
123
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Finansal istikrarın sağlanmasında finansal sistemin rolü
Finansal sistemde ortaya çıkan gelişmelerin, özellikle 20. yüzyılın sonlarında daha öncesinde yaşanmamış ölçüde hızlandığı görülmektedir. Bilişim teknolojilerinin gelişmesi, sermaye akımlarının serbestleşmesi, finansal otoritelerin doğrudan finansal sisteme yönelik almış olduğu kararlar, küreselleşme vb. birçok faktör bunda etkili olmuştur. Küresel finans sistemi gelişmeye ve genişlemeye başlarken bir takım risklerin sürdürülebilir finansal istikrarı tehdit etmeye başladığı fark edilmiştir. Bu farkındalığın oluşmasının maliyetleri ise oldukça yüksek olmuştur. Başta gelişmekte olan ekonomilerin yaşadığı finansal istikrarsızlık kaynağı olarak değerlendirilen finansal krizler, birbirine bağlı finansal sistemler aracılığıyla tüm dünyaya yayılmıştır. Bu krizlerin ardından 2008'de yaşanan küresel finansal krizi ile, gelişmiş ekonomilerin de, risk altında olduğu ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, finansal sistemin bir bütün olarak, finansal istikrar üzerindeki etkilerini açıklamaya yönelik hazırlanmıştır. Bu amaç kapsamında, geniş bir literatür taraması yapılarak finansal sistemin unsurlarıyla ilişkilendirilen göstergeler, ulusal ve uluslararası kurumların finansal istikrar göstergelerinden derlenen bir set olarak oluşturulmuştur. Gösterge seti, öncelikle Meksika, Rusya, Brezilya, Türkiye ve Arjantin finansal Krizleri öncesi ve sonrası 1992-2016 yılları arası verilerle karşılaştırılarak finansal sistemin, finansal istikrar üzerindeki rolü ortaya konulmuştur. Bunun yanında seçilmiş ülkelere, günümüzde finansal sistem kaynaklı sorunlar yaşayan İtalya da dahil edilerek, oluşturulan göstergelerdeki değişimler ile, İtalya ekonomisinin gelecekteki finansal istikrarına ilişkin de değerlendirme yapılmıştır.
Türkiye'de katılım bankacılığı ve sürdürülebilir finans: Kuveyt Türk Katılım Bankası örneği
Bu tezde katılım bankacılığının sürdürülebilir finansman modelleri açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, ilgili akademik yayınlar, sektörel raporlar ve güncel haber analizleri yazılı kaynakların taranmasına dayalı nitel bir araştırmadır. Katılım bankacılığı, faizsiz prensipleri, risk paylaşımı ve reel ekonomiye yönelimi gibi temel nitelikleriyle sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılmasına potansiyel katkı sağlayabilir. Bununla birlikte sermaye yetersizliği, kaynak maliyetleri, dağıtım kanalı ve ürün çeşitliliği sınırlılıkları gibi çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadır. Sürdürülebilir finans ise çevresel, sosyal ve yönetişimsel faktörleri finansal süreçlere entegre ederek daha eşitlikçi, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik sistemin gelişimini desteklemeyi hedefler. Literatür taraması, iki alan arasında güçlü kavramsal bağlar olduğunu ancak bu potansiyelin uygulamaya yansımasında zorluklar bulunduğunu göstermektedir. Kuveyt Türk Katılım Bankası örneği, bu kesişimin Türkiye'deki somut yansımalarını analiz etmektedir. Sonuçlar, katılım bankacılığı ve sürdürülebilir finans entegrasyonunun finans sektörünün sürdürülebilir dönüşümünde belirgin bir rol potansiyeli taşıdığını işaret etmektedir.
Doğal afetlerin finansmanı ve ekonomiye etkileri: Türkiye özelinde bir inceleme
Bu çalışma, Türkiye'de doğal afetlerin ekonomi üzerindeki etkilerini ve bu afetlerin finansmanına ilişkin uygulamaları incelemektedir. 1999–2023 yılları arasında meydana gelen büyük depremler örnek alınarak afetlerin kamu maliyesi, istihdam, üretim ve sigorta sistemi üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Bulgular, mevcut afet finansman yapısının büyük oranda müdahale odaklı olduğunu, afet öncesi risk azaltma stratejilerinin ise yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır. Bu kapsamda Zorunlu Deprem Sigortası sisteminin genişletilmesi, alternatif finansman araçlarının geliştirilmesi ve yerel yönetimlerin afet hazırlık kapasitelerinin artırılması gibi politik öneriler sunulmuştur.
Katılım bankalarının kullandırdıkları fonların reel ekonomiye etkisi
Bu tez çalışması ile Türkiye'deki katılım bankalarının kullandırdıkları fonların reel ekonomiye olan etkisi, Türkiye genelinde ve bölgesel bazda incelenmiştir. Tezin ilk amacı katılım bankaları tarafından kullandırılan fonların reel ekonomi üzerindeki etkilerini bölgesel düzeyde incelemektir. Bu amaç kapsamında bölgesel düzeyde kullandırılan fonlar ile gayri safi yurt içi hasıla, ihracat ve ithalat üzerindeki kısa ve uzun dönemli etkileri ortaya koyabilmek amacıyla; panel havuzlanmış ortalama grup tahmincisinden ve bölgeler arasındaki etkileşimin rolünü de dikkate alabilmek amacıyla; mekansal panel veri analizinden yararlanılmıştır. Analizlerden elde edilen bulgulara göre, kısa dönemde katılım bankalarının kullandırdıkları fonların ihracat üzerinde pozitif bir etkisi bulunurken, ithalat ve GSYH üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı görülmektedir. Uzun dönemde ise kullandırılan fonların ihracat, ithalat ve GSYH üzerinde arttırıcı bir etki yarattığı ifade edilebilir. Bununla birlikte sonuçlar bölgesel düzeyde farklılık göstermektedir. Tezin bir diğer amacı, katılım bankalarının kullandırdıkları fonların reel ekonomi üzerindeki etkisinin Türkiye geneli için, ekonominin genişleme ve daralma dönemleri açısından nasıl farklılaştığının ortaya konulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye geneli için katılım bankalarının kullandırdıkları fonlar ile sanayi üretim endeksi, reel sektör güven endeksi, ihracat ve ithalat üzerindeki etkileri doğrusal olmayan Hansen Seo eşbütünleşme testi ve eşik değişkenli VECM (TVECM) modeli ile incelenmiştir. Analizden elde edilen sonuçlara göre, kullandırılan fon miktarının düşük olduğu rejimde, fon miktarında meydana gelen artış ithalat, ihracat ve reel sektör güven endeksini arttırırken; sanayi üretim endeksi üzerinde anlamlı bir etkisi bulunamamıştır. Kullandırılan fon miktarının yüksek olduğu rejimde, fon miktarında meydana gelen artış ithalat, ihracat, sanayi üretim endeksi ve reel sektör güven endeksini arttırmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Katılım Bankacılığı, İslami Bankacılık, Reel Ekonomi, Panel Veri Analizi, Zaman Serileri Analizi
Türev ürünlerin kullanımı ile bankaların kârlılık performansı arasındaki ilişkinin analizi
Günümüz dünyasında hemen hemen tüm alanlarda olduğu gibi finansal piyasalar üzerinde de hızlı değişimler ve dönüşümler yaşanabilmektedir. Özellikle finansal alanda yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte finansal varlıklara daha kolay yatırım yapılabilmektedir. Finansal varlıkların fiyatlarında meydana gelen dalgalanmalar birtakım riskleri de beraberinde getirmektedir. Başlangıçta risklerden korunmak amacıyla ortaya çıkan türev piyasalar günümüzde daha çok spekülasyon amacıyla kullanılmaktadır. Dünya'da yaygın olarak kullanılan türev ürünlerin özellikle Türk bankacılık sektöründe de kullanımının son yıllarda yaygınlaşması nedeniyle bu tezde türev ürünlerin bankaların kârlılıkları üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Türk bankacılık sektöründe de yaygın olarak kullanılan türev ürünlerin 2005Q4-2020Q4 dönemleri için bankaların aktif kârlılığı, özkaynak kârlılığı ve net faiz marjı üzerindeki etkileri Vektör Otoregresif (VAR) Modeli kullanılarak incelenmiş ve mevduat bankaları ve katılım bankaları ayrı ayrı analiz edilmiştir. VAR modeli bulgularına göre; mevduat bankalarının türev araç kullanımında meydana gelen 1 standart hatalı şok karşısında net faiz marjının anlamlı tepkiler verdiği görülürken, katılım bankalarının türev ürün kullanımında ise özkaynak kârlılığının anlamlı tepkiler verdiği görülmüştür. Mevduat ve katılım bankalarının varyans ayrıştırması analizinde mevduat bankalarının türev ürün kullanımının sırasıyla en fazla net faiz marjı, daha sonra aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığı üzerinde etkisi olduğu görülürken, katılım bankalarında ise türev ürün kullanımının en fazla özkaynak kârlılığı üzerinde etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca yapılan Toda-Yamamato nedensellik testi ile katılım bankalarında türev ürün kullanımı ile özkaynak kârlılığı arasında çift yönlü bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir.
Asimetrik bilgi sorunu çerçevesinde katılım bankaları ve mevduat bankalarının karşılaştırmalı analizi
Çalışmada amaçlanan, finans piyasasındaki asimetrik bilgi sorununun, katılım bankaları ve mevduat bankalarında karşılaştırmalı olarak hem banka bilançosuna ait değişkenler (çalışmada bu değişkenlere mikro değişkenler denilmektedir) hem de makroekonomik değişkenler doğrultusunda ekonomik istikrar ve ekonomik kriz dönemlerinde ayrı ayrı sınanmasıdır. Çalışmada mevduat ve katılım bankalarının takipteki alacaklarının bağımlı değişken olarak alındığı üç model kurulmuştur. Bu modellerin birincisi ve ikincisi mikro değişkenlerden yani bankaların bilanço kalemlerinden oluşmuştur. Üçüncü model ise makroekonomik değişkenlerden oluşmaktadır. Çalışma ekonomik kriz ve istikrar dönemlerinde asimetrik bilgi sorununun farklılaşacağı varsayımından hareketle doğrusal olmayan modellemelerden olan Markov rejim değişim vektör otoregresyon MSIAH-VAR yöntemi ile analiz edilmektedir. Çalışma, asimetrik bilgi sorunu çerçevesinde 6 hipotezin test edilmesine yönelik hazırlanmıştır. Analizlerden elde edilen bulgulara göre, asimetrik bilgi sorununun katılım bankalarında daha az olmasına yönelik hipotez makroekonomik ve mikro değişkenler açısından değerlendirildiğinde, katılım bankalarının mevduat bankalarından daha iyi olduğu söylenebilir. İkinci hipotez kriz dönemlerinde katılım bankalarının mevduat bankalarına göre daha istikrarlıolduğu iddiasıdır. Bu hipotezle ilgili olarak katılım bankalarınınözkaynaklarının daha güçlü olduğu görülmektedir. Üçüncü hipotez bağlamındakatılım bankalarının reel ekonomiye katkısının daha fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dördüncü hipotezin sonucunda ise iki banka türünün özkaynak ve aktif değerleri karşılaştırıldığındakatılım bankalarının özkaynaklara daha bağımlı bir yapısı olduğu görülmüştür. Beşinci hipotez bağlamındapara politikası araçları ile katılım bankaları arasında asimetrik bilgi sorununun mevduat bankalarına göre daha fazla olduğu görülmüştür. Altıncı hipotez çalışmanın genel olarak bir değerlendirmesi olup bu hipotez çerçevesinde katılım bankalarının gerek istikrar gerek kriz dönemlerinde asimetrik bilgi sorununun daha az olduğu vurgulanmıştır.
Basel III uzlaşısı çerçevesinde katılım bankalarının sermaye yeterliliğinin karşılaştırmalı analizi
Küresel finansal sistemde, bankacılık sektörü genel ekonominin en önemli unsurlarından biridir. Finansal sistemin sağlıklı işleyebilmesi için bankacılık sektörünün ulusal/uluslararası krizlere karşı dayanıklı bir sermaye yapısına sahip olması gerekmektedir. Bundan dolayı bankaların karşılaşabileceği muhtemel risklere karşı, G10 ülkeleri uluslararası denetim standartlarını geliştirmişlerdir. Bankacılık sektörünü muhtemel risklere karşı koruyup, etkin bir risk yönetimi ve denetimi sağlamayı amaçlayan Basel uzlaşıları, Basel Komitesi tarafından ilk olarak 1988 yılında Basel I Uzlaşısı, daha sonra Basel II Uzlaşısı (2004) ve nihayetinde 2010 yılında Basel III Uzlaşısı yayımlanmıştır. Basel III olarak yayımlanan uzlaşıda sermayenin niteliğinin ve niceliğinin artırılması, sermaye koruma tamponu, risk temelli olmayan kaldıraç oranı ve likiditeye ilişkin değişiklikler yapılmış ve Basel III'ün 2019 yılına kadar tüm bankacılık sisteminde kademeli olarak uygulanmasına karar verilmiştir. Basel uzlaşıları çerçevesinde, Sermaye Yeterliliği Kavramı, bir bankanın iflas etmesi halinde mevduat sahiplerinin karşılaşabileceği maliyetleri minimuma indirgemek için asgari olarak tutulması gereken sermaye miktarı üzerine odaklanmış olup, bu yaklaşım küresel bankacılık anlamında risk ölçümüne karşı atılmış önemli bir adım olmuştur. Öte yandan, bankaların karşılaşabileceği muhtemel krizleri önlemek amacıyla banka müşterilerini korumak ve bankacılık sisteminin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilirliğini sağlamak adına, bankaların aldıkları riskleri minimize etmek amacıyla getirilen nicel kısıtlamalara ise, sermaye yeterlilik oranı denilmektedir. Diğer taraftan, Türkiye'de son çeyrek yüzyılda önemli bir gelişim gösteren ve göreceli olarak daha muhafazakâr yatırımcıların finansal tercihi olan katılım bankacılığı, makroekonomik açıdan kayıt dışı ekonomiyi önlemeleri ve devletin vergi gelirlerini artırmaları, reel ekonomi açısından topladıkları fonları ticari ve sınaî faaliyetlerde kullanmaları açısından stratejik öneme sahip bir bankacılık türüdür. Bu çalışmanın amacı, Basel Uzlaşılarında yer alan sermaye yeterlilik kavramının stratejik önemi çerçevesinde, Türkiye'de faaliyette bulunan katılım bankalarının Basel III uzlaşısı açısından sermaye yeterlilik oranlarının, grafik analizleri yöntemiyle değerlendirilmesi ve finansal, ekonomik ve siyasi krizler karşısında katılım bankalarının finansal yapılarına olan duyarlılığının betimleyici analiz yöntemiyle incelenmesidir. Anahtar Kelimeler: Katılım Bankacılığı, Basel Uzlaşıları, Sermaye Yeterliliği, Sermaye Yeterlilik Oranı
Türk bankacılık sektöründe kârlılığın belirleyicileri: Mevduat bankaları üzerine bir uygulama
Yapılan bu çalışma da, Türk bankacılık Sektöründe mevcut olarak faaliyet göstermekte olan, 2006 ve 2019 dmnemine ait BİST(Borsa İstanbul)'da işlem görmüş, halka arz olmuş ve verileri devamlılık gösteren 9(dokuz) adet banka örneğinde yola çıkılarak mevduat bankaların karlılığını etkileyen faktörler araştırılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamada bankacılık sektörüne özgün çeşitli mikro ekonomik değişkenler 3(üç) aylık yani çeyrek dönem verilerinden faydalanarak, bankaların ROE(Özkaynak Karlılık) ve ROA(Aktif karlılık)'ları panel veri analizi metoduyla incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre: ROE(Özkaynak Karlılık)'yle OZSB(Özsermeye Büyüme) ve KREB(Kredi Büyüme) oranları arasındaanlamlı vede pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ancak ROA(Aktif karlılık) açısından bakıldığında OZSB(Özsermeye Büyüme) oranından pozitif yönlü bir ilişki fakat FDG/TA(Faiz Dışı Gelirler/Toplam Aktifler) ve KREB(Kredi Büyüme) değişkenleriyle negatif yönlü bir ilişki içinde olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca elde edilen bulgularda ROE(Özkaynak Karlılık) için OZSB(Özsermeye Büyüme) oranı, ROA(Aktif karlılık) için de FDG/TA(Faiz Dışı Gelirler/Toplam Aktifler) oranı en açıklayıcı değişkenler olarak bulunmuştur.
Kripto para biriminin düzenlenmesi: Avrupa Birliği örneği
Satoshi Nakamoto'nun Bitcoin ile ilgili makalesiyle hayatımıza girmiş olan ve günümüzde yaygın hale gelen kripto para sistemi; işletmelere ve müşterilerine yeni ödeme yöntemleri, yatırım fırsatları sunmanın bir yolu olarak kazanç sağlamakta ve hatta bazıları devletler tarafından ödenen fiat para birimlerinin yerine geçecek şekilde tasarlanmaktadır. Araştırmada, kripto para birimleri ifade edilerek, finansal bağlamda kripto varlıklarının ekonomik potansiyelini, risklerini analiz etmekte ve bu bağlamda Avrupa Birliği'nde bu sistemin düzenlemesinin gereklilikleri değerlendirmektedir. Avrupa Birliği'nde kripto paraların düzenlemesinin farklı etkileri analiz edilmekte ve düzenlemeleri için politika önerileri geliştirilmektedir. Bununla birlikte, kara para aklama ve terörizmin finansmanı gibi yasa dışı faaliyetlerle ilgisi, tüketicinin ve yatırımcının korunmasının yolları, finansal istikrar üzerindeki etkileri, kripto varlıklarının vergilendirilmesi ve blok zinciri uygulamalarının mevcut yasal çerçeveye uygunluğu ele alınmaktadır. Ulusların atacağı uygun adımları öne çıkararak yarattığı küresel değişim ile artan ilginin, piyasanın geleceğine nasıl etkide bulunacağı araştırılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Kripto para birimleri, Blok zinciri, Bitcoin, Kara para aklama, Avrupa Birliği düzenlemeleri
Katılım bankacılığı kapsamında katılım emeklilik yatırım fonları performanslarının karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de Katılım Bireysel Emeklilik sistemi çerçevesinde faaliyet gösteren Katılım Emeklilik Yatırım Fonlarının getiri performanslarını farklı performans ölçüm tekniklerinden yararlanarak ölçmek ve karşılaştırmalı analizlerini yapmaktır. Ölçüm için Türkiye'de faaliyet gösteren faizsiz emeklilik yatırım fonları içinden, toplam portföy değeri en yüksek 15 fon seçilmiştir. Çalışma 2016-2018 yıllarını kapsamaktadır. Seçilen fonların, 2016-2018 yıllarına ait günlük fiyat hareketlerinden aylık ortalama getirileri hesaplanmıştır. Seçilen fonlara ait aylık ortalama getiriler, faklı performans ölçüm teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bu çalışmada performans ölçüm teknikleri olarak Jensen (Alfa) Ölçütü, Beta Oranı, Sharpe Ölçütü ve Sortino Ölçütü kullanılmıştır. Fonların getiri performansları genel olarak değerlendirildiğinde: Jensen ölçütüne göre 2016 yılında sade üç fon piyasa karşısında pozitif bir getiri performansı gösterirken, 2017 ve 2018 yıllarında bu fon sayısı ikiye düşmektedir. Beta ölçütüne göre ise fonların tamamı pozitif bir getiri performansı sergilerken, Sharpe ölçütüne göre bu fon sayısı dört adet olarak gözlenmiştir. Son olarak Sortino performans ölçütüne bakacak olursak, 2016 yılında dört adet fon piyasanın üzerinde bir getiri performansı gösterirken, 2017 yılında bu sayı ikiye düşmüş, fakat 2018 yılında dörde adete yükselmiştir. 2016-2018 yıllarını kapsayan analiz sonucunda Jensen, Sharpe, Sortino ölçütüne göre çoğu fon piyasanın altında bir performans göstermiştir.
İslami finansal okuryazarlığın kavramsal önemi; üniversite öğrencilerine yönelik uygulamalı bir analiz
Özellikle son dönemlerde önemi artan katılım bankacılığı ya da bir diğer adıyla İslami bankacılık, geleneksel bankacılığın yanında yıllardır devam eden bir sistem olmuştur. İslami bankaların en temel doğuş nedeni, dini hassasiyeti olan bireylerin ellerinde tuttukları fazla fonlardır. Özellikle de finansal piyasalarda fon talep eden kişilerin daha fazla fon ihtiyacının doğması, dini hassasiyeti olan ve ellerinde fon fazlası bulunan kişilerin ise sahip oldukları fon fazlalığının her geçen gün artmasına rağmen piyasalara katılamaması, bir aracıya olan ihtiyacın belirginleşmesine neden olmuştur. Dini hassasiyeti olan ve finansal piyasalarda işlem yapmaktan kaçınan bireylerin, bu piyasalarda işlem yapmamasının nedeni faiz yasağıdır. Faiz, kullanılan paraya karşılık sağlanan kar veya getiri şeklinde tanımlanabilmektedir. Faiz sadece İslamiyet'te değil, diğer semavi dinlerde de yasaklanmıştır. Yani katılım bankalarına olan ihtiyaç sadece nüfusu Müslümanlardan oluşan ülkelerde değil, başka dinlere mensup bireyler için de ihtiyaç olmuştur. Bu çalışmanın amacı farklı bölümlerde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin İslami finansal okuryazarlık düzeylerini ölçmektir. Araştırma kapsamında toplam 617 öğrenciye anket uygulanmıştır. Anket sonuçları SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Analizde, 12 hipotez test edilmiştir. Analiz sonucunda 12 hipotez doğru kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Katılım bankacılığı, İslami bankacılık, Faiz, İslami Finansal Okuryazarlık
Katılım bankalarının kurumsal sürdürülebilirliklerini etkileyen finansal performans göstergelerinin incelenmesi
Türkiye'de, faizsiz bankacılık uygulamalarına "özel finans kurumları" ismi ile 1985 yılında başlanılmıştır. 1999 yılında bankalar Kanunu kapsamına alınan ÖFK 2005 yılına gelindiğinde faaliyetlerine katılım bankacılığı adıyla devam etmiştir. Katılım bankalarının sadece faiz hassasiyetine sahip olan ekonomik aktörlerin ötesinde bir kitleye ulaşması ve mevcut finans piyasasında daha büyük bir yer edinmesi geleneksel bankalar ile yaşayacağı rekabet ile belirlenecektir. Katılım bankalarının geleneksel bankalar ile rekabeti ise sadece kâr odaklı olarak ekonomik alanda değil, sosyal ve çevresel alanda da gerçekleşmektedir. İşletmelerin uzun vadeli ve kalıcı değer yaratmak amacıyla ekonomik, çevresel ve sosyal faktörleri, şirket faaliyetlerine ve karar mekanizmalarına uyarlaması kurumsal sürdürülebilirlik olarak adlandırılmaktadır. Bu tez çalışmasında katılım bankalarının kurumsal sürdürülebilirliklerinin belirleyicisi olan finansal performans göstergeleri incelenmiştir. Bu amaçla Türkiye'de faaliyette bulunan 5 katılım bankasının 2015-2020 yıllarını kapsayan 30 banka/yıl verisi kullanılmıştır. Panel Veri Yöntemi ile yapılan analiz sonucunda, katılım bankalarının kurumsal sürdürülebilirlikleri üzerinde en yüksek etkiye sahip olan finansal performans oranı ters yönlü bir ilişki saptanan Vergi öncesi kârın aktiflere oranıdır. İstatistiki açıdan ters yönlü bir ilişki bulunması nedeniyle oran arttıkça katılım bankalarının kurumsal sürdürülebilirlik uygulamaları azalmaktadır. Ayrıca katılım bankalarının kurumsal sürdürülebilirlikleri ile aktif kaynak kârlılığı arasında istatistiki açıdan anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Çalışmada kontrol değişkeni olarak yer alan katılım bankalarının büyüklüğü ile kurumsal sürdürülebilirlik arasında da anlamlı ve pozitif bir ilişki belirlenmiştir.
Seçili makroekonomik göstergelerin Borsa İstanbul (Bist-100) endeksine etkisi
Sermaye piyasalarında yer alan hisse senedi piyasası yatırımcıların en çok yatırım faaliyetinde bulundukları piyasadır. Bu tez çalışmasında seçili makroekonomik değişkenler ile BİST-100 endeksi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmada 2015:1 - 2020:12 dönemi verileri kullanılmıştır. Makroekonomik göstergeler olarak enflasyon, döviz kuru, faiz, dış ticaret, işsizlik, sanayi üretim endeksi ve kredi temerrüt takası ele alınmıştır. BİST-100 endeksi bağımlı değişken olarak kullanılmışken, enflasyon, döviz kuru, faiz, dış ticaret, işsizlik, sanayi üretim endeksi ve kredi temerrüt takası bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Çalışmada Zaman Serileri Analizinden yararlanılmıştır. Bağımlı ve bağımsız değişkenlere ait tanımlayıcı istatistiklere bakılmıştır. Serilerin durağanlığını tespit etmek için ADF–PP birim kök testleri kullanılmıştır. BIST-100 hisse senetleri ile makroekonomik değişkenler arasında ilişki olup olmadığının, varsa bu ilişkinin yönü ve derecesinin ölçülmesinde çoklu regresyon yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmanın sonucunda makroekonomik değişkenlerden enflasyon, SUE'nin BIST-100 endeksi'ni etkilediği görülmektedir. BİST-100 endeksi ile enflasyon, döviz kuru, işsizlik, SUE ve CDS arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu, faiz ve dış ticaret ile BİST-100 arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Beklenen enflasyonun dolarizasyon üzerinde etkisi: Türkiye örneği
Yapılan bu çalışmada son yıllarda %50'nin de üzerinde seyreden mevduat dolarizasyondan yola çıkarak, beklenen enflasyon, döviz kuru ve finansal dolarizasyon oranı arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu bağlamda konu alınan 3 değişken için 2013-2021 yılları arasındaki toplam 105 veri olmak üzere aylık verilerden faydalanılarak VAR modeli kurulmuş ve nedensellik ilişkisi incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre değişkenler arasında nedensellik ilişkisi olduğu, uzun dönemli bir ilişkinin olmadığı gözlemlenmiştir. Yapılan granger nedensellik testi sonuçları, döviz kurundaki değişimin dolarizasyona neden olduğunu, dolarizasyonun enflasyon beklentisinde yükselişe neden olduğunu ve döviz kuru ile enflasyon beklentisi arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğunu göstermektedir.
Öz yeterlilik, risk algılamaları ve bağlılık: Sigorta poliçe sahiplerine ilişkin ilişkilerin incelenmesi
Öz yeterlilik, "Bireylerin belli bir performansı göstermek için gerekli etkinlikleri organize edip, başarılı olarak yapma kapasitelerine ilişkin inancı" olarak tanımlanmaktadır. Risk algısı insanların riskin özellikleri ve şiddeti hakkında yaptıkları öznel bir yargı olarak tanımlanmaktadır. Marka bağlılığı, sürekli ve düzenli olarak bir markanın satın alınmasını ifade eden bir kavramdır. Bu tezin amacı sigorta poliçesine sahip bireylerin öz yeterlilik, risk algılamaları ve markaya olan bağlılıklarının ölçülmesidir. Bu tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel öz yeterlilik kavramından bahsedilerek sigorta sahibi bireylerin öz yeterliliği ile ilgili tanımlara yer verilmiştir. İkinci bölümde sigorta poliçesine sahip bireylerin risk algılamaları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde bireylerin öz yeterlilik ve risk algılama düzeylerinin marka bağlılığı arasındaki ilişki anlatılmaktadır. Dördüncü bölüme de ise bir uygulama ile konu desteklenmektedir. Uygulama kapsamında gözatım yöntemine başvurulmuş ve düzenlenen anket formu yardımıyla Bursa ilinde bulunan sigorta poliçesine sahip katılımcılardan oluşan 395 kişiden veri toplanmıştır. Örneklemin oluşturulmasında tesadüfi olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme kullanılmıştır. Araştırma katılımcılarının profillerinin analizi SPSS 23 istatistik paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Analiz sonucunda genel öz yeterlilik düzeyi yüksek olan bireylerin algıladıkları risk düzeylerinin düşük olduğu görülmektedir ve bu algılanan düşük risk düzeyi markaya olan bağlılığı arttırmaktadır. Literatür değerlendirildiğinde, sigorta hizmetlerinin satın alınması sürecinde sigortalının öz yeterliliği, algılanan risk ve marka bağlılığı konusunun bir arada çalışıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Genel olarak; genel öz yeterlilik ile hizmetlerinin satın alınması ve tekrar satın alma konusunda çalışmalara rastlanmıştır. Son bölümde kurulan modellerden bağlılık üzerinde en güçlü etkiye sahip değişkenin genel öz yeterlilik olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırma sonunda, bulguların teori ve uygulama alanına katkıları tartışılmıştır. Son olarak, ilgi konusu alanda gelecekte gerçekleştirilecek çalışmalara yön verecek öneriler sunulmuştur.
Ticari kredi taleplerinin değerlendirilme süreci ve kredi garanti fonunun işleyişini kapsayan bir uygulama
Bankalar kullandırdıkları kredilerin sorunsuz şekilde geri ödenmesini istemektedirler. Bu nedenle ticari kredi uygulamalarının en önemli süreçlerinin başında, kredi talep eden firmalar için yapılan istihbarat ve mali analiz çalışmaları gelmektedir. İstihbarat ve mali analiz çalışmaları; kredi talebinde bulunan firmanın karakteri, kapasitesi, likiditesi, mali yapısı, hedefleri, piyasa itibarı, sektördeki yeri, karlılığı ve yürüttüğü faaliyetleri hakkında edinilen bilgiler aracılığıyla firmanın kredibilitesinin olup olmadığını tespit etmek için yapılan çalışmaları kapsamaktadır. Bankalar firmaları kredilendirirken; güvence, likidite, karlılık ve akışkanlık gibi kriterlere dikkat etmektedir. Bu kriterlere göre kredinin geri ödeme koşulları, miktarı, vadesi, teminatları ve fiyatlama konularında firmanın ihtiyaçlarının doğru tespit edilip ona göre kredilendirilmesi gerekmektedir. Bankalar bu kriterlerle gelecekte oluşabilecek riskleri asgari seviyeye indirmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu çalışmada örnek uygulamadaki firma için yapılan istihbarat ve mali analizi yer almaktadır. Teminat yetersizliği nedeniyle kredi kullanamayan firmaların bu sorununu gideren, finansman erişimine destek olan Kredi Garanti Fonu'nun işleyişi anlatılmaktadır.
Borsa İstanbul sektör endeksleri ile oynaklık endeksi arasındaki ilişkilerin analizi
Teknolojik anlamda yaşanan gelişmeler ekonominin vazgeçilmez parçası olan finansal piyasaları oluşturan aktörleri önemli ölçüde etkilemektedir. Yaşanan gelişmeler finansal piyasalardaki değişim ve dalgalanmaların bir ölçüsü olan oynaklık kavramını finansal aktörler açışından önemli hale getirmiştir. Finansal piyasadaki aktörler yatırım sürecinde finansal göstergeleri baz alarak yatırım kararı verirken oynaklık tahminlerini ölçü kabul ederek doğru kararlar almak hedefi güdüsüyle hareket etmektedirler. Yatırımcılar oynaklık tahminleri ve geçmiş dönem verileri başta olmak üzere finansal verileri kullanarak ve piyasalardaki olası beklenti ve belirsizlikleri baz alarak risk faktörlerini minimize etmek istemektedirler. Finansal piyasalarda riskin bir ölçüsü olarak kabul edilen oynaklık ile ilgili olarak hesaplanan pek çok global, bölgesel ve ülke bazlı endeks bulunmaktadır. Yatırımcılar bu endekslerdeki değişimleri takip ederek yatırımlarını planlama ve yönetme olanağına sahip olmaktadır. Bunun yapılabilmesi için ise yatırım yapılması planlanan borsa veya sektör ile oynaklık endeksleri arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı; 6 farklı oynaklık endeksi ile Borsa İstanbul sektör endeks getirileri arasında asimetrik nedensellik ilişkilerinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda BİST sınai, mali ve hizmetler endeks getirileri ile Euro oynaklık endeksi, altın oynaklık endeksi, petrol oynaklık endeksi, Euro Stoxx oynaklık endeksi, korku endeksi (VIX) ve NASDAQ oynaklık endeksinin 3/18/2011- 3/29/2019 dönemine ait verileri Hatemi-J asimetrik nedensellik testi ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçları farklı asimetrik yönlerde olsa da ele alınan tüm oynaklık endeksleri ile BİST sektör getirileri arasında nedensellik ilişkisi bulunduğunu göstermiştir.
Türk sigorta sektörünün etkinlik analizi ve ekonomik büyüme üzerindeki etkisi
Finansal piyasalarda önemli bir fon yaratma aracı olan sigorta sektörü gelişmiş ülke ekonomilerinin bel kemiği konumundadır. Türkiye'de sigortacılık sektörü gelişmiş piyasalardaki seviyesine ulaşamamış olsa da ekonomide gittikçe artan bir öneme sahiptir. Buna göre, Türk sigorta sektörü, sektörde yapılan mevzuat düzenlemeleri ve çalışmalarla her geçen gün finansal sistem içindeki yerini sağlamlaştırmaktadır. Bu kapsamda çalışmada sigortacılığın finansal aracılık işlevinden bahsedilmiş, sektörün karlılık, likidite, sermaye yeterliliği ve faaliyet oranları değerlendirilmiştir. Sonrasında, etkinlik analizlerinde kullanılan bir yöntem olan VZA ile 2013-2017 yılları arasında Türk sigortacılık sektörünün verileri temel alınarak sektörün etkinlik analizi yapılmıştır. Çalışmanın amacı, sigortacılık sektöründe yer alan şirketlerin etkinliklerinin ölçülmesi, etkinsiz olan sigorta şirketlerinin etkin konuma gelebilmeleri için öneriler sunulmasıdır. Ayrıca sigorta sektörünün ekonomiye olan katkısının ölçülmesi hedeflenmiştir.
Küresel kriz sonrasında merkez bankalarının para politikası uygulamaları: Türk bankacılık sektörüne etkileri üzerine bir araştırma
ABD'de 2007 yılı ortalarından itibaren yaşanan Mortgage Krizi 2008 yılı ortalarında Lehman Brothers Yatırım Bankası'nın iflas etmesiyle küresel bir boyut kazanarak ABD ile birlikte küreselleşmenin de etkisiyle tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Son yıllarda teknoloji de yaşanan hızlı değişim ve gelişim ülkelerin küresel ekonomi içerisindeki ticaret hacimlerinin artmasına ve bir ülkede yaşanan krizin çok daha hızlı bir şekilde diğer ülke ve bölgeleri etkilemesine yol açmıştır. Gelişmiş ülke hükümetleri ve merkez bankaları küresel kriz ile mücadele kapsamında kurtarma paketleri hazırlayarak ve faiz indirimi yaparak küresel krizin yıkıcı etkilerini gidermeye yönelik bir politika uygulamışlardır. Merkez bankaları geleneksel para politikalarıyla küresel kriz ile mücadelede beklenen sonuçları alamayınca fiyat istikrarının yanı sıra finansal istikrar hedefini de ortaya koyarak yeni para politikası araçlarını devreye sokmak zorunda kalmışlardır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), küresel kriz sonrasında küresel ekonomide yaşanan gelişmeler çerçevesinde fiyat istikrarı hedefinin yanı sıra finansal istikrar hedefini de devreye sokmuştur. TCMB faiz koridoru, rezerv opsiyon mekanizması ve zorunlu karşılıklar gibi araçlar ile finansal istikrar hedefine ulaşmayı amaçlamıştır. Bu çalışma, merkez bankalarının küresel kriz sonrasında para politikalarında ne gibi bir değişikliğe gittiğini, küresel kriz sonrasında TCMB para politikası uygulamalarının Türk bankacılık sektörü üzerindeki etkilerini açıklamaya yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, birinci bölümde küresel kriz kavramına yer verilerek küresel krizin nedenleri ve sonuçları ele alınmıştır. İkinci bölümde FED, ECB ve TCMB'nin tarihçesi, görev ve yetkileri, bağımsızlıkları ve son olarak da küresel kriz sonrasında uyguladıkları para politikaları incelenmiştir. Son bölümde ise küresel kriz sonrasında TCMB tarafından uygulanan para politikası uygulamalarının Türk bankacılık sektörüne etkileri ele alınmış ve Türk bankacılık sektörünün para politikası uygulamalarından etkilenme düzeyi seçilmiş göstergeler yardımıyla ortaya konulmuştur.
Yükselen ekonomilerde finansal sektörün yapısal analizi
Yükselen ekonomiler, son yıllarda ekonomisinde hızlı bir büyümenin görüldüğü gelişmekte olan ülkelerden oluşmaktadır. Küreselleşmenin etkileriyle dışa açılan yükselen ekonomiler, pazar hacmi ve hammadde bolluğu ile gelişmiş ülkeleri kendine çekmiş ve dünya pazarında yerini almıştır. Yatırımcılar risklerini bölmek ve gelişmiş piyasalara oranla daha fazla kâr sağlayabilmek için yükselen ekonomi pazarlarına yönelmiştir. Oluşan bu yeni pazarlarda, daha fazla kâr sağlamak isteyen yatırımcıların, yatırım alışkanlıkları bu ülkelerin ekonomilerindeki dalgalanmalardan etkilenmektedir. Ayrıca bu ekonomiler fazla kırılgan bir yapıya sahip oldukları için yatırımcıların piyasadan ani çıkış ve girişlerine de aşırı duyarlıdır. Yükselen ekonomilerde oluşan dalgalanmalar, serbestleşme ile küresel bir etki yaratmaktadır. Bu çalışmanın amacı Morgan Stanley Capital International (MSCI)'ın yayınladığı Yükselen Piyasalar Endeksinde yer alan, yükselen ekonomiler arasından seçilmiş dört ülkenin (Brezilya, Çin, Hindistan, Rusya) ve Türkiye'nin (BRIC-T) 2007-2020 döneminde finansal sektörlerinin gelişimini analiz etmektir. Analiz yapılırken bankacılık sektörü göstergeleri, sigortacılık sektörü göstergeleri ve sermaye piyasası göstergeleri incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın birinci bölümünde, finansal sistem ve finansal piyasalar hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, yükselen ekonomiler, yükselen ekonomilerin sınıflandırılması ve seçilmiş yükselen ekonomilerin temel özellikleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise seçilmiş yükselen ekonomilerin bankacılık, sigortacılık ve sermaye piyasası analizi yapılarak, finansal sektörün gelişimi yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yükselen Ekonomiler, Finans, Banka, Sigorta, Sermaye Piyasası
Hayat dışı sigorta şirketlerinde sermaye yeterliliği, yoğunlaşma ve karlılık ilişkisinin incelenmesi
Yaşamımızda her an karşılaşabileceğimiz risklere karşı güven içinde olmamızı sağlayan sigorta kavramı uzun yıllardır var olmuştur. Sigortacılık içeriği genişlemiş ve önemine göre de şekillenmiştir. Solvency çalışmaları gibi özellikle şirketleri ve piyasayı koruma adına yapılan düzenlemeler bulunmaktadır. Çalışmanın amacı öncelikle ülkemizde hayat dışı alanda faaliyet gösteren sigorta şirketlerine ait karlılık ve sektördeki yoğunlaşma arasındaki ilişkiyi incelemek ve sermaye yeterliliği oranlarının değişimini de gözlemlemektir. Şirketlerde karlılık ile yoğunlaşma arasında çoğunlukla negatif bir ilişki tespit edilirken, yoğunluğun azaldığı yıllarda sermaye yeterliliğinin ve karlılığın arttığı da gözlemlenmiştir. Sektörün sermaye yeterlilik oranı Avrupa Birliği ülkelerine göre ortalama bir seviyede olup, artma eğilimindedir. Yoğunlaşma ile karlılık arasındaki korelasyon katsayıları dikkate alındığında; Yapı -Davranış- Performans Yaklaşımı'nda beklendiği gibi yüksek yoğunlaşma oranlarına sahip sektörlerde, kar oranlarının da yüksek çıktığı sonucuna ulaşılamamıştır.
Türk sigorta sektöründe finansal performans analizi: Hayat dışı sigorta şirketleri üzerine bir araştırma
Sigortacılık sektörü finansal piyasalar içerisindeki en önemli sektörlerden biridir. Özellikle gelişmiş ülkelerde sigortacılık sektörü finansal piyasaların en önemli unsurlarından biri olarak çok önemli bir konuma sahiptir. Gelişmiş ülkelerin aksine Türkiye'de sigortacılık sektörü yeterince gelişememiş olmasına rağmen Türk sigortacılık sektörünün büyük bir potansiyele sahip olduğu ve sektörün son yıllarda hızlı bir gelişim gösterdiği görülmektedir. Sigorta branşları, hayat sigortaları (bireysel emeklilik sigortaları) ve hayat dışı sigortalar olarak iki başlıkta sınıflandırılmaktadır. Çalışmanın amacı hayat dışı (elementer) sigorta sektöründe faaliyet gösteren tesadüfi olarak seçilmiş sigorta şirketlerinin 2014-2023 dönemindeki finansal performans sıralamalarını ortaya koymaktır. Çalışmada beş finansal performans oranı ile eşit ağırlık kullanılarak TOPSİS yöntemiyle seçilmiş hayat dışı sigorta şirketlerinin finansal performans sıralaması yapılmıştır. Çalışmada yapılan finansal performans analizi sonucunda 2014 yılında Neova sigorta finansal performans sıralamasında ilk sırada yer alırken son sırada Unico sigortanın yer aldığı görülmektedir. 2023 yılında ise HDI sigorta finansal performans sıralamasında ilk sırada yer alırken Neova sigorta son sırada yer almıştır. 2014-2023 döneminde hayat dışı sigorta şirketlerinin TOPSİS yöntemine göre ortaya çıkan sıralamalarının da yılda yıla değişiklik gösterdiği görülmüştür. Çalışmada 2014-2023 dönemi genel olarak değerlendirildiğinde Sompo sigorta sekiz defa ilk üçte yer alarak en yüksek finansal performans gösteren hayat dışı sigorta şirketi olurken, Mapfre sigortanın ise ilgili dönemde altı defa son üçte yer alarak en düşük finansal performans gösteren hayat dışı sigorta şirketi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin katılım bankacılığı algısı üzerine bir alan araştırması
Katılım bankaları, içinde faiz unsuru olan bankacılık ürün ve hizmetlerinden faydalanmayı tercih etmeyen müşterilerin bankacılık işlemlerini yapabilmelerini olanak sağlayan finansal kuruluşlardır. Bu kuruluşlar tüm dünyada ve Türkiye'de her geçen gün daha fazla yaygınlaşmaktadır. Buna rağmen katılım bankacılığının ürün ve hizmetlerine olan talep çok da istenildiği seviyede olmadığı gözükmektedir. Bu durumun oluşmasında katılım bankacılığına ilişkin algı, tutum ve bilgi düzeyinin istenilen seviyede olmaması, tanıtım çalışmalarının yeterince yapılmaması, ürün ve hizmetlerinin kişi ve kurumlar tarafından bilinmemesi ve şube sayısının az olması gibi sebepler sayılabilir. Bu çalışma ile üniversite öğrencilerinin katılım bankacılığına ilişkin algı, tutum ve bilgi düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın bir diğer yapılış amacı ise üniversite öğrencilerinin demografik özellikleri ile katılım bankacılığına ilişkin algı, tutum ve bilgi düzeyleri arasında anlamlı farklılıkların olup olmadığını tespit edebilmektir. Elde edilen verilere göre üniversite öğrencilerinin yaşları, kayıt oldukları fakülteler ve aylık gelirleri gibi demografik özellikleri ile anket sorularına vermiş oldukları cevaplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur.
Bankacılık sektörünün dijital dönüşümü: Türk bankacılık sektörü üzerine bir araştırma
Bilgi teknolojilerindeki yenilikler, bankacılık sektöründe dijitalleşmeyi hızlandırarak alternatif dağıtım kanallarının çeşitlenmesine ve yeni finansal ürünlerin gelişimine olanak tanımıştır. Bu dönüşüm, işlem hızını artırırken operasyonel maliyetleri düşürmekte ve müşteri beklentilerine uygun çözümler sunulmasına imkân sağlamaktadır. Geleneksel şube bankacılığı yerini giderek internet ve mobil bankacılığa bırakırken, bankalar rekabet avantajı elde edebilmek için iş süreçlerini yeni teknolojiler doğrultusunda yeniden yapılandırmaktadır. Dijitalleşme, yalnızca verimlilik artışı sağlamakla kalmayıp, müşteri deneyimini iyileştirme bakımından da kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye Bankalar Birliğinin bankacılıkta dijitalleşme verileri doğrultusunda, Türkiye'de dijital bankacılık sektörünün son beş yıllık (2020-2024) dönemdeki gelişimini analiz etmektir. Bu kapsamda, cinsiyet ve yaş gruplarına göre bireysel, kurumsal ve toplam dijital bankacılık müşteri sayıları ile mobil ve internet bankacılığı faaliyetlerine ilişkin işlem adedi ve işlem hacmi incelenmiştir. Bu doğrultuda çalışmanın diğer bir amacı da, Türkiye'nin dijital bankacılık alanındaki gelişimini Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerle karşılaştırarak, Eurostat verileri ışığında dijitalleşmedeki konumunu ortaya koymaktır. Bu kapsamda; Türkiye'nin 2020-2024 döneminde bankacılık sektöründeki dijital dönüşümü analiz edilmiş ve bireysel dijital bankacılık kullanım oranları yaş, cinsiyet, eğitim ve iş profilleri üzerinden Avrupa Birliği üyesi ülkelerle karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çalışma kapsamında ayrıca, Türk bankacılık sektöründeki dijital dönüşüm kamu, özel ve katılım bankalarının ulusal ve uluslararası düzeyde ödül kazanmış dijital bankacılık uygulamaları üzerinden değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bankacılık, Dijital Bankacılık, Dijital Dönüşüm, Türkiye
Türk sigorta sektöründe kasko sigortasının tercihi üzerine bir araştırma: İstanbul örneği
Kişiler yaşamlarında karşılaşabilecekleri tehlikelere karşı gerçekleşebilecek zararlardan korunabilmek ve kendilerini güvence altına alabilmek için sigorta kavramına ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda bireyler, sigorta ile belirli bir prim karşılığında sigorta şirketlerinden güvence talep etmektedirler. Diğer taraftan gelişmekte olan ülkelerin finans sisteminde sigortacılık sektörü önemli bir paya sahip olmaktadır. Bu durumun bir göstergesi olarak Türkiye'de kasko sigortasının uygulamada daha yaygın şekilde kullanılan sigorta türü olduğu vurgulanabilir. Ayrıca sektörde her geçen gün artmakta olan taşıt sayısı kasko yaptıran kişi sayısında da artışı sağladığı belirtilebilir. Aynı zamanda kasko branşı prim üretimini arttırdığı da ifade edilebilir. Günümüzde araç sahibi olan kişiler öncelikle aracında ortaya çıkabilecek risklerden korunmak için kasko sigortası yaptırmak istemektedirler. Gerçekleşebilecek zararları önlemek istedikleri için araçlarını farklı şekillerde kasko sigortası ile güvence altına alma fırsatını talep etmektedirler. Bu çalışmanın amacı İstanbul ilinde ikamet eden bireylerin kasko tercihi üzerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmanın diğer bir amacı ise ankete katılan bireylerin demografik, sosyo- ekonomik (gelir seviyesi, ehliyet sahipliği yılı, aracın piyasa değeri, vb.) özelliklerine yer verilerek bireylerin kasko sigortası satın almalarını veya almamalarını etkileyen faktörlerin tespitidir. Çalışmada analizlerden elde edilen sonuçlara göre kasko sahipliği ile cinsiyet, medeni durum, aylık ortalama kişisel gelir, aylık ortalama hane halkı geliri, ehliyet grubu, yılda yapılan km yolun şehir içi- şehirlerarası yaklaşık oranı ve daha önce maddi hasarlı kazanın yaşanması arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı ayrıca kasko sahipliği ile belirtilen değişkenlerin bağımsız olduğu ifade edilebilir. Kasko sahipliği ile diğer değişkenler (yaş, eğitim durumu, meslek, araç yaşı, araç piyasa değeri, ehliyet sahiplik yılı, yılda ortalama yapılan km yol, aracın başka kullanıcısının varlığı, daha önce maddi hasarlı kaza geçirildiğinde aracın kaskosunun varlığı,) arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu ifade edilebilir.
Türkiye'de net hata ve noksanı etkileyen faktörlerin ekonometrik analizi
Ödemeler dengesi tablosunu dengeleme görevi olan Net Hata ve Noksan (NHN) kalemi bu rolü ile ödemeler dengesi tablosunda kayıt edilemeyen faktörleri içinde barındırır. NHN'ye yol açan bu faktörler nelerdir? NHN Türkiye ekonomisi için bir problem midir? Türkiye NHN'si sürdürülebilir midir? Bunlar cevabı başta döviz kuru, cari denge, dış borç, gayri safi yurt içi hasıla olmak üzere ekonomide beklentiler ve makro değişkenler üzerinde etkileri olan önemli sorular olup tezinde temel motivasyonunu oluşturmaktadırlar. Analiz dönemi olan 2013-2023 yılları arasında Türkiye NHN'sinin ortalaması sıfıra yakın olmakla birlikte giriş-çıkış yönlü dalgalı bir seyir izlediği, dalga büyüklüğünün de yüksek düzeylere ulaşabildiği gözlenmiştir. NHN'de yüksek dalgalanmaya yol açan faktörleri saptamak için nedensellik analizlerinin yanı sıra ARDL ve NARDL tahmin modelleri oluşturulmuştur. Analizler incelenen dönemde NHN'deki yüksek dalgalanmaların temelinde sermaye ve finans hesabı kaynaklı işlemlerin olduğunu göstermiştir. Bu çerçevede "yastık altı" diye niteleyebileceğimiz hanehalkının yabancı para kasa mevcudunun NHN üzerindeki etkisi ön plana çıkmaktadır. Bu değişkenin değişimi ile NHN arasında istatistiki olarak anlamlı, pozitif ve asimetrik bir ilişki olduğu gözlenmektedir. Tasarruf ve enflasyondan korunma aracı olarak döviz tutmanın yaygın olduğu Türkiye'de bankacılık sisteminden yastık altına çıkışlar ya da yastık altından bankacılık sistemine girişler NHN'nin önemli bir belirleyenidir. Sistematik risk algısınn arttığı dönemlerde bankacılık sisteminden mevduat çekilişleri olabilmektedir. Sistematik risk algısının azaldığı, istikrar dönemlerinde ise bu hareketin tersi bir durum oluşmakta ve hane halkı yastık altı yabancı para banknotlarını bankacılık sistemine mevduat olarak geri sokmaktadır. Tahmin edilen katsayılar yastık altından sisteme geri dönüşlerin azalarak gerçekleştiğini göstermektedir.
Davranışsal finansın bireysel yatırımcıların davranış biçimlerini etkilemesi
Günümüzde finansa dair bakış açısı büyük oranda değişmiştir. Bu alanda yapılan araştırmalar göstermiştir ki insan psikolojisi finansal kararların alınmasında oldukça etkilidir. Bu araştırma ile davranışsal finansın içinde yer alan davranışsal özelliklerin, bireysel yatırımcıların getirilerine etki edip etmediği ölçülmeye çalışılacaktır. Davranışsal finans, bireysel yatırımcıların, psikolojik ve davranışsal etkenlerden dolayı borsada yatırım yaparken tamamen rasyonel davranmadığını iddia etmektedir. Rasyonel davranmayan bireysel yatırımcılar hem piyasayı hem de kendi kazançlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, Borsa İstanbul'da işlem yapan bireysel yatırımcıların, davranışsal finansın modellerinde yer alan ön yargıların elde ettikleri getiriler üzerinde etkilerinin olup olmadığını gözler önüne sermektedir.
İnşaat sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin kredilendirilmesi - Uygulama örneği
İnşaat sektörü son yıllarda Türkiye'nin öncü sektörü konumundadır. Bu minvalde, Ülkemizde kalıcı büyümenin ve istihdamın sağlanabilmesi için ilgili sektörde sürekli bir gelişim ihtiyacı mevcuttur. Diğer taraftan, sektörel olarak inşaat firmaları ağırlıklı olarak dış finansman ile büyüme ihtiyacı içerisindedirler. Bahse konu dış finansmanın birincil kaynağını ise banka kredileri oluşturmaktadır. Çalışmamızda, inşaat sektörünün yap-sat ve taahhüt alt kolları özelinde dinamiklerine değinilmiş, sektörde faaliyet gösteren işletmelere hangi tür kredilerin, hangi teminat yapılarıyla tahsis edilebileceği üzerinde durulmuştur. Ayrıca, inşaat sektörünün farklı alanlarında faaliyet gösteren 3 ayrı firma seçilerek bu firmalara tahsis edilen krediler irdelenmiş, inşaat sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin kredilendirme esasları uygulama örnekleri üzerinden anlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnşaat, Kredilendirme, Yap-sat, Taahhüt.
Gölge bankacılık uygulamalarının Türk Bankacılık Sistemi'nde kârlılığa etkisi
Bu çalışma, gölge bankacılık sisteminin, Türk Bankacılık Sistemi'nde kârlılığa etkisinin ölçülmesi amacıyla hazırlanmıştır. Her ne kadar literatürde, sistemin kesin bir tanımlaması olmasa ve sistemin büyüklüğü tanıma göre değişse de, gölge bankacılık sistemi bütün finansal sistemin önemli bir parçasını oluşturmakta olup, literatürdeki gölge bankacılığa ilişkin çalışmaların krizlerden sonraki dönemlerde artış gösterdiği görülmektedir. Bu çalışmada gölge bankacılığın doğuşu, kavramsal çerçevesi, olumlu ve olumsuz yönleri ele alınmış, son olarak ise gölge bankacılığın Türk bankacılık sisteminde kârlılığa olan etkisi analiz edilmiştir. Analiz sonucunda gölge bankacılık faaliyetlerinin banka kârlılıklarını arttırdığı yönünde sonuçlara ulaşılmıştır.
Türk bankacılık sektöründe aktif çeşitlendirmesi ve risk ilişkisi-2009-2018 dönemi analizi
Bankacılık sektörü gerek finans gerekse ekonomi açısından ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Bankacılık sektörünün karlılığı da finansal sistemin istikrarının sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Öte yandan, karlılığın artışı maruz kalınabilecek yeni riskleri de beraberinde getirmektedir. Laeven ve Levine tarafından 1998-2002 yılları arasında çalışmalarda finansal kurumlarda aktif çeşitlendirmesi formülize edilmiştir. Çalışmamızda yapılan analizlerde Laeven ve Levine tarafından ortaya çıkarılan formülden yararlanılarak hesaplamalar yapılmıştır. Literatürden farklı olarak araştırmamızda banka bilançoları üzerindeki aktif çeşitlendirmesi stratejilerinin risklilik üzerine etkisi olup olmadığı konusunda analizler yapılmıştır. Bu kapsamda, 2009-2018 yılları arasında bankacılık sektöründe faaliyet gösteren aktif büyüklüğüne göre ilk 13 banka sıralanarak analizlere dahil edilmiştir. Bahse konu 13 bankanın üçer aylık dönemsel verilerinde net kredilerinin toplam aktiflerine oranları ile aktif çeşitlendirme oranları kıyaslanarak analizlerde bulunulmuştur. Bu analizler ile aktif çeşitlendirmesinin kredi hacminin büyümesi ile genel olarak ters orantılı bir ilişkide olmasının yanı sıra makroekonomik değişkenlerin mevzubahis rasyo üzerinde daha fazla etkili olduğu belirlenmiştir.
Finansal kırılganlığın dinamikleri ve kırılgan sekizli ülkeleri üzerine bir analiz
Yatırım bankacılığı tarafından, gelişmekte olan ülkelerin risklerine dair bir metodoloji ve erken uyarı sistemi oluşturmak üzere ortaya çıkan kırılgan kavramı ve Kırılgan Beşli sınıflandırması zaman içerisinde iktisadi çevreler tarafından kabul edilerek ve genişletilerek Kırılgan Sekizli halini almıştır. Bu çalışmada ise kırılgan ülkelerin makroekonomik özellikleri araştırılmış ve Türkiye özelinde ekonometrik analiz yöntemiyle ülkelerin kırılganlık skorları ile makroekonomik göstergeleri arasındaki nedensellik ilişkileri incelenmiştir. Bu amaçla 2006 ve 2018 yılları arası Türkiye'nin kırılganlık skoru, büyüme oranı, işsizlik oranı, enflasyon oranı ve ihracatın ithalatı karşılama oranları analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Türkiye için kırılganlık üzerinde işsizlik ve enflasyon oranının etkili olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kırılganlık, Finansal Kırılganlık, Mali Kırılganlık, Makroekonomik Kırılganlık
Türkiye'deki bankaların karlılıklarının analizi (2008-2018)
Bankaların faaliyetlerinin büyüklüğü ve zaman içerisindeki gelişimi ülke ekonomisinin büyüklüğünün ve yönünün belirlenmesiyle yakinen ilişkilidir. Bankalar en temelde üstlendikleri fonksiyonlar gereği firmalar ve hane halkının fon taleplerini yani özellikle kredi ihtiyaçlarını karşılarlar. Diğer tarafta ise yapılan düzenlemeler çerçevesinde, fon sahiplerinin tasarruflarını güvenle saklayabilecekleri bankacılık sektörünün temel kaynaklarını fon arzı oluşturur. Bu doğrultuda bankalar kaydi para yaratma fonksiyonu çerçevesinde yatırımları destekleyerek ülke ekonomisinin gelişimine büyük katkıda bulunurlar. Bu denli öneme sahip bankaların, finansal sağlamlığı ile performansları da ilgili otoriteler ve yatırımcılar tarafından takip edilen unsurlardandır. Bankaların finansal performansının en önemli göstergeleri, dönemler arası karlarının gelişimi ve bu karların pay sahipleri ile toplam aktif büyüklüğü içerisindeki paylarıdır. Yani sahip olunan aktif ve öz kaynak içerisinde ne kadar yüksek düzeyde kar elde ediliyorsa, o banka edinilen kar kadar yüksek düzeyde performansa ve dolayısıyla oto finansmana sahiptir. Bu çalışmada, bankaların karlılığının göstergeleri olan aktif karlılığı (ROA) ve özkaynak karlılığına (ROE) etki eden bankalar özgü ve makroekonomik faktörler araştırılmıştır. Araştırma kapsamında karlılığın belirleyicileri arasına dâhil edilen bağımsız değişkenlerin, literatürde daha önceden yapılan çalışmalarda karlılığa etkisi noktasında çeşitli testler yapılmış olması hususuna önem verilmiştir. Yapılan araştırmanın zaman aralığı 2008-2018 yılları olarak belirlenmiş, kapsamı ise belirtilen dönemlerde verilerine kesintisiz bir biçimde erişilebilen mevduat bankalarından oluşmuştur. Söz konusu kısıtlar dahilinde 23 mevduat bankasının yıllık verileri ile makroekonomik değişkenlerin yıllık değişimi araştırmanın değişkenlerini oluşturmuştur. Araştırmanın modeli ise veri setine uygun olarak panel veri analizi şeklinde belirlenmiştir. Panel veri analizi öncesi yapılan testler ile uygun model seçilmiş olup ROA ve ROE'nin bağımlı değişken olduğu iki farklı model oluşturulmuştur. Model sonuçları değerlendirildiğinde genel itibarıyla bankalara özgü değişkenlerin anlamlılık düzeylerinin daha yüksek olduğu, bununla birlikte makroekonomik değişkenlerinde bağımlı değişkenler üzerinde etkisi olduğu sonuçlarına varılmıştır. Çalışmanın detayları ilgili bölümde yer almaktadır.
Türkiye'de mevduat sigortası uygulaması ve diğer değişkenlerin bankaların risk alım davranışlarına etkisi
1930 yılında yaşanan büyük krizin bankacılık sistemleri üzerine etkisine tepki olarak mevduat sigortası düzenlemesi getirilmiştir. Bankalar risk alıp başarısız olduğunda veya yaşanabilecek ekonomik buhranda bir çok banka müşterisinin ve diğer finansal kurumlamların bankanın ödeme gücüyle ilgili endişeye kapılması kaçınılmazdır. Bu endişe ortamında mevduat sahipleri toplu olarak bankadaki parasını hızlı bir şekilde geri çeker ve bu 'bankaya hücum' olarak adlandırılır. Mevduat sigortalarına ilişkin uygulamaların varlığı bankacılık sektörünün, mükellefiyetini yerine getirememe riskini önler, böylelikle bu sektöre olan güvenin devam etmesinde önemli rol oynar. Mevduat sigortası uygulaması mevduat sahiplerini korumayı hedefleyen bir sistem olmasının yanında bankaların aşırı ve gereksiz risk alımına katkısı vardır. Mevduat sigortası sisteminin hem bankalar hem de mevduat sahipleri için çeşitli avantajları vardır. Bununla birlikte akademik tartışmalar, mevduat sigortası sisteminin bir ahlaki tehlike kaynağı olup olmadığına yoğunlaşmışlardır. Bu durum mevduat sahiplerinin bankaları gözlemleme yönündeki cesaretlerini azaltır, diğer taraftan bankalar mevduatların sigorta sistemi tarafından korunduğunu bilir ve bu hal bankaları aşırı risk almaya teşvik eder. Bu çalışmanın amacı mevduat sigortası uygulamalarının muhtemel bir ahlaki tehlike sorununa dönüşme ihtimalini bankaların risk alma davranışları üzerinden açıklamaktır.
Kredi temerrüt swaplarının iktisadi ve finansal değişkenler ile ilişkisinin Türkiye ekonomisi için ampirik analizi
Gelişen ekonomi ile tüm dünyada kredi türev piyasalarının gelişimi 2000'li yılların sonrasında hız kazanmıştır. Kredi temerrüt swapları (CDS'ler) yaygın olarak en çok kullanılan kredi türevleri arasında yer almakta olup gelişen piyasalarda zamanla kredi notlarına alternatif olarak ülkelerin kredi risklerini ölçmede önemli bir göstergeyi ifade eder hale gelmiştir. Yaşanan finansal krizler sonrasında kredi notlarının ülke kredi riskini yeterince yansıtmadığı görüşünün finansal piyasalarda hakim olmasıyla birlikte yatırımcılar, kredi temerrüt swaplarını çok daha yakından takip etmeye başlamışlardır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin ülke kredi risk primleri (CDS) ile seçilmiş bazı makro iktisadi ve finansal değişkenler arasındaki ilişkilerin ortaya konulmasıdır. Bu kapsamda, piyasa istikrarını temsil eden bazı değişkenlerin oynaklıklarının CDS primleri üzerindeki etkileri de incelenmiştir . Çalışmada, Türkiye ekonomisinde Haziran 2006 ile Aralık 2020 dönemlerini kapsayan aylık veriler kullanılmış ve değişkenlerin farklı düzeylerde tümleşik olmaları sebebi ile doğrusal bir ARDL modeli oluşturularak kısa ve uzun dönem katsayılar sınır testi yöntemi ile belirlenmiştir. Bu çerçevede, uzun dönemde beklentilerle uyumlu olarak CDS primlerini; USD (Amerikan Doları) döviz kurunun, istihdam oranının, VIX Endeksinin, kısa vadeli dış borç stok toplamının, Eurobond getirisinin ve enflasyon oranının anlamlı ve pozitif olarak yordadığı, BİST 100 Endeksinin, Türkiye'nin gösterge 2 yıllık tahvil fiyatlarının ve portföy yatırımlarının anlamlı ve negatif olarak yordadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Bunlarla birlikte yine beklentilerle uyumlu olarak uzun dönemde döviz kuru volatilitesinin ve VİX Endeks volatilitesinin de CDS primlerini anlamlı ve pozitif olarak etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: CDS, İktisadi Göstergeler, ARDL Analizi
Bankacılıkta şubeler cari sistemi ve uygulaması
Türkiye?de ve gelişmekte olan diğer ülkelerde bankacılık sektörü, finansal sistemintemelini oluşturmaktadır. Bankalar, temel olarak tasarruf sahiplerinden kaynak toplayıp, topladığı kaynakları ihtiyaç sahiplerine çeşitli şartlar dahilindekullandıran kurumlardır. Toplanmış olan tasarrufların, iktisadi büyüme ve kalkınmaya hizmet edecek şekilde kullandırılması bankaların önemini vurgulamaktadır. Aslında birer işletme olan bankalar bu önemi bakımından devletler tarafından diğer işletmelerdendaha fazla önemsenmiş ve kontrol altında tutulmak istenmiştir. Tasarruf ve yatırımlara aracılık eden bu kurumlar, işlevlerinitam olarak yerine getiremezse, ekonomi etkin bir şekilde çalışamaz ve ekonomikbüyüme olumsuz yönde etkilenir. Ülke ekonomisinin kalkınmasının temel taşlarından biri olan bankaların, diğer tüm şirketlerde de olduğu gibi temel amacı hissedar değeri maksimizasyonudur. Hissedar değeri maksimizasyonunu sağlamanın ana unsuru, karlılıktır.Bankacılık sektöründe şubekarlılığınınhesaplanmasının ve şubelerin karlılıklarına göre hedef projeksiyonun belirlenmesindekiönemli unsurlardan biri deşubeler cari hesabıdır. Kasım 2000, Şubat 2001 ve 2008 küresel finans krizlerinin ardından,sektörde düzenleyici otoritelerinmüdahaleleri görülmeyebaşlamıştır. Bu yasal düzenlemelerinsonuçlarından biriise,bankaların karlılıklarının düşmesive risk yönetiminin ön plana çıkmasıdır. Tüm işletmelerin önceliğinin olduğu gibi, bankaların da önceliği firma değer maksimizasyonudur. Bankalar, firma değer maksimizasyonunu sağlayabilmek için risk yönetiminden taviz vermeden, karlılıklarını ve verimliliklerini sürdürülebilir olarak muhafaza etmelidir.Bu çerçevede banka yönetimleri karlılığın unsurlarını veyönetimini ön plana çıkarmış, yasal düzenlemeleriyakın takibe almış ve buna göre sürekli olarak dinamik yapılarını korumaya özen göstermeye başlamışlardır.IIBu çalışmada, banka şubelerinin karlılıklarının gerçeğe yakın belirlenmesinde bir araç olan, şubeler cari uygulaması genel olarak tanıtılmışve çeşitli banka uygulamalarına yer verilmiştir. Ayrıca, şubeler cari sistemindeki tüm kullanım alanlarına değinilmiş olup,özellikle bankacılık içi kullanımı dışında çok şubeli ve çok uluslu şirketlerin karlılıklarını arttırmaya ve vergilerini planlamayayönelik uygulaması daçalışma kapsamına özet olarak dahil edilmiştir.Sonuçta; şubeler cari uygulamasının, etkin yönetim sonucu oluşan, bir şubeninkarlılık bileşenleri içindeki önemli unsur olduğu ifade edilebilir.1980yılındanberi etkin olarak uygulanan sistemin öneminingünümüz Türk Bankacılık Sistemi?nde bilinmekle birlikte değişen piyasa koşulları doğrultusunda, sisteminde kendisini yenileyeceği kaçınılmazdır.Anahtar Kelimeler:Şubeler Cari Hesabı, Şubeler Cari Faizi, İstismar Faizi, Fon Transfer Fiyatlaması, Karlılık/Verimlilik
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası para politikalarının banka bilançolarına etkisi
Küresel finansal krizi takip eden dönemde, TC. Merkez Bankasınihai amacı olanfiyat istikrarı ile birliktefinansal istikrarı da korumayı hedeflemeye başlamıştır. Küresel finansal krizle birlikte önem kazanan likidite yönetimi ve kredi piyasalarının yakından izlenmesinin gerekliliği sonucunda TC. Merkez Bankası, makro finansal riskleri de göz önünde bulundurarak politika araçlarının içindeyer alan zorunlu karşılık uygulamasınınönemini artırmıştır.Yeni politika bileşeni ile birlikte zorunlu karşılık politikasının, bileşenin ana merkezinde olması bankaların bilançolarına etkisini akla getirmektedir.Zorunlu karşılık politikasına, likidite yönetiminde açık piyasa işlemleri yerinekullanılması, kredi hacminin daraltılması için zorunlu karşılık oranlarının arıttırılması, sermaye girişlerinin zayıfladığı dönemlerde ise zorunlu karşılıkların düşürülmesi ile kredilerde ani azalmariskinin düşürülmesigibi ciddi görevler yüklenmiştir.Zorunlu karşılık oranlarındaki artış, Türk Bankacılık Sistemi'ndebankaların kaynakmaliyetleriniarttırarak karlılığı olumsuz yönde etkilemektedir. Zorunlu karşılık oranlarındaki artışla maliyetlerin artması ve karlılığa yansıyan olumsuz etkiyi görebilmek için, değişiklikyapılanzorunlu karşılık politikasının banka bilançolarına olası etkilerininaçıkça ortaya konması önem kazanmıştır.Bu çalışmada,Türkiye'de fiyat istikrarının yanında finansal istikrarı da gözönünde bulundurarak oluşturulan yeni politika bileşenininde öne çıkan zorunlu karşılık politikasının, banka bilançolarına yansıması ekonometrik teknikler kullanılarak yapılan analizlerle incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Banka Bilançosu, Para Politikası,Yeni Politika Bileşeni, Zorunlu Karşılıklar
Türk bankacılık sektörünün kar kaynaklarının 2001 öncesi ve sonrası karşılaştırılması
Araştırmada 1990-2011 yılları arasında, Türk bankacılık sektörüne ait finansal veriler, kârlılık kalemleri değerlendirilerek gözlemlenmiştir. Literatür araştırmasında saptanan kârlılığın belirleyici unsurlarının karşılaştırılması sonucu, 21 Şubat 2001 Bankacılık Krizi öncesi ve sonrası sektörün kârlılıklarını belirleyen finansal göstergeler,regresyon eğrisi tahmini modellemesi ile gözlemlenerek farklılıkları tespit edilmiştir.Analizde aktif kârlılık oranı, özkaynak kârlılık oranı ve net faiz marjı bağımlı değişken olarak kullanılmış, belirlenen bağımsız değişkenler ile kriz öncesi ve kriz sonrası dönemlerde görülen anlamlılık oranları ayrı ayrı karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Belirlenen bağımsız değişkenler ise; net çalışma sermayesinin toplam aktiflere oranı, yabancı para pozisyonunun toplam özkaynaklara oranı, toplam mevduatın toplam aktiflere oranı, finansal varlıkların toplam aktiflere oranı, toplam kredilerin toplam aktiflere oranı, toplam kredilerin toplam mevduata oranı, takipteki kredilerin toplam kredilere oranı ve özkaynakların toplam aktiflere oranıdır.Analiz sonucunda ulaşılan veriler doğrultusunda, Türk bankacılık sektörünün 21 Şubat 2001 Bankacılık Krizi öncesinde kâr kaynaklarının, kârlılık belirleyicileri ile olan ilişkileri incelendiğinde gerçek bankacılık faaliyetlerinden uzaklaşılmış olduğu düşünülmektedir. Kriz sonrası dönemde sektör toplamı verilerinde gözlenen, bankaların kâr kaynaklarında yaşanan değişimlerin; krizin ardından uygulanan politikalarla gerçek bankacılık faaliyetlerini yürütmeye başlamalarının, yeni makroekonomik stratejilerin, alınan yasal önlemlerin sektör kârlılığına yansımalarının ve bankaların kendi risk yönetim politikalarının birer sonucu olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Banka Kârlılığı, Kârlılık Belirleyicileri, Kâr Kaynakları, Regresyon Eğrisi Tahmin Modelleri.
1999,2000, 2001 ve 2008 kriz dönemlerinde Türk ticari bankalarının karlılıklarının lojistik regresyon analizi ile incelenmesi
Dünya genelinde daha sık periyotlar ile meydana gelen ve özellikle 1990 sonrası yaşanan finansal krizler, Türk Bankacılık Sistemi başta olmak üzere tüm finansal sistemi oldukça ağır zararlarla karşı karşıya bırakmış ve araştırmacılar tarafından daha ciddi şekilde incelenmesine neden olmuştur.Bu doğrultuda çalışmanın amacı; 1999, 2000, 2001 ve 2008 yıllarında yaşanan finansal krizlerin karşılaştırılarak Türk Bankacılık Sistemi?ndeki ticari bankaların karlılık performansı üzerine etkisini araştırmaktır. Oluşturulan çerçevede, öncelikle ekonomik krizler ve bunun içerisinde finansal krizlere dair bir kavramsal açıklama yapılmış, daha sonra 1980 yılı finansal serbestleşme sonrası yaşanan finansal krizler ve alınan önlemler detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Çalışmanın son bölümünde; Türkiye Bankalar Birliği?nce yayınlanan karlılık oranları (Aktif Karlılığı, Özkaynak Karlılığı ve Net Faiz Marjı) bağımlı değişkenler, 4 grup halinde yayınlanan finansal rasyolar (sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, likidite ve gelir gider grubu rasyoları) ise bağımsız değişkenler olarak alınmıştır. Uygulama aşamasında öncelikle bağımsız değişkenler Pearson ve Faktör Analizleri?ne tabi tutularak değişkenler azaltılmış, daha sonra bu değişkenler bağımlı değişkenlerle birlikte Lojistik Regresyon Analizi?ne alınarak finansal krizlerin karşılaştırılması yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar genel bir çerçevede değerlendirilmiştir.Yapılan çalışmanın sonucunda, analizi yapılan söz konusu yıllarda aktif karlılığı ve özkaynak karlılığı bağımlı değişkenleri için gelir gider grubu rasyoları ön plana çıkmıştır. Net faiz marjı bağımlı değişkeni için ise 1999, 2000 ve 2008 yılları için herhangi bir rasyo grubu ön plana çıkmamakla birlikte, 2001 yılı için gelir gider grubu rasyoları ve sermaye yeterliliği grubu rasyoları ön plana çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Finansal Serbestleşme, Finansal Kriz, Türk Bankacılık Sistemi, Lojistik Regresyon Analizi
2001 krizi:Türk bankacılık sektörü üzerine etkileri
Kriz; toplumsal belirsizliğin giderilmesi için gerekli kararların alındığı sosyal, politik ve ekonomik hayatta kendini tekrarlayan bir yıkım ve onarım sürecidir. Günümüz dünya ekonomisinde 1970?li yılların sonunda gelişmiş ülkelerde başlayan, 1980?li yıllarla birlikte gelişmekte olan ülkeleri de kapsayacak bir biçimde yaygınlaşan küreselleşme olgusu, krizin kararların verildiği an olarak tanımlanır hale gelmesine yol açmıştır.Türkiye?de Şubat 2001 krizinde yaşananlar krizin bu tanımını doğrulamaktadır. Krizin bankacılık sektörü başta olmak üzere tüm sektörleri etkisi altına alması sonucu 14 Nisan 2001?de acil önlem planı olarak hazırlanan ?Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı? uygulamaya geçirilmiştir. Bu programla yıkıma uğrayan bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması, sektördeki problemlerin ortadan kaldırılması, bankaların sermaye yapılarının güçlendirilmesi ve bankacılık sektörüne olan güvenin tekrar sağlanması amaçlanmıştır Türk bankacılık sektörü sorunlarının çözümüne yönelik olarak 2001 krizinin ardından yeniden yapılandırma programıyla sektöre çeki düzen verilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca son dönemlerde Avrupa Birliği?ne uyum sürecinin de etkisiyle bankacılık sektörünün Basel direktiflerine uyumlandırılması gereği doğmuştur. Bankaların mali bünyelerinin iyileştirilmesi ve uluslararası kabul görmüş standartlara göre yeniden yapılandırılması ve faaliyetlerinin etkin olarak denetlenmesi, bilançolarının güçlendirilerek yatırımcılara şeffaf hale getirilmesi, güçlü finansal kuruluşlar için şart olan unsurlar olarak görülmüştür.
Türev araçlar ve Türk bankacılık sektöründeki uygulamaları
Gün geçtikçe daha fazla globalleşen finans piyasaları sayesinde dünya ülkeleri, adeta ortak bir finans dünyası oluşturmuşlardır. Gelişen teknoloji ve finans sektörü sayesinde, para transferleri saniyeler içinde gerçekleştirilebilmektedir. Öyle ki, dünya etrafında her gün yüksek miktarlarda para birimi yer değiştirmektedir. Bu nedenle, finans sektörünün bu denli büyüdüğü bir piyasada yatırımcılar arz ve talebe göre oluşan ani dalgalanmalardan etkilenmemek için çeşitli yollarla kendilerini koruma altına alma gereksinimini duymaktadırlar. Bu amaçla yola çıkılarak geliştirilen türev ürünler de, yatırımcıların çeşitli yollarla kendilerini korumaya alabilecekleri bir araç haline gelmiştir. Kurumların bu araçları kullanarak gelecekle ilgili belirsizlikleri en aza indirebilmeleri, bu ürünlere olan ilgiyi günden güne artırmaktadır. Bu çalışmanın amacı; ülkemiz finans sektörünün en büyük kurumları olan bankaların giderek artan türev araç kullanımlarını inceleyerek, daha çok hangi ürünlerde yoğunlaştıklarına ilişkin analiz gerçekleştirmektir. Bu amaçla oluşturulan kavramsal çerçevede; öncelikle türev piyasalardaki ürünler (forward, futures, opsiyon ve swap) açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türk Bankacılık Sektörü ve risklerine ilişkin genel bilgi verilerek, risk türleri detaylandırılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, 2012 ve 2011 yılları için aktif büyüklüğüne göre ilk 10 banka, analize dahil edilmiştir. İlk 10 bankanın incelenme nedeni; piyasanın genel bir görünümü hakkında bilgi vermesi amacıyla yeterli olmasıdır. Çünkü aktif büyüklüğü açısından ilk 10 banka sıralamasında yer alan bankalar, bankacılık sektörünün 2012 yılı sonu itibariyle, %87'ünü oluşturmaktadır. Yapılan analizde, bankacılık sektöründe daha çok hangi türev ürünlerin bulunduğuna, türev ürünlerin TL ve YP olarak işlem hacimlerine yer verilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen veriler 2012-2011 yılları bazında karşılaştırmalı olarak ele alınarak sonuç ve öneriler kısmı oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal Piyasalar, Türev Piyasalar, Türev Ürünler
Türkiye'de yabancı sermayeli bankların gelişimi ve yabancı sermayeli altı bankanın özsermayeye serbest nakit akımları yöntemi ile değerlemesi
Gelişmiş ülkelerde, bankacılık sektöründe pazarın doyuma ulaşması ile bankaların pazar paylarını büyütmelerinin ve karlılıklarını arttırmalarının güçleşmesi, önce kendi ülkelerinde banka birleşmelerine ardından da başka pazarlara yönlenmelerine neden olmuştur. Doğu Avrupa'da rejim değişiklikleri bu yönelimi hızlandırmıştır ve yabancı sermayeli bankaların kültürel ve ticari bağlarının bulunduğu Uzak Doğu Asya ve Latin Amerika ülkelerinin pazarlarına girişleri ile devam etmiştir. Türkiye'de 1980'den sonra başlayan liberalleşme bankacılık sektörüne girişleri kolaylaştırmıştır. 5 Nisan 1994 krizinin ardından gelen 1997 Asya ve 1999 Rusya krizleri bankacılık sektörüne yönelik yeniden yapılandırma programı ve 2005 yılında yürürlüğe giren yeni Bankacılık Kanunu ile Türk Bankacılığı güçlenmiştir. Banka karlılığının yüksek olması ve göreceli olarak bankaların ucuz olması yabancı sermayeli bankaları Türkiye'ye çekmiş, 2000 ile 2013 yılları arasında Türkiye'de faaliyet gösteren 18 bankanın hisselerinin bir kısmı ya da tamamı bu bankalar tarafından satın alınmıştır. Bütün ticari sektörlerde faaliyet gösteren firmaların en önemli amacı sonsuza kadar hayatta kalmak ve değerlerini arttırmaktır. Bankacılık sektörü için de bu durum geçerlidir ve değerleme kavramı bu açıdan önem kazanmaktadır. Bu tez çalışması ile Türkiye'de, 2000 ile 2007 yılları arasında yabancı sermayeli bankalara satışı gerçekleşmiş altı bankanın, özsermayeye serbest nakit akımlar (Free Cash Flows to the Equity / FCFE) yöntemi ile değerlemesi yapılmıştır. 2014 ile 2023 yılları arası bu bankaların olası değerleri hakkında bir projeksiyon sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Türk Bankacılık Sektörü, Yabancı Sermayeli Bankalar, Değerleme, Özsermayeye Serbest Nakit Akımlar
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde CDS primleri ile borsa kapanış endeksleri arasındaki etkileşimin incelenmesi
Çalışmamızın amacı yatırımcıların yatırım yapacakları ülkelerin riskliliğini belirleye bilmelerinde önemli rol oynayan CDS primlerini yatırım kararlarında ne ölçüde dikkate aldıklarını analiz etmektir.Aynı zamanda yatırımcılar kendilerini karşılaşabilecekleri kredi riskinden korumak için Kredi Temerrüt Swap Sözleşmesi (CreditDefault Swap-CDS) yaparak, karşı tarafın ödememe riskinden korunmuş olurlar.
Örgütlerde işgücü çeşitliliği ve nedensellikleri: Yabancı sermayeli bir bankada araştırma
İşgücü çeşitliliği kavram olarak, 1990 yıllarının sonunda ortaya çıkmış ve sınırların ortadan kalktığı dünyamızda her geçen gün beklentilerin de değişmesiyle birlikte oldukça popüler bir kavram haline gelmiştir. Tüm bu gelişmelere bağlı olarak, demografik yapıda meydana gelen farklılaşma da göz önünde bulundurulduğunda, şirketlerin yönetim tarzlarını değiştirmesi, dinamiklik getirme isteği, beklentilerin yükselmesi ile işgücü çeşitliliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda araştırmanın amacı, işgücü çeşitliliğinin örgütlerde uygulanma düzeyini ölçmek ve nedensellikleri belirlemektir. Araştırma finans sektöründe yer alan yabancı sermayeli bir banka üzerinde yapılmıştır. Finans sektöründe araştırma yapılmasının nedeni; en çok istihdam yaratılan ve hızla gelişen bir sektör olmasıdır. Çalışmada, finans sektörünün büyük bir kısmını oluşturan bankacılık sektörü tercih edilmiştir. Araştırma evrenini, Türkiye'de hizmet veren yabancı sermayeli bir banka oluşturmaktadır. Yabancı bankada araştırma yapılmasının nedeni, yabancı sermayeli bankanın Türk sermayeli bir bankadan daha yüksek işgücü çeşitliliğiyle istihdam ettiği varsayımıdır. Beklentilerin sürekli değiştiği sistemde, ayakta kalabilmek için, yapılan çalışmalar ve çalışanların seçildiği kriterler araştırılmış, banka yöneticileriyle yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Uygulama kolaylığı açısından çalışma ili, Ankara seçilmiştir. Bankanın Ankara'da aktif 3 şubesi bulunmaktadır. Bu şubelerde çalışan 156 kişi ile anket yapılmıştır. Ayrıca işgücü çeşitliliği nedenselliklerine bağlı, banka yöneticileriyle yarı formal mülakat tekniği kullanılarak, nitel bir araştırma yapılmıştır. Tez çalışması, dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, işgücü çeşitliliğinin kavramsal boyutları ve nedenselliklerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, işgücü çeşitliliğinin yönetimi ve buna bağlı stratejilerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise, işgücü çeşitliliğini ölçme yollarına yönelik araştırma yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde de, genel değerlendirme ve sonuçlara yer verilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda, bankacılık sektörü içerisinde demografik değerlendirme yapılan bankanın işgücü çeşitliliğinden yararlanmadığı, buna rağmen hacimsel açıdan büyümeyi başardığı ve rekabet gücünü artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: çeşitlilik, işgücü çeşitliliği, çeşitlilik yönetimi,
Ticaret sektöründe faaliyet gösteren KOBİ'lerin kredi taleplerinin değerlendirilmesi ve mali analizi: Uygulama örneği
Günümüzde bankaların risk yönetimi odaklı anlayışı benimsemiş olmaları, kredi süreçlerinin en önemli aşamasının mali tahlil ve istihbarat olduğunu ortaya koymaktadır. Mali analiz ve istihbarat; kredi talebinde bulunan firmanın hakkında edinilen nitel veya nicel tüm bilgiler aracılığı ile firmanın kredibilitesinin olup olmadığını tespit etmek için yapılan çalışmalardır. Çalışmamızda da ülkemiz reel sektörü içerisinde önemli bir pay alan KOBİ'lere odaklanılmıştır. KOBİ'lerin sorunlarının başında finansman sorunu gelmektedir. Finansman sorunlarının çözümünde, özellikle ülkemiz KOBİ'lerinin başvurdukları işletme dışı kaynakların başında banka kredileri gelmektedir. Bu nedenle, ticaret sektöründe faaliyet gösteren iki adet KOBİ nitelikli firma seçilmiş ve kantitatif analizleri yapılarak kredi kararlarına ışık tutacak nitelikte görüşlerde bulunulmuştur. Uygulama bölümünde, yapılan kredi mali analiz ve istihbarat çalışması firmaların bilanço ve gelir tabloları baz alınarak yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: KOBİ, Mali Tahlil ve İstihbarat, Kredibilite
Para politikası şoklarının hâsıla ve fiyat düzeyi üzerindeki asimetrik etkileri: Orta Asya ve Balkan ülkeleri uygulaması
Son yıllarda tüm dünyada hızla gelişen teknoloji, bankacılık ve finans alanında da oldukça önemli bir role sahiptir. Bu nedenle, sektörün yapısını incelemek, takip etmek, ona göre plan ve ayarlamalar yapmak sadece bankacılık sektörüyle ilgilenenler için değil, devletler ve Merkez Bankaları için de büyük bir önem arz etmektedir. Gelişen bu sektörü değişik alt başlıklar altında incelemek mümkündür. Merkez Bankalarının para politikası uygulamaları bazı önemli iktisadi değişkenler (faiz oranı, çıktı, işsizlik oranı, beklenen enflasyon oranı) üzerinde büyük değişiklikler yaratabilmektedir. Bu nedenle, bu uygulamalar bütün iktisadi aktörler tarafından yakından takip edilmektedir. Para politikasının asimetrik etkileri, para arzı değişimlerinin ekonomide istenilenden farklı etkiler yaratması anlamına gelir. Bu nedenle, para politikalarının tek yöne dönebilen bir dişliye benzetilmesi asimetrinin doğmasına sebep olmuştur. Asimetrik etki incelemeleri, literatürde pek çok araştırmaya konu olmuş, Amerika'da 1930 yılında başlayan Büyük Buhran'la daha da şiddetlenmiştir. Bu dönemde izlenen para politikalarının istenilen sonuçları vermemiş olması, asimetrik etki varlığının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Büyük Buhranı takip eden 1936 yılında John Maynard Keynes tarafından yazılan İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi adlı kitap, bu dönemin analizini içermekle birlikte, asimetri incelemesinde de pozitif ve negatif şok ayrımına değinmiştir. Şokun yönüne ilişkin olan pozitif ve negatif şok asimetrisinin yanında şokun yaşandığı döneme ilişkin durum, boyutuna ilişkin ise büyük-küçük asimetri kavramları ortaya çıkmış ve çalışma alanı daha da genişlemiştir. Daha sonra, dışbükey arz eğrisinden kaynaklanan arz yönlü asimetri ve ipi çekme (pushing on a string) teorisinden kaynaklanan talep yönlü asimetri kavramları ortaya çıkmış, asimetrinin varlığını test etmek ve hangi tür asimetri olduğunu ortaya koymak önemli bir inceleme konusu olmuştur. Pozitif ve negatif para politikası şoklarının fiyat ve hâsıla üzerindeki asimetrisini, seçtiğimiz 11 adet Orta Asya ve Balkan ülkelerine göre ele aldığımız çalışmamızda, Cover'ın 1992 yılında yaptığı bu konuya ilişkin çalışması örnek olarak alınmış, Cover'ın (1992) kullandığı iki aşamalı tahmin yöntemi, otoregresif modele (AR) göre test edilmiştir. Sonuç kısmında; bankacılık ve finans sektörünün gelişmekte olduğu 11 adet ülkede asimetri test edilmiştir. Analizlere göre arz veya talep yönlü ne çeşit bir asimetri bulunduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Analizde; seçilen 11 adet ülkenin M2 değeri (para arzı için), tüketici fiyat endeksi değişimleri (fiyat seviyesi için) ve sanayi üretim endeksi (hâsıla düzeyi için) verileri DataStream veri toplama programından alınmış, karışık tarihlerle panel veri şeklinde STATA ekonometrikanaliz programında AR modeli kullanılarak test edilmiştir. Bunun için Cover'ın (1992) çalışmasının ilk aşaması olan denklem tanımlama yapılmış, M2 arzı denklemi tahmin edilmiş, daha sonra bu denklemden hata terimleri pozitif ve negatif olarak ayrıştırılmıştır. Hata terimlerinden (şoklar) elde edilen pozitif ve negatif şoklar, sanayi üretimi ve fiyat seviyesi için kullandığımız enflasyon oranı denklemine dâhil edilerek "sabit etki (fixed-effects) regresyon analizi" yapılmıştır. Sonuç olarak, Orta Asya ve Balkan ülkelerinde birer yükselen piyasa oldukları varsayımı altında arz yönlü asimetrinin var olduğu ortaya çıkmıştır. Tahmin edilen denklemlerin analizinden elde edilen şokların yönleri dikkate alındığında; negatif para politikası şokları çıktı üzerinde güçlü, fiyatlar üzerinde zayıf etkiye sahipken, pozitif para politikası şokları çıktı üzerinde zayıf, fiyatlar üzerinde güçlü etki yaratmaktadır. Bu nedenle, bu piyasalarda pozitif para politikası şoklarının fiyatlar üzerinde daha güçlü asimetrik etkiye sahip olduğu düşünülmüş, bunun nedeninde fiyat ve ücretlerin aşağıya doğru katılığı, yukarı doğru esnekliği olabileceği gerçeği ortaya atılmıştır. Anahtar Kelimeler: Para politikası şoku, Asimetrik etki, Pozitif ve negatif şok asimetrisi,Yükselen piyasalar, Otoregresif model.
Küçük işletmelerin finansmana erişimi ve teminat sicil sistemleri
Sayısal anlamda tüm işletmeler içinde yaklaşık %99'luk bir paya ulaşan küçük işletmeler, ülke ekonomileri açısından büyük öneme sahiptir. Ülkelerin istihdam, ciro gibi muhtelif makroekonomik göstergelere ilişkin rakamsal verileri bunu doğrulamaktadır. İşletmelerin ölçeklerine göre sınıflandırılması konusunda kullanılan ölçütler ülkeden ülkeye farklılık arz etmektedir. Ancak her ülkede genel anlamda küçük işletmeden kasıt büyük ölçekli olmayan tüm işletmelerdir. Küçük işletmelerin en önemli sorunlarından biri de finansmana erişimdir. Söz konusu işletmelerin erişim sağladığı finansman kaynaklarının çeşit bakımından azlığı bu işletmelerin finansmana erişim sorunu açısından önemli bir göstergedir. Nitekim Türkiye'de de küçük işletmeler sınırlı sayıda finansman kaynağına erişim sağlayabilmektedir. Bu duruma sebep olan pek çok sorun bulunmaktadır. Bu sorunlar arasında en belirgin olanı teminat sorunudur. Teminat sorununun çözümü için pek çok ülkede, taşınır varlıkların finansman kuruluşları tarafından teminat olarak kabul edilmesini kolaylaştıran teminat sicil sistemleri kurulmuştur. Bu doğrultuda, çalışmada, çeşitli ülkelerdeki teminat sicil sistemi kurma tecrübelerinden faydalanarak Türkiye'de küçük işletmelerin finansmana erişim imkânlarının artırılması amacıyla bir teminat sicil sisteminin kurulmasına yönelik yol haritası oluşturulması hedeflenmektedir. Anahtar kelimeler: Küçük işletme, ölçüt, finansmana erişim sorunu, teminat, teminat sicil sistemi
Ürün senedinin tarım sektörünün finansmanındaki rolü
Bu çalışmada lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsacılığı sisteminin tarım sektörünün finansmanındaki rolü, ürün senedinin teminat fonksiyonu kapsamında incelenmiştir. Tüm işletmelerde olduğu gibi tarım işletmeleri de üretim faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için finansmana ihtiyaç duymaktadır. Tarımsal üretimin sürekliliğinin sağlanabilmesi amacıyla devlet tarafından uygulanan destekleme politikaları tek başına yeterli olmamakta, bunun yanı sıra kamu bankaları ve özel bankalar ile alternatif finansman araçlarına da başvurulmaktadır. Çok sayıda şubeleri ve geniş ürün yelpazeleri ile bankalar, ülkemizde tarım sektörü tarafından finansman temin etmek amacıyla en çok başvurulan kuruluşlardan biridir. Ancak bankalardan kaynak sağlayacak kişilerin söz konusu kuruluşlar tarafından belirlenen bazı kriterleri yerine getirmeleri gerekmektedir. Bu kriterlerin en önemlilerinden biri, kredinin vadesinde ödenmemesi durumunda bankanın kaybını telafi edebilecek güçte ve herkesçe kabul edilebilir bir maddi değeri olan teminata sahip olmaktır. Lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsacılığı sistemi kapsamında, tarımsal faaliyette bulunan kişilerin sahip olduğu ve lisanslı depolarda muhafaza ettiği ürünlerini temsilen oluşturulan ürün senetleri sayesinde tarım sektörüne yeni bir teminat ürünü sunulmaktadır. 2005 yılında hukuki altyapısı oluşturulan lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsacılığı sisteminin 2011 yılında ilk lisanslı depo işletmesinin lisans alması sonucu faaliyete geçmesi ile birlikte ürün senetleri tarımın finansmanında kullanılmaya başlanmıştır. Ürün senedine dayalı kredi uygulamalarında her yıl artış gözlemlenmekle birlikte, bu yöntemin tarımın finansmanında kayda değer bir hacme ulaştığını söylemek mümkün değildir. Bu sebeple, çalışma kapsamında ürün senedine dayalı kredi uygulamasının artırılabilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla araştırmalarda bulunulmuş ve sektörün tüm tarafları ile görüşmeler yapılmıştır. Bu doğrultuda saptanan hususlara tezin sonuç kısmında yer verilmekte olup, söz konusu önerilerin hayata geçirilmesi ile ürün senetlerinin tarımın finansmanında kullanım miktarlarının artacağı ve daha güçlü bir teminat aracına dönüşeceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: lisanslı depoculuk, ürün ihtisas borsacılığı, ürün senedi,tarımın finansmanı
Finans sektöründe personelin ücret belirleyicileri ve Mincer modeli ile test edilmesi
Çalışmanın temel amacı Türkiye'deki finans sektöründe çalışan bireylerin eğitim, deneyim, cinsiyet, yaşadığı coğrafya ve medeni durum faktörlerinin çalışanların ücretleri üzerinde ne derece etkili olduğunu cinsiyet gruplarına göre ortaya koymak, başka bir diğer ifade ile Mincer ücret teorisinin sektörde geçerliliğini test etmektir. Çalışmada TUİK'in (Türkiye İstatistik Kurumu) 2013 yılı Hanehalkı İşgücü Anketi esas alınarak 901 erkek ve -729 bayan çalışan olmak üzere toplam 1630 kişiye ait bireysel veriler kullanılmıştır. Araştırmaya finansal hizmet faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç), sigorta, reasürans ve emeklilik fonları (zorunlu sosyal güvenlik hariç) ve finansal hizmetler ile sigorta faaliyetleri için yardımcı faaliyetlerde çalışanlar dahil edilmiştir. Sektörlerin sınıflandırılmasında Avrupa Birliğinin ekonomik faaliyetleri sınıflandırmak için oluşturduğu NACE 2 rev. kodlarından faydalanılmıştır. Çalışma bulguları işverenler, çalışanlar ve bu alanda çalışan araştırmacılar için faydalı olacak sonuçları ortaya koymaktadır. İşverenler personel ücretlerini tespit ederken, çalışanlar da talep edecekleri ücretleri belirlerken eğitim ve tecrübe ile ücretler arasındaki analizlerden önemli çıkarımlarda bulunacaklardır. Çalışma, finans alanında eğitim veren kurumların eğitim programlarını gözden geçirmelerine de katkıda bulunabilir. Çalışma Türkiye'deki finans sektöründe ilk defa yapılmış olup, çalışmanın bundan sonraki çalışmalara öncülük edeceği ve katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: mincer kazanç modeli, finans sektörü çalışanları, ücret, ücretin belirleyicileri
Kısa vadeli tarımsal finansmanda teminat sorunu : Özel soğuk hava deposu emanet senetlerinin kullanılabilirliği
Bu çalışmada tarım sektörünün kısa vadeli finansmanında teminat sorunu ele alınmış, özel soğuk hava depolarına teslim edilen ürünler karşılılığında verilen emanet senetlerinin kredi teminatı olarak kullanılıp kullanılamayacağı hususu örnek ürün olarak alınan elma üzerinden incelenmiştir. Tarımın finansmanı yakın zaman kadar kamu tarafından ziraat Bankası üzerinden sağlanmıştır. Ancak, son yıllarda özel bankalar tarım bankacılığı birimleri kurarak tarım sektörüne yönelik yenilikçi kredi ürünleri, hasat döneminde ödemeli banka ve kredi kartları gibi ihtiyaca yönelik ürünlerle tarım sektörü kredilerindeki paylarını artırmaya başlamışlardır. Ancak hem kamu bankalarının sağladığı hem de özel bankaların sağladığı bu krediler genellikle hasat öncesiyle sınırlıdır. Uygun teminatlar veya kefaletlerle sadece üretime hazırlık aşaması ve üretim dönemi kredilendirilmekte ve hasat dönemini takip eden kısa bir süre içinde de krediler kapatılmaktadır. Fakat özellikle küçük üreticilerin bankalar tarafından kabul gören teminatlar konusunda sıkıntıları vardır. Kırsal kesimde ekspertiz değeri düşük olan veya kayıtdışı olan varlıkların bankalarca kabul edilmemesi bu kesime verilen kredi miktarını da azaltmaktadır. Üretim döneminde harcanan emek, yapılan masraflar ve geçen zaman içinde elde edilen ürünler piyasada arzın en yüksek olduğu hasat zamanında genellikle daha düşük fiyattan alıcı bulabilmektedir. Aradan geçen birkaç ay içinde ise tasnif edilip depolanmış ürünler daha yüksek fiyatlardan yeni alıcılara ve tüketicilere intikal etmektedir. Aradaki fiyat farkı sadece bu ürünlerin ayıklama, tasnif ve muhafaza masraflarını karşılamakla kalmayıp, aracılara da kar bırakmaktadır. Çalışmamızda elmanın bizzat kendisinin kredi teminatı olarak kullanılıp kullanılamayacağı araştırılarak, belirli özelliklerinin ortaya konulması, geleneksel bankacılık ve katılım bankacılığı sektörlerinin dikkatine sunularak üreticinin hasat zamanındaki kısa dönem finansman ihtiyacının kredilerle karşılanması ile daha sonraki fiyat artışlarından bu kesimin refah artışına katkı sağlanıp sağlanamayacağı değerlendirilmiştir. Mevcut durumda hububat, yağlı tohumlar, pamuk, kuru kayısı, zeytin ve zeytinyağı gibi ürünler için 2699 sayılı Umumi Mağazacılık Kanunu ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında söz konusu olan hasat dönemi kredi imkânlarının hasat dönemi bir iki ay ile sınırlı olduğu halde tüketimi bütün yıla yayılan meyveler için de yeni bir mevzuata ihtiyaç duyulmadan uygulanması önerilmektedir. Uygulamanın öncelikle elma üretim bölgelerinden başlamak üzere soğuk hava depolarında muhafaza edilebilen meyvelerin yetiştiricileri için kredi imkanlarını ve bunların refah seviyesini artıracağı, geleneksel bankaların ve katılım bankalarının bu bölgelerde özellikle kısa vadeli kaynak kullandırımlarında önemli artışlar sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Küresel krizin Türk dış ticaretine etkilerinin analizi
Küreselleşen dünyada ülkelerin kendilerine özgü veya dış kaynaklı ekonomik problemler dolayısıyla yaşamış oldukları ekonomik krizlerin etkisinin büyük yıkıcı sonuçlar yarattığı bilinmektedir. Bu çalışmada ilk olarak kriz kavramı ve ekonomik kriz türleri bir başlık altında incelenmiştir. Kriz kavramı ve türleri açıklandıktan sonra Dünya ekonomisinde bölgesel ya da küresel çapta büyük etkiler yaratan krizlerin kronolojik sıralamasına yer verilmiştir. Sonraki bölümde Türkiye ekonomisinin yaşamış olduğu krizlerin nedenleri ve ülke ekonomisine etkilerinin üzerinde durulmuştur.Sonuç olarak 2008 Küresel Finansal Krizi'nin Türkiye'nin dış ticaret rakamlarınaetkisini bölgesel ve sektörel olarak inceleyen bir bölüme yer verilmiştir.