göre yüksek bulundu. Yaşamlarının çoğunu şehirde geçirmiş olan hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması diğer hastalara göre yüksek bulundu. Pnömokok aşısı yaptıran KOAH hastalarının Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması, pnömökok aşısı yaptırmayanlara göre yüksek bulundu. Pandemide hastane kontrolüne giden hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması daha yüksek bulundu. Fiziksel aktivite yapan hastaların yapmayanlara göre Öz Koruma alt boyut puan ortalaması ve Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması düşük bulundu. Günlük 4-5 saat uyuyan hastaların Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması, 7-8 saat uyuyan hastalara göre yüksek bulundu. Sigara içip bırakan ve hiç içmemiş hastaların Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması, sigaran içen hastalara göre yüksek bulundu. Hastaların KOAH evresi arttıkça CAT puanında arttığı belirlendi. CAT ile Öz Koruma alt boyutu arasında negatif yönde çok zayıf ilişki, Sosyal Koruma alt boyutu arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulundu. CAT ile Öz Koruma alt boyutu arasında negatif yönde çok zayıf ilişki, Sosyal Koruma alt boyutu arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulunuldu (p<0,05). Araştırmada çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre hastanın yaşının, pandemide sağlık kontrolüne gitme durumunun ve aile tipinin kronik hastalık öz-bakım yönetimi Öz Koruma alt boyutunun anlamlı belirleyicileri olduğu belirlendi (R²=0,152, p<0,001). Çekirdek aile yapısında olanların ve pandemide sağlık kontrolüne gidenlerin öz koruması daha yüksektir. Hastanın yaşı yükseldikçe öz koruması azalmaktadır. Çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre CAT puanının, pandemide sağlık kontrolüne gitme durumunun, sigara kullanımının ve KOAH dışı kronik hastalık olma durumunun kronik hastalık öz-bakım yönetimi Sosyal Koruma alt boyutunun anlamlı belirleyicileri olduğu belirlendi (R²=0,226, p<0,001). Pandemide sağlık kontrolüne gidenlerin, KOAH hastalık şiddeti yüksek olanların ve KOAH dışı kronik hastalığı olanların sosyal koruması daha yüksektir. Sigara kullananların sosyal koruması daha düşüktür. Çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre pandemide sağlık kontrolüne gitme ve CAT puanının kronik hastalık öz-bakım yönetiminin anlamlı belirleyicileri olduğu belirlendi (R²=0,080; p<0,001). Pandemide sağlık kontrolüne giden ve KOAH hastalık şiddeti yüksek olanların kronik hastalık öz-bakım yönetimi daha yüksektir. Anahtar Kelimeler: COVID-19 pandemisi, KOAH, Kronik Hastalıklarda Öz-bakım Yönetimi, KOAH Değerlendirme Testi.
Yatarak tedavi bakım alan yaşlılarda basınç yaralanması prevelansı, nedenleri ve ilişkili risk faktörleri
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki bir özel üniversite hastanesinde yatan yaşlı hastalarda basınç yaralanması prevalansı ve risklerini belirlemektir. Yöntemler: Tanımlayıcı, prospektif ve kesitsel bir tasarımdır. Evren bir yıl içinde hastaneye yatan yaşlı hasta sayısına göre G* power analizi ile hesaplandı (N=594). Özel bir üniversite hastanesinde yatan yaşlı 382 hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Etik kurul izni alındı. Çalışma verileri sosyodemografik ve sağlık tanılama ve deri tanılama formu, Braden Basınç Yaralanması Skalası, The National Pressure Injury Advisory Panel/ Ulusal Basınç Yarası Tavsiye Paneli evreleme sistemi ile değerlendirildi. Risk faktörlerinin analizi SPSS IBM 28.0 ile analiz edildi. Bulgular: Ortalama yaş 76.20±8.36 (basınç yaralanması olan: 79.34±8.38, basınç yaralanması olmayan: 74.81±7.98) idi. Basınç yaralanması olan hastaların Braden skoru 18'in altındaydı. Basınç yaralanması olan hastaların toplam prevalansı %30.6 ve hastanede basınç yaralanması prevalansı %14.1 idi. En sık yerleşim yerleri sakrum / koksis ve torakanter/ iskiyum bölgeleriydi. Evre II (%31.6), III ve IV (%24.7) tanımlanan temel basınç yaralanması aşamalarıydı. İstatistiksel analiz basınç yaralanmasının, uzun süreli hastanede yatış, kronik hastalık nüksü, oral beslenme güçlüğü, invaziv girişim sayısı çokluğu, geçmişte basınç yaralanması öyküsü, mobilizasyonda ve pozisyon değişiminde bağımlılık, inkontinans, 75 ≥ yaş ile önemli ilişki gösterdi (p< 0.05). Bu değişkenler önemli risk faktörleri olarak tanımlandı. Sonuç: Yaşlı hastalar için basınç yaralanması hastanede önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Hastaneye yatan yaşlılarda yaş, hastalık sürecine bağlı hareketsizlik, invaziv girişim sayısı, geçmiş sağlık öyküsü, inkontinans hastaneye yatan yaşlılar için önemli bir basınç yaralanması etkenidir. Yaşlılara özgü riskleri belirlemek bu sorun önlenmesinde önemli bir adım olabilir. Anahtar kelimeler: basınç yaralanması, risk faktörü, prevelans, yaşlı hasta.
Bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin algıladıkları stresin somatizasyon bozukluğu ile ilişkisi
Bu araştırma; bir vakıf üniversitesi hastanesinde çalışan hemşirelerin algıladıkları stres düzeylerini, somatik bozukluk belirtilerini ve algılanan stres ile somatizasyon bozukluğu arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma 20-26 Aralık 2021 tarihleri arasında İstanbul'da Avrupa Yakasında bir Vakıf Üniversitesi Hastanesinde çalışan 99 hemşire ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Sosyo-Demografik Özellikler Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Somatizasyon Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler (ortalama, standart sapma, frekans), Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmada hemşirelerin Algılanan Stres Ölçeği toplam puan ortalaması 17,84±3,19, Algılanan Stres alt boyutu puan ortalaması 10,34±3,68 Algılanan Baş Etme alt boyutu puan ortalaması 7,49±1,49 ve Somatizasyon Ölçeği puan ortalaması 13,41±5,34 bulundu. Mesleğinden biraz memnun ve memnun olan hemşirelerin Algılanan Baş Etme alt boyutu puan ortalaması, çalışmaktan memnun olmayan hemşirelere göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek bulundu. Hemşirelerin yaşı ile Algılanan Stres Ölçeği Algılanan Stres alt boyutu arasında pozitif yönde çok zayıf ilişki ve Algılanan Stres Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulundu. Algılanan Stres Ölçeği Algılanan Stres alt boyutu ve toplam puanı ile Somatizasyon Ölçeği arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulundu. Algılanan Baş Etme alt ölçeği ile Somatizasyon Ölçeği arasında negatif yönde zayıf ilişki bulundu. Araştırma sonucunda araştırmaya katılan hemşirelerin orta düzeyde stres deneyimledikleri ve hemşirelik mesleğinden memnun olan hemşirelerin stresle baş etme düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı. Hemşirelerin yaşı arttıkça algılanan stres düzeylerinin arttığı belirlendi. Hemşirelerin algıladıkları stres düzeyleri arttıkça, somatizasyon belirtilerinin arttığı, stresle baş etme düzeyleri arttıkça somatizasyon belirtilerinin azaldığı saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin stresle baş etmelerini arttırmak için kurumlarda stres ile baş etme eğitimlerinin düzenlenmesi ile hemşirelerin stresle baş etme düzeyleri, dolayısıyla da hemşirelik bakım kalitesinin yükseltilmesi sağlanabilir. Bunların yanı sıra hemşirelerin mesleki memnuniyetlerinin arttırılması için kurumların çalışma koşullarını iyileştirmesinin yanı sıra, hemşirelik örgütlerinin de politikalar düzeyinde çalışmalar yapması önemlidir.
Prematüre bebeklerde kanguru bakımının perfüzyon indeksi, kalp tepe atımı ve oksijen satürasyonuna etkisi
Giriş: Kanguru bakımı, prematüre bebeğin sadece bebek bezi ve bir başlık ile ebeveynin göğüsleri arasına yüzükoyun dik pozisyonda yatırılmasıyla ten tene temasın sağlandığı, prematüre bebeklerin sağlığını ve iyilik halini korumak için kullanılan güçlü ve uygulanması basit bir yöntemdir. Amaç: Bu çalışma, prematüre bebeklerde kanguru bakımının perfüzyon indeksi, kalp tepe atımı ve oksijen satürasyonuna etkisini belirlemek amacıyla planlandı. Yöntem: Araştırma ön test son test kontrol gruplu deneysel bir tasarımdır. Çalışmada özel bir Üniversite hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 76 prematüre bebek yer aldı. Kanguru bakımı yapılan (n=38 deney) kanguru bakımı yapılmayan (n=38 kontrol) 2 grup oluşturuldu. Çalışma verileri, "Anne Tanıtıcı Bilgi Formu", "Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Kanguru Bakımı İzlem Formu" ile elde edildi. Çalışma için etik kurul, kurum ve katılımcıların ebeveynlerinden gönüllü izni alındı. Bulgular: Hem deney hem de kontrol grubunun sosyodemografik ve klinik karakteristikleri birbirine benzerdi. Deney grubunda kontrol grubuna göre; kanguru bakımından 45 dakika önce perfüzyon indeksi, kalp tepe atımı ve oksijen satürasyonları arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,005). Ancak, kanguru bakımının 15-45. dakikası arasında kalp tepe atımları daha düşüktü, oksijen satürasyonları ise daha yüksekti . Bu değerlerdeki değişimler istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,005). Perfüzyon indeksi istatistiksel olarak kanguru bakımının 45. dakikasında anlamlı fark gösterdi . Sonuç: Kanguru bakımı uygulaması kalp tepe atımı ve oksijen satürasyonunu olumlu yönde etkiledi. Perfüzyon indeksi beklenen sonuçları için uzun süreli uygulanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Prematüre bebek, kanguru bakımı, perfüzyon indeksi, kalp tepe atımı, oksijen satürasyonu
Hastanede yatan yetişkin hastaların uyku gereksinimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi
ÖZET Hastanede Yatan Yetişkin Hastaların Uyku Gereksinimlerini Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi İnsanın yaşamının devamlılığının sürdürülmesinde temel insan gereksinimlerinin karşılanması önemlidir. Uyku, patofizyolojik, fiziksel, psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilenen kompleks, fizyolojik temel bir yaşam gereksinimidir. Hasta birey için dinlendirici bir ortam hazırlamak, uyku ve diğer temel fizyolojik gereksinimlerini yerine getirmesini sağlamak hemşirelerin önemli bir işlevidir. Bu nedenle hastaların daha rahat uyumalarına engel olan faktörlerin belirlenmesi, ortadan kaldırılması ile normal uyku sürecinin sağlanması ve sürdürülmesi önemli bir hemşirelik fonksiyonudur. Bu çalışma, hemşirelik girişimleri için temel bir veri oluşturmak üzere hastanede yatan yetişkin hastaların uyku gereksinimlerini etkileyen faktörleri araştırmak için yapılmıştır. Araştırmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balçak Hastanesinde 01.01.2002-31.03.2002 tarihleri arasında en az üç gün hastanede kalan, yer, kişi, zaman oryantasyonu normal, soruları anlayıp yanıtlayabilecek durumda olan 400 hasta dahil edilmiştir. Veriler hastaları tanıtan ve uyku gereksinimlerini etkileyen faktörleri belirlemeye yönelik anket formu ile toplanmıştır. Hastaların yaş ortalamasının 44.7 olduğu, %723'ünün dahili kliniklerde yattığı, %64.5'inin 3-12 gün hastanede kaldığı, %70.8'inin hastanede 5-9 saat uyuduğu, %40.5'inin hastaneye yatmakla uyku alışkanlığında değişiklik olduğu, uykularının %64.8'inin gürültüden, %53.0'ının ağrıdan, %45.3'ünün yatma kalkma saatlerindeki değişiklik nedeniyle etkilendiği, uyku sorununu gidermek için %53.8'inin kalkıp dolaştığı ve hastanede uykunun daha rahat olabilmesi için %29.0'ının öneride bulunduğu görülmüştür. Hastaların hastanedeki günlük ortalama uyku sürelerinin yattıkları kliniklere göre farklılık gösterdiği, hastaneye yatınca uyku alışkanlığında değişiklik olma durumunun daha önce hastaneye yatmakla değiştiği görülmüştür. Hastanedeki günlük ortalama uyku süresinin yaşa ve hastanede yatılan gün sayışma, hastanede gündüz uyumanın hastanede kalman gün sayışma, hastaneye yatmakla görülen uyku sorunlarının yatılan kliniğe ve hastanede kalman gün sayışma bağlı olmadığı görülmektedir. Elde edilen araştırma sonuçları hemşirelik bakımı ve hemşirelik bakımının kalitesini arttırmak için eğitimde kullanılacaktır. Anahtar SözcüklenHasta, Hemşirelik, Uyku, Uykuyu Etkileyen Faktörler XII
Çukurova Üversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde çalışan hemşirelerin ağrısı olan hastaların bakımına ilişkin bilgileri ve hemşirelik girişimlerinin incelenmesi
ÖZET Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde Çalışan Hemşirelerin Ağrısı Olan Hastaların Bakımına İlişkin Bilgileri ve Hemşirelik Girişimlerinin İncelenmesi İnsanlık tarihi kadar eski olan ağrı, herkesin yaşamının bir döneminde değişik çeşit ve derecelerde yüz yüze kaldığı bir olgudur. Sözlük anlamı vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve şiddetli acı olan ağrı, sağlık bakımı gerektiren en yaygın nedenlerden biri olmasına rağmen çok iyi anlaşılamamış ve bu nedenle günümüzde en önemli tıbbi sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. Ağrı deneyimi dinamiktir ve bunu anlamak hemşirenin sorumluluğundadır. Hemşire, ağrı kontrolünü sağlamak için, hasta ve sağlık ekibinin diğer üyeleri ile işbirliği yapmalıdır. Hemşireler, ağrı yönetimi ve ağrının hafifletilmesinden etik olarak sorumludurlar.. ; Bu çalışma, hemşirelerin ağrısı olan hastaların bakımına ilişkin bilgileri ve hemşirelik girişimlerini araştırmak için yapılmıştır. Araştırmaya Ç.Ü. Balcalı Hastanesinde gündüz çalışan 198 hemşire dahil edilmiştir. Veriler, hemşireleri tanımlayan, hemşirelerin bakım hakkındaki bilgisini ölçen bir anket formu ile toplanmıştır. Hemşirelerin yaş ortalamasının 30.89, mesleki deneyim yılı ortalamasının 12.0 olduğu, %52.0'ının kronik ağrı deneyimi olmadığı, %42.4'ünün ağrılı hasta ile sıklıkla karışlaştıklarmı ifade ettikleri, %70.2' sinin okulda ağrı eğitimi aldığı, %88.4'ünün okul dışı ağrı eğitimi almadığı ve ağrıya ilişkin yayın takip etmediği, %88.9'unun farmakolojik yöntemleri kullandığı, %85.4'ünün sözlü ifadelere dayanarak ağrı değerlendirmesi yaptıkları, %96.5'inin narkotik analjeziklerin uygulanmasında dikkat edilecek noktaları, %3'nün ise ağrı teorilerini bildiği görülmüştür. Bu çalışmanın sonunda, hemşirelerin ağrılı hastaların bakımı ve ağrı kontrol yöntemleri hakkında bilgilerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Sonuçlar değerlendirildikten sonra hemşirelik bakımı ve hemşirelik bakımının kalitesini artırmak için eğitimde kullanılacaktır. Anahtar Sözcükler: Ağrı, Bakım, Girişimler, Hemşirelik. XI
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin basınç yarası oluşumunu önleyici ve tedavi edici hemşirelik girişimlerine ilişkin bilgi ve uygulamalarının incelenmesi
ÖZET Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balçak Hastanesi'nde Çalışan Hemşirelerin Basınç Yarası Oluşumunu Önleyici Ve Tedavi Edici Hemşirelik Girişimlerine Diskin Bilgi Ve Uygulamalarının İncelenmesi Bu çalışmada Ç. Ü. T. F. Balçak Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin basınç yarası oluşumunu önleyici ve tedavi edici hemşirelik girişimlerine ilişkin bilgi ve uygulamaları incelenmiştir. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın evrenini, Ç.Ü.T.F. Balcalı Hastanesi'nde ameliyathane, pediatri klinikleri, poliklinikler dışında çalışmakta olan 372 hemşire, orneklemini ise 100 hemşire oluşturdu. Hemşirelerin, %52.0'ınm 10-19 yıllık, %77.0'mın SML/AÖF mezunu olduğu, %35.0'ının dahili, %38.0'ının cerrahi kliniklerde, %27.0'ınm yoğun bakımlarda çalıştığı, % 17.0' inin basınç yaraşma ilişkin okul dışı eğitim aldığı, %26.0'ının basınç yaralı hasta ile sık, %55.0'ının bazen karşılaştığı, %95.0'ının basınç yarasının önlenmesini ve tedavisini hemşirenin sorumluluğunda gördüğü, %97.0'ının tedavisinin ekip çalışması gerektirdiğini düşündüğü saptandı. Basınç yarasıyla sık karşılaşma durumları, yoğun bakımlarda % 53.0, cerrahi kliniklerde %26.0, dahili kliniklerde %19.2 olarak saptandı. Basınç yarasını önleyici girişimler olarak, hemşirelerin %76.0'ının nemlendirici, %3 1.0' mın koruyucu jel uyguladığı, %80.0'ının destekleyici yüzey kullandığı, %64.0'ının cilt temizliğini ve % 90,0' inin pozisyon değiştirme sıklığını doğru uyguladığı saptandı. Basınç yarası gelişme riski olan hastaları değerlendirirken hemşirelerin %97.0'ının yatağa bağımlılığı en fazla gözönüne aldıkları, %98.0'ının yatağa bağımlı hastalarda basınç yarasının sık geliştiğini belirttiği, %95.0'ının basınç yarasının I. Devresini doğru sınıflandırdığı, %76.0'mm pozisyonlara güre basınç yarası gelişen yerleri bildiği, %73.0'ının kan dolaşımını arttırmak amacıyla masajı hemşirelik girişimlerine örnek verdiği, %81.0'ının yara temizliğinde kullanılacak solüsyonu, %12.0'ının enfekte olmayan basınç yarasının antiseptikle yıkanmasına gerek olmadığını, %9.0'ınm basınç yarasının kapatılmaması gerektiğini, %87.0'ınm diyet türünü,%46.0'ının yatak başı yüksekliğini ayarlamayı bildikleri saptandı. Sonuç olarak, hemşirelerin konuya Şişkin görev içi eğitim programları almaları ve bu programların yazdı eğitim materyali ile desteklenmesi önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Basınç yarası, Hemşirelik girişimi, Önleme, Tedavi. X1U
Sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında mesleki biyolojik risklerden tüberküloz hakkındaki deneyimleri ve bilgi düzeyleri
Tüberküloz (Tbc), sağlık çalışanlarının karşılaştığı mesleki risklerden biridir. Bu tez, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkındaki deneyim ve bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, 24 Eylül-10 Ekim 2019 tarihleri arasında özel bir hastanede görev yapan sağlık meslek gruplarının anket sonuçlarının değerlendirilmesi şeklinde oluşturulmuştur. Hazırlanmış olan anket, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Bu amaçla, tüberküloz ile karşılaşma riski olan 316 sağlık çalışanı ile anket yapılması düşünülmüştür. Ancak, 76 sağlık çalışanın, nöbet, doğum ya da yıllık izin gibi nedenlerden dolayı anketleri yapılamamıştır. Bu nedenle, araştırmanın verileri, 172'si kadın ve 78'i erkekten oluşan toplamda 250 sağlık çalışanının verilerinden oluşmaktadır. Ankete katılan sağlık çalışanlarının eğitim düzeyleri, %34,8'i sağlık meslek lisesi, %32'si ön lisans ve %12,4'ünün lisans mezunu olduğu tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının, %72'sinin en az bir kez tüberküloz konusunda eğitim aldığı tespit edilmiştir. Hastanelerde, rutin olarak her yıl yapılan tüberküloz eğitimine son altı ay içerisinde katılanların oranı %6,4 olduğu belirlenmiştir. Katılımcılardan, tüberkülozun bulaşıcı bir hastalık olduğunu bilenler %86,8 oranındaydı. Tüberkülozun belirti ve bulguları sorulduğunda ise yanlış bilenlerin ve hiç bilmeyenlerin oranının %50,4 olduğu tespit edilmiştir. Negatif basınçlı odaların hakkında bilgisi olanların oranı %49,2 olarak belirlenmiştir. Tüberküloz hastasının oda girişine mavi çiçek sembolünün konulması gerektiğini düşünenlerin oranı %45,6' olarak belirlenmiştir. Tüberküloz da standart tanılama yönteminin, %58,8 oranında radyoloji ve %50,4 oranında ise fizik muayene olduğu düşünülmektedir. Katılımcıların %67,6'sının PPD testi hakkında bilgi sahibi olduğu tespit edilmiştir. Doğrudan gözetimli tedavinin ne olduğunu bilenler %44,8 oranına sahip olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın verileri doğrultusunda, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkında bilgi düzeylerinde eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. Mesleki risk faktörlerinden tüberküloz, sağlık çalışanlarının hayatını tehdit etmektedir. Sağlık personellerinin tüberkülozun bulaşma riskinden korunabilmeleri için kurumlarda alınacak olan mühendislik önlemlerinin yanı sıra hastalık hakkındaki bilgi düzeylerini arttırmaları gerekmektedir. Bu da kurumlarda verilecek olan eğitimlerle mümkün hale gelecektir. Aynı zamanda verilen eğitimlerin kalıcı olabilmesi için yönetimsel önlemler kapsamında yapılan uygulamaların sahada takip edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mesleki risk faktörü, sağlık çalışanları, tüberküloz, bilgi ve deneyim
Ameliyat sırası basınç yaralanması ve risk faktörlerinin belirlenmesi
Bu çalışma, cerrahi alana özgü ameliyat sırası basınç yaralanması (ASBY) riski ve oluşumuna katkı sağlayan faktörlerin belirlenmesi amacıyla planlandı . Araştırma tanımlayıcı kesitsel bir tasarımdır. Çalışma özel bir Üniversite hastanesinin ameliyathanelerinde cerrahi girişim geçiren 200 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Çalışma verileri, "Sosyodemografik ve Klinik Özellikler Formu" ile "3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Tanılama Ölçeği Türkçe Formu (3S-RTÖ)" hasta klinik kayıtları aracılığı ile elde edildi. Çalışma için etik kurul, kurum ve katılımcılardan gönüllü izni alındı. Katılımcıların %53,5'i kadın, yaş ortalaması 50,26±17,30 , %40'ı kronik hastalık sahibiydi. Hastaların sadece %18'inde evre I ameliyat sırası basınç yaralanması görüldü. Basınç yaralanması gelişen 36 (%18,0) hastanın 3S-RTÖ risk puanı (17,64±3,081), basınç yaralanması gelişmeyen 164 (%82,0) hastanın 3S-RTÖ risk puanından (15,55±2,570) daha yüksek riskli olarak değerlendirildi (p=0,001). Ameliyat sırası basınç yaralanması; kadın (p=0,013) hastalarda, 57 yaş ortalaması üzerindekilerde (p=0,004) ve kronik hastalığı olanlarda (p=0,035), kan basıncı değişimi (hipo/hpertansiyon) olanlarda daha çok görüldü. Katılımcıların kanama miktarının 200 ml'den fazla olması, ameliyat süresinin üç saatten uzun sürmesi ve büyük cerrahi girişim geçirmesi ameliyat sırası basınç yaralanması görülmesinde önemliydi (p=0,001). Ameliyat sırası basınç yaralanması riskinin belirlenmesinde hastaların ameliyat sırasına özgü risklerinin bilinmesi kadar bireysel özelliklerinin de bilinmesi önemlidir. Ameliyat sırası basınç yaralanması ameliyathane hemşirelerinin büyük cerrahi girişim geçiren hastalarda erken tanılaması gereken ve önlem alması gereken önemli komplikasyondur.
Adana ilindeki çeşitli hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ötanazi hakkındaki düşünceleri
ÖZETAdana İlindeki Çeşitli Hastanelerin Yoğun Bakım Ünitelerinde ÇalışanHemşirelerin Ötanazi Hakkındaki DüşünceleriÖtanazi; tıbbın elinde bulundurduğu olanaklarla iyileştiremediği venitelikli bir yaşam da sağlayamadığı hastaların yaşamlarının, içindebulundukları belli koşullarda ve biçimde sona erdirilmesi olaraktanımlanmaktadır. Bireye hizmet veren hemşirelerin ötanazi konusundakidüşünceleri bu konuda geliştirilecek politikaların oluşturulmasında önemlidir.Çalışmamız Adana ilinde çeşitli hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde görevyapan hemşirelerin ötanazi uygulamaları hakkındaki düşüncelerininbelirlenmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir.Tanımlayıcı olarak planlanan araştırmamız Çukurova Üniversitesi TıpFakültesi Balcalı Hastanesi, T.C. Sağlık Bakanlığı Adana Numune Eğitim veAraştırma Hastanesi ile Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve AraştırmaHastanelerinin yoğun bakım ünitelerinde görev yapan ve hemşirelerin sosyo-demografik özelliklerini, ötanazi hakkındaki bilgi ve düşüncelerini belirlemeyeyönelik sorulardan oluşan anket formunu doldurmayı kabul eden 186hemşireye, hastane yönetimlerinden izin alındıktan sonra Ekim 2003-Şubat 2004tarihleri arasında uygulanmıştır.Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 26.9+3.9 olup,%73.7'sinin SML/Ön Lisans mezunu olduğu, çalışma yılı ortalamasının 6.6+5.1olduğu, %50.0'ının evli olduğu, %44.6'sının dahiliye yoğun bakım ünitelerindeçalıştığı, %55.9'unun ötanazinin insan/ hasta hakkı olduğunu düşündüğü,yatağa bağımlı olsalar kendileri için ötanazi isteme oranının %24.8 olduğu,%39.8'inin ötanazinin Türkiye'de yasallaşmasına karşı olduğu, BalcalıHastanesinde çalışanların diğer hastanelere göre aktif, pasif ötanaziyi veülkemizde yasallaşmasını daha çok destekledikleri saptanmıştır. Yasallaşmasıdurumunda ise %63.4'ünün ötanaziyi yasaların belirlediği bir ekibin yapmasıgerektiğini düşündüğü, %81.7'sinin uygulamada yer almak istemediği,%81.2'sinin istismar edileceğini, %44.1'inin ülkemizde belirli durumlardaötanazinin uygulandığını düşündükleri saptanmıştır.Bu çalışmanın sonunda, genel olarak yoğun bakım ünitelerinde çalışanhemşirelerin pasif ötanaziyi aktif ötanaziye göre daha çok desteklediğigörülmüştür. Sonuçlar hemşirelerin ötanazi talebi ile karşılaştıklarında dahaprofesyonel hemşirelik bakımı vermeleri amacı ile eğitimde kullanılacaktır.Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, Ötanazi, Ölüm, Yoğun Bakım Üniteleri
Açık kalp cerrahisi geçiren hastalara uygulanan terapötik yaklaşımın entübasyon tepkisi, ajitasyon davranışı ve entübasyondan ayrılma süresine etkisi
Bu araştırma teröpatik iletişim aşamalarına göre ameliyat öncesinde ve sonrasında verilen eğitimin etkinliğini belirlemek amacıyla son test kontrol gruplu araştırma deseninde planlandı. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir vakıf üniversitesi hastanesinde yatan açık kalp cerrahisi hastalarından 15 deney, 15 kontrol olmak üzere toplam 30 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu, RASS (Richmond Ajitasyon Sedasyon Skalası), Entübasyon tepkileri gözlem formu ile 10.10.2022-07.01.2023 tarihleri arasında toplandı. Ameliyat öncesi her iki gruba da sayısal anksiyete ölçeği (kontrol değişkeni) uygulandı. Ameliyat öncesi ve sonrasında deney grubundaki (n=15) olgulara sürece uygun olarak yapılandırılmış terapötik iletişim sürecine dayandırılmış eğitim programı uygulandı. Kontrol grubu (n=15) ise standart bakım aldı. Her iki gruba da ameliyat sonrası RASS ve Entübasyon tepkileri gözlem formu uygulandı. Ölçümler hastaların yoğun bakımdaki sedasyon prosedüründen sonra ilk uyandıkları anda yapıldı. Verilerin analizinde araştırmaya katılan çalışanların tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin oranları arasındaki farklar Ki-Kare ve Fisher exact testleri ile analiz edilmiştir. Sürekli değişkenlerin gruplara göre farklılaşması bağımsız gruplar t-testi ile analiz edilmiştir Hastaların entübasyon tepkileri deney ve kontrol gruplarına göre likert ölçümde anlamlı farklılık göstermemiştir. Ancak istatistiksel açıdan entübasyon tepkileri görüldü/görülmedi olarak değerlendirildiğinde "buruşuk yüz ifadesi" (X2=5,000; p=0,030<0.05) ve "elleriyle çarşaf toplama" (X2=6,652; p=0,013<0.05) tepkilerinde kontrol grubunun deney grubuna göre puanı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Deney ve kontrol grupları arasında RASS puanları ve entübasyondan ayrılma süreleri açısından anlamı bir fark bulunmamıştır (p>0,05).
Evde sağlık hizmeti alan ve almayan yaşlı bireylerin yaşam kalitesi, yalnızlık ve ölüm korkusu
Ülkemizdeki yaşlı nüfusunun artmasıyla beraber kişilerin kendi bakımlarını engelleyen sağlık sorunlarının ortaya çıkma hızıda artmaktadır. Kronik hastalıklar sebebiyle işlev kayıplarının yaşanması sağlığı her yönüyle etkilemekle birlikte bireyin sosyal adaptasyon durumunu da zayıflatmaktadır. Üretkenliği ve gücü azalan yaşlı birey kendini diğer insanlara göre daha yalnız ve ölüme daha yakın hisseder. Evde sağlık hizmetleri bu duygular içindeki fizyolojik ve psikolojik sıkıntı yaşayan yaşlı bireyler için hayatı biraz daha kolaylaştırmak amacıyla profesyonel sağlık hizmeti sunmaktadır. Bu araştırma evde sağlık hizmeti alan ve almayan yaşlı bireylerin yaşam kalitesi, yalnızlık ve ölüm korkusunun incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesinin Evde Sağlık Hizmetleri birimine kayıtlı 266 hasta ve Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesinin poliklinik birimlerine başvuran, çalışmanın yapıldığı altı bölge içinde yaşayan ve herhangi bir yerden evde sağlık hizmeti almayan 242 birey üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşlı Modülü, Templerin Ölüm Kaygısı Ölçeği ile Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği kullanılarak toplandı. Analizler SPSS 27 istatistik programı ile yapıldı. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Tanımlayıcı testler için sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, iki bağımsız grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U" testi (Z-tablo değeri), normal dağılıma sahip olmayan iki nicel değişkenin ilişkilerinin incelenmesinde "Spearman" korelasyon katsayısı kullanıldı. Araştırmada; evde sağlık hizmeti alan bireylerin %60,5'i, hizmet almayan bireylerin ise %59,1'inin kadın olduğu bulundu. Evde sağlık hizmeti alma durumu yaş sınıfları, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çocuk varlığı ve ikamet edilen yer arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki (p>0,05) olmadığı, birlikte yaşanan kişiler (χ2=14,025; p=0,003), bakıma yardımcı kişinin olması durumu (χ2=9,716; p=0,002) ve gelir düzeyi arasında (χ2=16,888; p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. Evde sağlık hizmeti alan bireyler WHOQOL-OLD ölçeğinin tüm alt boyutlarında hizmet almayan bireylere göre daha yüksek puan aldı. Evde sağlık hizmeti alan bireylerin yaşam kalitesi almayan bireylere göre daha yüksek, yalnızlık ve ölüm kaygısı ölçeği değerleri ise evde sağlık hizmeti alan bireylerde hizmet almayanlara göre daha düşük bulundu. Evde sağlık hizmeti alma durumunun biriyle birlikte yaşayan kişilerde daha fazla (χ2=14,025; p=0,003) olduğu, bakımına yardımcı olan kişilerin ağırlıklı olarak hizmet aldığı (χ2=9,716; p=0,002), bakımında yardımcısı olmayan kişilerin ise ağırlıklı olarak hizmet almadığı, geliri giderine eşit veya geliri giderinden fazla olanların geliri giderinden az olanlara göre daha fazla hizmet aldığı (χ2=16,888; p<0,001) tespit edildi. Yaşanılan bölge, Covid-19 geçirip geçirmeme durumu ve eşiyle, çocuklarıyla, bakıcıyla, yalnız yaşama durumlarına göre evde sağlık hizmeti alan bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin hizmet almayanlara göre daha yüksek, yalnızlık durumlarının ve ölüm korkusunun ise daha düşük olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler:Evde Sağlık Hizmetleri, Yaşlı, Yalnızlık, Ölüm Korkusu, Yaşam Kalitesi
Kardeşi epilepsi hastalığına sahip olan bireylerin deneyimleri
Bu araştırma, epilepsi hastalığına sahip kardeşi olan, bireylerin yaşam deneyimlerini tanımlamak amacıyla fenomenolojik yaklaşımlı niteliksel araştırma deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini en az 6 ay önce epilepsi tanısı almış hastaların, 6-18 yaş aralığında, dahil olma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 10 sağlıklı kardeşi oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından ulusal ve uluslararası literatür doğrultusunda hazırlanan kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Görüşme öncesinde katılımcılar ve ebeveynlerinden sözlü ve yazılı onam alınarak, ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Veriler derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Görüşmeler 45 ile 90 dakika arasında sürmüştür. Araştırmanın analizinde içerik analizi kullanılarak tümevarımsal yaklaşım benimsenmiştir. Kardeşlerin yaş ortalaması 13,4±3,97, cinsiyeti %90 kadın, öğrenim durumu %30 ilkokul, %30 ortaokul, %30 lise, yetiştiği sosyal çevre %60 kent, aile yapısı %80 çekirdek aile, hasta kardeşin yaş ortalaması 12,2 ± 7,45, kardeşin engellilik durumu %70 engelli, şeklinde bulunmuştur. Yapılan görüşmeler sonucunda epilepsili kardeşi olan bireylerin deneyimleri üç boyutta temalandırılmıştır. Bunlar; 1. Kardeşin epilepsi hastası olmasının anlamı, 2. hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimler, 3. Aile içi ilişkiler ile sosyal hayat ve eğitim hayat deneyimleridir. Kardeşin epilepsi hastası olmasının sağlıklı kardeş için anlamı, "sorumluluk" teması altında, "tetikte olma ve yalnız bırakamama", "bakım sorumluluğu", "rol üstlenme" ve "kurtarıcı rol" olmak üzere dört alt kategoride, hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimleri, "korku ve üzüntü" teması altında "nöbet" ve "hastalık süreci" alt kategorilerinde, aile içi ilişkiler, sosyal hayat ve eğitim hayatı ile ilgili deneyimleri ise "mahrumiyet" teması altında "duygusal", "sosyal", ve "eğitim" alt kategorilerine ayrılmıştır. Niteliksel çalışma yöntemi ile epilepsi hastası kardeşlerin deneyimlerini araştıran bu çalışma, deneyimi doğrudan yaşayan kardeşlerin perspektifinden önemli veriler sunmaktadır. Bu sonuçların epilepsi hastası kardeşe sahip bireylerin neler yaşadığının anlaşılmasında, hasta kardeşe ve ailesine yönelik destekleyici yaklaşım ve programların geliştirilmesinde önemli rol oynayacağına inanılmaktadır. Sağlıklı kardeşin hasta kardeşle ilgili yaşadığı sorumluluklar, ebeveyn bakım yükünün bir sonucu olabileceğinden hasta çocuğun bakımına diğer aile üyeleri de katılmalı, kardeş ve aileye psikososyal destek sağlanmalıdır. Bu durum hem ailenin hem de kardeşlerin yaşadığı stres, korku, üzüntü ve endişelerin azaltılmasında etkili olacaktır.
İş Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Daha sonra doldurulacaktır
Diyabet yönetiminde algılanan engeller ve öz yönetimin öz bakım davranışları üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı diyabetli bireylerin diyabet yönetiminde algıladıkları engelleri ve diyabet öz yönetimin öz bakım davranışları üzerine etkisini değerlendirmektir. Ayrıca diyabetlinin algıladıkları engeller ile diyabetlinin sosyodemografik, hastalık özellikleri ve metabolik parametreleri ile olan ilişkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Çalışma tanımlayıcı-ilişki arayıcı tipte tasarlanmış olup, Eylül 2022- Şubat 2023 tarihleri arasında İstanbul Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi yataklı dahiliye servislerinde çalışmaya katılmayı kabul eden diyabetliler ile yürütülmüştür. G-Power 3.1 programı ile %95 güven aralığında ve 0.95 güç oranıyla görülüş sıklığı 0.5 ve standart sapma ±0.05 kabul edilerek yapılan analiz sonucunda diyabetli sayısı 300 olarak belirlendi. Dahil edilme kriterlerine uygun 300 tip 2 diyabetli basit tesadüfi örnekleme ile belirlendi. Veriler yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Veriler ''Diyabetli Birey Tanıtıcı Bilgi Formu'', "Diyabet Öz Bakım Aktiviteleri Anketi, "Diyabette Engeller Ölçeği", ve "Diyabette Öz-yönetim Algı Skalası (DÖYAS)" kullanılarak elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmada diyabetli bireylerin %51,3' ünün kadın, %35,3' ünün tanı süresinin 6 ile 10 yıl arası ve %78,7' sinin diyabet dışında bir kronik rahatsızlığı olduğu bulundu. Diyabetlilerin %52'sinin retinopatisi olup, %43,7'si insülin kullanmaktadırlar. Diyabetliler en fazla diyet (x :3,61±0,72), en az egzersiz (x :2,3±1,4) özbakım aktivitesini gerçekleştirmektedir. Diyabetli bireylerin yarısından fazlasının (%56,2) en çok insülin kullanımında engel algıladığı ve yaklaşık üçte birinin (%36,7) diyabet tedavisine uyumunun olduğu belirlenmiştir. Katılımcılar en fazla kendi kendini izlemede (x : 0,68±0,88), en az ise sağlık profesyonelleri ile ilişkilerinde (x : 0,028±0,38) engel yaşamaktadır. Diyabette Öz-yönetim Algısının orta düzeyde olduğu (x : 21,8±2,97) bulunmuştur. Yaş, cinsiyet, medeni durum, tanı süresi, başka bir kronik rahatsızlığın olması, komplikasyon yaşama durumu diyabetle yaşamda engel algılamanın farklı alt boyutları ile ilişkili bulundu (p<0,05). Özbakım aktivitelerinden diyet puanı ilaç kullanımında (r:-0,208) ve yaşam değişikliğinde (r:-0,236), egzersiz puanı yaşam şekli değişikliğinde (r: -0,576 ) engel algılama ile ilişkilidir. Kan şekerine bakma sıklığı puanı diyabetle başa çıkmada (r: 0,141) engel algılama ile ilişkilidir (p<0,05). Diyabetle başa çıkmada engel algısı arttıkça özyönetim algısı zayıf düzeyde artmaktadır (r:0,019). Diyabet öz yönetim algısı ile diyabet özbakım aktiviteleri ve diyabette yaşanan engeller arasında ilişki bulunamamıştır (p<0,001).Metabolik parametrelerin kötü olması diyabetlinin yaşam şekli değişikliği yapmada ve ilaç kullanımı ile ilgili alanlarda engel algılamasına neden olmaktadır (p<0.005). Sonuç: Başarılı bir diyabet yönetimi için diyabetlinin algıladığı engellerin azaltılması ve engeller ile başa çıkmanın öğretilmesi, özbakım aktivitelerinin gerçekleştirilmesinde, öz yönetimlerinin güçlendirilmesinde ve metabolik parametrelerinin iyileştirilmesinde önemlidir. Bu kapsamda diyabetliler ile çalışan hemşireler diyabetlilerin yaşadıkları engelleri ve bu engellerin diyabetlilerin özbakım aktiviteleri ve özyönetimleri üzerindeki etkisini değerlendirmeli ve yapacakları eğitimlerde bunu dikkate almalıdır. Gelecekteki çalışmalar farklı diyabet grupları ve cinsiyetler arasında karşılaştırmalı olarak yapılabilir. Öz bakım davranışlarını ve öz yeterliliği geliştirmek için diyabetle yaşamda engellerle mücadele gücünün arttırılmasına yönelik diyabet politika yapıcılarının uygun, kolay erişilebilir ve sürdürülebilir program desteğine ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Diyabet, diyabette yönetiminde algılanan engeller, diyabet öz bakımı davranışları, diyabet öz yönetimi
Yoğun bakım hemşirelerinin santral venöz kateter ilişkili kan dolaşım enfeksiyonlarını önlemeye yönelik bilgi düzeyleri ve kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Yoğun bakım ünitelerinde görülen sağlık hizmeti ilişkili kan dolaşım enfeksiyonu santral venöz kateterlerin komplikasyonlarından birisidir ve önlenebilir sorundur. Çalışmalarda, hemşirelerin santral venöz kateter ilişkili kan dolaşım enfeksiyonları (SKİ-KDE) ile ilgili yeterli bilgi düzeyine sahip olmaları ve kanıta dayalı uygulamalar ile enfeksiyon riskinin önlenebildiği gözlenmiştir. Kanıta dayalı uygulamalar; profesyonelleşmeye, hemşirelik uygulamalarının bilimselleşmesine, bilimsel bilginin güncel tutulmasına, etkin karar vermeye, hasta bakım kalitesini arttırmaya neden olmaktadır. Bu araştırma da, yoğun bakım hemşirelerinin SKİ-KDE önlemeye yönelik bilgi düzeyleri ile kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma İstanbul'daki bir devlet hastanesinde 2023 tarihinde çalışmayı kabul eden 90 yoğun bakım hemşiresi üzerinde, gerekli etik izinler ve onamlar alınarak yapılmıştır. Örneklem sayısı G*Power ile yapılan güç analizi sonucunda hesaplanmıştır. Çalışmanın verileri; kişisel bilgi formu, SKİ-KDE önlemeye yönelik soru formu, kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutum ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 24.0 ile yapılmıştır. Çalışmada ilişki, pearson korelasyon testi ve regresyon testi ile analiz edilmiştir. Bulgular:'Santral Venöz Katater İlişkili Kan Dolaşım Enfeksiyonlarını Önlemeye Yönelik Soru Formu'alanında katılımcıların ölçek puan ortalaması 70,22 ve standart sapması 9,48 bulunmuştur.'Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği' Toplamı alanında katılımcıların ortalaması 4,26 ve standart sapması 0,52 bulunmuştur. Veriler sonucunda, kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutum değişkeninin santral venöz kateter ilişkili kan dolaşım enfeksiyonlarını önlemeye yönelik etkisinin incelenmesi amacıyla regresyon analizi yapılmıştır ve kurulan model arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Kurumlarda SKİ-KDE önlemeye yönelik kanıta dayalı uygulamalar içeren hizmet içi eğitimlerin verilmesi ve eğitimin devamlılığının sağlanarak geri bildirim alınması, hemşirelerin kanıta dayalı uygulamalarda (KDU) önemli rol oynadığını benimsemesi, KDU ile ilgili sempozyum, kongre gibi etkinliklere katılım sağlaması gerekmektedir.
Hemşirelerde nezaketsizlik davranışlarının iş performansına etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı hemşirelerin iş yaşamında karşılaştıkları nezaketsizlik davranışlar ve bu davranışların iş performansına olan etkisini araştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan bu çalışmanın evrenini İstanbul ilinde kurum izni alınan 3 hastanede çalışan 1943 hemşire oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini 407 hemşire oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri Eylül-Aralık 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmada demografik bilgi formu, Hemşirelikte Nezaketsizlik Ölçeği ve Bireysel İş Performansı Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde pearson korelasyon, lineer regresyon, tek yönlü varyans, post hoc analizleri ve bağımsız t -testi kullanılmıştır, p<0,05 düzeyindeki değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin nezaketsizlik toplam puan ortalaması 114,759±28,108, bireysel iş performansı genel ortalaması 4,001±0,623 olarak bulunmuştur. Hemşirelikte nezaketsizlik ölçeği alt boyutları ile bireysel iş performansının boyutları arasında bireysel iş performansının genel toplamı ve görev boyutu ile yönetici nezaketsizliği arasında negatif yönde çok zayıf düzeyde ilişki bulunmuştur. Üretkenlik karşıtı iş davranışı ile nezaketsizlik toplam ve yönetici nezaketsizliği arasında pozitif yönde çok zayıf düzeyde ilişki bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızın sonucu hemşirelerin iş yaşamında düşük düzeyde nezaketsiz davranışlara maruz kaldığını ve ortalamanın üzerinde bireysel iş performansına sahip olduğunu göstermiştir. Hemşirelerde genel nezaketsizlik ile bireysel iş performansı arasında anlamlı bir ilişki çıkmamıştır. Nezaketsizlik ve bireysel iş performansının alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler çıkmıştır. Nezaketsizlik üretkenlik karşıtı iş yapma davranışını düşük düzey arttırmıştır ve yönetici nezaketsizliği iş performansı düzeyini düşük düzeyde azaltmıştır.
Hemşirelerde etik değerlere yatkınlık ve iş yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sağlık sisteminde önemli bir yere sahip olan hemşirelerin hasta bakım kalitesini ve verimliliğini artırmak, çalıştıkları kuruma bağlılıklarını sağlamak ve hemşirelerden en iyi performans sunabilmelerini beklemek için iş yaşam kalitelerini artırmak oldukça önem taşımaktadır. Hemşirelerin mesleki uygulamalarında ortaya çıkan etik sorunları çözümleyebilmeleri, doğru karar verebilmeleri bakım verdikleri birey ve kendileri için etik değerlerin farkında olmaları gerekmektedir. Hemşirelerin iş yaşam kalitesi; çalışma şekli, çalışma süresi ve çalıştıkları bölümden kaynaklanan çeşitli nedenler etik sorunları çözmeleri üzerinde etki göstermektedir. Bu araştırma, hemşirelerin etik değerlere yatkınlıkları ile iş yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacı gerçekleştirildi. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılan araştırmanın evrenini, Konya ilinde yer alan bir üniversite hastanesinin; dahili, cerrahi, yoğun bakım, acil kliniklerinde ve poliklinik hizmetlerinde çalışan hemşireler, örneklemini ise, araştırma ya katılma konusunda sözel ve yazılı izinleri alınan 200 hemşire oluşturdu. Veriler toplanmadan önce İl Sağlık Müdürlüğü'nden kurum izni ve Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurul'undan etik onay alındı. Veriler; Hemşire Bilgi Formu, Etik Değerlere Yatkınlık Ölçeği ve Hemşirelerde iş yaşam kalitesi ölçeği aracılığı ile toplandı. Araştırmadan elde edilen veriler; SPSS (Statistical Packagefor Social Sciences) for Windows 10 programında analiz edildi. Veriler 01.21.2021-31.12.2021 tarihleri arasında pandemi döneminde toplanmıştır. Hemşirelerin; -%79' unun kadın, yaş ortalamasının 31,67±7,34 ve %51'inin bekar olduğu, % 62'sinin lisans mezunu , % 74,5'inin klinik hemşire pozisyonunda çalıştığı, % 70,5' inin 1-10 yıl arasında çalıştığı ve çalışma süresinin ortalamasının 9,02±7,80 olduğu; % 38,0'inin acil, ameliyathane, yoğun bakım gibi riskli alanlarda görev yaptığı, %62,5'inin nöbet usulü ile çalıştığı ve %40'ının haftada 40 saat ve altı (Haftada 5 gün 8 saat) olarak çalıştığı, %57'sinin çalıştığı alanın kendi tercihi olmadığı, %88,5'inin etik eğitim aldığı ancak %90,5'inin etik ile ilgili herhangi bir yayın takip etmediği saptandı. Hemşirelerin İş Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut puan ortalamaları sırasıyla; Sevgi saygıda4.44±.49, Adalet dürüstlükte 4.36±.64, işbirliğinde 4.18±.73 ve Etik Değerlere Yatkınlık Ölçeği alt boyut puan ortalamaları sırasıyla; Hemşirelik Yönetiminde 4.20±.75, İş Koşullarında 4.37±.72, Kurum Yönetimi Politikalarında 4.25±.78, Fiziksel Koşullarda 4.24±.82, Sosyal Olanaklar ve Çalışma Ortamında 4.03±.84 olduğu belirlendi. Hemşirelerin İş Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puanı ile Etik Değerlere Yatkınlık Ölçeği toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi (p<0.05). Hemşirelerin iş yaşam koşullarının iyi olmadığı ve bu durumun etik değerlere yatkınlıklarını etkilediği belirlendi.
HIV tedavisine uyumda öz yeterlilik ölçeğinin Türkçe geçerlik-güvenirlik
Araştırmanın amacı, HIV tedavisine uyumda öz yeterlilik düzeyini ölçen ölçeğin Türkçe'ye uyarlanarak geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılmasıdır. Araştırma, metodolojik türde planlanmıştır. Veriler, Aralık 2023 ile Aralık 2024 tarihleri arasında İstanbul ili Sarıyer ilçesinde bulunan Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları polikliniğine başvuran ve kliniklerde yatan, araştırmaya katılım kriterlerini karşılayan toplam HIV(+) 100 kişiden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Tanımlayıcı Bilgi Formu, HIV Tedavisine Uyumda Öz Yeterlilik Ölçeği ve CASE Uyum Değerlendirme Testi kullanılmıştır. Geçerlilik çalışmaları kapsamında ölçek; dil, kapsam ve yapı geçerliliği açısından değerlendirilmiştir. Dil geçerliliği uzman görüşleri doğrultusunda sağlanmıştır. Kapsam geçerliliği analizleri sonucunda, iki madde güncellenen anketten çıkarılmıştır. Yapı geçerliliği için yapılan KMO testi 0.957 olarak bulunmuş, Bartlett's Küresellik Testi sonuçları (χ² = 1576.42, p < 0.001) faktör analizine uygunluk göstermiştir. Faktör analizi, ölçeğin tek faktörlü bir yapıya sahip olduğunu ve ilk bileşenin toplam varyansın %87.041'ini açıkladığını ortaya koymuştur. Doğrulayıcı faktör analizi (DFA) sonuçları modelin geçerliliğini desteklemiş; uyum indeksleri CFI = 0.972, GFI = 0.912, NFI = 0.952 ve RMSEA = 0.068 olarak belirlenmiştir. Güvenirlik çalışmasında, ölçeğin iç tutarlılığı yüksek bulunmuş; Cronbach's Alpha katsayısı 0.983, madde-toplam korelasyonları ise 0.871 ile 0.947 arasında değişmiştir. Ayırt edicilik analizinde, üst ve alt %27'lik gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (t = -27.142, p < 0.001). Ayrıca test-tekrar test yöntemi ile yapılan analizde, ölçeğin zamana karşı tutarlılığını gösteren ICC değeri 0.870 (p = 0.001) olarak bulunmuştur.Araştırmanın sonucunda "HIV Tedavisine Uyumda Öz Yeterlilik Ölçeği"nin Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir
Yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda nem, ısı, gürültü ve ışık düzeylerinin uyku kalitesi ve konfor üzerine etkisi
ÖZET Bu araştırma, yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda çevresel faktörlerden olan nem, ısı, gürültü ve ışık düzeylerinin uyku kalitesi ve konfor düzeyi üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımda yürütülen bu araştırma, İstanbul'da bir özel hastanenin genel yoğun ünitesi, kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesi ve koroner yoğun bakım ünitesinde Temmuz 2023-Temmuz 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, dâhil edilme kriterlerini karşılayan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 89 hasta oluşturmuştur. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Glasgow Koma Skalası (GKS), Richards Campbell Uyku Ölçeği ve Genel Konfor Ölçeği kullanılarak toplanmış; çevresel faktörler ise kalibre edilmiş dijital ölçüm cihazlarıyla hasta başında sistematik olarak değerlendirilmiş ve Nem, Isı, Gürültü ve Işık Düzeyleri Kayıt Formu'na kaydedilmiştir. Ölçümler iki ardışık gün boyunca aynı saat aralıklarında yapılmış, istatistiksel analizler SPSS v27 programında gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, hastaların yoğun bakıma yatışından sonraki 3. ve 4. günlerde ölçülen GKS, nem, ısı, gürültü ve ışık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Ancak, çevresel faktörlerden nem, ısı ve gürültünün konfor alt boyutlarıyla bazı zayıf ve anlamlı ilişkiler gösterdiği belirlenmiştir. Özellikle ikinci gün ölçülen ısı ile ferahlama, rahatlama, psikospirütel ve sosyokültürel konfor boyutları arasında negatif yönde; üstünlük ve çevresel konfor boyutları arasında pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Gürültü düzeyi ile ferahlama arasında pozitif, üstünlük duygusu arasında negatif yönlü ilişkiler saptanmıştır (p<0,05). Uyku kalitesi açısından çevresel faktörlerle doğrudan anlamlı bir ilişki saptanmamış olmakla birlikte, konfor düzeyindeki değişimlerin çevresel uyarıcılardan etkilendiği gözlenmiştir. Elde edilen bulgular, yoğun bakım ortamında çevresel faktörlerin hasta konforu üzerinde çok boyutlu etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, fiziksel çevrenin düzenlenmesine yönelik hemşirelik uygulamaları, hasta memnuniyetini ve bakım kalitesini artırmada etkili olabileceği ifade edilebilir. Anahtar Sözcükler: Çevresel faktörler, gürültü, hemşirelik bakımı, ışık, ısı, konfor, nem, uyku kalitesi, yoğun bakım ünitesi
Transradial koroner anjiyografi girişimi sonrası soğuk uygulamanın hastalarda ağrı, ekimoz ve konfor düzeyleri üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, transradial koroner anjiyografi [TRA] sonrası uygulanan soğuk uygulamanın, Transradial [TR] band kullanılan hastalarda görülen erken dönem komplikasyonlar [ağrı, hematom, kanama, ödem, ekimoz, yürüme bozukluğu] ve postoperatif konfor düzeyi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Yöntem: Araştırma, deneysel ve karşılaştırmalı bir desenle, ön test-son test kontrol gruplu tasarlanmıştır. TRA sonrası, TR band uygulanan toplam 104 hasta çalışmaya dâhil edilmiştir. Hastalar, rastgele olarak deney [n=52] ve kontrol [n=52] gruplarına ayrılmıştır. Deney grubuna TR banda ek olarak soğuk uygulama yapılırken, kontrol grubuna sadece standart TR band uygulanmıştır. Veriler, laboratuvar parametreleri, ağrı puanları [NRS], Erken Postoperatif Konfor Ölçeği [EPKÖ] ve komplikasyon sıklıkları üzerinden değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada, işlem sonrası 0. saatte deney ve kontrol grupları arasında ağrı, hematom, kanama ve konfor düzeyi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır [p>0,05]. Ancak 1-6 saat aralığında, deney grubunda ağrı, hematom, ödem, ekimoz ve yürüme bozukluğu oranlarının anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir [p<0,05]. TR bandın kalış süresinin deney grubunda daha kısa olduğu, şişirme hacmi ve hava boşaltılma oranlarının ise daha düşük gerçekleştiği saptanmıştır. 7-24 saat aralığında da ekimoz ve ödem gelişiminin deney grubunda anlamlı şekilde daha az olduğu gözlemlenmiştir. Konfor düzeyi açısından ise gruplar arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Sonuç: Elde edilen bulgular, soğuk uygulamanın transradial anjiyografi [TRA] sonrası gelişen lokal komplikasyonları azaltmada etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak postoperatif konfor düzeyi üzerinde anlamlı bir fark yaratmadığı görülmüştür. Bu doğrultuda, hemşirelik bakımında soğuk uygulama; girişim sonrası gelişebilecek komplikasyonların önlenmesinde güvenli ve etkili bir destekleyici yöntem olarak değerlendirilebilir. Anahtar Sözcükler: Transradial anjiyografi, TR band, soğuk uygulama, ağrı yönetimi, konfor düzeyi
Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı (CPAP) kullanan obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) tanılı hastaların öz yeterlilikleri ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişki
Obstrüktif Uyku Apnesi Sendromu (OUAS), uyku sırasında üst solunum yolunun tıkanması sonucu hava akışının azalmasıyla karakterize kronik bir uyku bozukluğudur. Tanı genellikle polisomnografiyle konulur ve tedavi edilmeyen OUAS, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon ve diyabet gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Tedavide CPAP cihazı, altın standart yöntemdir; üst solunum yolunu açık tutarak apne olaylarını önler ve yaşam kalitesini artırır. Ancak, CPAP kullanımında hastalar çeşitli fiziksel ve psikolojik zorluklar yaşayabilir. Tedaviye uyumda özyeterlilik, bireyin zorluklarla başa çıkma kapasitesine olan inancı, kritik bir rol oynar. Psikolojik dayanıklılığı yüksek bireyler, bu süreçte daha başarılıdır. Araştırma Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı (CPAP) kullanan Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OUAS) tanılı hastaların Öz Yeterlilikleri ile Psikolojik Dayanıklılıkları arasındaki ilişkiyi incelemek üzere Ekim 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Uyku Bozuklukları Laboratuvarı Servisi'nde tanımlayıcı ilişki arayıcı desende yapıldı. Araştırma öncesinde gerekli etik onay alındı ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam formu aracılığıyla rızası alınıp gönüllü katılım sağlandı. Veri toplama araçları: Tanımlayıcı Bilgi Formu, Uyku Apnesi Öz Yeterlilik Ölçeği (SEMSA) ve Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ)'dir. SEMSA ve YPDÖ, ölçeklerinin cronbach alfa iç tutarlılığı sırası ile 0,895 olarak 0,887 bulundu. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics for Windows, Version 22.0 programı kullanılarak yapıldı. Demografik özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizleri, ölçek puanlarının incelenmesinde ise ortalama ve standart sapma değerleri hesaplandı. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediği, çarpıklık ve basıklık değerleriyle değerlendirildi. Araştırmanın raporlaması STROBE doğrultusunda gerçekleştirildi. Çalışma evrenini, obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) tanılı ve sürekli pozitif havayolu basıncı (CPAP) cihazı kullanan hastalar oluşturdu. Örneklemi ise, evren içerisinden 18 yaş ve üzeri, en az bir ay CPAP kullanan, ek uyku bozukluğu veya ağır ruhsal bozukluğu olmayan, fiziksel veya zihinsel engeli bulunmayan ve gönüllü olan 113 hasta oluşturdu. Veri toplama sürecinde katılımcılara araçlar çevrimiçi gönderildi. Araştırma bulgularına göre katılımcıların YPDÖ puan ortalaması orta-üst seviyede (3,876±0,595), SEMSA puan ortalaması ise orta seviyede (2,686±0,495) bulundu. Katılımcıların YPDÖ alt boyutlarından "Kendilik algısı" en yüksek puan ortalamasına sahiptir (3,979±0,665). YPDÖ ve alt boyutlarının bazılarının puan ortalamaları; yaş grupları, cinsiyet, eğitim durumu, gelir düzeyi, medeni durum, kronik hastalık ve uyku sorunlarına sahip olma durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık gösterdi (p<0,005). Ancak çocuk sahibi olma, cihaz kullanımına başladıktan sonra kontrole gitme, cihaz kullanırken sorun yaşama, sigara ve alkol kullanma durumlarında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,005). SEMSA ölçeğinin alt boyutlarından "Sonuç Beklentisi" (2,995±0,663), "Tedavi Öz Yeterliliği" (2,921±0,732) ve "Risk Algısı" (2,073±0,755) puanları alındı. SEMSA genel puan ve alt boyutlarında medeni durum, çocuk sayısı, cihaz kullanırken sorun yaşama, kontrole gelme sıklığı ve uyku sorununa sahip olma durumlarına göre anlamlı farklılık bulundu (p<0,005). Ancak cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu ve CPAP cihazını günlük kullanım süresine göre anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,005). YPDÖ ve SEMSA genel puanları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmedi (r=0,148, p=0,118). Ancak YPDÖ genel puanı ile SEMSA "Sonuç Beklentisi" alt boyutu (r=0,193, p=0,041) ve YPDÖ "Sosyal Yeterlilik" ile SEMSA "Sonuç Beklentisi" (r=0,193, p=0,040) arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda OUAS ve CPAP tedavisine ilişkin farkındalık arttırılmalıdır. Hastaların tedavi sürecindeki özyeterliliklerini desteklemek için bireyselleştirilmiş eğitim programları düzenlenebilir. Sosyal destek mekanizmaları güçlendirilerek aile ve yakın çevrenin tedaviye katılımı teşvik edilmelidir. Özellikle hastaların tedavi ile ilgili olumlu sonuçlara ulaşmaya yönelik inanç ve motivasyonlarını ve sosyal desteklerine ulaşmalarını sağlayacak sosyal becerilerini güçlendirmeye odaklanılarak psikolojik dayanıklılığı destekleyen grup çalışmaları yapılabilir. Tedaviye uyumu artırmak için CPAP cihazının kullanımıyla ilgili pratik bilgiler ve teknik destek sağlanmalıdır. Uyku sorunlarına yönelik ek müdahaleler uygulanabilir. Ayrıca, düzenli takip ve geri bildirim mekanizmaları oluşturularak hastaların ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalı, bireysel farklılıklara uygun çözümler sunulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik dayanıklılık, Öz yeterlik, Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı, Obstrüktif Uyku Apnesi
Yoğun bakım ünitesinde üç farklı nazogastrik tüp fiksasyon materyalinin basınç yaralanması üzerine etkisi
Bu araştırma, yoğun bakım ünitesinde üç farklı nazogastrik tüp fiksasyon materyalinin (elastik flaster, tıbbi ipek flaster, şeffaf su geçirmez flaster) basınç yaralanması üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışma randomize kontrollü deneysel tasarlanmış olup, Aralık 2023-Haziran 2024 tarihleri arasında İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinin yoğun bakım ünitesinde yatan, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uygun, örneklem ise, G*Power 3.0.10 yazılımı kullanılarak %90 güç, %5 hata payı ve f=0,20 etki büyüklüğü ile hesaplanarak asgari 84 kişi olarak belirlendi (n1=28, n2=28, n3=28). Hastalara elastik flaster, tıbbi ipek flaster ve şeffaf su geçirmez flaster uygulandı. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Hasta İzlem Formu, Braden Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği, Glaskow Koma Skalası ve Nazogastrik Tüp ile İlişkili Basınç Yaralanmaları Evrelendirme ve Takip Formu ile değerlendirildi. Veriler ilk, üçüncü ve son günlerde toplandı, verilerin istatistiksel analizleri Statistical Package for Social Sciences (SPSS) v27 istatistiksel analiz programı üzerinden gerçekleştirildi. Elastik flaster uygulanan grupta basınç yaralanması gelişme oranı (%64,3) diğer iki gruba göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Tıbbi ipek flaster grubunda yaralanma oranı %35,7, şeffaf su geçirmez flaster grubunda ise %44,0 olarak belirlendi. Braden Ölçeği puanları her üç grupta zamanla düşüş gösterirken, elastik flaster grubundaki azalma daha belirgin oldu. Glaskow Koma Skalası puanlarında, şeffaf su geçirmez flaster grubu son günlerde elastik flaster grubuna göre daha iyi sonuçlar verdi (p<0,05). Elastik flasterin, tıbbi ipek flaster ve şeffaf su geçirmez flastere kıyasla basınç yaralanması riskini artırdığı saptandı. Tıbbi ipek flaster ve şeffaf su geçirmez flaster, nazogastrik tüp fiksasyonunda tercih edilebilir. Daha geniş örneklemli ve uzun süreli çalışmalar önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Basınç yaralanması, hemşirelik, nazogastrik tüp, nazogastrik tüp fiksasyonu, tıbbi araç-gereç, yoğun bakım ünitesi
Ayaktan tedavi alan psikiyatri hastalarında sağlık anksiyetesi ve içselleştirilmiş damgalanma algısı ile ilaç uyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Ayaktan tedavi alan psikiyatri hastalarında sağlık anksiyetesi ve içselleştirilmiş damgalanma algısı ile ilaç uyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yürütülen araştırma 286 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Morisky Tedavi Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı testler (ortalama, standart sapma, medyan, yüzde dağılımları) ile nonparametrik testler ve kolerasyon testleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği toplam puanı 60,65±15,32 ve sağlık anksiyetesi toplam puanı 20,46±9,33 olarak hesaplanmıştır. İlaç uyumu %33 oranında yüksek, %52 oranında orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Korelasyon analizinde Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği alt boyutları ve toplam puan ortalamaları ile sağlık anksiyetesi puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu, damgalanmaya karşı direnç alt boyutu ile sağlık anksiyetesi arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Hastaların sosyodemografik özelliklerine göre incelendiğinde, 40 yaş altındakilerin, boşanmış olanların, ücretli bir işte çalışmayanların, düşük ilaç uyum düzeyine sahip olanların içsellştirilmiş damgalanma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca boşanmış olanların ve ücretli bir işte çalışmayanların sağlık anksiyetesi düzeylerinin diğer gruplara göre daha yüksek olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Psikiyatri hemşireleri, hastaların yaşadığı damgalamayı ve anksiyeteyi azaltmada ve tedaviye uyumlarını artırmada önemli rollere sahiptir. Bu nedenle hastaların iyileşme ve rehabilitasyon sürecinde dayanıklılık geliştirmelerine ve güçlenmelerine destek olacak uygulamalarda aktif rol üstlenmelidir.
Hemşirelik öğrencilerinde internet bağımlılığı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışma, hemşirelik öğrencilerinde internet bağımlılığı ve uyku kalitesi düzeylerini belirlemek, internet bağımlılığı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte yapılan bu çalışmanın evrenini, Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında Çankırı Karatekin Üniversitesi Hemşirelik Bölümünde eğitim-öğretim gören 400 öğrenci oluşturmuştur. Örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden, verilerin toplandığı tarihlerde eğitimine devam eden öğrenciler oluşturmuştur. Veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği (YİBÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ortalama, standart sapma, ortanca, Kolmogorov-Smirnov Testi, Spearman'ın Rho Katsayısı, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis H Testi, Dunn Testi ve Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre YİBÖ puan ortalaması 30,61±16,71 ve PUKİ puan ortalaması 5,96±2,68 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerden 17-20 yaşında olanların, 21 yaş ve üzerinde olanlardan (p=0,047), 1. sınıf öğrencilerinin, diğer sınıflardaki öğrencilerden (p<0,001), ev ortamında yaşayanların yurt odasında kalanlardan (p=0,010), günlük internet kullanım süresi 4 saat ve üzerinde olanların daha az kullananlardan (p=0,030), interneti sosyal medya amacıyla kullananların diğer amaçlarla kullananlardan (p=0,028) internet bağımlılığının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Uyku kalitesi bakımından, sigara kullananların (p=0,032), yurt odasında kalanların (p=0,026), günlük internet kullanım süresi 4 saat ve üzerinde olanların (p=0,001) istatistiksel olarak daha fazla düzeyde kötü uyku kalitesine sahip oldukları saptanmıştır. Ayrıca, öğrencilerin YİBÖ ve PUKİ puanları arasında pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). Sonuç olarak, internet bağımlılığı yüksek olan hemşirelik öğrencilerinin daha kötü uyku kalitesine sahip olması, internet bağımlılığının uyku kalitesi ile ilişkili önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Bu nedenle iyi uyku kalitesi ve bilinçli internet kullanımının sağlanabilmesi için, gerekli eğitim planlamaları ve psikososyal destek programlarının ivedilikle yapılması önerilmektedir.
Evaluation of adults' attitudes, behaviors and beliefs toward COVID-19 vaccine
Aim: To evaluate the attitudes, behaviors, and beliefs of adults toward the Covid 19 vaccine. Method: The research is a cross-sectional study done in hospitals in the Al-Hboubi District and Al-Rifai General Hospital in Dhi Qar governorate, Iraq. Results: The mean age of the participants was 33.24±10.83, 52.6% were male and 58.5% were married. 59.2% of the research group had Covid, 87.9% had first-degree relatives with a previous covid-19 pregnancy and 33.1% had a family or relatives of death from covid-19. 66.5% of the participants were vaccinated against Covid 19. In the research group, 42.6% stated that they saw regulation against Covid 19 vaccines, 54.4% of their relatives did not approve the emergence of the covid 19 vaccine, 21.7% did not support the vaccines, and 29% stated the provisions of natural immunity. The proportion of those who received the vaccines among those with a previous history of Covid 19 disease was further investigated (p≤0.05). In addition, it is aimed that the rate of covid 19 vaccination is higher among those who have had the flu vaccine and other vaccines and those who have stated that the vaccines have been treated (p≤0.05). Conclusion: Although more than half of the research group had been vaccinated against Covid 19, 42.6% had a history of vaccinations. It has been tried to show a more positive attitude towards the covid 19 vaccine, which includes those who have the flu and other vaccines. This study suggests that the units, the importance of general inclusive donation, and the disclosure of information on vaccines and emphasizing the safety of vaccines will have a broadly positive impact on attitudes and broadly towards the covid 19 vaccine.
Determining the perceived stress level of individuals with COVID-19
Aim: To determine the individuals perceived stress level one month after they were infected with COVID-19. Methods: The study done in Baghdad, Iraq, conducted a descriptive cross-sectional study. The study sample included only 225 patients out of all patients in the two hospitals by using non probability sampling. Results: The average age of the participants is 33.19±9.98, 58.2% of them are male, 23.6% are smokers and 15.6% have a chronic disease. It was determined that 91.1% of the participants experienced covid in their family members, and 38.7% experienced death from covid in their families. 82.2% of the participants were vaccinated against covid. Participants' perceived stress scale total scores were 17.14±7.22. It has been determined that the perceived stress scale scores are higher in women and those who have died due to covid in their families (p≤0.05). Conclusions: It is observed that participants who experienced death due to Covid had higher perceived stress scores than participants who did not experience death. Nurses play a very important role in the stress management of patients, especially during long-term hospitalizations. Therefore, nurses can collaborate with other members of the healthcare team to provide patients with more effective stress management strategies. The society should be informed about covid correctly and the safety profile of the covid 19 vaccine should be emphasized.
Determination of healthy lifestyle behaviors of nurses working in hospitals in Baghdad city
Aim: This study, was aimed to determine the healthy lifestyle behaviors of nurses working in Baghdad city hospitals. Methodology: A cross-sectional descriptive study was conducted between 05.12.2021 and 01.06.2022 at Ibn El-Nafis Hospital, Ibn El-Balady Child and Maternity Hospital and Al-Kindi Training Hospital in Baghdad. The population of the study consisted of nurses working in these hospitals. The sample of the study consisted of 270 nurses who agreed to participate in the study at the data collection dates. 'Personal Information Form' and 'Healthy Lifestyle Behaviors Scale' were used to collect data. Results: The mean age of the study group was 35.60±12.21, 55.5% male, 77% married and 21.1% university graduate. The total mean score of the Healthy Lifestyle Behaviors Scale of the nurses participating in the study was 167.36 ± 88.47. It was determined that the stress management and physical activity sub-dimension scores of the Healthy Lifestyle Behaviors Scale were higher in the 36-40 age group, married, university graduates and those with normal body mass index compared to the other groups, and the difference was statistically significant (p≤0.05). Conclusion: The results of the study showed that healthy lifestyle behaviors of nurses are generally good, but physical activity and stress management levels are affected by variables such as marital status, education and body mass index.
Hastanede çalışan hemşirelerde COVID-19 korkusu ve iş stresi
Pandemi süresince COVID-19 tanısı alan bireylerin tedavi ve bakımında hemşireler önemli roller üstlenmiştir. Pandemi öncesinde çeşitli nedenlerle hemşirelerin yaşadıkları iş stresine COVID-19 korkusu eklenmiştir. Pandemi sürecinde hemşirelerin ruh sağlığını etkileyen süreçleri ortaya koymak hemşirelerin sağlığını değerlendirmek ve hemşirelik hizmetlerinin etkili sunumunu yönetmek bakımından önemli bir halk sağlığı önceliğidir. Bu bağlamda çalışmanın amacı; hastanede çalışan hemşirelerde COVID-19 korkusu ve iş stresi düzeyini incelemektir. Kesitsel tipteki çalışmanın evreni, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan hemşirelerdir. Araştırmaya gönüllü 270 hemşire katılmıştır. Veri, Sosyo-demografik Özellikler Formu, COVID-19 Korkusu Ölçeği ve Hemşire Stres Ölçeği aracılığıyla Mart-Mayıs 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri, SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiş olup tanımlayıcı istatistiksel metotlar ile normallik analizi sonuçlarına göre bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 30,51±7,50, 82,2'si kadın, %62,6'sı evli, %53'ü lisans mezunudur. Hemşirelerin %44,1'i COVID-19 tanısı alan hastaya bakım vermiş, %72,2'si COVID-19 tanısı almıştır. Hemşirelerin COVID-19 korkusu ile iş stresi orta düzeyin altındadır. Hemşirelerin COVID-19 korkusu; çalıştıkları birime, mesai saatlerine, yaş ve çalışma yılına, pandemi sürecinde görev yerinin değişmesine, aile ilişkilerine, stres düzeyine ve uyku düzenine göre farklılaşmaktadır. Hemşirelerin iş stresi COVID-19 tanısı alan hastaya bakım vermeye, pandemi sürecinde aile ilişkilerine ve uyku düzenine göre farklılaşmaktadır. Ölçekler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile incelendiğinde; COVID-19 korkusu ile hemşirelerde stres arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (r=0.145, p<0,017). Hemşirelerde COVID-19 korkusu arttıkça iş stresi de artmaktadır.
Evaluation of senior nursing students' nutritional knowledge in Baghdad city, Iraq
All members of society should eat healthily, but university students have particular requirements. They have busy study schedules, eat out more frequently, and are influenced by their peers, just like in the age of independence. They might also favor fast food as a way to save time and money. They are compelled by this entire scenario to consume unhealthy meals like fast food. Therefore, the main objective of this study is to investigate the level of nutritional knowledge among senior students in nursing schools in Baghdad City/Iraq, and the sociodemographic factors affecting their level. The sociodemographic information of the subjects was gathered using a descriptive information form. The questionnaire asked 20 questions items related to nutrition, participants' knowledge of nutrition, and the sources of this knowledge. The mean scores of the participants on the GNKQ-R were 40.39 8.41 for the overall scale, 8.20 2.36 for the sub-dimension of dietary recommendations, 18.26 4.53 for the sub-dimension of food groups, 4.35 2.14 for the sub-dimension of healthy food choices, and 9.57 3.09 for the sub-dimension of diet, disease, and weight control. Also, the study's findings demonstrated a correlation between sociodemographic characteristics and knowledge levels; knowledge of nutrition is one of the elements impacting people's nutritional status and eating habits as individuals, families, and society. An essential tool for assessing how well-nourished an individual, a group, or a community is nutrition knowledge This study's recommendations include implementing dietary guidelines in childcare facilities, schools, hospitals, and workplaces. Menus at fast food restaurants and restaurants should include a list of nutrition information and calorie counts
Perceived stress and related factors among nurses working in hospitals
Background: Occupational stress is one of the problems that may interfere with nurses performance like job satisfaction and adherence. The current study aimed to assess This study aimed to evaluate the perceived stress levels and stress-related factors in nurses working in hospitals in Iraq. Aim of the study:. This study was conducted to evaluate the perceived stress levels and stress-related factors in nurses working in hospitals in Iraq. Methodology: The population of the study consisted of nurses working in Kirkuk Children Hospital, Kirkuk Azadi Training Hospital, and the Cancer Center in Kirkuk, Iraq. The total size of the population was 1,384 nurses, including 590 in Kirkuk Children Hospital, 667 in Kirkuk Azadi Training Hospital, and 127 in the Cancer Center. ). The minimum sample size that could represent a population of 1,384 nurses was calculated as 300 subjects when the study data were formulated according to the simple random sampling formula. A personal information form was created by the researcher following a review of the literature to determine the socio-demographic characteristics of the nurses, such as age, gender, marital status, number of children, educational status, financial status, name of the hospital, department, the status of working shifts, weekly working hours, presence of enough nurses in the department, and whether non-nursing tasks increased workload. Stress was assessed by using the 14-item version of the perceived stress scale (PSS). Each item on the PSS-14 is evaluated on a 5-point Likert-type scale with options ranging from never (0) to very often (4). Seven items (4th, 5th, 6th, 7th, 9th, 10th, and 13th items) containing positive statements are reverse scored. Scores on the PSS-14 range from 0 to 56, with a high score indicating high perceived stress. Cronbach's alpha coefficient of the scale is 0.84. Results: The current study showed that the mean age of the participants was 31.35±7.85, the mean work experience as a nurse was 7.32±7.39, and the mean weekly working hours was 46.77±7.01. It was determined that 56.5% of the participants were female, 70.3% were married, and that 35.6% did not have children. In addition, 95.4% of the participants had a diploma or a bachelor's degree, and 69.9% had more income than their expenses. While 56.2% of the participants worked in specialized units, 53.9% worked day shift permanently. Of the participants, 17.6% stated that there were enough nurses in their department, and 52.3% stated that non-nursing tasks increased their workload. The mean scores of the participants on the PSS were found to be 30.09±6.33. It was determined that 85% of them experienced a moderate level of stress. There is a significant differences between perceived stress of nurses and their educational level (t-test = 9.6; p value= 0.002). Conclusion: The study concluded that nurses experienced a moderate level of perceived stress. There is a significant differences between perceived stress of nurses and their educational level in which nurses with diploma or bachelor's degree exhibited more stress than those with master degree.
Babil ilinde annelerin emzirme konusunda bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Irak'ın Babil ilinde annelerin emzirme konusunda bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı kesitsel tipte olup, evrenini, Irak'ın Babil ilinde yaşayan ve emziren anneler oluşturmuştur. Çalışma 1 Mart 2022 – 31 Ekim 2022 tarihleri arasında Irak'ın Babil ilinde yaşayan 258 emziren anne ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri kadınların demografik özelliklerine ve emzirmeye ilişkin sorular içeren ve iki bölümden oluşan bir anket formu kullanılarak online toplanmıştır. Araştırma kapsamında toplanan verilerin analizinde frekans analizi (sayı, yüzde, ortalama), Bağımsız Örneklem t testi ve One Way ANOVA analizleri kullanılmıştır. Annelerin %32,9'u 31-40 yaş aralığında, %37,2'si ev hanımı, %36'sı ilköğretim mezunu, %50 sinin geliri giderine eşit, %52,7'si ilde ikamet ettiği, %32,2'sinin eşi ve çocukları ile birlikte yaşadığı, %37,2'sinin 2 çocuk sahibi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca annelerin %68,6'sında emzirme deneyimi bulunduğu ve %59,3'ünün ilk altı ay emzirdiği saptanmıştır. Annelerin "emzirme konusundaki bilgi düzeyi" anketine verdiği yanıtların ortalaması 3,13±0,56 ve "emzirme konusundaki uygulamaları" anketine verdiği yanıtların ortalaması, 3,11±0,50 olarak saptanmıştır. Emzirme deneyiminin, ilk 6 ay emzirmenin, yerleşim yerinin, yaşın, eğitim ve gelir durumun annelerin bilgi düzeyini istatistiksel olarak etkilediği saptanırken (p<0,05), emzirme konusundaki uygulamalarını istatistiksel olarak etkilemediği belirlenmiştir (p>0,05). Araştırma sonucunda annelerin emzirme konusundaki bilgi düzeyinin ve uygulamalarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Annelerin emzirme konusunda bilgilerinin artırılması ve başarılı emzirme uygulamalarının yaygınlaştırılması için annelere sağlık profesyonelleri tarafından gerekli danışmanlıkların verilmesi önerilmektedir.
Examinng the relationship between quality of life and perceived socialsupport in breast cancer patients in Iraq
Introduction:. Social support is a crucial factor that could improve breast cancer patients' quality of life . Aim: The aim of our study is to examine the relationship between the quality of life and perceived social support of patients diagnosed with breast cancer in Iraq. Methoods: The study is relational and descriptive. study was used to guide this study which was conducted at the Al-Zahraa Teaching Hospital and Alkarama Teaching Hospital in Kut, Iraq. The study included a sample of 150 patients with breast cancer. The sample size was determined based on the criteria of a significance level of 0.05. The data were collected from December 10th, 2021 to March st, 2022. Three forms were used to collect the data; sociodemographic and clinical characteristics form, multidimensional perceived social support scale, and European Organization for the Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire (EORTC QLQ-C30). Statistical Package for Social Sciences was used to analyze the data. Results: participants age means 39.27 ± 14.7. were married 79.3%. are high school graduates 26.7%. As per the work status, that they are officers 28.0%. family's monthly income is less than their expenses 64.7%. Most reported that they have children 70.7%. the majority reported that they live in urban areas 56.6%. That they have first-degree relatives who have breast cancer 44.7%. The mean score of social support from significant others was 16.71 ± 4.40, family 18.39 ± 3.29, friends 15.36 ± iv 5.72, and overall perceived social support 50.47 ± 8.12. Sub- dimension mean scores of the quality of life scale; general quality of life was 74.42 ± 8.69, role functioning was 25.46 ± 11.66, emotional functioning 10.58 ± 2.66, cognitive functioning 5.36 ± 1.36, social functioning 5.26 ± 1.39, global health status 6.42 ± 2.11, dyspnea 2.25 ± 0.91, insomnia 2.52 ± 1.00, appetite 2.44 ± 1.03, nausea and vomiting 4.58 ± 1.49, constipation 2.31 ± 1.02, diarrhea 2.43 ± 0.92, fatigue 7.29 ± 1.68, pain 4.90 ± 1.45, overall symptoms 28.73 ± 4.72. When the quality of life was compared with social support. that there is a moderate positive correlation between the global health status sub- dimension of the quality of life scale and Significant Other sub- dimension of the perceived social support scale (r = 0.638, p < 0.05). In addition to a moderate positive correlation between the global health status sub- dimension of the quality of life scale and perceived social support scale (r=0.451, p < 0.05), as well as a weak positive correlation between the overall quality of life scale and Significant Other subdimension of the perceived social support scale (r=0.269, p < 0.05). Conclusion: Breast cancer patients in Iraq have a moderate quality of life. It was determined that the majority of the patients had average social support and the most social support source came from the family. It scored higher on "symptoms" among other dimensions of patients' quality of life. Overall quality of life is significantly associated with social support in patients with breast cancer. 2022, 50 pages Keywords: Breast Cancer, Quality of Life, Social Support, Iraq.