
459
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattı arkeolojik kurtarma kazıları: Taş ve kemik buluntular
?Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Arkeolojik KurtarmaKazıları: Taş ve Kemik Buluntular? adlı bu çalışmada Bakü-Tiflis-CeyhanHam Petrol Boru Hattı (BTC HPBH) Projesinin Türkiye topraklarındaki 1074km.lik kısmı üzerinde yapılmış olan kurtarma kazılarının taş ve kemikbuluntuları arkeolojik açıdan değerlendirilmiştir. Taş ve kemik buluntulardönem ayırt edilmeden bir bütün olarak ele alınmış, tanımlanıp, tasnifedilerek kataloglanmıştır.Tezimizin kapsamında yer alan ve 10 merkezden ele geçen çeşitli taş,kemik, boynuz, diş, deniz kabuğundan oluşan buluntular Erken DemirÇağı'ndan Ortaçağ sonlarına kadar geniş bir dağılım göstermektedir.Özellikle belirli bir dönemi ön plana çıkaracak bir buluntu yoğunluğu ilekarşılaşılmamaktadır. BTC HPBH arkeolojik kurtarma kazılarının borunungeçeceği ve tahrip edeceği 28 metre koridoru ile sınırlı tutulması bununnedenlerinden biri olabilir. Böyle dar bir alandan ele geçmelerine karşınsistematik olarak toplanan küçük buluntu ve mimari kalıntılar Anadoluarkeolojisi açısından önemli sonuçlar vermişlerdir. Tezimizde tanımlamaya vetasnif etmeye çalıştığımız buluntular, bu sınırlı alanda toplanan materyalinküçük bir bölümünü oluşturmaktadır.Taş ve kemik buluntular, buluntu yerinde ele geçen seramik, küçükbuluntu ve mimari kalıntılar paralelinde tarihlendirilmişlerdir. Çünkü bubuluntular tek başlarına tarih verebilecek, bir kültürün spesifik aletleri değildaha çok, küçük yerleşmelerin günlük hayata dair basit aletleridir.
Aşağı Salat Höyüğü Erken Tunç Çağı seramikleri
ÖZET?Aşağı Salat Höyüğü Erken Tunç Çağı Seramikleri? adlı bu çalışmada,Aşağı Salat Höyüğü T/26 stratigrafi sondajı, IV-VI. yapı katları ile MezarlıkAlanı'nda açığa çıkarılan seramiklerin değerlendirmesi yapılmıştır. AşağıSalat Höyüğü Erken Tunç Çağı seramiklerinin Anadolu ve KuzeyMezopotamya'daki diğer yerleşimlerde ele geçen seramiklerlekarşılaştırılması sonucunda, höyüğün Erken Tunç Çağı'nın hangi dönemindeyerleşim gördüğü ve bu dönemdeki sosyo-kültürel yapısı tespit edilmeyeçalışılmıştır.Ele geçen seramik buluntuların değerlendirilmesi sonucunda, AşağıSalat Höyüğü'nün VI. yapı katının Geç Kalkolitik-Erken Tunç Çağı arasındakigeçiş evresine tarihlendiği ve mezarlık alanının kullanımına bu yapı katıylabaşlandığı tespit edilmiştir. V. ve IV. yapı katlarının ise VI. yapı katınınhemen sonrasına, Erken Tunç Çağı'nın erken evrelerine tarihlendiğianlaşılmaktadır. Kuzey Mezopotamya kültür coğrafyası içerisinde, hem FıratHavzası hem de Amuk Ovası kültürleriyle yakın ilişkide olan Aşağı SalatHöyüğü'nün, bölgesel nitelikli büyük kentlerin etki alanında kalan küçük köyyerleşmelerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Ubeyd Dönemi'nden itibarenbaşlayan, Uruk Dönemi'nde gelişimini hızlandıran ve Erken Tunç Çağı'ndaolgunluğa ulaşan sosyal tabakalaşmanın ortaya çıktığı, tarım ekonomisinedayalı küçük köylerden biri olan Aşağı Salat Höyüğü'nün, Dicle Nehri'ningeçişe en elverişli noktalarından biri üzerinde bulunması yerleşimin birkarakol görevi de üstlenmiş olabileceğini düşündürtmektedir.
Güllüdere Demir Çağı yerleşmesinin Kuzeydoğu Anadolu arkeolojisindeki yeri ve önemi
"Güllüdere Demir Çağı Yerleşmesinin Kuzeydoğu AnadoluArkeolojisindeki Yeri ve Önemi" adlı bu çalışma, Erzurum İli, Aşkale İlçesinebağlı Güllüdere Köyünün 1km kuzeyinde yer alan Güllüdere yerleşim yerindeaçığa çıkarılan Demir Çağı'na ait arkeolojik yerleşim ve mezarlık alanındanelde edilen bilimsel sonuçları içermektedir.Çalışmalar sonucunda, tahribata uğramış dikdörtgen ve kare planıverebilecek yapılara ait taş temel kalıntılarına, taş döşemelere, ocaklara vemezarlara rastlanılmıştır. Bulunan yapılar ile mezarların içinde ve çevresinde,Demir Çağı ve Ortaçağ özelliklerini yansıtan çanak çömlek parçaları ve küçükbuluntular ele geçirilmiştir. Güllüdere kazıları Doğu Anadolu'nun Demir Çağıve Ortaçağı hakkındaki sınırlı bilgilere önemli katkılarda bulunmuştur.Bu çalışmada ele alınan tüm malzeme, Erzurum Güllüdere'de genelbir tarihlendirme ile M.Ö. 8. yüzyıl sonu ile M.Ö. 6. yüzyıl arasınatarihleyebileceğimiz bir Demir Çağı yerleşiminin ve mezarlığının varlığınıkanıtlamıştır. Burada bulunan maddi kültür varlıkları sayesinde de, yazılıkaynakların yeterli bilgi vermediği veya tamamen sustuğu bir dönemintoplumlarının, sosyopolitik, sosyoekonomik faaliyetleri ile kültürel yapılarınıkavramamız ve üzerinde çeşitli fikirler yürütebilmemiz açısından da önemlifaydalar sağlam ıştır.
Doğu Anadolu bölgesi Geç Kalkolitik çağ seramiği
Doğu Anadolu Bölgesi Geç Kalkolitik Çağ Seramiğinin konu edildiği bu çalışmada Doğu Anadolu Bölgesinde bu güne değin yapılmış olan arkeolojik kazıların Geç Kalkolitik tabakalarına ait seramiklerin yayınlanmış monograf veya makalelerdeki bilgilerinden yola çıkılarak genel bir değerlendirme yapılmıştır. Malzemeyi görme şansı olmadığından makale veya monograflardaki bilgiler aynen kullanılmıştır. Bu çalışmada Doğu Anadolu Bölgesi kendi içerisinde Erzurum, Elazığ ve Malatya Bölgeleri olmak üzere kendi içerisinde üç alt bölgeye ayrılarak incelenmiştir. Doğu Anadolu Bölgesinin Geç Kalkolitik Çağ seramik repertuarının kuzeyi ile güneyi arasındaki farklılıklar, benzerlikler ve etkileşimlerin anlaşılması amaçlanmıştır. Gerçektende Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi ve iklimsel farklılıklar bu bölgede ki insanların sosyo-ekonomik hayatlarına yansıdığı gibi Geç Kalkolitik Çağ Seramik repertuarında da kendisini belli etmektedir. İncelemeye alınan merkezlere ait seramikler daha önceki çalışmalar doğrultusunda karakteristik yedi ana hamur grubuna ayrılmış ve daha sonra bu merkezlere ait seramikler tipselleştirilerek belirlenen hamur gruplan ile ilişkileri ortaya konmuştur. Bütün bu değerlendirmeler sonucu kültürel açıdan Kafkasya'nın uzantısı durumunda olan Doğu Anadolu'nun kuzeyi Geç Kalkolitik Çağ'da Kafkas kültürünün etkisi altındadır, bu durum kendisini seramik repertuarında da belli eder. Doğu Anadolu'nun güneyi ise kuzeyinden farklılık gösterir, bu bölge zengin maden yataklarına sahip olmasından dolayı güneydeki Uruk kültürünün daima ilgi odağı olmuş ve bu kültür ile ilişkiler kendisini Uruk orijinli seramiklerle gösterir. Diğer yandan bu bölgede Kafkas kültürünün etkileri de görülmektedir. Oldukça geniş bir alana yayılan bu kültür Karaz ve Koyu yüzlü açkılı malların Malatya ve Elazığ ovalarında da rastlanmasıyla açıklanmaktadır.
Geç demir çağı mezraa-teleilat pişmiş toprak astarte levhaları ve pers atlı figürinleri: arkeolojik ve kültürel bir değerlendirme
Bu çalışma, Şanlıurfa İli, Birecik İlçesinin yaklaşık beş kilometre güneyinde bulunan Mezraa-Teleilat höyüğünde gerçekleştirilen arkeolojik kurtarma kazılarında ortaya çıkartılan ve Geç Demir Çağı'na tarihlenen Astarte Levhaları ve Pers Atlı Figürinleri'nin arkeolojik ve kültürel açıdan değerlendirilmesini içermektedir. Astarte levhaları Kuzey Suriye ve komşu bölgelerde oldukça geniş bir alana yayılmaktadır ve Geç Demir Çağı kültüründe dikkat çeken bir konuma sahiptir. Mezraa-Teleilat'ta bulunan 38 adet Astarte levhası bugüne kadar Anadolu'da açığa çıkartılan en geniş repertuarı oluşturmaktadır. Bu figürinlerin arkeolojik olarak değerlendirilmesi Astarte levhalarının anlaşılmasına önemli katkı yapabilecektir. Kuzey Suriye ve komşu bölgelerde Geç Demir Çağı'nın bir diğer tipik buluntu grubunu oluşturan Pers atlı figürinlerinin 61 adet örneği Mezraa-Teleilat'ta açığa çıkartılmıştır. Astarte levhaları ile aynı kontekstlere bulunan figürinlerin değerlendirilmesi, Geç Demir Çağı Güneydoğu Anadolu bölgesi kültürünün anlaşılmasında önemli ipuçları sağlayabilecektir. Anahtar Sözcükler 1. Demir Çağı 2. Höyükler 3. Heykelcikler 4. Persler 5. Pişmiş Toprak Eserler
İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda gaga ağızlı testi formunun gelişimi
"İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda Gaga Ağızlı Testi Formu'nun Gelişimi" başlıklı tez çalışmasının amacı, İlk Tunç Çağı'na Geçiş Dönemi'nden Orta Tunç Çağına Geçiş Dönemi zaman aralığında, İç Kuzeybatı Anadolu'da kazısı yapılmış olan yerleşme ve mezarlık kazılarında elde edilmiş olan gaga ağızlı testi formunun gelişimini ortaya koymaktır. Gaga ağızlı testi, Batı Anadolu'da çanak çömlekte Tunç Çağı'na geçişin saptanmasında ve kronolojilerin çakıştırılmasında kullanılan önemli formlardan bir tanesidir. Bu form Anadolu ile Ege coğrafyasında İlk Tunç Çağı'na Geçiş Dönemi'nde (İTÇ IA) ortaya çıkmış ve hızla yaygınlık göstermiştir. Batı Anadolu'da GKÇ'nin sonlarından itibaren çanak çömlek gelişiminde, İTÇ özelliklerinin oluşmaya başladığı önemli bir kırılma noktası yaşanır. Bunun devamında da yöresel özelliklerin hakim olduğu "kültür bölgeleri" ve her bölge içinde de "çanak çömlek grupları" ortaya çıkar. Gaga ağızlı testi de genel olarak bu çanak çömlek gruplarına göre form ve üslup özellikleri kazanmıştır. Bu çalışma sonucunda İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağına tarihlenen kazılardan elde edilen gaga ağızlı testi formuna ait sekiz ana form (A-H) ve bunlara ait çeşitli alt tipler belirlenmiştir. Bu sayede söz konusu olan bölgede iyi bilinen fakat hakkında henüz form özellikleri ve kronolojisi hakkında ayrıntılı bir çalışma bulunmayan gaga ağızlı testinin ortaya çıkışı ve İTÇ boyunca gerek form olarak ve gerekse mal özellikleri bakımından ortaya konulmuş; formun yerleşmeler ve çanak çömlek gruplarına göre gösterdiği farklılıklar ve benzerlikleri belirlenmeye çalışılmış ve komşu bölgelerden bilinen gaga ağızlı testi formları ile karşılaştırmalar yapılmıştır.
İlk Tunç Çağı'nda Batı Anadolu'da üç ayaklı mutfak kabının yayılımı ve gelişimi
Bu çalışmada, Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda görülen Üç Ayaklı Mutfak Kaplarının gelişiminin belirlenmesi ve söz konusu kapların bölge prehistoryasındaki yerinin tanıtılması amaçlanmıştır. Batı Anadolu'da yapılmış olan kazı, yüzey ve sondaj çalışmalarından ele geçirilmiş malzeme içerisinde bulunan İlk Tunç Çağı'na tarihlendirilmiş üç ayaklı mutfak kapları ve ayak parçaları referans alınmıştır. Söz konusu malzeme mal ve biçim özelliklerine göre gruplara ayrılmış olup dönemsel gelişim ve yayılımına bakılmıştır. Ayrılmış olan gruplardan yola çıkarak Batı Anadolu İlk Tunç Çağı'nın pişirme kaplarına ve pişirmeye ait kültürel özelliklerine yorum getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, Üç Ayaklı Mutfak Kapları ile beraber kullanılan ve pişirme ile ilgili olabilecek -kapak gibi- diğer form gruplarına da değinilmiş ve son olarak etnografik verilerden de yararlanarak İlk Tunç Çağı pişirme geleneği ile ilgili bir değerlendirme yapılmıştır. Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nın önemli form gruplarından bir tanesi olan Üç Ayaklı Mutfak Kapları pişirme geleneği ile ilgi önemli bilgiler vermesinin yanı sıra bölgede yer alan İlk Tunç Çağı yerleşmelerinin stratigrafilerinin çakıştırılmasında anahtar formlar arasında yer alır. Üç Ayaklı Mutfak Kapları İlk Tunç Çağı'nın başından itibaren Batı Anadolu'nun sahil kesiminde yaygınken İç Batı Anadolu'da ilk kez İlk Tunç Çağı II'nin son evresinde ortaya çıkar ve Erken İTÇ III'de tüm Batı Anadolu'da yaygın bir şekilde devam eder. Ocak kullanımına bağlı olarak Batı Anadolu'nun sahil kesiminde Geç İlk Tunç Çağı III ile birlikte pişirme kabı olarak kullanımı neredeyse bitmiştir ve yerini düz dipli küresel gövdeli çömleklere bırakmıştır. Ancak pişirmede farklı biçimlerde üç ayakların kullanımı devam etmiştir ve günümüzde bile örnekleri mevcuttur.
Kanlıtaş Höyük'te 2013 - 2014 yıllarında ele geçirilen Erken Kalkolitik Dönem seramiği
"Kanlıtaş Höyük'te 2013-2014 yıllarında ele geçirilen Erken Kalkolitik Dönem Seramiği" adlı tez kapsamında Kanlıtaş Höyük yerleşmesinin seramikleri detaylı incelenerek malzemenin tanıtılması bununla birlikte Kanlıtaş Höyük'ün Porsuk Kültürü içindeki yeri ve önemi hakkında elde edilen bilgilerin aktarılması amaçlanmıştır. Kanlıtaş Höyük'ün konumu dikkate alınırsa Porsuk Kültür Bölgesi'nde Kütahya ve Eskişehir'in kesiştiği noktada yer almaktadır. Doğu Marmara Bölgesi'ndeki Gelişkin Fikirtepe kültürünün etkileri bunun yanı sıra Hacılar I kültürü etkisi, Porsuk Kültürü'nü meydana getirmiştir. Genel anlamda bakıldığında Porsuk Kültür Bölgesi içerisinde kazısı yapılan Orman Fidanlığı ve Kanlıtaş Höyük yerleşmelerinin seramik geleneklerinin dışında ele geçen küçük buluntular da bu kültürün bölgesel özelliklere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Morumsu-kırmızı ve kırmızı astarlı mallar, bunun yanı sıra koyu yüzlü seramik grupları ile dışa açılan derin kâseler, dışa açılan tabaklar, basık boyunlu çömlekler, dışa dönük ağız kenarlı çömlekler, küresel gövdeli çömlekler ve omurgalı çömlekler Porsuk Kültür Bölgesi olarak tanımlanan bölgenin Erken Kalkolitik Dönem seramik geleneğini yansıtmaktadır. Çoğunlukla kâselerde devetüyü (veya krem) üzerine morumsu-kırmızı veya kırmızı boya bezemeli motifler görülmektedir. Diğer taraftan çömlekler ve derin kâseler gri, siyah ve kahverengi tonlarında yüzeye sahiptir. Bu kaplar üzerine görülen sok-ve-çek (stab-and-drag) tekniğinde yapılan sokma bezeme örnekleri ile yiv, kazıma ve baskı bezemeli örneklere bu bölge içerisindeki yerleşmelerde rastlanılmaktadır. Genel olarak baktığımızda, Kanlıtaş Höyük ve Orman Fidanlığı yerleşmelerinde tespit edilen kap formları ve bezeme örnekleri bu yerleşmelerin benzer nitelikte seramik geleneğine sahip olduklarını göstermektedir. Diğer taraftan, Asmainler ve Aslanapa yerleşmelerinde bulunan, bazı mal grupları ve kap formları Kanlıtaş Höyük ve Orman Fidanlığı örnekleri ile ortak payda da görülmektedir. Sonuç olarak, Porsuk Kültür Bölgesi içerisinde yer alan Kanlıtaş Höyük yerleşimi Anadolu ve Balkanların birbiri ile olan kültür alışverişi için önemli bir geçiş noktası niteliğindedir.
Anadolu'da başlangıcından M.Ö 1.binyıla kadar gamalı haç (Swastika) motifinin ortaya çıkışı ve gelişimi
Çıkış noktası tarih öncesi topluluklara dayanan motif şekil olarak, kollarında gamaların ( Γ ) yer aldığı artı (+) işaretinin meydana getirdiği sembol olarak tarif edilmektedir. Çeşitli bilim adamları tarafından değişik anlamlar yüklenen söz konusu motifin anlamı da her zaman merak konusu olmuştur. Bu çalışmayla, Gamalı Haç (Swastika) motifinin Önasya'da ortaya çıkışı, Anadolu'da motifin görüldüğü yerleşmeler ve malzemenin değerlendirilmesi bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Ayrıca, söz konusu motifin taşıdığı anlamlara çeşitli bilim adamlarının görüşleriyle harmanlanarak sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, Anadolu merkezli olarak çalışmada, Gamalı Haç (Swastika) motifli buluntu 37 yerleşme tespit edilmiştir. Kazı ve mezarlık alanları olmak üzere toplamda 96 adet Gamalı Haç (Swastika) motifli buluntu tez kapsamında değerlendirilmiş ve varılan sonuçlar aktarılmaya çalışılmıştır. Gamalı Haç (Swastika) motifi Anadolu ile Mezopotamya'da neredeyse aynı kronolojik sırada ele geçirilmiştir. Söz konusu motif her iki bölgede de MÖ 7. binyılın ortalarından itibaren görülmeye başlanmıştır. Kuzey ve Orta Mezopotamya'da en erken veriler Samarra kültüründen gelmekle birlikte, Anadolu'da Çatalhöyük ve Bademağacı Höyüğü motifin ilk olarak ortaya çıktığı yerleşmelerdendir. Motif tezin kapsadığı dönem aralığı baz alındığında, MÖ I. binyıla kadar kesintisiz bir şekilde Anadolu'da varlığını sürdürmüştür. En yoğun ele geçirildiği dönem ise, İTÇ II dönemi olarak saptanmıştır. Arkeolojik verilerle değerlendirildiğinde çeşitli bilim adamları tarafından değişik anlamlar yüklenen söz konusu motifin günümüzde de kullanım alanı ve anlamının toplumdan topluma farklılık gösterdiği bilinmektedir. Ancak genel olarak tarihöncesi toplumların kültürünün içinde sosyal ve dini alanlarının bir parçası olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gamalı Haç, Anadolu, Neolitik, Tunç Çağı
Demir çağda kutsal fahişe figürü: Kökeni, ikonografisi ve yayılımı
Çağdaş zihinlerimize göre, ''kutsal'' ve ''fahişe'' sözcükleri birbiriyle çelişkili kavramlardır. ''Kutsal'' sözcüğü, ilahi bir ruha kendini adamayı akla getirirken, ''fahişe'' ise, insan bedeninin kirletilmesini düşündürmektedir. Tarihsel süreç içerisinde Tanrıça: Sümer'de İnanna, Akad'larda İştar, Fenikeli'lerde Astarte, Yunanistan'da Aphrodite, Roma'da Venüs adını taşıyarak yüzyıllar boyu çeşitli toplumların efsanelerinde yaşamıştır. Sümerlilerin yaratmış olduğu tanrıça kendinden sonraki birçok toplumun panteonunda kendine yer bulmuş ve varlığını devam ettirmiştir. Toplumlar kadınlarda görmek istedikleri bütün nitelikleri, tanrıçanın şahsında toplamışlar, onu yüceltmiş, ona tapmış ve hakkında yığınlarla şiir, hikâye yazarak ölümsüzleştirmişlerdir. O, güzelliğin, çekiciliğin, şefkatin, hırsın, kavganın, önderliğin, kurnazlığın ve en önemlisi bereketin ve çoğalmanın sembolü olmuştur. Aşkı ve seksiyle, insanlara, doğaya yenilenme, çoğalma gücü vermiş, adına yapılan tapınaklarda, onun yerine seks görevi yapmak için toplumların en saygın kadınları yarışmıştır. Demir Çağ'da; Anadolu-Kıbrıs arasında, bütün Levant ve Batı Akdeniz boyunca yayılmış olan "Astarte-Aphrodite Kültü"nün seramikler üzerindeki yansıması olarak karşılaştığımız "Kutsal Fahişe Figürü" bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Demir Çağ ve öncesinde "Kutsal Fahişe Figürü"nün kökenini oluşturan tanrıçalara ait kültler tanıtılmış ve bu kültlere ait yazılı ve arkeolojik kanıtlar ayrıntılı olarak incelenmiştir. İncelenen kültürlerdeki arkeolojik malzemelerin ikonografileri ele alınarak geçiş bölgeleri tespit edilmiştir. "Lotus" ve "Kutsal Fahişe Figürü" ilişkisi arkeolojik buluntularla ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Demir Çağ, Kutsal Fahişe Figürü, İnanna, İştar, Astarte, Aphrodite.
Anadolu'da İlk Tunç Çağı 3 Adak Çukurları
Bu tez çalışması 1996 yılından bu yana Prof. Dr. Turan Efe başkanlığında Küllüoba'da gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkarılan çukurları Anadolu'da çağdaşı olan diğer yerleşmelerdeki çukurlarla karşılaştırarak incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu çukurlar içerisindeki buluntulara ve bulundukları kontekste dayanılarak değerlendirilmiş ve daha sonraki Hitit dönemi yazılı kaynaklarındaki verilerle karşılaştırılmıştır. Bu çalışma bugüne kadar pek çok geç İlk Tunç Çağı yerleşmesinde saptanmış ve detaylı olarak değerlendirilmemiş olan çukurlara ve bunların içerisine planlı bir şekilde bırakılmış olan buluntulara ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle bu çalışma genel ritüel uygulamaları çerçevesi içerisinde "adak çukuru" olarak tanımlanmasına neden olan söz konusu bu özellikleri detaylı bir şekilde incelemektedir. Aynı zamanda bu çalışma söz konusu çukurları Batı ve Orta Anadolu'da İTÇ III döneminde gerçekleşen yeni gelişmeler içerisinde ele almaktadır. Söz konusu dönem ilk şehirci topluluklar ve Kuzey Suriye'den Ege'ye kadar uzanan bölgelerarası ticaret ağlarının güçlenmesi gibi gelişmelerle karakterize olur. Bu gelişmelere metalurji ve çanak çömlek üretimindeki yeni teknolojilerin yayılımı ve son ürünlerin dolaşımı eşlik eder. Adak Çukurlarının kullanımı bu gelişmelerle ilişkili gibi görünmekte olup, uzak bölgelerarası etkileşimin sadece ürünlerin ticaretine dayanmadığını aynı zamanda Anadolu'daki toplulukların sosyo-kültürel ve ritüel dinamikleri üzerinde de kalıcı etkileri olduğuna işaret etmektedir.
Porsuk vadisi ve çevresi kalkolitik dönem yerleşimleri yontmataş endüstrisi ve hammadde kaynakları
Prehistorik toplulukların yaşam şekilleri ve teknolojilerinin anlaşılmasında çok önemli bir yere sahip olan yontmataş buluntular tarihöncesi topluluklarının anlaşılmasında önemli bir aktördür. Tezin ana konusunu oluşturan yontmataş endüstrisi ve hammadde kaynakları ile o dönem içinde yaşayan ve farklı yerleşimlere sahip insan topluluklarının günlük yaşamları, yemek alışkanlıkları ve çevrelerinde bulunan hammadde kaynaklarından ne derecede yararlandıkları anlaşılmaya çalışılmıştır. Yüksek lisans tez çalışma konusu olan "Porsuk Vadisi ve Çevresi Kalkolitik Dönem Yontmataş Endüstrisi ve Hammadde Kaynakları", özellikle Porsuk Vadisi olarak adlandırılan ve içerisinden Porsuk Çayı'nın geçtiği bu vadide yer alan Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Keskaya ve Aslanapa Kalkolitik Dönem yerleşimlerini kapsamaktadır. Arkeolojik yazında "Porsuk Kültürü" olarak geçen ve Porsuk Çayı'nın oluşturduğu vadi içerisinde bulunan bu yerleşimlerin oluşturduğu tarihöncesi İç Batı Anadolu'daki bu kültür ilk kez İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Turan Efe tarafından adlandırılmıştır. Bu kültür içerisinde yer alan yerleşimlerin yontmataş geleneklerinin anlaşılması amacı ile yerleşimlerin Yontmataş buluntuların yeniden değerlendirilmesi; Kanlıtaş Höyük Kazı ve Araştırma Projesi kapsamında yerleşimler arasında ne tür ilişkilerin olduğunun anlaşılması gibi çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bunun yanında ele alınan yerleşmelerde hammadde kullanım yoğunluğu; hangi hammaddeden ne tür aletleri yaptıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu hammaddeler temelinde, kullanılan alet tiplerinin benzerlik ve farklılıkları da anlaşılmaya ve gösterilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda yerleşimler çevresinde tespit edilen hammadde kaynakları ile yine yerleşimlerden alınan üretim artığı örnekleri üzerinde analiz çalışmaları yapılarak hammadde kaynaklarının söz konusu yerleşimler tarafından ne derecede kullanıldığı saptanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde bölgenin coğrafyası ve jeomorfolojisi hakkında bilgiler verilmektedir. Bunun yanında özellikle Kalkolitik Dönem'in genel özellikleri ve yontmataş teknolojisi ve tipolojisi ele alınmıştır.İkinci bölümde yukarıda değinilen amaçlar doğrultusunda Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Keskaya ve Aslanapa gibi Porsuk Kültürü'nü oluşturan yerleşimlerin yontmataş buluntularının tasnifi ve değerlendirmesi yapılmış; yerleşimler tarafımızdan ilgili müze elemanları ile tekrardan ziyaret edilmiştir. İkinci bölümde yerleşimler çevresinde yapılan yüzey araştırmasında tespit edilen hammadde kaynaklarından bahsedilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan tarafından kazısı devam etmekte olan Kanlıtaş Höyük ve yine kazısı daha önce İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Turan Efe tarafından yapılmış ve tamamlanmış olan Orman Fidanlığı yerleşimleri yontmataş endüstrisi ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Bunun yanında daha önce yüzey araştırmaları ile tespit edilen Keskaya, Aslanapa yerleşimlerin yontmataş buluntuları da değerlendirilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise yüzey araştırması ile söz konusu yerleşimler çevresinde tespit edilen hammadde kaynaklarından alınan örnekler ile yine yerleşimlerden alınan üretim artıkları üzerinde Anadolu Üniversitesi Malzeme Mühendisliği Bölümü'nde yapılan XRF analizi çalışmaları yer almaktadır. Yapılan bu analiz çalışmaları ile elde edilen detaylı analiz verileri üzerinden hammadde kaynağı-yerleşim ilişkileri tarafımızdan en doğru şekilde verilmeye çalışılmış ve karşılaştırmalarla net sonuçlar sunulmaya çalışılmıştır. Beşinci bölümde genel değerlendirme şeklinde Porsuk Vadisi içerisinde bulunan yerleşimlerin yontmataş alet endüstrileri, hammadde kaynakları ve bu aletlerin diğer bölgeler ile ilişkileri, benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Verilere bağlı olarak yapılan bilimsel öneriler doğrultusunda, bu yerleşmelerin özellikle başta Kanlıtaş Höyük olmak üzere birçok hammadde kaynağının var olduğunu ve çevredeki hammadde kaynaklarının yoğun olarak tüketildiğini ortaya koymuştur. Bunların ötesinde, analiz verileri öngörülerimiz doğrultusunda, belirtilen yerleşmeler arasında bir hammadde kullanımını veya alışverişini gösteren veriler ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Erken Kalkolitik, Yontmataş, Hammadde, XRF, Porsuk Kültürü, Anadolu-Balkan
Keçiçayırı ilk Tunç Çağı çanak çömleği
"Keçiçayırı İlk Tunç Çağı Çanak Çömleği" başlıklı bu tez, Keçiçayırı'nda 2006-2009 yılları arasında yapılan kurtarma kazılarında ele geçen İTÇ II ve İTÇ III dönemi çanak çömleğini kapsamaktadır. İTÇ III Dönemi'ne ait elimizde çok az malzeme vardır; dolayısıyla, çalışmanın esasını İTÇ II çanak çömleği oluşturmaktadır. Önce İTÇ II çanak çömleğinin içerdiği mal grupları, formlar ve bezeme türleri tanıtılmış ve istatistiksel değerlendirmesi yapılmıştır. Daha sonra, yakın çevredeki Demircihüyük, Küllüoba, Karaoğlan Mevkii ve Kaklık Mevkii yerleşmeleri ile karşılaştırmalar yapılarak bu çanak çömleğin Batı Anadolu İTÇ kronolojisindeki yeri ve bölgedeki çanak çömlek bölgeleriyle olan ilişkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Tek evreli Keçiçayırı İTÇ II yerleşmesi aşağı yukarı Küllüoba IVC-IVB ve Demircihüyük N-P katlarına ve dolayısıyla geç İTÇ II'ye tarihlendirilmiştir. İTÇ III çanak çömleği ise "Öncü Geçiş Dönemi" olarak tanımlanan Küllüoba II E-D katları ile eşleştirilmiştir.
Hitit Krallığı'nın iç kuzeybatı Anadolu yayılımı
Assur'lu tüccarların, Orta Anadolu'da kurmuş oldukları ticari merkezler olan karumların ardından, Anadolu ticaretinden çekilmeleriyle birlikte adlarından söz ettirmeye başlayan Hititler, bölgeye gelişlerinin ardından burada merkezli bir krallık olmuşlardır. Krallığın kuruluşu itibariye Batı Anadolu, İmparatorluk itibariyle ise Mısır'la yoğun ilişki içinde olduğunu bildiğimiz Hititler, Suriye'de de yayılım göstermişlerdir. Orta Anadolu merkezli olan krallık, Batı Anadolu ile dost ya da düşman olduğu ülkeler sebebiyle sık sık iletişim halinde kalmıştır. Batı Anadolu'ya ulaşmak için kullandıkları rotalardan en muhtemel olanı İç Kuzeybatı Anadolu üzerinden takip ettikleri yoldur. Bu bağlamda İç Kuzeybatı Anadolu coğrafyasına baktığımızda ise, kilit bir noktada olması sebebiyle hemen hemen her dönemde iskan gördüğünü söylemek mümkündür. Bu bölgeden Hitit yazılı kaynaklarında da bahsedildiği görülmektedir. Ancak Hitit yazılı verileri doğrultusunda yer adları ile coğrafi yerleşim alanlarının eşleştirilebilmesi her yerleşim için mümkün olmamaktadır. Bu bağlamda da varlığını sorgulayabilmek için yazılı verilerin yetersiz olduğu durumlarda arkeolojik verilerden destek alınmakta ve asıl kanıtları arkeolojik veriler sunmaktadır. İç Kuzeybatı Anadolu bölgesi için yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar kapsamında, MÖ. 2.binyıl'a ait arkeolojik veriler elde edilebilmiş olmakla beraber en fazla veri alabildiğimiz yerleşim henüz çalışmaları tamamlanmamış olan Şarhöyük'tür.
Neolitik Dönem'de Pisidya / Göller bölgesi mimari ve çanak çömlek geleneği
Arkeoloji terminolojisinde Neolitik terimi ilk kez 1865 yılında, J. Lubbock tarafından kullanılmıştır. Başlangıçta sadece Avrupa tarih öncesi kültürleri için kullanılan Neolitik kavramı, daha sonra aynı teknolojik aşamaların görüldüğü diğer bölgeler için de kullanılmaya başlamıştır. Söz konusu bu dönem uzun yıllar bir devrim olarak görülmüştür. Bunun nedeni ise insan emeğiyle ortaya çıkan ürün, toprağı işleme, mülkiyet anlayışı, nüfustaki çoğalma, meslek dallarının belirlenmesi, köyler arasında ticaretin başlaması, sosyal sınıfın ortaya çıkışı ve birçok sosyo-ekonomik gelişmelerin besin üretimiyle birlikte ortaya çıktığı (Esin 2004) düşüncesidir. Bu çalışmada, Antalya'nın kuzeyinde yer alan Pisidya / Göller Bölgesi'nin Neolitik Dönem'e ait mimari ve çanak çömlek gelişimi incelenecektir. Çalışma alanı kuzey – güney doğrultusunda, Burdur Gölü çukurundan, Antalya kıyı düzlüğünü Anadolu Yaylası'ndan ayıran Toros Dağları'nın güney yamaçlarına kadar olan, Burdur – Antalya karayolunun geçtiği, yaklaşık 60 km uzunluğundaki dar şerit içindeki alandır. Söz konusu bölgede yer alan Hacılar, Bademağacı, Kuruçay ve Höyücek yerleşmelerinde yapılmış olan kazılardan elde edilen bilgiler esas alınarak, bölgenin Neolitik Dönem'inin mimari ve çanak çömlek gelişimi toparlanacaktır. Ayrıca yakın bölgelerle benzer ve farklı özellikleri karşılaştırılarak arasındaki ilişki değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bölgeler arasında iletişimin yönünü ve varlığını saptamak amacıyla çalışmanın hem mimari hem de çanak çömlek özelliklerini kapsaması önemlidir.
Gre Abdurrahman Höyüğü Yeni Asur seramikleri
Geçmişe yönelik birikimiyle kültürel açıdan birçok ilklere tanıklık eden Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde son zamanlarda başlatılan yoğun arkeolojik çalışmalarla, küresel uygarlığın her aşamasında gelişimine tanıklık eden verileriyle dikkatleri üzerine çekmektedir. Bilimsel etkinliklere konu olmuş alanlarda elde edilen veriler, bölgenin tarihsel ve kültürel önemini belgeler niteliktedir. Özellikle Dicle ile hayat bulan konumuyla Diyarbakır ve Batman yöresi, gün ışığına çıkarılan toprak derinliğindeki kültürel varlıklarıyla genelde Mezopotamya, özelde Anadolu kültür tarihinde önemli bir yere sahiptir. Arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan ve tarihinin her evresine tanıklık eden değerleri ile bu coğrafyanın ve Anadolu'nun kültürel dokusunun algılanmasına katkıları tartışılmazdır. Ilısu baraj projesi çerçevesinde gerçekleştirilen arkeolojik kazı ve çalışmalardan biri olan Gre Abdurrahman, yazıtlar ışığında bölgede varlığı algılanan Asur'un diğer yerleşimlerle birlikte, somut arkeolojik kanıtlarla kavranması açısından önemli veriler sunmuştur. Yukarı Dicle Vadisi'nde, Dicle Nehri'nin kıyılarına kurulmuş çok sayıdaki yerleşim biriminden birisi olan Gre Abdurrahman, bölgede yakın çevresindeki bilinen yerleşmelerle bulguları ve kalıntılarıyla ortak özellikler içermektedir. Su taşkınlarından dolayı büyük oranda tahribat görse de bulguların karakteri, Gre Abdurrahman'ın Asur İmparatorluk Dönemi'nde kurulmuş ya da önem kazanmaya başlamış tarımsal koloni yerleşimi olduğunu ortaya koymuştur. Gre Abdurrahman Höyüğü, Yukarı Dicle Vadisi olarak tanımlanan bölgenin, diğer bir tanımlamayla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Demir Çağındaki sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısının algılanmasına kendi açısından önemli katkılar sağlayacaktır. 2009-2010-2011 yılları arasında Prof. Dr. Vecihi ÖZKAYA Bilimsel danışmanlığında kazısı yapılan ve önemli sonuçlar elde edilen höyüğün arşivlenmiş bütün verileri değerlendirme kapsamına alınacak; fiziki kayıtlar ile dijital belgelemeler yoluyla elde edilen ham veriler; nicelik ve nitelik açısından özelliklerine göre tasnif, tanım ve değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Elde edilecek veriler, bölgede ve Anadolu genelinde bilinenlerle karşılaştırılarak kapsamlı bütünlüğe kavuşturulacaktır. Bu yöntemle birçok açıdan bilinmezliğini koruyan Asur ve Yeni Asur uygarlıklarına yeni yaklaşımlar getirilecektir.
Levant bölgesi (Epipaleolitik ve Neolitik dönem) insan figürinleri ve bu figürinlerin inanç sistemindeki rolleri
İnsanın var olduğu tarihsel süreç içerisinde çevresi ve kendi varlığıyla olan ilişkisini irdelemek ve bunu ifade etmek onun en büyük ve önemli uğraşlarından biri olmuştur. Bu arayış çabası içerisinde bulduğu anlam ve kavrayışı somutlaştırmak ise onun için kutsal bir göreve dönüşmüştür. Bu kutsal görev insanın kendisi ve doğayla ilgili yaptığı iki boyutlu veya üç boyutlu eserleri ortaya çıkarmıştır. Bu tez çalışmasında Levant Bölge'sinde, Natufian Kültürü'nden başlayarak Yarmoukian Kültürü'nün sonlarına kadar taş, kil ve kemikten yapılmış insana dair bazı figürin ve eserler üzerinde çalışılmıştır. Levant Bölgesi'nde Neolitik Dönem figürinleri ile ilgili olarak Türkçe kaynak neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu konuda sadece 2018 yılında "Levant Bölgesi Neolitik Çağ Taş Figürinleri" adlı yüksek lisans çalışması gerçekleştirilmiştir. Ancak bu çalışmada figürinlerin sosyolojik ve inançsal yönüne çok az değinildiği görülmüştür. Bu nedenle figürinlerin inanç ve ritüelleri açıklama konusundaki yeri ve öneminin eksik olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca sadece taş figürinlerin çalışılıp diğer figürinlerin (kemik ve kilden yapılmış) kapsam dışı bırakılması bilimsel bir sonuç elde edilmesini zorlaştırmıştır. Levant Bölgesi'nin inanç ve ritüellerini anlamak için en yakın coğrafyalardan biri olan Anadolu'yla olan ilişkisinin de araştırılması önemlidir. Çalışmamızın amacı, insan figürinleri ve eserlerinden yola çıkarak bunların birey ve topluluklar için anlam ve işlevini açıklamaya çalışmaktır. Ayrıca zaman içerisinde insanların ve bu eserlerin yaşadığı dönüşümleri irdelemek ve bu eserleri benzer Anadolu örnekleriyle karşılaştırarak Anadolu ve Levant Bölgeleri arasında inanç ve ritüeller açısından etkileşim ve yansımaları ortaya çıkarmak çalışmanın esas amaçlarındandır. Bu amaç kapsamında, tez çalışmamızda Levant Bölgesi'ndeki "Natufian Kültürü" ve "Yarmoukian Kültürü"; bu kültürler ile birlikte ortaya çıkan önemli yerleşimler, yine bu kültürlere ait figürin ve eserlerle ilgili bilgiler verilmiştir. Ayrıca katalog bölümünde hem bu eserler hem de bu eserlerin Anadolu coğrafyasındaki benzer örnekleri sıralanmıştır. Levant Bölgesi'nde taş, kil ve kemikten yapılmış birçok eser tespit edilmiştir. Bu eserlerin incelenmesinde kazı raporları, eserler üzerine yapılmış bilimsel çalışmalar ve etnografik araştırmalar temel alınmıştır. Genel olarak bakıldığında ana tanrıça kültüyle ilişkili oldukları görülen figürinlerin, içinde bulundukları zaman ve mekânla etkileşime girerek önemli değişim ve dönüşümlere uğradıkları ve ayrıca Anadolu'da onlarla benzer birçok eserin olduğu tespit edilmiştir.
Batı ve Orta Anadolu'da ilk Tunç Çağı'nda siyah ağız kenarlı (Black-topped) kaseler
Bu tez çalışmasında ilk kez Geç Kalkolitik'te ortaya çıkan Siyah ağız kenarlı kaselerin İlk Tunç Çağı'nda Batı ve Orta Anadolu bölgelerinde yayılımını ve gelişimini ortaya koymak hedeflenmiştir. Özellikle Batı Anadolu için önemli bir mal grubu olan Siyah ağız kenarlı kaseler Orta Anadolu'da da Alişar İlk Tunç Çağı I örnekleri haricinde bölgede bu mal grubu genellikle İlk Tunç Çağı II-III'te görülmektedir. Özel bir fırınlama tekniği kullanılarak üretildiğini düşündüğümüz Siyah ağız kenarlı kaseler için kendine has pişirme teknikleri geliştirilmiş olmalıdır. İlk Tunç Çağı'nın önemli mal ve form gruplarını oluşturan Siyah ağız kenarlı kaseler bu dönemde ele geçirildiği bölge yerleşmelerinin stratigrafi oturtma ve çakıştırma çalışmalarında önemli bir konumda yer almaktadır. Siyah ağız kenarlı kaseler özellikle Maraş-Elbistan ovası başta olmak üzere Doğu Anadolu bölgesinde İlk Tunç Çağı I-II de ele geçirilirken Orta Anadolu bölgesinde yoğun olmamakla beraber görülen mal gruplarından bir tanesidir. Bu mal grubunun en yoğun olarak görüldüğü bölge ise İç Kuzeybatı Anadolu'dur. Söz konusu bölgede, Siyah ağız kenarlı kaselerin gelişimi kapsamlı bir şekilde Demircihöyük çanak çömlek grubuna ismini veren Demircihöyük yerleşmesinde izlenebilmektedir.
Bilecik Hamsu Vadisi kültür mirası yönetimi
Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu, kültürel miras konusunda da muazzam bir çeşitlilik ve süreklilik göstermektedir. Zengin bir kültürel mirası bünyesinde barındıran Anadolu'nun sahip olduğu bu evrensel maddi ve manevi değerlerinin, günümüz toplumları için de zengin bir miras olduğu hususunu unutmamak gerekir. Bu tez konusunda ortaya konan kültürel miras yönetimiyle arkeolojik sit alanının nasıl daha verimli kullanılacağı, eğitim, bilim ve turizm açısından korunmasının yanı sıra gelecek kuşaklara aktarılarak hem arkeopark, hem de kent belleği açısından değerlendirilerek sürdürülebilirliğinin nasıl sağlanacağı konusu irdelenmiştir. Bu tez çalışmasında, Hamsu Vadisi'nin bugünkü durumu ve teze konu olan bilgilerin araştırılması ile vadi içerisinde yer alan arkeolojik alanın göz önünde bulundurularak bu alanın kanunlar çerçevesinde nasıl değerlendirileceği konusu işlenmiştir. Ayrıca, Hamsu Vadisi için öneri olarak sunulan projenin arkeolojik, kültürel, inançsal ve turistik gibi mekânizmaların bir arada kullanılması sonucunda kente katacağı değer üzerinde de durulmuştur. Gerek bilimsel kazılar sonucu ortaya çıkartılan veya kısmen ayakta olan kalıntıların korunarak topluma sunulmasına yönelik düzenlemelerin yapılması, gerekse evrensel olan ve dünya kültür mirası olarak nitelendirdiğimiz kültür varlıklarının gelecek kuşaklara aktarılmasının devamlılığının sağlanabilmesi önem arz eden konulardandır. Özellikle tahribat geçirmiş ve korunması gerekli olan alanların korunması, uygun koruma yöntemlerinin seçilmesi ve uygulanması ile birlikte, alanın ziyaretçi ihtiyaçlarına ve bilgilendirmelerine yönelik düzenlenmesi de gerekmektedir.
Kanlıtaş Höyük Erken Kalkolitik Dönem öğütücü ve ezici aletler
Kanlıtaş Höyük, Yukarı Porsuk Vadisi içerisinde konumlanan ve Erken Kalkolitik Dönem'e tarihlenen bir kaya üstü yerleşim yeridir. Tez çalışmasının konusunu oluşturan ''Kanlıtaş Höyük Erken Kalkolitik Dönem Öğütücü ve Ezici Aletler'', prehistorik toplulukların yaşam şekillerini anlamak, beslenme alışkanlıkları ve çevrelerinde yer alan ham madde kaynaklarını hangi oranda kullanabildiklerini çözümlemek, iç ve dış mekân kullanımı ayrımında gündelik işlerin etkisinin olup olmadığını anlamak, boya kullanımın boyutu ve nasıl bir diyete sahip olduklarını anlamak konusunda yardımcı olacağı düşünülmüştür. Bu tez çalışması kapsamında Kanlıtaş Höyük kazısı ile açığa çıkartılan ve Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi'nde korunan öğütücü ve ezici aletler içerisinde değerlendirilen alt ve üst öğütme taşları, havan elleri, ezgi taşları, Vurgu taşları ve havanın incelemeleri yapılmıştır. Kazı sezonları boyunca yapılan arkeobotanik çalışmaları ve tez kapsamında değerlendirilen buluntu grubundan elde edilen analizler bir arada değerlendirilerek boya üretimi ve dönem insanlarının diyetinde hangi ürünlerin yer aldığı konusunda fikirler bütünleyici bir biçimde ele alınmaya çalışılmıştır. Ayrıca tez kapsamında değerlendirilen buluntu grubunun ham madde kaynaklarına ulaşılabilirliği değerlendirilmiştir. Çalışma içerisinde değerlendirilen ve kazılar tarafından normalde çok da önemsenmeyen bir grup olan öğütücü ve ezici aletlerin daha iyi tanıtılması amacıyla fotoğrafları çekilmiş ve kataloğu oluşturulmuştur.
Küllüoba Yerleşmesi İlk Tunç Çağı I mezarlığının ve yapılarının arkeobotanik değerlendirmesi
Bu çalışma, Batı Anadolu'nun İlk Tunç Çağı tabakalarını en iyi şekilde veren yerleşmelerden biri olan Küllüoba Höyüğü'nün, İlk Tunç Çağı I Dönemi'ne tarihlenen yerleşim dışı mezarlığından ve karşılaştırma yapılabilmesi için yerleşim içinden (AG-22/Aİ-14 Plankareleri) alınan arkeobotanik örneklerin incelenmesini içermektedir. Tez çalışması ekonomik olarak kullanılan bitki yelpazesini ortaya çıkarmak, mezarlıktaki verilerin arkeobotanik bakımdan dönemsel bağlamda değerlendirilebilecek ritüel faaliyetlerini ortaya çıkarmak ve mezarlık ile yerleşme içerisindeki bitki kullanım benzerliliğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ekonomik bitkilerde ağırlık tahıllardadır (Poaceae). Altı-sıralı arpa (Hordeum vulgare), kabuklu buğday çerçevesinde değerlendirilen siyez buğdayı (Triticum monococcum) ve gernik buğdayı (Triticum dicoccon), kabuksuz buğday olarak ekmeklik/makarnalık buğday (T. aestivum/durum) tahıl ailesi içerisindeki bitki kalıntılarını temsil etmektedir. Baklagil ailesinde ise mercimek (Lens culinaris), bezelye (Pisum sativum) ve karaburçak (Vicia ervilia) en yoğun ele geçen baklagil türleridir.
Seramik ve küçük buluntular ışığında Orta Tunç Çağı'nda Batı Anadolu ve Orta Anadolu ilişkileri
Bu tez çalışması kapsamında Batı Anadolu ve Orta Anadolu Bölgeleri arasında Erken Tunç Çağı'nın sonlarından itibaren varlığı bilinen ticari ve kültürel ilişkilerin Orta Tunç Çağı'na gelindiğinde ulaştığı son noktayı belirlemek amaçlanmıştır. İki bölge arasında Orta Tunç Çağı'nda gerek ticari gerek ise kültürel ilişkilerin varlığı maddi ve manevi kültürel kanıtlarla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Elde edilen veriler ışığında iki bölge arasında Erken Tunç Çağı'nda ki sistemli anlamda ticaretin devam ettiği ileri ki yıllarda yapılacak kazılarla bu ilişkinin daha net kanıtlarla sunulabileceği düşünülmektedir.
Arkeolojik ve filolojik veriler ışığında Asur ticaret kolonileri çağı'nda Kültepe'de tekstil üretimi
Bu çalışma Kayseri Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından adıma izin doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Müzede korunan ve 1948-2010 yılları arasında yapılan Kültepe kazıları esnasında ele geçirilen 93 adet ağırşak ve 130 adet tezgah ağırlığı incelenmiştir. Kültepe ağırşaklarında 4 ana ve 6 alt grup tespit edilmiştir. Ağırşakların 66 adedi pişmiş topraktan, 23 adedinin taştan ve 4 adedinin ise kemikten üretilmiştir. Pişmiş toprak ağırşakların hamur renkleri; siyah, gri, devetüyü, bej tonlarında değişmektedir. Ağırşakların yüzeyinde yer alan motiflerin genellikle çizilerek veya yivler ile ve ayrıca kazıma, çentik ve nokta baskı bezeme ile yapıldığı belirlenmiştir. Birkaç örnekte motiflerin beyaz boya ile boyandığı görülmüştür. Söz konusu motiflerin çoğunlukla ağırşakların iğ deliği çevresine uygulandığı saptanmıştır. Tezgah ağırlıkları 6 ana ve 6 alt grup tespit edilmiştir. Söz konusu eserlerin 126 adedi pişmiş topraktan, 4 adedi ise taştan üretilmiştir. Pişmiş toprak tezgah ağırlıklarının hamur renkleri gri, siyah, devetüyü ve kiremit tonlarında değişmektedir. Tezgah ağırlıklarının bir kısmının yüzeyinde kare ve yuvarlak biçimli damga mühür baskısı varlığı saptanmıştır. Bu çalışma ile Kültepe'de Asur Ticaret Kolonileri Çağı tekstil üretimine yönelik aletler tespit edilerek, kullanım alanı ve teknikleri belirlenerek, tipolojik olarak sınıflandırmak amaçlanmıştır..
İç Kuzeybatı Anadolu Bölgesi Demir Çağ seramik gelenekleri
İç Kuzeybatı Anadolu, Demir Çağlar boyunca yerleşim görmüştür ve bölge, verdiği bilgiler açısından tüm Anadolu'yu etkilemektedir. Anadolu'nun önemli bir bölümü olan İç Kuzeybatı Anadolu, çağlar boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve birçok göçü, savaşı, kıtlığı ve gücü içinde barındırmıştır. Demir Çağ ile birlikte Frigler adını verdiğimiz bir topluluğun izleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu halk göç yolu ile Anadolu'ya giriş yapmış ve daha sonraki dönemlerde büyük bir güç halini almıştır. Çalışmanın ana konusunun sınırlarını oluşturan bu coğrafyada Friglerin yanı sıra birçok kültür de kendini göstermiştir. Göçler ve kronoloji bu çalışmanın ana ve kritik başlıkları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun nedeni ise kronoloji bilgisi ve siyasi tarih bilgisi olmadan malzeme üzerinde yorum yapmaya çalışmanın zorluğudur. Dönem içindeki etkileşimin en iyi göstergesi ise seramik malzemedir. Burada çanakçömlek üzerine ayrımlar tek tek gözetilerek farklı gruplandırmalar yapılmış ve olabildiğince sadeleştirilerek kazısı yapılmış yerleşmeler etrafında açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile birlikte İç Kuzeybatı Anadolu Bölgesi'nin Demir Çağ seramik repertuvarının olabildiğince çözümlenmesi ve Demir Çağların farklı evrelerine ait seramiğe ait hamur, form ve bezeme repertuvarının anlaşılması amaçlanmıştır.
İlk Tunç Çağı Batı Anadolu sur kapıları
İnsanoğlu içgüdüsel olarak sürekli korunma ve koruma ihtiyacı hissetmiştir. Bu ihtiyaç zaman içerisinde yerleşik hayat ile beraber mimariye yansımıştır. Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı içerisinde sistematik olarak gelişen uzun mesafeler arası ticaret ve toplum içerisindeki sınıflaşma beraberinde çatışmaları da getirmiş ve savunmadaki ihtiyaç artmıştır. Gerek yaşadığı ortamı koruma gerek bölgesel korunmalar ve her türlü dış tehditlere karşı korunmak yaşanılan ortamı çevreleyecek duvarlar inşa etmeyi gerektirmiştir. Savunma sistemlerinin ortaya çıkışı ile beraber bunun ayrılmaz bir parçası olan kapılar da bu sistem içerisinde yerini almıştır. Yerleşmenin coğrafi konumu, bölgesel coğrafyası, komşuları, gelişmişlik seviyeleri ve hangi yollar üzerinde yer aldıkları gibi birçok kıstas savunmada değişime ve gelişmeye sebep olmuştur. Savunma ile beraber gelişen kapı, sistemin en önemli mimari öğesi haline gelmiştir. Sosyal yaşantının yerleşme içerisindeki mimari yansımalarına göre kapılar yukarı ve aşağı yerleşme gibi farklı yaşam alanlarında da konumlandırılmıştır. Sistemin en önemli parçası olmasına karşın savunmadaki en zayıf halka olan kapılar gelişme ve değişme göstererek dönemsel olarak farklılıklar sergilemişlerdir. Yerleşmeye giriş ve çıkışta trafiği sağlayan kapılar, ihtiyaç duyulması halinde karmaşık hale getirilmiştir. Rampa, kule, bekçi odası gibi mimari elemanlar ile savunmaya ve aynı zamanda kapıyı kontrol edebilmeye önem verilmiştir. Savunma sistemi içerisinde ayrılmaz bir bütün olarak yer alan kapılar yerleşmenin ihtiyacına göre tasarlanmış, konumlandırılmış ve çeşitlendirilmiştir.
Batı Anadolu İlk Tunç Çağı disk yüzlü figürinleri
Hiç şüphesiz tarih öncesi dönem arkeolojisinde en önemli veriler çanak çömleklerden elde edilmektedir. Gerek tarihlendirme, gerekse kültürel bilginin elde edildiği çanak çömlek dışında ise küçük buluntular olarak tanımlanan ve özellikle Tarihöncesi dönem Arkeolojisi'nde dini inanışlar, günlük yaşam ve kültürel-ticari ilişkiler hakkında bilgi veren buluntular da diğer önemli veri grubunu oluşturmaktadır. Bu grup içerisinde değerlendirilen figürin ve idoller ise çoğunlukla dini inanışlar ile ilişkilendirilmektedir. "Disk yüzlü figürin" ya da "ablak yüzlü figürin" olarak bilinen ve bu çalışmanın konusunu oluşturan disk yüzlü figürin tipi İç Batı Anadolu'ya özgü olup sadece Batı Anadolu'nun iç kesiminde Frigya Kültür Bölgesi ve Büyük Menderes Yukarı Porsuk Kültür Bölgesi içerisinde kalan yerleşimlerden ele geçmiştir. İlk Tunç Çağı'nın başında ortaya çıkan ve İlk Tunç Çağı I- II dönemlerinde yoğun olarak rastlanan söz konusu figürinler İTÇ III döneminde ise hiç ele geçmemiştir. Batı Anadolu'da Neolitik ve Kalkolitik dönemlerden beri sınırları daha çok çanak çömlek özelliklerine bağlı olarak saptanan kültür gruplarının varlığı bilinmektedir. Çanak çömlek üretiminde olduğu gibi figürin ve idollerde de kültür bölgeleri arasındaki farklılıklar ve bölgesel sınırlar gözlemlenebilmektedir. Disk yüzlü figürinler üzerinde, gerek simgesel gerekse dekoratif öğeler yer almaktadır. Bu öğeler, ustaların sanatsal yeteneklerini ve dönem toplumunun geleneklerini yansıtması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, gelenekler sonucu ortaya çıkan disk yüzlü figürinlerin, teknik anlamda incelemesi ve gruplandırması ile özgün veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Batı Anadolu sınırları içerisinde kalan 17 yerleşim yerine ait veriler, bölgesel sınırlar ve kronolojik düzen içerisinde irdelenerek gelişimi ele alınmaya çalışılmıştır. Yukarıda değinilen özellikler doğrultusunda, Demircihöyük, Seyitömer, Kusura, Kaklık Mevkii ve Küllüoba Kazısı 'ndan elde edilen figürinlerin kronolojik düzen içerisinde kültür bölgelerine göre ayrımı yapılmış ve ortaya çıkarılan bu sonuç ile Şarhöyük, Yukarı Söğütönü I, Bolvadin/ Üçhöyük, Bavurdu, Banaz, Manahoz, Akhisar, Çıkrık ve Nudra gibi yüzey buluntusu ya da karışık tabakadan ele geçirilen eserlerin tarihlendirilmesine çalışılmıştır.
Anadolu'da tarihöncesi dönemlerde ok uçları ve deneysel arkeoloji yöntemiyle ok ve yay yapımı
İnsanlık tarihinin en eski beslenme kaynağından olan avcılık, insanların protein ihtiyacını karşılayabilmeleri için aktif olarak yapılmıştır. Zaman içerisinde insanımsılardan insan türüne evrimde, insanın beyin hacminin büyümesi ve ön alın lobunun gelişmesiyle farklı teknik ve teknolojilerin geliştirilerek fırlatma uçlarının çeşitli aletlerle kullanıldığı görülmektedir. Uzaktan fırlatılabilen ilk aletler olduğu düşünülen mızrak ve atlatl gibi silahlar sayesinde ava yaklaşmadan, av ile avcı arasındaki mesafe korunarak avcılıktaki verim arttırılmış bu av aletlerin başarısı da ok ve yay kullanılmasının öncülünü oluşturmuştur. Tarihöncesi dönemlerde uçların hangi fırlatma aracıyla fırlatıldığına dair net veriler sunmak oldukça zordur. Duvar resimlerinde görülen av sahneleri ve arkeolojik çalışmalar ile bulunan ok ve yay kalıntıları aletin kullanımını göstermesi açısından oldukça önemlidir. Tez kapsamında araştırılan bölge ve dönem dâhilinde; saplı ok uçları, keski ağızlı ok uçları, üçgen tipte ok uçları, içbükey tipte ok uçları ve oval tipte ok uçları olmak üzere beş tipte ok ucu belirlenmiştir. Yapılan çalışmada, tarihöncesi alet yapım yöntemleri kullanılarak ok ve yay yapım denemeleri ile ok uçlarının atışları gerçekleştirilmiştir. Yapılan deneysel arkeoloji çalışmaları sonucunda ok ucu olarak tanımlanan aletlerin, ok ucu olarak kullanılıp kullanılmama durumunun belirlenmesi amaçlanmıştır.
Arkeolojik veriler ışığında, Neolitik Dönem'den İlk Tunç Çağı'nın sonuna kadar Likya ve Pisidya bölgelerinde görülen ölü gömme gelenekleri
Bu çalışma, Likya ve Pisidya bölgeleri içerisinde yer alan arkeolojik yöntemlerle saptanmış olan mağara ve höyükler içerisinde, dönemsel olarak Neolitik Dönem'den İlk Tunç Çağı'nın sonuna kadar ve kazı hafirleri tarafından "ölü gömme geleneği" olarak ifade edilmiş bilgiler kapsamında oluşturulmuştur. İlk olarak arkeoloji disiplini içerisinde değerlendirilen "ölü gömme geleneği" başlığı altında ele alınan (mezar tipi vb.) belli başlı bazı uygulamalara değinilerek bu kavramın içeriğinde yer alan arkeolojik verilerin neler olduğu belirtilecektir. Ardından söz konusu bölgenin konumu ifade edildikten sonra, arkeolojik olarak literatürde kronolojiye uygun bir şekilde bölgede Neolitik Dönem, Kalkolitik Dönem ve İlk Tunç Çağı dönemi saptanmış höyük ve mağaralarda elde edilmiş olan mezar bulguları işlenecektir. Her dönem işleyişinin sonunda dönemsel değerlendirme başlığı altında eldeki bulgular genel olarak ifade edilecek, daha sonra genel değerlendirme bölümünde de elde edilen verilerin üzerinden tekrar geçilecektir. Likya ve Pisidya bölgeleri haricinde Anadolu'da yer alan dönem olarak çağdaş yerleşimlerde elde edilmiş olan ölü gömme gelenekleri bulgularından yola çıkılarak oluşturulmuş tablolar ile tez kapsamı dahilinde bölgede ortaya konan bulgular mukayese edilerek benzerlik ve farklılıklar sonuç bölümünde ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Ölü Gömme Geleneği, Likya ve Pisidya Bölgeleri, Neolitik Dönem, Kalkolitik Dönem, İlk Tunç Çağı
MÖ. 3. bin yılda Batı ve Orta Anadolu metal vücut takıları
MÖ. 3. Binyılda Batı ve Orta Anadolu Metal Vücut Takıları konulu bu çalışmada, Batı ve Orta Anadolu içerisinde yer alan yerleşmeler ve mezarlık alanlarında açığa çıkartılan metal vücut takılarının yanında satın alma yolu ile müzelerde sergilenen metal vücut takıları incelenmiştir. Çalışma iki bölümde oluşmaktadır. İlk bölümde, MÖ. 3. Binyıla tarihlenen Batı ve Orta Anadolu'da metal vücut takılarının tespit edildiği yerleşimler ve mezarlık alanları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın esas konusunu oluşturan ikinci bölümde, Batı ve Orta Anadolu'da açığa çıkartılan metal vücut takılarının tipolojik olarak ayrılması ile alt başlıklar oluşturulmuş ve bu alt başlıklar içerisinde incelemesi yapılmıştır. Tipolojik olarak ayrılan metal vücut takıları, vücutta bulundukları bölümlere ve dönemlerine göre sıralanmıştır. Batı ve Orta Anadolu'da tespit edilen metal vücut takılarının haricinde varsa yakın coğrafyalardaki örneklerine tipoloji bölümlerinde yer verilmiştir. Tezin sonuç kısmında ele alınan metal vücut takıları, tespit edildiği yerleşim ve mezarlık alanlarına göre istatistiksel ve yakın coğrafyaları olan Balkanlar, Yunan Adaları, Mezopotamya ve Kafkaslarla olan benzer örneklerine göre değerlendirmelere yer verilmiştir.
Neolitik Dönem Anadolu damga mühür geleneği
Damga mühürler ilk olarak M.Ö. 8. Binyılda Suriye'deki yerleşmelerde ortaya çıkmıştır. Bu nesneler üzerlerindeki motifi birden fazla kez başka bir yüzeye basarak çoğaltabilme özelliğine sahiptir. Anadolu'da en erken damga mühür buluntuları M.Ö. 7. Binyılda, Çanak Çömlekli Neolitik Dönemde görülmektedir. Büyük kısmını Çatalhöyük buluntularının oluşturduğu damga mühürler Orta Anadolu, Göller Bölgesi ve Batı Anadolu'daki 13 yerleşimde ele geçmiştir. Neolitik dönem damga mühürlerine yönelik yapılan yayınlar ve tez çalışmaları incelendiğinde bir yerleşim veya bir bölge ile sınırlı kaldıkları, tüm Anadolu'yu kapsayacak nitelikte olmadıkları anlaşılmıştır. Ön Asya ve Balkan coğrafyalarında damga mühürlerin bir bütün olarak çalışıldığı yayınlara karşılık bu iki bölge arasında kalan Anadolu için bu nitelikte bir çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur. Yayını yapılmış damga mühürlerin bir araya getirilerek incelendiği bu çalışmada, Anadolu damga mühür geleneği malzeme, tutamak ve baskı yüzeyi formları ve motif tipolojisi açısından değerlendirilmiştir. Neolitik kültür bölgeleri altında ve genel olarak karşılaştırmaları yapılmıştır. Neolitik dönem damga mühürlerinin kullanım alanları hakkında ortaya atılan teoriler yeniden ele alınmıştır.
İnönü Mağarası'nın Son Kalkolitik Çağ çanak çömlekleri
Batı Karadeniz Bölgesi, ülkemizin arkeolojik açıdan en az araştırılmış bölgelerinden biridir. Son yıllarda yapılan az sayıda araştırma bölgenin tarihöncesi kültürlerini tanımamız açısından önem taşımaktadır. Yapılan bu çalışmaların başında Prof. Dr. Turan Efe tarafından gerçekleştirilen Yassıkaya Mağarası kazısı gelmektedir. Zonguldak-Bülent Ecevit Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü'nün 2016 yılında Zonguldak ili, Ereğli ilçesinde gerçekleştirdiği Heracleia Pontika ve Territoryumu yüzey araştırmaları sonucunda bölgenin prehistorik kültürler açısından oldukça zengin ve özgün bir içeriğe sahip olduğunu göstermiştir. Bu çalışmalar sırasında tespit edilen ve incelenen Karadeniz Ereğli İlçesi sınırları içinde bulunan İnönü Mağarası'nın, bölgenin erken dönem kültürlerinin anlaşılması bakımından önemli bir yerleşim olduğu düşünülmüştür. 2017 yılında başlatılan İnönü Mağarası kazıları, 2023 yılı itibariyle sürdürülmektedir. İnönü Mağarası kazısı, sadece Batı Karadeniz bölgesi için değil, başta Anadolu, Trakya ve Balkan bölgelerinin erken dönem kültürleri ve bu dönemlere ait yanıt bekleyen birçok konu hakkında heyecan verici veriler sunmaktadır. İnönü Mağarası kazılarında elde edilen en önemli sonuçlardan biri de bu yerleşimin V. tabakasının şimdilik, Batı Karadeniz kıyı şeridinde bilinen en eski yerleşim yeri olduğudur. Bu bağlamda söz konusu tabaka bulgularının kapsamlı bir şekilde incelenmesi hem Batı Karadeniz kıyıları erken dönemleri hem de çevre bölgeler için önem taşımaktadır. Bu tez kapsamında V. tabakanın çanak çömlek ve küçük buluntularından elde edilen veriler, Anadolu'nun çok az bilinen bu bölgesinin MÖ. 5. binyılın son çeyreğinde güçlü bir kültürel gelişim ve bölgeler arası ilişkiler içinde olduğunu göstermektedir. Bu tez çalışması ile söz konusu tabakadan elde edilen çanak çömlek bulguları kapsamlı bir şekilde incelenip, değerlendirilmiştir.
Gedikkaya Mağarası dokumacılık ve dericilikle ilgili bulgular
Dokumacılığın ortaya çıkmasındaki en önemli etken olan giyinme ihtiyacı insanın doğasında olan gerek hava şartları gerekse gelebilecek zararlardan korunmak adına önemli bir yere sahip olmuştur. Giyinme ihtiyacını ilk olarak hayvan derilerinden faydalanarak karşılayan insanoğlu, Neolitik Dönem'de iklimin daha yumuşak ve ılıman bir hal almasıyla birlikte hayvan derilerine kıyasla daha ince giysiler üretebilecekleri hammaddeler aramaya başlamış olmalıdır. Buna bağlı olarak çevresindeki dokuma ve tekstil üretiminde kullanabileceği 'keten, yün ve zamanla pamuk', gibi hammaddeleri fark etmiş ve kıyafet ya da benzeri işlevlerde kullanılabilecek ürünler yapmaya başlamışlardır. Gedikkaya Mağarası Geç Neolitik Dönem 2A (MÖ 6250- 5830) ve Erken Kalkolitik Dönem'in sonlarına denk gelen IB tabakalarında (MÖ 5316-5212) ele geçirilen ağırşaklar ve dericilikle ilişkilendirdiğimiz kemik aletler incelenmiş olup, bu aletlerin mağara içindeki üretim alanları ve kullanım alanları üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Mağarada ele geçirilen dokuma ve dericilikle ile ilgili aletler ve bulundukları kontekstler arasındaki ilişki anlaşılmaya çalışılmıştır. Geçici bir iskana sahne olan mağara yerleşiminde, mağara sakinlerinin temel giyinme ihtiyaçlarını nasıl giderdiğini anlamak ve dolayısıyla tekstil üretimini ortaya koymak amaçlanmıştır.
Gedikkaya Mağarası Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik Dönem çanak çömleği
Bu çalışmada Bilecik İli İnhisar İlçesi'nde yer alan Gedikkaya Mağarası'nda 2019-2023 yılları arasında gerçekleştirilen kurtarma kazılarında, Geç Neolitik Dönem 2A Tabakası (MÖ 6250- 5830) ve Erken Kalkolitik Dönem'in sonlarına denk gelen IB Tabakasında (MÖ 5316-5212) ele geçen çanak çömlek incelenmiştir. Batı Anadolu arkeolojisinde MÖ 6. Binyılın başları (MÖ 6000-5800'ler) diğer bir deyişle Geç Neolitik Dönem'in sonları ve akabinde Erken Kalkolitik Dönem'in başları Anadolu'nun güneyi ve kuzeyinde farklı dinamikler ve halen daha belirsizlikler içeren bir süreçtir. Bir sonraki süreç olan MÖ 6. Binyılın sonları (MÖ 5300'ler) bu defa Erken Kalkolitik'in sona yaklaştığı ve Orta Kalkolitik Dönem öğelerinin şekillendiği ve Batı Anadolu'da Trakya ve Çanakkale Bölgesi haricinde yerleşim izine pek rastlanmayan süreçtir. Bu çalışmada kapsamında, Gedikkaya Mağarası radyokarbon tarihleri ve çanak çömlek buluntuları ışığında yukarıda bahsedilen, çeşitli sebeplere bağlı kültürel değişim süreçlerinde mağaraların yerel veya dışarıdan gelen topluluklar tarafından geçici olarak iskân edilip yeni kültürel oluşumların ortaya çıkışıyla ilgili yeni veriler ve değerlendirmeler ortaya konmaktadır.
Türkiye'de yapılan deneysel arkeoloji uygulamaları: Boncuklu Höyük'de ateş kullanımı üzerine deneysel bir çalışma
Bu çalışma, Türkiye sınırları içerisinde gerçekleşen ve prehistorik dönemler kapsamında yürütülen deneysel arkeoloji çalışmaları üzerine oluşturulmuş ve daha sonra tarafımızca prehistorik dönemlerde ateş kullanımına yönelik olarak yapılan deneysel arkeoloji çalışması ile tezin ana hattı belirlenmiştir. İlk olarak deneysellik, deneysel arkeoloji ve onun tarihçesi hakkında tartışmalara değinilmiş ve terminoloji hakkında bir altlık oluşturulmuştur. Buna yönelik olarak Arkeolojik veriler esas alarak, bilimsel sorular çerçevesinde ve bilimsel yöntemler ile çalışan deneysel arkeoloji uygulamaları, bu niteliklere sahip olmayan diğer çalışmalardan ayrıştırılmıştır. Deneysel arkeoloji başlığı altında incelenen çalışmaların, bilimsel bir nitelik taşıyıp taşımadığına değinilmiştir. Görsel faaliyetler, eğitim faaliyetleri, canlandırma faaliyetleri gibi bu ve buna benzer amaçlar taşıyan çalışmalar ise Sosyal Arkeoloji olarak değerlendirilmeye alınmıştır. Böylelikle Türkiye'de, deneysel arkeoloji adı altında yapılan her türlü faaliyet tez kapsamında belirlenen kriterler doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Bu bölüm sonrasında prehistorik dönemlerde ateş kullanımı ve duman örüntülerini gözlemleme üzerine yapılan deneysel çalışmalar öncesinde ateş kullanımının kökenine ve hominidler tarafından nasıl kullanılmaya başlandığına değinilmiştir. Daha sonra tarafımızca yapılan deneysel arkeoloji çalışmaları bölümüne geçilmiştir. Bu çalışmalar, Boncuklu Höyük'teki deneysel replika evler içinde ve dışında sürdürülmüştür. Arkeolojik veriler kapsamında ev içi ve açık alanda bulunan ocak yerlerinde, yakılan ateşin nasıl kullanıldığı ve duman örüntülerini gözlemleme üzerine yapılan çalışmalar detaylı bir şekilde sunulmuştur. Tezin bu bölümünde ateş kullanımına yönelik yapılan deneysel çalışmalara ayrıntılı bir biçimde değinilmiştir. Bu bağlamda deneysel evler içinde yapılan çalışmalarda Boncuklu Höyük'te özellikle farklı yakacak hammaddelerin yapı içinde ısı, ışık, kalori ve duman gibi unsurlar bağlamında değişkenlik gösterdiği anlaşılmıştır. Buna ek olarak kullanılan yakacak miktarının alev boyutlarına ve oluşan duman yoğunluğu üzerinde belirleyici olan etkisini kontrol altına almak için Neolitik Çağ insanlarının yapı içinde bazı yapısal düzenlemeler yaparak etki azaltıcı önlemler almış olabilecekleri anlaşılmıştır. Ateş, kullanımı basit gibi görünen fakat bir dizi tecrübe ile şekillenen bir faaliyet olarak gözlemlenmiştir.
Yukarı Porsuk bölgesi kalkolitik dönem yontmataş alet endüstrisi
"Porsuk Kültürü" Erken Kalkolitik Dönemde şekillenmeye başlayarak Geç Kalkolitik başlarına kadar devam eden, ilk tanımlamasının Turan Efe tarafından Orman Fidanlığı kazıları ile yapıldığı bir kültürdür. Porsuk Çayı'nın oluşturduğu vadi içerisinde bulunan yerleşimlerin oluşturduğu İç Batı Anadolu'daki bu kültüre ait yerleşimlerin çoğu bugün Eskişehir il sınırları içerisinde kalmaktaysa da bölgede yapılacak çalışmalar ile bunlarınsayısının artacağı görülmektedir. Asmainler, Kanlıtaş, Kes Kaya, Orman Fidanlığı, Asarkaya gibi bu kültürün etkilerinin görüldüğü yerleşmeler sadece Yukarı Porsuk Vadisi'nde görülebilen yerleşimlerdir. Bu vadideki yerleşimlerin ve çevresinin büyük olasılıkla Porsuk Kültürünün çekirdek bölgesini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bölgenin iyi araştırılmış yerleşimlerinden Kanlıtaş Höyük örneğinde görüldüğü gibi çeşitli tipte kayaçların taş alet üretiminde kullanılmış olması bölgenin değişik kayaç tipleri bakımından zengin olduğunu ve Kanlıtaş halkının da yakın çevrelerini çok iyi tanıdığını göstermektedir. Tarihöncesi kültürlerin sosyolojik ve ekonomik geçimliklerinin tanımlanmasında oldukça önemli bir yeri olan yontmataş aletlerin, Kalkolitik Dönem'de İç Batı Anadolu'da Yukarı Porsuk kültür bölgesi içerisinde Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Aslanapa, Keskaya gibi yerleşmelerdeki durumunu ortaya koymak ve bu yerleşmeler arasında karşılaştırma yaparak İç Batı Anadolu Kalkolitik Dönem yontmataş alet endüstrisi hakkında araştırmalarda bulunmak bu tezin kapsamındadır. Yine bu kapsamda yontmataşların teknik açıdan incelenerek, hammadde ve tipolojik açıdan değerlendirilmesi ve ortaya çıkan sonuçların yerleşmeler arasındaki ilişkiye dair veriler üretmesi amaçlanmaktadır. Bölgedeki bu ortak kültürü paylaşan yerleşmelerin yontmataş buluntularının dışında, yerleşim yeri seçimi ve yerleşim şekli gibi ortak özelliklere de sahip olması dikkat çekmektedir. Bu yerleşmelerden Kanlıtaş Höyük ve Orman Fidanlığı ova düzlüğünde yükselen dik kayalıkların sırtına kurulan yerleşmeler olarak dönemin tipik yerleşim tarzına örnek teşkil eder. Paleolitik Dönem'in varlığını gösteren buluntular arasında Kuzfındık Barajı çevresinde tespit edilen çakmaktaşı alet tiplerinin elde edilmesi ve taş aletlerin patinalarının durumu dikkat çekmektedir. Bu bulgular İç Batı Anadolu için nadir ve önemlidir. Orman Fidanlığı kazılarında Erken Kalkolitik Dönemden Geç Kalkolitik Çağa kadar kesintisiz olarak 7 tabaka tespit edilmiştir. Orman Fidanlığı I-V katları arasındaki daha erken evrelerde yontmataş aletlerin yoğunluğu yonga teknolojisine aittir ve Kanlıtaş Höyük ile çağdaş olan tabakalar da bunlardır. Daha geç evrelere ait olduğu anlaşılan VI ve VII evrelerinde farklı bir hammaddenin yerleşmeye gelmesiyle birlikte teknolojinin de değişerek dilgi ağırlıklı olduğu görülmektedir. Kanlıtaş Höyük'ten elde edilen yontmataş alet endüstirisine ait buluntular Orman Fidanlığı yerleşmesinin çok üstündedir. Bu sadece kazıların sistematik ve daha uzun süreli olması ile alakalı değildir. Kanlıtaş Höyük yerleşmesinin çevresindeki hammadde kaynaklarının bolluğu, burada yüksek miktarda yontmataş üretiminin yapılmasına neden olmuştur. 2013-2018 yılları arasında yapılan kazılarda 7716 adet yontmataş buluntu elde edilmiştir. Buluntuların incelenmesi ile yonga teknolojisinin Orman Fidanlığı yerleşmesinde görüldüğü gibi erken evrelerde daha yoğun olduğu görülmüşse de, Kanlıtaş Höyük genel olarak dilgi teknolojisi ağırlıklı bir yerleşimdir.
İlk Tunç Çağında Küllüoba yerleşmesinde kullanılan orak bıçaklar
Bu çalışmanın özgün malzemesini sunan Küllüoba Höyüğü Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde Yenikent Köyü'de bulunmaktadır. İlk Tunç Çağı'nın tüm evrelerini kesintisiz olarak sunan yerleşimlerden olan Küllüoba bu özelliği sayesinde, kültürel gelişim sürecini ayrıntılı bir şekilde yansıtmaktadır. Bu çalışma, Küllüoba Höyüğü'nde ele geçen orak bıçakları merkezine alarak, bu aletlerin üretim teknikleri, tipolojisi, kullanım alanları ve dönemin ekonomik yapısına olan etkileri üzerine odaklanmaktadır. Araştırmada, Küllüoba Höyüğü kazılarından elde edilen orak bıçaklar incelenmiştir. İlk olarak, bu aletlerin yapıldığı taşların türleri ve özellikleri belirlenerek, bölgedeki hammadde kaynakları hakkında bilgi edinilmiştir. Daha sonra, çalışma kapsamında orak bıçakların üretim teknikleri ve tipolojisi detaylı bir şekilde sunulmuştur. Ayrıca Batı Anadolu'daki diğer yerleşim yerlerinden elde edilen veriler ile karşılaştırmalar yapılmıştır. Son olarak, Küllüoba Höyüğü'nün coğrafi konumu, mimari özellikleri ve buluntuları incelenerek, orak bıçakların yerel bağlam içindeki işlevi değerlendirilmiştir. Çalışmada, Küllüoba Höyüğü'nde ele geçen orak bıçakların çoğunlukla çakmak taşından yapıldığı belirlenmiştir. Orak bıçakların tipolojik analizinin İTÇ döneminin evrelerine dağılımı, dönemin tipolojik ve teknolojik gelişimi hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Ayrıca, bölgesel karşılaştırmalar, Küllüoba Höyüğü'ndeki orak bıçakların Batı Anadolu'daki diğer yerleşim yerlerindeki benzer ve farklı özelliklerini ortaya koymuştur. Bu çalışma, Küllüoba Höyüğü'nde ele geçen orak bıçaklar aracılığıyla İlk Tunç Çağı'nın tarım ekonomisinin şekillenmesi ve dönemsel oranları hakkında fikir sahibi olunmuştur. Orak bıçakların üretim teknikleri, tipolojisi ve kullanım alanları, dönemin insanlarının çevreleriyle olan etkileşimleri ve teknolojik becerileri hakkında bilgiler vermektedir.
İlk tunç çağı başlarında bir yerleşim dışı mezarlık alanı örneği: Küllüoba
Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde yer alan Küllüoba Höyüğü'nde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan İlk Tunç Çağı Ia ve Ib dönemine ait yerleşim dışı mezarlık, bu çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Batı Anadolu'daki ölü gömme gelenekleri bağlamında incelenen mezarlıkta, pithos, basit toprak, çömlek ve taş sanduka gibi çeşitli mezar tipleri tespit edilmiştir. Ölülerin çoğunlukla hocker pozisyonunda gömülmesi, dönemin genel defin uygulamalarına paralellik göstermektedir. Mezar eşyaları olarak ele geçen seramik kaplar, takılar ve metal objeler, dönemin sosyo-ekonomik yapısı ve kültürel üretkenliği hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Küllüoba mezarlığı, Batı Anadolu'daki diğer önemli nekropoller olan Kaklık Mevkii ve Sarıket Mezarlık Alanı ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Bu karşılaştırma sonucunda, mezarlıkların hem ortak hem de farklı yönleri ortaya konmuş, Küllüoba'nın Batı Anadolu'nun kültürel yapısındaki yerinin daha net bir şekilde belirlenmesi sağlanmıştır. Çalışma, bölgenin arkeolojik bilgisine önemli katkılar sunarak, İlk Tunç Çağı'nda Batı Anadolu'daki yaşam biçimleri ve inanç sistemleri hakkında daha derinlemesine bir anlayışa ulaşılmasına yardımcı olmaktadır.
Filolojik veriler ve tasvir sanatı ışığında Hititler'de suç ve adalet
Zaman ve mekân açısından geniş bir alanı kapsayan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu coğrafyası, hem avcı-toplayıcı yaşam tarzının sürdüğü hem de tarıma geçişin yaşandığı bir coğrafyaydı. Dolasıyla sosyal ve kültürel olarak gelişimin yaşandığı bu coğrafyada insanların bir biriyle uyum içinde yaşayabilmeleri için, ahlak ve din kuralları, örf ve adetler, hukuk normları gibi bazı ilkelere ve kurallara uymaları gerekir. Eski Anadolu metinlerinin ortaya çıkması suç ve adalet kavramlarının Roma ile başladığı inancının değişmesine neden olmuş ve insanoğlunun ondan daha çok önceki devirlerde toplum içi adaleti sağlamaya yönelik yazılı yasalara ve oldukça iyi işleyen yargı sistemine sahip olduğunu göstermektedir. M.Ö. 2. Binyılda Anadolu'da suç ve adaletle ilgili arkeolojik veriler, Anadolu' da uzunca bir dönem hüküm sürmüş Hitit uygarlığına ait kazılarda elde edilen buluntularla gün yüzüne çıkmıştır. Bu veriler, eski toplumların adalet anlayışlarını, hukuki uygulamalarını ve suç kavramlarını anlamamıza yardımcı olmaktadır. Özellikle medeniyete ait tabletlerde hukuk kurulları ve nasıl uygulandıkları toplum ve hikayeleri tarihsel toplulukların hukuk sistemlerini, sosyal normlarını ve inançlarını anlamamıza olanak tanımaktadır. Bu buluntular, antik toplumların adalet arayışlarını ve suç kavramlarına yönelik bakış açılarını derinlemesine inceleme fırsatı sunmaktadır.
Bakır ve bakır alaşımlı eserlerde korozyon ve Tavşanlı höyük kazısı eserleri üzerinden korozyon tanımlama yöntemleri
Bakır ve Bakır Alaşımlı Eserlerde Korozyon ve Tavşanlı Höyük Kazısı Eserleri Üzerinden Korozyon Tanımlama Yöntemleri konulu bu tez kapsamında bakır madeninin kimyasal ve fiziksel özellikleri incelenerek korozyon mekanizması, tespiti ve bakır korozyonu indirgeme yöntemleri araştırılmıştır. Tavşanlı Höyük kazısından seçilen 16 adet bakır alaşımlı örnek üzerinden de korozyon ürünlerinin tanımlanması, oluşan tahribatın belgelenmesiyle, önleyici koruma çalışmalarını içermektedir. Bakır ve bakır alaşımları antik çağlardan günümüze kadar geniş bir kullanım alanına sahip olmuştur. Ancak bu alaşımlar çevresel etmenler nedeniyle korozyona maruz kalmakta ve zamanla yapısal bütünlüklerini kaybetmektedir. Bu çalışmada korozyonun nedenleri, türleri, analitik tekniklerle tespiti ve indirgeme yöntemleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Ayrıca korozyonu tanımlamak için kullanılan çeşitli yöntemler Tavşanlı Höyük kazı buluntuları üzerinden uygulamalı olarak anlatılmıştır. Tavşanlı Höyük ve bakır bazlı eser buluntuları üzerinden, korozyonun türü, sebepleri, alaşımın korozyona etkisi, toprak altı koşulları araştırılarak 16 adet eserin her biri üzerinden tanımlamalar yapılmıştır. Mikroskop ve Xrf kullanılarak kristal yapı, korozyon rengi ve toprakaltı koşulları değerlendirildiğinde korozyonun oluşma nedenleri ve buluntunun depo koşullarında saklanmasına kadar olan süreçte öneriler sunulmuştur. Metal eserlerin toprak altında geçirdikleri süre boyunca ortaya çıkan korozyon ürünlerine topraktaki nem, tuz, ph derecesi gibi birçok etmen sebep olmaktadır. Bu gibi bozulma etkenlerinin tanımlanması uygulanacak konservasyon yöntemlerini belirlemektedir. Eserin özgününe bağlı kalarak, bütünlüğünü bozmadan, malzeme ve estetik özelliklerini korumak, bozulmasını etkileyen nedenleri saptamak ve en uygun metot ve yöntemlerin seçilerek korunması Konservasyon biliminin de ana amacı olmuştur. Bu bağlamda çalışmamız, bakır alaşımlı eserlerin karakterizasyonu, bozulma etkenleri, oluşan korozyon ürünlerinin tanımlanması, oluşturduğu tahribatın saptanması ve doğru koruma uygulamaları için gerekli bilginin oluşturulmasını amaçlamaktadır.
Paleolitik Çağ'dan Demir Çağı'na kadar Batı Anadolu'da yabani hayvan kalıntıları
Bu tez kapsamında, Paleolitik Çağ, Neolitik Dönem, Kalkolitik Çağ ve Tunç Çağları'na ait Batı Anadolu'da yapılan kazı çalışmalarında elde edilen arkeozoolojik buluntuları incelenmiştir. Bu buluntular insanların besin ekonomisini, avcılık yöntemlerini ve çevresel faktörleri nasıl kullandıklarına dair önemli bilgiler sunmaktadır. İnsanlar, bulundukları çevrede orman varsa ormanı, deniz varsa denizin sunduğu kaynakları kullanmışlardır. Çevrede bulunmayan hayvan kalıntılarının ele geçmesi ise ticaretin olduğunu göstermektedir. Paleolitik Çağ'da insanların tamamen yabani hayvanlara hakim olduğu ve hayvan çeşitliliğinin fazla olduğu bilinmektedir. Neolitik Dönem, insanların yerleşik hayata geçmesiyle tarım faaliyetlerine başlayarak çiftçiliği benimsedikleri ve hayvancılık yaparak evcilleştirme sürecine girdikleri bir süreçtir. Kalkolitik ve Tunç Çağları'nda evcilleştirme devam etmiş ve bu süreçte yabani hayvanların avlanması ile avcılıkta besin ekonomisine katkı sunmuştur. Bu tez çalışmasında, yukarıda belirtilmiş olan dönemlerde, arkeozoolojik çalışmaları gerçekleştirilmiş yerleşmelerin verileri dikkate alınarak, bölgesel benzerlikler ve farklılıklar kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve sonuçlandırılmıştır.
Soli/Pompeiopolis Korinth başlıkları
Soli/Pompeiopolis Kenti'nin görülebilen en önemli anıtsal yapısı olan orijinalde 200 sütuna sahip, 350 m. uzunluğundaki Sütunlu Cadde, çağdaşı kentlerde bulunan benzerleri gibi Korinth düzeninde dekore edilmiştir. Bu tez çalışması ile Sütunlu Cadde'de bulunan Korinth başlıklarının atölye ve tarihleme sorunlarına stil kritiği yolu ile çözüm getirilmesi amaçlanmıştır. Halen Sütunlu Cadde'de bulunan ve bir kısmı müzeye taşınan toplam 90 adet Korinth başlığı kataloglanmış ve dört ayrı başlık altında gruplanmıştır. Belirlenen bu gruplar; Normal Korinth Başlıkları (65 adet), Akanthus Çelenk Başlıkları (4 adet), Pilaster Başlıklar (2 adet) ve Figürlü Korinth Başlıkları (19 adet) olarak adlandırılmıştır. Belirlenen gruplara dâhil edilen başlıklar kendi içinde süsleme özelliklerine göre farklı tiplere ayrılmış, tipolojik sınıflandırmaları yapılmış, stil, ustalık ve yapım evreleri göz önünde bulundurarak tarihlemeleri bilinen benzer yapı ya da başlıklar ile analojik olarak çalışılmıştır. Tez çalışmasıyla Soli/Pompeiopolis Sütunlu Caddesin'nde bulunan Korinth başlıklarının M.S. II. yüzyıl sonu ile M.S. III. yüzyılın ilk yarısı arasında, yerel kireç taşından, Aphrodisias Dekorasyon Okulu etkisinde eserler veren Suriyeli ve yerel ustalar tarafından imal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Soli, Pompeiopolis, Sütunlu Cadde, Korinth, Başlık
Koyu yüzlü açkılı mallar ile karaz keramiği arasındaki ilişkiler sorunu
Neolitik Dönem'de ilk olarak Amik Ovası-Kilikia ve Suriye düzlüklerinde karşılaşılan Koyu Yüzlü Mal Kültürü ( Dark Faced Ware Culture ) bahsi geçen coğrafyadan doğuya ve kuzeye zaman içinde yayılım göstermiştir. Kültürün en karakteristik unsuru olan koyu tonlarla açkılı yahut açkısız keramik geleneği uzun bir süre Halaf boyalı keramiklerinin yaygınlaşmasına değin ilk çıkış noktalarında ana yemek servis kapları olarak üretilip kullanılmıştır. Halaf keramiğinin henüz ulaşmadığı ya da tutucu bir anlayışla eski gelenekleri sürdüren Anadolu bu noktada özel bir durum sergiler. Geç Kalkolitik Dönem sonlarında dahi açkılı koyu tonlarda üretilmiş keramiklere rastlanılan özellikle Doğu Anadolu ve İç Anadolu; yaklaşık İ.Ö. 3500 yıllarında kendi uslübunu tamamlamış olan Karaz keramiklerine eskinin keramik geleneğini transfer etmektedir. Bu çalışma kapsamında öncelikle Neolitik Dönem Koyu Yüzlü Mal Kültürü derinlemesine açıklanmakta ardından Kalkolitik Dönem içerisinde oluşmuş Karaz Kültürü ve bu kültürün en belirleyici materyali keramiklerin, gelişimi ve yayılımı aktarılmıştır. Ayrıca yaklaşık bir asırdır araştırma konusu olan Karaz Kültürü'ne dair sosyo-kültürel açıdan yeni değerlendirmeler getirilecek yeme-içme kültürünün öznelliği aktarılacaktır. Son yıllarda yapılan arkeolojik keşifler ve yapılan değerlendirmeler aracılığıyla yeni bir perspektif kazandırmak adına kültüre dair bazı sorulara yanıt aranmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Neolitik Dönem, Kalkolitik Dönem, Geç Uruk, Koyuz Yüzlü Mal Kültürü, Karaz Keramiği.
Zeki Karaoğlu özel koleksiyonundan Ionia bölgesi Yunan ve Roma dönemi sikkeleri
Çalışmada İzmir Arkeoloji Müzesi'ne kayıtlı bulunan, Zeki Karaoğlu'nun özel koleksiyonunda korunmakta olan 254 adet sikke incelenmiştir. Bu sikkeler Arkaik Dönem'den Roma Dönemi'ne kadar uzanan geniş bir tarih dilimine aittirler. Çalışma sonucunda sikkelerin Ionia bölgesi'nde yer alan Ephesos, Erythrai, Herakleia Ad Latmos, Khios, Klazomenai, Kolophon, Leukai, Magnesia, Miletos, Myous, Naulokhos, Phokaia, Phygela, Priene, Samos, Smyrna ve Teos kentlerine ait oldukları ortaya çıkarılmıştır.
Antik heykel ve izleyicilik
Bu çalışma MÖ V. yüzyıl ve MS I. yüzyılları arasında izleyici ve sanat çalışması etkileşimlerine ait kanıtlar içeren Antik Yunan metinlerini incelemek amacı ile hazırlanmıştır. Çalışma, Antik Yunan izleyicisinin izleme sürecinde etkin ve sesli bir katılımcı olduğunu önerilen diğer modellerden daha farklı bir biçimde ele almayı amaçlar. Antik izleyici için olağan izleme yöntemi duygusal olarak bağlanılan, sosyal ve sesli bir model olarak tanımlanabilir. Antik izleyici, heykeli, çalışmanın tanımlayıcı bir yazı içermediği durumlarda da söylem ve toplumsal etkileşimin bir aracı olarak kullanır. İzleyici çalışmayı tarif etmek için sahip olduğu bilgiye, yerel belirleyicilere ve yazınlara eşit derecede bağlı kalır. İzleyici bu kaynakların yokluğunda da izleme süresince sanat çalışmasının anlamını farklılaştırarak tahminlerde bulunur. Antik izleyici kendisi ve sanat nesnesi arasındaki sınırları kaldırarak bir oyun alanı yaratır ve kendisini betimlenen olayların ya da temsil edilen kimselerin tanığı olarak kabul eder. Antik izleme süreci üzerine yapılan bu çalışma etkin bir söylem aracılığı ile anlanlandırma ve üretme eyleminde izleyicinin rolünü vurgular ve Antik dönemde izleme tecrübesine dair belirli bir dönem için tutarlılığını koruyan, izleyicinin seçkinliğinden bağımsız gelişen ve sanat çalışmasını eşlik eden bir yazına ihtiyaç duymayan bir yöntem önerir. Antik izleyici için heykel hafızayı tetikleyen, kültürel kimliği güçlendiren ve aktaran didaktik bir araç olarak işlev görür.Anahtar Kelimeler: Sanat, Heykel, Yunan, İzleyici, Yerel Belirleyiciler, Antikite.
Harran'da Tunç Çağı pişmiş toprak insan figürleri
Bu çalışma, Şanlıurfa'nın yaklşık 44 km güneyinde bulunan Harran Höyük ören yerinde yapılan arkeolojik kazılarda ETÇ III- OTÇ tabakalarında ortaya çıkartılan figürinler ile Urfa Müzesinde bulunan ve ETÇ III- OTÇ' ye tarihlenen figürinlerinin arkeolojik ve kültürel açıdan değerlendirilmesiniiçermektedir. Badre'ın Euphrates tipi olarak sınıflandırdığı bu tip figürinler kuzey Suriye ve komşu bölgelerde oldukça geniş bir alana yayılmaktadır ve Erken Tunç Çağı III- Orta Tunç Çağı kültüründe dikkat çeken bir konumasahiptir. Harran Höyük kazılarında ortaya çıkartılmış 8 adet Euphrates Tipi figürin ile Urfa müzesinde bulunan 9 adet Euphrates Tipi figürin bugüne kadar Anadolu'da açığa çıkartılan en geniş repertuarı oluşturmaktadır. Bu figürinlerin arkeolojik olarak değerlendirilmesi Euphrates Tipi figürinlerin anlaşılmasına önemli katkı yapabileceklerdir.Anahtar Sözcükler: Tunç Çağı, Heykelcikler, Euphrates, Pişmiş Toprak Eserler
Metropolis geometrik dönem seramiği
Bu çalışmada, Metropolis akropolünde bulunan Protogeometrik ve Geometrik Dönem'e tarihli seçme seramikler ile Bademgediği Kalesi kazılarında bulunan Geometrik Dönem'e tarihli seramikler incelenmiştir.Batı Anadolu'da, Geometrik Dönem tabakaları, çoğunlukla Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma Dönemi tabakalarının altında yer alır. Bundan dolayı, Batı Anadolu'daki kazılarda az miktarda Geometrik Dönem'e tarihli seramik ele geçmiştir. Tezimizin konusunu oluşturan seramikler bu açıdan ayrıca bir öneme sahiptir.Metropolis akropolünde bulunan seramikler birkaç sondajdan ele geçmiştir. Tez kapsamında yer alan 36 parça seramik, Metropolis kronolojisi için önemli veriler sunmuştur. Daha önceki çalışmalarda Metropolis'te 2. Bin yerleşimim İ.Ö. 1030 yıllarına kadar devam ettiği anlaşılmıştır. Bu çalışmayla birlikte, Akropol'deki yerleşimin kesintisiz olarak Protogeometrik Dönem ve Geometrik Dönem boyunca devam ettiği anlaşılmıştır.Bademgediği Kalesi höyüğünde yapılan kazılarda 6 tabaka tespit edilmiştir. En üstteki I. Tabaka tamamen Geometrik Dönem'e tarihlidir. Bu haliyle Bademgediği Kalesi Batı Anadolu kentleri içinde bir ilki oluşturmaktadır. Höyüğün kuzeyinde yapılan kazılarda, I. Tabaka'ya ait yaklaşık 780 parça seramik ele geçmiştir. Bu seramiklerin incelenmesi sonucunda; Bademgediği Kalesi I. Tabakanın başlangıç ve bitiş tarihleri tespit edilmiştir. Geometrik Dönem'e tarihli bazı yeni vazo formları Geometrik Dönem repertuarına katılmıştır. Batı Anadolu'nun en prestijli kaplarından olan kuşlu skyphosların yeni tipleri ortaya çıkmıştır. Bademgediği Kalesi I. Tabaka'nın kullanım süresi çok dar bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bundan dolayı, Batı Anadolu'da bulunan ve tarihlemesi hayli problemli olan birçok vazo formunun tarihi, Bademgediği Kalesi buluntuları sayesinde daha sağlıklı biçimde tarihlenmiştir.
İnsan ve hayvan tasvirli eserler ışığında Hitit sanatının temel öğeleri
Hitit tasvir sanatında insan ve hayvan figürlerinin konu olduğu; kabartmalı vazolar, kaya anıtları, mimariye bağlı taş yontular, steller, madeni eserler ve fildişi yapıtlar gibi çok farklı sanat dallarından eserler ele geçmiştir. Hititli sanatçılar günlük yaşantıları dışında daha çok kutladıkları bayramları, dinsel törenleri, kutsal saydıkları günleri ve ayinlerini sanatlarına yansıtmışlardır. Bu nedenle sanat eserlerinde törensel kıyafetlerin, tek tip ayakkabıların, değişmez portre ve genel duruşların varlığı söz konusudur. Hem insan hem hayvan figürlerinde, sanatçıların; çevresini çok iyi gözlemleyip doğala yakın eserler ortaya koyduğu görülmektedir.Hitit sanatında insan tasvirleri; akrobat, çalgıcı, rahip, rahibe, tanrı, tanrıça, hediye taşıyıcısı, tapınan, tapınılan, avcı gibi çok farklı tiplerde ve amulet, adak heykelciği, yapı adak çivisi, fildişi figürin gibi farklı işlevsellik kazanmış eserlerde karşımıza çıkmaktadırlar. Hayvanlarda gerek insan figürlerinin yanında yardımcı öğe olarak gerekse kendi başlarına tasvir konusu oluşturarak Hitit tasvir sanatında yerini almıştır.Eski Hitit Çağı'nın kabartmalı vazoları arasında yer alan İnandıktepe, Büyük Hüseyindede, Bitik vazolarında olduğu gibi İmparatorluk Çağı'nın Alaca Höyüğü'nde mimariye bağlı taş yontularında kompozisyon dahilinde oluşturulmuş kutsal bayramlarını kutlayan insan ve hayvan figürleri bir arada yer almaktadır. Figürlerin yaptıkları işe göre genel duruşları değişmektedir; profilden, cepheden veya başı ve ayakları profilden gövdesi cepheden tasvir edilmişlerdir. Tüm sanat dallarında verilen eserlerde figürlerin giydikleri kıyafetler bulundukları durumla ve yaptıkları işle paralel değişmektedir. Bu çalışma kapsamında Hitit sanatının tasvirli eserleri incelenerek insan ve hayvan figürlerinin Hitit tasvir sanatında bulundukları yer, özellikleri ve gösterdikleri farklıklar ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Hitit, Hitit Sanatı, İnsan ve Hayvan Tasvirleri.
Tasvirli eserler ve yazılı kaynaklar ışığında Hititlerde müzik
Tasvirli Eserlerde ve Yazılı Kaynaklarda Hititlerde MüzikBin tanrılı halk Hititler, güçlü askeri ve siyasi yapılarını tanrıları için kusursuzca yerine getirdikleri ibadetlere bağlıyorlardı. Bu ibadetlerin başında bayramlar yer alırdı. Otuz bini aşkın çivi yazılı tabletin yüzde seksenini oluşturan bayram metinleri, dinsel işlemin nasıl gerçekleştiğini anlatan önemli belgelerdi. Metinler incelendiğinde çalgı aletlerine, müzisyenlere ve onlara eşlik eden şarkıcılara, dansçılara rastlanır. Bayramlarda müziğin sıklıkla bahsedilmesi dini açıdan önemini vurgulamaktadır. Hitit yazılı kaynaklarda çalgıların tipolojik özelliklerine dair bilgiler maalesef yer almamaktadır. Bu yüzden Hitit tasvirli eserler üzerinde yapılan çalışmalarda çalgı aletlerine rastlanılması tipolojik bilgiler edinmeyi sağlayan önemli bir kaynaktır.?Tasvirli Eserler ve Yazılı Kaynaklar Işığında Hititlerde Müzik? adlı çalışmamızda yol gösterici olan: tasvirli eserler ve yazılı belgeler iki önemli nokta olmuştur. Önemli bu iki başlık birbirini destekleyen ve aynı zamanda besleyen değerli bilgi kaynaklarıdır. Tasvirler üzerinde betimlenen sahnenin akışı, yer alan figürlerin görevi, kült malzemeleri ve müziğin varlığı Hitit bayram metinleri kaynak alınarak çözümlenmeye çalışılmıştır. Müziğin varlığı metinler ve tasvirler üzerinde belgelenirken, Hitit gündelik yaşam içinde neyi ifade ettiği karanlıktır.Hititler, müziği kusursuzca yerine getirirler; müzik, tanrıyı hoşnut etmenin yollarından biriydi; bu da kazanılan savaşların, bolluğun ve doğurganlılığın tanrı tarafından Hititlere verilen hoşnutluğun göstergesiydi.Anahtar Kelimeler: Hitit Müzik Kültürü, Müzik Enstrümanları, Kabartmalar, Arkeoloji Verileri, Hitit Metinleri.
Adana Arkeoloji Müzesi'ndeki Roma dönemi heykelleri kataloğu
Adana Arkeoloji Müzesi'ndeki Roma Dönemi Heykelleri Katalogu konulu tez çalışmamda müze bünyesinde bulunan ve Roma dönemi heykeltıraşlık özellikleri taşıyan 43 parça eser değerlendirilmiştir. Adana Arkeoloji Müzesi'nde bulunan heykeltıraşlık eserleri, çeşitli kaynaklardan faydalanarak tanımlama ve tarihleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir.Tez çalışmamızın bölgenin Roma dönemi heykel sanatı çalışmalarına bir ışık tutması amaçlanmıştır. Konu hakkında sınırlı olan çalışmaların Roma heykel sanatı konusunda Kilikia bölgesi ve diğer bölgeler için fayda sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışmamızda müzedeki sergilenmekte olan Roma heykeltıraşlık eserleri incelenmiş, eserlerin benzerleri bulunarak karşılaştırılmış, stilizasyon ve tarihlendirme çalışmaları yapılmıştır.Yapılan çalışmalar sonucunda müzede bulun eserlerin İ.Ö. I. yüzyıl, Roma hâkimiyetinin ilk dönemlerinden Roma İmparatorluğu'nun İ.S. III. yüzyılına kadarki dönemlerinde görülen Roma heykel sanatındaki özellikleri yansıttığı tesbit edilmiştir.Eserler gerek porte heykelciliği, gerekse ideal betimlemeler bakımından bölgenin ne kadar zengin olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Roma dönemi, Heykeltıraşlık, Portre, Eros, Kilikia, Adana Arkeoloji Müzesi, Herme, Büst
M.Ö. II Bin'de Doğu Anadolu'da ölü gömme adetleri
?M.Ö. II. Bin'de Doğu Anadolu'da Ölü Gömme Adetleri? başlığı altında sunmuş olduğumuz yüksek lisans tezimizde M.Ö. II. Binyıl ve Erken Demir Çağı esas alınmıştır. Doğu Anadolu Bölgesi genelinde yaşayan halkların benimseyerek yaşattıkları örf, adet ve kültürleriyle birlikte gelişim gösteren ?ölüm ve ölü gömme? olgularının varlığı araştırılmıştır. Bölgenin coğrafi özellikleri incelenerek birçok soruya yanıt aranmıştır. Toplumun çevre kültürlerden hangi konularda ve nasıl etkilendiği konusu mezar ve mezarlık alanlarını incelerken bir bakış açısı oluşturmamızı sağlamıştır.Doğu Anadolu Bölgesi ile ilgili yapmış olduğumuz araştırmalar kapsamında yer alan kazı çalışmaları ve yüzey araştırmaları bize oldukça yardımcı olmuş ve net veriler sunmuştur. Bölgenin araştırma sonuçları literatür ve kütüphane çalışmasıyla saptanarak konuyla ilgili olan kısımlarına tezimiz içerisinde yer verilmiştir. Tarihöncesinden itibaren sürekli anlamlandırılmaya çalışılan ölüm inancı gelişerek günümüze kadar gelmiş ve çok büyük farklılıklar göstermemiştir. Farklılık olarak dini inançlar doğrultusunda yapılan ritüeller görülebilir. Mezar tipinden başlayarak, ölünün mezara konduğu biçim; yanında veya üstünde bulunan mezar hediyesi olarak adlandırdığımız buluntular yapılan seremoninin sıralamasını yapmamızda gerçek veriler olarak gösterilmektedir.Mezar tiplerinden ve buluntularından yola çıkılarak Doğu Anadolu Bölgesi için söz konusu olan başka toplumlardan etkilenme süreci incelenmiş ve benzerleriyle açıklanmaya çalışılmıştır. Yüksek yaylalarda yerleşimin varlığı saptanmış ve buralarda bulunan mezarlarla Transkafkasya etkileşiminin olabileceği söylenmiştir. Arkeolojik veriler gösteriyor ki insan yaşamış olduğu her dönemde ölüme olan inancını korumuştur. Bazen korku bazen ise inançları gereği manevi yolculuğu kutsallaştırarak saygı göstermiştir. Yaptığımız araştırmalarla bölgede yaşanmış yoğun kültür etkileşimini; mezarlık alanları ve mezarları tezimizde inceleyerek detaylı ve aydınlatıcı bir şekilde sunmuş bulunmaktayız.Anahtar Kelimeler: Ölü Gömme, Mezar, Transkafkasya, Kurgan, Hocker, Karaz Kültürü.