Bilkent University
Discipline

Hukuk Anabilim Dalı

Bilkent University

125

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi müdahale hatalarında bilirkişinin rolü

Bilirkişi görüşlerinin davaların sonuçlandırılmasında çok etkili bir rolü vardır. Mahkemeler, ceza ve hukuk davalarında, Hakimlerin çözmekte zorlandığı bilimsel konulara açıklık getirmek için bilirkişilerin görüşlerine başvururlar. Ülkemizde son yıllarda hatalı tıbbi müdahale iddiasıyla açılan davalarda büyük bir artış gözlenmektedir. Mahkemeler ve Hakimler, bilirkişilerin temel tıp kurallarına, kabul edilebilir tedavi seçeneklerine ilişkin açıklamaları ve yorumları olmadan tıbbi müdahale hatalarını komplikasyonlardan ayıramazlar. Ülkemizdeki kanunlara göre, mesleği yapmaya yetkili olan tüm hekimlerin tıbbi bilirkişilik yükümlülüğü de vardır. Adli Tıp Kurumu, Yüksek Sağlık Şurası, Adli Tıp Enstitüleri ve Üniversiteler halen ülkemizde bilirkişilik hizmeti veren kurumlardır. Biz burada, tıp camiasında, mahkemelerde ve sosyal mediada sıklıkla tartışma konusu olan tıbbi müdahale hatasıyla komplikasyonun ayırımını inceledik. Adli Tıp Kurumu ve Yüksek Sağlık Şurası tarafından verilen bir takım hatalı, eksik ve bilimsel olmayan tıbbi bilirkişi raporlarını mercek altına aldık. Bu çalışma güvenilir, tarafsız, objektif ve bilimsel tıbbi bilirkişi raporlarının hatalı tıbbi müdahale davalarındaki önemini tartışmakta, tıbbi bilirkişilerin bilginin tarafsız taşıyıcısı olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Tıbbi bilirkişilerin verdikleri hizmetin kalitesini arttırmak ve nihayetinde daha doğru, dürüst ve adil sonuçlara ulaşabilmesi için tavsiyelerde bulunduk. İnsanların daha sağlıklı ve adil bir yaşam sürmelerini sağlayarak, global düzeyde iyi olma halini hedefleyen tıp ve hukuk bilim dallarının birlikte harmoni içinde çalışmaları halinde çok daha etkili olabilecekleri sonucuna vardık.

BilirkişiTıbbi hatalarTıbbi müdahale
Volkan Yaşar Işıksaçan
Özyegin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Jinekolojik cerrahi faaliyetlerde taksirle öldürme suçu

Jinekolojik cerrahi faaliyetlerden kaynaklanan taksirle öldürme suçu tabip, hasta ve hukuk insanları açısından farklı anlamlar ifade eden bir kavramdır. Jinekolojik cerrahi faaliyetlerden kaynaklanan ölüm sonucunda, hasta yakınları, ölümün kaçınılmaz olup olmadığını ve bu durumun bir hatadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını sorgulama süreci yaşarlar. Burada komplikasyon kavramını açıklayabilmek kolay olmamaktadır. Bir tabibin hastası lehine başarabileceği son nokta, oluşan komplikasyonu doğru yönetebilmektir. Hukuk bilimi açısından ise bir cerrahi faaliyet sonrasında gerçekleşen ölüm re'sen soruşturulması gereken bir suçtur. Suça yönelik muhakeme süreci, hukuki kararın teknik incelemeler sonucu verildiği bir süreçtir. Adaletin tesisine yönelik çözümü en zor durumlardan biri olan cerrahi faaliyet sonrası ölüm konusu, üzerinde çok disiplinli çalışmalar gerektiren bir süreçtir. Her durumda tüm paydaşların adalet duygularının tatmini zordur.

Cerrahi tedaviCerrahi-kadın doğumCinayet+7
Ertunç Mega
Özyegin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fikri ve sınai mülkiyet uyuşmazlıklarında tahkim

Ticari uyuşmazlıklarda olduğu gibi fikri ve sınai mülkiyet alanında tahkim ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yolları devlet yargısına nazaran daha fazla ilgi çekmeye başlamıştır. Türkiye'de yalnızca fikri ve sınai mülkiyet alanında tahkim hizmeti sunan bir merkez olmamakla beraber söz konusu uyuşmazlıklar açısından mevcut tahkim merkezlerine başvurulmasını engelleyen bir husus yoktur. Elbette ki fikri ve sınai mülkiyet uyuşmazlıklarında ihtiyari tahkim yoluna başvurulabilmesi için uyuşmazlığın tahkime elverişli olması ve taraflar arasında tahkim anlaşmasının yapılması gerekir. Çalışmamız fikri ve sınai mülkiyet alanında ihtiyari tahkime ilişkin olmakla beraber tezimizin birinci bölümünde, fikri ve sınai mülkiyet şemsiye kavramı açıklanacaktır. İlk olarak Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca eser kavramı, eser olma şartları, eser türleri ve eser sahipliğine ilişkin hususlara değinilecek, daha sonra Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında sınai mülkiyet hakları açıklanacaktır. Tezin ikinci bölümünde, fikri ve sınai mülkiyet haklarının konu olabileceği uyuşmazlıklar açıklanacaktır. Bu uyuşmazlıklar, sözleşme ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar ve sözleşme dışı ilişkilerde doğan uyuşmazlıklar olmak üzere iki grupta incelenecektir. Tezin son bölümünde ise, fikri ve sınai mülkiyet uyuşmazlıkları bakımından tahkim yolu incelenecektir. Tahkim türleri, tahkim sözleşmesi, hakemler ve hakem yargılamasına ilişkin hususlarda genel bilgi verilecektir. Daha sonra, tahkim yolunun fikri ve sınai mülkiyet uyuşmazlıkları bakımından uygulanabilirliğini tespit edebilmek amacıyla tahkime elverişlilik hususuna değinilecektir. Fikri ve sınai mülkiyet alanında tahkim yargılaması incelenecektir. Son olarak, fikri ve sınai mülkiyet uyuşmazlıkları bakımından tahkim hakkında genel bir değerlendirme yapılacaktır.

Fikri ve sınai mülkiyet haklarıTahkimTicari uyuşmazlıklar+1
İpek Şahinkara
Özyegin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirketlerde borca batıklık durumu ve sonuçları

Sermayenin korunması ilkesi, şirketler hukukunun temel ilkelerinden biridir. Anonim şirketler bakımından bu ilkenin sağlanması amacıyla ve gerek şirket gerek şirket alacaklıları gerek şirket ortakları üzerinde sahip olduğu etki nedeniyle, malvarlığının korunmasına ilişkin kanunda bazı düzenlemelerde bulunulmuştur. Anonim şirketin mali durumunda birtakım nedenlerden ötürü bozulmalar meydana gelmesi olağandır. Bu mali durum bozulmalarından biri de borca batıklık durumudur. Şirket aktiflerinin, borçlarını karşılamaya yetememesi durumu olarak tanımlayabileceğimiz borca batıklık durumu hem şirketi hem şirket alacaklılarını hem şirket ortaklarını hem de kamuyu olumsuz etkilemesi nedeniyle kanunda ayrıca düzenlenmiş, bazı yükümlülükleri ve sonuçları beraberinde getirmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun 376/3. hükmünde, şirketin borca batık durumda olduğuna ilişkin bazı emarelerin varlığı halinde yönetim kurulunun ara bilanço çıkarması gerektiği, çıkarılan ara bilançodan şirket aktiflerinin, borçlarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması durumunda, yönetim kurulu tarafından bu durumun şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirilmesi ve şirketin iflasının istemesi gerektiği düzenlenmiştir. Borca batıklığa bağlanan sonuç, şirketin sona erme nedeni olan şirketin iflasıdır. Borca batıklık bildirimi üzerine mahkemece yapılacak incelemede şirketin gerçekten borca batık durumda olduğu tespit edilirse, mahkeme tarafından şirketin iflasına hükmedilir. Ancak bazı yöntemler ile şirketin içinde bulunduğu borca batıklık durumu nedeniyle hakkında verilecek iflas kararından kurtulması mümkündür. Üç bölümden meydana gelen çalışmamızın ilk bölümü anonim şirketlerin mali yapısındaki bozulmalardan, ikinci bölümü genel itibariyle borca batıklık durumuyla birlikte borca batıklık durumunda yapılması gerekenlerden ve borca batıklıktan doğan sorumluluktan, son bölümü ise borca batıklığın sonucu olarak iflastan ve iflas kararının önüne geçilebilmesi için başvurulabilecek yöntemlerden oluşmaktadır.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerBorca batıklık+2
Ecem Kök
Özyegin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Haksız rekabet hukukunda başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma

Yeni Türk Ticaret Kanunu ile haksız rekabetin temelini teşkil eden emeğin korunması; yeni hüküm olan "başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanılması" hali ile hüküm altına alınmıştır. Rekabetin sağlıklı bir ortamda hukuka uygun devamlılığının sağlanması için, rakiplerin emek ve deneyimleri ile ortaya koyduğu, rakipleri ile arasındaki farkı belirleyen "iş ürünlerinin" korunması önem arz etmektedir. Rakiplerin birbirini yenme arzusu; piyasa katılımcılarının yılların deneyimi ile fikri çaba ve emeğin bir araya getirdiği iş ürünlerinin korunmasını önemli kılmaktadır. Aksi halde serbest rekabet etme hakkı, hukuka aykırı olarak ihlal edilir ve parazit rekabet oluşur. Parazit rekabetin oluşmaması için katılımcıların emeğinin korunması önem arz eder." Türk Hukuku açısından yeni bir hüküm olan; TTK 55/1-c hükmü sayesinde parazit rekabetin önlenmesi ve "Emeğin Korunması" amaçlanır. Bu çalışmamızda "başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma" fiilinin, haksız rekabet hükümleri haricindeki hükümler ile ilişkisi ele alınacak ve devamında özel olarak düzenlenen TTK 55/1-c hükmü incelenecektir.

EmekHaksız rekabetHukuki sorumluluk+5
Fevzi Alperen Ersoy
Özyegin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çevrimiçi platformlara özgü üretilen program formatlarının internet ortamında korunması

Bu tez çalışması medya ve eğlence sektörlerinde ticari ve kreatif açıdan önemli bir yer tutan program formatlarının tartışmalı hukuki niteliklerinin ve bu formatlara sağlanabilecek hukuki korumanın incelenmesi maksadıyla kaleme alınmıştır. Programlar ve program formatları birbirlerine karıştırılmaması gereken farklı yapıtlar olup formatlar, görsel işitsel bir eser olan programların yapıtaşı olan yazılı ürünlerdir. Gelişen teknoloji sayesinde eser ve içeriklere ulaşma yöntemleri çeşitlenmiş, fikri mülkiyet hukuku internet ve dijitalleşmeden önemli ölçüde etkilenmiştir. Çalışmamızda program formatlarının hukuki nitelikleri ve fikri mülkiyet hukuku kapsamında eser olarak korunup korunamayacakları, hukuk doktrinindeki farklı görüşler ve Yargıtay ve yabancı ülkelerin yüksek mahkemelerine ait kararlar çerçevesinde değerlendirilmiş, devamında eser sahibinin mali hakları; internet ortamında gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine, önemli çevrimiçi ortam aktörlerine ve temel bilişim hukuku esaslarına değinilerek incelenmiştir. Program formatlarına sağlanabilecek özel hukuk koruması irdelenerek çalışma noktalanmıştır.

Fikri mülkiyet hukukuMedya hukuku
Halil Berk Erdoğan
Özyegin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanununda uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarında etkin pişmanlık

Türk Ceza Kanunu'nda uyuşturucu ve uyarıcı madde suçları için düzenlenmiş olan etkin pişmanlık hükümlerini değerlendirmeye alan bu tez çalışması, ilk önce suç teorilerini irdelemiştir. Suçun ne olduğunu, hangi unsurlardan oluştuğunun değerlendirilmesinin ardından cezanın amacı, nitelikleri ve Türk Ceza Kanunu'na faile verilecek cezanın hangi norm ve usullere uyularak verildiği anlatılmıştır. Suçun failin iradesi dışındaki sebepler nedeniyle tamamlanamaması ile gündeme gelen teşebbüs kurumu, şartları ve cezalandırılmasını açıklayan teoriler izah edilmiştir. Bu kurumlara ve onlara ilişkin teoriler ele alınırken hem yabancı hukukçular, kriminologların görüşleri hem de Türk hukukçuların görüşleri kıyaslanarak değerlendirilmiştir. Etkin pişmanlık ile benzerlik gösteren bir kurum olan gönüllü vazgeçme ve onun cezalandırılmama nedenlerini açıklayan teorilerin anlatılmasının ardından, gönüllü vazgeçmenin oluşabilmesi için aranan şartlar anlatılmıştır. Gönüllü vazgeçme kurumunun ardından etkin pişmanlık ele alınmıştır. Etkin pişmanlık kurumunun hukuki niteliği ve gönüllü vazgeçmeden farkları karşılaştırılmasının ardından unsurları ele alınmıştır. Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş olan etkin pişmanlık hükümlerinin örneklerinin verilmesinin ardından bu hükümlerin Ceza Muhakemesine etkisi ele alınmıştır. Ceza muhakemesinin farklı aşamalarındaki etkilerinin değerlendirilmesinin ardından Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarına ilişkin olarak 192. maddede düzenlenmiş olan etkin pişmanlık hükümleri ele alınmıştır. Bu hükümlerin amaçları, uygulama şartları ve sonuçlarının değerlendirilmesinin ardından konulara ilişkin genel bir değerlendirme yapılmış ve şahsi görüşlere yer verilmiştir.

Türk ceza hukuku
Emirhan Haznedar
Özyegin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kat mülkiyetinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk

6325 sayılı kanunun 18/A maddesinden sonra gelmek üzere "Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk'' başlığıyla 18/B maddesi eklenmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte, dava şartı arabuluculuğa tabii uyuşmazlıkların kapsamı genişletilmiş ve Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar dava şartı arabuluculuğa tabii olmuştur. Çalışmada, yeni bir düzenleme olması ile uygulamada ve doktrinde belirsiz hususların bulunması sebebiyle Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda arabuluculuk süreci, arabuluculuk faaliyetinde önem arz eden hususlar, muhtemel uyuşmazlıkların tarafları ve Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişliliği incelenerek değerlendirilecek, uygulamada ve doktrinde belirsizlik yaratabilecek durumlar açıklığa kavuşturulmaya çalışılacaktır. Bu sebeple çalışmanın ilk bölümünde alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ve arabuluculuk ele alınmış ikinci bölümde kat mülkiyeti kanunundan kaynaklanabilecek uyuşmazlıklar ile uyuşmazlığın tarafı olabilecek kişilerin hak ve yükümlülükleri değerlendirilmiş üçüncü bölümde ise arabuluculuk faaliyetinin kapsamı dava yoluna başvurabilecek kişiler, dava şartı arabuluculuk süreci ile anlaşma belgesi ve icra edilebilirlik şerhi alınması hususları incelemiştir.

Emel Çevik
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kişisel verilerin korunmasında açık rıza

Çalışmamız iki temel başlıkta ilerleyecek olup ilk başlıkta kişisel veri kavramına ve kişisel verilerin korunması hukukuna değinilecektir. İkinci bölümde ise açık rıza konusu ele alınacaktır. Açık rıza başlığı altında ise kişisel verilerin korunması bahsinde önem arz ettiğini düşündüğümüz yurtdışına aktarım başlığı konusu ele alınacaktır. Kişisel verilerin korunması hukuku, genç ve dinamik bir hukuk disiplini olup güncel kararlarla gelişip genişlemektedir. Bu çerçevede Kişisel Verileri Koruma Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve diğer yargı mercilerinin kararlarına sık sık başvurulmuş ve ilgili konunun güncel örneklerle somutlaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde kişisel veri kavramının yanı sıra, kişisel veriye ilişkin temel kavramlar, kişisel verilerin hukuki niteliğine ilişkin görüşler, kişisel verilerin korunmasına yönelik temel ilkeler, kişisel verilerin işlenmesinde hukuka uygunluk sebepleri ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin ulusal ve uluslararası normlar incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise açık rıza kavramı ve unsurlarına, açık rızanın hukuki niteliğine, şekline, ispatına, geri alınmasına, açıklanacağı zaman ve süreye; rıza beyanında bulunma ehliyetine ve çocuğun rızasına yer verilmiştir. Ayrıca bu bölümde KVKK'nın yürürlüğe girmesinden önce alınan rızaların geçerliliğine, açık rıza ile diğer hukuka uygunluk nedenleri arasındaki ilişkiye temas edilmiştir. Son olarak kişisel verilerin açık rıza kapsamında yurt dışına aktarılması konu ele alınmıştır. Bu kapsamda, yurt dışına aktarımın şartları ile açık rıza alınarak ve alınmaksızın yurt dışına veri aktarımının nasıl yapılacağı konuları üzerinde durulmuştur.

Kişisel verilerin kaydedilmesi
Zeynep Karabat
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda iktibas veya iltibas suretiyle marka hakkının ihlalinden doğan cezai sorumluluk

Ticari hayatta önemli bir işlev gören markanın hukuki ve cezai açıdan korunması amacıyla ulusal ve uluslararası hukuk metinlerinde bazı düzenlemelere yer verilmiştir. Türkiye hukukunda markaya sağlanan ceza hukuku korumalarından biri de marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz suçudur. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasında başkasına ait tescilli marka ile aynı ya da benzer olan bir işaretin, tescile konu mal ya da hizmetler üzerinde kullanılması suretiyle işlenen birtakım fiiller cezai yaptırıma bağlanmıştır. Bu düzenleme, tarafı olduğumuz uluslararası bir sözleşme olan TRIPS içerisinde yer verilen marka hakkına sağlanan cezai koruma ile uyumluluk taşımaktadır. Marka hakkının cezai korumasına ilişkin düzenlemeler 20. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığından bu düzenlemeler doğal olarak birtakım eksiklikler içermektedir. Çalışmamızda, mevcut düzenlemedeki eksikliklerin neler olduğunu tespit etmeye ve bunlara ilişkin çözüm önerileri sunmaya çalıştık.

Cezai sorumlulukFikri ve sınai mülkiyet haklarıKanunlar 6769 sayılı+5
Gülberk Gür
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Commonwealth tipi yeni anayasacılık modelinin bir örneği olarak Birleşik Krallık parlamentosunun insan haklarının korunmasındaki rolü

Commonwealth tipi yeni anayasacılık modeli, geleneksel parlamento üstünlüğü ve geleneksel anayasa üstünlüğü sisteminin bazı özelliklerini bünyesinde barındıran hibrit bir model olarak nitelendirilmektedir. Birleşik Krallık'ta 1998 yılında kabul edilen İnsan Hakları Kanunu Commonwealth tipi yeni anayasacılık modelinin bir örneğini teşkil etmektedir. Tez çalışmasının ilk bölümünde, Commonwealth tipi yeni anayasacılık modeli Gardbaum'un kuramı temel alınarak doktrin görüşleri ve örnekler ışığında incelenmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Birleşik Krallık İnsan Hakları Kanunu örneği üzerine odaklanılmakta, bu kanunun çizdiği çerçevede Birleşik Krallık Parlamentosunun ve parlamento bünyesinde görev yapan İnsan Hakları Karma Komitesinin oynadığı rol ortaya konulmaktadır. Böylece bir anayasal sistemde yasama organının insan haklarının korunmasında nasıl etkili olabileceği gösterilmeye çalışılmaktadır.

Ömer Demirtaşoğlu
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde anonim ortaklıkta pay sahibinin oy hakkının donması

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 434. maddesinde düzenlenen oy hakkı, anonim ortaklık pay sahiplerinin ortaklık genel kurulunda görüşülen konular hakkında olumlu, olumsuz veya çekimser yönde beyanda bulunmasına imkân tanıyan ve ortaklık yönetimine katılmasına aracılık eden pay sahipliği hakkıdır. Pay sahibinin oy hakkının kullanımının kanundan kaynaklanan bir sebep dolayısıyla engellenmesi, oy hakkının donması olarak ifade edilir. Anonim ortaklıkta oy hakkının donması olgusuna ihtiyaç duyulmasının temel sebebi, pay sahipleri ile ortaklık arasında ortaya çıkan menfaat çatışmalarının dengelenmesi ve ortaklığın karar ve irade organı niteliğini taşıyan genel kurulda istikrarın sağlanması düşüncesidir. Oy hakkı donan pay sahibi, genel kurulda oy kullanamaz ve anonim ortaklığın yönetimi üzerinde etki doğurma gücüne sahip olan yönetsel nitelikteki pay sahipliği haklarından yararlanamaz. Çalışmamızda oy hakkının donması kavramı; oy hakkının donduğu hâller, oy hakkının donmasının hüküm ve sonuçları ve oy hakkının donması hükümlerine aykırılık hâli kapsamında incelenmiştir.

İmge Şahin
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası tahkimde vasıflandırma

Bu çalışmada, uluslararası özel hukukunun temel problemlerinden biri olarak kabul edilen vasıflandırmanın uluslararası tahkimdeki rolü incelenmiştir. Kanunlar ihtilafı hukukunda vasıflandırma konusunda kabul edilen teorilerin, uluslararası tahkimde lex forisi olmayan hakem heyeti bakımından geçerli olup olmadığı tartışılmıştır. Hakem heyetinin tahkim yargılamasının farklı aşamalarında farklı ihtiyaçlarla yapacağı vasıflandırmanın tâbi olacağı hukuk, önemi ve sonuçları ortaya koyulmuştur. Böylelikle tahkim yargılamasında vasıflandırmaya konu olacak hususlar tespit edilmiştir. Hakem heyeti, vasıflandırma yaparken, karşılaştırmalı hukuk aracılığıyla elde edeceği, uluslararası tahkimin ihtiyaçlarına uygun ulus-ötesi kavramları dikkate almalıdır. Hakem heyetinin temel ayrım olarak usul ve esas bakımından yapacağı vasıflandırmanın tahkim yargılamasını etkileyen farklı sonuçları vardır. Uluslararası tahkimde yetki ve kabul edilebilirlik meseleleri ile tahkim anlaşmasının farklı boyutları (asli ve şekli geçerlilik, ehliyet ve tahkime elverişlilik) vasıflandırmanın belirleyici olduğu diğer alanlardır. Hakem heyetlerinin, bu konuları vasıflandırırken izledikleri farklı yaklaşımlar, bazen, benzer durumlarda çelişkili sonuçların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Karşılaştırmalı hukukTahkim
Ayşenaz Öztürk
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Görüntü üreten yapay zeka eğitiminde güzel sanat eserlerinin kullanımı: Telif hakları üzerine bir hukuki inceleme

Yapay Zeka Sanatı, bir yandan sanatçılara yardımcı ve analitik araçlarla fayda sağlarken diğer yandan Stable AI, DeviantArt, Dall-E gibi Görüntü Üretimi araçlarıyla onlarınkine benzer çıktılar üreterek mesleğin gelirini ve geleceğini tehlikeye atmaktadır. Çıktıların benzerliği, araçların eğitiminde dijital ortamda oluşturulmuş veya fiziki ortamdan dijital ortama aktarılmış eserlerin çoğaltmalarının kullanılmasından kaynaklanmaktadır. 2022 yılının Aralık ayında sanatçılar, Görüntü Üretimi araçları tarafından üretilen çıktıların da kendi pazarlarında satışa çıkarılmasına, "No to AI Generated Images" ("Yapay Zeka'nın Ürettiği Görsellere Hayır") kampanyası ile tepki göstermişlerdir. Çalışmamızda öncelikle Yapay Zeka ile Büyük Veri kavramları ele alınacak ve Yapay Zeka'nın Görüntü Üretimi'ni nasıl gerçekleştirdiği anlatılacak; sonra ABD, AB ve Türk hukukuna göre güzel sanat eserlerinin Yapay Zeka eğitiminde kullanılmak üzere çoğaltılmasının sanatçıların çoğaltma hakkını ihlal edici bir niteliği olup olmadığı incelenecek, son olarak ise bu problemin çözümüne ilişkin hukuki önerilerimiz aktarılacaktır. Anahtar Kelimeler: "Yapay Zeka'nın Ürettiği Görsellere Hayır" Kampanyası, Yapay Zeka Sanatı, Görüntü Üretimi araçları, Yapay Zeka eğitimi, güzel sanat eserleri, çoğaltma hakkı ihlali

Amerikan hukukuAvrupa Topluluğu hukukuFikri mülkiyet hukuku+5
Ezginur Uslu
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Şirketler hukuku bağlamında sürdürülebilirlik kavramı ve anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu

Çağımızın en önemli kavramlarından biri olan "sürdürülebilirlik", ekonomi, işletme ve çevre bilimlerinin yanı sıra hukuk alanında da etkilerini doğurmaya başlamıştır. Anonim şirketlerin günümüzdeki devletleri aşan ekonomik güçleri ve sürdürülebilirliğin üç boyutu olan çevre, toplum ve ekonomi üzerinde olumlu ve olumsuz etkide bulunabilme potansiyelleri, şirketler hukukunu da kavramla yakından ilgili hale getirmiştir. Sürdürülebilirlik kavramı şirketler hukukunda karşılığını özellikle, anonim şirketlerin varlık sebeplerinin pay sahipleri lehine kâr sağlamanın ötesinde, tüm menfaat sahiplerinin çevresel ve toplumsal menfaatlerinin de gözetildiği uzun vadeli değer yaratımı olduğunu ileri süren "kurumsal amaç" kavramı üzerinden bulmuştur. Kurumsal amaç anlayışı, anonim şirket yönetiminde ekonomik menfaatlerin yanı sıra, sürdürülebilirlik ilkeleri ile çevresel ve sosyal menfaatlerin de gözetilmesini gerektirir. Dolayısıyla söz konusu kavramlara ilişkin gelişmeler, anonim şirketin yönetim ve temsil organı olarak yönetim kurulu üyelerinin görev ve sorumluluklarını da yeniden tartışmaya açmıştır. Bu çalışma, anonim şirketlerde sürdürülebilirlik ve kurumsal amaç kavramlarının hukuki yansımalarını, başta özen ve bağlılık yükümlülükleri olmak üzere, yönetim kurulu üyelerinin yükümlülük ve sorumlulukları çerçevesinde incelemektedir. Bu itibarla sürdürülebilirlik ve kurumsal amaç kavramlarını özellikle şirketler hukukunda hukuki bir temele oturtmak ve bunlarla ilişkili kavramları Türk şirketler hukuku literatürüne kazandırmak çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır. Araştırmanın temel amacı ise, mevcut hukuk kuralları ile sürdürülebilirliğe ilişkin yeni hukuki düzenlemelerin anonim şirket yönetim kurulu üyelerine pay sahipleri dışındaki menfaat sahiplerinin çıkarlarını ve sürdürülebilirlik ilkelerini gözetme imkân veya yükümlülüğü verip vermediği; sürdürülebilirlik ilkelerine uygun veya aykırı kararların bunların sorumluluklarını doğurup doğurmadığı; bu konuda mevcut düzenlemelerin ötesinde bağlayıcı hukuk kurallarına ihtiyaç olup olmadığı şeklindeki araştırma sorularına yanıt aramaktır.

Anonim şirketlerHukuki sorumlulukKurumsal sorumluluk+7
Pınar Başak Coşkun
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Çerçeve sözleşmeler

Çerçeve sözleşme, tarafların münferit sözleşme ilişkisinin/ilişkilerinin tabi tutulacağı esaslar üzerinde anlaşmalarına olanak sağlayan hukuki enstrümandır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılmasına rağmen, Türk Hukuk literatüründe bu kavram üzerinde kapsamlı şekilde çalışılan eserlerin azlığı ve beraberinde getirdiği bazı soruların öğretide cevapsız bırakılması, çerçeve sözleşme kavramının Borçlar Hukuku merkezinde incelenmesi ihtiyacını doğurmuştur. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde 'Çerçeve Sözleşme Kavramı ve Hukuki Niteliği' incelenecektir. İkinci Bölümde 'Çerçeve Sözleşmenin Kurulması ve İçeriği', nihayet üçüncü ve son bölümde ise 'Çerçeve Sözleşme ve Münferit Sözleşme Arasındaki İlişki ve Bu İlişkinin Uygulanacak Kurallar Açısından Doğurduğu Sonuçlar' değerlendirilecektir. Çalışma boyunca Borçlar Hukukunun temel esasları rehber kabul edilmekle birlikte, çerçeve sözleşme kavramının kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak öğretide kabul gören yaklaşımların aksine kabuller sunulacaktır.

Yağmur Öykü Yönet
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İhtiyati tedbir kararları bakımından Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi

Uzun süren yargılama süreçleri sebebiyle yargılamanın sonu beklendiği takdirde hak sahibinin hakkına ulaşması zorlaşabilmekte veya imkânsız hale gelebilmektedir. Bu durumda hak sahibi, geçici hukuki tedbirlere ihtiyaç duyar. Bu bakımdan geçici hukuki tedbirlerden biri olan ihtiyati tedbir, hukuk güvenliğinin tesisi için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda ihtiyati tedbir kararları bakımından Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini incelenmektedir. Çalışma kapsamında özellikle Türk mahkemelerinin esas hakkında yetkisinin olmadığı veya yargılamanın yabancı bir mahkemede görülmekte olduğu durumlarda Türk mahkemelerinden ihtiyati tedbir talep edilememesi sorunu ele alınmaktadır. Ayrıca tahkim yargılamalarında tahkim yerinin Türkiye dışında olduğu ve Milletlerarası Tahkim Kanunun uygulanmasına taraflar veya hakem kurulunca karar verilmediği durumlarda Türk mahkemelerinden ihtiyati tedbir talep edilip edilemeyeceği hususu tartışılmıştır.

Hilal Atasoy Topaca
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Veri koruma hukuku açısından sağlıkta yapay zekâ

Günümüzde hızla gelişen yapay zekâ teknolojileri, sağlık alanında teşhis, tedavi, hasta yönetim hizmetleri ve araştırma bakımından oldukça ihtiyaç duyulan sağlık verilerini kullanmaktadır. Ancak hassasiyet oranı yüksek olan bu verilerin yapay zekâ tarafından işlenmesi, bireylerin mahremiyeti ve kişisel verilerinin korunması hususunda büyük riskler barındırmaktadır. Bu tez kapsamında, sağlıkta yapay zekâ sistemleri ile bu sistemler aracılığıyla işlenen sağlık verilerinden bahsedilmekte ve bu verilerin korunamamasından doğan sorumluluk türleri incelenmektedir. Bu doğrultuda 6698 sayılı KVKK çerçevesinde kişisel verilerin işlenmesi hususu detaylıca açıklanmakta, yapay zekâ sistemleri aracılığıyla işlenen veri ihlalleri örnekler ile desteklenmekte ve ihlal sonucu Türk hukukuna göre hangi sorumluluk türlerine dayanılabileceği anlatılmaktadır. Bunun sonucunda temel ilkeler ve güncel düzenlemeler göz önünde bulundurularak yapay zekâ kullanımının yarattığı dezavantajlara çözüm önerileri geliştirilmektedir.

Sera Conkbayır
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sürdürülebilirlik raporlarından doğan hukuki sorumluluğu

İklim krizinin artan etkileri ile sürdürülebilirlik kavramının ulusal ve küresel düzeyde yaygınlık kazanması, çevresel ve sosyal alanda ortaya çıkan problemlere çözüm önerileri sunabilmek için kuruluşlara birtakım yükümlülükler getirilmesi gerekliliğini beraberinde getirmiştir. Ekonominin işleyişi bakımından kilit işleve sahip olan anonim şirketler, kurumsal sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılması amacından hareketle bu yükümlülüklerden en çok etkilenen kuruluşların başında gelmektedir. Menfaat sahiplerinin geçmişten günümüze değişen beklentileri ve kanun koyucuların harekete geçmesinin ortak bir sonucu olarak ortaya çıkan sürdürülebilirlik raporları, anonim şirketlerin çevre, ekonomi ve toplum üzerinde meydana getirdiği etkileri açıkladıkları raporlardır. Türk hukukunda düzenlendikleri şekilde bu raporlar, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hem şirket içi hem de üçüncü kişilerle kurulan hukuki ilişkiler sebebiyle sorumluluğunu gündeme getirebilecektir.

Rana Cevahir
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Markanın kullanılmaması sebebiyle sınıf içerisinde kısmi iptali

Uzun yıllardır emtiaları birbirinden ayırt etmek amacıyla kullanılan marka hakkına ilişkin olarak ilk yasal düzenlemeler 19. yüzyılda yapılmıştır. Günümüze kadar gelen süreçte ekonomik ve ticari hayattaki önemi iyice artan ve işletmeler açısından büyük bir gayri maddi mal varlığı teşkil eden markanın özellikle tüketiciler açısından kullandıkları mal veya hizmetlerin kaynağını gösterme ve diğer mal veya hizmetlerden ayırt etme gibi oldukça önemli fonksiyonları bulunmaktadır. Markanın bu fonksiyonları ise ancak kullanıldığı takdirde yerine getirilmektedir. Bu sebeple ülkemiz de dahil olmak üzere pek çok hukuk sisteminde markanın kullanılmaması belirli yaptırımlara bağlanmıştır. Ancak, tescilli olduğu mal veya hizmet sınıfının sadece bir kısmında kullanılan markalar yönünden ne şekilde bir karar verilmesi gerektiği hususu tartışmalıdır. Bu çalışmada markanın kullanılma zorunluluğu ve kullanımın esasları ile birlikte Avrupa Birliği ve Türkiye'deki yargı içtihatları incelenerek sınıf içerisinde kısmi kullanıma ilişkin tespit ve değerlendirmeler yapılacaktır. Tezin birinci bölümünde marka hakkına ilişkin genel esaslar incelenecek, ikinci bölümünde markanın kullanımının ölçütleri açıklanacaktır. Son bölümde ise Sınai Mülkiyet Kanunu ile ilk defa hukukumuzda düzenleme alanı bulan idari iptal müessesesi ile yürürlükte olan kullanım zorunluluğu düzenlemelerinin ulaşılmak istenen amaca yönelik olarak ne kadar yeterli olduğu değerlendirilerek kullanılmayan markaların sicilden daha etkili bir şekilde terkin edilmesine yönelik çözüm önerileri sunulacaktır.

Selen Çalışkan
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ışığında bankacılık sektöründe müşteri verilerinin işlenmesi

Bankacılık sektörü, yapısı gereği kişisel verilerin yoğun şekilde işlendiği ve bu verilerin aynı zamanda sıkı biçimde korunması gereken alanların başında gelmektedir. Müşteri bilgileri, hem kişisel veri hem de müşteri sırrı niteliği taşıyabildiğinden, bu alandaki veri işleme faaliyetleri çok boyutlu hukuki değerlendirmeleri zorunlu kılmaktadır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, bankaların yalnızca Bankacılık Kanunu'ndan değil, kişisel veri hukukundan doğan yükümlülükleri de somutluk kazanmıştır. Bu tezde, KVKK'nın bankacılık sektöründeki uygulanışı müşteri verileri özelinde ele alınmış; veri işleme süreçleri, hukuki dayanaklar ve bankaların sorumlulukları, ilgili mevzuat ve uygulama örnekleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. İlk bölümde, sektörde sıkça karşılaşılan kavramlar açıklığa kavuşturulmuş, kişisel veri ile müşteri sırrı arasındaki kesişim noktalarına yer verilmiştir. Takip eden bölümlerde, bankaların veri işleme bakımından dayanabilecekleri hukuka uygunluk sebepleri, özellikle meşru menfaat, sözleşmenin ifası ve kanuni yükümlülükler kapsamında incelenmiştir. Ayrıca, veri güvenliğini sağlama yükümlülüğü, aydınlatma yükümlülüğü, açık rıza alma süreçleri ve VERBİS kayıt zorunluluğu gibi uygulamaya dönük başlıklar ayrıntılandırılmıştır. Çalışmada son olarak, müşteri verilerinin yurt dışına aktarımı konusu ele alınmış ve güncel hukuki gelişmeler ışığında bu sürece dair riskler ve çözüm yolları tartışılmıştır. Amaç, teorik altyapı ile uygulamayı bir araya getirerek, bankacılık faaliyetlerinin veri koruma hukuku ile uyum içinde yürütülmesine katkı sağlayacak bütünlüklü bir değerlendirme sunmaktır.

Ebru Sürmeli
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda gemi milliyeti

Gemiler, bayrağını çekme hakkına sahip oldukları devletin milliyetine sahiptir. Türk hukukunda Türk bayrağı çekme hakkı, bayrak çekme hakkına sahip olma ve bu hakkı kullanma olmak üzere iki ayrı olgu halinde düzenlenmiş, farklı şartlara tabi tutulmuştur. Türk Ticaret Kanunu m. 940 hükmü uyarınca Türk gemileri, Türk bayrağı çekme hakkına sahiptir. Bir geminin hangi şartlarla Türk gemisi kabul edileceği, gemi maliki esas alınarak; gerçek ve tüzel kişi gemi maliki bakımından farklı şartlarla düzenlenmiştir. Bu şartlara sahip olan ve Türk gemisi sayılan gemilerin Milli Gemi Siciline tescili bayrak çekme hakkı bakımından açıklayıcı niteliktedir. TTK m. 940 gereği Türk gemisi olmayan gemilerin Türk bayrağı çekebilme halleri TTK m. 941, Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ve Bağlama Kütüğü Uygulama Yönetmeliğinde öngörülmüştür. TUGSK ve BKUY bakımından gemilerin Türk Uluslararası Gemi Siciline veya Bağlama Kütüğüne kaydı Türk bayrağı çekme hakkı için kural olarak kurucu niteliktedir. Bayrak devleti, bayrağını taşıyan gemilere bazı haklar verirken bu gemilerin, denizde can, mal ve çevre emniyetine yönelik denetimini sağlar. Türk gemisi olmanın getirdiği en önemli ayrıcalık ise kabotaj hakkıdır. Bununla beraber Türk gemileri MGS, TUGS ve Bağlama Kütüğü'ne kaydolabilirler.

Makbule Altındal
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Önalım hakkında dürüstlük kuralı

Önalım hakkı, hakkın konusu olan malın üçüncü bir kişiye satılması durumunda önalım hakkı sahibine bu malı satın alma yetkisi veren yenilik doğuran bir haktır. Önalım hakkı, kanundan doğan ve sözleşmeden doğan önalım hakkı olmak üzere ikiye ayrılır. Sözleşmeden doğan önalım hakkı, sözleşme veya vasiyetnameyle iradi olarak tanınabilirken, kanundan doğan önalım hakkı, başta 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu olmak üzere çeşitli kanunlarda düzenlenmiş bir önalım hakkı türüdür. Önalım hakkı, hakkın konusu olan malın satılması veya satışa eşdeğer bir işleme konu olması durumunda dava açılarak kullanılır. Önalım hakkının kullanılabilmesi için satış ve ekonomik anlamda satışa eşdeğer işlem olan önalım olayının gerçekleşmesi gerekmektedir. Kanunda, önalım olayı olarak kabul edilecek işlemler, sınırlı olarak sayılmamıştır. Önalım hakkı kullanılırken dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eden işlemlerin varlığı halinde önalım hakkının kullanılamayacağı özellikle yargı içtihatlarıyla kabul edilmektedir. Söz konusu önalım hakkı kullanılırken paylı mülkiyete tabii taşınmaz üzerinde fiili taksimin varlığı veya kişinin yasal temsilcisine yapılacak satış sözleşmelerinin dürüstlük kuralından kaynaklı olarak Yargıtay tarafından önalım olayı olarak kabul edilemeyeceği ve bu durumlarda önalım hakkının kullanılamayacağı kabul edilmiştir. Çalışmamızda öncelikle genel olarak önalım hakkının üzerinde durulmuş; sonrasında hakkın kullanılmasına ilişkin şartlardan önalım olayının meydana gelmesi, hakkın dava yoluyla kullanılması, hak düşürücü süreler ve önalım hakkının kullanılmasını engelleyen işlemlerden bahsedilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise öncelikle dürüstlük kuralının ne olduğu kısaca ele alınmış, daha sonra ise önalım hakkının kullanımını kısıtlayan sınırlamalardan olan yargı içtihatlarıyla şekillenmiş dürüstlük kuralından kaynaklanan sınırları ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Cahide Firdevs Güleç Söylemez
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hakemlerin hukuki sorumluluğu

Bu çalışmada, sıklıkla başvurulan bir uyuşmazlık çözüm yolu olan tahkim faaliyetinin kilit unsurlarından birini teşkil eden hakemlerin hukukî sorumluluğunun temeli, kapsamı ve neticeleri incelenmektedir. Bu amaçla ilk olarak hakemlerle uyuşmazlığın tarafları arasındaki ilişkinin hukukî temeli incelenmiştir. Daha sonra söz konusu hukukî ilişkinin temelini teşkil eden hakem sözleşmesinin niteliği irdelenmiş, tarafların bu sözleşmeden doğan hak ve yükümlülükleri ayrı ayrı ele alınmıştır. Son olarak da hakemlerin hukukî sorumluluğunun kanunlarda ne şekilde düzenlendiği, bu düzenlemelerin sınırlandırıcı olup olmadığı tartışılmıştır. Ayrıca hakemlerin hukukî sorumluluğu, hâkimlerin hukukî sorumluluğu ile karşılaştırılmış, hakemler açısından hukukî sorumluluktan bağışıklığın söz konusu olup olmadığı sorusuna cevap aranmıştır. Hukukî sorumlulukla ilgili olduğu ölçü de hakemlerin cezai sorumluluğu da sınırlı bir şekilde ele alınmıştır.

Hakem sözleşmesiHakemlerHakemlik+3
Orhan Emre Konuralp
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği

Günümüzde, büyük bir hızla genişleyen uluslararası ticarette ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümünde tarafsız ve etkin bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak görülen tahkim, ulusal yargı organlarına göre çok daha fazla tercih edilmektedir. Hızla büyüyen dünya ticaretinin rekabetçi ekonomileri öne çıkarması, uluslararası ticaretten önemli bir pay almak isteyen ülkelerin rekabet hukukuna büyük değer atfetmesine neden olmaktadır. Gerek tahkim, gerek rekabet hukuku küreselleşen dünyada hızla gelişmekte olduğundan, uluslararası ticaret bakımından kaçınılmaz bir ortak oyun alanı ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, rekabet hukuku-tahkim hukuku ilişkisinde özellikle rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği noktasına odaklanmaktadır. İlk bölümde, non-arbitrability doktrini analiz edilerek tahkime elverişlilik kavramının tanımlanmasına ilişkin genel hukuki çerçeve belirlenecektir. İkinci bölümde, rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğinin ABD ve AB hukuklarındaki gelişimi incelenecektir. Üçüncü bölümde, Türk hukukunda tahkime elverişliliği düzenleyen hukuki metinler ve konuya ilişkin yargı kararları kronolojik sistematik içinde incelenecektir. Dördüncü bölümde rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğinin hakemler ve mahkemelerce tespit edilmesine ilişkin usul ve esas sorunları ele alınacaktır. Böylelikle, çalışmamızda karşılaştırmalı hukuktan da yararlanılarak Türkiye'de rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğine ilişkin teorik ve pratik çerçeve ortaya konmaya çalışılacaktır.

Hukuki uyuşmazlıklarRekabetRekabet hukuku+3
Hilmi Bolatoğlu
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

İşletme nedeniyle tehlike sorumluluğu (TBK M. 71)

Bu tez, TBK M. 71 hakkında canlı tartışmalara katılmaktadır. Her ne kadar bu husustaki birçok husus tartışılmış olsa da, hâlen daha tartışması gereken konular vardır. Bu çalışmanın birinci bölümde tehlike sorumluluğunun tarihsel gelişimini, tehlike sorumluğunun genel bir norm ile düzenlenmesini ve son olarak Türk Hukukunda kusursuz sorumluluk düzenlemeleri ele alınacaktır. İkinci bölümde, TBK m. 71'in nasıl uygulanacağı hakkında bilgi verilecektir. Sorumluluğun şartları ve sorumluluk sorumluluğun süjesi bu bölümde incelenecektir. Üçüncü bölümde, özellikle gelişme ve girişim sorumluluğuna değinilerek sorumluluğun kapsamı incelenecektir.

Borçlar hukukuCismani zararlarHukuki sorumluluk+7
Gizem Alper
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Olumlu miras sözleşmesi ve bağlayıcılık sorunu

Miras sözleşmesinin bir türü olan olumlu miras sözleşmesi, vasiyetname yanında diğer ölüme bağlı tasarruf türüdür. Miras sözleşmesi bir ölüme bağlı tasarruf olmasının yanısıra, aynı zamanda da gerçek anlamda bir sözleşmedir. Bu sebeple, miras sözleşmesi çifte nitelikli bir sözleşme olarak da kabul edilmektedir. Miras sözleşmesi mirasbırakana bağlayıcı bir ölüme bağlı tasarrufta bulunma imkanı vermektedir. Bu bakımdan, miras sözleşmesi vasiyetnameden farklı bir işleve sahiptir. Mirasbırakanın sağlararası tasarruf özgürlüğünün devam etmesi ilkesi karşısında, miras sözleşmesinin bağlayıcılığından ne anlaşılması gerektiği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. TMK m. 527/I hükmü uyarınca, mirasbırakan, miras sözleşmesiyle mirasını veya belirli malvarlığı değerlerini sözleşme yaptığı kişi ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir. Söz konusu hükümde, dar anlamda miras sözleşmesi, başka bir deyişle olumlu miras sözleşmesi düzenlenmiştir. Buna göre, mirasbırakan bir miras sözleşmesi yapmak suretiyle iradî mirasçı atayabilir ya da vasiyet alacaklısı belirleyebilir. Hükümde, bu iki tür maddî anlamda ölüme bağlı tasarruftan bahsedilmektedir; ancak, burada sınırlı sayı ilkesi (numerus clausus) benimsenmiş değildir. Hükmün devamında, miras sözleşmesi yapan mirasbırakanın malvarlığında eskisi gibi serbestçe tasarruf edebileceği, ancak miras sözleşmesindeki yükümlülüğü ile bağdaşmayan ölüme bağlı tasarruflarına veya bağışlamalarına itiraz edilebileceği düzenlenmiştir. TMK m. 527/II hükmü, hem miras sözleşmesi yapan mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü düzenlemesi yönünden, hem de miras sözleşmesiyle çelişen ölüme bağlı tasarruflar ve bağışlamalara karşı itiraz hakkı tanıması bakımından tartışmaya açık bir maddedir. Söz konusu madde, İsviçre Medenî Kanunu m. 494 (İMK m. 494) hükmünün çevirisi olması nedeniyle, bu çalışmada asıl olarak Türk-İsviçre hukukuna ilişkin doktrindeki görüşler ve mahkeme kararlarına başvurulmuştur. Bununla beraber, Alman hukukuna da, yeri geldikçe değinilmiştir. Anahtar kelimeler: Bağlayıcılık, İtiraz, Miras Sözleşmesi, Ölüme Bağlı Tasarruf, Sona Erme

Alman hukukuBağlayıcılarBorçlar hukuku+5
Sekine Derya Yakupoğlu
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk yabancılar hukuku ve AİHM içtihadı doğrultusunda geri gönderme yasağı

Bu çalışmanın amacı, Türk Yabancılar Hukuku ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı doğrultusunda geri gönderme yasağının kapsamının belirlenmesidir. Geri gönderme yasağı, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, sayıları oldukça artan yerinden edilmiş kişilerin, en temel hakları olan yaşam ve özgürlük haklarını korumayı amaçlayan bir uluslararası teamül hukuku kuralıdır. Kaynağını 1951 Cenevre Sözleşmesinden alan geri gönderme yasağı, insan haklarıyla olan yakın ilişkisi sebebiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi gibi birçok uluslararası sözleşmenin kapsamında değerlendirilmektedir. Geri gönderme yasağının uluslararası anlaşmalarla hüküm altına alınması, devletlerin bu yasağı iç hukuklarına aktarmalarını da sağlamıştır. Bu nedenle, özellikle 1951 Cenevre Sözleşmesinin ortaya koyduğu koruma, devletlerin iç hukukları açısından da benimsenmektedir. Türk Yabancılar Hukuku da, 1951 Cenevre Sözleşmesi ile getirilen bu yasağı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile ele almış, temel kural olarak benimsemiştir. Bu çalışmada Türk Yabancılar Hukuku ile 1951 Sözleşmesine ek olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve bu Sözleşmelerin uygulayıcısı olan denetim organlarının geri gönderme yasağını uygularken çizdiği kapsamı ortaya konulmuş, bu doğrultuda, Türk Yabancılar Hukuku ile karşılaştırma yapılarak hem mevzuat, hem uygulama açısından benzer ve farklı yönler tespit edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları MahkemesiCenevre SözleşmesiGeri göndermeme ilkesi+2
Elçin Aktan
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sermaye piyasalarında aracılık faaliyetlerinin hukuki niteliği

Halka arza aracılık ve alım-satım aracılığından oluşan aracılık faaliyetleri, diğer yatırım hizmet ve faaliyetleri yanında, sermaye piyasası işlemlerinin temelini oluşturmaktadır. Zira yatırım kuruluşlarından halka arza aracılık hizmeti alınmaksızın ihraç yapılması mümkün olmadığı gibi, ikincil piyasalarda sermaye piyasası araçlarının yatırımcılar arasında tedavülü, alım-satım aracılığı hizmeti alınmaksızın gerçekleşemeyecektir. Dolayısıyla bu hizmetlerin alınması esnasında ihraççılar ve yatırımcılar ile yatırım kuruluşları arasında doğacak olası uyuşmazlıklarda uygulanacak hukuk kurallarının belirlenmesi için aracılık faaliyetlerinin hukuki niteliklerinin tartışılması gerekecektir. Bu çalışmada 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun ikincil düzenlemeleri kapsamında aracılık faaliyetleri, bu faaliyetleri gerçekleştirebilecek yatırım kuruluşları, faaliyet usul ve esasları, aracılık türleri, aracılık türlerinin ABD ve AB Hukuklarındaki görünümleri ve tüm aracılık türlerinin hukuki niteliklerinin ele alınması söz konusudur. Anahtar kelimeler: Sermaye piyasaları, aracılık faaliyetleri, aracılık sözleşmeleri, yatırım kuruluşları, vekalet sözleşmesi.

Aracı kurumlarAracılıkHalka açılma+7
Dilara Kankoç Aydın
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kaptanın hukuki sorumluluğu

Bu çalışmada kaptanın özel hukuktan doğan sorumluluğu incelenmiştir. Kaptanın donatana karşı olan sorumluluğu bağlamında kaptanın istihdam edilmesine ilişkin sözleşmenin niteliğinin belirlenmesi önemlidir. Bu sebeple ilk bölümde kaptanın istihdam edilmesine ilişkin esaslar üzerinde durulmuştur. Kaptanın özellikle TTK m.1088 vd. hükümlerinde düzenlenen görev, yetki ve yükümlülükleri onun sorumluluğunun belirlenmesi bakımından önem arz eder. Dolayısıyla belirtilen bu konular çalışmamızın ikinci bölümünde ayrı başlıklar halinde ayrıntılı olarak inceleme konusu yapılmıştır. Ayrıca kaptanın donatanı, taşıyanı ve yükle ilgilileri temsil bakımından geniş bir kanuni yetkisi vardır. Kaptanın bu kanuni temsil yetkisi, üçüncü bölümde incelenmiştir. Son bölümde ise kaptanın hukuki sorumluluğuna ilişkin esaslar, sorumluluğun niteliği ve kapsamı farklı olduğundan, kaptanın sorumlu tutulabileceği kişiler yönünden ayrıma tabi tutularak değerlendirilmiştir. Ayrıca kaptanın sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkını kaybetmesi de yine bu bölümde ele alınmıştır.

Deniz yolu taşımacılığıDoğrudan temsilGemi kaptanları+6
Cafer Sadık Akyol
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası hukukta gıda hakkı

Bu çalışmada, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme başta olmak üzere insan haklarını korumaya yönelik farklı uluslararası antlaşmalarda ve yumuşak hukuk belgelerinde tanınmış olan gıda hakkının, normatif içeriği ve devletlere yüklediği yükümlülükler ele alınmıştır. Bu çerçevede, açlığın farklı biçimleri ve boyutları değerlendirilmekle birlikte, günümüzde gıda hakkı ihlallerinin ne şekillerde tezahür ettiği ortaya konulmuştur. Ayrıca, ihlaller karşısında uluslararası hukukta hâlihazırda var olan mekanizmalar kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir. Son olarak, gıda hakkının herkes için etkin bir şekilde sağlanabilmesi için gerek uluslararası hukukta gerekse uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmenin araçlarından biri olan ulusal hukukta atılması gereken adımlar, olası çözüm önerileri olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Açlık, Açlıktan Kurtulma Hakkı, Gıda Hakkı, İnsan Hakları, Yetersiz Beslenme.

AçlıkBeslenmeGıda hakkı+2
Rabia İlay Peerzada
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ticaret Kanunu kapsamında anonim şirketlerde sermayenin kaybı ve borca batıklık

Ekonomik hayatta büyük öneme sahip olan anonim şirketler açısından pay sahiplerinin sınırlı sorumluluğu söz konusudur. Şirket alacaklılarının, şirket alacaklarından dolayı pay sahiplerinin kişisel malvarlığına başvurma imkanları bulunmamaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nda anonim şirketin malvarlığının ve sermayesinin korunmasına yönelik çeşitli düzenlemeler bulunmaktadır. Tezimizin konusunu oluşturan TTK'nın 376. maddesi de bu düzenlemelerden bir tanesidir. TTK 376. madde ile sermaye kaybı ve borca batıklık durumunda alınması gereken tedbirler ve doğacak hukuki sonuçlar, kaybın oranına göre aşamalı olarak düzenlenmiştir. Buna göre sermaye ile kanuni yedek akçelerin toplamının yarısının kaybı halinde, yönetim kurulu genel kurulu toplantıya çağırmalıdır ve iyileştirici önlemleri sunmalıdır. Kaybın üçte iki oranında olması halinde ise genel kurulun sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermesi gerekmektedir, aksi halde şirket kendiliğinden sona erer. Borca batıklık halinde ise yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirmeli ve şirketin iflasını istemelidir. Tezimiz üç ana bölümden meydana gelmektedir. Tezimizin ilk bölümünde anonim şirketlerin mali yapısı, malvarlığı ve sermaye unsurları, malvarlığının ve sermayenin korunması ilkeleri incelenmiştir. İkinci bölümde sermayenin kaybı ve borca batıklık kavramları ve bunların nasıl tespit edileceği ele alınmıştır. Tezimizin üçüncü bölümünde ise sermaye kaybı ve borca batıklık durumunda alınması gereken önlemler, doğan hukuki sonuçlar ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu incelenmiştir.

Anonim şirketlerBorca batıklıkMalvarlığı+5
Aybüke Naz Durmuş
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza yargılamasında jüri

Bu tezde, halkın ceza yargılamasına jüri olarak katılması incelenmiştir. Soruşturma ve kovuşturma evresine konumlanan jüri, ceza yargılaması öznesi olarak ele alınmıştır. Halkın jüri olarak özneleşmesi, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Avusturya ve Rusya ceza yargılaması hukuku örnekleminde incelenmiştir. Dogmatik ceza yargılaması hukuku içerisinde, jürinin kurduğu yargılama ilişkileri, jürinin yargılama işlemleri açıklanmıştır. Çalışmanın en sonunda ise jüri kovuşturması, toplumbilim ve hukuk kesişiminde açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ceza yargılaması, Halk, Jüri, Büyük Jüri, Küçük Jüri

Ceza hukukuCeza yargılamasıHalk katılımı+2
Bedirhan Erdem
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim ortaklıklarda kamu denetimi ve gözetimi kapsamında Ticaret Bakanlığının denetimi

Bu tez, anonim ortaklıkların 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında Ticaret Bakanlığı tarafından denetlenmesini ele almaktadır. Anonim ortaklıkların ülke ekonomisindeki yeri ve önemi, bu ortaklıklar üzerinde kamu denetimi ve gözetimini gerekli kılmaktadır. Bu itibarla, Ticaret Bakanlığına anonim ortaklıkların kuruluş, işleyiş ve sona erme aşamalarını kapsayan, geniş anlamda denetim ve gözetime ilişkin önemli görev ve yetkiler tanınmıştır. Söz konusu yetkiler, 6102 sayılı Kanun'un ve ilgili mevzuatın çeşitli hükümlerinde dağınık halde bulunduğundan, ayrıntılı bir inceleme ve değerlendirmeyi gerektirmektedir. Bu çalışmada, Ticaret Bakanlığının kamu denetimi anlamında sahip olduğu görev ve yetkiler ile bu yetkilerin kullanım şekillerine yer verilmekte olup, anılan bu yetkilerin kullanımına ilişkin tartışmalı ve tereddütlü noktalar üzerinde durularak ortaya çıkabilecek sorunların çözümüne yönelik öneriler ileri sürülmektedir.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerDenetim+6
Ece Özden
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası doğal gaz sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözümünde esasa uygulanacak hukuk

Bir doğal gaz projesi arama ve üretim aşamasından başlayıp satıma kadar değişik aşamalar içermekte ve her bir aşama için farklı sözleşme türleri söz konusu olmaktadır. Yatırım sözleşmeleri ev sahibi devlet ile yatırımcı arasında imzalanan sözleşmeler olup ev sahibi devletin politik risklerine maruz kalabilmektedir. Söz konusu riskleri bertaraf etmek ve ev sahibi devletin yatırımlara ilişkin uluslararası sorumluluğu için devletler arasında uluslararası yatırım anlaşmaları imzalanmaktadır. Uluslararası anlaşmalarda yer alan şemsiye hükümler ve geniş kapsamlı uyuşmazlık çözüm mekanizmaları, yatırımcının yatırım sözleşmesi ihlallerini yatırım tahkimine götürmesine olanak sağlamaktadır. Ticarî sözleşmeler ise özel kişiler arasında imzalanan doğal gaz satımına ilişkin uluslararası sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklar da yatırım sözleşmelerinde olduğu gibi genellikle uluslararası tahkim yolunda görülmektedir. Esasa uygulanacak hukuk hem yatırım sözleşmeleri hem de ticarî sözleşmelerde tarafların sözleşmelere ilişkin beklenti ve öngörülerine de cevap vermekte ve verimliliği artırmaktadır. Taraflarca sözleşmenin esasına ilişkin uygulanacak hukuk seçilmediğinde hakemler tarafından hukuk tespit edilmektedir. Tahkim kararlarında hakemlerin her iki sözleşme türünde farklı yaklaşım sergiledikleri görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Doğal Gaz Sözleşmeleri, Uluslararası Tahkim, Uluslararası Yatırım Anlaşmaları, Uygulanacak Hukuk, Yatırım Sözleşmeleri

Doğal gazSözleşmelerTahkim+4
Sema Taşveren
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk hukukunda saf inançlı işlemler

Türk pozitif hukukunda inançlı işlemlerin hukuki sonuçlarını öngören ya da bunları yasaklayan herhangi bir düzenleme yoktur. Bu tür işlemlerin yapılması, TBK md. 26 hükmünde ifadesini bulan sözleşme özgürlüğü ilkesi nedeniyle, TBK md. 27 hükmünün çizdiği sınırlara riayet edilmesi şartıyla caizdir. Türk hukukunda çok sayıda Yargıtay kararına konu olan inançlı işlemler hakkında öğretide üzerinde uzlaşılmış olan bir tanım yoktur. Öğretideki tanımlardaki ortak nokta; inançlı işlemlerin, inanç anlaşması ile inançlı devirden meydana gelmesidir. Bu tezde inançlı işlemler bakımından kabul edilen temel şablon da budur. İnançlı işlemler, öğretide en fazla kabul gören ve 'amaç' ölçütüne göre yapılan sınıflandırma uyarınca, saf inançlı işlemler ve karma inançlı işlemler olmak üzere iki biçimde tezahür eder. Söz konusu ayrımı esas alan bu çalışma, özellikle saf inançlı işlemlerin tanımlanması, bu işlemlere uygulanacak hükümlerin tespit edilmesi ve bu uygulamanın nasıl olması gerektiği sorunlarına çözüm bulmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın birinci bölümünde genel olarak inançlı işlemler incelenecek ve bu işlemlerin benzer kurumlarla karşılaştırılması yapılacaktır. İnananın menfaati için yapılan saf inançlı işlemlere ayrılan ikinci bölümde ise; saf inançlı işlemlerde inanç anlaşması ve inançlı devir işlemi incelenecektir. Tarafların hakları ve borçları ile inananın üçüncü kişilere karşı korunması hususlarına yer verilecektir. Bu bölümde ayrıca, saf inançlı işlemlerin uygulamadaki görünümleri ve Sermaye Piyasası Kanunu'nda "inançlı mülkiyet" esasına dayalı olduğu belirtilen kurumların saf inançlı işlem olup olmadığı sorunu ele alınacaktır.

Pozitif hukukTürk hukukuYatırım fonları+1
Elif Berktaş Yüksel
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bağlı şirketi kayba uğratma suretiyle hâkimiyetin hukuka aykırı kullanımı

Şirketler topluluğu, Türk hukukunda ilk defa 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile düzenlenmiştir. Şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler kapsamında, bir şirketin başka bir şirket üzerinde TTK madde 195 hükmünde öngörülen yöntemlerle hâkimiyet kurabileceği kabul edilmiş ve bu durumdan etkilenebilecek menfaatler dikkate alınarak hâkimiyetin hukuka aykırı kullanımını esas alan özel bir sorumluluk sistemi geliştirilmiştir. Hâkimiyetin hukuka aykırı kullanım yolları TTK'da iki temel kategori halinde düzenlenmiş olup, bunlardan bir tanesi bağlı şirketi kayba uğratma suretiyle hâkimiyetin hukuka aykırı kullanımıdır. Kanun koyucu, bağlı şirketi kayba uğratma suretiyle hâkimiyetin hukuka aykırı kullanımı konusunda, hâkimiyetin kısmi veya tam oluşuna göre bir sınıflandırma yapmıştır. Kısmi hâkimiyet bakımından TTK madde 202 (1) hükmü, tam hâkimiyet bakımından ise TTK madde 203-206 hükümleri uygulama alanı bulmaktadır. Bu tezin esas amacı, bağlı şirketi kayba uğratma suretiyle hâkimiyetin hukuka aykırı kullanımının koşulları ile sonuçlarının, TTK sistematiğine uygun olarak kısmi ve tam hâkimiyet açısından ayrı ayrı incelenmesidir. Çalışma kapsamında; şirketler topluluğunun belirleyici unsurları ele alınmakta ve bağlı şirketi kayba uğratma suretiyle hâkimiyetin hukuka aykırı kullanımına ilişkin hükümler, konuya ilişkin yoruma açık ve tartışmalı noktalara değinilerek açıklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bağlı Şirketi Kayba Uğratma, Hâkim Şirket, Hâkimiyetin Hukuka Aykırı Kullanımı, Sorumluluk, Şirketler topluluğu

Grup şirketleriHakim durumHukuka aykırılık+7
İrem Gültepe
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Yatırım hizmet ve faaliyetleri bağlamında yatırımcının tüketici olarak korunması

Bu çalışmanın amacı, yatırım hizmet ve faaliyetlerinden yararlanan yatırımcıların 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında "tüketici" sayılabilip sayılamayacağının, tüketici sayılabilen yatırımcıların ise tüketici mevzuatının hangi korumalarından ne ölçüde yararlanabileceğinin tartışılmasıdır. Bu bağlamda, öncelikle sermaye piyasası mevzuatının yatırımcıların korunmasına ilişkin mekanizmaları ve bunların eksik yönleri tespit edilmiş, daha sonra müşteri sınıflandırmaları esas alınarak, profesyonel ve genel müşteri sınıflarına giren hangi yatırımcıların tüketici sayılabileceği ortaya konulmuştur. Bunu müteakip yatırım hizmet ve faaliyetinden yararlanan ve tüketici sıfatını haiz olabileceği tespit edilen kişilere, tüketici mevzuatının hangi düzenlemelerinin ne ölçüde uygulanabilir olduğunun ortaya konulmasına çalışılmıştır. Bu kapsamda, haksız şartlara, ayıplı hizmet ve ayıplı hizmetten sorumluluğa, finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmelere, ticari reklam ve ilanlara ve tüketici mahkemeleri ile tüketici hakem heyetlerinin görev alanına ilişkin düzenlemelerin yatırım hizmet ve faaliyetleri bağlamında tüketici sayılabilen yatırımcılara uygulanmasına ilişkin tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Finansal hizmetlerHaksız şartlarKanunlar 6502 sayılı+5
Hatice Ebru Töremiş
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk borçlar hukukunda halefiyet

Halefiyet, alacaklıya ifada bulunmuş olan üçüncü kişinin, borçluya karşı rücu hakkını kuvvetlendirmek amacıyla alacaklının alacak hakkını bir bütün olarak kanunen iktisap etmesidir. Türk Borçlar Kanunu'nda halefiyeti düzenleyen genel norm olan 127. madde herhangi bir genel ilkeye yer vermediğinden halefiyete ilişkin temel ilkeler, en geniş düzenlemeyi içeren halefiyet hali olan kefilin halefiyetinden yola çıkılarak sevk edilmeye çalışılsa da kavramsal ve menfaatlere dayalı değerlendirmeler neticesinde, halefiyet kavramı belirsizliğini korumaktadır. Bu tez, dar anlamda halefiyetin tanımını yaparak temel özelliklerini belirtmekte, şartları, hukuki yapısı ve sonuçlarını ortaya koymakta, halefiyetin bir kanuni rücu aracı olarak Türk borçlar hukukunda geçerli olan rücu sistemi içindeki yeri üzerinde durmaktadır. Bunun yanı sıra, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen her bir halefiyet halinin münferit özelliklerini değerlendirerek halefiyete ilişkin temel ilkeleri tespit etmektedir. Bu tezde, son olarak, mal ve sorumluluk sigortaları bakımından sigorta hukukundaki halefiyet düzenlemeleri ele alınmaktadır.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuHalefiyet+7
Ekin Korkmaz
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sözleşme dışı sorumluluk hukukunda otonom sistemler

Yapay zekâ ve robotik bilimindeki gelişmeler otonom sistemlerin yaygınlaşmasını sağlamış; bu tür uygulamalar artık yalnızca bilimsel ya da endüstriyel aktivitelerin alanında olmaktan çıkıp bireylerin günlük hayatlarında da erişilebilir birer uygulamaya dönüşmüştür. En bilinen örnekleri otonom karayolu araçları ve hava araçları drone'lar olan otonom sistemler sağlıktan eğitime; tarımdan finansa kadar hemen her sektörde kendilerine varlık alanı bulabilmektedir. Zaman ve maliyet tasarrufu; insan iş gücüne olan ihtiyacın azalması ya da insanlar tarafından yapılamayacak olan işlerin yapılabilir hâle gelmesi gibi pek çok fayda vaat eden otonom sistemler, aynı zamanda bireylerin haklarını ya da diğer menfaatlerini ihlal etme riski de barındırırlar. Bu sistemler, faaliyet göstermek için doğrudan bir insan kontrolüne ihtiyaç duymadıkları gibi, karar ve eylemleri de öngörülemezlik barındırır. Bu nedenle otonom sistemlerin neden oldukları zarardan sorumluluğun kime isnat edileceği sorusu hukukçuların ve kanun koyucuların gündemindedir. Bu çalışmada da otonom sistemlerin neden oldukları zararların sözleşme dışı sorumluluk hukuku uyarınca nasıl giderilebileceği ele alınacaktır.

Avrupa Birliği hukukuBorçlar hukukuKarşılaştırmalı hukuk+6
Cemre Polat
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Milletlerarası ticari tahkimde iddia ve savunmaların ileri sürülmesi, genişletilmesi ve değiştirilmesi

Kişilerin tarafı olduğu ticari bir işlem veya ilişkiden kaynaklanan ve yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıkların çözümü için devlet mahkemelerinin yerine başvurabildikleri milletlerarası ticari tahkimde, yargılama tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunma üzerinden yürütülerek belirli bir süre içerisinde sonuca bağlanır. Bu nedenle, hakem veya hakem kurulu tarafından tarafların hak arama hürriyeti, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı ile yakından ilişkili olan iddia ve savunma hakkına riayet edilmesi önem arz etmektedir. Öyle ki, milletlerarası ticari tahkime ilişkin milletlerarası sözleşmelerde ve milli hukuk kapsamındaki düzenlemelerde bu hakkın ihlali hakem kararları için bir iptal nedeni ve tenfiz engeli olarak yaptırıma bağlanmıştır. Bu doğrultuda, tarafların usulüne uygun tebligat yoluyla tahkime ilişkin işlemlerden haberdar edilmesi, eşit muameleye tabi tutulması suretiyle ve yeterli süre içerisinde, iddia ve savunmasını ileri sürebilmesi, gerektiğinde bu iddia ve savunmasını genişletebilmesi veya değiştirebilmesi, delillerini ikame edebilmesi, cevaplarını verebilmesi ve görüşlerini bildirebilmesi, ayrıca, tüm bu hususların hakem veya hakem kurulu tarafından tarafsız bir şekilde dikkate alınması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. İddia ve savunmanın genişletilebilmesi veya değiştirilebilmesi konusunda, tahkim yargılamasına egemen olan irade muhtariyeti ve tahkimin esnekliği prensibi gereği, taraflar aralarında anlaşabilmekte olup, anlaşmamışlarsa tahkim sözleşmesi çerçevesinde hakem veya hakem kurulu takdir yetkisine sahiptir.

HakemlerSavunmaTahkim+4
Gülden Altunsoy
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Dolaylı kamulaştırmalar ve tazmin gerektirmeyen düzenleyici işlem arasındaki ilişki

This thesis seeks to explore the relationship between indirect expropriations and regulatory measures. Expropriations mostly occur in the form of indirect expropriations, where a state's regulatory measures cause the investor to lose any benefit it has in its investment. However, it is difficult to distinguish indirect expropriations from regulatory measures that do not require compensation. How this difficult balance is maintained will be explored in this thesis. This thesis first focuses on the key notions of expropriation and regulatory measure. It then explores the different ways the relationship between expropriations and regulatory measures is approached before elaborating on the criteria that are used to distinguish indirect expropriations from non-compensable regulatory measures. Finally, this thesis addresses indirect expropriations with environmental concerns. Key Words: Indirect Expropriation, Regulatory Measure, Police Powers, Sole Effect, Moderate Police Powers, Proportionality, Public Purpose, Economic Effect.

Indirect expropriationPublic lawPublic interest+1
Beyza Eda Önder
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yatırım uyuşmazlıklarında temel sorunların çözümü: Uluslararası yatırım mahkemesi ve diğer seçenekler

Bu tez, yatırım uyuşmazlıklarının çözümü bakımından yatırım mahkemesi sisteminin kurulması önerisi ve diğer öneriler kapsamında ıslah çalışmaları ile sistemdeki mevcut sorunların ortaya koyulmasını amaçlamaktadır. Yatırımlara ilişkin hukuki rejim büyük ölçüde yabancı yatırımcılar lehine kurgulanmış olup, yatırımlara ilişkin tek bir düzenleyici otorite ve uyuşmazlık çözüm mercii yoktur, ki bu durum mevcut sisteme yönelen ağır eleştirilerin kaynağıdır. Ev sahibi devlet ile yabancı yatırımcılar arasında denge sağlanırken karşılaşılacak sorunlar ve yatırım reformu önerileri bu tezin konusunu teşkil etmektedir. Bu bakımdan tezde çok taraflı daimî bir yatırım mahkemesinin kurulması önerilmektedir. Bu çalışmada ilk olarak yatırım tahkimi sistemine yöneltilen eleştiriler ve mevcut sistemin aksaklıkları tartışılacak, ardından uluslararası örgütlerce yürütülen ıslah çalışmaları incelenecektir. Çalışma, yatırım mahkemesinin kurulması önerisi ve mevcut sistem ile ilgili tespitlerimiz ve çözüm önerileri ile tamamlanacaktır.

Ekin Deniz İlhan
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk Anayasa Hukukunda milli güvenlik kavramı

Bu çalışma, milli güvenlik kavramını Türk anayasa hukuku boyutuyla ele almayı amaçlamaktadır. Milli güvenlik, II. Dünya Savaşı sonrasında hukuk metinlerine girmiş, İlk kez ABD tarafından 1947 yılında çıkarılan Milli Güvenlik Kanununda yer almıştır. Günümüzde milli güvenlik kavramına hem uluslararası sözleşmelerde hem de çeşitli ülke anayasalarında rastlanmaktadır. Kavram uluslararası sözleşmelerde özgürlükleri sınırlama sebebi olarak, ülke anayasalarında ise özgürlükleri sınırlama sebebi olarak düzenlendiği gibi, milli güvenliği sağlamaktan sorumlu devlet organlarını ve bu amaçla oluşturulan kurumsal yapıların görev ve yetkilerini belirleyen hükümlerinde de yer almaktadır. İlk kez 1961 Anayasası ile Türk anayasa hukukuna girmiş olan milli güvenlik, 1982 Anayasasında da yer almaktadır. Kavram her iki anayasada hem özgürlükleri sınırlama sebebi olarak hem de yürütme organının görev ve sorumlulukları ile ilgili hükümlerinde düzenlenmiştir. Bu sebeple çalışmada milli güvenliğin Türk anayasalarındaki düzenlenişine sadık kalınmış, kavram kişi özgürlükleri ve kurumsal sorumluluk yönünden incelenmiştir. Bu doğrultuda, çalışmada ilk olarak milli güvenlik kavramsal açıdan ele alınarak kapsamı ve tanımına yer verilmiş, kavramın 1961 ve 1982 Anayasası dönemlerinde yargı organları tarafından nasıl yorumlandığı anlatılmıştır. Kişi özgürlükleri yönünden ise milli güvenliğin özel sınırlama sebebi olarak düzenlenmesi ve anayasanın 13. maddesinde yer alan ölçütlerin her birinin milli güvenlik yönünden uygulanışı ilgili Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde ele alınmıştır. Milli güvenliğin özel sınırlama sebebi olarak düzenlenmediği hak ve özgürlükler yönünden ise, konu genel sınırlama rejimi kuralları çerçevesinde ele alınmış, bu bağlamda milli güvenliğin hak ve özgürlükler açısından anayasal sınır olup olmayacağı Anayasa Mahkemesi kararları ışığında ve doktrindeki görüşlerden yararlanarak incelenmiştir. Son olarak çalışmada milli güvenliğin sağlanmasından sorumlu devlet organları ile MGK başlıkları altında milli güvenlik kurumsal sorumluluk yönünden ele alınmış ve konu 2017 yılı anayasa değişikliği sonrasındaki gelişmelerle birlikte değerlendirilmiştir.

Gülay Koçak
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçu

Bu tez çalışmasının konusunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 239. maddesinde yer alan, "ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçu" oluşturmaktadır. Tezin amacı, sır kavramının açıklanması, hangi tür bilgilerin sır niteliğinde olduğunun saptanması, çalışmanın konusunu oluşturan suçun yapısının ve unsurlarının incelenmesidir. Bu doğrultuda, tezin ilk bölümünde sır kavramı incelenecek, TCK m. 239'da değinilen ticari sır, bankacılık sırrı, müşteri sırrı, fenni keşif, buluş ve sınai uygulama bilgisi kavramları irdelenecektir. Tezin ikinci bölümündeyse suçun hukuki konusu, maddi konusu, maddi ve manevi unsuru, hukuka uygunluk sebepleri ve suçun özel görünüş biçimleri incelenecektir. Bu inceleme sırasında, uygulamada sorun veya karışıklığa yol açabilecek hususlara dikkat çekilmesi ve bu sorunların aşılmasına yönelik yorum ve önerilerde bulunulması da amaçlanmıştır.

Bankacılık sırrıMüşteri sırrıSır saklama yükümlülüğü+2
Okan Özen
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk Patent ve Marka Kurumunun marka tescil sürecinde verdiği kararlara karşı başvurulabilecek hukuki yollar

Türk Patent ve Marka Kurumunun Marka Tescil Sürecinde Verdiği Kararlara Karşı Başvurulabilecek Hukuki Yollar başlıklı bu tez çalışmasının amacı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununa göre marka tescil sürecinde kurum tarafından verilen kararlara karşı tanınmış itiraz ve dava yollarının incelenmesidir. İlk bölümünde, marka kavramı ve marka hakkının kazanılmasında uygulanan sistemler incelenmiştir. İkinci bölümde, marka hakkının tescil yoluyla kazanılması detaylı bir şekilde incelenmiştir. Üçüncü bölüm, marka başvurusunun bültende yayımlanmasından sonra üçüncü kişilerin görüş bildirme, ilgili kişilerin yayıma itiraz ve zarar gören tarafların karara itiraz hakları incelenmiştir. Dördüncü bölümde, Türk Patent ve Marka Kurumu'nun nihai kararına karşı açılabilecek iptali davası incelenmiştir. İptal davası özü itibariyle idare hukukuna özgü bir dava olsa da Kurum kararlarının iptali davasına bakma görevi adli yargıya verilmiş olduğundan, yargı yolu meselesi, davada uygulanacak usul hükümleri ve dava açılmasının Kurum kararlarının yürürlüğüne etkisi bu bölümde incelenmiştir. Çalışmanın konusu itibariyle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleri ve ilgili Yüksek Mahkeme kararları çalışma açısından temel önemdedir. Bu çerçevede yürürlükteki kanun hükümleri mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri karşılaştırılmış olup ayrıca Avrupa Birliği (AB) Marka Hukuku hükümlerine değinmek suretiyle tespit ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Nihayetinde Türk Marka Hukuku açısından yapılan öneriler ile çalışmamız tamamlanmıştır.

Fikri ve sınai mülkiyet haklarıKanun yollarıMarka+7
Yeşim Aker
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Özel hukuk ilişkisi bağlamında çalışan buluşlarından doğan hakkın patent ve ticari sırra ilişkin hükümler çerçevesinde korunması

Çalışan buluşlarına ilişkin düzenlemelerde işverene kanunen tanınan hak talebi imkanı, çalışanın kişiliği ve malvarlığında doğan hizmet buluşundan doğan hakları devralması ile sonuçlanır. Hakların işveren tarafından devralınması, işverenin çalışana makul bedel ödeme ve buluşu patent başvurusu aracılığıyla koruma yükümlülüğünü doğurur. Çalışan buluşu, işverenin yapacağı seçime göre patent veya kanunda yer alan şartların oluşması durumunda ticari sırra ilişkin hükümler kapsamında korunabilir. Çalışan buluşları düzenlemelerinde patent koruması kural, ticari sır koruması ise istisnai olarak düzenlenmiştir. Bu durum, mevzuatta dolaylı hükümlerle ve sınırlı olarak düzenlenen, çalışan buluşları bağlamında ticari sır korumasının koşulları ile hüküm ve sonuçlarının ortaya konmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, işverenin buluştan doğan hakları devralması ile ortaya çıkan asli yükümlülükleri çerçevesinde buluşunun kural olarak patent veya istisnai olarak ticari sır korumasına konu edilmesinin işveren ve çalışan bakımından hüküm ve sonuçları incelenmiştir.

BuluşPatent hukukuPatentler+1
Fatma Betül Özbek
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk borçlar hukukunda irade sakatlıkları nedeniyle iptal hakkı ve sonuçları

Günlük hayatın neredeyse her alanında çevredeki insanlarla hukuki ilişkiler içerisine girilmektedir. Hukuki ilişkiler, genellikle "sözleşmeler" şeklinde kendini göstermektedir. Hukuk düzeni, kişilere kanun tarafından belirlenen sınırlar dâhilinde hukuki ilişkilerini diledikleri gibi düzenleme özgürlüğü tanımaktadır. Sözleşmeler, tarafların sağlıklı iradesi ve bağlayıcı beyanlarıyla akdedilmelidir. Ancak belli durumlarda tarafların iradesi, "irade sakatlığı" hâllerinden yanılma (hata), aldatma (hile) veya korkutma (ikrah) nedeniyle sakatlığa uğrayabilmektedir. Bu gibi durumlarda, taraflar iradelerine aykırı olarak ortaya çıkan sonuçları ortadan kaldırmak için iptal hakkına ihtiyaç duymaktadır. Çalışmamızda irade sakatlıkları nedeniyle iptal hakkı ve sonuçları incelenecektir. Anahtar Kelimeler: İrade Sakatlıkları, İptal Hakkı, Kısmi İptal, Tazminat.

TazminatTürk borçlar hukukuİptal+2
Güzide İrem Can
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin kamu hizmeti ve kolluk faaliyeti kapsamında veri işlemesi

Dijitalleşme ve modern teknolojilerle beraber veri işleme uygulamaları da gelişmiş ve veriden sağlanan fayda inanılmaz bir boyuta ulaşmıştır. Bu dijital dünyada faaliyetlerini yerine getirirken veri işleme teknolojilerinden yararlanılması sadece özel sektör için değil, idare için de bir zorunluluk haline gelmiştir. Ancak veri işleme faaliyeti kamu hizmeti ve kamu düzeninin sağlanması açısından önemli bir yere sahip olsa da veri işleme faaliyetlerinin kişi hak ve özgürlüklerini ihlal etme tehlikesi bulunmaktadır. Her ne kadar veri işlenmesi ve bundan dolayı ortaya çıkabilecek problemler özel hukuk boyutuyla geniş çalışma alanı bulsa da kanımızca bu konu idare hukuku perspektifinden, özel hukuka kıyasla, yeterince incelenmemektedir. Bu bağlamda, tezde idarenin kamu hizmeti ve kolluk kapsamında gerçekleştirdiği veri işleme faaliyetleri ile bu faaliyetlerden dolayı ortaya çıkabilecek problemler incelenecektir.

Kamu hizmetleriKişisel Verilerin Korunması KanunuKişisel veri+4
Oktay Karaalp
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Banka teminat mektuplarında URDG 758'in uygulanması

Banka teminat mektupları, milletlerarası ticari ilişkilerde tarafların güvence ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla yoğun olarak kullanılmaktadır. Milletlerarası ticari hayatı kolaylaştırma gayesinde olan MTO, talep garantilerine uygulanmak üzere hazırladığı birörnek kurallardan oluşan URDG 758'i yayınlamıştır. Milletlerarası nitelik taşıyan banka teminat mektuplarında URDG 758'in uygulanması, farklı ihtimallerde gündeme gelebilmektedir. URDG 758'in hukuki niteliğinin belirlenmesi, bu kuralların, devlet mahkemelerinde ve milletlerarası ticari tahkimde hangi ihtimallerde uygulanabileceğinin tespiti açısından özel önem arz etmektedir. URDG 758'de, bu kuralların, taraflarca atıf yapılmak suretiyle sözleşme hükmü haline getirilmeleri durumunda bağlayıcılık kazanacağı kabul edilmiştir. Bununla birlikte, taraflarca atıf yapılmayan hallerde, bu kuralların uygulama alanı bulmalarının mümkün olup olmadığı da incelenmesi gereken bir konudur. Bu çalışmada, banka teminat mektuplarından doğan uyuşmazlıklarda, URDG 758'in uygulama alanı bulabileceği ihtimaller inceleme konusu yapılmıştır.

BankalarKarşılaştırmalı değerlendirmeKarşılaştırmalı hukuk+4
Ali Can Çalıkkocaoğlu
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00