
68
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de afet ve acil durumlar sonrası yürütülen psikososyal müdahalelerin analizi ve psikososyal müdahale önerisi
Bireylerin ve toplumun var olan gereksinimlerini tespit ederek olası afetlerle başa çıkma ve müdahale edebilme kapasitelerinin yanı sıra iyileşme becerilerinin de artırılmasına yönelik faaliyet ve hizmetler olarak tanımlanan psikososyal müdahaleler, hem etkililik hem de maliyet açısından son yıllarda Türkiye'de ve Dünya'da yaygın bir şekilde uygulanmaya başlanmıştır. Araştırmanın amacı, ülkemizde 1999 depremleri sonrasında gerçekleştirilen psikososyal müdahalelerin değerlendirilmesi ve müdahaleye katılan meslek elemanlarının görüşleri doğrultusunda bir psikososyal müdahale önerisi sunulmasıdır. Araştırmanın evren ve örneklemi, 1999 Marmara Depremleri, İstanbul Güngören Terör Saldırısı (2008), Mardin Mazı Dağı Bilge Köyü Silahlı Saldırı (2009), Elazığ Depremi (2010), Zonguldak Maden Kazası (2010), Van Depremi (2011), Soma Maden Kazası (2014) psikososyal müdahalelerine katılan; sosyal hizmet uzmanı, psikolog, psikolojik danışman ve psikiyatristlerden ulaşılabilenlerden oluşmuştur. Veriler, alan yazın incelemesi ve araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile toplanmıştır. Veri analizi, tarihsel analiz, içerik analizi, frekans ve yüzdelik dağılımları ve khi kare analizi ile yapılmıştır. Ayrıca soru formunda yer alan açık uçlu sorulara içerik analizi yapılarak oluşturulan tema ve kodlar, nitel veri analiz tekniğine göre yorumlanmış ve tüm bu bilgilerin ışığında psikososyal müdahalenin nasıl olması gerektiğine ilişkin bir müdahale önerisi sunulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; ülkemizde ilk kez 1999 Marmara Depremleri sonrasında kullanılmaya başlanan ve daha sonraki yıllarda meydana gelen pek çok afette uygulananan psikososyal müdahaleler, büyük ölçüde farklı disiplinlerin bir araya geldiği bir ekip ile etkili bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Müdahalelere katılan meslek elemanlarının müdahalelerin güçlü yanları için en çok dile getirdikleri görüş, ruh sağlığı alanında çalışan meslek örgütleri arasındaki işbirliğinin varlığı (%38,70) olmuştur. Müdahalenin zayıf yönlerine ilişkin değerlendirmelere bakıldığında en çok dile getirilen sorunların organizasyonsuzluk (%26,6) ve yerel yönetim, kamu, STK ve gönüllüler arasında işbirliği yapılamaması (%20) olduğu görülmektedir. Müdahalenin nasıl olması gerektiğine ilişkin değerlendirmede de kurumlar arası işbirliğinin sağlanması (%22,58) ve psikososyal müdahale kavramının netleştirilerek üzerinde uzlaşma sağlanması (%16.12) gerekliliği ilk sıralarda yer almaktadır. Anahtar Sözcükler: Psikososyal Müdahaleler, Afet, Acil Durum.
Boşanma sürecindeki kadınların bağlanma stilleri ile başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, boşanma sürecindeki kadınların bağlanma stilleri ile başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkiyi ve bağlanma stilleri ve stresle başa çıkma tarzlarının demografik özelliklere göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini incelemektir. Araştırmanın örneklemini İzmir Adliyesi Aile Mahkemeleri'ne boşanmak üzere başvuran ve Aile Mahkemeleri'nde çalışan psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanları ile görüşmesi için mahkemece sevk edilen bireyler arasından tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen, boşanma süreci devam eden 120 kadın katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında üç farklı veri toplama aracı kullanılmıştır. Bunlar; geçerlik ve güvenirlik çalışması Aysan (1994) tarafından yapılmış olan Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği, geçerlik ve güvenirlik çalışması Sümer (2006) tarafından yapılmış olan Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri ve araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan Demografik Bilgi Formu'dur. Verilerin analizinde bağlanma stilleri ve başa çıkma stratejilerinin çeşitli demografik özellikler açısından farklılıklarını saptamak üzere çeşitli istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Demografik özelliklerin kendi içinde iki gruba ayrıldığı durumlarda t testi, ikiden fazla gruba ayrıldığında tek yönlü varyans analizi ANOVA kullanılmıştır. Bağlanma stilleri ve başa çıkma stratejileri arasındaki korelasyon, Pearson Momentler Korelasyon Çarpımı kullanılarak hesaplanmıştır. Elde edilen tüm verilerin çözümlenmesinde sosyal bilimler alanında istatistiksel analiz için kullanılan SPSS 15.0 programı kullanılmıştır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular, bağlanmaya ilişkin kaçınma boyutu ile problem çözme, sosyal destek arama ve kaçınma stratejisi arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda bağlanmaya ilişkin kaygı boyutu ile sosyal destek arama, problem çözme ve kaçınma arasında da anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur.Boşanma sürecindeki kadınların yaşları, eğitim durumları, algıladıkları sosyoekonomik düzeyleri, evlenme yaşları, evlenme yılları, evlenme şekilleri, evlilik sayıları, çalışma durumları, çocuk sahibi olup olmamaları ve davayı açan taraf olma durumları ile bağlanma stilleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Boşanma sürecindeki kadınların çocuk sahibi olup olmamaları ve evlenme yaşları ile sosyal destek arama stratejilerine göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. Kadınların yaşları, eğitim durumları, algıladıkları sosyoekonomik düzeyleri, evlenme yılları, evlenme şekilleri, evlilik sayıları, çalışma durumları ve davayı açan taraf olma durumları ile başa çıkma stratejileri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Kadın katılımcıların %65,8'inin ilgisizliği, %55,8'inin iletişim problemlerini, %46,7'sinin psikolojik şiddeti, %43.3'ünün aldatmayı, %36,7'sinin de fiziksel şiddeti boşanma nedeni olarak gördükleri de bulunmuştur.Araştırma sonucunda bulgular tartışılarak, araştırmanın sınırlılıkları, güçlü yönleri ve gelecek çalışmalar için öneriler üzerinde durulmuştur. Anahtar Sözcükler: Bağlanma stilleri, başa çıkma, boşanma.
Kanser hastalarının yas tepkileri ve evlilik uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada kanser tanısı alan hastaların, yas tepkileriyle evlilik uyumları arasındaki ilişkiyi ve bunları etkileyen faktörleri (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, sosyo-ekonomik durumu, kanserin türü, vb.) belirlemek amaçlanmıştır.Araştırma örneklemini İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Polikliniği'ne başvuran ve kemoterapi alması kararı verilen 100 hasta oluşturmuştur. Örneklem oluşturulurken ulaşılabilir örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya gönüllü olarak katılan hastalara verilen ölçekler, hastayla birlikte araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Hasta Bilgi Formu, kanser tanısı alan hastaların tanı aldıktan sonra geçirdikleri yas sürecini incelemek için, Hogan, Greenfield ve Smith (2001) tarafından geliştirilen, Yıldırım ve Fışıloğlu (2005) tarafından geçerlilik ve güvenirliliği yapılan "Hogan Yas Tepkileri Tarama Listesi" (HYTL) ve hastaların eşleriyle arasındaki evlilik uyumlarını incelemek için de Spainer (1976) tarafından geliştirilen ve Fışıloğlu ve Demir (2000) tarafından Türk toplumuna uyarlanması yapılan "Çift Uyum Ölçeği" (ÇUÖ) kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde, Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS) 16.0 kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; araştırmaya katılan hastaların %76'sı kadın, %24'ü erkektir. Hastaların yas tepkileriyle cinsiyet, yaş ve eğitim durumları ve kanser türleri arasında anlamlı bir fark bulunamamış; sadece sosyo-ekonomik bakımdan geliri 1000-1999 TL olan hastaların yas tepkileri diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Hastaların evlilik uyumlarıyla cinsiyet arasında bir fark bulunamazken; yaş, eğitim düzeyi ve sosyo-ekonomik düzey ve kanser türleri arasında istatistiksel fark saptanmıştır. Meme kanseri olanlarla pankreas ve diğer kanser türleri olanların evlilik uyumu ortalamaları arasında, pankreas kanseri olanlarla meme, kolo-rektal ve testis kanseri olanların evlilik uyumu ortalamaları arasında, testis ve diğer kanser türleri olanların evlilik uyumu ortalamaları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Yas tepkisi ile evlilik uyumu arasında ise (r=-.25) olumsuz yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Kanser, yas tepkileri, evlilik uyumu
7 - 19 yaş aile eğitim programının aile tutumlarına etkisi
Bu araştırmada, 7-19 Yaş Aile Eğitiminin Aile tutumlarına nasıl biri etkisi olduğuyla ilgili bir çalışmadır. Bu çalışma da İzmir Aliağa ilçesinde bulunan Namık Kemal İlkokulunda 2015-2016 eğitim öğretim yılı içerisinde yapılmıştır. Araştırmada deney ve kontrol grubuna uygulanan ön test-son-test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma kapsamında deney grubunda yer alan gönüllü öğrenci velilerine 8 hafta, haftada 3 saat süresince 7-19 Yaş Aile Eğitim Programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise eğitim verilmemiştir. Bu araştırmanın amacı, 7-19 yaş aile eğitim programı gelişim dönemleri, iletişim kurmak, birlikte büyümek, aile tutumları, riski yönetmek, olumlu davranış kazandırma, uzlaşabilmek ve geleceği planlamak oturumlarının yer aldığı sekiş oturumdan oluşan bir programdır. Araştırma da programın hem aile tutumlarına etkisi hem de programın etkililiği ölçülmeye çalışılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Bulut (1990) tarafından Türkçe uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış olan "Aile Değerlendirme Ölçeği", Le Comple, Özer ve Küçük (1978), Türkçe uyarlaması ve geçerlilik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış olan "Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği", araştırmacı tarafından hazırlanıp, 10 uzman görüşü alınarak yeniden düzenlenen "Soru Listesi" ve bazı değişkenler hakkında bilgi toplanması amacıyla yine araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Deneme ve kontrol grubunun ön test ve son testleri arasında anlamlı fark olup olmadığı Wilcoxon işaretli Sıralar Testi ile deneme ve kontrol grubu puanları arasındaki farkın anlamlılığı için Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 7-19 Yaş Aile Eğitim Programının deney grubunda yer alan deneklerin eğitim sonunda Aşırı koruyucu annelikte, ev kadınlığı rolünü reddetme, geçimsizlik, artık boyut ya da sıkı disiplin, problem çözme, iletişim, roller, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü, genel işlevler anlamlı bir fark olduğu ortaya çıkmaktadır. Deney grubu ön test son test puanlar karşılaştırmasında demokratik tutum ve eşitlik tanıma, duygusal tepki alt ölçeklerinde anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Kontrol grubunda yer alan deneklerin Aşırı koruyucu annelikte, ev kadınlığı rolünü reddetme, geçimsizlik, demokratik tutum ve eşitlik tanıma, artık boyut ya da sıkı disiplin, problem çözme, roller, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü, anlamlı ön test son test puan karşılaştırmasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ancak iletişim ve genel işlevler alt ölçeklerinde anlamlı bir fark bulunmuştur.
Aile danışmanlığı almayı kabul eden ve reddeden evli çiftlerde boşanmayı düşünme nedenleri
Bu araştırmada, aile danışmanlığı almayı kabul eden ve reddeden evli çiftlerin bu kararları, onlara boşanmayı düşündüren nedenler, cinsiyetleri, yaşları, eğitim durumları, evlilik süreleri, çocuk sahibi olma durumları, çalışma durumları, görüşmeye tek ya da çift olarak gelme durumları gibi değişkenler açısından incelenmiştir. Bu bağlamda çalışma sonuçlarının, evliliğinde sorun yaşayıp, evliliğini bitirmeyi düşünen bireylerin (yaş, cinsiyet, çalışma durumu, eğitim durumu, çocuk sahibi olma, boşanmayı düşündüren ana problem vb.) bireysel özelliklerine göre daha çok danışmanlık yardımı almak isteyenler belirlenerek ülkemizde ailenin yapısını ve sağlıklı işleyişini destekleyen çalışmalara ayna tutabilmesi ve bu kişilerden hangi özellikleri taşıyanlar aile danışmanlığı almayı reddetmiştir sorusunun yanıtına ulaşılarak da bunların nedenleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuçların aile danışmanlığı konusunda bireylerin daha çok bilinçlendirilerek, aile içi problemlere geleneksel yöntemlerle (eş, dost akraba tavsiyesi) çözüm aramak yerine, profesyonel kişi ve hizmetlere yönlendirilebilmesi ve gereksinim doğrultusunda bu konudaki başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olmak üzere devlet hizmetlerinin kalitesi ve yaygınlığının arttırılmasına katkıda bulunması amaçlanmaktadır. Araştırmanın evreni Temmuz 2013- Ekim 2014 yıllarında İzmir ilinde yaşamını sürdüren ve boşanmayı düşünen bireylerden oluşmaktadır. Örneklemi ise İzmir Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'ne bağlı Aile Danışmanlığı Hizmet Birimi'ne geldiğinde ücretsiz aile danışmanlığı hakkında bilgilendirilen, aile mahkemeleri ve uzmanlarınca yönlendirilen ya da kendileri başvuran 130'u evli ve eşi ile birlikte, 151'i ise evli ve tek olarak görüşmeye katılan toplam 281 kişiye ait kayıtlar oluşturmaktadır. Kayıtlar doküman incelemesi yolu ile incelenmiştir. Elde edilen veriler, ücretsiz aile danışmanlığı almayı kabul etme ve reddetme davranışları ile; onlara boşanmayı düşündüren nedenler, cinsiyet, yaş, eğitim durumu, evlilik süresi, çocuk sahibi olma durumu, çalışma durumu, görüşmeye tek ya da çift olarak gelme durumu alt başlıklarında incelenmiştir. Çalışma verileri; frekans ve yüzdelik dağılımları, ilişki arayan istatistiklerden khi-kare yöntemi kullanılarak, SPSS programı ile analiz edilip yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda; evliliklerinde problem yaşayan bireylerden, boşanma öncesi süreçte olan grup –henüz resmi olarak bir boşanma davası açmamış- evliliklerindeki ana sorunu 'iletişim ve beklenti problemi' olarak tanımlamışlardır. Bu grubu, yine boşanma öncesi süreçte olanlardan evliliklerindeki ana problemi 'geçimsizlik' olarak adlandıran grup izlemektedir. Boşanma sürecinde olan kişilerde ise –resmi olarak boşanma davası açılmış- evliliklerinde temel problem olarak 'geçimsizlik'i tanımlamışlardır. Bunu izleyen diğer problem ise 'aldatılma'dır. Aldatılma söz konusu olduğunda resmi bir boşanma girişimi daha fazla ortaya çıkmaktadır. Evliliklerinde problem yaşayan bireylerden, başvuruya çift olarak gelenlerin, aile danışmanlığı almayı daha fazla kabul ettiği ortaya çıkmıştır. Bu grubun ardından sayıca, o an için kararsız kalan ve karar verme sürecini erteleyen, durumu 'değerlendirecek' olan kişiler gelmektedir. Aile danışmanlığı almayı 'reddeden' grupta çok az birey bulunmaktadır. Evlilik süresinin boşanmayı düşünmeye etkisi incelendiğinde ise, evlilik süreleri 1-5 yıl olanlar en fazla evliliğinde problem yaşayanlar olmuştur. Bu bulgu TÜİK 2016 verileri ile paralellik göstermektedir. Evlilik süreleri 1-5 yıl olan gruptan sonra evlilik süresi arttıkça, başvuru sayısı azalmaktadır.
Lise 1. sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeyleri ile aile işlevleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı lise 1.sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeyleri ile aile işlevleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ayrıca, lise 1.sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeyleri ile aile işlevlerinin bazı sosyo-demografik değişkenler açısından anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir.Araştırmanın örneklemi, okul türüne göre oranlı örnekleme yöntemi ile belirlenen, toplam 340 lise 1.sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Örneklem, İzmir ili Bayraklı ilçesindeki 4 farklı liseden oluşmuştur .Araştırmanın verileri, üç ölçme aracının kullanılmasıyla toplanmıştır. Saldırganlık düzeylerinin ölçülmesi için `Saldırganlık Ölçeği', aile işlevlerinin ölçülmesi için `Aile Değerlendirme Ölçeği' ve öğrenciler hakkındaki sosyo-demografik bilgileri elde etmek için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler SPSS 15.0 istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verileri analiz etmek için, t-testi, Kruskal Wallis, Tek Yönlü Varyans Analizi, Mann Whitney U Teknikleri ve Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Tekniği kullanılmıştır.Araştırma sonucunda, lise 1.sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeylerinin aile işlevleri ile olumlu yönde, düşük ve orta düzeyde anlamlı olarak ilişkilendiği belirlenmiştir.Lise 1.sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeylerinde cinsiyete ve annelerinin öğrenim durumuna göre anlamlı farklılıkların olduğu bulunmuştur. Diğer yandan; öğrencilerin saldırganlık düzeylerinde; babalarının öğrenim durumu, ebeveynlerinin evlilik durumu, annelerinin çalışma durumu, babalarının çalışma durumu, kardeşsayısı, ebeveynlerinin geçinme durumu, algılanan sosyo-ekonomik düzey, eğitim aldıkları okul türüne göre anlamlı farklılıkların olmadığı bulunmuştur.Lise 1.sınıf öğrencilerinin cinsiyete göre aile işlevleri alt boyutlarından duygusal tepki verebilme işlevinde; annelerinin öğrenim durumuna göre roller işlevinde; babalarının çalışma durumuna göre problem çözme işlevinde; kardeş sayısına göre duygusal tepki verebilme ve genel işlevler'de; ebeveynlerinin geçinme durumuna göre problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, gereken ilgiyi gösterme, genel işlevler'de; algıladıkları aile gelir düzeyine göre iletişim ve duygusal tepki verebilme işlevlerinde anlamlı farklılıkların olduğu belirlenmiştir. Lise 1.sınıf öğrencilerinin aile işlevlerinde; babalarının öğrenim durumu, ebeveynlerinin evlilik durumu, annelerinin çalışma durumu, eğitim aldıkları okul türüne göre anlamlı farklılıkların olmadığı belirlenmiştir.Anahtar sözcükler: Lise 1.sınıf öğrencileri, ergenlik, saldırganlık, aile işlevleri.
Boşanma sürecindeki çiftlerin otomatik düşünceleri ile aile ve evliliğe ilişkin inançlar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada boşanma aşamasındaki bireylerin otomatik düşünceleri ile aile ve evliliğe ilişkin inançlar arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırmada betimsel türde tarama (Survey) modeli kullanılmıştır.Araştırmanın örneklemini İzmir Adliyesi Aile Mahkemeleri'ne boşanmak için başvuran bireyler arasından tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen bireyler oluşturmaktadır.Örneklem 180 kişiden oluşmaktadır.Araştırmada S.D:Hollan ve P.C. Kendall,(1980) tarafından geliştirilen ?Otomatik Düşünceler Ölçeği? , Sakallı-Uğurlu (2002) tarafından geliştirilen Aile ve Evliliğe İlişkin Geleneksel İnanışlar Ölçeği ile bazı değişkenler ve bireylerin boşanma sebeplerine ilişkin bilgi toplanması amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan `Demografik Bilgi Formu' kullanılmıştır. Elde edilecek verilerin analizinde SPSS 16,0 istatistik paker programından yararlanılacaktır.Araştırma sonucunda otomatik düşünceler ile aile ve evliliğe ilişkin geleneksel inanışların ilişkilendirilebileceği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler : Otomatik Düşünceler, Gelenek, İnanç.
Duygusal zeka: BarOn ölçeği uyarlaması
Duygusal zekâ son yıllarda eğitim ve rehberlik hizmetlerinde sıklıkla çalışılan bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmalar, duygusal zekânın yaşam boyunca ilerleme kaydeden bir zekâ türü olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle, özellikle çocukluk yıllarında, duygusal zekânın geçerli ve güvenilir bir biçimde ölçülmesi büyük önem taşımaktadır.Bu bağlamda, gerçekleştirilen araştırmanın temel amacı, BarOn ile Parker tarafından, 2000 yılında hazırlanan ve BarOn Duygusal Zekâ Testi Çocuk ve Ergen Formu (Kısa), (BarOn DZ-t:ÇEF (K))'nın Türkçe dil eşdeğerlik, geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının gerçekleştirilmesidir.Araştırma kapsamında İzmir ili, Konak İlçesine bağlı, 5 ayrı ilköğretim okulunda öğrenim görmekte olan ve yaşları 9-12 arasında değişen 491 birey yer almıştır. Araştırmadan elde edilen veriler ışığında aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır:1. BarOn DZ-t:ÇEF(K) dilsel eşdeğerliğe sahip midir?2. BarOn DZ-t:ÇEF(K) Türkçe formu geçerli bir ölçme aracı mıdır?3. BarOn DZ-t:ÇEF(K) Türkçe formunun test ölçümleri güvenilir midir?Araştırmanın verileri, BarOn Duygusal Zekâ Testi Çocuk ve Ergen Formu (Kısa) ve Kişisel Bilgiler formu yardımıyla toplanmıştır. Toplanan veriler aşağıda verilen çeşitli istatistiksel analizler yoluyla incelenmiştir.1. Ölçeğin Türkçe formu, Türk Dili, İngiliz Dili, Eğitim ve Psikoloji gibi alanlarda uzman 8 ayrı kişi tarafından hazırlanmıştır.2. Türkçe formun geçerlik analizleri için açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi tekniklerinden yararlanılmıştır.3. Güvenilirlik hesaplamaları için devamlılık katsayısı(test-tekrar test), iç tutarlılık katsayıları(Spearman-Brown, Guttmann, Cronbach Alpha) hesaplanmıştır.Araştırma sonucunda elde edilen verilere göre BarOn DZ-t:ÇEF(K) Türkçe formu geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu ortaya konmuştur. Yapılan çalışmanın, çocuklar ve duygusal zekâ alanında yol gösterici bir araştırma olacağı düşünülmektedir. Öte yandan, bu araştırmanın sonuçları yalnızca araştırma kapsamında yer alan örnekleme genellenebilir. Çocuklukta duygusal zekâ konusunun daha detaylı bir biçimde anlaşılması için alanda yeni araştırmalar yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar kelimeler: Duygusal zekâ, çocukluk, faktör analizi, güvenirlik, geçerlik, ölçek uyarlama, BarOn.
Aile içi anlaşmazlıkların ve müzakere sürecinin evliliğe ve çocuklara etkisinin incelenmesi
Aile içi anlaşmazlıklar evlilik sürecinin doğal ve kaçınılmaz bir parçasıdır. Anlaşmazlıkların yönetim şekli hem ailenin devamlılığını, hem de çocukların sosyal ve duygusal gelişimini doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, aile içi anlaşmazlıkları ve bu anlaşmazlıkların müzakere sürecinin evliliğe ve çocukların davranışlarına olan etkisini incelemektir. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, öğrencilerin ve annelerinin aile içi anlaşmazlıklara ilişkin görüşlerini incelemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, ölçüt örnekleme yaklaşımına uygun olarak belirlenen üç ortaokuldan 11-12 yaş grubu öğrencileri ve bu öğrencilerin annelerinden oluşturulmuştur. Araştırma, sosyo-ekonomik düzey ve cinsiyete göre eşit sayıda dağılmış 36 öğrenci ve 36 anne ile çalışılarak gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak elde edilen nitel veriler, içerik analizi tekniği ile çözümlenmiştir. Analiz sürecine geçmeden önce yapılan kodlayıcı güvenirlik analizinde %96 bulunmuştur. Bu araştırmada verilerin analizinden sonra şu sonuçlar elde edilmiştir: Aile içi anlaşmazlık; eşler arası anlaşmazlıkları, olumsuz duyguları, kişiler arası uyumsuzluğu, fiziksel şiddet ile sözel ve psikolojik şiddeti çağrıştırmaktadır. Anne-babalar; çocuklar, fikir ayrılıkları, para, ev işleri, ilişki anlaşmazlıkları ve kardeşler arası kavga nedenleri ile anlaşmazlık yaşamaktadırlar. Bu anlaşmazlıklarda ebeveynler yıkıcı ve saldırgan tepkilerin yanı sıra kaçınmacı tepkiler göstermektedirler. Anne-baba anlaşmazlığı evliliklerde annelerin kırgınlık, küslük, kızgınlık, stres yaşamalarına ve evlilikten soğumalarına neden olmakta; bununla beraber bu anlaşmazlıklar hem eşleri hem de çocukları mutsuz etmektedir. Anne-baba anlaşmazlığı sırasında çocuklar, anne-babalarının kavga etmemelerine/tartışmamalarına ve barışmalarına yönelik olarak hayal kurma ile kaygıya ve umutsuzluğa dönük düşüncelere yoğunlaşmakta ve tartışmayı sonlandırmak istemektedirler. Çocuklar, bu anlaşmazlıklara müdahale etme ve ortamı terk etme tepkileri vermekle beraber, anne-baba arasında arabuluculuk yapmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Eşler Arası Anlaşmazlık, Anlaşmazlık Yönetim Stratejileri, Müzakere.
Evli çiftlerde görülen ruhsal belirtiler ile aile işlevsellik düzeyi arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı; evliliği devam eden ve boşanma aşamasında olan bireylerin aile işlevsellik düzeyi ve bu bireylerde görülen psikolojik özelliklerin incelenmesidir ve karşılaştırılmasıdır.Araştırmanın evreni evli bireyler, araştırmanın örneklemi; İzmir ilinde yaşayan evli bireyler ve boşanma davaları İzmir Adliyesi 2. Aile Mahkemesi'nde devam eden bireylerdir. Örneklem 103'ü boşanma aşamasında olan, 100'ü evliliği devam eden toplam 203 kişiden oluşmaktadır.Araştırmada veri toplamak amacıyla kişisel bilgi formu (KBF), Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır.Verilerin çözümlenmesinde SPSS 16,0 istatistik paket programından yararlanılmıştır. Katılımcıların demografik özeliklerine göre, aile değerlendirme ölçeği ve kısa semptom envanteri alt ölçek puanlarına ilişkin karşılaştırmalar için bağımsız örneklemleri için t-testi analizi tekniği kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki korelatif ilişkiler de Pearson momentler çarpımı korelasyon tekniği ile çözümlenmiştir.Bulgular; boşanma aşamasında olan ve evliliği devam edenler bireylerin aile değerlendirme ölçeğinin tüm alt boyutlarında istatistiksel düzeyde anlamlı farklılaşma olduğu, evliliği devam eden bireylerin aile değerlendirme ölçeğinde daha sağlıklı düzeyde puanlar aldıkları, şuan psikolojik desteğe ihtiyaç duyan bireylerin, şuan psikolojik desteğe ihtiyaç duymayan evli bireylerden gereken ilgiyi gösterme ve davranış kontrolü dışında ki tüm aile değerlendirme ölçeği alt boyutlarında daha yüksek puanlar aldıkları (sağlıksız aile işlevlerine sahip oldukları) ve boşanma aşamasında olan evli bireylerin kısa semptom envanteri alt boyutlarının depresyon, kişiler arası duyarlılık ve hostilite boyutlarında evliliği devam edenlere göre daha yüksek skorlara sahip oldukları belirlenmiştir.
Boşanma aşamasındaki bireylerin evlilik çatışmaları, çatışma iletişim tarzları ve sosyal destek sistemlerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, boşanma aşamasındaki bireylerin yaşadıkları evlilik çatışması düzeyleri, çatışma iletişim tarzı, sosyal destek ve bazı sosyo-demografik özellikler arasındaki ilişkilerin incelenmesidir.Araştırmanın örneklemini İzmir Adliyesi Aile Mahkemeleri'ne boşanmak üzere başvuran ve Aile Mahkemeleri'nde çalışan psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanları ile görüşmesi için mahkemece sevk edilen bireyler arasından tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen, boşanma süreci devam eden 102 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Demografik Bilgi Formu, Evlilik Çatışma Ölçeği (Hatipoğlu, 1993), Çatışma İletişim Tarzı Ölçeği (Goldstein, 1999) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (Zimet ve ark., 1988) kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, kadınların evlilik çatışması düzeyinin erkeklerin çatışma düzeyinden yüksek olduğu, çatışma iletişim tarzları bakımından alt ölçek olan `duygusal ifade' bakımından da farklılık gösterdiği ve erkeklerin duygusal ifade puanlarının kadınlara oranla daha yüksek olduğu, boşanmayı talep etme ve boşanma nedenleri bakımından cinsiyete göre anlamlı farklılaşma olduğu saptanmıştır. Aile yanında yaşayan katılımcıların sosyal destek ve ?Aile? alt ölçek puanlarının aile ile birlikte yaşamayanların puanlarından anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur.Ayrıca katılımcıların evlilik problemlerini çözmek için yardım alıp almadıklarına ilişkin olarak kadınların %21'inin erkeklerin ise %18'inin yardım aldıkları ancak bu yardımın kadınlarda %23,5'inin erkeklerde ise % 19,6'sinin `aile yakını veya akraba'dan alındığı, her iki cinsiyette de psikolog, psikiyatrist ve ya aile danışmanından yardım alanların sayısının % 9,8 olduğu görülmüştür.Anahtar Kelime: Boşanma, evlilik çatışması, iletişim çatışması, sosyal destek.
Evli bireylerin evlilik çatışması, çatışma çözüm stilleri ve evlilik uyumlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, evli bireylerin evlilik çatışmaları, çatışma çözüm stilleri ve evlilik uyumlarının bazı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek, evli bireylerin evlilik çatışmaları, çatışma çözüm stilleri ve evlilik uyumları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını belirlemek, ayrıca evli bireylerin evlilik çatışmaları ve çatışma çözüm stillerinin onların evlilik uyumu üzerindeki yordayıcı etkisini araştırmaktır.Araştırmada evreni İzmir il/ilçe merkezlerinde ikamet eden ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 113 çiftten (226 kişi) oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; evlilik çatışmasını ölçmek için `Evlilik Çatışması Ölçeği', çatışma çözüm stillerini ölçmek için `Çatışma Çözüm Stilleri Ölçeği', evlilik uyumunu ölçmek için `Evlilikte Uyum Ölçeği', demografik özellikler için ise oluşturulan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır.Verilerin çözümlenmesinde SPSS 15.0 paket programı kullanılmış, katılımcıların demografik özellikleri ve ölçeklerden elde edilen veriler ile ilgili çözümlemeler için t-testi, varyans analizi, korelasyon ve çoklu regresyon analizleri yapılmıştır.Bulgular: Evli bireylerin evlilik çatışmaları, çatışma çözüm stilleri ve evlilik uyumlarında onların cinsiyetlerine göre, çatışma yaygınlık ve olumlu çatışma çözüm stilleri alanında; kadının çalışma durumuna göre, olumlu çatışma çözüm stillerinde; eğitim durumlarına göre, olumlu ve olumsuz çatışma çözüm stilleri alanında; çocuk sahibi olmalarına göre, evlilik uyumunda; sahip olunan çocuk sayısına göre, olumsuz çatışma çözüm stillerinde; çatışmayı kimin başlattığına göre, çatışma sıklık alanında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Evli bireylerin evlenme kararına göre, önemli farklılıkların var olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Evli bireylerin cinsiyetlerine göre evlilik çatışmaları, çatışma çözüm stilleri ve evlilik uyumları arasında kadınlara, erkeklere ve katılımcıların tümüne ait önemli olduğu belirlenen ilişkililer saptanmıştır.Kadınlarda, çatışma yaygınlığının ve olumsuz çatışma çözüm stillerinin; erkeklerde, çatışma yaygınlığının ve boyun eğmenin; katılımcıların tümünde ise çatışma yaygınlığının, olumlu çatışma çözüm stillerinin, olumsuz çatışma çözüm stillerinin ve boyun eğmenin evlilik uyumunun önemli birer açıklayıcısı oldukları bulunmuştur.Anahtar sözcükler: Evlilik, çatışma, evlilik çatışması, çatışma çözüm stilleri, evlilik uyumu
Evli çiftlerin öfke ifade tarzları ile evlilik uyumunun incelenmesi
Araştırmanın amacı, evli bireylerin öfke ifade tarzları ile evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelemesidir. Öfke ifade tarzları ve evlilik uyumu bazı değişkenler açısından incelenmiş ve ilgili değişkenlerden evlilik uyumunu yordayanlar belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın örneklemini İzmir?de ikamet eden 216 evli birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği, Evlilik Uyumu Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara ilişkin bilgiler ?Kişisel Bilgi Formu? aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı 15.0 ile çözümlenmiştir. Araştırma verileri korelasyon ve çoklu regresyon analizi, bağımsız gruplar için t testi ve ANOVA yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma bulgularında sürekli öfke-öfke ifade tarzları ile evlilik uyumu arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu ortaya konmuştur. Araştırmada, Sürekli Öfke-Öfke Tarzı Ölçeği?nin cinsiyet, meslek çeşidi, bir işte çalışıp çalışmama, eşle yaşanılan iletişim problemleri sıklığı, kök ailelerden kaynaklı iletişim problemleri sıklığı ve diğer insanlarla olan iletişim problemi sıklığı gibi değişkenler açısından farklılaştığı bulunmuştur. Evlilik Uyumu Ölçeğinden alınan puanların ise eğitim düzeylerine, meslek gruplarına, çocuk sayısına, çalışıp çalışmama durumuna, algılanan ekonomik duruma, eşle yaşanılan iletişim problemleri sıklığına, kök ailelerden kaynaklı iletişim problemleri sıklığına ve diğer insanlarla olan iletişim problemi sıklığına göre farklılaştığı bulunmuştur. Çalışma bulgularında, eşle yaşanılan iletişim problemleri sıklığı, kök ailelerden kaynaklı iletişim problemlerinin sıklığı ve evlilik süresinin evlilik uyumunun anlamlı yordayıcıları olduğu elde dilmiştir. Analize giren söz konusu değişkenlerin, evlilik uyumu puanlarındaki toplam varyansın % 51?ini açıkladığı bulgulanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, ilgili literatür ışığında tartışılmış, öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Öfke, Öfke İfade Tarzları, Evlilik, Evlilik Uyumu
Ergenlerde evden kaçma davranışının sosyo-demografik özellikler ve aile işlevleri açısından incelenmesi
Bu araştırma Ergenlerde evden kaçma davranışının a) sosyo-demografik özellikler, b) aile işlevleri açısından değerlendirmesini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada örneklem grubunun aile işlevlerinin yedi alt boyutu (problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verme, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü ve genel işlevler) Aile Değerlendirme Ölçeği ile incelenmiş; Sosyo-demografik özellikler için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Ergenlerde evden kaçma davranışı ile sosyo-demografik özellikler (Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumu, annenin mesleği, babanın mesleği, anne-babanın medeni durumu, ailenin aylık geliri, ailenin göç durumu, aileden beklentiler, intihar girişimi, intihar sebepleri, aile ilgili düşünceler, evden kaçma davranışı gösteren tanıdık, aileyle sorun yaşama durumu, anne babanın birlikte-ayrı oluşu, alışkanlık yapıcı madde kullanımı, anne ve babanın alışkanlık yapıcı madde kullanımı, doğum sırası, kardeş sayısı) arasındaki ilişki değerlendirilerek; evden kaçma davranışı gösteren ergenlerin aile değerlendirme işlevlerine göre anlamlı düzeyde ( p<.05 ) farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 15-18 yaş aralığında evden kaçma davranışı gösteren 40 erkek 60 kız ve evden kaçma davranışı göstermeyen 58 kız 42 erkek ergen olmak üzere toplam 200 ergen oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda evden kaçma davranışının yaş, eğitim durumu, annenin eğitim durumu, annenin mesleği, babanın mesleği, anne-babanın medeni durumu, ailenin aylık geliri, ailenin göç durumu, aileden beklentiler, intihar girişimi, aile ile ilgili düşünceler, evden kaçma davranışı gösteren tanıdık, aile ile sorun yaşama durumu, alışkanlık yapıcı madde kullanımı, annenin ve babanın alışkanlık yapıcı madde kullanımı, doğum sırası ve kardeş sayısına göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada evden kaçma davranışı gösteren ergenlerin ailelerinin problem çözme, iletişim, duygusal tepki verebilme, roller, davranış kontrolü, gereken ilgiyi gösterebilme ve genel aile işlevlerinde karşılaştırma grubunda yer alan ailelere göre önemli oranda yetersizlik yaşadıkları belirlenmiştir. Evden kaçma davranışı gösteren ergenlerin eğitim durumlarına göre aile işlevlerinin alt boyutlarından olan gereken ilgiyi gösterme alt boyutunda en düşük eğitim düzeyi olan okur-yazar olanların yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu; Madde kullanan ve intihar girişiminde bulunanların gereken ilgiyi gösterme alt boyutu dışında tüm alt boyutlarda yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu; ailelerinde göç geçmişi bulunan ergenlerin problem çözme boyutunda yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu, 5 ve üstü sayıda kardeş sahibi olanların davranış kontrolü boyutunda daha yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu; anne-babası bekar olanların problem çözme, roller ve genel işlevler boyutlarında yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Ergen, Evden kaçma, Aile İşlevleri
Üniversite öğrencilerinde psikososyal değişkenlere göre yalnızlık ile otomatik düşünceler ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin yalnızlık düzeyleri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişki bazı sosyo-demografik değişkenlere (cinsiyet, yaş, sosyo-ekonomik durum v.b.) göre incelenmiştir. Araştırmada öğrencilerin yalnızlık düzeyleri ile otomatik düşünceleri arasında ilişki olup olmadığı ve yalnızlık ve otomatik düşüncelerin bazı-sosyo demografik değişkenlere göre anlamlı düzeyde (p<,05/p< ,01) farklılaşıp, farklılaşmadığını bulmak amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modeline uygun olarak hazırlanan araştırmada, evreni İzmir ilinde bulunan, psikolojik destek alan ve almayan üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmada araştırmacının çalışmakta olduğu İzmir ilinde bulunan Özel Nöron Psikiyatri Dal Merkezi? ne Aralık 2011 tarihinden itibaren bir yıllık süre içinde başvuran 150 üniversite öğrencisi ile Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi? nde öğrenim görmekte olan ve psikolojik destek almadığı belirlenen 150 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırmanın örneklem grubu rastsal olmayan seçkisiz amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak tespit edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak; öğrencilerin yalnızlık düzeylerini ölçmek için UCLA Yalnızlık Ölçeği ve öğrencilerin otomatik düşüncelerini ölçmek için Otomatik Düşünceler Ölçeği kullanılmıştır. Demografik özelliklerin tespiti için ise araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu kullanmıştır. Sonuç olarak yapılan tüm literatür taraması ve uygulamalar sonucunda elde edilen veriler, SPSS istatistik paket programı kullanılarak değerlendirilmiş, sonuçlar Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı tekniği, t-testi ve varyans analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda; öğrencilerin yalnızlık düzeyinin medeni durum, anne babanın medeni durumu, ekonomik durumu, psikolojik destek almakta olduğu ve aile tutumuna göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Otomatik düşüncelerin ise; yaş, anne babanın medeni durumu, barınma türü, psikolojik destek almakta olduğu ve aile tutumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Yalnızlık, Otomatik düşünceler, Üniversite Öğrencileri.
Çocuk yuvasında ve çocuk evinde kalan korunmaya muhtaç çocuklar ile ailesi yanında yaşayan çocukların sosyal becerilerinin karşılaştırılması
Çocuk toplumsal kurallara uygun hareket etmeyi gelişimi esnasında sosyalleşirken öğrenmektedir. Sosyalleşme süreci içinde bir takım sosyal kurallarla yüz yüze kalan çocuk, etrafındakilerin sosyal kurallara uyma beklentilerini ve toplumsal kuralları süreç içerisinde öğrenmeye başlamaktadır. Çocuğun yetişmekte olduğu ortam, onun tüm gelişim alanları üzerinde etkilidir. Yetiştiği ortamın yapısı, sosyo-kültürel ve ekonomik özellikleri, çocuğun sosyalleşme sürecini kapsayan sosyal-duygusal gelişim alanının biçimlenmesini sağlar, sosyal becerilerin oluşmasına katkıda bulunur. Geliştirilen sosyal beceriler çocuğun çevresi ile iletişimi sağlıklı kılar. 2828 Sayılı Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu?na göre, Korunmaya Muhtaç Çocuk, beden, ruh ve ahlak gelişimleri veya şahsi güvenlikleri tehlikede olup; ana veya babasız, ana ve babasız, ana veya babası veya her ikisi de belli olmayan, ana veya babası veya her ikisi tarafından terk edilen, ana veya babası tarafından ihmal edilip; fuhuş, dilencilik, alkollü içkileri veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi her türlü sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuğu ifade etmektedir. Sosyal becerilerin gelişmesinde de ebeveyn-çocuk ilişkisi büyük önem taşımaktadır. Çocuğun korunmaya muhtaç kavramı içerisinde olması, bu alandaki becerilerinin gelişimini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, kurum bakımının dezavantajları göz önünde bulundurularak geliştirilen çocuk evi modelinin, çocukların sosyal becerilerine katkısını ölçmek, bu alanda kurum bakımından farkını ortaya koymak ve ailesi ile yaşayan çocuklarla korunmaya muhtaç çocukları yararlandıkları hizmet modeline göre sosyal becerilerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Araştırmada, çocuk yuvasında ve çocuk evinde kalmakta olan korunmaya muhtaç çocuklar ile ailesi yanında yaşayan çocukların sosyal becerileri karşılaştırılmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu ailesi ile birlikte yaşayan çocuklar ile İzmir ve Denizli illerinde, çocuk evlerinde ve kurumda yaşayan çocuklar oluşturmuştur. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu ve Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği kullanılmış olup çocukların sosyal becerilerini değerlendirmek için ?7-12 Yaş Çocuk ve Gençlerde Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği?, çocukların demografik bilgilerinin belirlenmesi için de ?Kişisel Bilgi Formundan? yararlanılmıştır. Yapılan çalışmada uygulanan analizler sonucunda, cinsiyet, yaş, sınıf, bilgi alınan kuruluş, korunma altına alınma nedeni, kardeş sayısı, ebeveynini birliktelik durumu, okul öncesi eğitim alma durumu değişkenlerine ile çocukların sosyal beceri puanları arasında anlamlı bir farklılaşmaya rastlanmıştır. Çocuğun kurumda kalma süresi, korunma altına alınma yaşı, annenin ve babanın yaşam durumu değişkenlerine göre ise anlamlı bir farklılaşmaya rastlanmadığı gözlenmiştir. Bilgi alınan kuruluşa göre ailesi ile birlikte yaşayan çocukların çocuk evlerinde kalan çocuklara göre, çocuk evlerinde kalmakta olan çocukların da çocuk yuvalarında kalmakta olan çocuklara göre sosyal beceriler yönünden öngörülen farklılık, yapılan analiz sonuçlarında da gözlemlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Korunmaya Muhtaç Çocuklar, Çocuk Yuvası, Çocuk Evleri, Sosyal Beceri, Sosyal Gelişim
İnternet bağımlılığı yaygınlığı
Dünyanın her tarafındaki bilgisayarların birbirine bağlanmasını sağlayan, küresel bir iletişim aracı olarak toplumsal değişimlere neden olabilen internet, son yıllarda hızla gelişmiştir. İnternet kullanımının hızla yaygınlaşması ve kullanım alanının genişlemesi bazı olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Bu olumsuzluklardan biri de internet bağımlılığıdır. İnternet bağımlılığı her yaşta ve cinsiyette görülen bir rahatsızlıktır. İnternet bağımlılığı geç yaşlarda başlayan psikoaktif madde, alkol ve kumar bağımlılığın aksine daha erken yaşlarda başlamaktadır. En büyük risk grubu 12-18 yaş arasındaki ergenlerdir. İnternet bağımlılığı ergenler için önemli bir risk olmasına karşın yapılan çalışmalar yetersizdir. Özellikle ülkemizde, internet bağımlılığı ergenler için önemli bir risk olmasına karşın internet bağımlılığıyla ilgili araştırmaların sınırlı sayıda ve yetersiz olduğu dikkati çekmektedir. Bu amaçla ergenlerde internet bağımlılığı yaygınlığını tanımlamak ve araştırmak bu çalışmanın başlıca amacını teşkil etmektedir. Konuyla ilgili yazın incelendiğinde İzmir iline ait İnternet Bağımlılık Ölçeği (İBÖ) kullanılarak yapılmış yaygınlık verilerine rastlanamamıştır. Tarama modeline uygun olarak hazırlanan araştırmada, evreni İzmir ilinde Milli Eğitim Bakanlığı?na bağlı okullara devam eden 12?18 yaş grubu ergenler oluşturmuştur. Araştırmanın örnekleminin oluşturulmasında olasılık temelli örnekleme yöntemlerinden tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; İnternet Bağımlılığı Ölçeği ve sosyo-demografik özelliklerin saptanması için araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda internet bağımlılığı yaygınlığı % 12.6 olarak bulunmuştur. ?Boş zaman aktiviteleri?, ?haftalık ortalama internet kullanım süresi?, ?gün içinde internet kullanım zamanı?, ?internet kullanımının günlük işleri aksatması?, ?internet kullanımının öğretmen ilişkilerini olumsuz etkilemesi?, ?internet kullanımının uyku düzenini etkilemesi?, ?internet kullanımının yeme düzenini etkilemesi? değişkenleri internet bağımlılığını yordayan değişkenler olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: internet bağımlılığı, yaygınlık, ergenler
Roman çocukların kendi kimliklerini tanımlama biçimleri: İzmir Tepecik örneği
Bu araştırma, Çingene/Roman çocukların Çingene/Roman olmanın ayırt edici özelliklerine ilişkin değerlendirmelerini konu almaktadır. Çocukların kendi anlatılarından yola çıkarak, Çingene/Roman kimliğini nasıl tanımladıkları, kimliklerinin inşasında içinde bulundukları `yoksulluk durumu?nun, Çingene/Roman olmayanlarla ilişkilerinin, kendilerinin ve/veya ailelerinin çalışma koşullarının etkileri ve yoksulluğu yaşantılama biçimleri ve onunla başa çıkma mücadeleleri incelenmektedir. Bu amaçlar doğrultusunda, İzmir'in Tepecik Mahallesi?nde oturan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk ve Gençlik Merkezi?ne kayıtlı 8?15 yaşları arasındaki 24 Çingene/Roman çocukla derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak niteliksel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, yakın yaşlarda olan biri 4, diğeri 3 çocuktan oluşan iki odak grup görüşmesi yapılmıştır. Görüşmeler tematik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Çingene/Roman, kimlik, etnisite, etnik kimlik, yoksulluk
İlkokul öğrencilerinin ailelerinin aile işlevleri, çocuğun beslenmesindeki tutum ve davranışları ile çocuğun beden kitle indeksi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada; ilkokul 1.sınıf öğrencilerinin (66-84 ay) ailelerinin aile işlevlerini gerçekleştirme düzeyleri, ailelerin çocuğun beslenmesindeki tutum ve davranışları ile çocuğun beden kitle indeksi arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı; ilkokul 1.sınıf öğrencilerinin ailelerinin aile işlevlerini gerçekleştirme düzeyleri ve ailelerin çocuğun beslenmesindeki tutum ve davranışları ile çocuğun beden kitle indeksi arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını ortaya koymaktır. İlişkisel tarama modeline uygun olarak hazırlanan araştırmanın evreni İzmir ili Bornova ilçesindeki 33 ilkokul arasından rasgele örnekleme yöntemiyle seçilen 16 ilkokul 1. sınıf öğrencileridir. Araştırmanın örneklemi, küme örnekleme yönetimiyle belirlenerek seçilen 16 okulun birer şubesindeki öğrencilerdir. Bu araştırmada kullanılan veri toplama araçları; Nurdan CAMCI tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış olan `Çocuk Besleme Anketi (Child Feeding Questionnaire-CFQ), ve Prof.Dr. Işıl BULUT tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış olan `Aile İşlevleri Değerlendirme Ölçeği? ile `Beden Kitle İndeksi (?Quetelet İndeks?) (Ağırlık (kg) / boy2 (metre))? dir. Yapılan çalışmada gerekli izinler alındıktan sonra belirlenen ölçekler uygulanarak gerekli bilgiler alınmıştır ve yapılan tüm uygulamalar sonucunda veriler analiz edilmek üzere bir araya getirilmiştir. Araştırmanın verileri ilkokul 1. Sınıf öğrencilerinin velilerinin verdikleri cevaplardan oluşmuştur. Uygulama önceden müdür ve öğretmenlere anlatılmış, özellikle rehber öğretmenlerden yardım alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistik paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir.Verilerin çözümlenmesinde anketleri cevaplandıran bireylerin sorulara verdikleri cevaplar doğrultusunda betimsel istatistiklere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: ilkokul 1. Sınıf öğrencileri, aile işlevleri, ailelerin tutum-davranışları, beden kitle indeksi.
Evli bireylerin benlik saygısı, kıskançlık düzeyi, evlilikteki çatışmalar ve evlilik doyumu arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada evli bireylerin benlik saygıları, kıskançlık düzeyleri, evlilikte yaşadıkları çatışmalar ve evlilik doyumları arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olup olmadığı ve bu değişkenlerin cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, evlilik süresi, evlenme biçimi ve çocuk sayısı açısından farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemini 200 evli birey (111 kadın ? 89 erkek) oluşturmuştur. Ankara il merkezindeki 7 farklı semtte yaşayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan katılımcılara verilen ölçekler, araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemi kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemine göre seçilmiştir.Araştırmaya katılan bireylere araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu (KBF), Stanley Coopersmith tarafından 1986?da geliştirilmiş olan Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği (BSÖ), Pines ve Aronson (1983) tarafından geliştirilen Romantik Kıskançlık Ölçeği, Hatipoğlu (1993) tarafından geliştirilen Evlilik Yaşamı Anketi (EYA) ve Çelik (2006) tarafından geliştirilen Evlilik Doyumu Ölçeği (EDÖ) dağıtılmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde sosyal bilimler alanında istatistik analizi için kullanılan SPSS 20.0 programı tercih edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde t testi, çoklu regresyon analizi ve Pearson Momentler Korelasyon Katsayısından yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgularda evlilik doyumuyla en çok ilişkili bulunan değişkenin evlilik çatışması olduğu; benlik saygısı ve evlilik doyumu arasında düşük düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Evli bireylerin benlik saygısı ile evlilikte yaşadıkları çatışmalar arasında da anlamlı bir ilişki olduğu, bu ilişkinin negatif yönde ve orta düzeyde olduğu elde edilen bulgular arasındadır. Diğer bir deyişle, düşük benlik saygısına sahip bireylerin evliliklerinde daha sık çatışma yaşadıkları belirlenmektedir. Araştırma bulgularında kıskançlık düzeyi ile diğer değişkenler arasında anlamlı düzeyde herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Yapılan t-testi sonuçlarına göre, evlenme biçiminin evlilik doyumu ile, yaşın benlik saygısı ve kıskançlık düzeyi ile, eğitim düzeyinin kıskançlık düzeyi ile, cinsiyetin evlilik çatışması ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Diğer değişkenler arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: evlilik doyumu, benlik saygısı, romantik kıskançlık, evlilikte çatışma.
Anne ve babası boşanma sürecinde olan 9-12 yaş çocukların, ebeveynlerinin evlilik çatışmalarını algılayış düzeyleri ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi: İzmir ili örneği
Bu araştırmada anne ve babası boşanma sürecinde olan 9-12 yaş arası çocukların, ebeveynlerinin evlilik çatışmalarını algılayış düzeyleri ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek ve çeşitli değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, kardeş sahibi olup olmaması, anne ve babanın eğitim durumu ve son 6 aydır psikolojik destek alıp almadığı vb.) farklarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini İzmir ili Bayraklı Adliyesinde Aile Mahkemesine boşanmak için başvuran ailelerin 9-12 yaş arasındaki 60 çocuk oluşturmuştur. Araştırmaya anne ve babası boşanma sürecinde olan 28'si kız 32'si erkek olmak üzere toplam 60 çocuk katılmıştır. Bu araştırma betimsel-genel tarama modeline göre yapılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", Grych ve arkadaşları (1992) tarafından geliştirilen, Fışıloğlu ve Ulu (2004) tarafından geçerlilik ve güvenilirliği yapılan "Evlilik Çatışmasını Algılama Ölçeği (CECA)" ve Spielberger ve arkadaşları tarafından (1970) de geliştirilmiş, Öner ve Le Compte tarafından (1985)' te Türk toplumuna uyarlaması yapılan Spielberger Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri (SDSKE)" kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, araştırmaya katılan çocukların kardeşe sahip olma durumuna göre anne babalarının evlilik çatışmalarını algılamalarında durumluk kaygı durumunun istatistiksel olarak bir farklılığın olmadığı saptanmışken sürekli kaygı durumunda kardeşe sahip olanların olmayanlara göre daha fazla kaygı duyduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında bu çalışmaya katılan çocukların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, psikolojik destek alma, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu ve kardeşe sahip olma özelliklerinin anne ve babaların evlilik çatışmalarını algılamaları üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı, aynı şekilde çocukların durumluk kaygıları üzerine de anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır. Araştırmaya katılan çocukların durumluk kaygı durumu ile sürekli kaygı durumu arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu bu durumun da pozitif yönde bir ilişki oluştuğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Evlilik Çatışması, Kaygı, 9-12 yaş arası çocuklar
Otizmli çocukların ebeveynlerinin evlilik uyumlarının, başa çıkma stratejilerinin ve sosyal destek algılarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, otizmli çocukların ebeveynlerinin, evlilik uyumları,başa çıkma stratejileri ve sosyal destek algılarının incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ilindeki Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı'nda devam eden, çeşitli şehirlerdeki üniversite ve devlet hastaneleri çocuk psikiyatrisi kliniklerinden DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre yaygın gelişimsel bozukluk tanısını almış, 2-19 yaş aralığında çocuğu olan 56 anne ve 54 baba olmak üzere toplam 110 ebeveynden oluşturulmuştur. Veri toplama araçları olarak otizmli çocukların ebeveynlerine Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği, Başa Çıkma Yolları Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Verilerin analizi sonucunda, otizmli çocukların ebeveynlerinin, evlilik uyumları, başa çıkma stratejileri ve sosyal destek algılarının çeşitli demografik değişkenler açısından farklılaştığı bulunmuştur. Otizmli çocukların ebeveynlerinin cinsiyetleri ile evlilik uyumları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak, annelerin babalara oranla problem çözme odaklı başa çıkma ve aileden algıladıkları sosyal destek düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Yaşlarına ve gelir düzeylerine göre evlilik uyumları ve algıladıkları sosyal destek arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Yaş ile başa çıkma stratejileri arasındaki ilişki incelendiğinde, 20 ile 30 yaş arasında olan ebeveynlerin diğerlerine oranla duygusal odaklı başa çıkma düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Gelir düzeyi ile başa çıkma stratejileri arasında anlamlı farklılık bulunmaktadır. 1000-3000 TL arası geliri olan ebeveynlerin diğerlerine oranla problem çözme odaklı başa çıkma düzeyleri daha yüksektir. Otizmli olan çocuklarının yaşlarına göre ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek ve başa çıkma stratejileri arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmamıştır. Otizmli çocuğunu 12 yaş ve üzerinde olan ebeveynlerin diğer bireylere oranla çift fikir birliği düzeylerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. Otizmli olan çocuklarının cinsiyetlerine göre evlilik uyumları ve başa çıkma stratejileri anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Otizmli çocuğun cinsiyeti ile algılanan sosyal destek arasında anlamlı fark bulunmaktadır. Otizmli çocuğu kız olan bireylerin diğer bireylere oranla özel insandan algılanan sosyal destek düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Otizmli çocukların ebeveynlerinin otizmli çocuğunun dışında ailede başka engelli bir bireyin olup olmaması ile evlilik uyumu ve başa çıkma stratejileri arasında ilişki bulunmamıştır. Ailesinde başka engelli yakını olan ebeveynlerin diğer bireylere oranla sosyal destek arayarak başa çıkma düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Otizmli çocukların ebeveynlerinin aileden algıladıkları sosyal destek ile evlilik uyumu arasında anlamlı ilişki olduğu ve evlilik uyumun arttığı gözlenmiştir. Problem çözme odaklı başa çıkma stratejileri kullanan ebeveynlerin evlilik uyumları ve algıladıkları sosyal destek puanlarının arttığı saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Otizm, Evlilik Uyumu, Sosyal Destek, Başa Çıkma.
Boşanma aşamasındaki bireylerin yaşam doyum düzeylerini yordayan bazı değişkenlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı boşanma aşamasındaki bireylerin kişilik özellikleri, kullandıkları başa çıkma stratejileri, çeşitli demografik özellikleri (cinsiyet, öğrenim durumu, algılanan sosyo-ekonomik durum v.b.) ve yaşam doyum düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve katılımcıların yaşam doyum düzeylerini yordayan değişkenlerin saptanmasıdır. Araştırmanın örneklemi; İzmir ilinde yaşayan ve boşanma davaları İzmir Adliyesi Aile Mahkemeleri'nde devam eden bireylerdir. Örneklem, boşanma aşamasında olan 133 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Demografik Bilgi Formu, Yaşam Doyum Ölçeği, Beş Faktör Kişilik Envanteri Kısa Formu ve Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulguları bireylerin yaşam doyum düzeyleri arasında cinsiyetler arası bir farklılaşma olmadığını ortaya koymuştur. Araştırma bulgularına göre yaşam doyumunun başa çıkma stratejilerinden sadece kaçınma alt boyutu ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu, kişilik özellikleri alt boyutlarından gelişime açıklık, dışa dönüklük ve duygusal tutarsızlıkla anlamlı düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur. Regresyon analizi sonuçları yaşam doyumunun en önemli belirleyicilerinin baş etme stratejilerinden "kaçınma" ve kişilik özelliklerinden ise "duygusal tutarsızlık" olduğunu ortaya koymuştur. Araştırma sonucunda kaçınma düzeyleri ve duygusal tutarsızlık düzeyleri daha yüksek olan katılımcıların yaşam doyumu düzeyleri daha düşük bulunmuş olup, bulgular literatür bulguları ışığında tartışılmış, araştırmanın sınırlılıkları, güçlü yönleri ve gelecek çalışmalar için öneriler üzerinde durulmuştur. Anahtar Sözcükler: Boşanma, yaşam doyumu, başa çıkma, kişilik özellikleri, aile.
Boşanma sürecindeki çiftlerin problem çözme becerileri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada boşanma aşamasındaki bireylerin problem çözme becerileri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma evrenini Aralık 2014 – Mayıs 2015 tarihleri arasında İzmir Adliyesi Aile Mahkemeleri' ne boşanmak için başvuran bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Araştırmanın örneklemini Aralık 2014 – Mayıs 2015 tarihleri arasında İzmir Adliyesi Aile Mahkemeleri' ne boşanmak için başvuran 140 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya gönüllü katılanlara verilen ölçekler araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Veri toplama araçları olarak; Heppner ve Petersen' in (1982) Problem Çözme Envanteri(PÇE) ile Holland ve Kendall' ın(1980) geliştirdiği Otomatik Düşünceler Ölçeği(ODÖ) kullanılmıştır. Sosyo- demografik değişkenleri (yaş, cinsiyet ve eğitim durumu) belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu hazırlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, problem çözme becerileri ile otomatik düşünceler arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyo-demografik özellikler ile problem çözme becerisi ve otomatik düşünceler arasında istatistiki bakımdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, Boşanma sürecindeki çiftler, problem çözme becerisi, otomatik düşünceler
Cinsel işlev bozukluğu olan ve olmayan kadınların benlik saygıları ve cinsel doyumları arasındaki ilişki
Bu araştırmada kadınlarda cinsel işlev bozukluğu, benlik saygısı ve cinsel doyum arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının ve bu değişkenlerin yaş, cinsel ilişki durumu, gelir durumu, evlenme şekli, evlilik süresi, çocuk sayısı ve eğitim düzeyi açısından anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemini 18-56 yaş aralığındaki 321 kadın oluşturmuştur. İzmir ilinde yaşayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan katılımcılara verilen ölçekler, araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemi kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Araştırmaya katılan kadınlara araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Stanley Coopersmith tarafından 1986'da geliştirilmiş olan Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği (BSÖ) ve Tuğrul(1988) tarafından geçerlik güvenirlik çalışması yapılmış olan Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği dağıtılmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde sosyal bilimler alanında istatistik analizi için kullanılan SPSS 15.0 programı tercih edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde t testi, ANOVA ve Pearson Momentler Korelasyon Katsayısından yararlanılmıştır. Araştırmada sonucunda kadınlarda cinsel işlev bozukluğu ve benlik saygısı arasında orta düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu, cinsel işlev bozukluğu ve cinsel doyum arasında yüksek düzeyde ve negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu ve benlik saygısı ile cinsel doyum arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Ayrıca cinsel işlev bozukluğu olan kadınların benlik saygısı ve cinsel doyum düzeyleri, cinsel işlev bozukluğu olmayan kadınlara göre anlamlı şekilde düşüktür. Buna göre kadınların cinsel işlev sorunları arttıkça benlik saygıları ve cinsel doyumları azalmakta, benlik saygıları arttıkça cinsel doyumları artmaktadır. Yapılan t testi ve ANOVA sonuçlarına göre kadınların cinsel işlev sorunları, benlik saygıları ve cinsel doyumları; eğitim düzeyi, gelir durumu, cinsel ilişki durumu, evlenme şekli ve çocuk sayısına göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Kadınlarda yaş ve evlilik süresi değişkenleri açısından cinsel işlev bozuklukları arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: cinsel işlev bozukluğu, benlik saygısı, cinsel doyum, kadın cinselliği
Velilerin çocuğu eğitme hakkının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı çocuk üzerinde velayete sahip kişilerin çocuğu eğitme hakkını kullanmalarıyla ilgili hukuki düzenlemeleri ve bunların kullanımındaki sınırlılıkları hem ulusal mevzuat hem de uluslararası sözleşmeleri göz önüne alarak incelemektir. Bu kapsamda öncelikle Türk Medeni Kanunu'nun velayet ile ilgili maddeleri belirlenerek bu kavramın nasıl tanımlandığı ve hukuksal sınırları tespit edilmiştir. Daha sonra, velayet kavramının tarihsel olarak gelişimi gözden geçirilerek bu tarihsel ard alanın günümüze yansımaları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın sonuç bölümünde ise çocuğu eğitme hakkını tanımlayan ve tamamlayan bazı başka sözleşme ve protokollere de yer verilmiş; ulusal ve uluslararası mevzuat ve uygulamalar göz önünde bulundurularak velayet kapsamında çocuğu eğitme hakkından nelerin anlaşılması gerektiği, velilerin bu konudaki hak ve ödevlerinin neler olması gerektiği değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk Hakları, Velayet, Velilerin Çocuğu Eğitme Hakkı
İlköğretim 8.sınıf öğrencilerinin atılganlık düzeyleri ile aile işlevleri arasındaki ilişkinin sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi.
Bu araştırma ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin atılganlık düzeyleri ile a)-aile işlevleri, b)sosyo-demografik değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden oluşan örneklem grubunun aile işlevlerinin yedi alt boyutu (problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verme, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü ve genel işlevler) Aile Değerlendirme Ölçeği ile incelenmiş; atılganlık düzeylerini ölçmek amacıyla Rathus Atılganlık Envanteri kullanılmıştır. Sosyo-demografik değişkenler için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Öğrencilerin atılganlık düzeylerinin sosyo-demografik değişkenler ve aile değerlendirme işlevlerine göre anlamlı düzeyde(p< .05/p< .01) farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Sosyo-demografik değişkenler; cinsiyet, kardeş sayısı, doğum sırası, kendine güvenip güvenmediği, anne-baba eğitim durumu ve ailenin gelir düzeyi olarak sıralanmıştır. Araştırmanın örneklemini 2010?2011 eğitim-öğretim yılında İzmir ili Torbalı ilçesinde eğitime devam eden ilköğretim sekizinci sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklem grubu, alt, orta ve üst tabakadan 195'i kız ve 236'ı erkek olmak üzere toplam 431 öğrenciden oluşmaktadır.Araştırma sonucunda; atılganlık düzeyinin cinsiyet değişkenine göre değişmediği; aile değerlendirme boyutları olan roller, gereken ilgiyi gösterme ve davranış kontrolü, boyutlarında erkek öğrencilerin kız öğrencilere oranla daha yüksek(sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu; genel olarak kardeş sayısı iki olan öğrencilerin diğer kardeş sayısı gruplarına(1,3,4,6) göre iletişim, duygusal tepki verme ve genel işlev düzeylerinde daha düşük (sağlıklı) puanlara sahip olduğu; bununla birlikte iletişim boyutunda, duygusal tepki verme boyutunda ve genel işlevler boyutunda doğum sırası iki olan öğrencilerin doğum sırası üç olanlara göre önemli (p< .05) düzeyde daha düşük (sağlıklı) puan ortalamalarına sahip olduğu; ayrıca ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin kendine güven düzeylerinde( p< .05), kendilerine her zaman güvenen öğrencilerin, kendilerine bazen güvenen öğrencilere oranla aile değerlendirme boyutlarında daha düşük (sağlıklı) puanlarının ve atılganlık düzeylerinde ortalama puanlarının yüksek (sağlıklı) olduğu; anne eğitimi daha düşük seviyede olan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin ilgili aile değerlendirme boyutlarında anneleri daha yüksek seviye de eğitim boyutlara göre önemli oranda daha yüksek (sağlıksız) düzeyde puanlara sahip olma eğilimi gösterdikleri; aile değerlendirme boyutlarından olan iletişimde babası lise mezunu olanların ilkokul ve ortaokul mezunu olanlara göre önemli oranda daha düşük (sağlıklı) puanlara sahip iken; babası ilkokul mezunu olan öğrencilerin, genel işlevlerinin babası lise ve üniversite mezunu olanlara göre önemli oranda daha düşük (sağlıksız) olduğu; tüm aile değerlendirme boyutlarında alt sosyo-ekonomik seviyedeki öğrencilerin orta ve üst sosyo-ekonomik seviyedeki öğrencilere göre daha sağlıksız aile ilişkilerine sahip olduğu; atılganlık da ise alt sosyo-ekonomik seviyedeki öğrencileri orta ve üst sosyo-ekonomik seviyedeki öğrencilere göre önemli oranda daha düşük ortalama puanlara sahip olduğu tespit edilmiştir. Atılganlık aile değerlendirme ilişkisine bakıldığında ise; aile değerlendirme boyutları olan iletişim, roller ve genel işlevler boyutındaki yüksek puanların (sağlıksızlığın), ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin atılganlık düzeylerinin azalmasına neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Atılganlık, Aile İşlevleri, İlköğretim Öğrencileri, Sosyo-Demografik.
Üniversite öğrencilerinin bağlanma stilleri ve stresle başa çıkma stratejileri arasındaki ilişki: ODTÜ örneği
Bu araştırmanın amacı, üniversite 1. 2. 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin bağlanma stilleri ve stresle başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkiyi ve bağlanma stilleri ve stresle başa çıkma tarzlarının demografik özelliklere göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini incelemektir.Araştırmanın örneklemi 2010?2011 öğretim yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde öğrenim görmekte olan 196 kız, 195 erkek toplam 391 öğrenciden oluşmaktadır.Araştırma kapsamında üç farklı veri toplama aracı kullanılmıştır. Bunlar; geçerlik ve güvenirlik çalışması Aysan (1994) tarafından yapılmış olan Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği, geçerlik ve güvenirlik çalışması Selçuk ve arkadaşları (2005) tarafından yapılmış olan Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri- II ve araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan Kişisel Bilgi Formu'dur. Verilerin analizinde bağlanma stilleri ve başa çıkma stratejilerinin çeşitli demografik özellikler açısından farklılıklarını saptamak üzere çeşitli istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Demografik özelliklerin kendi içinde iki gruba ayrıldığı durumlarda t testi, ikiden fazla gruba ayrıldığında tek yönlü varyans analizi ANOVA kullanılmıştır. Bağlanma stilleri ve başa çıkma stratejileri arasındaki korelasyon, Pearson Momentler Korelasyon Çarpımı kullanılarak hesaplanmıştır. Elde edilen tüm verilerin çözümlenmesinde sosyal bilimler alanında istatistiksel analiz için kullanılan SPSS 15.0 programı kullanılmıştır.Bu araştırmadan elde edilen bulgular, bağlanmaya ilişkin kaygı boyutu ile kaçınma stratejisi arasında ve bağlanmaya ilişkin kaçınma boyutu ile sosyal destek arama stratejisi arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu göstermiştir.Öğrencilerin cinsiyetleri, yaşları, kardeş sayıları, doğum sıraları, doğumdan itibaren bakım veren kişileri, ebeveynlerinin eğitim düzeyleri ve algıladıkları sosyoekonomik düzeyleri ile bağlanma stilleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.Öğrencilerin sosyal destek arama stratejisi cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. Öğrencilerin yaşları, kardeş sayıları, doğum sıraları, doğumdan itibaren bakım veren kişileri, ebeveynlerinin eğitim düzeyleri ve algıladıkları sosyoekonomik düzeyleri ile başa çıkma stratejileri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.Sonuçlar; tartışılmış ve öneriler getirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Bağlanma stilleri, stres, başa çıkma, üniversite öğrencileri.
İlköğretim 8. sınıfta öğrenim gören öğrencilerin ailelerine ilişkin değerlendirmeleri ile anne babalarının evlilik doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı anne babalarının evlilik doyumları ile ilköğretim 8.sınıf öğrencilerinin algıladıkları aile işlevleri arasında anlamlı bir ilişkinin; bazı değişkenlere göre ilköğretim 8. sınıf öğrencilerinin algıladıkları aile işlevleri arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığını incelemektir.İlişkisel tarama modelinde yapılan bu araştırmanın örneklemini İzmir İli Torbalı İlçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı' na bağlı 316 ilköğretim 8.sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler `Aile Değerlendirme Ölçeği', `Evlilik Yaşamı Ölçeği' ve `Kişisel Bilgi Formu' ile toplanmış ve SPSS paket programında t testi, Kruskall Wallis, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Mann Whitney U teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir.Araştırma sonucunda anne babaların evlilik doyumları ile ilköğretim 8. sınıf öğrencilerinin algıladıkları aile işlevleri arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.İlköğretim 8. sınıf öğrencilerinin; cinsiyetlerine göre algıladıkları iletişim, gereken ilgiyi gösterme ve davranış kontrolü işlevleri arasında; kardeş sayısına göre iletişim, duygusal tepki verme işlevleri arasında; aile gelirinin yetip yetmemesine göre problem çözme ve roller işlevleri arasında; annenin öğrenim durumuna göre problem çözme, gereken ilgiyi gösterme ve davranış kontrolü arasında anlamlı farklılıklar olduğu; babanın öğrenim durumuna göre ise bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. Aileleriyle İzmir' de yaşayan öğrencilerin sonradan İzmir' e yerleşenlere göre problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verme ve genel işlevler boyutlarında; çekirdek ailede yaşayan öğrencilerin geniş ailede yaşayanlara göre iletişim, duygusal tepki verebilme, gereken ilgiyi gösterme işlevlerinde daha sağlıklı değerlendirmede bulundukları görülmüştür.
Kronik hastalıkların, hastaların aile işlevleri ve yaşam doyumları üzerine etkisi
Kronik hastalıkların, hastaların aile işlevleri ve yaşam doyumları üzerine etkisini görebilmek amacıyla tasarlanan bu çalışma, kronik hastalığı olan bireylerin aile işlevleri ve yaşam doyum düzeyleri ve bu iki değişkenin ilişkisini ortaya koymaktadır. Ayrıca bu düzeylerin cinsiyet, kronik hastalık grupları ve kronik hastalık yıllarına göre değişimleri incelenmiştir.Araştırma amaçlarına göre temel araştırma, yürütüldüğü çevreye/ortama göre araştırma saha çalışması, yöntemine göre ise betimsel (tarama,tasviri) bir araştırma olarak yapılandırılmıştır.Araştırmanın örneklemi belli bir kronik hastalığı olan yetişkin bireylerden oluşan Kronik Hastalık Grubu ile herhangi bir kronik hastalığı bulunmayan Kontrol Grubu olarak belirlenmiştir. Kronik Hastalık Grubu, Kronik Böbrek Hastalığı (40), Diyabet Hastalığı (40) ve Multiple Skleroz (MS) hastalığı (40) olmak üzere 120 kişiden oluşmakta ve Kontrol Grubuyla birlikte toplam örneklem 240 kişiden oluşmaktadır.Araştırmada veri toplamak amacıyla Gönüllü Bilgilendirme Formu, Demografik Bilgiler Formu, Aile Değerlendirme Ölçeği ve Yaşam Doyum Ölçeği kullanılmıştır. Kronik Hastalık Grubu için veriler Dokuz Eylül Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin Bölümü, Nefroloji Bölümü ve İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Tepecik ve Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastaneleri Nöroloji Anabilim Dallarında takipli hastalar üzerinden elde edilirken; Kontrol Grubu için İzmir'de yaşayan katılımcılar seçkisiz olarak belirlenmiştir.Veriler istatistiksel olarak SPSS 16,0 programı yardımıyla değerlendirilmiş ve analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularda; Kronik Hastalık Grubu ve Kontrol Grubu arasında aile işlevi ve yaşam doyum düzeyleri arasında herhangi bir farklılaşma veya ilişki olmadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca Kronik hastalık grubunun aile işlevleri ve yaşam doyum düzeyleri cinsiyete, kronik hastalık alt gruplarına ve kronik hastalık yıllarına göre belli alt ölçeklerde farklılaşmalar göstermesine karşın; genelinde anlamlı farklılaşma gözlemlenmemiştir.Anahtar SözcüklerKronik Hastalık, Kronik Böbrek Hastalığı, Diyabet Hastalığı, Multiple Skleroz (MS) Hastalığı, Aile İşlevleri, Yaşam Doyumu
Yaygın gelişimsel bozukluk tanısı alan çocukların ebeveynlerinin yaşadığı yas tepkilerinin, evlilik uyumlarının ve sosyal destek algılarının incelenmesi
Ailede farklı /engelli bir çocuğun olmasıyla beraber aile üyelerinin bu duruma adapte olabilmek için birçok aşamadan geçtikleri; inkâr, şok, kaygı, kızgınlık, korku gibi duyguları yaşadıkları, sıklıkla kendilerini çocuklarının durumundan sorumlu tuttukları ve çoğu anne babanın suçluluk duyguları ifade ettikleri birçok araştırmada belirtilmektedir. Ailelerin tanıyı aldıktan sonra duygusal durumlarını ve süreci anlamak için yas ve kayıp süreçlerinin nasıl işlediğine bakmak önemlidir. Ailelerin yaşadıkları bu sürece paralel olarak anne ve babanın evlilik uyumlarında farklılaşma olduğu bazı araştırmalarda evlilik uyumunun düşük boşanma oranının yüksek olduğu görülmektedir. Buna karşılık olarak ise bazı araştırmacılar aile farklı/engelli bir bireyin bulunmasının evlilik uyumunu etkilemediğini savunmaktadırlar. Ailelerin yaşadıkları tüm bu süreç içerisinde yaşadıkları ile nasıl başa çıktıklarını belirleyen mekanizmaların arasında da sosyal destek önem kazanmaktadır. Farklı/engelli bir çocuğun varlığına başarılı bir şekilde uyum yapmayı sağlayan etmelerden biri olan sosyal desteğin ailelerin sorunlarla başa çıkmalarını da kolaylaştıracak bir işlevi bulunmaktadır.Gerçekleştirilen araştırmada yaygın gelişimsel bozukluk tanısı alan çocukların ebeveynlerinin bu tanıdan dolayı yaşadıkları yas sürecini, evlilik uyumlarını ve algıladıkları sosyal desteği etkileyen faktörleri incelemek ve yas süreci ile evlilik uyumu ve sosyal destek ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaçla araştırmada yaygın gelişimsel bozukluk tanısı alan çocukların ebeveynlerine Hogan Yas Tepkileri Tarama Listesi, Çiftler Uyum Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve ailelere ilişkin demografik bilgiler için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır.Araştırmada, iki veya daha fazla değişken arasındaki birlikte değişimin varlığını ve/veya derecesini belirlemeyi amaçlayan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni İzmir ili sınırları dahilinde yaşayan yaygın gelişimsel bozukluk tanısı alan çocukların ebeveynlerden oluşmaktadır. Araştırma grubunu İzmir ilindeki üniversite ve devlet hastaneleri çocuk psikiyatrisi kliniklerinde DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre yaygın gelişimsel bozukluk tanısını almış 3-18 yaş aralığında çocuğa sahip gönüllü 103 anne-baba oluşturmaktadır.Yapılan değerlendirmeler sonucunda yas, evlilik uyumu ve algılanan sosyal desteğin çeşitli demografik değişkenler açısından farklılaştığı bulunmuştur. YGB tanılı çocukların ebeveynlerindeki yasın olumsuz yanını yordayan değişkenlerin cinsiyet, eğitim, evlilik süresi, özel insandan kategorisinden algılanan sosyal destek, arkadaş kategorisinden algılanan sosyal destek ve çift bağlılığı olduğu görülmüştür. Yasın olumlu yanını yordayan değişkenlerin ise cinsiyet, eğitim, tanıdan sonra geçen süre ve çift uyumu olduğu görülmüştür.
Madde kullanımı deneyimi yaşamış kişilerde benlik saygısı ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada ?madde kullanımı deneyimi yaşamış kişilerin benlik saygısı ve bağlanma stilleri arasındaki ilişki? incelenmiş ve ayrıca belirlenen sosyo demografik değişkenlere göre bireylerin bağlanma stilleri ve benlik saygısı ve alt boyutlarının anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığına bakılmıştır. Örneklem grubu olan; haklarında uyuşturucu madde kullanmak nedeni ile ?tedavi ve denetimli serbestlik kararı? verilen ve söz konusu tedbirin infazına Karşıyaka Denetimli Serbestlik Yardım Merkezi Şube Müdürlüğü'nde devam edilen 277 yetişkin erkek, benlik Saygısı ve alt boyutları için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeğini; bağlanma stilleri için Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II (YİYEII)'yi ve sosyo demografik özelliklerine yönelik kişisel bilgi formunu doldurmuşlardır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde Pearson korelasyon katsayısı, t testi, F tek yönlü varyans analizi ve scheffe testi kullanılmıştır. Bulgular, madde kullanımı deneyimi yaşamış kişilerin benlik saygısı ile bağlanma stilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğunu göstermiştir. Araştırmanın ikinci amacı doğrultusunda ise; benlik saygısı ve bağlanma stillerinin kaygı ve kaçınma boyutunun özellikle kişilerin eğitim durumlarına, aile içerisinde şiddet görüp görmeme durumlarına ve suç geçmişlerine göre anlamlı olarak farklılaştığı saptanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda haklarında ?tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri? verilen kişiler ile çalışacak uzmanlar için önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin algılanan anne-baba reddiyle baş etmeleri ile denetim odağı, öğrenilmiş güçlülük ve eş kabul-reddiyle ilişkisi
Ebeveyn Kabul-Red Kuramı - EKAR Kuramı (Parental Acceptance-Rejection Theory - PARTheory), çocuklukta anne-baba tarafından kabul veya red edilmenin, çocuğun psikolojik gelişimini ve yetişkinlikteki uyumunu nasıl etkilediğini açıklayan ve yordayan bir sosyalleşme kuramıdır. Çocukluklarında reddedilmiş bireylerin bugünkü yakın ilişkilerinde de reddedileceği kişilere yöneldikleri araştırmalarda saptanmış bir durumdur. EKAR Kuramına göre çocukluklarında reddedilmiş fakat kişilik değerlendirme ölçeğinin sonuçlarına göre psikolojik uyumu iyi olan kişiler ?baş edici? kişilerdir. Baş etme EKAR Kuramının en az gelişmiş kısmıdır. Bu sebeple araştırmada ?Üniversite öğrencilerinin algılanan anne-baba reddiyle baş etmeleri Kontrol odağı, öğrenilmiş güçlülük ve eş-kabul reddiyle ilişkili midir?? sorusuna cevap aranmış olup Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği (anne ve baba için ayrı ayrı olmak üzere), Kişilik Değerlendirme Ölçeği, Kontrol Odağı Ölçeği, Rosenbaum Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği ve Eş Kabul-Reddi Ölçekleri kullanılmıştır.Araştırmanın evrenini Atatürk Üniversitesi öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklemini ise ?küme örnekleme? türünün ?kademeli küme örneklemesi? uygulanarak seçilecek farklı fakültelerdeki (Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Fen ?Edebiyat Fakültesi, Eczacılık Fakültesi) üniversite öğrencileri oluşturmaktadır.Araştırmanın bulgularına bakıldığında çocuklukta algılanan ebeveyn kabul- reddiyle bu günkü psikolojik uyum arasında anlamlı bir ilişki olduğu duruma cinsiyet açısından bakıldığında erkeklerin ebeveynlerinden algıladıkları kabul-red düzeylerinin bugünkü psikolojik uyumlarıyla kadınlara göre daha fazla ilişkili olduğu görülürken kadınlarda annenin kabul reddi psikolojik uyum ile daha fazla ilişkili bulunmuştur.Çocuklukta anne-baba ile ilişkide algılanan kabul-red ile yetişkinlik dönemi psikolojik uyum arasındaki ilişkide öğrenilmiş güçlülük ve kontrol odağının aracı bir etkisi olduğu görülmüştür. Yani kişinin bugünkü psikoloik uyumu üzerinde ebeveyn kabulü, öğrenilmiş güçlülük ve denetim odağının etkisi olduğu söylenebilir. Çocuklukta ebeveynler ile yaşananların bugünkü psikolojik uyum üzerindeki etkisinde eş kabulününün aracılık etkisinin incelendiğinde, erkeklerde eş kabul-reddi çocuklukta algılanmış olan baba kabulüyle psikolojik uyum arasındaki ilişkiye dolaylı aracılık ederken kadınlarda hiçbir aracılık etkisi yoktur.Kadınlarda eş kabulü çocuklukta algılanmış olan anne kabulü ile psikolojik uyum arasındaki ilişkiye aracılık etmemiştir. Erkeklerde ise eş kabulü çocuklukta algılanmış olan anne kabulü ile psikolojik uyum arasındaki ilişkiye dolaylı aracılık etmiştir.Anahtar Kelimeler: Anne Baba Kabul-Reddi, Baş Etme, Denetim Odağı,Öğrenilmiş Güçlülük
Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerin psikolojik sağlamlık ve aile işlevleri açısından karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı Madde Kullanan ve Kullanmayan ergenleri psikolojik sağlamlık ve aile işlevleri açından karşılaştırmaktır. Araştırma evreni İzmir İli Bornova İlçesi'ndeki 25 lisede 9. sınıfta okuyan 6322 ergenden oluşmaktadır. Araştırma örneklemi oranlı küme (okul türü) örnekleme yolu ile belirlenen 7 lisede okuyan toplam 849 ergenden oluşmaktadır. Seçilen okullardaki 9. Sınıfta okuyan ulaşılabilen tüm öğrencilere kişisel bilgi formu ve ölçekler verilmiştir. 750 öğrenciden toplanan veriler değerlendirmeye alınmıştır. 750 kişilik örneklemdeki %63,1'i (473 kişi) kız, %36,9'u (277 kişi) erkektir. Örneklemin yaş ortalaması 15,22'dir.Ergenlere Kişisel Bilgi Formu, Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ve Psikolojik Sağlamlık ve Ergen Gelişim Ölçeği (PSEGÖ) uygulanmıştır.Verilerin çözümlenmesinde SPSS 15,0 istatistik paket programından yararlanılmıştır. Katılımcıların demografik özeliklerine göre (cinsiyet, madde kullanma durumu, okul türü, gelir düzeyi vb.) aile değerlendirme ve psikolojik sağlamlık alt ölçek puanlarına ilişkin karşılaştırmalar için bağımsız örneklemleri için t-testi ve tek yönlü varyans analizi teknikleri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki korelatif ilişkiler de Pearson momentler çarpımı korelasyon tekniği ile çözümlenmiştir.Bulgular: Örneklemdeki ergenlerin yaşam boyu en az bir kez madde (alkol/sigara/uyuşturucu) kullanma oranları %45'tir. Örneklemin %21,6'sı sigarayı, %40,1'i alkolü (%35,5'i ayda bir kez ve daha sık), %2,2'si uyuşturucu maddeleri yaşam boyu en az bir kez kullandığını bildirmiştir. Kullanılan uyuşturucu maddelerde ilk sırada esrar (%1,2) ve uçucu maddeler (%1,2), daha sonra haplar (%0,7), kokain (%0,5) ve eroin (%0,5) gelmektedir.Madde kullanmayan ergenlerin, madde kullanan ergenlere göre ?okul içi ilişkilerde ilgi ve yüksek beklentiler?, ?amaçlar?, ?ev-içi ilişkilerde ilgi?, ?arkadaş grubundaki yüksek beklentiler?, ?ev-içi yüksek beklentiler?, ?empati?, ?işbirliği ve iletişim?, ?öz-farkındalık? ve ?eğitimsel beklentiler? koruyucu faktörlerine sahip olmaya ilişkin algılarının daha olumlu olduğu belirlenmiştir.Madde kullanmayan ergenlerin, madde kullanan ergenlere göre ailesini ?problem çözme? ve ?duygusal tepki verebilme? işlevleri bakımından daha sağlıklı algıladığı belirlenmiştir. Madde kullanan ergenlerin, madde kullanmayan ergenlere göre ailesini ?iletişim?, ?roller?, ?gereken ilgiyi gösterme?, ?davranış kontrolü? işlevleri ve ?toplam aile işlevselliği? bakımından daha sağlıklı algıladığı bulunmuştur.PSEGÖ içsel (eğitimsel beklentiler faktörü hariç) ve dışsal koruyucu faktörleri ile toplam aile işlevselliği algısı arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır.
Boşanma nedenleri ve boşanma sonrasında karşılaşılan güçlükler
Türk Medeni Kanununa göre, eşlerden birisinin veya iki tarafın isteği sonucunda, hakim tarafından evliliğe son verilmesi olan boşanmanın kanunumuzdaki nedenleri; zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır (Oy, 2008).Araştırmanın amacı, Türkiye'de son yıllarda sıklıkla karşılaşılan boşanma olgusunun nedenlerini ortaya koymak ve boşanmış bireylerin, boşanma sonrasında yaşadıkları güçlükleri belirlemektir. Günümüzde boşanma oranları hızla artmakta ve boşanmış bireyler, çocukları ve yakın çevreleri bu süreçten genellikle olumsuz yönde etkilenmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2009 yılı verilerine göre ülkemizde boşanma oranı en yüksek il İzmir'dir. Bu nedenle, günümüzde sıklıkla rastlanan boşanma nedenlerinin belirlenmesi; aile birliğinin korunması ve önleyici çalışmaların sürdürülmesi açısından önem taşımaktadır.Araştırmada, anketi cevaplandıran bireylerin sorulara verdikleri cevaplar; frekans ve yüzdelik dağılımları, ilişki arayan istatistiklerden khi-kare yöntemi kullanılarak, SPSS programı ile analiz edilip yorumlanmıştır.Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; ?zina?, ?sözlü ve/veya fiziksel şiddet?, ?kötü alışkanlıklar? ve ?maddi konular? ı, boşanma nedeni olarak gösterme, kadınlarda daha yüksek orandadır. Araştırma sonucunda, ?sözlü ve/veya fiziksel şiddet?i en yüksek oranda boşanma nedeni olarak belirtenlerin, görücü usulü istemeyerek evlilik yapanlar olduğu, evlilik süresi uzadıkça ve ailedeki çocuk sayısı arttıkça ?zina? yı boşanma nedeni olarak gösterme oranının yükseldiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, şiddet nedeniyle evliliklerini sonlandıran bireylerin, boşanma sonrası ruh sağlığı desteği alma oranlarının daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, boşanma sonrasında, çocuğu olmayan bireylerin, çocuğu olanlara göre daha yüksek oranda ruhsal/duygusal sıkıntı yaşadıkları, ancak ailedeki çocuk sayısı artıkça ekonomik sıkıntı yaşama oranlarının da yükseldiği sonucu ortaya çıkmıştır. Genel olarak, boşanma sonrası karşılaşılan sorunların, maddi durumu kötü olan bireylerde daha fazla güçlük yarattığı sonucu ortaya çıkmıştır.
Zihinsel engelli çocukları olan ebeveynlerin yaşamlarında algıladıkları stresi yordayan faktörlerin incelenmesi
Bu araştırmada, çocuk ve aile ile ilgili bazı değişkenlere göre sosyal destek, evlilik uyumu, ailede çocukla ilgili iş bölümünün, 6-12 yaşları arasındaki zihinsel engelli çocuklara sahip ebeveynlerin yaşamlarında algıladıkları stresin önemli yordayıcıları olup olmadığı incelenmiştir. Araştırma örneklemini 6-12 yaşları arasındaki zihinsel engelli çocuklara sahip 200 ebeveyn (124 anne, 76 baba) oluşturmuştur. Araştırmaya katılan ebeveynlerin stres algıları ? Algılanan Stres Ölçeği? , sosyal destek algıları, ?Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği?, evlilik uyumları ?Evlilikte Uyum Ölçeği? , çocuk ile ebeveynlerin bazı kişisel, demografik bilgileri de araştırmacı tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu? aracılığıyla değerlendirilmiştir. Regresyon analizi sonuçları, evlilik uyumunun bağımlı değişkenin tek anlamlı yordayıcısı olduğunu ortaya koymuştur. Sosyal destek ve çocukla ilgili işbölümü değişkenlerinin zihinsel engelli çocuklara sahip ebeveynlerin algıladıkları stresin anlamlı yordayıcıları olmadığı saptanmıştır.
Zihinsel engelli çocuğu olan ebeveynlerin stresle başa çıkma düzeylerinin ve yaşam doyumlarının incelenmesi
Bu çalışmada, zihinsel engelli çocuğa sahip ebeveynlerin yaşam doyumları ile stresle başa çıkma stratejilerinin, çocuğun yaşı, engellilik düzeyi, cinsiyeti ile anne babanın yaşı, eğitim düzeyi gibi değişkenler açısından farklılaşıp, farklılaşmadığı incelenmiştir.Araştırmanın örneklemini İzmir ilinde Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezlerinde eğitim alan, 7-12 yaş arası, zihinsel engelli 86 çocuğun anne ve babaları oluşturmuştur. Örnekleme dahil olan anne-babalara Kişisel Bilgi Formu ile Deiner, Emmans, Lorsen ve Giffin (1985) tarafından geliştirilen Türkçe'ye uyarlama çalışması Aysan (2001) tarafından yapılan `Yaşam Doyumu Ölçeği' (YDÖ) ve Amirkhan (1990) tarafından geliştirilmiş Aysan (1994) tarafından Türkçe'ye uyarlama çalışması yapılmış `Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği' (BSÖ) uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde t-testi ve tek yönlü varyans analizinden (ANOVA) yararlanılmıştır.Verilerin analizinde elde edilen bulgular aşağıda özetlenmiştir.Zihinsel engelli çocuğu olan anneler ile babalar başa çıkma stratejileri ve yaşam doyumları açısından karşılaştırııldıklarında, annelerin sosyal destek arama alt boyutu puan babaların sosyal destek arama puanlarından anlamlı derecede farklı olduğu bulgulanmıştır .Başa çıkma stratejilerinin problem çözme alt boyutu açısından çocukların engellilik düzeyine göre 4 farklı gruba ayrılan babalar karşılaştırıldığında, gruplar arasında anlamlı bir farklılık vardır. Başa çıkma stratejilerinin problem çözme alt boyutu açısından çocukların engellilik düzeyine göre 4 farklı gruba ayrılan anneler karşılaştırıldığında da gruplar arasında anlamlı bir farklılık vardır.Zihinsel engelli çocuğa sahip babaların eğitim gruplarına göre başa çıkma stratejileri ölçeğinin problem çözme, kaçınma alt boyutlarından aldıkları puanlar arasında ve yaşam doyumu puanları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Eğitim gruplarına göre, annelerin yaşam doyumu puanları arasında da anlamlı farklılıklar bulgulanmıştır.Zihinsel engelli çocuğa sahip anneler, çocuklarının yaşlarına göre gruplara ayrıldığında, grupların yaşam doyumu puanları arasında anlamlı bir farklılık vardır. Zihinsel engelli çocuğa sahip babaların kaçınma alt boyutunda ve yaşam doyumlarında yaş gruplarına göre anlamlı farklılıklar bulgulanmıştır.Ebeveynlerin sosyal destek arama stratejisini kullanma ile yaşam doyumu düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Zihinsel engelli çocuğa sahip ebeveynlerin kaçınma stratejisini kullanma ile yaşam doyumu düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır.Babaların yaşam doyumları ile sosyal destek arama stratejileri karşılaştırıldığında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır . Anneler yaşam doyumları ve kaçınma stratejileri açısından karşılaştırıldığında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu ilişki negatif yöndedir. Annelerin yaşam doyumları ile sosyal destek arama stratejisini kullanma arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır.Babaların yaşam doyumları ile eğitim düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında, anlamlı bir ilişki bulunmuştur ve aralarındaki ilişki pozitif yöndedir. Annelerin yaşam doyumları ile eğitim düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında annelerin eğitim düzeyleri ve yaşam doyumları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Annelerin yaşam doyumlarıyla çocuğun tanısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Annelerin başa çıkma stratejilerinin alt boyutu olan problem çözme ile eğitim düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında annelerin eğitim düzeyleri ve problem çözme stratejisini kullanma arasında pozitif yönde, anlamlı bir ilişki bulunmuştur.Annelerin, problem çözme stratejisi ile çocuğun yaşı arasında, negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Zihinsel engelli çocuğa sahip babaların başa çıkma stratejilerinin alt boyutu olan problem çözme ile çocukların engellilik düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında, anlamlı bir ilişki bulunmuştur ve aralarındaki ilişki negatif yöndedir. Zihinsel engelli çocuğa sahip babaların, kaçınma stratejileri ile eğitim düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır.
Tip-I diyabet tanısı almış çocuklar ile ailelerinin, hastalığa uyum süreci ve hastalığı kabul düzeylerinin karşılaştırılması
Bu araştırma, tüm aile için travmatik bir yaşantı olarak ele alınan çocukluk dönemi kronik hastalıklarının, ailelerin psikolojik uyumu üzerine etkisini incelemek üzere tasarlanmıştır. Hastalıkla ilgili tüm aşamalara diyabetli birey ile birlikte kişinin yanında olan ve ona bakım veren kişiler de şahit olmaktadır. Dolayısıyla diyabetle baş etmenin zorluklarından diyabetli çocuk-ergen kadar bakım veren kişilerin de etkilenmekte olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı tip I diyabet tanısı almış olan çocuk ve ergenler ile onlara bakım verenlerin, hastalığı öznel algıları, algıladıkları sosyal destek düzeyleri ve bu hastalığa uyum süreçleri içerisinde yaşadıkları ruhsal semptomlar gibi değişkenler açısından incelemek ve iki grubu karşılaştırmaktır.Bu araştırma, bir betimsel ve ilişkisel tarama çalışmasıdır. Araştırma örneklemini, İzmir'de çocuk endokrin polikliniği bulunan dört hastanede üç yıl veya daha az süredir tip-I diyabet tanısı ile izlenen 130 çocuk ve ergenler ile rutin kontrollerinde kendilerine eşlik eden 130 bakım verici ebeveynleri oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan çocuk ve ergenlerin yaşları 8-18 arasında değişirken; bakım verenlerin yaşları 19-59 arasında değişmektedir. Ebeveynlere yaş, cinsiyet gibi demografik soruların yer aldığı kişisel bilgi formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE), Hastalığa Yönelik Öznel Algılar Anne-Baba Formu ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) uygulanmıştır. Çocuk ve ergenlere de Kısa Semptom Envanteri (KSE), Hastalığa Yönelik Öznel Algılar Çocuk-Ergen Formu ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) uygulanmıştır.Veriler SPSS 17.0 (Statistical Package for the Social Sciences for Windows) paket programına aktarılmış, değerlendirilmesinde ise varyans analizi, t-testi, korelasyon analizi, tek yönlü tekrar ölçümlü varyans analizi kullanılmıştır. p< .05 istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir.Araştırmaya katılan çocukların %52'si kız; %48'i erkektir. Ebeveynlerin ise %102'si kadın %28'i erkek katılımcıdır. Çocuklara ortalama 10 yaşında diyabet tanısı konmaktadır. 122 ebeveyn evli olduğunu ifade etmiştir. 78 ailenin 2 çocuğu vardır. Çoğu anne-babanın akrabalarında tip-I diyabet tanısı yoktur. Çocuklar ebeveynlerinden daha fazla sosyal destek algılarken daha az ruhsal belirti gösterdiklerini ifade etmektedirler. Aradaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlıdır. Hastalığa yönelik öznel algılara bakıldığında, ebeveynler çocuklarının hastalıklarını onlara göre daha ağır olarak algılamaktadırlar. Bakım verenin sosyal destek algısı ile çocukların sosyal destek algıları pozitif yönlü ve anlamlı bir korelasyon gösterirken; KSE ölçek puanları da pozitif yönlü ve anlamlı bir korelasyon göstermiştir. Buna göre aile ile çocuk benzer durumları algılamaktadırlar.Sonuç olarak diyabetli çocuğa bakım veren anne-babaların ruhsal belirtileri daha yoğun olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun yanında sosyal destek ihtiyaçları da daha fazladır. Buna benzer bulgularla ilgili bilgiler ve literatürle karşılaştırılması ile araştırma sonuçlarına göre bundan sonraki çalışmalara yön verecek öneriler tezin içeriğinde ayrıntılı olarak yer almaktadır.
İzmir aile mahkemelerinde boşanma davası görülen kadınların eş şiddetine maruz kalma durumu
Bu araştırmayla aile mahkemelerinde boşanma davası devam etmekte olan kadınların evlilikleri süresince eşleri tarafından ne oranda ve ne şekilde şiddete maruz bırakıldığının, boşanma sürecinde ne tür problemlerle karşılaştıklarının, hukuki süreçte yaşadıkları sorunların ne olduğunun, hukuki destek alıp almadıklarının, evlilikleri sürecinde ve boşanma sürecinde danışmanlık hizmeti almak hususunda bir ihtiyaç duyup duymadıklarının, hukuki süreçle ilgili bilgi sahibi olup olmadığının incelenmesi amaçlanmaktadır.Araştırmanın evrenini İzmir Bayraklı Adliyesinde bulunan 13 Aile Mahkemesinde boşanma davası devam etmekte olan, hukuki olarak evli olan kadınlar oluşturmuştur. Araştırma sonunda ulaşılabilen kadın sayısı 218 olmuştur. Araştırmada, oranlı küme örnekleme şekli uygulanmıştır.Araştırmada İzmir Aile Mahkemelerinde boşanma davası görülen kadınların eş şiddetine maruz kalma durumu, boşanma davası sürecinde karşılaştıkları problemler, hukuki süreçle ilgili bilgi düzeyleri, hukuki süreçte karşılaştıkları sorunlar, boşanma davası öncesinde veya boşanma davası sürecinde aile veya evlilik danışmanlığı hizmeti alma durumları araştırılmış ve ?ilişkisel tarama modeli? kullanılmıştır. Araştırmada anketteki soruları yanıtlayan katılımcıların verdikleri cevaplar; frekans ve yüzdelik dağılımları, ilişki arayan istatistik yöntemlerinden khi-kare yöntemi kullanılarak ve SPSS programı kullanılarak analiz edilerek yorumlanmıştır.Araştırmadan elde edilecek sonuçların boşanma sürecinde kadının ihtiyaç ve problemlerinin tespit edilebilmesini sağlayacağı bununla birlikte elde edilen verilerin çözüm önerileri geliştirilebilmesi hususunda yol gösterici ve fikir verici olabileceği düşünülmektedir.Araştırma sonucunda elde edilen belli başlı bulgulara göre; istemeyerek evlenen kadınlarda fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalma oranı daha yüksektir. Bununla birlikte isteyerek evlenen kadınlarda duygusal/sözel, ekonomik ve psikolojik şiddete maruz kalma oranı daha yüksektir. Bir başka bulguya göre çalışmayan kadınların fiziksel, duygusal/sözel, ekonomik ve psikolojik şiddete maruz kalma oranı daha yüksektir. Çalışan kadınların ise cinsel şiddete maruz kalma oranı daha yüksektir. Araştırmada elde edilen diğer bir sonuca göre sosyal güvencesi olmayan kadınlarda duygusal/sözel ve psikolojik şiddete maruz kalma oranı daha yüksektir. Sosyal güvencesi olan kadınlarda ise fiziksel şiddet, cinsel şiddet ve ekonomik şiddete maruz kalma oranı daha yüksektir. Çalışmayan kadınların boşanma davası sürecinde ekonomik problemler ve toplumsal baskıyla ilgili problemlerle karşılaşma oranları daha yüksektir. Çalışan kadınların hukuki süreçle ilgili, güvenlikle ilgili ve psikolojik ve duygusal problemler karşılaşma oranları ise daha yüksek bir orandadır. Başka bir bulguya göre 21 yaşın altındayken evlenen kadınların boşanma davası sürecinde ekonomik, psikolojik ve duygusal, toplumsal baskıyla ilgili ve güvenlikle ilgili problemlerle karşılaşma oranı daha yüksektir. 21 yaşından sonra evlenen kadınların ise hukuki süreçle ilgili problemlerle karşılaşma oranı daha yüksek bir orandadır. Ortaokul/lise mezunu olan kadınların boşanma davası öncesinde aile veya evlilik danışmanlığı hizmeti alma oranının daha yüksek olduğu bununla birlikte yüksekokul/üstü mezunu olan kadınların boşanma davası sürecinde aile veya evlilik danışmanlığı hizmeti alma oranının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bir başka bulguya göre de çalışmayan kadınlar 4320 sayılı ailenin korunmasına dair kanun hakkında daha yüksek oranda bilgi sahibidir.Anahtar Kelimeler: Aile mahkemeleri, Eş şiddeti, Boşanma süreci
Üniversite öğrencilerinin bağlanma stilleriyle çocukluktaki örselenme yaşantıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma üniversite öğrencilerinin bağlanma stilleri ve örselenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla oluşturulmuştur. Bununla birlikte, bağlanma stili ve örselenmişlik düzeyleri bazı değişkenler açısından incelenmiştir.Araştırma Boğaziçi Ünivesitesi'ndeki farklı fakültelerden 181 hazırlık öğrencisi üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların bağlanma stilleri ?Yetişkin Yaşantıları Envanteri?, ?Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği?, depresyon düzeyleri ?Beck Depresyon Envanteri? kullanılarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte öğrenciler ve aileleri hakkındaki kişisel ve sosyo-demografik bilgiler araştırmacı tarafından geliştirlen ?Kişisel Bilgi Formu ? aracılığıyla toplanmıştır.Araştırma verileri korelasyon ve çoklu regresyon analizi, bağımsız gruplar için t testi ve Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yöntemiyle analiz edilmiştir.Araştırma sonuçları örselenmişlik yaşantıları ile depresyon seviyesi arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte bağlanma stilleri ve fiziksel kötüye kullanım arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Son olarak korkulu bağlanma stili ile örselenmişlik yaşantılarının ilişkili olduğu bulunmuştur.Bu çalışmada, bağlanma stilinin cinsiyete, annenin eğitim seviyesine, kardeş sayısına, anne sütü alma süresine göre farklılaştığı bulunmuştur. Örselenmişlik düzeyi ise ebeveynlerden ayrı kalma durumuna, çocuk yetiştirme tutumuna, kardeş sayısına ve anne sütü alma süresine göre değişmiştir. Son olarak, öğrencilerin depresyon düzeylerinin çocuk anne-baba tutumuna , ebeveynlerden ayrı kalma ve anne sütü alma süresine göre değiştiği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Depresyon, Örselenmişlik Düzeyi , Duygusal Kötüye Kullanım ve Duygusal İhmal, Fiziksel Kötüye Kullanım, Cinsel Kötüye Kullanım
Mükemmeliyetçilik psikoeğitim programının annelerin mükemmeliyetçilik ve çocukların kaygı düzeylerine etkisi
Bu araştırmanın temel amacı annelere yönelik hazırlanan Bilişsel Davranışçı Terapi temelli Mükemmeliyetçilik Psikoeğitim programının annelerin mükemmeliyetçilik düzeyleri ve 9-12 yaş aralığındaki çocuklarının kaygı düzeylerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışma, 2016-2017 eğitim-öğretim yılında resmi bir ilkokulda eğitim gören çocuklar ve anneleri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kapsamında 2x3'lük (deney-kontrol grubu, ön test-son test- izleme testi ölçümlü) deneysel desen kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarının belirlenmesi amacıyla 417 anneye, "Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (Oral, 1999)" ve çocuklarına "Çocuklar İçin Sürekli Kaygı Envanteri (Özusta, 1993)" uygulanmıştır. Ölçüm sonucunda sağlıklı veriler değerlendirilerek anne ve çocuklardan ortalamanın üzerinde puan alanlar eşleştirilmiş ve annelerden yansız bir biçimde 14'er kişilik deney ve kontrol grubu oluşturulmuş fakat deney grubunda yer alan 2 üye oturumları tamamlayamamıştır. Uygulama aşamasında deney grubunda yer alan anneler ile ön görüşme haricinde, haftada bir gün olmak üzere sekiz oturumluk "Mükemmeliyetçilik Psikoeğitim Programı" yürütülmüştür. Kontrol grubunda yer alan anneler ile herhangi bir çalışma yürütülmemiştir. Deney grubu ile yürütülen çalışmadan bir hafta sonra çalışmaya dâhil edilen anne ve çocuklara son test uygulaması yapılmıştır. Bunun yanında uygulanan programın etkisinin kalıcılığını değerlendirmek amacıyla 3 ay sonra aynı gruba izleme testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, uygulanan mükemmeliyetçilik psikoeğitim programının annelerin mükemmeliyetçilik alt boyutları (Kendine yönelik, Başkalarına yönelik, Başkalarının kendinden beklentilerine yönelik) ve toplam puan düzeyi üzerinde anlamlı derecede etkisinin olduğu, kazanılan bu etkinin 3 ay sonra yapılan izleme testinde kalıcılığını koruduğu tespit edilmiştir. Çocuklar açısından ise annesi deney grubunda bulunan çocukların kaygı düzeyinin, annesi kontrol grubunda bulunan çocukların kaygı düzeylerine göre uygulama sonrası son test ölçümünde anlamlı bir farklılık gözlenmez iken 3 ay sonra yapılan izleme testinde annesi deney grubunda bulunan çocukların kaygı puan ortalamasının, annesi kontrol grubunda yer alan çocuklara göre anlamlı derecede daha düşük olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, alan yazına dayalı olarak tartışılmış, programın uygulayıcılarına ve benzer yönde çalışma yapacak olan araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin evlilik tutumlarının duygusal zeka ve umutsuzluk bakımından incelenmesi
Üniversite öğrencilerinin evliliğe yönelik tutumlarının, duygusal zekâ ve umutsuzluk bakımından incelenmesi araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. İlgili araştırmayı gerçekleştirmek adına Evlilik Tutumu Ölçeği, Duygusal Zeka Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği'nden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında yararlanılan ölçeklerin yanı sıra araştırmacının belirlediği soruları içeren kişisel bilgi formu, ölçeklerle beraber katılımcılara uygulanmıştır. Kişisel bilgi formunda yer alan sorular, bağımsız değişken olarak ele alınmış, ilgili ölçeklerle beraber değerlendirilerek, aralarındaki anlamlılık düzeyleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Araştırmada betimsel-tarama modeli esas alınmıştır. Araştırmanın evreni Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi 2017-2018 öğretim yılında öğrenimine devam eden öğrencilerden oluşmaktadır. Örneklem, bahsi geçen fakültede farklı bölüm ve sınıf düzeylerinden öğrencilerdir. Gönüllü katılımın esas alındığı bu araştırmada katılımcılar, uygun örnekleme yoluyla belirlenmiştir. Araştırmada 270 katılımcı yer almıştır. Katılımcıların 105'i erkek, 165'i kadındır. Katılımcılardan elde edilen veriler istatistiksel tekniklerle çözümlenmiştir. İstatistiksel analizler sonucunda evliliğe yönelik tutumlar, duygusal zekâ ve umutsuzluk arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Cinsiyet faktörü, araştırmada yararlanılan tüm ölçeklerde anlamlılık göstermiştir. Yaş, ilgili ölçeklerde anlamlılık göstermezken; öğrenime devam edilen sınıf, duygusal zekâ ve umutsuzluk üzerinde anlamlılık sağlamıştır. Araştırmacının belirlediği diğer sorular, araştırma kapsamında yararlanılan Evlilik Tutumu Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Duygusal Zeka Ölçeği ve onun alt boyutlarında anlamlılık göstermiştir. İlgili araştırmadan elde edilen veriler, literatür ışığında yorumlanarak, önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin ilişki doyumunun öz yeterlik ve romantik kıskançlık bakımından incelenmesi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin ilişki doyumunun öz yeterlik ve romantik kıskançlık bakımından incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla "İlişki Doyumu Ölçeği", "Romantik İlişkilerde Öz Yeterlik Ölçeği", "Çok Boyutlu Kıskançlık Ölçeği" ve araştırmacının hazırladığı "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 26 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Post Hoc testi, Pearson korelasyon analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına bakıldığında; üniversite öğrencilerinin duygusal kıskançlık düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. İlişki doyumu ve öz yeterliklerinin yaşa göre anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. İlişki doyumu ve bilişsel kıskançlık düzeylerinin ilişki süresine göre anlamlı biçimde farklılaştığı görülmektedir. İlişki doyumu ve öz yeterliklerinin ilişki durumuna göre anlamlı bir farklılık oluşturduğu bulunmuştur. İlişki doyumunun sınıf düzeyine göre anlamlı bir farklılık oluşturuduğu görülmektedir. Bilişsel kıskançlık düzeylerinin partnerleri ile görüşme sıklığına göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Partnerleri ile iletişim kurmada kullandıkları yollar ilişki doyumu ve duygusal kıskançlık düzeyleri üzerinde anlamlı bir farklılık oluşturduğu görülmektedir. Bilişsel kıskançlık düzeylerinin öğrencilerin yaşamlarının büyük çoğunluğunu geçirdikleri yere göre anlamlı bir farklılığa sebep olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin ilişki doyumlarının ve öz yeterliklerinin onların kendilerini ekonomik olarak nasıl algıladıklarına göre anlamlı bir farklılığa sebep olduğu görülmektedir. Yapılan Pearson korelasyon analizi sonucunda; üniversite öğrencilerinin ilişki doyumu ile öz yeterlikleri arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. İlişki doyumu ile romantik kıskaçlık düzeyleri arasında ise yönü negatif olan zayıf düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin öz yeterlikleri ile kıskançlık düzeyleri arasında çok zayıf düzeyde negatif yönlü anlamlı bir ilişki sonucuna varılmıştır. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucuna bakıldığında; öğrencilerin öz yeterlikleri ve kıskançlık düzeyleri onların ilişki doyumlarının yordayıcısı olduğu saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar veriler ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İlişki doyumu, romantik ilişkilerde öz yeterlik, romantik kıskançlık.
Erkek egemen toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılmasında annenin rolü: Neden ve nasıl?
Bu araştırmanın amacı, çocuk yetiştiren merkezi bir unsur olan annenin toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılmasında farkında olarak ya da olmayarak katkı sunup sunmadığı, katkısı varsa bunu neden ve nasıl yaptığını araştırılmasını ortaya koymaktır. Bu çalışma, yarı yapılandırılmış görüşme formunun kullanıldığı nitel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini 6-25 yaş kız ve erkek çocuklara sahip, farklı sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyine sahip 13 anne oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme tekniği ile elde edilen araştırma bulguları göstermektedir ki anneler toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılmasında rol model olarak farkında olmadan katkı sunmaktadır. Gündelik hayatta anneler tarafından içselleştirilen toplumsal cinsiyet rolleri özellikle ev içi iş bölümünde sosyal öğrenmenin etkisiyle anne ile özdeşim kuran kız çocuklarına aktarılmaktadır. Çocukluktan anneliğe geçiş sürecinde annelerin kendi annelerinden edindikleri yaşamsal pratikler özellikle ev içi sorumluluklarda sürdürülmektedir. Buna karşın anneler kendi çocukluk sürecinde yaşadıkları mal bölüşümü, kız çocuklarının okutulmaması gibi ayrımcılığa uğradıkları, mağdur oldukları konulara karşı duyarlı olup bu farklılıkları kız çocuklarına yaşatmak istememektedirler.
14-17 yaş ergenlerin bağlanma stilleri ile anksiyete duyarlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yapılan araştırmada 14-17 yaş ergenlerin bağlanma stilleri ile anksiyete duyarlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Demografik değişkenlere göre bağlanma stilleri ile anksiyete duyarlılığının farklılaşma durumları da incelenmiştir. 14-17 yaş ergenlerin bağlanma stilleri ile anksiyete duyarlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilen bu çalışma ilişkisel tarama modeliyle tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Manisa ilinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi ortaöğretim okullarında öğrenim görmekte olan 14-17 yaş arasındaki ergenler oluşturmaktadır. Örneklemi ise ortaöğretim kurumlarında eğitim-öğretime devam eden 230 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada ergenlerin bağlanma stillerini ölçmek amacıyla ''İlişki Ölçekleri Anketi'', ergenlerin anksiyete duyarlılığını ölçmek amacıyla ''Çocuklar İçin Anksiyete Duyarlılığı Ölçeği'' kullanılmıştır. Ailelerin demografik bilgilerini almak için araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 21 programı kullanılmıştır. Oluşan verilerin normal dağılıp dağılmadığının tespit edilmesi için "Normallik Testi" gerçekleştirmiştir. Verilerin normal dağıldığı belirlenmiş olup "Parametrik Testlerden", "t-testi" ile "One Way Anova" testi kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerinin incelemek içinse korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kızların korkulu, saplantılı bağlanma düzeyleri ile anksiyete duyarlılık düzeyi erkeklere göre yüksek olduğu belirlenmiştir. Annesi üniversite mezunu olanların güvenli bağlanma düzeylerinin, annesi okuryazar olmayanlara göre yüksek olduğu tespit edilmiştir. Baba tutumunu otoriter olarak değerlendiren kişilerin kayıtsız bağlanma puanları, baba tutumunu demokratik ve tutucu olarak değerlendirenlere göre anlamlı biçimde yüksektir. Baba tutumunu otoriter ve demokratik olarak değerlendiren kişilerin güvenli bağlanma puanları, baba tutumunu tutucu olarak değerlendirenlere göre anlamlı biçimde yüksektir. Korkulu, kayıtsız ve saplantılı bağlanma ile anksiyete duyarlılığı arasında pozitif yönde korelasyon belirlenirken, güvenli bağlanma ile anksiyete duyarlılığı arasında negatif yönde korelasyon belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, anksiyete, anksiyete duyarlılığı.
2-6 yaş çocuk sahibi ebeveynlerin psikolojik dayanıklılıkları ile evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada 2-6 yaş çocuk sahibi ebeveynlerin psikolojik dayanıklılıkları ile evlilik uyumu arasındaki ilişki ve demografik forma göre psikolojik dayanıklılık ve evlilik uyum düzeylerinin farklılaşma düzeyleri incelenmiş, elde edilen sonuçlar ve alanyazın doğrultusunda sonuçların tartışılması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni Türkiye'de 2-6 yaş çocukların ebeveynleri, çalışma evreni ise Tekirdağ ilinde bulunan anaokullarına devam eden 2-6 yaş çocukları anne-babalarıdır. Araştırmanın ilişki gösterme amaçlı olması nedeni ile çalışma farklı kesimleri yansıtan üç anaokulunda yürütülmüş ve örneklem bu okullarda çocuğu bulunan ebeveynler arasından gönüllülük esas alınarak seçilmiştir. Bu çerçevede Süleymanpaşa Anaokulu, Özel Neşe Erberk Anaokulu ve Aka Koleji okullarında eğitim gören 2-6 yaş arası çocukların anne-babalarına ölçekler dağıtılmış, 208 kişi yanıt vermiştir. Veri Toplama Araçları Araştırmada, 2-6 yaş çocuk sahibi ebeveynlerin demografik özelliklerini belirlemek için, "Kişisel Bilgi Formu", "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" ve Evlilik Uyumu Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmaya katılan bireyler hakkında bilgi toplamak amacıyla araştırmacı tarafından kişisel bilgi formu hazırlanmıştır. Verilerin analizinde Sosyal Bilimler İstatistik Programı (SPSS, Statistical Package fort he Social Sciences) 20.0 programı kullanılmıştır. Örneklem grubundan elde edilen veriler normal dağıldığı için "Parametrik Testlerden", "t-testi" ile "One Way Anova" testi kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test etmek için korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda yaş, eğitim durumu ve gelir durumuna göre evlilik uyumunun farklılık gösterdiği, demografik değişkenlere göre psikolojik dayanıklılık düzeyinin farklılaşmadığı belirlenmiştir. Psikolojik dayanıklılık ile evlilik uyumu arasında pozitif yönde zayıf bir korelasyon tespit edilmiştir. Psikolojik dayanıklılığın alt boyutlarından olan yapısal stil, gelecek algısı, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlilik ve sosyal kaynakların evlilik uyumu ile pozitif yönde zayıf bir korelasyon gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Psikolojik dayanıklılık, evlilik, evlilik uyumu.
Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn kabul-reddi ve mükemmeliyetçilik düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi
Bireylerin çocukluk yıllarında ebeveynleri ile ilişkilerinde kabul veya red algılamalarının, bu kişilerin çocukluktan itibaren psikolojik gelişimlerine ve yetişkinlikteki psikolojik uyumlarına etkilerini açıklamaya ve yordamaya çalışan Ebeveyn Kabul -Red Kuramı Rohner (1966) tarafından geliştirilmiştir. Mükemmeliyetçilik kişilerin, kendilerine veya diğerlerine gerçekleştirilmesi zor amaçlar koyma eğiliminde olmalarıdır (Hill ve ark., 1997, s.81). Son yıllarda yapılan araştırmalar kişinin mükemmeliyetçi davranış özellikleri geliştirmesinde ailenin rolünün önemini gözler önüne sermektedir. Ebeveyn kabul red kuramının öngörülerinden biri de; ebeveynleri tarafından reddedilen veya reddedilmiş algılayan çocukların belirli bir noktaya kadar onların onay ve kabulünü kazanmak adına girişimlerde bulunacağıdır. Çocukların bu kabul ve onay görme ihtiyacı kişiliklerinin mükemmel olması gerektiği inancını da beraberinde getirebilir. Ancak mükemmel kişilik özellikleri gösterirlerse ebeveynleri onları kabul edecek ve olumlu ilişkiler kurabileceklerine inanırlar. Bu varsayımdan yola çıkarak bu araştırmada algılanan ebeveyn kabul reddi ve mükemmeliyetçilik düzeyleri yaş, cinsiyet, öğrenim görülen fakülte ve sahip olunan kardeş sayısına göre incelenmiştir. Araştırma Ege Üniversitesi'nde 2018-2019 eğitim öğretim yılında öğrenimine devam etmekte olan öğrenciler arasından tabakalı örnekleme yoluyla seçilmiş 363 öğrenci ile gerçekleşmiştir. Araştırmada Ebeveyn Kabul- Red / Kontrol Ölçeği (anne ve baba formu), Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için SPSS-22 (Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı) paket programı kullanılmıştır. Öncelikle verilerin normallik analizleri yapılmış, normal bir dağılım göstermediği bulunması üzerine nonparametrik testler olan Spierman Korelasyona analizi, Mann Whitney U-Testi ve Kruskal Wallis H Testi verilerin uygunluğuna göre kullanılmıştır. Yapılana analizler sonucu elde edilen sonuçlara göre mükemmeliyetçilik alt boyutlarından kendine yönelik mükemmeliyetçilik ile ebeveyn kabul-red alt boyutlarından baba ilgisizlik/ihmal alt boyutunda, diğerlerine yönelik mükemmeliyetçilik ile anne ve baba ilgisizlik/ ihmal alt boyutunda pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyal olarak algılanan mükemmeliyetçilik ile anne ve baba ilgisizlik/ ihmal, düşmanlık/saldırganlık, ayrışmamış red ve kontrol alt boyutlarında pozitif yönlü ilişki bulunurken anne ve baba sıcaklık/şefkat alt boyutunda negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Ebeveyn kabul-red/kontrol boyutları ile cinsiyet, yaş ve kardeş sayısı değişkenleri arasında anlamlı farklılıklar bulunurken, mükemmeliyetçilik düzeyleri ile sadece cinsiyet değişkeni arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.
Okul öncesi eğitime devam eden 60-72 aylık çocukların duygusal zeka düzeyleri ile anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, okul öncesi eğitime devam eden 60-72 aylık çocukların duygusal zeka düzeyleri ile anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkiyi İzmir ili, Milli eğitime bakanlığına bağlı bağımsız anaokulu ve ilkokul örneklemi içinde incelenmesine karar verilmiştir. Bazı bireysel özelliklere ve ailelere ilişkin değişkenlere bağlı olarak okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 60-72 aylık öğrencilerin duygusal zeka düzeyleri ve anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkide anlamlı farklılıklar belirlenmeye çalışılacaktır. Bu araştırma, 60-72 aylık Okul Öncesi dönem çocuklarının çeşitli değişkenlerle ilişkili olarak duygusal zekâ düzeyleri ile anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik ilişkisel tarama modeline uygun bir çalışma niteliğindedir. Araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim-öğretim yılında İzmir il merkezinde bulunan devlet ilköğretim okullarının ve bağımsız anaokullarının anasınıfına devam eden 60-72 aylık çocuklar ve onların anne-babaları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini uygulama günü okula gelen ve gönüllü olarak uygulamaya katılan en az 250 öğrenci ve anne-babası oluşturmaktadır. Araştırmada, anne-babaların ve çocukların bireysel ve ailesel özelliklerini belirlemek için; Kişisel Bilgi Formu, duygusal zeka düzeylerini belirlemek için; Sullivan (1999), tarafından geliştirilmiş ve Ulutaş (2005) tarafından Türkiye'de geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış olan Sullivan Çocuklar için Duygusal Zeka Ölçeği ve 48-72 aylık çocuğa sahip anne-babaların çocukları ile iletişimini değerlendirmek amacıyla Arabacı ve Ömeroğlu (2011) tarafından geliştirilmiş, geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış olan Anne-Baba-Çocuk İletişimini Değerlendirme Aracı (ABÇİDA) kullanılacaktır. Elde edilen veriler uygun istatistik teknikleri kullanılarak SPSS programı ile analiz edilecektir.
Süreğen hastalığı olan aile üyesine bakım veren bireylere yönelik psikoeğitsel destek programlarının meta analizi
Araştırmanın amacı Türkiye'de 1990-2019 yılları arasında süreğen hastalığı olan aile bireylerine bakım verenlere yönelik yapılan psikoeğitim programlarının bakım yükü, depresyon, iyi oluş, sürekli ve durumluk kaygı, duygu dışavurumu ve aile işlevselliği değişkenlerindeki etkisini meta analiz yöntemiyle incelemektir. Bu amaçla alan yazın taraması yapılarak belirtilen değişkenlerden en az birine sahip ve belirlenen kriter ölçütlerini taşıyan 17 araştırma meta analize dahil edilmiştir. Araştırmanın veri analizinde JASP 0.12.2.0 programı kullanılmıştır. Çalışmanın güvenirliğini sağlamak için yapılan yayın yanlılığı testinde depresyon kriterinde yanlılık tespit edilmiştir. Süreğen hastalığı olan aile bireylerine bakım verenlere yönelik yapılan psikoeğitimlerin bakım verenlerin bakım yükü ve iyi oluş kriterlerinde çok geniş; duygu dışavurumu kriterinde geniş; aile işlevlerini gösteren davranış kontrolü, gereken ilgiyi gösterebilme, duygusal tepki verebilme, iletişim ve problem çözme kriterlerinde orta; durumluk kaygı düzeyinde önemsiz ve depresyon, sürekli kaygı, aile işlevlerini gösteren roller ve genel işlevler kriterlerinde negatif bir etkisi bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular, aile danışmanlığında önemli konulardan biri olan süreğen hastalıkla yaşama, hastalığın aileye olan etkileri, hastalık süreciyle baş edebilme konularında psikoeğitimin etkililiğini göstererek aile danışmanlığı alanına katkıda bulunmaktadır.
Üniversite öğrencilerinde anne baba tutumu ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı; üniversite öğrencilerinin anne baba tutumları ile psikolojik sağlamlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu çalışma, ilişkisel tarama modelinin kullanıldığı betimsel bir araştırma olarak yapılandırılmıştır. Araştırmacının çalışma koşulları ve olanakları nedeniyle örneklem grubu kolay ulaşılabilir örneklemle oluşturulmuştur. Araştırma örneklemi Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okuluna devam eden 385 lisans öğrencisinden (251 kadın, 134 erkek) oluşmuştur. Araştırmada Anne Baba Tutum Ölçeği, Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve demografik değişkenler hakkında bilgi toplanması amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Değişkenlerin analizinde veri türlerine bağlı olarak Bağımsız Örneklemler T-Testi, İlişkisiz Örneklemler İçin Tek Faktörlü Varyans Analizi (One-Way Anova), Post Hoc Sheffe Testi, LSD Testi ve Pearson Korelasyon Analizi, uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre; üniversite öğrencilerinin algıladıkları demokratik, koruyucu-istekçi ve otoriter anne baba tutumları cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Öğrencilerin demokratik anne baba tutum algıları anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyine göre anlamlı farklılaşmaktadır. Üniversite öğrencilerinin algıladıkları otoriter anne baba tutumu kardeş sayısı değişkenine göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Üniversite öğrencilerinin otoriter ve demokratik anne baba tutum algıları aile gelir düzeyine göre anlamlı olarak farklılaşmaktadır. Üniversite öğrencilerinde anne baba tutumu ile psikolojik sağlamlık arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve ileride yapılacak çalışmalara ve araştırmacılara yönelik bazı önerilere yer verilmiştir.