
9
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Erişkin epilepside beyin yapıları ve duyusal profillerin tedaviye direnç üzerindeki etkisi
Çalışmamız, erişkin epilepsi hastalarında bireylerin duyusal işlemleme profillerinin, ilaç tedavisine yanıt durumları ile ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Bölümü'ne başvuran 18–65 yaş arası erişkin bireyler alınmıştır. Katılımcılar, antinöbet ilaç (ANİ) tedavisine dirençli epilepsi (İDE), ANİ tedavisine yanıt veren epilepsi (İYE) ve sağlıklı kontrol (SK) grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Katılımcıların demografik verileri, epilepsi öyküleri ve beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları kaydedilmiştir. Duyusal işlemleme profilleri Adolesan/Yetişkin Dunn Duyu Profili (AYDP) ile, yaşam kalitesi ise Epilepside Yaşam Kalitesi Ölçeği (QOLIE-31) ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler, SPSS 27 programı aracılığıyla istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Katılımcı sayısı İDE grubunda 30, İYE'de 28 ve SK'de 28'di. Yaş ortalamaları İDE'de 34,40±11,55, İYE'de 34,28±8,79 ve SK'de 33,85±8,39 yıldı. Epilepsi tanı süresi İDE grubunda ortalama 14,46±9,67 yıl (1-40 yıl), İYE grubunda ise 14,96±10,94 (2-48) yıldı. Katılımcıların duyusal profillerinde "Duyusal Kaçınma" ve "Duyusal Kayıt" alt boyutlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p<0,05). Duyusal Kaçınma boyutunda, epilepsi grubunda atipik düzeyde duyusal kaçınma gösteren birey sayısı 46 (%79,3) iken, sağlıklı grupta birey sayısı yalnızca 10 (35,7)'dur. Duyusal kayıt boyutunda epilepsililerin %50'si atipik profilde yer alırken, sağlıklı bireylerin yalnızca %17,9'u atipik düzeydedir. Duyusal Kaçınma'da, İdiopatik Jeneralize Epilepsi (İJE) grubunda %78,6, Fokal Epilepsi (FE) grubunda %80,0 oranında atipik profil görülürken, sağlıklı grupta bu oran %35,7 olarak saptandı. Katılımcıların yaşam kaliteleri, İDE ve İYE gruplar arasında bilişsel fonksiyon, sosyal işlevsellik, toplam skor ve sağlık durumu alt boyutlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p<0,05). Nöbet endişesi (p=,028), ilaç etkileri (p=,003) ve toplam skor (p=,018) açısından epilepsi türleri arasında anlamlı farklılık saptandı(p<0,05). Fokal Epilepsi tanılı bireyler, İJE tanılı bireylere kıyasla bu alt boyutlarda daha düşük yaşam kalitesi puanlarına sahipti. Bu çalışma, erişkin epilepsinin hem yaşam kalitesi hem de duyusal işlemleme profilleri üzerinde anlamlı etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Epilepsi hastalarda 'duyusal kaçınma' ve 'duyusal kayıt'da atipik profillerin daha yaygın olduğu, bunlarla beraber bilişsel fonksiyonlar, sosyal katılım ve genel sağlık durumu algısınsa kayıplar saptanmıştır. Özellikle fokal epilepsili bireylerin nöbet endişesi ve ilaç etkisine bağlı olarak yaşam kalitelerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Epilepsili bireylerin değerlendirilmesinde yalnızca nöbet kontrolünün değil, duyusal bütünleme ve nöropsikolojik işlevlerin de dikkate alınması gerektiğini göstermekte; tedavi süreçlerine multidisipliner bir yaklaşımın entegre edilmesinin yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağlayabileceğini ortaya koymaktadır.
Resolvin D1'in lipopolisakkarit kaynakli kan-beyin bariyeri hasarina etkisi
The blood-brain barrier (BBB), composed of brain capillary endothelial cells, is crucial for maintaining brain homeostasis. Sepsis is a life-threatening condition that complicates severe infection, and the resultant systemic inflammatory response of the body leads to damage in multiple organs including the brain. Resolvin D1 (RvD1), a lipid mediator derived from docosahexaenoic acid, has strong anti-inflammatory and antioxidant properties. This study aimed to investigate whether RvD1 alleviates BBB disruption caused by lipopolysaccharide (LPS)-induced inflammatory condition in an in vitro model of BBB. The bEnd.3 cell monolayers were treated with LPS (500 ng/mL) and/or RvD1 (80 ng/mL) for 24 hours. The BBB integrity was assessed by transendothelial electrical resistance (TEER) measurements and sodium fluorescein (NaFl) permeability assay. Immunofluorescence staining and western blot analyses were conducted to assess the alterations in the expression of BBB-associated proteins, claudin- 5, caveolin-1, and major facilitator superfamily domain containing 2a (Mfsd2a), and inflammatory mediators, nuclear factor-κB (NF-κB), and interleukin 1 beta (IL-1β). RvD1 significantly improved BBB integrity, as evidenced by increased TEER values and decreased permeability of NaFl tracer (p < 0.0001). RvD1 administration reversed LPS- induced upregulation of caveolin-1 and downregulation of claudin-5 and Mfsd2a expression (p < 0.01). Moreover, RvD1 treatment led to decreases in the LPS-induced elevated expression levels of NF-κB and IL-1β, with the differences reaching statistical significance for the latter inflammatory mediator (p < 0.05). In conclusion, RvD1 improves BBB disruption induced by LPS via preserving tight junction integrity, regulating endothelial transcytosis, and attenuating inflammatory signaling. These findings suggest that RvD1 may prove to be a potentially promising therapeutic option for protecting BBB homeostasis under inflammatory conditions such as sepsis.
Subjektif bellek yakınması olan majör depresif bozukluk hastalarının nöropsikolojik değerlendirilmesi
Amaç: Araştırmanın amacı, öznel olarak unutkanlık tarifleyen ve tariflemeyen major depresyon hastalarında bellek, dikkat ve kognisyonun araştırılmasıdır. Unutkanlık günümüzde, majör depresyon hastalarının hayatlarını en çok zorlaştıran semptomlardan birisidir. Çalışmamız, bu konu hakkında bilgi sağlamak ve bilimsel literatüre katkı yapmayı hedeflemektedir. Materyal ve Metot: Çalışmamızda, majör depresyon tanısı almış 42 hasta incelendi. Bu hastalar depresif semptom şiddeti (Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği) ve nöropsikolojik testler ile (Alzheimer Hastalığı Değerlendirme Skalası Kognitif Değerlendirme Alt Testi – ADAS- Cog , Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği – MOCA / MOBID, Standardize Mini Mental Test - SMMT, Stroop Test TBAG Form) olarak değerlendirildi. Unutkanlık tarifleyen ve tariflemeyen olarak iki grup olarak incelendi. Gruplar arası ve sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırmalar yapıldı. Bulgular: Çalışmanın sonuçlarını incelediğimiz zaman öznel olarak unutkanlık tarifleyen grubun unutkanlığı, nesnel olarak da diğer gruplara kıyasla anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. Standardize Mini Mental Test, Alzheimer Hastalığı Değerlendirme Skalası Kognitif Değerlendirme Alt Testi, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği ve Stroop Testi TBAG Formu I., III., IV. ve V. kartı tamamlama sürelerinde, öznel olarak unutkanlık tarifleyen grubun, unutkanlık tariflemeyen depresyon ve kontrol gruplarına kıyasla daha unutkan olduğu gözlemlenmiştir. Bu fark aynı zamanda Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeğinin "soyutlama, sayı dizisi, geri çağırma, küp kopyalama, hayvan adlandırma ve cümle tekrarı" alt testlerinde; Alzheimer Hastalığı Değerlendirme Skalası Kognitif Değerlendirme Alt Testinin "kelime hatırlama, komutlar, konstrüksiyonel praksi, ideasyonel praksi ve kelime tanımlama" alt testlerinde de gözlemlenmiştir. Ayrıca öznel olarak unutkanlık tarifleyen majör depresyon hastaları grubunun Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeğine göre, depresyon düzeyleri de unutkanlık tariflemeyen depresyon grubuna göre daha şiddetli olarak ölçülmüştür. Sonuç: Bu çalışmanın sonucuna göre, öznel olarak unutkanlık tarifleyen majör depresyon hastaları, majör depresyon tanısından itibaren unutkanlık tariflemeyen gruba göre nesnel olarak da daha unutkan ve depresyon düzeyleri de daha şiddetli olarak ölçülmüştür. Bu çalışmaya göre çıkan sonuçlar ise depresyon şiddetinin mi unutkanlığa yol açtığı yoksa şiddetli depresyon sonucu unutkanlık geliştiği ileri çalışmalarda araştırılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Majör Depresif Bozukluk, Kognisyon, Nöropsikoloji, Subjektif Bellek Yakınması, Unutkanlık
Penisilinle indüklenmiş deneysel epilepsi modelinde aloe vera tedavisinin elektrokortikografi ve immünohistokimyasal yöntemlerle incelenmesi
Epilepsi, dünya genelinde yaklaşık 70 milyon insanı etkileyen, her yaş grubunda görülebilen, nöronal uyarıların dengesizliğiyle ortaya çıkan ve tekrarlayan nöbetlerle karakterize edilen bir nörolojik hastalıktır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, bazı bitkisel bileşiklerin epilepsi üzerinde olumlu etkiler gösterebileceğini ortaya koymuştur. Aloe vera bitkisinin Alzheimer ve depresyon gibi nörodejeneratif hastalıklarda nöroprotektif etkiler gösterdiği ve kan-beyin bariyerini aşabildiği bilinmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda, bu tez çalışmasında Aloe vera'nın deneysel epilepsi modeli üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmada, 8–10 haftalık, 200–250 gram ağırlığında toplam 35 adet Wistar albino erkek sıçan kullanılmış ve hayvanlar beş gruba ayrılmıştır: kontrol (K), epilepsi (P), epilepsi + Aloe vera (PA), epilepsi + diazepam (PD) ve epilepsi + Aloe vera + diazepam (PDA). Tüm denekler 1,25 mg/kg dozunda üretan ile anestezi altına alınmıştır. Epilepsi modeli, intrakortikal olarak uygulanan Penicillin-G (500 IU/2.5 µl) enjeksiyonu ile indüklenmiştir. Nörofizyolojik etkilerin değerlendirilmesi amacıyla, 2 saatlik süreçte elektrokortikografi (ECoG) kayıtları alınmış; diken dalga sayısı, genlik ve latens süresi analiz edilmiştir. Tüm veriler istatistiksel olarak MATLAB programları ile analiz edilerek, p<0.05 olan sonuçlar anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmanın sonunda hayvanlar sakrifiye edilmiş ve beyin dokuları hematoksilen-eozin (H&E) ile boyanarak nöronal yapılar ve hipokampus tabaka kalınlıkları incelenmiştir. Ayrıca glial aktivitenin değerlendirilmesi için Glial Fibriler Asidik Protein (GFAP) ekspresyonu immünfloresan (IFA) yöntemle analiz edilmiştir. ECoG analizlerinde, Aloe vera ve diazepam uygulanan gruplarda diken dalga sayısında anlamlı azalma, latens süresinde artış ve genlikte stabilizasyon saptanmıştır. Histopatolojik bulgular, Aloe vera uygulamasının nöronal hasarı ve gliosis seviyesini azalttığını göstermiştir.
Erken psikotik bozuklukta sosyal biliş, bilgi işleme stili ve eşik altı otistik özellikler
Bu çalışmanın amacı; ilk atak psikoz, yüksek risk psikoz grupları ile sağlıklı kontrollerde sosyal bilişin beş alt boyutunu, bilgi işleme stilini incelemek ve bu gruplarda eşik altı otistik bulguları değerlendirmektir. Dokuz Eylül Üniversitesinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini 42 ilk atak psikoz (İAP), 50 yüksek risk psikoz (YRP) ve 34 sağlıklı kontrol (SK) ile toplam 126 kişi oluşturmaktadır. Duygu tanıma için PETT, Zihin Kuramı için İma testi ve GZOT, Sosyal Algı için SODP ve YİGT, Sosyal Bilgi için DÖTT ve SNA, Atıfsal Yanlılık için İKDAÖ testleri kullanılarak sosyal bilişsel işlevler değerlendirilmiştir. Karar Verme için Boncuk Testi, Global Lokal işlemleme için ise NAVON ve Küplerle Desen testleri uygulanmıştır. Otistik bulguların değerlendirilmesi için Otizm Anketi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre İAP ve YRP grupları SK grubuna kıyasla sosyal bilişin her alt alanında, karar verme becerilerinde, global lokal işlemlemede anlamlı ölçüde bozulmalar göstermiştir. SODP ve SNA için anlamlı farklılıklar elde edilememiştir. Gruplar arası kıyaslamaya gidildiğinde; YRP grubunda İAP grubuna kıyasla anlamlı ölçüde daha fazla hipermentalizasyon (p=0,009), İAP grubunda ise YRP grubuna kıyasla daha fazla dışsal durumsal atıf (p=0,031) yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Global lokal işlemlemede İAP ve YRP grupları arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Otistik semptomları olan katılımcıların olmayanlara kıyasla sosyal bilişsel işlevlerde, karar verme becerilerinde ve global lokal işlemlemede daha kötü performans sergilediği gözlenmiştir. Sonuç olarak, şizofreni grubunda erken tanıya yardımcı olması ve şizofrenisi olan bireylerde otistik semptomlarının tespiti için bu gruplarda çalışmaların yapılması önem taşımaktadır. İAP ve YRP gruplarında sosyal bilişin beş alt alanına aynı anda çalışan, karar verme becerileri ve global lokal işlemlemeyi değerlendiren ve buna ek olarak otistik bulgulara değinen bilinen bir çalışma olmadığından bulunan anlamlı farklılıklar gelecek çalışmalar için yön gösterici nitelikte olabilmektedir.
Psikoza olan genetik yatkınlığın ve psikoza eğilimin dikkat çekerlik ağındaki fonksiyonel bağlantısallık üzerine etkileri
The effect of psychosis proneness, a psychometrically defined index of subclinical psychosis, has limited research on its effect on brain connectivity in healthy populations. In addition, functional connectivity research in psychosis proneness mainly focuses on brain networks such as the default-mode network (DMN) and the central executive network (CEN) but not on the salience network (SN). On a similar note, research on genetic susceptibility to psychosis in healthy populations and the combinatory analysis between brain connectivity and genetic liability have not been explored thoroughly. This thesis assessed the relationship between psychosis proneness and genetic liability to psychosis to functional connectivity of the salience network. Seventy-two pairs of twins, siblings, and triplets were included in the analysis for genetic liability and functional connectivity. Participants' psychosis proneness was assessed via the Community Assessment of Psychic Experience (CAPE-42) questionnaire, and genetic liability scores (PRS-SZ) were calculated through PLINK and PRSIce-2 software. Global patterns of connectivity, seed-based connectivity, and network topology of the salience network were examined. The findings have revealed that the connectivity levels within the salience network differed in individuals with high psychosis proneness compared to individuals with low psychosis proneness. Further analysis has shown that PRS-SZ did not show a significant difference between high and low psychosis proneness groups. The results show that connectivity levels in the salience network differ in individuals with psychometrically defined psychosis proneness. These results were not explained by differences in genetic loading among the participants.
Multipl skleroz hastalarının antropometrik ölçümlerle klinik ve demografik özellikler arasındaki ilişki
Multipl skleroz (MS), merkezi sinir sisteminin (MSS) otoimmün, kronik, inflamatuar, ilerleyici, aksonal ve demiyelinizasyon nörolojik hastalığıdır. Multipl Skleroz ile beslenme arasındaki ilişki son 50 yıldır araştırılmaya devam edilmektedir. Vücut kompozisyonu, MS' in ilerlemesi ile ilişkilidir. Fazla kilo/obezite, nöroinflamasyonu ve hastalık ilerleme ve nüks riskini artırmaktadır. Bu araştırmada 15 Ekim 2019-15 Ekim 2022 tarihleri arasında Nöroloji kliniğine başvurmuş, 18-65 yaş aralığında, MS tanısı almış çalışmaya alınma kriterlerine uyan 356 kişinin retrospektif olarak Tanita BC 418 cihazı ile ölçüme alınmış değerleri, BKİ değeri metabolizma hızı, vücuttaki toplam ve segmental yağ ve kas oranı ve biyokimyasal kan bulguları, MRG bulguları değerlendirilmiştir. Yapılan analiz neticesinde bazı kan değerleri ile hastaların toplam yağ, kas kütle ve yüzdeleri, FFM ve TBV değerleri arasında hem negatif yönde hem de pozitif yönde, hem düşük hem orta hem de büyük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir, p≤.050. Obez olmayanların (BKİ<25) MS süresi ortalaması (X̄=6.95, SS=5.30) ile obez olanların (BKİ=25+) MS süresi ortalaması (X̄=9.23, SS=6.39) arasında anlamlı bir fark tespit edilmiştir, t(263)=3.09, p=.002. Obez olanların MS süresi olmayanlara göre daha fazladır. Yine yapılmış analiz sonucuna göre obez olmayanların (BKİ<25) metabolizma hızı ortalaması (X̄=1406.65, SS=220.69) ile obez olanların (BKİ=25+) metabolizma hızı ortalaması (X̄=1595.32, SS=280.16) arasında anlamlı bir fark tespit edilmiştir, t(354)=6.96, p<.001. Obez olanların metabolizma hızı obez olmayanlara göre daha fazladır. Toplam yağ dışı kütle (FFM) açısından MS ilaç tipleri arasında anlamlı bir fark tespit edilmiştir, F(5, 232)=2.83, p=.017. Hangi ilaç tipleri arasında anlamlı fark olduğunu tespit etmek üzere yapılan bonferroni post hoc analizi neticesinde ise Interferon beta 1 (X̄=45.77, SS=9.39) ile teriflunomid (X̄=53.06, SS=12.15) arasında anlamlı bir fark olduğu, Interferon beta-1 kullananların yağ dışı kütle ve TBV değerinin teriflunomid'den daha az olduğu tespit edilmiştir. MS hastalığı genç yetişkinlerde engelliliğin başlıca nedenlerindendir ve insidansı yıldan yıla artmaktadır. MS hastalığı, bireylerin hem fiziksel hem de mental olarak yaşam kalitesini önemli düzeyde etkilemektedir. Bu nedenle hastalığın ilerleyişinde ve hastaların yaşam kalitesi üzerinde etkili olan faktörlerin araştırılması ve bilinmesi gerekmektedir.
Multiple skleroz hastalarında aralıklı oruçla beslenmenin psikolojik parametrelere etkisi
Multipl Skleroz (MS), merkezi sinir sisteminde, demiyelizasyon ve akson hasarı ile kendini gösteren, otoimmün kronik inflamatuar bir hastalıktır. Aralıklı orucun son yıllarda, oksidatif stresi ve inflamasyonu azalttığı tespit edilmiştir. Aralıklı orucun birçok hastalıkta ve nörolojik hastalıklar üzerindeki etkisi, otofaji mekanizması ile açıklanmaktadır. MS hastalarında psikolojik sağlamlığın düşük olduğu, depresyon ve anksiyetenin de en sık görülen psikolojik rahatsızlıklar olduğu bilinmektedir. Araştırmanın amacı, 30 gün süresince uygulanan aralıklı orucun MS'li bireylerde psikolojik sağlamlık ve psikolojik sıkıntı düzeylerine etkisini ve bu etkilerin hastaların sosyodemografik özellikleri (cinsiyet, yaş, beden kitle indeksi- BKI, hastalık süresi) ile ilişkisini ortaya koymaktır. Araştırma, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Polikliniğin'de MS tanısı almış 39'u kadın ve 14'ü erkek (18-50 yaş) hasta ile 02.04.2022-01.05.2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmaya Expanded Disability Status Scale-Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS), 3 ve daha küçük, son iki yılda relaps ve Manyetik Rezonansla (MR) görüntülemede yeni bir lezyon olmayan, BKI'i 25 ve daha büyük olan hastalar dahil edilmiştir. Hastaların bir ay süren aralıklı oruçla beslenmesinden önce ve sonra Connor-Davidson Psikoloji Sağlamlık Ölçeği (CD-RISC-25) ile psikolojik sağlamlık düzeyleri ve depresyon, aksiyete düzeyleri ise Kessler Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (Kessler Psychological Distress Scale- K10) ile tespit edilmiştir. Elde edilen veriler, SPSS 22.0 (Statical Package fort he Social Science) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Kadın MS hastalarının 30 günlük aralıklı oruçla beslenme öncesine kıyasla sonrasında, psikolojik sağlamlık puanlarının istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı arttığı tespit edilmiştir (p<0,01). Erkek MS hastalarının 30 günlük aralıklı oruçla beslenme öncesine kıyasla sonrasında, psikolojik sağlamlık puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur (p<0,05). MS hastalarının bir aylık aralıklı oruç sonrası psikolojik sıkıntı düzeyleride aralıklı oruç öncesine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı azalma olduğu tespit edilmiştir (p<0,01). Hastaların psikolojik sağlamlık ve psikolojik sıkıntı düzeyleri arasında negatif yönde orta düzeyli istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Muhtemelen 30 gün süresince aralıklı oruçla beslenmenin oksidatif stresi azaltması ve bu olumlu etkinin sonucu olarak, tanımlanan tüm yaş gruplarındaki hastalarda psikolojik sağlamlığın artışı ve psikolojik sıkıntının azalması tespit edilmiştir (p<0,05). Anahtar Sözcükler: Multipl Skleroz, Aralıklı Oruç, Psikolojik Sağlamlık, Psikolojik Sıkıntı
Multipl skleroz hastalarında aktif bilişsel rezervin bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkisi
Amaç: MS hastalarında görülen bilişsel bozulmanın etiyolojisi belirsizdir. Bu çalışmanın amacı, yaşam boyu sürdürülen entelektüel aktivitelerin toplamı olarak tanımlanan aktif bilişsel rezervin MS kaynaklı bilişsel bozulma üzerindeki etkisini araştırmaktır. İkincil olarak engellilik düzeyi, hastalık süresi, yaş, depresyon, anksiyete ve stres gibi klinik ve demografik değişkenlerin bilişsel performansa olan etkisi araştırılmıştır. Yöntem: Araştırma örneklemi 106 MS hastasından oluşmaktadır. Aktif bilişsel rezerv ölçümü için "Bilişsel Rezerv İndeks Anketi" kullanılmıştır. Hastaların duygu durumunun ölçümü için "Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21" ve engelliliğin değerlendirilmesi için "EDSS" kullanılmıştır. Dikkat ve ketleme işlevinin değerlendirilmesi için "Stroop testi"; işlem hızı, görsel ve sözel bellek değerlendirilmesi için "MS için Kısa Uluslararası Bilişsel Değerlendirme Bataryası"; çalışma belleği değerlendirilmesi için "Adımlı İşitsel Seri Ekleme Testi"; sözel akıcılık değerlendirilmesi için "Kontrollü Sözel Çağrışım testi" kullanılmıştır. MS hastalarının bilişsel bozulma düzeylerinin aktif bilişsel rezerv, klinik-sosyodemografik değişkenlere göre değişip değişmediğini belirlemek amaçlı Mann-Whitney U testi; bu değişkenler ile bilişsel bozulma arasındaki ilişkiyi belirlemek için Spearman's Rho korelasyon testi ve ikili lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Mann-Whitney U testine göre göre aktif bilişsel rezervi düşük ve yüksek olan hastaların bilişsel performansları arasında fark bulunmuştur. Korelasyon sonucu bilişsel rezerv ve hastanın yaşı Stroop dışındaki tüm testler ile pozitif ilişkilidir. İkili lojistik regresyon modeli, bilişsel bozulmayı %93,8 doğru tahmin etmiştir. Yapılan analizler MS hastalarının bilişsel performansı ile aktif bilişsel rezervin ilişkili olduğunu bulmuştur. Bulgular, aktif bilişsel rezervin hastanın bilişsel fonksiyonlarını değerlendirirken önemli bir değişken olarak kullanılabileceğini göstermektedir.