
297
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri hastalarında evrelere göre egzersiz kapasitesi ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesinin karşılaştırılması
Amaç: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri kanseri (KHDAK) hastalarında egzersiz kapasitesi ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesini evrelere göre karşılaştırmaktır.Gereç-Yöntem: Çalışmaya evre II ve II'den küçük (Grup 1, n=17) ve evre II'den büyük (Grup 2, n=35) KHDAK tanılı 52 hasta alındı. Hastaların demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Egzersiz kapasitesi 6 dakika yürüme testi ile sırt-bacak kas kuvveti sırt-bacak dinamometresi ile performans durumları Karnofsky Performans Skalası ile sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi European Organization for Research and Treatment of Cancer Yaşam Kalitesi Anketi ve Kısa Form-36 anketi ile depresyon ve kaygı düzeyi Hastane Anksiyete ve Depresyon skalası ile dispne şiddeti Medical Research Council Skalası ile değerlendirildi.Bulgular: Gruplar arasında yaş, vücut kütle indeksi ve sigara tüketim miktarı açısından bir fark olmadığı bulundu (p>0.05). Solunumsal semptom dağılımı ve hastalık hücre tipinin de her iki grupta benzer olduğu kaydedildi (p>0.05). Grup 1'e göre Grup 2 hastalarının FEV1, FVC ve PEF değerlerinin, periferal kas kuvvetinin, yürüme mesafesinin, sağlıkla ilgili yaşam kalitelerinde ise özellikle fonksiyonel kapasite ve ağrı ile ilgili kategori puanlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu saptandı (p?0.05). Anksiyete ve depresyon düzeylerinin her iki grupta benzer olduğu tespit edildi (p>0.05).Sonuç: Evre II'den büyük KHDAK hastalarında evre II ve II'den küçük hastalara göre özellikle solunum fonksiyonlarının ve periferal kas kuvvetinin daha düşük olması nedeniyle egzersiz kapasitesi azalmaktadır. Evre II'den büyük KHDAK hastalarının sağlıkla ilişkili yaşam kalitelerinde fonksiyonel düzey ile ilgili kategorilerde saptanan azalma, hastaların özellikle egzersiz kapasitelerindeki düşüş sebebiyle yaşam kalitelerinin bozulduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Küçük Hücreli Olmayan Akciğer Kanseri, Egzersiz Kapasitesi, Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi
Preterm ve term doğan okul çağı çocuklarında fonksiyonel kapasite pulmoner fonksiyonlar ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamız, orta (ODP) ve hafif (HDP) derece preterm doğan okul çağı çocuklarının solunum kapasitesi, egzersiz kapasitesi, fiziksel uygunluk düzeyi ve yaşam kalitesi gibi fonksiyonel sonuç ölçümlerini birlikte değerlendirmeyi ve sağlıklı term yaşıtlarıyla karşılaştırmayı amaçlamaktadır.Yöntem: Çalışmamıza, 8-12 yaş arası kronik hastalığı olmayan 18 ODP, 23 HDP ve 23 term doğan çocuk dahil edildi. Çocukların vücut kompozisyonu, postür düzgünlükleri, ağrı algılaması, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvvetleri, göğüs kafesi hareketlilikleri, periferal kas kuvvetleri, egzersiz kapasiteleri, fiziksel uygunlukları ve yaşam kaliteleri ölçüldü.Bulgular: Çocukların doğum haftaları ODP grubun 29.94±1.05 hafta, HDP grubun 34.26±1.32 hafta idi. Preterm gruplarda postür bozukluğu ve ağrı algılaması term gruptan daha fazla, göğüs kafesi hareketliliği, abdominal kas kuvveti ve fiziksel uygunluk düzeyi ise daha düşük bulundu (p<0.05). ODP, HDP ve term grubun 6DYM değerleri sırasıyla, 617.00±63.60 m, 621.76±57.10 m, 667.13±79.79 m olarak bulundu (p>0.05). 6DYT' de ODP ve HDP grupları term gruba göre solunum frekansı, algılanan bacak yorgunluğu şiddeti fark değeri ve maksimal kalp hızına ulaşma yüzdesi açısından anlamlı olarak daha yüksek değerlere sahipti (p<0.05).Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen veriler; orta ve hafif derece preterm doğan çocukların daha fazla ağrı hissettiğini, postür, göğüs kafesi hareketliliği, egzersiz kapasitesi ve fiziksel uygunluklarının bozulduğunu göstermektedir. ODP ve HDP doğan çocukların bir çok açıdan etkilendiğinin gösterilmesi, uygun fizyoterapi rehabilitasyon programlarının oluşturulmasında çok kapsamlı değerlendirmelerin gerektiğini ileri sürmektedir.
Ayak bileğinde dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranının denge ve plantar basınç dağılımı üzerine etkisi
Amaç: Sağlıklı bireylerde ayak bileği dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranlarının postural kontrol, denge ve plantar basınç dağılımı üzerinde etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Araştırmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu?nda 18 ile 30 yaş arasında, öğrenim gören bireyler alınmış, demografik bilgileri sorgulanmıştır. Denge Balance Master, kas kuvveti bilgisayarlı dinamometre ve plantar basınç dağılımı EMED Pedobarograf ile ölçülmüştür. Dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranlarının (DPO) denge, postural kontrol ve plantar basınç dağılımı üzerine etkisi incelenmiştir. İstatistiksel analiz Statistical Package for Social Science Windows istatistik programı versiyon 15.0 ile Pearson Korelasyon testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 18 ile 30 (23.78±3.02) yaş arası 40 katılımcının, ayak bileği dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranları sağ DPO 0.95±0.4, sol DPO 1.02±0.3 olarak bulunmuştur. Yapılan bu bilateral değerlendirme sonucunda oranlar korele edildiğinde her iki ekstremite arasında kuvvet yönünden istatistiksel olarak anlamlı bulunmadığı için sadece sağ ayak araştırmada kullanılmıştır (p=0.416). Katılımcıların ayağın 3. ve 4. Metatarsofalangeal eklemlerinden geçen kas gruplarının oluşturduğu DPO ile uygulanan basınca karşı zaman uzunluğu ve uygulanan maksimum kuvvet arasında negatif yönde, orta ve istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Bu çalışmada sağlıklı genç yetişkinlerde Dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranları 8.57:8.67 bulunması denge ve plantar basınç dağılımları üzerine önemli bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir, dorsi-plantar fleksör kas kuvvet dengesinin birbirine yakın olması postural stabilitenin sağlamasındaki etkisini maskelemiş olabilir. Bu nedenle bu kasların kuvvet oranlarının postural stabilitenin bozulmasına yolaçan eşik değerlerinin belirleneceği farklı yaşlarda katılımcıların alındığı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kas kuvvet oranı, denge, plantar basınç, postural kontrol, pedobarograf, stabilite limitleri testi, tek ayak üzerinde durma testi?
Kamuda ve özel sağlık kuruluşlarında ayaktan fizik tedavi ve rehabilitasyon alan hastaların memnuniyet düzeylerinin karşılaştırılması
Çalışmamız ile; kamu hastanelerinde ve özel sağlık kuruluşlarında ayaktan fizik tedavi alan hastaların memnuniyetini karşılaştırmak amaçlanmıştır.Gereç Yöntem: Çalışmaya, 25-85 yaş aralığında okuma yazması olan en az 14 gün fizik tedavi almış 200 hasta alındı. Çalışma, 2 kamu hastanesinde ve 2 tane özel mülkiyete ait özel sağlık kuruluşunda eşit sayıda alınan hastalar ile yapıldı. Hastaların kognitif fonksiyonlarını değerlendirmek için çalışmanın başlangıç evresinde Standardize Mini Mental Test (SMMT) yapıldı. SMMT skoru en az 24 olan hastalara fizik tedavi poliklinikleri için hazırlanmış hasta memnuniyet anketi uygulandı. Bu ankette yer alan teknik kalite, fizyoterapist ile iletişim, fizik konfor, sekreter ile iletişim, doktor ile iletişim, ulaşılabilirlik ve temizlik parametreleri ile kamu hastanelerinde ve özel sağlık kuruluşlarındaki hasta memnuniyet düzeyi karşılaştırıldı.Bulgular: Kamu hastaneleri ve özel sağlık kuruluşlarındaki hastaların dağılımları incelendiğinde fiziksel özellikler, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, meslek, medikasyon alımı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Gelir düzeyi az olan ve ilçede oturan hastaların sayısı kamu hastanelerinde, sosyal güvencesi olan ve omurga hastalığı olan hastaların sayısı özel sağlık kuruluşlarında anlamlı olarak yüksektir (p?0.05). Kamudaki hastaların tek fizyoterapistten hizmet alma konusundaki memnuniyetleri özel sağlık kuruluşlarından anlamlı olarak yüksektir (p<0.05). Özeldeki hastaların hastaneye ulaşım kolaylığı ve tedaviyi bekleme süresi açısından memnuniyetleri kamu hastanelerinden anlamlı olarak yüksektir (p<0.05).Sonuç: Kamu hastanelerinde hastaneye ulaşım zorluğu ve tedaviyi bekleme süresinin uzun olması özel sağlık kuruluşları ile karşılaştırıldığında, özel sağlık kuruluşlarında da tek fizyoterapistten hizmet alma konusundaki eksiklik kamu hastaneleri ile karşılaştırıldığında hasta memnuniyetini azaltmaktadır.Anahtar Kelimeler: Fizik tedavi, Hasta memnuniyeti, Kamu hastaneleri, Özel sağlık kuruluşları
Karaciğer sirozu olan hastalarda denge ve dengeye etki eden faktörler
Amaç: Karaciğer sirozu hastalarında denge, alt ekstremite kas kuvveti, kognitif fonksiyon, otonomik disfonksiyon, yorgunluk ve uyku parametrelerinin belirlenmesi, düşme ile ilişkilerinin araştırılması, sonuçların sağlıklılarla karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmaya 24 sirozlu ile 24 sağlıklı alındı. Statik ve dinamik denge bilgisayarlı denge sistemiyle değerlendirildi. Düşme riski Düşme Etki Ölçeği (DEÖ), Süreli Kalk-Yürü Testi (SKYT) ve 5 Tekrarlı Otur-Kalk Testi (OKT) ile belirlendi. Kognitif fonksiyon, alt ekstremite kas kuvveti, otonomik disfonksiyon, yorgunluk, uykululuk hali sırasıyla Stroop Testi, dinamometre, ortostatik hipotansiyon ölçümü, Yorgunluk Şiddeti Skalası, Epworth Uyku Skalası ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışma grubunda kontrol grubuna göre gözler kapalı sağ ve sol tek ayak üzerinde duruştaki salınım hızları, Kararlılık Sınırları Testi?nde reaksiyon zamanı, DEÖ skoru, yorgunluk düzeyi ve uyku skoru, SKYT ve 5 Tekrarlı OKT tamamlama süreleri, Stroop testi görevlerinin tamamlama süreleri yüksek bulundu (p<0,05). Çalışma grubunda KST?de hareket hızı, ulaşılan son nokta, son noktaya olan uzaklık, hareketin kontrolü; Ritmik Ağırlık Aktarma Testi?nde öne?arkaya ağırlık aktarma hızı, OKT?de yükselme indeksi, her iki alt ekstremite QF ve TA kuvveti daha düşüktü (p<0,05). Çalışma grubunda statik ve dinamik denge testleri ile düşme riski, alt ekstremite kas kuvveti, kognitif disfonksiyon ve uyku hali arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlendi (p<0,05). Sonuç: Sirozlularda statik ve dinamik dengede, alt ekstremite kas kuvvetinde, kognitif fonksiyonda olumsuz etkilenme; düşme korkusu, yorgunluk ve uykululuk hali görülebilmektedir. Sonuçlarımız sirozlu hastalarda denge bozuklukları, alt ekstremite kas kuvveti kaybı, kognitif disfonksiyon ve uykululuk halinin düşme riskini arttırabileceği görüşünü desteklemektedir. Düşme riskinin azaltılmasında etkin stratejilerin belirlenmesi ve egzersiz yaklaşımlarının seçilmesi sağlık harcamalarını azaltarak hastaların yaşam kalitesini arttıracaktır.
Birinci basamak sağlık kuruluşuna başvuran bireylerde inme farkındalığı ve inmede fizyoterapi yöntemlerine yönelik bilgi düzeylerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı; birinci basamak sağlık hizmetlerine çeşitli nedenlerle başvuran 18-65 yaş arası bireylerde inme farkındalığını ve inmede Fizyoterapi ve Rehabilitasyon yaklaşımlarına yönelik bilgi düzeylerini araştırmaktı. Çalışmaya yaş ortalamaları 38,35±14,45 yıl olan 272 birey (107 kadın, 165 erkek) dahil edildi. Bireylerin sosyodemografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-kısa form (UFAA-kısa form) ile, sağlık okur yazarlığı düzeyi Tıpta Yetişkin Okuryazarlığı Hızlı Tahmini (TYOHT) Ölçeği ile değerlendirildi. Bireylerin inme ile bilgileri ve farkındalık düzeyleri araştırmacıların oluşturduğu 16 kapalı uçlu sorudan oluşan bir form ile sorgulandı. Bu formda inmenin klinik özellikleri, risk faktörleri ve tedavi yöntemleri ile ilgili sorular yer almaktaydı. Bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri sedanter ve aktif arasında değişmekteydi, sağlık okur yazarlık düzeyleri ise orta ile yüksek seviyede bulundu. Bireylerin %66,5'i inme hakkında bilgi sahibi olduğunu ve %52,2'si ise daha önce inme geçiren bir kişi ile karşılaşmadıklarını bildirdi. İnmenin beyinde meydana gelen bir durum olduğu %66,2 oranında bilinirken; inme geçiren bir kişide ortaya çıkan belirtilerden en çok (%57,7) yüzde asimetri olduğu cevabı verildi. Diğer inme belirtileri ise daha düşük oranda doğru cevaplandı. Bireylerin %62,5'i inme geçiren bir kişi karşılaştığında tıbbi yardım istemesi gerektiği hakkında bilgi sahibiydi. İnmeye yol açan risk faktörleri arasında en iyi bilinen risk faktörü %56,6 oranında hipertansiyon idi. Bireylerin %63,2'si inmenin önlenebilir ve %74,6'sı tedavi edilebilir bir problem olduğu hakkında bilgi sahibiydiler. İnmede medikal tedavi (%65,8) ve Fizyoterapi ve Rehabilitasyon yöntemlerinin (%82) kullanıldığına dair fikir sahibi olmakla birlikte, kullanılan Fizyoterapi ve Rehabilitasyon yöntemlerine dair bilgi düzeyleri ise yüksek bulunmadı. Bireylerin inme ile ilgili bilgileri %71,3 oranında yakın çevrelerinden, %59,2 oranında televizyon/radyodan, %48,9 oranında sağlık kurumlarından edindikleri belirlendi. Sonuç olarak; çalışmaya katılan bireylerin inmenin klinik özellikleri hakkında genel bir farkındalıkları olduğu ancak inme belirtileri, risk faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkındaki bilgi ve farkındalık düzeylerinin yetersiz olduğu bulundu. Çalışmamız inme risk faktörlerini bilme, uyarı belirtilerini tanıma ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi ve farkındalığın artırılması gerektiğini göstermektedir.
Yaralanma öyküsü olan ve olmayan profesyonel dansçıların fiziksel uygunluk ve yorgunluk düzeylerinin karşılaştırılması
Çalışmanın amacı, yaralanma öyküsü olan ve olmayan profesyonel latin dansçılarının fiziksel uygunluk parametreleri ve yorgunluk düzeylerini karşılaştırmak idi. Çalışmamızda 18-45 yaşları arasında latin danslarıyla ilgilenen 58 profesyonel dansçı, yaralanma öykülerine göre iki eşit gruba ayrıldı. Bireylerin yaş, boy, vücut ağırlığı, eğitim düzeyi, çalışma durumu gibi demografik özellikleri ile sigara tüketimi, profesyonel olarak dans etme süreleri, antrenman süreleri, son 12 ayda yaşanılan yaralanma öyküleri sorgulanarak kaydedildi. Profesyonel dansçıların fiziksel uygunluk düzeylerinin belirlenmesi için fizyoterapist eşliğinde vücut kütle indeksi, artan hızda mekik yürüme testi, endurans mekik yürüme testi, izokinetik dinamometre ile kas kuvveti ölçümü, sırt kaşıma testi, otur-uzan testi, statik ve dinamik denge testi, T testi, dikey sıçrama testi yapıldı. Yorgunluk düzeyleri Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda profesyonel dansçıların en çok kas (%51,7) ve eklem (%34,5) bölgelerinde yaralanma yaşadığı, %69'unun danstan yaralanma sebebiyle 1-3 gün uzak kaldığı görüldü. Yaralanma öyküsü olan profesyonel dansçıların kardiyorespiratuar endurans, kas kuvveti, esneklik, denge, çeviklik ve güç seviyelerinin yaralanma öyküsü olmayanlara göre daha düşük olduğu, yorgunluk düzeylerinin ise daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç olarak düşük fiziksel uygunluk seviyesinin yaralanmalar için bir risk faktörü oluşturabileceği ve dansçıların antremanlarının bu parametrelere özel oluşturulmasının oluşabilecek yaralanmaları önlemek adına önemli olabileceğini düşünmekteyiz. Bu konuda ileriki çalışmalarda daha farklı dans gruplarında daha fazla sayıda dansçı ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Latin Dansı, Fiziksel Uygunluk, Yorgunluk, Denge, Yaralanma
Gluteus medius ve Tensor fascia latae kaslarını çalıştıran egzersizlerde pelvis genişliğinin kas aktivasyonuna etkisi
Çalışmamızın amacı pelvis genişliği ve femur uzunluğunun egzersiz sırasında gluteus medius ve tensor fascia latae kasının aktivasyon düzeylerine etki edip etmediğini incelemekti. Çalışmamızda 20 kadın 20 erkek olmak üzere toplam 40 katılımcı vardı. Katılımcıların yaşlarının medyan değeri 23 idi. Tek bacak çömelme, tek bacak köprü ve yan köprü egzersizleri sırasında 2 fizyoterapist gözetimi altında gluteus medius ve tensor fascia latae kaslarının yüzeyel elektromyografi ile kas aktivasyonları ölçüldü. Tek bacak çömelme egzersizi sırasında kinematik veriler kamera ile kaydedilip, fotografik görüntü üzerinden bireylerin diz valgus açıları ölçüldü. Spina iliaca anterior superiorlardan ve trokanter majörlerden iki farklı pelvis genişliği, femur uzunluğu ve boy ölçümleri kaliper ve mezura ile ölçüldü. Tüm egzersizlerde gluteus medius kas aktivasyonu tensor fascia latae kas aktivasyonundan istatistiksel olarak yüksekti (p=0,000*). Yan köprü egzersizinde, TFL kas aktivasyonu diğer iki egzersizdeki TFL kas aktivasyonlarından önemli derecede yüksek bulundu (p=0,010*). Gluteus medius aktivasyonları açısından her 3 egzersiz arasında istatistiksel olarak fark bulunamadı (p>0,05). Fotografik ölçüm üzerinde tek bacak çömelme esnasında diz valgus açıları kadınlarda erkeklere oranla daha yüksekti (p=0,022*). Fakat kas aktivasyonları ve diz valgus değerleri arasında herhangi bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Tek bacak çömelmede (TBÇ) TFL kas aktivasyonu ile, femur uzunluğu (p=0,018) ve trokanter majörlerden ölçülen pelvis genişliği (p=0,026) değişkenleri anlamlı derecede ilişkili bulundu. Tek bacak köprüde yine TFL kas aktivasyonu ile femur uzunluğu arasında istatistiksel olarak ilişkili olduğu bulundu (p=0,031). Gluteus medius aktivasyonları ile pelvis genişlikleri ve femur uzunluğu arasında istatistiksel ilişki bulunmadı (p>0,05). Femur uzunluğu için hesaplanan regresyon katsayısı negatif değerli olduğundan TFL kas aktivasyonu ile arasında ters yönlü bir ilişki, trokanter majörlerden ölçülen Pelvis Genişliği / Boy değişkeni için hesaplanan regresyon katsayısı pozitif değerli olduğundan kas aktivasyonu ile arasında aynı yönlü bir ilişki olduğu bulundu. Femur uzunluğundaki 1 birimlik standart sapma artışı, TBÇ egzersizinde TFL kas aktivasyonunda 0,401 birimlik standart sapma kadar azalışa sebep olmuştur. Trokanter majörlerden ölçülen Pelvis Genişliği / Boy değişkenindeki 1 birimlik standart sapma artışı, TBÇ egzersizinde TFL kas aktivasyonunda 0,311 birimlik standart sapma kadar artışa sebep olmaktadır. Sonuç olarak, pelvis genişliği ve femur uzunluğu TFL kas aktivasyonunu etkilerken gluteus medius üzerinde herhangi bir değişiklik yaratmamıştır. TBÇ ve TBK egzersizlerinde TFL kas aktivasyonu, kadınlarda erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Tüm egzersizlerde TFL kas aktivasyonu, GM kas aktivasyonuna göre daha yüksek çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Gluteus medius, tensor fascia latae, pelvis, yüzeyel elektromyografi, femur
Eskrim sporcularında solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetinin spor performansına etkisinin incelenmesi
Çalışmanın amacı, eskrim sporcularının solunum kapasitesi, solunum kas kuvveti ve spor performansını belirleyip, yaş aralığına göre karşılaştırmak ve eskrim sporcularında solunum fonksiyonları, solunum kas kuvvetinin spor performansına etkisini incelemekti. Çalışmaya en az 1 yıldır profesyonel olarak eskrim sporu yapan, yaş ortalaması 20,35±5,12 yıl olan 26 eskrimci dahil edildi. Solunum fonksiyonları (spirometre), solunum kas gücü (ağız içi basınç ölçümü), torakal mobilite (göğüs çevre ölçümü), aerobik performans (20 metre mekik testi), anaerobik performans (dikey sıçrama testi), denge seviyeleri (Y denge testi), çeviklik-yön değiştirme performansı (eskrime özgü 4-2-2-4 testi), görsel reaksiyon zamanı (Nelson El Reaksiyon Testi) ve zindelik düzeyi (Hooper İndeks) ölçüldü. FEV1, FEF %25-75, MİP indeks, MİP zirve inspiratuar akış ile 20 metre mekik testi mekik sayısı, mesafesi ve Maks VO2 arasında orta düzeyde pozitif korelasyonlar vardı (p<0.05). Dominant taraf Y denge testi anterior ve posteromedial yön mesafesi ile vital kapasite arasında ve posterolateral yön mesafesi ile MİP indeks arasında orta düzeyde pozitif ilişkiler gösterildi (p<0.05). Non-dominant taraf posterolateral yön mesafesi ile FEV1, FVC, vital kapasite, MVV, MİP indeks, MİP zirve inspiratuar akış arasında ve anterior yön mesafesi ile FEV1 prediksiyon değeri arasında orta düzeyde pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktaydı (p<0.05). FEV1, FVC, vital kapasite, MVV, MİP tüm ölçümleri ile çeviklik test süresi arasında negatif, anaerobik güç, dikey sıçrama yüksekliği ile arasında pozitif ilişki bulundu (p<0.05). Görsel reaksiyon zamanı, zindelik düzeyi ile solunum parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki yoktu (p>0.05). Mekik sayısı, mesafe, Maks VO2 ile dikey sıçrama yüksekliği, anaerobik güç arasında pozitif ilişkiler varken, çeviklik test süresi arasında negatif bir ilişki vardı (p<0.05). Mekik sayısı, mesafesi ve Maks VO2, FEV1 prediksiyon ve FEV1/FVC prediksiyon değerleri 18 yaş altı sporcularda istatistiksel olarak daha yüksekti (p<0.05). Sonuç olarak, eskrim sporcularında, solunum fonksiyonu ve solunum kas kuvveti ile çeviklik, denge, aerobik, anaerobik performans düzeyleri arasında pozitif ilişki bulurken, görsel reaksiyon ve zindelik düzeylerinde arasında ilişki saptanmadı. Eskrim sporcularının performanslarının geliştirilmesi için solunum fonksiyonlarını, solunum kas kuvvetini ve aerobik kapasiteyi artıran egzersiz programlarının sporcuya özgü antrenmanlara dahil edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Solunum kapasitesi, Eskrim maskesi, Solunum kas kuvveti, Aerobik performans. Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır (Proje No:KA22/443).
Gevşeme eğitiminin menopozal ve postmenopozal dönemdeki vazomotor semptomlar ve vücut farkındalığı üzerine etkisi
Çalışmanın amacı gevşeme eğitiminin menopozal ve postmenopozal dönemdeki vazomotor semptomlar ve vücut farkındalığı üzerine etkisini incelemekti. 50-65 yaş aralığındaki menopoz ve postmenopoz dönemlerinde olan kadınlar çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen katılımcılar menopozal (son bir yıldır menstrual siklusun kesilmesi) ve postmenopozal (12 aydan fazla zaman dilimde menstrual siklusun kesilmesi) dönem olmak üzere 2 grupta incelendi. Veri toplama aracı olarak örnekleme ait Kişisel Bilgi Formu, Menopozal Semptomları Değerlendirme Ölçeği, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Vücut Farkındalığı Anketi ve Vücut Algısı Ölçeği kullanıldı. Her iki gruptaki katılımcılara 6 hafta boyunca haftada 3 gün her seans 30 dakika sürecek şekilde gevşeme eğitimi verildi. Yapılan eğitim öncesi ve sonrası değerlendirmeler ile verilen eğitim online olarak ZOOM üzerinden gerçekleştirildi. Araştırmaya katılan katılımcıların yaş ortalaması 53,81±2,757 idi. Katılımcıların menopoza girme yaş ortalaması 51,00±1,473 idi. Menopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi uyku kalitesi puanı ile gevşeme eğitimi sonrası uyku kalitesi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülürken (p<0,001), postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi uyku kalitesi puanı ile gevşeme eğitimi sonrası uyku kalitesi puanı arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p=0,070). Menopozal ile postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi menopozal semptomları değerlendirme puanı ile gevşeme eğitimi sonrası menopozal semptomları değerlendirme puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olduğu saptandı (p<0,001). Menopozal ve postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi vücut farkındalığı puan ortalaması ile gevşeme eğitimi sonrası vücut farkındalığı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olduğu görüldü (p<0,001). Menopozal ile postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi vücut algısı puan ortalaması ile gevşeme eğitimi sonrası vücut algısı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görüldü (p<0,001). Sonuçlara bakıldığında menopozal ve postmenopozal dönem kadınlarında gevşeme eğitiminin, semptomlar üzerinde olumlu bir etki yaratabileceği sonucuna varılmıştır. Gevşeme eğitiminin, semptomlarda azalma uyku kalitesinde düzelme ve vücut farkındalığında artış meydana geldiği sonucuna bakıldığında bu dönemdeki kadınlara verilen egzersiz programına gevşeme eğitiminin de eklenmesinin faydalı bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.
Sağlık Bilimleri Kanıta Dayalı Uygulama Anketi'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirliği
Kanıta dayalı uygulama (KDU), bilimsel kanıtlara dayanan ve belirli bir amacı veya hedefi gerçekleştirmek için kullanılan, hasta beklentilerini ve uzmanlık alanını kapsayan bir yaklaşımdır. Fizyoterapi ve rehabilitasyon alanında sağlık hizmeti kalitesinin artmasında KDU kullanımın yaygınlaşmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bunun için KDU'nun bilgi, beceri, tutum ve inançlarının mesleki alanda değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Çalışmamızın amacı Sağlık Bilimleri Kanıta Dayalı Uygulama (SB-KDU) Anketi'nin Türkçeye dil uyarlamasının yapılması ve Türkiyede'ki fizyoterapistler üzerinde geçerliliğin ve güvenirliğin incelenmesidir. Çalışmamızın dil uyarlamasının gerçekleşmesi için anketi geliştiren araştırmacılardan gerekli izin alındı ve sözleşme imzalandı. Ölçeğin Türkçe uyarlamasını gerçekleştirirken sırasıyla ileri çeviri, uzman paneli geri çevirisi, pilot çalışma, bilişsel görüşmeler ve son versiyon aşamaları izlendi. Çalışmaya Türkiye'de bulunan, en az 6 aylık klinik ya da akademik deneyime sahip olan, yaş ortalaması 28,50±3,99 yıl olan 268 fizyoterapist dahil edildi. İlk uygulamada geçerliği test etmek için, Türkçe dil uyarlamasını gerçekleştirdiğimiz SB-KDU Anketi ile sosyodemografik bilgi ve KDU kullanımı bilgilerini içeren değerlendirme formu, Çalışanlar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇYKÖ), Değişime Karşı Direnç Ölçeği (DKDÖ), Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTE) ve Bilgi Okuryazarlığı Özyeterlik Ölçeği (BOÖYAÖ) Google Forms aracılığı ile doldurulması için fizyoterapistlere ulaştırıldı. Çalışmaya katılan fizyoterapistler arasından basit rastgele seçim yöntemiyle seçilen 35 fizyoterapiste ilk değerlendirme yapıldıktan iki hafta sonra test-tekrar güvenirliğini sağlamak için SB-KDU anketi tekrar uygulandı. Ölçeğin iç tutarlılık (Cronbach alfa) katsayısı 0.985 bulundu. Ölçek maddelerinin madde-toplam korelasyonları 0,528 ile ile 0,867 arasında değerler aldı. 2.değerlendirme korelasyon katsayısı 0,992 idi. KMO değeri 0,968 ve Barlett testi anlamlı (p<0,05) bulundu. SB-KDU Anketi'nin benzer ölçek geçerlik analizi sonucunda; ankete ait üç alt ölçek arasında ilişkiyi değerlendirmek amacıyla doğrulayıcı faktör analizi modeli oluşturuldu. Tüm faktörler ölçeğin toplam varyansının 68,374'ünü açıkladı. Uyum indeksleri (χ2/sd) 2.331, RMSEA 0.071, SRMR 0.062, IFI 0.907, CFI 0.906, GFI 0.862 ve TLI 0.917 olarak bulundu. SB-KDU Anketi ile alt boyutları arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardı (p<0,05). SB- KDU Anketinin toplam puanı ile ÇYKÖ toplam puanı arasında pozitif, DKDÖ toplam puanı arasında negatif, MTE toplam puanı arasında negatif, BOÖYAÖ toplam puanı arasında pozitif yönlü istatistik olarak anlamlı bir ilişki vardı (p<0,05). Sonuç olarak, SB-KDU Anketi Türkçe versiyonu, fizyoterapistlerin KDU kullanım bilgi, beceri, inanç ve tutumlarını ölçen, pratik, geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Bu anketin fizyoterapsitlerin KDU'u yeterliliğini arttırıp anlamlandıracağı, sağlık hizmetlerinin kötüye, aşırı ve yetersiz kullanımını önlemeye yardımcı olacağı ve sağlık profesyonellerinin yetiştirilmesinde KDU'nun eğitim müfredatındaki önemini arttıracağı kanısındayız. Ayrıca ileride diğer sağlık meslek gruplarında yapılacak KDU çalışmalarına da yol gösterecek bir araştırma olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Fizyoterapi, Kanıta Dayalı Uygulama, Sağlık Bilimleri, Ölçek
Sezaryen ameliyatı sonrası skar doku masajının ağrı, taktil duyu, doku iyileşmesi, skar kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisi
Bu çalışma sezaryen skar dokusuna yapılan skar masajının; ağrı, taktil duyu, doku iyileşmesi, skar kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisini araştırmak için planlandı. Çalışmaya 18-35 yaş arasında, 34 hafta ve üstünde tek ve ilk sezaryen doğum yapan, postoperatif 6. haftasında olan 20 kadın dahil edildi. Kadınlar rastgele iki gruba ayrıldı ve ilk grup; günlük yaşam aktivite önerileriyle birlikte fizyoterapist tarafından skar masajı öğretilerek görüntülü takibi yapılan eğitim grubu (n:10), ikinci grup ise skar masajı tedavisi almayıp sadece günlük yaşam aktivite önerilerinde bulunulan (n:10) kontrol grubuydu. Eğitim grubu kendi kendine haftada 3 kez, günde 20 dakika, 6 hafta boyunca skar masajı yaptı ve görüntülü aramalar ile takip edildi. Skar kalitesi; Hasta ve Gözlemci Skar Değerlendirme Ölçeği (HGSDÖ), ağrı değerlendirmesi; dijital basınç algometresi ve Leeds Nöropatik Semptom ve Bulgu Değerlendirmesi (LANSS), duyu değerlendirmesi; Semmes-Weinstein monofilaman ve iki nokta diskriminasyon (İND) testi, fonksiyonellik; Oswestry Özürlülük İndeksi (OÖİ) ve termografik değerler; termal kamera kullanılarak değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda skar masajı eğitim grubunda; HGSDÖ (p=0,005), LANSS (p=0,005), OÖİ skoru (p=0,005), monofilaman değerleri (p=0,005) ve skar alanı İND değerinde (p=0,005) istatiksel olarak anlamlı şekilde azalma görülürken, başınç ağrı eşiği değerinin (p=0,005) anlamlı düzeyde arttığı tespit edildi. Kontrol grubunda, HGSDÖ (p=0,007), OÖİ skoru (p=0,005), monofilaman skar alanı değerinde (p=0,005) ve sıcaklık farkında (p=0,005) istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalma görüldü. Grupların son ölçümleri karşılaştırıldığında; skar masajı eğitim grubunun HGSDÖ (p=0,001), LANSS (p=0,01) ve OÖİ skoru (p=0,009) kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşükken, başınç ağrı eşiği değeri (p=0,001) anlamlı şekilde yüksekti. Grupların fark değerleri karşılaştırıldığında; HGSDÖ (p=0,002), LANSS (p=0,000), OÖİ skoru (p=0,003), başınç ağrı eşiği değeri (p=0,000), sıcaklık farkı (p=0,000), skar alanı İND değeri (p=0,001) eğitim grubunun lehine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklıydı. Sonuç olarak skar masajı sezaryen cerrahisi geçiren kadınlarda; skar kalitesi, doku iyileşmesi, taktil duyu ve fonksiyonel durum parametrelerinde iyileşme ve ağrıda azalma sağladı. Bu sonuçlardan hareketle, hastaların fizyoterapist gözetiminde kendi kendilerine uyguladığı sezaryen skar masajı; etkili, güvenli ve alternatif tedavi yöntemi olabilir. Anahtar kelimeler: Skar, Manuel terapi, Postoperatif ağrı, Telerehabilitasyon, Termal kamera
Kalça ve diz protezi planlanan hastalarda ameliyata karar verme kaynaklarının belirlenmesi: Bunların hasta memnuniyet düzeyiyle ilişkisinin incelenmesi
GİRİŞ/AMAÇ Total kalça protezi (TKP) ve total diz protezi (TDP) ameliyatları dünyada ve ülkemizde en yaygın uygulanan ameliyatlardandır; bu ameliyatların önümüzdeki yıllarda daha da yaygınlaşması beklenmektedir. Literatürde hastalar TKP ve TDP ameliyatlarını olma kararını verirken izledikleri farklı yöntemler belirtmişlerdir. Hastaların bu karmaşık süreçte ameliyata nasıl karar verdiklerini araştıran birçok çalışma olmasına rağmen toplumumuzda yapılmış herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamız TKP ve TDP planlanan hastalarda ameliyata karar verme kaynaklarının belirlenmesi; bunların postoperatif dönemde hasta memnuniyet düzeyiyle ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ/YÖNTEM Çalışmaya TKP ve TDP ameliyatı planlanan, 18-85 yaş aralığında 48 hasta alındı. TKP planlanan hastaların yaş ortalaması 54,63±6,3, TDP planlanan hastaların yaş ortalaması 62,00±14,9'tür. Preoperatif dönemde hastaların bilgi edinme kaynakları (BEK) ve karar verme kaynaklarını (KVK) da içeren bilgileri veri kayıt formuna kaydedildi ve kalça hastalarına Harris kalça ve diz hastalarına Hospital for Special Surgery (HSS) diz skorlamaları yapıldı. Postoperatif 1. haftada memnuniyet anketi, 6. haftada memnuniyet anketi ve Harris kalça ve HSS diz skorlamaları uygulandı. BULGULAR TKP ve TDP planlanan hastalar arasında BEK ve KVK açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif Harris kalça ve HSS diz skorlamaları arasında anlamlı fark vardır (p<0.05). BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif 1. ve 6. hafta memnuniyet parametreleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Harris kalça ve HSS diz skorlamaları ile bazı memnuniyet parametreleri arasında korelasyon bulunmuştur (p<0.05). TARTIŞMA Sonuç olarak BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif Harris kalça ve HSS diz skorlamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur ancak BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif 1. ve 6. hafta memnuniyet parametreleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Çalışmamızın uzun ve maliyetli TKP ve TDP rehabilitasyonuna katkıda bulunacağını, ileride yapılacak benzer çalışmalara yön vereceğini ve sonuçların hastane kaynakları ve rehabilitasyon olanaklarının verimli kullanılması açısından rehabilitasyon ekibine yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kalça, Diz, Osteoartrit, Endoprotez, Karar verme, Memnuniyet.
Güreşçilerde vücut su yüzdesi ile alt ekstremite kas kuvveti, kassal endurans ve patlayıcı kuvvet arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Güreş bir sıklet sporu olması sebebiyle müsabaka dönemi sıkça kilo düzenlemeleri görülen bir spordur. Kısa sürede yüksek miktarda kilo kaybına maruz kalan güreşçilerin kaybettikleri kilo temelde vücut suyundan olabilir ve bu durum alt ekstremitenin çokça kullanıldığı güreş sporunda sportif performansı olumsuz etkileyebilir. Bu çalışmanın amacı güreşçilerde vücut su yüzdesi ile alt ekstremite kas kuvveti, kassal endurans ve patlayıcı kuvveti arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Bu amaçla A Milli Takım düzeyinde serbest stilde güreşen ortalama yaşları 23±3,4 yıl olan 24 sporcu çalışmamızın örneklemini oluşturdu. Bireylerin vücut su yüzdesi ölçümü Inbody 770 (Inbody Co., LTD, Seoul, Korea) multifrekans biyoelektrik empedans analiz cihazı, kas kuvveti ve kassal endurans ölçümü Cybex Humac Norm model (Cybex International, Inc, Ronkonkoma, NY) izokinetik dinamometresi, patlayıcı kuvvet ölçümü ise durarak uzun atlama testi ile yapıldı. Kilo ve boy değişkenleri hariç tüm verilerin normal dağılım sergilediği görüldü. Bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasında ilişki Pearson korelasyon analizi ile test edildi. Aralarında ilişki tespit edilen değişkenlere regresyon analizi uygulandı. Bulgulara göre vücut su yüzdesi ile dominant diz ekstansörleri (r=0,465), dominant diz fleksörleri (r=0,517), non-dominant diz ekstansörleri (r=0,552) ve non-dominant diz fleksörlerinin (r=0,620) kas kuvveti arasında ilişki bulundu (p<0,05). Vücut su yüzdesi ile dominant diz ekstansörleri (r=0,546), dominant diz fleksörleri (r=0,575), non-dominant diz ekstansörleri (r=0,588) ve non-dominant diz fleksörlerinin (r=0,561) kassal enduransı arasında ilişki bulundu (p<0,05). Vücut su yüzdesi ile alt ekstremite patlayıcı kuvveti arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak güreşçilerde vücut su yüzdesinin, diz ekstansör ve fleksörlerinin kas kuvveti ve kassal enduransı üzerinde etkili olabileceği, bu nedenle vücut su yüzdesinin düşmesine sebep olan kilo kaybı yöntemlerinin müsabaka performansını olumsuz etkileyebileceği gibi eklem stabilitesini azaltarak yaralanma riskini artırabileceğini düşünmekteyiz.
Mat pilates egzersizleri ile aletli pilates egzersizlerinin spinal stabilizasyon üzerine etkisinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı düzenli pilates yapan kadın bireylerde mat pilates egzersizleriyle reformer pilates egzersizlerinin spinal stabilizasyona olan etkisini incelemektir. Çalışma randomize kontrollü̈ klinik çalışma olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya katılan 30-50 yaş aralığındaki 40 kadın birey, 20 reformer pilates grubu ve 20 mat pilates grubu olarak ikiye ayrıldı. Reformer pilates grubundaki katılımcılara 4 hafta boyunca haftada 2 gün 50 dakika Reformer üzerinde spinal stabilizasyon egzersizi uygulandı. Mat pilates grubundaki katılımcılara ise 4 hafta boyunca haftada 2 gün 50 dakika mat üzerinde spinal stabilizasyon egzersizi planlaması uygulandı. 4 hafta öncesinde ve sonrasında gövde kaslarının spinal stabilizasyon kuvveti stabilizer aleti ile ölçüldü. Grupların kendi içerisinde gövde spinal stabilizasyon kuvveti arttığı ama iki grup arasında gövde spinal stabilizasyon kuvveti istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (p0,512). Hem mat pilates hem de Reformer pilates egzersiz yöntemlerinin spinal stabilizasyon ve kas kuvveti gelişimi açısından birbirine üstünlüğü bulunmamaktadır. Pilates egzersizleri uygulamak için hem Reformer aleti hem de mat kullanılabilir. Reformer aleti ile yapılan egzersizler ile mat pilates egzersizlerinin benzer etkiye sahip olduğu gözlendi. Anahtar kelimeler; core egzersizleri, core stabilizasyonu, egzersiz, sağlıklı yaşam tarzı, pilates antremanı.
Multi-gravitasyonel süspansiyon temelli egzersizler ve aletli pilates egzersizlerinin sedanter bireylerde postüral kontrol, gövde stabilizasyonu, spinal mobilite ve endurans üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı sedanter bireylerde Multigravitasyonel Süspansiyon Temelli Egzersizler (M-Gravity) ve aletli pilates egzersizlerinin postüral kontrol, gövde stabilizasyonu, spinal mobilite ve endurans üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya 18-45 yaş arası toplam 60 birey dahil edildi. Özel bir spor merkezine M-Gravity egzersizleri için başvurmuş olan 30 sedanter birey (27 kadın, 3 erkek) M-Gravity egzersiz grubuna, aletli pilates egzersizleri için başvurmuş olan 30 sedanter birey (26 kadın, 4 erkek) ise aletli pilates egzersiz grubuna dahil edildi. Bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA-KF) ile belirlendi. Bireylerin sosyodemografik özellikleri kaydedildi. Her iki gruba da haftada iki gün ayda 8 seans ve seans süresi 60 dakika olacak şekilde egzersizler uzman eğitmen tarafından yaptırıldı. Her iki grubun postüral kontrolü Y-Denge Testi ile, spinal mobilitesi Gövde Lateral Fleksiyon Değerlendirme Testi ve Modifiye Schober Test ile, gövde fleksörleri enduransı statik olarak Gövde Fleksör Endurans Testi, dinamik olarak ise Sit-up Test ile değerlendirildi. Derin gövde stabilizatör kas kuvveti, stabilize edici basınç biofeedback aleti (Chattanooga Stabilizer) ile değerlendirildi ve stabilizasyon kuvvet bulguları basınçtaki değişim (mmHg) ve stabilizasyonu devam ettirebildikleri süre (sn) olarak kaydedildi. Egzersiz öncesi ve 8 seans sonunda olmak üzere iki değerlendirme yapıldı. Çalışma sonucunda her iki egzersiz grubunda da egzersiz sonrası bütün test sonuçları istatistiksel olarak anlamlı şekilde pozitif yönde gelişim gösterdi (p<0,05). M-Gravity egzersiz grubunda spinal mobilite açısından artışın aletli pilates egzersiz grubuna göre daha fazla olduğu bulundu (p=0,006). Aletli pilates egzersiz grubunda gövde stabilizasyonu M-Gravity egzersiz grubuna göre daha fazla artış gösterdi (p=0,040). Sonuç olarak bu çalışmada sedanter bireylerde 8 seans M-Gravity ve aletli pilates egzersiz programının postüral kontrol, gövde stabilizasyonu, spinal mobilite ve endurans üzerine olumlu etkilerinin olabileceği sonucuna varılırken; bireylerin fiziksel ihtiyaçları doğrultusunda spinal mobilite artışı için M-Gravity egzersizlerinin, gövde stabilizasyonu artışı için ise aletli pilates egzersizlerinin daha çok tercih edilebileceğini düşünmekteyiz.
Kronik inmeli hastalarda transkraniyal doğru akım stimülasyonunun denge, yürüme fonksiyonu ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
kalitesi üzerindeki etkileri henüz netlik kazanmamıştır. Çalışmamızın amacı kronik inmeli hastalarda tDAS'ın denge, yürüme fonksiyonu ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmamızda dahil edilme kriterlerine uyan kronik inmeli 28 hasta, rastgele olarak müdahale ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların dengeleri; Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) ve Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirildi. Yürüme fonksiyonları 10 Metre Yürüme Testi ile egzersiz kapasiteleri Altı Dakika Yürüme Testi (6 DYT) ile, alt ekstremite fonksiyonu; Fugl Meyer Alt Ekstremite Ölçeği (FM-AE) ile, yaşam kalitesi; İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (SS-QOL) ile değerlendirildi. Çalışma çift kör yürütüldü. Her iki gruptaki hastalara 4 hafta süreyle, haftanın 5 günü, günlük ortalama 1 saat görev odaklı fizyoterapi ve rehabilitasyon programı uygulandı. Müdahale grubundaki hastalara görev odaklı eğitim programına ek olarak anodal tDAS uygulandı. Uygulama 2 mA akım şiddeti ile haftada 5 gün, her seans 20 dakika olacak şekilde, toplam 4 hafta yapıldı. Kontrol grubunda ise tDAS uygulaması haftada 5 gün, her seans 20 dakika, toplam 4 hafta, elektrotlar müdahale grubuyla aynı şekilde yerleştirildi. Ancak akım 30 saniye açılıp hastanın karıncalanma hissi alması sağlandıktan sonra hastaya fark ettirmeden kapatıldı. Çalışmanın sonucunda her iki grupta da denge, yürüme fonksiyonu ve yaşam kalitesinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Gruplar arası farklılıklarda SS-QOL anketi mobilite alt parametresi skor değişimi müdahale grubu lehineydi. Diğer bütün parametrelerde gruplar arasında benzer sonuçların olduğu görüldü. Sonuç olarak tDAS'ın görev odaklı eğitimle birlikte kullanıldığında denge, yürüme fonksiyonu ve yaşam kalitesinin geliştirilmede etkili ve güvenilir bir yaklaşım olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İnme, denge, transkraniyal doğru akım, yaşam kalitesi, yürüme fonksiyonu
Diz protezi cerrahisi geçiren hastalarda preoperatif ve postoperatif kinezyofobinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, total diz protezi cerrahisi geçiren bireylerde cerrahi öncesi kinezyofobi ile cerrahi sonrası dönemdeki kinezyofobinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, total diz protezi cerrahisi geçiren 44 gönüllü birey dahil edildi. Bu çalışmaya katılan bireylere hareket etme korkusunu değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), eklem hareket açıklığını ölçmek için "universal gonyometre", ağrı değerlendirmesi için Vizüel Analog Skala (VAS), hastaların bağımsızlık düzeyini belirlemek için Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) İndeksi, diz fonksiyonlarını ölçmek için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), yaşam kalitesini değerlendirmek için Kısa Form- 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF- 36) uygulandı. Çalışmanın verileri cerrahi öncesinde, cerrahi sonrası 3.günde ve 1.ayda yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 3.gün ve ameliyat sonrası 1.ay TKÖ puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Cerrahi öncesi kinezyofobi şiddeti ile cerrahi sonrası 3.gün ve 1.ay kinezyofobi şiddeti arasında pozitif ilişki bulundu (p=0,002, p=0,001). Cerrahi öncesi kinezyofobi ile cerrahi öncesi ağrı şiddeti, cerrahi öncesi SF-36 ağrı ve enerji alt parametreleri, cerrahi sonrası 3.gün SF-36 enerji alt parametresi ve cerrahi sonrası 1.ay EHA arasında negatif yönlü orta düzey ilişki bulundu (p=0,002, p=0,022, p=0,013, p=0,022, p=0,020). Cerrahi sonrası 3.günde ölçülen kinezyofobi şiddeti ile cerrahi öncesi ağrı şiddeti, 1.ay ağrı şiddeti, ve cerrahi öncesi WOMAC skoru arasında pozitif yönlü orta düzey ilişki bulundu (p=0,018, p=0,046, p=0,014). Cerrahi sonrası 1.ayda ölçülen kinezyofobi şiddeti ile 1.ay SF-36 genel sağlık alt parametresi, cerrahi öncesi SF-36 mental sağlık alt parametresi, cerrahi sonrası 3.gün Barthel GYA İndeksi, SF-36 sosyal fonksiyon ve enerji alt parametrelerinde negatif yönlü orta düzey ilişki bulundu (p=0,004, p=0,015, p=0,017, p=0,038, p=0,022). Cerrahi sonrası 1.ayda ölçülen kinezyofobi şiddeti ile cerrahi öncesi ağrı şiddeti ve WOMAC skoru arasında pozitif yönlü ilişki bulundu (p=0,001, p=0,017). Çalışma sonuçlarına göre cerrahi sonrası erken ve uzun dönemdeki kinezyofobi cerrahi öncesindeki kinezyofobi, ağrı şiddeti, fonksiyonel seviye ve yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Hastaların preoperatif dönemde kinezyofobi ile ilgili değerlendirilmesi postoperatif dönemde görülebilecek kinezyofobi için fayda sağlayabilir.
Temporomandibular fonksiyon bozukluğu olan bireylerde gövde kaslarının stabilite ve enduransının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; temporomandibular fonksiyon bozukluğu (TMFB) olan bireylerde gövde kaslarının enduransının ve fonksiyonel kuvvetinin incelenmesi ve sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması idi. Çalışmada TME fonksiyon bozukluğu olan bireylerden oluşan çalışma grubu (n=60) ile sağlıklı bireylerden oluşan kontrol grubu (n=60) olmak üzere iki grup bulunmaktaydı. Çalışmada hem çalışma hem de kontrol grubundaki bireylere TME değerlendirme formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ve Visual Analog Skala uygulandı. Derecelendirilmiş Kronik Ağrı Skalası, Fonseca Anamnestik Anketi, Temporomandibular Bozukluklarda Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve Ağız Sağlığı Etki Ölçeği ise yalnızca çalışma grubundaki bireylere uygulandı. Her iki gruptaki bireylerin gövde kaslarının endurası ve fonksiyonel kuvveti klinik testler ve basınç biofeedback aleti ile ölçüldü. TME fonksiyon bozukluğu olan bireylerde baş ve omuz postürünün olumsuz etkilendiği; aktivite ve gece ağrısının daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma grubundaki bireylerin ağrıya bağlı özürlülük durumu, hareket korkusu ve yaşam kalitesi orta düzeyde etkilenmişti. TME fonksiyon bozukluğu olan bireylerin gövde enduransı ve fonksiyonel kuvveti sağlıklı bireylere göre düşük bulundu (p<0,05). Servikal kas enduransı ise her iki grupta benzerdi (p>0,05). Sonuç olarak; TME fonksiyon bozukluğu olan bireylerde gövde kaslarının endurans ve fonksiyonel kas kuvveti biyo-tensegrite kavramı ile uyumlu olarak sağlıklı bireylere göre düşük bulundu. TME fonksiyon bozukluğunun hem değerlendirme yapılırken, hem de Fizyoterapi ve Rehabilitasyon programı planlanırken bütüncül bir yaklaşım ile ele alınmasını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Kas kuvveti, Kor Stabilite, Stabilizasyon, Temporomandibular Eklem. Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır (Proje no: KA22/41).
Yaşlı bireylerde vücut kompozisyonu, denge ve düşmenin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; yaşlı bireylerde vücut kompozisyonunun, denge, düşme ve alt ekstremite kas kuvveti üzerindeki etkisinin incelenmesi idi. Çalışmaya 65-85 yaş arasında 92 birey (64 kadın, 28 erkek) dahil edildi. Bireylerin tanımlayıcı ve klinik özellikleri kaydedildi. Bireylerin bilişsel fonksiyonları, Standardize Mini Mental Durum Testi ile, fiziksel aktivite düzeyi ise Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE) ile değerlendirildi. Vücut kompozisyonunun belirlenmesi için vücut kütle indeksi (VKİ), bel-kalça çevresi oranı ve bacak (baldır) çevre ölçümü yapıldı. Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Süreli Kalk ve Yürü Testi ve Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği denge ve düşmeyi değerlendirmek için kullanıldı. VKİ ve BDÖ Skoru arasında ters yönlü ve zayıf ilişki bulundu (-0,269, p<0,01). Bel-kalça çevresi oranı ile dominant diz ekstansiyon kuvveti (r=0,244, p<0,05) ve nondominant diz ekstansiyon kuvveti (r=0,333, p<0,01) değerleri arasında pozitif zayıf ilişki bulundu. Dominant bacak çevre ölçümü ile dominant ayak dorsifleksiyon kuvveti arasında (r=0,258, p<0,05); nondominant bacak çevre ölçümü ile dominant diz ekstansiyon kuvveti (r=0,207, p<0,05), dominant ayak dorsifleksiyon kuvveti (0,246, p<0,05) ve nondominant ayak plantar fleksiyon kuvveti (0,208, p<0,05) değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu. Diğer vücut kompozisyonu verileri ile denge, düşme ve kuvvet arasında ilişki saptanmadı (p>0,05). Bireyler VKİ gruplarına ayrılarak incelendiğinde; VKİ (30,0-39,9) grubunun BDÖ Skoru ve sağ diz ekstansiyon kuvveti diğer iki gruba göre daha düşük bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; yaşlı bireylerin vücut kompozisyonu ile denge, düşme ve kas kuvveti ilişkili değildi. Bununla birlikte VKİ'si yüksek olan bireylerde denge ve dominant bacak diz ekstansiyon kuvvetinin olumsuz etkilendiği görüldü. VKİ değerleri yüksek olan bireylerde denge ve düşme becerileri detaylı değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Vücut kütle indeksi, Yaşlı, Postüral denge, Düşme, Alt ekstremite Kas Kuvveti. Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır (Proje no: KA23/97).
Su topu oyuncularında thrower's ten egzersiz programının omuz esnekliği, stabilitesi ve kuvveti üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, su topu oyuncularında thrower's ten (T10) egzersiz programının omuz esneklik, stabilite ve kuvvet üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 13-25 yaş aralığında 15 kadın ve 31 erkek toplam 46 su topu sporcusu dahil edildi. Randomize olacak şekilde bireyler T10 (n=22) ve kontrol grubu (n=24) olarak ikiye ayrıldı. T10 grubundaki sporculara 10 hafta boyunca, haftada 3 kez, her egzersiz 2x10 tekrar olacak şekilde T10 egzersizleri yaptırıldı. Kontrol grubundaki sporculara ise haftalık su topu antrenmanlarına ek bir egzersiz verilmedi. Çalışmadan önce ve sonra olmak üzere sporcuların, üst ekstremite internal ve eksternal rotasyon kuvveti izokinetik dinamometre ile, omuz stabiliteleri kapalı kinetik zincir üst ekstremite stabilite testi (KKZÜEST) ile ve omuz esneklikleri ise omuz eklemi internal ve eksternal rotasyon hareket esnekliği testi yardımıyla ölçüldü. T10 ve kontrol grubunun değerleri karşılaştırıldığında, 180°/s açısal hızda dominant olmayan ekstremitedeki eksternal rotasyon kuvveti istatistiksel olarak anlamlı ve kontrol grubu lehine çıktı (p=0,024) ve geri kalan kuvvet ölçümlerinde gruplar arası anlamlı bir fark gözlenmedi. KKZÜEST değerleri incelendiğinde ortalama dokunuş skoru (p=0,045) ve normalize skor (p=0,029) gruplar arası değerleri T10 lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenirken güç skorunda gruplar arası anlamlı bir fark gözlenmedi (p=0,088). Esneklik değerlerinde ise gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). T10 grubu egzersiz öncesi ve sonrası değerler incelendiğinde 60°/s ve 180°/s açısal hızlarda dominant olmayan ekstremitede internal rotasyon kuvvet değerleri hariç (p<0,05) geri kalan kuvvet değerlerinde artış gözlense de istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Kapalı kinetik zincir üst ekstremite stabilite testine yönelik bütün parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenirken yüksek etki değerleri (Cohen d>0,8) dikkat çekti. Son olarak esneklik değerlerinde ise internal ve eksternal rotasyon hareket esnekliklerinde her iki ekstremitede istatistiksel olarak anlamlı farklar saptandı (p<0,05). Sonuç olarak T10 egzersizleri su topu sporcularının omuz internal ve eksternal rotasyon kuvveti üzerine 10 haftalık egzersiz süresi sonunda artış sağlasa da bu istatistiksel olarak anlamlı değildi. Omuz stabilite ve internal rotasyon hareket esnekliği ele alındığında ise grup içi ve gruplar arası fark açısından istatistiksel olarak anlamlı bir gelişme kaydedildiği gözlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda T10 egzersizlerinin sporcularda stabilite ve omuz esnekliği gelişiminde kullanılmasının faydalı olacağını düşünmekteyiz.
Profesyonel adölesan okçularda ısınma programıyla birlikte yapılan denge egzersizlerinin atış doğruluğu ve fonksiyonel performans parametrelerine akut etkisi
Bu çalışmanın amacı; okçulukta genel ısınma programı ve genel ısınmaya eklenen denge egzersiz programlarının iki grup sporcuları arasındaki atış performansı, endurans, denge ve koordinasyon değişkenlerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya 32 gönüllü lisanslı okçu dahil edildi. Randomize, çapraz tasarımlı klinik araştırma şeklinde planlanan çalışmada sporcular randomize bir şekilde 16 kişilik iki gruba ayrıldı. İlk aşamada kontrol grubundaki okçular antrenmanlarında yaptığı genel ısınma programını uygularken, deney grubu bu genel ısınmaya ek denge egzersizlerini içeren diğer ısınma programını uyguladı. 2-3 günlük arınma döneminin ardından bu ısınma programları çapraz tasarım şeklinde tam tersi gruba uygulandı. Verilen arınma döneminde sporcuların antrenman ve ok atışı yapmaması istendi. Okçuların ısınma programlarının ardından atış performansı; Türkiye Okçuluk Federasyonu Yarışma Talimatı Kurallarına göre, endurans; 30 Saniye Şınav Testi ile, statik denge; Flamingo Denge Testi ile, koordinasyon ise; Altıgen Testi ile değerlendirildi ve sonuçlar kaydedildi. Bu değerlendirmeler ile farklı ısınma şekillerinde denge egzersizlerinin okçuların performansına olan akut etkisine bakıldı. Araştırmanın sonucunda ilk olarak arınma süresi ve periyot etkisine bakıldı. Verilen ısınma programıın etkisinden arınmak için arınma süresinin yeterli olup olmadığını görmek amacıyla, her iki grubun birinci ve ikinci değerlendirme sonuçları arasında bir fark olup olmadığı incelendi ve istatistiksel açıdan bir fark görülmedi (p>0,05). Periyot etkisine de uygun test istatistiği ile bakıldı ve istatistiksel açıdan bir fark görülmedi (p>0,05). Sonuçlara göre, arınma süresinin yeterli olduğu, gruplara uygulanan ısınma programının bir sonraki uygulanacak olan ısınma programına etkisinin aktarılmadığı görüldü. Genel ısınma programı ve genel ısınmaya ek uygulanan denge eğitiminin sporcuların performans parametreleri üzerine etkisinin olup olmadığı incelendiğinde; 3 günlük arınma döneminden önce ve sonra yapılan analizlerde deney ve kontrol grupları arasında atış performansı, flamingo denge testi, şınav testi ve altıgen koordinasyon test değerlerinde istatistiksel açıdan bir fark olmadığı sonucu çıkarıldı, yokluk hipotezi kabul yoluna gidildi (p>0,05). Genel ısınma programına ek verilen denge eğitiminin okçuların performans parametreleri üzerine arttırıcı bir etkisi olmadığı, iki grubun da test sonuçlarının benzer olduğu sonucuna varıldı.
Postpartum dönemdeki kadınlarda gebelik sırasında klinik pilates yapma durumlarına göre pelvik taban disfonksiyonu, fonksiyonel durum, yorgunluk, depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerinin karşılaştırılması
Bu çalışma gebelik sırasında klinik pilates eğitimi yapan ve yapmayan kadınların postpartum dönemde, pelvik taban disfonksiyonu, fonksiyonel durum, yorgunluk, vücut farkındalığı, bel ağrısı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerinin karşılaştırılması amacı ile planlandı. Çalışmaya pilates eğitim grubu (n:34) ve kontrol grubu (n:35) olmak üzere postpartum 6.haftadaki 69 sağlıklı kadın katıldı. Pilates eğitim grubu, gebeliğinin en az 12 haftasında, haftada 2 seans klinik pilates yapmış annelerdi. Kontrol grubu ise gebeliğinde klinik pilates yapmamış annelerdi. Çalışmaya katılan tüm annelere sosyodemografik form, Vücut farkındalığı anketi (VFA), Pelvik taban distres envanteri (PTDE-20), Doğum sonrası yaşam kalitesi ölçeği (DSYKÖ), Edinburg doğum sonrası depresyon ölçeği (EDSDÖ), Doğum sonrası fonksiyonel durum envanteri (DSFDE), Çok boyutlu yorgunluk değerlendirme ölçeği (ÇBYDÖ) ve bel ağrısı için Vizüel analog skalası (VAS) bir defa uygulandı ve iki grup arasında sonuçlar karşılaştırıldı. Olguların eğitim seviyesi (2=6.239; p=0.012) ve çalışma durumu (2=4.666; p=0.031) dışında sosyodemografik ve klinik özelliklerinin pilates eğitim ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılık göstermediği görüldü (p>0.05). Pilates eğitim grubu ile kontrol grubu kıyaslandığında, VFA (Z=4.043; p<0.001) ve DSYKÖ (Z=3.283, p=0.001) sonuçlarının pilates eğitim grubunda anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlendi. PTDE'nin alt boyutlarından sadece Kolorektal-anal Distres Envanteri (KRADE) kontrol grubu puan ortancasının, pilates eğitim grubundan anlamlı şekilde yüksek olduğu (Z=2.180; p=0.029), diğer alt boyutlar ve ölçek toplam puan ortancası açısından ise gruplar arasında anlamlı farklılığın olmadığı görüldü (p>0.05). EDSDÖ (Z=4.641; p<0.001) ve VAS (Z=3.920; p<0.001) puanı pilates eğitim grubunda anlamlı şekilde düşük çıktı. Grupların DSFDE ve ÇBYDÖ skorları arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak, postpartum dönemde, gebelikte klinik pilates eğitimi alan kadınların yaşam kalitesi ve vücut farkındalığı düzeylerinin daha yüksek, depresyon düzeyi, bel ağrısı şiddeti ve pelvik taban kolorektal-anal disfonksiyonlarının daha düşük olduğu görülür iken fonksiyonel durum ve yorgunluk düzeyleri fark yoktu. Klinik hamile pilatesinin, postpartum dönemde iyileştirici etkileri olduğu ve meydana gelebilecek sorunları azaltıp ve önleyebilileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: gebelik, pilates, postpartum dönem, pelvik taban, bel ağrısı
Subakut inme hastalarında gövde ve postüral kontrol ile pulmoner fonksiyonlar arasındaki ilişkinin incelenmesi
İnme,ekstremitelerde güçsüzlük, denge kaybı, gövde ve postüral kontrolde bozukluklara neden olmakla birlikte, aynı zamanda solunum fonksiyonlarını da etkileyen mortalite ve morbiditesi yüksek bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı subakut inme hastalarında gövde ve postüral kontrolün pulmoner fonksiyonlar ile ilişkisini incelemekti. Çalışmamıza tek taraflı hemorajik veya iskemik inme sonrası ilgili hekim tarafından hemiparazi tanısı almış, dahil edilme kriterlerine uyan 32 gönüllü hasta katıldı. Bireylerin fonksiyonel bağımlılık seviyesi Modifiye Rankin Skalası (mRS) ile bilişsel fonksiyonları Standardize Mini Mental Durum Testi ile değerlendirildi. Subakut inmeli hastaların solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesi için spirometrik ölçüm, inspiratuar kas kuvveti için ağız içi basınç ölçümü, gövde kontrolünün değerlendirilmesi için Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ), postüral kontrolün değerlendirilmesi için İnme Hastalarında Postüral Değerlendirme Ölçeği (PASS-T) ve statik duruş analiziyle bilgisayarlı postüral salınım değerlendirilmesi yapıldı. Çalışmamızda GBÖ skoru ile inspiratuar kas kuvveti arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). PASS-T skoru ile inspiratuar kas kuvveti ve solunum fonksiyonları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Postüral salınım ölçümü ile elde edilen Center of Pressure (COP) parametrelerimizin hepsinin tepe akım hızı PEF(L/s) ve zorlu ekspirasyon ortası akım (FEF25-75) (L/s) değerleri ile arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmamızda sonuç olarak gövde ve postüral kontrolün inspiratuar kas kuvveti ve solunum fonksiyonları ile ilişkili olabileceği gösterildi. İnmeli bireyler için planlanan rehabilitasyon programlarında gövde ve postüral kontrolün yanı sıra solunum fonksiyonlarına da yönelik değerlendirme ve egzersiz eğitimlerine yer verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Skolyoza özgü egzersizlerin skolyoz şiddeti, uyku kalitesi ve beden algısı üzerine etkisi
Araştırma, Skolyoz tanısı almış yetişkin bireylerde skolyoza özgü egzersizlerin skolyoz şiddeti, uyku kalitesi, yaşam kalitesi ve beden algısı üzerine etkisini araştırmak amacıyla tek grupta, ön test son test, deneysel tasarımda yapıldı. Araştırma, Ankara'da Skolyoza özgü bir merkezde Nisan-Ağustos 2022 tarihleri arasında skolyoz tanısı olan 33 yetişkin hastayla yürütüldü. Araştırmanın başlangıcında hastaların skolyoz şiddeti, gövde rotasyon ölçümüyle değerlendirildi. Araştırmada egzersiz öncesinde Kişisel Bilgi Formu, Skolyoz Dış Görünüş Anketi, Scoliosis Research Society-22 anketi (SRS-22) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Skolyoza özgü egzersizler üç ay boyunca toplamda 24 seans, haftada iki gün, bir saat uygulatıldı. Egzersiz sonrasında tekrar gövde rotasyon ölçümü yapıldı ve Skolyoz Dış Görünüş Anketi, Scoliosis Research Society-22 anketi (SRS-22) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği tekrar uygulandı. Araştırmada, ön test ile son test bulguları karşılaştırıldığında, hastaların gövde rotasyon açılarının anlamlı derecede azaldığı ve skolyoz ilişkili semptomlarının şiddet ortalamalarında da azalma olduğu belirlendi. Araştırma sonucunda skolyoz hastalarının beden algısı, uyku kalitesi ve yaşam kalitesinde pozitif yönde anlamlı bir artış olduğu saptandı (p<0,05). Araştırmada, Skolyoza Özgü Egzersizin hastaların skolyoz ilişkili semptomlarını ve skolyoz şiddetini azalttığı, olumlu beden algısı, uyku ve yaşam kalitesinde artış sağlanmasına katkıda bulunduğu sonucuna ulaşıldı. Çalışmanın bulguları göz önüne alındığında, skolyoza özgü egzersizler konusunda önemli kanıt değeri sunmaktadır. Bu doğrultuda Skolyoza Özgü Egzersizlerin fizyoterapistler tarafından skolyoz tedavisinde kullanılması, konservatif tedavinin etkinliğini arttırmasına katkı sağlayacaktır.
Multiple skleroz tanılı bireylerde pulmoner fonksiyonların ve fiziksel uygunluk seviyelerinin sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı Multiple Sklerozlu (MS) bireylerde pulmoner fonksiyonları ve fiziksel uygunluk seviyelerinin sağlıklı bireyler ile karşılaştırılmasını araştırmaktır. Çalışmaya Genişletilmiş Yetersizlik Durum Ölçeği (EDSS) skoru ≤ 6.5 aralığında olan 34 MS'li birey ve benzer yaş ve cinsiyette 34 sağlıklı birey dahil edildi. Bireylerin solunum fonksiyonları; spirometre, inspiratuar kas kuvveti; solunum kas kuvvet ölçüm cihazı, inspiratuar kas enduransı; artan eşik yükleme testi, biseps brachii ve kuadriseps femoris kas kuvveti; dijital dinamometre, kardiyorespiratuar endurans; 6 Dakika Yürüme Testi, esneklik; otur-uzan testi ve sırt kaşıma testi ve denge; postürografi cihazı ile değerlendirildi. MS grubunun tüm solunum fonksiyon testi ve inspiratuar kas kuvvet ölçüm parametreleri, sağ ve sol biseps braki kas kuvveti ve kuadriceps femoris kas kuvveti, 6 Dakika Yürüme Testi yürüme mesafesi ve beklenen yüzde, sekiz farklı duruştaki statik denge parametreleri, stabilite ve düşme indeksi parametreleri ile sağlıklı grubun değerleri arasında anlamlı farklılıklar görüldü (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda MS'li bireylerde solunum ve fiziksel uygunluk parametrelerinin sağlıklı bireylerden düşük ve solunum parametrelerinin tümünün 6 Dakika Yürüme Testi ile ilişkili olduğunu ve özellikle FVC ve FEV1 değerleri, kas kuvveti ve 6DYT yürüme mesafesi ile anlamlı pozitif ilişkiler görüldü. Bu anlamda MS'li bireylere özel fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarında bu faktörlerdeki etkilenimler dikkate alınarak uygun değerlendirme ve bunları geliştirmeye yönelik tedavi planının yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Hatha yoga ve hamak yogası yapanlarda postür, denge ve omuz eklemi termografik değişikliklerin karşılaştırılması
Hatha yoga ve hamak yoga, fiziksel sağlık üzerinde çeşitli olumlu etkiler sağlamakla birlikte, bu tür egzersizlerin omuz ekleminde potansiyel yaralanma risklerine yol açabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışma, Hatha yoga ve hamak yoga yapan bireylerde omuz eklemi yaralanma risklerini ve postür farklılıklarını karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 27 hamak yoga yapan, 27 hatha yoga yapan ve 27 sedanter katılımcıdan oluşmaktadır. Omuz eklemi termografik ölçümü termal kamera ile, postür Posture Screen Mobil postür analizi uygulaması ile, omuz stabilitesi üst ekstremite kapalı kinetik zincir testi ile, üst ekstremite postüral kontrolü üst ekstremite Y testi ve omuz dizabilite düzeyi Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand Questionnaire (DASH ) omuz anketi ile değerlendirildi. Termal kamera risk testi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında; hamak yoga grubunda dominant taraf ölçümleri arasında anlamlı farklılık yokken non-dominant tarafta sonrası ölçümü ilk ölçümden anlamlı derecede daha yüksektir (p=,004). Hatha grubunda ölçümler arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmadı (p<,001). Posture screen mobil uygulama ölçüm ortalamaları karşılaştırıldığında Hatha grubunda uygulama sonrası ölçümlerin hepsi uygulama öncesi ölçümlerden anlamlı derecede daha düşüktür (p<,001). Gruplarda Y testi parametrelerinin ön test ve son test karşılaştırmalarında ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olduğu görüldü (p>0,05). Sedanter grupta da ölçümlerin tamamı için son test ortalamaları ilk test ortalamalarından anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,001). Lateral skapular kayma ölçümlerinin ortalamaları karşılaştırıldığında, hamak yoga ve hatha gruplarında anlamlı derecede fark vardır (p<0,05). Gruplarda kinetik testi parametrelerinin ilk ve son test karşılaştırmalarında ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olduğu görüldü. Son test ortalamaları ilk test ortalamalarından anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,001). Gruplarda DASH skoru ölçümleri arasında anlamlı düzeyde farklılık olup son ölçüm ortalaması ilk ölçümden anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,05). Son test ortalamaları ilk test ortalamalarından anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,001). Gruplarda yıldız testi parametrelerinin öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,001). Sedanter grupta da ölçümlerin tamamı için son test ortalamaları ilk test ortalamalarından anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,001). Çalışmanın bulguları, her iki yoga türünün de omuz kaslarındaki stabiliteyi artırdığı, ancak hamak yoga uygulamalarının, omuz eklemindeki yaralanma riskini bazı durumlarda yükseltebileceği sonucuna varmıştır. Bu çalışma, Hatha yoga ve hamak yoga uygulamalarının hem sağlık faydaları sağladığını hem de uygun rehberlik ve dikkatle yapıldığında omuz yaralanma risklerini minimize edebileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hatha Yoga, Hamak Yogası, Omuz Eklemi, Yaralanma, Postür.
Karting sporcularında reaksiyon zamanı, kavrama kuvveti, boyun stabilitesi ve postürün değerlendirilmesi
Karting, profesyonel yarışçılar tarafından ve eğlence amaçlı rekreasyonel olarak kullanılabilen, genellikle üst seviye motor sporlarına geçiş basamağı olarak kullanılan bir spor türüdür. Bu araştırma, karting sporcuları ile sedanter bireylerin reaksiyon zamanı, kavrama kuvveti, boyun stabilizasyonu ve postür analizlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma kapsamında karting sporcuları, motor sporlarından kartingi aktif olarak yapan 18-24 yaş grubu gönüllü bireylerden; sedanter grup ise benzer yaş ve vücut kitle indeksine sahip, düzenli fiziksel aktivite yapmayan sedanter bireylerden oluşturulmuştur. Araştırmaya her iki gruptan toplam 64 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların reaksiyon zamanı Human Benchmark Reaksiyon Zamanı Testi, kavrama kuvveti Baseline El Dinamometresi, boyun stabilizasyonu kraniyoservikal fleksiyon testi protokolü (sfigmomanometre) ve postür analizi ise Yapay Zekâ Tabanlı Postür Değerlendirme ve Düzeltme Sistemi (APECS) mobil uygulaması kullanılarak değerlendirildi. Elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics v23.0 ve grafik çizimleri JASP 0.19.3.0 yazılım programları aracılığıyla analiz edilmiş ve gruplar arası farkların belirlenmesinde Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Analizler sonucunda reaksiyon zamanı, boyun stabilitesi ve kavrama kuvveti değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmiştir (p<0,05). Postür analizi bulguları, vücut hizalanması, baş eğimi, omuz hizalanması, pelvik tilt, diz ve ayak parametrelerinde gruplar arasında anlamlı fark olmadığını göstermiştir (p > 0,05) . Elde edilen sonuçlar, karting sporcularının spora özgü dinamik talepler nedeniyle reaksiyon zamanı, kavrama kuvveti ve boyun stabilizasyonu gibi parametrelerde sedanter bireylere göre daha iyi değerlere sahip olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, karting sporcularının performansını geliştirmeye yönelik antrenman programlarında reaksiyon zamanı, kavrama kuvveti ve boyun kas dayanıklılığı üzerine odaklanılmasının önemini ortaya koymaktadır.
Erkek buz hokeyi oyuncularının önceki yaralanma bölgesi ve tipinin buzdaki ve karadaki performansları ile olan ilişkisi
Bu çalışma buz hokeyi sporcularının önceki yaralanma bölgesi ve tipinin buzdaki ve karadaki performanslarıyla olan ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmayayaş ortalamaları 23,8 ± 5,3 yıl olan 50 elit erkek buz hokeyi sporcusu katılmıştır. Olguların demografik ve fiziksel özellikleri kaydedilmiştir. Daha sonra sporcularayaralanma geçmişleri ile ilgili yaralanmalarının bölgesi, tipi, mekanizması, ne kadar süre önce olduğu ve sporcuların sahadan ne kadar süre uzak kalmalarına neden olduğunu içeren bir anket uygulanmıştır. Son olarak fiziksel performansları değerlendirilmiştir. Fiziksel performansın değerlendirilmesinde karada hızın göstergesi 30m sprint, patlayıcı bacak gücünün göstergesi broad jump, üst ekstremite kuvvet ve dayanıklılığının göstergesi şınav testi, çevikliğin göstergesialtıgen çeviklik testi ve merkez kasların enduransının göstergesi düz plank; buzda ise buzda hızın göstergesi 30m sprint ve buzda çevikliğin göstergesiçeviklik s testleri uygulanmıştır. Sporcuların şınav sayısıile sol el ve sağ diz yaralanması arasında ilişki bulunmuştur. Şınav testi değerleri aynı zamanda dislokasyon tipi yaralanma ile ilişkili bulunmuştur. Oyuncuların yaralanma mekanizmalarından pak yaralanması ile çeviklik s testi sonuçları arasında, aşırı kullanım yaralanması ile ise 30m sprint ve altıgen çeviklik testleri değerleri arasında ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak performans testlerinden şınavtesti sporcuların yaralanma sonrası performans değerlerini belirleyen ayırt edici bir testtir. Ayrıca buz üzerinde yapılan değerlendirmeler ilegövde stabilitesinin göstergesi olan karada plank testi arasında korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Literatürde buz hokeyi ile ilgili çalışmaların azlığı ve oldukça hızlı, tempolu ve sert bir oyun olan buz hokeyinde yaralanma-performans ilişkisini inceleyen bir çalışmanın eksikliği bu çalışmanın yapılmasının nedenlerindendir. Anahtar Kelimeler: Buz hokeyi, fiziksel performans, yaralanma
Serebral palsili çocuklarda oturma esnasındaki fotoğrafik postür analizinin güvenilirliği ve postürün gövde kontrolü ve kaba motor fonksiyonlar arasındaki ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda fotoğrafik postür analizinin (FPA) spastik tip SP'li çocuklarda oturma pozisyonundaki güvenilirliğini analiz etmek ve FPA ile motor performans ve gövde kontrolü arasındaki ilişkiyi incelemekti. Kaba Motor Fonksiyon Sınıflaması (KMFSS)'na göre I,II ve III seviyesinde olan hemiparetik ve diparetik SP tanısı almış 5-12 yaş arasındaki 65 SP'li çocuk, oturma pozisyonunda FPA ile değerlendirildi. Fotoğrafik postür analizinin güvenirliliğini değerlendirmek için ölçümler birer gün aralıklarla iki araştırmacı tarafından yapıldı. Çocukların gövde kontrolleri, Gövde Kontrolü Ölçüm Skalası (TCMS) ile motor fonksiyonları, Kaba Motor Fonksiyon Ölçümü (KMFÖ) ile değerlendirilirdi. FPA ile değerlendirilen kraniovertebral açı, sagital baş eğimi, sagital omuz ve C7 açısı, koronal baş eğimi, koronal omuz açısı, torasik kifoz açısı, lumbal lorduz açısı, koronal pelvis eğimi açılarının gözlem içi ve gözlemciler arası yüksek güvenilirliği olduğu bulundu (ICC>0.9). FPA'nın SP'li çocuklarda oturma postüründe TCMS toplam puanı ile sagital baş eğimi (r=0,270), sagital omuz ve C7 açısı (r=0,255)arasında orta pozitif, koronal baş eğimi (r=-0,442) ve koronal pelvis açısı (r=-0,454) arasında orta negatif anlamlı korelasyon bulundu. KMFÖ toplam puanı ile sagital omuz ve C7 açısı arasında orta pozitif (r=0,293), koronal baş eğimi (r=-0,363), koronal omuz açısı (r=-0,268) arasında orta negatif ve koronal pelvis açısı (r=-0,535) arasında güçlü negatif anlamlı korelasyon bulundu (p<0.05). Sonuç olarak FPA SP'li çocuklarda oturma pozisyonunda postürü değerlendiren güvenilir bir ölçektir ve kliniklerde kullanımı uygundur. SP'de oturma postüründe başın öne tilti, omuzun protraksiyonu, baş ve pelvisin asimetrisinin artması, gövde kontrolü ve motor fonksiyonların azalmasına neden olmaktadır. Fizyoterapistler klinik olarak, gövde kontrolünü, fonksiyonel aktiviteleri geliştirmek için pelvis, baş ve omuz kuşağındaki postüral hizalamaya dikkat etmelidir.
Serebral palsili hastalarda kinezyo bantlamanın üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkileri
Serebral palsi (SP) yaşam boyu engellilik ve motor işlev kaybı ile ilişkili en yaygın hareket bozukluğudur. SP'li çocukların yaklaşık %50'sinde el fonksiyonlarında bozukluk görülür. Bu çalışmanın amacı, SP'li hastalarda kinezyo bantlamanın üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkileri incelemektir.Bu çalışmaya SP tanısı almış, 6-16 yaş arası çocuklar dahil edilmiştir. Çalışma 14 kişilik SP'li hasta grubundan oluşmaktadır. Çalışmanın ilk aşamasında 14 kişilik SP'li hasta grubuna Frenchay Arm Testi ve Moberg toplama testleri uygulanmıştır. Daha sonra aynı hasta grubuna kinezyo bantlama yapılmış ve testler yine uygulanmıştır.Kontrol grubunda, uygulamadan önce, 45. dakikada ve 1 hafta sonra yapılan Franchey Arm Testi ölçüm değerlerindeki değişim düzeyinin anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Çalışma grubunda uygulamadan önce, 45. dakikada ve 1 hafta sonra yapılan Franchey Arm Testi ölçüm değerlerindeki değişim düzeyinin anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.001).Kontrol grubunda, uygulamadan önce, 45. dakikada ve 1 hafta sonra yapılan Moberg Toplama Testi ölçüm değerlerindeki değişim düzeyinin anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Çalışma grubunda uygulamadan önce, 45. dakikada ve 1 hafta sonra yapılan Moberg Toplama Testi ölçüm değerlerindeki değişim düzeyinin anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.001).Bu çalışmada SP'li çocukların el bileği ekstansör kaslarına kinezyo bantlama uygulaması sonucunda, Franchey Arm ve Moberg testleriş ile gösteridiği üzere, ince motor fonksiyonlarda iyileşme olduğu ortaya çıkmıştır. Etkinliği, nispeten ucuz maliyeti ve kolay uygulanması nedeniyle, kinezyo bantlama uygulamasının geleneksel tedaviye ek olarak kullanılmasının, SP'li çocuklarda üst ekstremite fonksiyonelliğini iyileştirmek ve geliştirmek için hedefe yönelik fonksiyonel tedavi stratejilere yardımcı olabileceği düşüncesindeyiz.
Diyafragmatik mobilizasyon tekniklerinin obez bireylerde solunum fonksiyonları, yorgunluk, uyku kalitesi ve anksiyete, depresyon üzerine etkileri
Obez bireylerde gelişen solunum problemlerine yönelik uygulanan mobilizasyon yöntemlerinin etkileri bilinmemektedir. Bu çalışmada obez bireylerde diyafragmatik mobilizasyon tekniklerinin, solunum fonksiyonları, yorgunluk, uyku kalitesi, anksiyete ve depresyon üzerine etkilerini araştırmak amaçlandı. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında, vücut kütle indeksi (VKİ) 30 kg/m2 ve üzeri olan bireyler dahil edildi. Sosyodemografik bilgileri kaydedilerek, randomize diyafragmatik mobilizasyon grubu (n=20) ve kontrol grubu (n=20) olarak ikiye ayrıldı. Tedavi grubuna diyafragmatik mobilizasyon teknikleri (diyafragma translasyon tekniği, diyafragma germe tekniği, diyafragma sekiz tekniği), ortalama 15-20 dakika, haftada 2 seans, toplam 4 hafta uygulandı. Kontrol grubundaki obez bireylere ise herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Her iki gruba çalışma öncesi ve sonrasında gerekli değerlendirmeler yapıldı. Bireylerin solunum fonksiyonları spirometre cihazı ile, solunum kas kuvveti solunum kas kuvveti ölçüm cihazı ile, istirahat metabolizma hızı indirekt kalorimetre cihazı ile, nefes darlığı Modifiye Medical Research Dispne Skalası, yorgunluk düzeyleri Yorgunluk Etki Ölçeği, uyku kaliteleri Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, anksiyete ve depresyon Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği, yaşam kalitesi ise Kısa Form-36 (SF-36) anketi ile değerlendirildi. Çalışmamızda her iki grup fark değerlerinin karşılaştırmasında, spirometrik ölçümlerden FEF (%25-75), MVV (%), (L) parametrelerinde, solunum kas kuvvet ölçümü tüm parametrelerinde, yorgunluk, uyku kalitesi, depresyon, SF-36; fiziksel fonksiyon, enerji alt parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç olarak, diyafragmatik mobilizasyon tekniklerinin obez bireylerin solunum fonksiyonları, uyku ve yaşam kalitesini geliştirebilecek, yorgunluk semptomunu azaltabilecek, güvenli ve uygulanabilir bir yaklaşım olduğu görüldü. İleriki çalışmalarda daha fazla olgu ile farklı hastalık gruplarında da bu etkilerin incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Obezite, diyafragma, mobilizasyon, solunum fonksiyonları Bu tez çalışması Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurul (KA19/393) ve onayı ile gerçekleştirildi.
Adölesan kız basketbolcularda pilates ve geleneksel stabilizasyon egzersizlerinin etkisi
Bu çalışmada; Adölesan kız basketbolcularda pilates ve geleneksel stabilizasyon egzersizlerinin etkisini araştırmak amaçlandı. Çalışmaya 12-16 yaş aralığında, Çağdaş Batı İhtisas Spor Kulübü kadın basketbol sporcuları dâhil edildi. Sosyodemografik bilgileri kaydedilerek, sporcular randomizasyonla iki gruba ayrıldı: Pilates grubu (n=8), geleneksel stabilizasyon grubu (n=8). İlk gruba pilates'in on temel ilkesine dikkat edilerek eğitim verildi. İkinci gruba geleneksel "Core" stabilite egzersizleri verildi. Her iki gruptaki sporculara verilen egzersiz programı 6 hafta boyunca, haftada 3 gün 60 dakika eğitim verilerek uygulandı. Tüm değerlendirmeler 6 haftalık eğitim öncesi ve sonrasında her iki grup için de yapıldı. Sporculardaki nöromuskuler kontrol için kapalı kinetik zincir üst ekstremite stabilite testi uygulandı. Solunum kas güçleri değerlendirildi. Aerobik kapasite için on sekiz metre sprint test uygulandı. Psikolojik etkilenimleri için de sporda zihinsel dayanıklılık envanteri kullanıldı. Kapalı kinetik zincir üst ekstremite stabilite testinde grup içine bakıldığında her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı artış bulundu (p<0,05). Solunum kas gücü ölçüm parametrelerinin grup içi farklılıklarına bakıldığında her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken (p<0,05), geleneksel stabililizasyon egzersiz grubu için hacim parametresinde anlamlı bir değişiklik saptanmadı (p=0,16). Aerobik kapasite farklılıklarına bakıldığında her iki grupta da anlamlı artış tespit edildi (p<0,05). Sporda zihinsel dayanıklılık envanteri ölçüm parametrelerinin grup içi farklılıklarına bakıldığında, anlamlı bir artış bulundu (p<0,05). Değerlendirilen tüm parametrelerin grup içinde ortalama farkları göz önünde bulundurulduğunda gruplar arasında parametrelerin değişimi açısından da fark olmadığı gözlemlendi (p>0,05).Sonuç olarak adölesan kız basketbol oyuncularında pilates ve geleneksel stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin adölesan sporcularda oyun içi performanslarının artması için olumlu bir katkı sağlayacağını söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Pilates, stabilizasyon, egzersiz, basketbol Bu tez çalışması Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurul (KA19/316) ve onayı ile gerçekleştirildi.
Serebral palsili çocuklarda bantlamanın salya kontrolü ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmada; serebral palsili çocuklarda bantlamanın salya kontrolü ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmak amaçlandı. Serebral palsi tanısı almış salya kontrol bozukluğu olan toplam 41 çocuk çalışmaya dahil edildi. Sosyodemografik bilgileri kaydedilerek, çocuklar randomizasyonla 3 gruba ayrıldı: Kinezyo bantlama grubu (n=16), plasebo kinezyo bantlama grubu (n=9) ve kontrol grubu (n=16). Kinezyo bantlama grubuna yapılan uygulama orbikularis oris kasını ve suprahyoid bölgeyi içermekteydi. Mekanik koreksiyon tekniğiyle uygulama yapıldı. Plasebo grubuna yapılan uygulama ise temporamandibular bölgeye I bant uygulaması şeklindeydi. Herhangi bir teknik uygulanmadan gerimsiz yapıştırıldı. Salya değerlendirmesi için Salya Şiddet ve Sıklık Skalası ve 5 dakikalık Salya Sorgulaması, yaşam kalitesi için ise Aile Etki Ölçeği (AEÖ) kullanıldı. Tüm değerlendirmeler uygulamalardan önce, 45 dk sonra ve 2 gün sonra tekrar edildi. Salya şiddetinde, sıklığında, miktarında ve yaşam kalitesinde Kinezyo Bantlama grubunda anlamlı iyileşme tespit edildi (p<0,05). Plasebo Kinezyo Bantlama ve kontrol gruplarında ise anlamlı bir değişiklik saptanmadı (p>0,05). Elde edilen veriler doğrultusunda kinezyo bantlama uygulamasının salya kontrol bozukluğu olan serebral palsili çocuklarda olumlu etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Sonuç olarak salya problemi bulunan serebral palsili çocuklarda kinezyo bantlama uygulamasının tedavi programına eklenmesinin çocuk, aile, fizyoterapist etkileşiminin her bir elemanında büyük fayda sağlayacağı görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Bantlama, serebral palsi, yaşam kalitesi Bu tez çalışması Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu (KA19/316) ve Sağlık Bakanlığı onayı ile gerçekleştirildi.
Farklı fiziksel aktivite düzeylerine sahip boyun ağrılı bireylerde uyku kalitesi, fonksiyonellik ve farkındalığının incelenmesi
çalışmanın amacı farklı fiziksel aktivite düzeylerine sahip boyun ağrılı bireylerde uyku kalitesi, fonksiyonellik ve farkındalığının incelenmesi idi. Çalışmamıza en az 3 aydır ağrı şikayeti olan 122 birey katıldı. Bireylerin sosyodemografik ve klinik özellikleri kaydedildi. İstirahatte, aktivite sırasında ve gece oluşan ağrı şiddetleri vizuel analog skala ile değerlendirildi. Bireylerin fiziksel aktivite seviyeleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi'nin (UFAA) kısa formu ile değerlendirildi. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile değerlendirildi.Boyun farkındalığı Fremantle Boyun Farkındalık Anketi ile değerlendirildi. Bireyler fiziksel aktivite seviyelerine göre inaktif, az aktif ve yeterince aktif olarak üç gruba ayrıldı. Grupların ağrı düzeyleri, uyku kaliteleri, fonksiyonellikleri ve boyun farkındalıkları karşılaştırıldı.Üç grubun değerlendirilen tüm parametreleri birbirinden istatistiksel olarak farklı bulundu (p<0,05). Ağrı şiddeti açısından inaktif grup, az aktif ve yeterince aktif grup arasında fark gözlendi. Yeterince aktif olan grup istirahatte boyun ağrısı en az iken, az aktif grubun ağrısı en fazla idi. Yeterince aktif olan grup istirahatte boyun ağrısı en az iken, az aktif grubun ağrısı en fazla idi. Yeterince aktif olan grubun gece boyun ağrısı en az iken, az aktif grubun ağrısı en fazla idi. İnaktif grubun uyku kalitesi en az değere sahip iken az aktif grubun uyku kalitesi en fazla bulundu. Yeterince aktif grup en fazla fonksiyonelliğe sahip iken, en az fonksiyonelliğe inaktif grup sahip idi. İnaktif grubun boyun farkındalığı en az değere sahip iken az aktif grubun boyun farkındalığı en fazla bulundu.
Uzaktan eğitim alan üniversite öğrencilerinde uygulanan egzersiz eğitiminin etkinliği
Çalışmamızın amacı uzaktan eğitim döneminde üniversite öğrencilerinde telekonferans yoluyla uygulanan egzersiz eğitiminin fiziksel uygunluk, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam kalitesi, anksiyete depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkilerini incelemekti. Çalışmamızda 18-25 yaş arası 44 üniversite öğrencisi, rastgele olarak, egzersiz eğitim grubu ve kontrol grubu olarak iki eşit gruba ayrıldı. Egzersiz eğitimi grubuna sekiz hafta, haftada üç gün, telekonferans yoluyla ve bir fizyoterapist gözetiminde, postür egzersizleri, solunum egzersizleri ve stabilizasyon egzersizlerini içeren egzersiz eğitimi verildi. Kontrol grubuna ise çalışma öncesi ve sonrası değerlendirmeleri yapılıp, egzersizin önemi hakkında tek bir görüşme ile bilgilendirme yapıldı. Bireylerin esneklikleri; otur-uzan, lateral uzanma, sırt kaşıma testleri, kassal enduransları mekik, şınav, plank, sandalyade otur kalk testleri, kardiyovasküler enduransları; iki dakika adım testi ve dengeleri; flamingo denge testi ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyleri; Uluslar Arası Fiziksel Aktivite Ölçeği, yaşam kalitesi; SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, anksiyete depresyon düzeyleri; Hastane Anksiyete Depresyon Anketi ve uyku kaliteleri Pittsburg Uyku Kalite İndeksi ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, eğitim grubunda esneklik, kassal endurans, denge, kardiyovasküler endurans, fiziksel aktivite düzeyleri, anksiyete depresyon, yaşam ve uyku kalitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir gelişme görüldü (p<0,05). Kontrol grubunda ise flamingo denge testi ölçümleri (p<0,05) hariç, diğer ölçüm parametrelerinde anlamlı değişim görülmedi. Sonuç olarak üniversite öğrencilerinde telekonferans yöntemiyle uygulanan egzersiz eğitiminin güvenli ve uygulanabilir olduğu, ileriki çalışmalarda farklı popülasyonlar ve farklı şiddette egzersiz eğitimleriyle bu etkilerin incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, telekonferans, egzersiz eğitimi, solunum egzersizi, fiziksel aktivite
Sedanter yaşlı bireylerde eve dayalı egzersiz eğitiminin fiziksel uygunluk ve fonksiyonellik üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı; sedanter yaşlı bireylerde fizyoterapist gözetiminde uygulanan eve dayalı egzersiz eğitiminin fiziksel uygunluk ve fonksiyonellik üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışma, 65 yaş ve üstü 32 sedanter yaşlı birey üzerinde gerçekleştirildi. Bireyler; fizyoterapist gözetiminde egzersiz eğitimi alan grup (n=16, ortalama yaş: 68,25±4,89) ve kontrol grubu (n=16, ortalama yaş: 73,31±5,71) olmak üzere randomize olarak iki gruba ayrıldı. Egzersiz eğitimi alan gruptaki bireylere fizyoterapist gözetiminde 8 hafta, haftada 3 gün, 45 dakika kuvvetlendirme, esneklik, endurans ve denge egzersizlerinden oluşan egzersiz programı verildi. Egzersizler haftada 1 seans yüz yüze, 2 seans telefon görüşmesi ile takip edildi. Kontrol grubuna ise 8 hafta, haftada 3 gün ısınma egzersizleri ve 30 dakika yürüyüş önerildi ancak egzersiz grubunda olduğu gibi fizyoterapist gözetimi yapılmadı. Bireylerin fiziksel uygunluk düzeyi ―Senior Fitness Test‖ ile; denge düzeyi ―Berg Denge Ölçeği‖ ile; fonksiyonel mobilite düzeyi ―Süreli Kalk Yürü Testi‖ ile ve düşme korkusu ise ―Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği‖ ile değerlendirildi. Değerlendirmeler eğitim programı öncesi ve sonrasında yapıldı. Eğitim sonrası grup içi karşılaştırmalarda egzersiz grubunda Senior Fitness Test'in tüm alt parametrelerinde, Berg Denge Ölçeği puanında, Süreli Kalk Yürü Testi skorunda, Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği puanında anlamlı gelişme olduğu görüldü (p<0,05). Kontrol grubunda yalnızca 8 adım kalk yürü testinde anlamlı gelişme olduğu görüldü (p<0,05). Eğitim sonrası gruplar arası karşılaştırmada ise egzersiz grubunda Senior Fitness Test'in tüm alt parametrelerinde, Berg Denge Ölçeği puanında, Süreli Kalk Yürü Testi skorunda, Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği puanında kontrol grubuna göre anlamlı gelişme olduğu görüldü (p<0,05). Yaşlı bireylerde fizyoterapist gözetimli eve dayalı egzersiz eğitiminin fiziksel uygunluk, denge, fonksiyonel mobilite ve düşme korkusu üzerinde olumlu etkileri vardır. Aktif ve sağlıklı yaşlanma kavramı ile evde bakım hizmetlerinin öneminin giderek arttığı şu günlerde eve dayalı egzersiz programlarının etkilerini araştıran daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, Fiziksel Uygunluk, Sağlık, Yaşlı, Yaşlanma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır. (Proje no: KA2020/116)
COVID-19 geçirmiş kişilerde tedavi sonrası fiziksel aktivite korkusu ve depresyon
Çalışmanın amacı; COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş kişilerde fiziksel aktivite korkusu ve depresyon durumunu değerlendirmek, hastanede yatan ile yatmayan arasında fark olup olmadığını incelemektir. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında mental problemi olmayan, COVID-19 enfeksiyonu geçirerek iyileşmiş 115 gönüllü birey (yaş ortalaması: 31±9) katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere fiziksel aktivite korkusunu değerlendirmek için TKÖ Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), depresyon ve anksiyeteyi değerlendirmek için Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) uygulanmıştır. Tüm bireylerin TKÖ puan ortalaması normalin üzerindeydi (41±5). Hastanede tedavi gören hastaların fiziksel aktivite korkusu (43±4), evde tedavi gören hastalardan (40±5) daha yüksekti (p<0.05). HADÖ sonuçlarına göre tüm bireylerin depresyon ve anksiyete ortalaması normal kabul edilen 7'değerinin üzerindeydi (sırasıyla 7,4 ve 9,5). Hastanede yatan bireylerin depresyon ve anksiyete değerleri evde tedavi olanlara göre daha yüksekti. Tüm hastalarda TKÖ puanı ile hem depresyon (r=0.262; p<0.01), hem de anksiyete düzeyleri (r=0.390; p<0.01) arasında pozitif bir ilişki bulundu ve korelasyon katsayılarına göre anksiyetenin TKÖ ile ilişkisi, depresyondan daha yüksekti. Sonuç olarak; COVID-19 enfeksiyonu vakalarında, kinezyofobi, depresyon ve anksiyete oluştuğu, hastanede tedavi olan bireylerde bu değişkenlerin daha yüksek seviyede görüldüğü ve Fiziksel aktivite korkusu ile depresyon ve anksiyete arasında pozitif bir ilişki olduğu tespit edildi.
Postmenopozal dönemdeki sağlıklı kadınlarda telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersiz eğitiminin menopozal semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisi
Bu çalışma postmenopozal dönemdeki sağlıklı kadınlarda telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersiz eğitiminin menopozal semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisini incelemesi amacıyla planlandı. Çalışmaya katılan postmenopozal dönemdeki 40 kadın egzersiz ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Telerehabilitasyon grubuna pilates egzersizleri zoom aracılığı ile haftada iki gün günde 60 dk toplam 6 hafta süresince fizyoterapist eşliğinde yaptırıldı. Kontrol grubuna bir müdahalede bulunulmadı. Değerlendirmeler her iki gruba çalışmanın başında ve 6.hafta sonunda olmak üzere iki defa yapıldı. Menopozal semptom düzeyleri Menopozal Semptomları Değerlendirme Ölçeği ile, yaşam kalitesi Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği ile, depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ile, anksiyete seviyeleri Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda, menopozal semptom düzeyleri bakımından telerahabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersiz sonucunda somatik, psikolojik alt parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülürken (p<0,05), ürogenital semptomlara ait alt parametrede anlamlı değişim görülmemiştir (p=1,000). Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin alt parametreleri olan vazomotor, psikososyal, fiziksel alt parametreleri egzersiz grubunda istatistiksel olarak olumlu iyileşme gösterirken (p<0,05) cinsellik alt parametresine ait puanlarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=1,000). Aynı şekilde telerahabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersizlerin kadınların depresyon düzeylerini düşürdüğü görülmüştür (p<0,05). Anksiyete düzeyleri karşılaştırıldığında ise egzersiz tedavisi sonunda durumluk anksiyetede anlamlı iyileşme görülürken (p<0,05) sürekli anksiyetede ise egzersiz ile bir fark yaratılamamıştır (p>0,05). Kontrol grubunda ise ölçülen tüm parametreler 6. Hafta sonunda benzer olarak bulunmuştur. Sonuç olarak pandemi döneminde telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan pilates egzersiz eğitiminin post menopozal kadınlarda menopozal semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon ve durumluk anksiyete düzeyleri üzerinde iyileştirici etkisinin olduğu söylenirken kadınların menopoz sonu dönemde yaşadığı ürogenital ve cinsel problem üzerinde ise egzersiz ile bir değişiklik oluşturmadığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar ışığında pandemi döneminde postmenopozal dönemdeki kadınlara, yaşadıkları psikolojik ve fiziksel sıkıntıların tedavisi için telerehabilitasyon ile pilates egzersizleri uygulanması etkili bir yöntem olarak önerilebilir. Anahtar kelimeler: Telerehabilitasyon, postmenopoz, egzersiz, yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete
İnme hastalarında el ve önkola uygulanan kinezyo bantlama yöntemlerinin kas tonusu ve motor fonksiyonlar üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; inme hastalarında el ve önkola uygulanan kinezyo bantlama yöntemlerinin kas tonusu ve motor fonksiyonlar üzerine akut etkisinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya her iki grupta 16 birey olmak üzere, toplam 32 inme hastası dahil edildi. Bireyler çalışmaya başlamadan önce randomize olarak iki gruba ayrıldı: El bantlama grubu (n=16) ve önkol bantlama grubu (n=16). El bantlama grubundaki hastalara tek seans 30 dakika süreyle el için epidermis-dermis-fasya yöntemi ile fonksiyonel ve mekanik koreksiyondan oluşan kinezyo bantlama uygulandı. Önkol bantlama grubundaki hastalara ise yine tek seans 30 dakika önkol üzerine bantlama yapıldı. Hastalar bantlama öncesi ve 30 dakikalık bantlama uygulaması sonrasında değerlendirildiler. Hastaların dirsek, el bileği ve parmak kas tonusunun değerlendirilmesi için Modifiye Ashworth Skalası (MAS) kullanıldı. Üst ekstremite kaba ve ince motor fonksiyonları Fugl-Meyer Üst Ekstremite (FM-ÜE) Değerlendirme Ölçeği ile motor beceri ise Wolf Motor Fonksiyon Testi (WMFT) ile değerlendirildi. El bileği eklem hareket açıklığı (EHA) gonyometre ile ölçüldü. Hastaların tanımlayıcı ve klinik özellikleri benzerdi (p>0,05). El bantlama grubu uygulama öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında el bileği fleksör kasları MAS değerinin, FM-ÜE, WMFT-fonksiyonel beceri düzeyi ve el bileği EHA'sının geliştiği görüldü (p<0,05). Önkol bantlama grubunda ise önkol fleksör kasları MAS değerinin, FM-ÜE, WMFT-fonksiyonel beceri düzeyi ve el bileği EHA'sının geliştiği bulundu (p<0,05). İki grup karşılaştırıldığında ise gruplar arasında fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Sonuçta; kinezyo bantlamanın el ve önkol kas tonusunu olumlu etkilediği ve motor fonksiyonları akut olarak geliştirebileceği bulundu. Bununla birlikte; farklı teknikler kullanılarak yapılan el bantlaması ile yalnızca önkola gerimsiz olarak uygulanan bantlama arasında fark olmaması, kinezyo bantlama yönteminde uygulama tekniklerinden çok duysal girdileri artırma yolu ile etkisini meydana getirdiği sonucuna varıldı. İlerleyen çalışmalarda kinezyo bantlamanın etkisinin ne kadar süre ile devam ettiği ve kinezyo bantlamanın fizyoterapi programı ile birlikte uygulanarak uzun dönemdeki etkilerinin araştırılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İnme, Eklem Hareket Açıklığı, El, Önkol.
Üriner inkontinansı olan bireyler için mobil egzersiz uygulaması geliştirilmesi ve etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışmada amacımız; hastaların tedaviye etkin katılımını sağlamak, günlük yaşam aktivitelerini takip etmek, hastanın ve sağlık çalışanının kayıtlara daha rahat ulaşmasını sağlamak, sorumluluk duygusunu arttırmak, düzenli eğitim ve hatırlatmalar yaparak stres üriner inkontinansı önlemeye yönelik eğitimi vermek amacıyla stres üriner inkontinans tanısı almış kadınların cep telefonlarından kullanabilecekleri bir mobil uygulama yazılımı geliştirmek ve etkinliğinin incelenmesidir. Çalışmaya 18 yaş ve üzeri stres üriner inkontinans tanısı almış 26 kadın dahil edildi. Toplam 26 kadın hasta randomize basit yöntemle; 13 kadın hasta kontrol grubu ve 13 kadın aplikasyon grubu olmak üzere iki 2 gruba ayrıldı. Stres üriner inkontinans tanısı almış 26 kadın hastamızla yapılan çalışmada, hastalarımızdan öncelikle sosyo-demogrofik ve klinik özellikleri sorgulayan "Olgu Rapor Formu" nu doldurmaları istendi. Semptom ciddiyetini değerlendirmek için "İnkontinans Etki Soru Formu" ve "Ürogenital Distres Envanteri", idrar kaçırma yakınması değerlendirmek için "İnkontinans Şiddet Skalası", üriner parametreleri değerlendirmek için "İdrar Günlüğü(3 günlük)", üriner yaşam kalitesi için "İnkontinans Yaşam Kalitesi", yaşam kalitesini değerlendirmek için "Nottingham Sağlık Profili", genel iyileşmenin değerlendirilmesi için ise "Hasta Global İyileşme Ölçeği" her iki grup(kontrol ve mobil uygulama grubu) içinde kullanıldı. "Sistem Kullanılabilirlik Ölçeği" anketi ise mobil uygulamamızın kullanılabilirliğini ölçmek için sadece mobil uygulama grubuna uygulandı. Çalışmamızda hem mobil uygulama hem de klasik yöntemle yapılan pelvik taban rehabilitasyonu stres üriner inkontinansı olan kadınlarda inkontinans şiddeti (p<0,001), ürogenital distres (p<0,001), inkontinans etki (p<0,001) ve inkontinans yaşam kalitesi (p<0,001) ile global hasta iyileşme (p<0,001) skorlarında anlamlı etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır. Yine çalışmamızda elde edilen bulgulara göre, mobil uygulama ile yapılan pelvik tabanlı egzersizler, stres üriner inkontinans olan kadınlarda kontrol grubuna göre üriner semptomları istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşürürken, yaşam kalitesini ise arttırmıştır. Sonuç olarak mobil uygulamada hem inkontinans semptomlarında hem de yaşam kalitesinde, klasik uygulamadan daha fazla başarı elde edilmiştir. Klasik yönteme göre mobil uygulama ile hem daha fazla hastaya ulaşabilme imkanı sağlanmakta, hem de çeşitli nedenlerle sağlık kurumlarına gelmekte güçlük yaşayan hastaların da egzersize bağlı kalım süreleri artmaktadır. Geliştirdiğimiz bu mobil uygulama stres üriner inkontinans hastalarına birinci basamak tedavi olarak güvenle önerilebilir.
Fazla kilolu ve obez bireylerde COVID-19 izolasyon döneminde uygulanan telerehabilitasyonun etkinliği
Çalışmamızın amacı COVID-19 izolasyon döneminde fazla kilolu ve obez bireylerde telerehabilitasyon yoluyla uygulanan egzersiz eğitiminin fiziksel uygunluk, yorgunluk, nefes darlığı, uyku kalitesi, anksiyete ve depresyon düzeyi, yaşam kalitesi üzerine etkilerini incelemekti. Çalışmamızda 18-65 yaş aralığında, VKİ değerleri 25 kg/m2 ve üzeri olan 41 kişi, rastgele, telerehabilitasyon (n:21) ve kontrol grubu (n:20) olarak iki gruba ayrıldı. Uzaktan canlı bağlantı ile telerehabilitasyon grubuna uygulanan egzersiz eğitimi 6 hafta, haftada 3 gün, deneyimli bir fizyoterapist gözetiminde, ısınma-soğuma egzersizlerini, gövde stabilizasyon egzersizlerini ve solunum egzersizlerini içerdi. Kontrol grubuna ise sadece tek seans egzersizin önemi konusunda bilgilendirme yapılarak ve tek seans solunum egzersizleri gösterilerek başlangıçta ve 6 hafta sonra değerlendirmeleri yapıldı. Bireylerin fiziksel uygunluk düzeyleri; Senior Fitness Test protokolü, yorgunluk düzeyleri; Yorgunluk Şiddet Ölçeği, nefes darlığı; Modified Medical Research Council Dispne Skalası, uyku kalitesi; Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, anksiyete ve depresyon düzeyleri; Hastane Anksiyete Depresyon ölçeği, yaşam kalitesi Kısa Form-36 ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda telerehabilitasyon grubunda fiziksel uygunluğun tüm parametrelerinde, yorgunluk, nefes darlığı, uyku kalitesi, anksiyete ve depresyon düzeyi, yaşam kalitesinde istatiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). İki grup fark değerlerinde ise fiziksel uygunluk ve yaşam kalitesinin tüm parametrelerinde, yorgunluk, nefes darlığı, anksiyete ile depresyonda ve uyku kalitesinin; toplam puan, öznel uyku kalitesi, uyku latansı ve gündüz işlev bozukluğu parametrelerinde istatistiksel olarak telerehabilitasyon lehine anlamlı düzeyde farklı olduğu görüldü (p <0.05). Sonuç olarak COVID-19 pandemi sürecinde telerehabilitasyon yoluyla uygulananan egzersiz eğitiminin fazla kilolu ve obez bireylerde etkili, güvenli ve uygulanabilir bir yaklaşım olduğu görüldü. İleride telerehabilitasyonun bu populasyonda uzun dönem etkinliğini araştıran çalışmalara ihtiyaç vardır.
Pandemi sürecinde hastanede çalışan fizyoterapistlerin mesleki tükenmişlik, yorgunluk ve mental sağlıkları arasındaki ilişki
Bu çalışmada; pandemi sürecinde hastanede çalışan fizyoterapistlerin mesleki tükenmişlik, yorgunluk ve mental sağlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. En az bir yıldır fizyoterapist olan ve pandemi sürecinde aktif çalışan 130 fizyoterapist çalışmaya dahil edildi. Fizyoterapistlerin sosyodemografik bilgileri ve Covid-19 ile ilgili bilgiler alındıktan sonra mesleki tükenmişlik için duygusal tükenme, kişisel başarı ve duyarsızlaşma boyutlarından oluşan Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ), yorgunluk şiddeti için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), mental sağlık için Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulandı. Anketler çevrim içi olarak uygulandı. Değerlendirme sonucunda yorgunluk şiddet puanı ile duygusal tükenme puanı arasında pozitif yönde (r=0,530; p<0,001), kişisel başarı puanı ile arasında negatif yönde (r=-0,243; p<0,01), duyarsızlaşma puanı ile arasında pozitif yönde (r=0,428; p<0,001) anlamlı doğrusal ilişki olduğu tespit edildi. Beck depresyon puanı ile duygusal tükenme puanı pozitif yönde (r=0,586; p<0,001), kişisel başarı puanı ile arasında negatif yönde (r=-0,233; p<0,01), duyarsızlaşma puanı ile arasında pozitif yönde (r=0,530; p<0,001) anlamlı doğrusal ilişki olduğu bulundu. Yorgunluk şiddet puanı ile beck depresyon puanı arasında ise pozitif yönde (r=0,570; p<0,001) anlamlı doğrusal ilişki olduğu saptandı. Çalışmada pandemi sürecinde çalışan fizyoterapistlerin mesleki tükenmişlik, yorgunluk ve mental sağlık düzeyleri birbiri ile ilişkili bulundu. Covid-19 ile mücadelede ve sonrasında, fizyoterapide hasta yükünün artacağı ve fizyoterapistlere daha fazla ihtiyaç olacağı düşünüldüğünde bu sonuç göz önünde bulundurulmalıdır. Fizyoterapistlerin pandemi sürecine verdiği yanıtlar detaylı değerlendirilerek; mesleki tükenme, yorgunluk ve depresyonun meydana gelmesini önleyecek uygulamalar gerçekleştirilmelidir
Halluks valgus deformitesi bulunan bireylerde uygulanan farklı bantlama tekniklerinin ağrı, denge ve fonksiyonellik üzerine etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı halluks valgus deformitesi bulunan bireylerde uygulanan farklı bantlama tekniklerinin ağrı, denge ve fonksiyonellik üzerine etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya bilateral halluks valgus deformitesi rijit olmayan 18-60 yaş aralığındaki 33 gönüllü birey dahil edildi. Bireyler kinezyolojik bantlama, atletik bantalama ve plasebo bantlama grubu olarak 3 gruba eşit sayıda dahil edildi. Her bir grup haftada 3 kez 4 hafta boyunca bantlandı. Hastalardan bantlama öncesi ve 4 hafta sonrasında, halluks valgus açısı, ağrı şiddeti değerlendirmesi, naviküler düşme testi, ayak postür değerlendirmesi, tek ayak topuk kalkış testi, 10 metre yürüme testi, y denge testi, ayak fonksiyon indeksi, Amerikan ortapedik ayak-ayak bileği derneği skalası interfalanks ve orta ayak, Manchester-Oxford ayak anketi verileri kaydedildi. Kinezyolojik ve atletik bantlamanın, halluks valgus açısı, ağrı, denge ve fonksiyonellik parametrelerinde olumlu sonuçları bulundu. Plasebo bantlamanın, ağrı, denge ve fonksiyonellik parametrelerinde olumlu sonuçları bulundu. 3 grup birbirleriyle karşılaştırıldığında 10m yürüme testinde kinezyo ve atletik bantlama plasebo bantlamaya göre daha etkili bulundu ( p=0,003). Ayak fonksiyon indeksi atletik bantlama kinezyo ve plasebo bantlamaya göre istatiksel olarak daha anlamlı bulundu (p=0,042). Manchester-Oxford yürüme/durma alt parametresi atletik bantlama sonuçları kinezyo ve plasebo bantlamaya göre anlamlı bulundu (p=0,040). Sonuç olarak, kinezyo ve atletik bantlama tekniklerinin halluks valgus deformitesi olan bireylerin rehabilitasyonunda ağrı, denge ve fonksiyonelliğini iyileştirmek amacıyla kullanılabilecek alternatif bir yöntem olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Halluks Valgus, bantlama, ağrı, denge, fonksiyonellik
COVID-19 pandemi sürecinde engelli çocukların fonksiyonelliği ile ebeveynlerin etkilenmeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada; Covid-19 pandemi sürecinde engelli çocukların fonksiyonelliği ile ebeveynlerin etkilenimleri arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlandı. Çalışmaya 4-12 yaş arasında serebral palsi, atipik otizm ve hafif mental retardasyon tanısı almış 84 engelli çocuk ve 84 anne olmak üzere toplam 168 kişi dahil edildi. Anne ve çocukların sosyodemografik bilgileri alındı. Engelli çocukların motor gelişim düzeylerinin fonksiyonel durumlarına yansımasını göstermek amacıyla Pediatrik Özürlülük Değerlendirmesi Envanteri (PÖDE), SP'li çocukların kaba motor fonksiyonlarının değerlendirilmesinde Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS) kullanıldı. Annelerin bakım yükü için Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği (ZBVYÖ), yorgunluk düzeylerini belirlemek için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarını sorgulamak için ise İskandinav Kas İskelet Sistemi Sorgusu (İKİSS) uygulandı. Anketler yüz yüze olacak şekilde araştırmacı tarafından okunarak dolduruldu. Ebeveynler kendi anketlerinin yanı sıra çocukların anketinde de katılımcı oldu. Değerlendirme sonucunda ebeveynlerin bakım yükü puanı ile çocukların PÖDE toplam puanı, kendine bakım ve mobilite puanları arasında anlamlı doğrusal bir ilişki görülmedi (p>0,05). Ebeveynlerin bakım yükü puanı ile çocukların sosyal fonksiyon puanı arasında ise orta düzeyde negatif yönde (r=-0,306; p<0,01) anlamlı doğrusal bir ilişki olduğu saptandı. Ebeveynlerin yorgunluk şiddet puanı ile çocukların PÖDE toplam puanı, kendine bakım, mobilite ve sosyal fonksiyon puanları arasında anlamlı doğrusal bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Ebeveynlerin bakım yükü puanı ile yorgunluk şiddet puanı arasında da anlamlı doğrusal bir ilişki tespit edilmedi (p>0,05). Ebeveynlerin son 12 ay süresince sadece bel bölgesindeki ağrı olağan işlerini yapmayı engelledi. Son 12 ay süresince kas iskelet sistemi ağrısından yakınan ebeveynlerde en çok ağrıyan vücut bölümleri bel, boyun, omuz, sırt, diz bölgesinde olduğu tespit edildi. Sonuç olarak Covid-19 pandemi sürecinde engelli çocukların fonksiyonelliği ile ebeveynlerinin etkilenimleri arasında bir ilişki bulunmadı. Salgın sürecinde farklı tür engele sahip çocukların bakımından sorumlu annelerde, anneyi etkileyen kişisel, psikolojik faktörler ve çocuğun fonksiyonelliğinin günlük yaşama etkisini inceleyen faktörlerin de ayrıntılı bir şekilde sorgulanmasının anneler üzerindeki etkinin anlaşılmasında önemli olacağı görüşündeyiz.
Sağlıklı kadınlarda telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan yoga eğitiminin menstrual semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon -anksiyete düzeyi, vücut farkındalığı ve benlik saygısı üzerine etkisi
Bu çalışma, sağlıklı kadınlarda telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan yoga eğitiminin menstüral semptomlar, yaşam kalitesi, anksiyete-depresyon düzeyi, vücut farkındalığı ve benlik saygısı üzerine etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya premenopozal dönemde 18-45 yaş arasında sağlıklı 32 kadın dahil edildi. Kadınlar telerehabilitasyon yöntemi ile yoga eğitimi alan (n:16) ve kontrol grubu (n:16) olmak üzere rastgele iki gruba ayrıldı. Telerehabilitasyon yöntemi ile yoga eğitimi, zoom programı üzerinden 6 hafta, haftada 2 kere, günde 45 dakika yoga eğitmenliği sertifikası olan fizyoterapist eşliğinde yaptırıldı. Kontrol grubuna bir müdahalede bulunulmadı. Değerlendirmeler online olarak her iki gruba çalışmanın başında ve sonunda olmak üzere iki defa yapıldı. Bireylerin menstrüal ağrı ve semptomları; Menstrual Semptom Ölçeği (MSÖ) ile, sağlıkla ilgili yaşam kaliteleri; Nottingham Sağlık Profili (NSP) ile, depresyon düzeyleri; Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile, anksiyete düzeyleri; Durum ve süreklilik kaygı ölçeği (STAI) ile, vücut farkındalıkları; Vücut Farkındalığı Anketi (VFA) ile ve benlik saygısı Rosenberg Benlik Saygı Ölçeği (RBSÖ) ile belirlendi. Çalışmamızın sonucunda, telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan yoga eğitimi grubunda MSÖ toplam (p=0,001), negatif etkiler (p=0,003), menstrüal ağrı belirtileri (p=0,003), baş etme yöntemleri (p=0,001) alt parametrelerinde, BDÖ skorunda (p=0,000), NSP uyku (p=0,021), enerji (p=0,002), duygusal reaksiyonlar (p=0,000), sosyal izolasyon (p=0,039) alt parametrelerinde istatiksel olarak anlamlı gelişme görülürken, NSP fiziksel ve ağrı alt parametrelerinde, STAI, VFA, RSB skorlarında istatiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Kontrol grubunda ise NSP toplam skorundaki istatistiksel olarak anlamlı kötüleşme (p=0,000) hariç, tüm sonuç ölçümleri benzer bulundu (p>0,05). İki grup arasındaki fark değerlerinde, MSÖ tüm alt parametrelerinde, NSP uyku, enerji, duygusal reaksiyonlar ve sosyal izolasyon alt parametrelerinde, BDÖ ve VFA skorunda yoga eğitim grubu lehine istatistiksel olarak fark bulundu (p<0,05). Sonuç olarak telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan yoga eğitiminin, sağlıklı kadınlarda menstrüal semptomlar, depresyon, yaşam kalitesi ve vücut farkındalığı üzerinde iyileştirici etkisi olduğu söylenirken kadınların benlik saygısı ve durumluluk-süreklilik kaygı düzeyinde ise bir değişiklik oluşturmadığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar ışığında, sağlıklı kadınlara telerehabilistasyon yöntemi ile uygulanan yoga eğitiminin menstrüal semptomları ve depresyonu azaltmada, yaşam kalitesi ve vücut farkındalığını arttırmada güvenli ve etkili bir yöntem olduğu ve gelecek çalışmalarda daha fazla olgu ile farklı popülasyonlarda bu etkilerin incelenmesi gerektiği düşünülmektedir.
Subakut inmeli hastalarda farklı modalitelerde robot destekli yürümenin kardiyorespiratuar yanıtlar ve enerji tüketimi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı subakut inmeli hastalarda farklı modalitelerde robot destekli yürümenin kardiyorespiratuar yanıtları ve enerji tüketimi üzerine etkisini değerlendirmekti. Çalışmamız 18-65 yaş aralığındaki 16 bireyden oluştu. Çalışmamızda tek taraflı iskemik veya hemorajik inmeden sonra hemipleji tanısı hekim tarafından konulan bireyler inme grubunu oluşturdu. Bu koşullarda çalışmadaki deney grubuna 8 subakut inmeli birey ve kontrol grubuna ise 8 sağlıklı birey dahil edildi. Her katılımcı art arda üç gün rasgele dizide, lokomat üzerinde üç test (ilk test; %100 rehberlik kuvveti (GF), %100 vücut ağırlığı desteği (BWS), ikinci test; %80 GF, &50 BWS, üçüncü test; %60 GF, %30 BWS) gerçekleştirildi. İki grubun ayrı ayrı üç test sonuçlarının karşılaştırılmasında inme grubunun, oksijen tüketimi (VO2), karbondioksit üretimi (VCO2), tidal volüm (VT), nabız rezervi (HRR), saatte yakılan kalori (Eeh), Borg dispne değerleri, kontrol grubunun VO2, VCO2, dakika ventilasyonu (VE), kalp atış hızı (HR), nabız rezervi (HRR), saatte yakılan kalori (Eeh), Borg değerleri istatistiksel olarak anlamlı farklı idi. 3. test sonuçlarının, 1. ve 2. test sonuçlarından anlamlı derecede daha büyük olduğu görüldü. Sonuç olarak, bu çalışma azalan GF ve BWS değerlerinde robot yardımlı yürüyüşün hem subakut inmeli hastalarda hem de sağlıklı bireylerde yeterli kardiyometabolik ve enerji yanıtını oluşturabileceğini göstermektedir.
Kronik boyun ağrılı bireylerde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon yönteminin ağrı ve eklem pozisyon hissi üzerine akut etkisi
Bu çalışmada; kronik boyun ağrılı bireylerde tek seanslık Enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyonu (EYYDM) uygulamasının, ağrı ve eklem pozisyon hissi (EPH) üzerine akut etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmaya en az 12 haftadır kronik boyun ağrısı olan 18-65 yaş arası 39 birey dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireyler, blok randomizasyon yöntemi ile EYYDM uygulaması (n=13), sham uygulama (n=13) ve kontrol (n=13), (7 kadın, 6 erkek) olarak üç gruba ayrıldı. Katılımcıların ağrı şiddeti görsel analog skala (GAS) ile, eklem pozisyon hissi "Cervical Range of Motion" (CROM - Performance Attainment Associates, Lindstrom, Minnesota, US) cihazı kullanılarak uygulamalardan önce ve sonra değerlendirildi. Kontrol grubu harici gruplara ilk ölçümden sonra tek seans EYYDM veya sham EYYDM uygulaması yapıldı. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Değerlendirme sonucunda, GAS skorunda uygulama sonrasında akut olarak istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p=0,001). EYYDM grubunda servikal bölgenin tüm yönlerinde eklem pozisyon hissinde (EPH) istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler bulundu (p<0.05). Sham grubunda ise EPH'de servikal ekstansiyon, sol rotasyon ve sol lateral fleksiyon hareketlerinde önemli kazanımlar saptandı (p<0.05). Kronik boyun ağrılı bireylerin, fizyoterapi programlarında EYYDM uygulamasına da yer verilmesinin ağrı ve EPH üzerinde olumlu etkiler oluşturacağını düşünmekteyiz.
Yoga yapan bireylerde servikal bölge taktil duyu keskinliği ve vücut farkındalığının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, düzenli yoga yapan sağlıklı bireyler ile yoga yapmayan sağlıklı sedanter bireylerin, servikal bölge taktil duyu keskinliğini ve vücut farkındalığını karşılaştırmaktır. Bu amaçla çalışmaya dahil edilen 18-35 yaş arası 60 bireyden 30'u en az 6 aydır düzenli vinyasa ve hatha yoga yapan birinci grubu; yaş, cinsiyet, beden kütle indeksi bakımından eşleştirilmiş diğer 30 sağlıklı sedanter birey ise ikinci grubu oluşturdu. Taktil duyu keskinliğini objektif olarak değerlendirmek amacıyla her iki grubun servikal bölgede C7, C5, C3, C1 ve T1 segmentlerine, dijital kaliper ile iki nokta ayrım duyu (2NAD) testi ölçümü yapıldı. Vücut farkındalığını ölçebilmek için ise Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması yapılmış Vücut Farkındalık Anketi (VFA) kullanıldı. Elde edilen veriler, SPSS 22.0 kullanılarak analiz edildi. Grupların 2NAD verileri arasındaki fark incelendiğinde, yoga yapanların, yapmayan bireylere göre servikal bölgedeki 2NAD eşiklerinin daha düşük çıktığı görüldü (p<0,001). Grupların VFA toplam skorları arasındaki fark incelendiğinde ise yoga yapanlarda vücut farkındalığının daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Bununla birlikte, yoga yapma süresi ile vücut farkındalığı arasında pozitif yönde bir korelasyon bulundu (r=0,567, p<0,001). Ayrıca, yoga yapma süresi ile 2NAD eşikleri arasında servikal bölgede ölçüm yapılan tüm segmentlerde negatif yönde korelasyon bulunurken (p<0,001); en büyük korelasyon C7 segmentinde (r=-0,844, p<0,001), en düşük korelasyon C3 segmentinde bulundu (r=0,669, p<0,001). Sonuç olarak; yoga uygulamalarının fizyoterapi programlarına eklenmesi, vücut farkındalığını ve taktil duyu keskinliğini artırarak, ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerinde pozitif yönde bir etki sağlayabilir. Benzer çalışmaların uzun izlem periyotlarını içerecek şekilde yapılması bu uygulamaların sonuçları hakkında daha fazla bilgi verecektir.
Multi-gravitasyonel süspansiyon temelli terapinin düzenli egzersiz alışkanlığı olmayan kadınlarda postür, fiziksel uygunluk, yaşam kalitesi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı egzersiz alışkanlığı olmayan kadınlarda M-Gravity programının postür, fiziksel uygunluk, yaşam kalitesi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya toplam 40 kadın birey dahil edildi. Özel bir spor merkezine egzersiz için başvurmuş 20 kadın birey egzersiz grubuna dahil edilirken kontrol grubu olarak 20 düzenli egzersiz alışkanlığı olmayan kadın çalışmamıza dahil edildi. Egzersiz grubuna haftada iki gün ayda 8 seans olacak şekilde, 60 dakika M-Gravity egzersiz yaptırıldı. Her iki grubun postür analizi New York Postür Analizi ile değerlendirildi. Fiziksel uygunluk parametrelerinden esneklik için hamstring ve pektoral kasların esnekliği değerlendirildi ve endurans düzeyi için plank pozisyonunda durma süresi değerlendirildi. Gövde stabilizasyonu Stabilizer pressure biofeedback (Chattanooga Stabilizer) ile değerlendirildi. Kadınların algılanan sağlık düzeyleri Nottingham Sağlık Profili (NSP) anketi ile değerlendirildi. Beck Depresyon Ölçeği ile depresyon seviyeleri değerlendirildi. Uyku kalitesinin ölçümü ise Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile yapıldı. Egzersiz öncesi ve 4 hafta sonrası olacak şekilde iki değerlendirilme yapıldı. Sonuç olarak egzersizler sonrasında; New York Postür analizi, endurans süresi, Hamstring sağ-sol ve stabilizer puanları istatistiksel olarak anlamlı şekilde M-Gravity egzersiz grubunda daha yüksekti (p<0,05). Pektoral sağ-sol ve NSP puanları ise istatistiksel olarak anlamlı şekilde kontrol grubunda daha yüksekti (p<0,05). Depresyon ölçeği ve uyku kalitesi ortalamaları ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi (p>0,05). Sonuç olarak bu çalışmada egzersiz alışkanlığı olmayan kadınlarda sekiz M-Gravity programının postür, fiziksel uygunluk, yaşam kalitesi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine olumlu etkilerinin olabileceği sonucuna varılırken literatürde ilk defa araştırılan bu egzersiz programı ile düzenli egzersiz alışkanlığı olmayan kadınlarda pozitif etkilerin ortaya çıkarılabileceğini düşünmekteyiz.