
207
Archived Theses
1
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hipoksik iskemik ensefalopati oluşturulan yenidoğan sıçanlarda işitsel fonksiyon kaybı ve eritropoetin etkisinin araştırılması
Amaç: Yenidoğan sıçanlarda hipoksik iskeminin işitme üzerine etkisi ve rekombinan eritropoetinin koruyucu etkinliğinin araştırılmasıGereç ve Yöntem: Postnatal yedinci günde Wistar albino cinsi 28 adet yavru sıçan dört grup halinde çalışmaya alınmıştır. Birinci grupta (n=8) sadece intraperitoneal serum fizyolojik uygulanmış, ikinci gruptaki deneklere (n=5) hipoksik-iskemi uygulanmadan sadece orta hat boyun insizyonu yapılmış ve intraperitoneal serum fizyolojik verilmiştir. Üçüncü gruptaki (n=8) yavrulara hipoksik iskemi oluşturulup, intraperitoneal serum fizyolojik uygulanmış, dördüncü gruba (n=7) ise hipoksik iskemi sonrasında 1000Ü/kg rekombinan eritropoetin intraperitoneal yolla verilmiştir. Hipoksik iskemik ensefalopati için cerrahi işlem olarak sol kommon karotid arter bağlanarak iskemi oluşturulmuş, daha sonra üçüncü ve dördüncü gruptaki denekler 2,5 saat süre ile %92 saf nitrojen,%8 oksijen içeren bir karışımı solumuşlardır. Çalışmanın yedinci haftasında grupların klik uyaran ve 6 kHz, 8 kHz tone burst uyaran verilerek ABR kayıtları elde edilmiş ve sakrifikasyon yapılmıştır. Beyinsapı, sağ ve sol temporal lob ve koklea yapıları ışık mikroskobu, TUNEL, kaspaz-3 immunohistokimyasal boyama yöntemleri ve elektron mikroskobu ile incelenmiştir.Bulgular: Hipoksik iskemi ensefalopati grubunda ABR kayıtlarında işitmenin tüm hayvanlarda etkilendiği ve etkilenmenin bazı deneklerde iki taraflı olduğu görülmüştür. Hipoksik iskemi ile birlikte rekombinan eritropoetin uygulanan grupta ABR kayıtlarında işitmenin normal değerlerde olduğu ve iki grup arasında istatistiksel fark olduğu saptanmıştır. Histopatolojik değerlendirmelerde; hipoksik iskeminin beyin sapı nöronlarında apopitotik değişikliklere neden olduğu ışık mikrokobu ve immunohistokimyasal yöntemlerle gösterilmiş, Corti organı, spiral ganglion hücreleri ve temporal lob elektron mikroskopik incelemelerinde ise hücrelerde belirgin apopitotik değişiklikler dikkati çekmiştir. Hipoksik iskemi ile eşzamanlı rekombinan eritropoetin uygulamasının apopitotik değişiklikleri önemli ölçüde engellediği saptanmıştır.Sonuç: Hipoksik iskemik ensefalopati işitme sisteminde apopitotik yolakları tetikleyerek işitme kaybına yol açmaktadır. Bu etkilenme rekombinan eritropoetin uygulanması ile önlenebilmiştir.
Koklear implantlı çocuklarda FM sistem kullanımının dil gelişimine etkisi
Günümüzde, bilateral çok ileri derecede işitme kayıplı çocukların dil gelişimlerini sağlamada en etkili yöntem koklear implantasyon olarak kabul edilmektedir. FM sistemleri, koklear implantların ya da işitme aygıtlarının sinyal gürültü-oranını yükselterek özellikle gürültülü ortamlarda konuşmanın anlaşılırlığını artıran yardımcı işitme aygıtlarıdır. Bu araştırmada FM sisteminin koklear implantlı çocukların dil gelişimine ve çocukların günlük yaşantılarına etkisinin ortaya konması amaçlandı. Araştırma için 4- 8 yaş aralığında olan, anaokuluna ya da ilköğretime giden ve en az 1 yıl süreyle tek kulağında implant kullanan 24 çocuk örnek olarak seçildi. Örnek 2'ye bölünerek 12 bireyden oluşan araştırma ve kontrol grupları oluşturuldu. Araştırma grubu düzenli olarak FM sistem kullanırken kontrol grubu herhangi bir yardımcı işitme aygıtı kullanmadı. İki gruptaki bireylerin dil gelişimlerini değerlendirmek amacıyla araştırma başında ve 3 aylık aralıklarla PLS-4 ve TİFALDİ alıcı ve ifade edici alt testleri uygulandı. Araştırma grubundaki bireylerin ailelerine FM sistem değerlendirme anketi uygulandı. Dil gelişim alt testlerinin 3., 6. ve 9. ay sonuçlarının istatistiksel analizi yapıldı. Analiz sonuçlarına göre araştırma grubunun 9. ay TİFALDİ alıcı dil puanları kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). İki grubun diğer aylara ve alt testlere ait puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı. Anket sonuçlarına göre çocukların FM sistemden en çok okulda ve dış ortamda yarar gördükleri öğrenildi.
Farelerde akustik travma ile oluşturulmuş tinnitus modelinde uzun süreli güçlenme aracılı sinaptik plastisite sürecinin incelenmesi
Amaç ve HipotezTinnitus herhangi bir dış uyarı olmaksızın ses algılanmasıdır. Tinnitusun patogenezi tam olarak aydınlatılamamış olmakla beraber, sinaptik plastisite ile olan ilişkisi bu açıdan üzerinde durulan bir konudur.Sinaptik plastisite, iki nöron arasındaki sinapsın dış veya iç ortam değişikliklerine bağlı olarak farklılaşmasıdır. Sinaptik plastisitenin bazı elektrofizyolojik ölçümlerle değerlendirilebilmesi mümkündür. Bu amaçla kullanılabilen düzeneklerden bir tanesi yama kenetlemedir ve bu şekilde uzun süreli güçlenme ortaya konabilmektedir.Bu çalışmada, akustik travma modeli ile oluşturulan tinnitusun patogenezinde uzun süreli güçlenme aracılı sinaptik plastisitenin varlığının gösterilmesi amaçlandı.YöntemÇalışmada 15'i kontrol, 15'i akustik travma grubu olmak üzere toplam 30 adet postnatal 16 günlük BABL/c fare kullanıldı. Hayvanlarda akustik travma modeli ile tinnitus oluşturuldu. Deney hayvanlarında tinnitusun varlığı ve işitme düzeyinin saptanması startle refleks süresi ve boşluğu algılama süresi ölçümleriyle gerçekleştirildi.Postnatal 17. Günde farelerin dorsal koklear nükleuslarından izole edilen fuziform hücrelerde tüm hücre yama kenetleme tekniği kullanılarak uzun süreli güçlenmenin varlığı araştırıldı.BulgularÇalışmaya dahil edilen tüm deney hayvanlarının postnatal 16. Günde 90 dB SPL saf ses ile yapılan ölçümlerinde Startle refleks süreleri beş saniyenin altında saptandı. Kontrol grubu ile akustik travma öncesi akustik travma grubunun boşluğu algılama süreleri arasında istatistiksel fark saptanmadı (p=0,604). Akustik travma grubunda akustik travma sonrası 100 dB SPL saf ses ile yapılan ölçümlerde, deney hayvanlarının startle refleks süreleri beş saniyenin altında elde edilirken, akustik travma öncesine göre boşluğu algılama sürelerinde istatistiksel olarak belirgin artış saptandı ve böylece tinnitusun oluştuğu görüldü (akustik travma öncesi 9,58+/-1,65 sn, akustik travma sonrası 36,89+/-5,08 sn, p=0,001). Tinnitus oluşturulan grupta, kontrol grubuna göre uzun süreli güçlenme görülme sıklığı da anlamlı derecede yüksek bulundu (akustik travma grubunda %86,7 ve kontrol grubunda %13,3 p=0.000).SonuçTinnitusta sinpatik plastisitenin varlığı, tinnituslu hastalarda ve hayvan deneylerinde, bazı kortikal ve subkortikal işitme merkezlerinde aktivite artışının saptanmasıyla dikkati çekmiştir. Farklı merkezlerle bağlantılara olanak veren çok katlı anatomik yapısı ve fizyolojik özellikleri ile dorsal koklear nükleusun, tinnitusta sinpatik plastisitenin kilit noktası olabileceği düşünülmektedir. Sinaptik plastisite göstergelerinden biri olan uzun süreli güçlenmenin bazı hücrelerinde gözlenebilmesi, dorsal koklear nükleus ile ilgili bu konudaki şüpheleri arttırmaktadır.Bu çalışmada, tinnitusu olan farelerin dorsal koklear nükleuslarında, uzun süreli güçlenmenin kontrol grubuna göre anlamlı derecede fazla saptanması, tinnitusun patogenezinde sinaptik plastisitenin varlığına dair güçlü bir kanıt oluşturmaktadır.
Normal işiten çocuklarda kemik ve hava yolu beyinsapı işitsel uyarılmış potansiyellerinin yaşa bağlı değişimi
BİUP testi, saf ses odyometri testine koopere olamayan bebek ve küçük çocukların işitmelerinin değerlendirilmesinde en sık başvurulan objektif test odyolojik yöntemidir. BİUP testinin hava yolundan uygulanması işitme kaybının derecesi hakkında öngörü sağladığı gibi kemik yolundan da uygulanması işitme kaybının tipini belirlemede önemli bilgi verebilir. Genelde işitsel duyarlılığın belirlenmesi amacıyla V. dalga eşiğinin saptanması için uygulanan hava ve kemik yolu BİUP testinde elde edilen bir diğer önemli veri V. dalga latansıdır. V. dalga latansında etkili faktörlerden biri yaştır. Latans anomalilerinin saptanabilmesi için yaşın dalga latansları üzerindeki etkisinin öngörülmesine ve bunun için de çocukluk döneminde çeşitli yaş dönemlerinde normal işitenlere ait normal verilerin belirlenmesine gereksinim duyulmaktadır. Bu araştırmanın amacı BİUP V. dalga latansında yaşın etkisini ortaya koymak ve yaşa bağlı değişimi içeren normal veriyi oluşturmaktır. Araştırmada çocukluk dönemine ait çeşitli yaş dönemlerinde yer alan 51 bireye BİUP testi uygulanarak, bireylerin 76 kulağı hava yoluyla, 65 kulağı kemik yoluyla değerlendirildi. Yaş gruplarında elde edilen verinin normal dağılıma uyup uymadığını belirlemek için Kolmogorov-Smirnov testi, yaş grupları arasında hava yolu ve kemik yolu V. dalga latansları değerlendirmek için bağımsız gruplarda non-parametrik Mann-Whitney U testi, her yaş grubunda hava yolu ve kemik yolu V. dalga latans değerleri eş şiddetlerde non-parametrik Speerman korelasyonu ile değerlendirildi. Korelasyonu desteklemek için, doğrusal regresyon grafik ile gösterildi. Bu araştırmanın sonucunda hava ve kemik yolu V. dalga latanslarının yaş grupları arasında 12. aya kadar anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0.05). 12 aydan sonra gözlenen fark anlamlı bulunmadı. Klinik kullanım amacıyla, hava ve kemik yolunda 35 dB nHL, 25 dB nHL, 15 dB nHL?de elde edilen V. dalga latans ortalamalarını ve +2 SS üzerini içine alan normal değerler oluşturuldu.
İşitsel nöropatili olgularda kontralateral supresyon uygulayarak efferent sistemin değerlendirilmesi
Amaç: İşitsel nöropatinin medial olivokoklear efferent sistem aktivitesi üzerine olan etkilerini TUOAE ve kontralateral supresyon kullanarak test etmek amaçlandı. İşitsel nöropatili olgularda kontralateral supresyon uygulayarak efferent sistem değerlendirildi. Yöntem: En az üç frekansta 3 dB ve üzerinde emisyonları bulunan ve orta kulak problemi saptanmayan on bir bilateral işitsel nöropatili gönüllü olguyla çalışma grubu oluşturuldu. İşitmesi tamamen normal olan ve orta kulak problemi bulunmayan on bir gönüllü olgu ile kontrol grubu oluşturuldu. Her iki grupta ipsilateral kulağa 80±3 dB şiddetinde linear transient klik uyaran, kontralateral kulağa ise linear stimulus modunda 60 dB SPL şiddetinde geniş bant gürültü gönderilerek ipsilateral kulağın gürültü uyaranı varken ve yokken TUOAE ölçümleri gerçekleştirildi. Bulgular: Her iki grup arasında yaş ve cinsiyet yönünden anlamlı bir fark bulunmadı. ANSD ve kontrol grupları arasında supresyon değerleri karşılaştırıldığında oldukça anlamlı fark gözlendi. Her iki grupta da supresyon değerleri bakımından sağ ve sol kulaklar arası anlamlı fark saptanmadı. Her iki grupta da supresyon değerleri bakımından cinsiyetler arasında anlamlı fark saptanmadı. ANSD grubunun KLS öncesi ve sonrası TUOAE amplitüdleri birbirleriyle karşılaştırıldığında tüm frekanslarda KLS sonrası amplitüdlerin arttığı görüldü. Bu artış 2 kHz dışındaki frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı değildi. Kontrol grubu TUOAE amplitüdleri karşılaştırıldığında ise KLS sonrası tüm frekans amplitüdlerinde düşme olduğu görüldü. Bu düşme istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: ANSD olgularında KLS uygulandığında anlamlı bir supresyon gözlenmemektedir. Kontrol grubunda KLS uygulandığında ise oldukça anlamlı supresyon görülmektedir. İşitsel nöropatili olgularda supresyon gözlenmemesi, afferent sistemin işlevsel olmamasından kaynaklanabileceği gibi hem afferent hem de efferent sistemin işlevselliğini yitirmesine bağlı olabilir. Anahtar Sözcükler: ANSD, kontralateral supresyon, MOK eferent sistem.
İşitme kayıplı çocuklarda görsel algı becerilerinin ve vestibülooküler refleksin değerlendirilmesi
Görsel algı, gözlerimizle gördüğümüz bilgilerin beyin tarafından anlamlı ve organize bir şekilde yorumlanma sürecidir. Ülkemizde işitme kayıplı çocukların görsel algısını değerlendiren çalışmalar yeterli sayıda değildir. Görsel algı ile ilgili çalışmaların çeşitlendirilmesi, normal ve anormal duyusal gelişim mekanizmalarını anlamaya ve işitme kayıplı çocukların ihtiyaçlarını daha iyi belirlemeye yardımcı olacaktır. Buna bağlı olarak bu çalışmanın amacı işitme kayıplı çocuklarda görsel algı becerilerini ve vestibülooküler refleksi değerlendirmektir. Bu amaçla çalışmaya alınan 4-8 yaş arası 15 işitme kayıplı ve normal işitmeye sahip 16 çocuğa Frostig Görsel Algı Testi ile vestibüler sistemi ve görsel diklik algısını değerlendiren Subjektif Vizüel Vertikal (SVV) testleri uygulanmıştır. Ayrıca ülkemizde işitme kayıplı çocuklarda fHIT sisteminin kullanıldığı bir çalışma bulunmamaktadır. fHIT ile bakış stabilizasyonu sağlayarak net görüş oluşturan vestibülooküler refleks (VOR) fonksiyonu değerlendirilir. Net görüşün görsel algıyla ilişkisinin de incelenmesi amacıyla çalışmaya alınan bütün çocuklara fHIT testi de uygulanmıştır. Ayrıca uygulanan frostig görsel algı testi, SVV ve fHIT in birbirleriyle ilişkisi olup olmadığına da bakılmıştır. Çalışma sonucuna göre frostig görsel algı testinde, sol kulak fHIT te ve SVV de normal işiten çocuklar işitme kayıplı çocuklara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha iyi performans göstermiştir. Dinamik SVV de ise iki grup performansı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ayrıca yapılan analizler sonucunda testlerin de kendi aralarında ilişkilerinin olmadığı saptanmıştır. Elde edilen bu sonuçlar işitme kayıplı çocuklarda vestibüler sistemin rolü ve bilişsel gelişimle olan bağlantılarını da baz alarak, işitme kayıplı grubun detaylı bir vestibüler test bataryası ile değerlendirilmesini, uygun bir vestibüler rehabilitasyon programına dahil edilmelerini ve görsel algı becerilerinin üzerinde daha fazla durulması gerektiğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Görsel algı, işitme kayıplı çocuklar, vestibülooküler refleks, subjektif vizüel vertikal test
Spirilunanın ratlarda sisplatin ototoksisitesi üzerine etkisi
Amaç: Antioksidan etkinliği bilinen spirulinanın sisplatin ototoksitesine karşı koruyucu etkisinin olup olmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif kontrollü bu hayvan çalışmasında 28 adet Sprague Dawley rat dört gruba ayrıldı. İlaç uygulamalarından önce ve 10 günlük ilaç uygulaması sonrasında her bir gruptaki ratların her iki kulağına distorsiyon ürünü otoakustik emisyon testi (DPOAE) ve işitsel beyin sapı yanıtı (ABR) testleri yapıldı. 1. Gruptaki ratlara (n = 7), tek doz 1 ml intraperitoneal serum fizyolojik (%0.9) verilirken, 2. gruptaki ratlara (n = 7), 15 mg/kg/gün tek doz sisplatin intraperitoneal olarak verildi. 3. gruptaki ratlara (n = 7), 1000 mg/kg/gün spiriluna 10 gün süreyle gavaj ile verildi. 4. gruptaki ratlara (n = 7) 15 mg/kg/gün şekildeki tek doz sisplatin uygulaması ile aynı gün başlanan 1000 mg/kg/gün spirulina 10 gün süreyle gavaj ile verildi. Bulgular: Çalışma öncesi yapılan ölçümlerde gruplar arasında herhangi bir anlamlı fark bulunmadı. DPOAE sonuçları açısından 1. grupta ve 3. grupta ilaç uygulaması öncesi ve sonrasında herhangi bir frekansta anlamlı bir fark gözlenemedi. 2. Grupta ise 2222 Hz, 2500 Hz, 3200 Hz, 4444 Hz, 5000 Hz, 8000 Hz, 8889 Hz, 10000 Hz ve 11429 Hz frekanslarında ilaç uygulaması sonrası SNR değerleri uygulama öncesine göre daha düşük bulundu. 4. Grupta 4444 Hz, 5000 Hz, 8000 Hz, 8889 Hz, 10000 Hz ve 11429 Hz frekanslarında ilaç uygulaması sonrası SNR değerleri uygulama öncesine göre daha düşük bulundu. Sadece sisplatin alan ratlar diğer gruplar ile karşılaştırıldığında daha düşük SNR değerleri elde edildi. Son ölçümlerde 1.grup 3 ve 4. Grup ile ikili olarak karşılaştırıldığında aralarında anlamlı fark gözlenmedi. İlaç uygulaması öncesinde grupların ABR eşikleri arasında anlamlı fark bulunmaz iken ilaç uygulaması sonrası 4.grubun ABR eşiklerinin 2. gruba göre daha iyi görüldü. Sadece sisplatin alan ratlarda ise diğer gruplara göre ABR yanıtı daha yüksek eşik değerlerinde elde edilebildi. Sonuç: Spirulinanın koklear fonksiyonlara olumsuz etkisi yoktur ve sisplatin ototoksisitesine karşı parsiyel koruyucu etkisi mevcuttur.
Topı̇kal traneksamı̇k ası̇t uygulamasının rı̇noplastı̇ olgularında postoperatı̇f perı̇orbı̇tal ekı̇moz ve ödem üzerı̇ne etkı̇sı̇
Giriş ve amaç: Rinoplasti sonrası görülen periorbital ekimoz ve ödem tüm cerrahi tekniklerde en sık görülen komorbid durumlar arasındadır. Traneksamik asit (TA) bir antifibrinolitik ajandır ve fibrin pıhtısının çözünmesini önleyerek kanama miktarını azaltmaktadır. Sistemik TA rinoplasti sonrası gelişen periorbital ödem ve ekimozu azaltmak için kullanılmaktadır. Fakat TA'nın topikal uygulamasının rinoplasti sonrası ekimoz ve ödemi önlemede ve tedavi etmedeki etkinliğini araştıran çalışma literatürde bulunmamaktadır. Çalışmamızın amacı sıkça görülen ve standart bir tedavisi olmayan bu komorbid durumların üstesinden gelmede topikal TA uygulamasının etkinliğini incelemektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı tarafından Haziran - Eylül 2021 tarihleri arasında açık teknik rinoplasti operasyonu yapılması planlanan hastaların dahil edildiği prospektif, randomize, çift kör ve kontrol gruplu klinik çalışma olarak tasarlandı. Çalışmaya 18 yaş üstü 50 hasta dahil edildi. Hastalar topikal TA uygulanan ve uygulanmayan (kontrol) olmak üzere iki gruba ayrıldı. TA grubunda intaoperatif dönemde osteotomiden hemen sonra TA emdirilmiş cerrahi pedi 5 dakika buyunca cerrahi sahada bekletildi. Kontrol grubunda ise izotonik serum fizyolojik emdirilmiş cerrahi pedi aynı şekilde bekletildi. Ameliyat sonrası 1, 3 ve 7. günlerde hastaların fotoğrafları çekildi ve hastalar periorbital ekimoz ve ödem açısından iki cerrah tarafından değerlendirildi. Grupların karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: Hastalar postoperatif periorbital ödem açısından değerlendirildiğinde postoperatif 1. gün TA uygulanan hastalarda gelişen ödemin kontrol grubuna göre anlamlı derecede az olduğu saptandı. Postoperatif 3 ve 7. günlerde iki grup arasında fark saptanmadı. Hastalar postoperatif periorbital ekimoz açısından değerlendirildiğinde tüm günlerde TA uygulanan hastalarda gelişen ekimozun kontrol grubuna göre anlamlı derecede az olduğu saptandı. Sonuç: Topikal TA uygulaması periorbital ekimoz gelişimini hem erken dönemde hem de geç dönemde azaltmaktadır. Periorbital ödem gelişimini ise erken dönemde azaltmaktadır.
Reinke ödemi immunopatogenezinde epitel kaynaklı sitokinlerin rolü
Reinke ödemi vokal kordların benign bir hastalığıdır ve sigara ile yakın etiyolojik bağı net olarak bilinmekle birlikte karakteristik değişikliklerin ortaya çıkmasında görevli moleküler yolaklar net olarak ortaya konmuş değildir. Çalışmamızda sigara ile üretiminin arttığı bilinen, iritanlara bağlı epitel dokusundan salgılanarak immün yanıt ile arada bir köprü oluşturan TSLP, IL25 ve IL33' ün Reinke ödemi immünopatogenezinde de rol oynayıp oynamadığını araştırmayı amaçladık. 12 aktif sigara içicisi Reinke ödemi hastası ile 14 sigara içmeyen kontrol grubu hastası (vokal kordun diğer benign lezyonları) olmak üzer toplam 26 hasta ile çalışmamız tamamlanmıştır. Hastalardan vokal kord mikrocerrahisi sırasında alınan örneklerde TSLP varlığı immünhistokimya metodu ile çalışılmıştır. Bunun yanında TSLP, IL25, IL33, IL4, IL5, IL6, IL13, TNF-alfa, CCL17, CCL22, IL10, IFNγ ve TGF-beta genlerinin ifadelenmelerindeki değişimler semikantitatif RT-PCR yöntemi ile incelenmiştir. İmmünhistokimyasal boyanma şiddetlerinde Reinke ödemi ve kontrol grubu arasında istatistiksel anlamlı fark görülmemiştir. Stromal boyanmaya bakıldığında ise Reinke ödemi hastalarının örneklerinda optik dansite ölçümü ile yapılan analizlerde anlamlı şekilde daha kuvvetli boyanma görülmüştür (p=0,004). Sitokinlerin ifadelenme düzeyi ölçümlerinde de TSLP ifadelenme miktarları Reinke ödemi grubunda 27,4 kat daha fazla görülmüş olmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,300). IL25 ve IL33 ifadelenmelerinde ise tam tersi bir sonuç elde edilmiştir, bu sitokinlerin kontrol grubunda sırasıyla 2.08 ve 7 kat olmak üzere daha fazla ifadelendiği görülmüştür fakat fark istatistiksel anlamlı bulunmamıştır (p=0,449; p=0,179). Sonuç olarak bulgularımız Reinke ödemi immunopatogenezinde TSLP' rolü olabileceğini desteklese de tip 2 inflamasyondan farklı bir sürece işaret etmektedir.
İşitme kaybı olan ve işitme cihazı kullanan okul çağı çocuklarında ebeveynlerin çocukların işitsel/sözel performansını değerlendirme (EÇİPED) ölçeği ile günlük yaşam işitsel davranış (GYİD) ölçeği arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul çağındaki işitme kayıplı çocuklarda Ebeveynlerin Çocukların İşitsel/Sözel Performansını Değerlendirme (EÇİPED) ve Günlük Yaşam İşitsel Davranış (GYİD) ölçeklerinin skorlarının incelenmesi ve ölçek skorları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmada 7-12 yaşları arasındaki unilateral veya bilateral işitme cihazı kullanan okul çağı çocuklarının ebeveynlerini aracılığıyla günlük yaşamdaki işitsel performanslarını EÇİPED ve GYİD anketlerini kullanarak inceledik. EÇİPED ölçeği alt boyutları (sessiz ve gürültülü) ve GYİD ölçeği alt boyutları (işitsel sözel, işitsel farkındalık, sosyal/konuşma becerileri) ve genel puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p>0,05). Sonuç olarak GYİD ve EÇİPED ölçeklerinden birinin işitme kayıplı çocuğun günlük yaşamdaki performansını ölçmek için yeterli olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İşitme cihazı, çocuk, ebeveynlerin çocukların işitsel/sözel performansını değerlendirme (eçiped) ölçeği, günlük yaşam işitsel davranış ölçeği (gyid)
Orta ve ağır tıkayıcı uyku apnesi sendromu olan hastalarda santral işitsel yanıtların değerlendirilmesi ve sürekli pozitif hava yolu basıncı tedavisinin olası etkilerinin yanıtlara etkisi
Bu çalışmada, orta veya ağır tıkayıcı uykusu apnesi sendromu tanısı alan bireylerin santral işitsel yolaklarının değerlendirilmesi ve CPAP tedavisi sonrası olası etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz AD'na başvuran hastalar çalışmaya alındı. Toplam TUAS (n=46) ve sağlıklı olan (n=22) kişi çalışmaya dâhil edilmiştir. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz (KBB) polikliniğinde, çalışmaya katılan tüm katılımcılara genel KBB muayenesi yapıldıktan sonra çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan kişiler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada katılımcılara Yüksek frekans odyometri (10 kHz, 12.5 kHz, 14 kHz ve 16 kHz), İşitsel Uyarılmış Geç Latanslar (LLR) ve P300 testi yapılmıştır. Çalışmaya alınan TUAS hastalarından CPAP tedavisi almış olup 2 ay boyunca düzenli olarak kullanan hastalar test tekrarına çağırılıp işitsel testler tekrar edilmiştir. Elde edilen veriler 3 grup arasında karşılaştırılmıştır. Ağır ile Orta TUAS ve Kontrol ile Ağır TUAS grubu arasında yaş ve kilo değişkenleri için istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Orta ve ağır TUAS'lı hastaların Epworth Uykululuk Ölçeği'nden aldıkları puanlar kontrol grubundan istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0.05). Ağır TUAS'lı hastaların ortalama ve uykuda en düşük kan O2 satürasyonları istatistiksel olarak düşük saptandı (p<0.05). Ağır TUAS'lı hastaların uykuda kan O2 düzeyi %90'ın altında geçen süre değerleri istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0.05). Grup değişkeninin kategorileri açısından yüksek frekanslar (sağ-sol 10 kHz, 12.5 kHz, 14 kHz, 16 kHz) için yapılan analizlerde fark saptandı (p<0.05). P300 latans değişkeni için Ağır TUAS ile Kontrol grubu ve Orta TUAS ile Kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). P1 latansı, N1 latansı, P1-N1 amplitud değişkenleri için tüm gruplar arasında(Ağır TUAS, ORTA TUAS ve Kontrol grubu) istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Ağır TUAS grubunun CPAP tedavisi öncesi ve sonrası P300 latansı değişkeni arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Ayrıca Yüksek Frekans değişkeni için sağ kulak 10 kHz'de anlamlı farklılık bulunmasına rağmen diğer tüm frekanslarda istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmamızda elde edilen bulgular doğrultusunda orta ve ağır TUAS olan hastalarda P300 testinde ve bazı yüksek frekanslarda etkilenmeler olması nedeniyle bu kişilerde dikkat, bilişsel hafıza, algılama bozukluğu gibi etkilenmelerin olabileceği sonucuna varılmıştır. CPAP tedavisinin posterior parietal korteks, superior kollikulus ve talamik pulvinar çekirdeği gibi yollarda iyileştirmeler ortaya çıkardığı bu da TUAS'ın getirmiş olduğu dikkat dağınıklığı, unutkanlık gibi şikâyetlerde gerilemeler ortaya çıkardığı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: TUAS, Santral işitsel yollar, P300, Geç latanslar, Yüksek frekans
Normal işitmeye sahip yetişkinlerde multifrekans timpanometri normalizasyon değerleri
Multifrekans timpanometri, 226 Hz ile 2000 Hz arasında degisik probe tonlar ile elde edilen timpanogramların analizini saglayarak, orta kulak direnç ve geçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test yöntemidir. Orta kulak admitansını ve unsurlarını ayrıştırarak inceleyen parametreler sunmaktadır. Multifrekans timpanometrenin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonant frekanstır. Belli patolojilerin varlığında rezonant frekans değeri normal ve sağlıklı kulaklara kıyasla daha alçak ya da yüksek değerler almaktadır. Avantajlı bir test olmasına rağmen multifrekans timpanometrinin ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi klinik uygulamada yaygınlaşmamış olması birçok araştırmacı tarafından da belirtilen bir gerçektir. Multifrekans timpanometri kullanımının yaygınlaşmamasının sebebi yeterli verilerin henüz var olmamasıdır. Bilindiği gibi orta kulak ve dış kulak yapıları yaşa ve kalıtımsal özelliklere göre değişkenlik göstermektedir. Bu değişkenlikler timpanograma farklı değerler olarak yansımaktadır. Dolayısıyla birçok araştırmacı tarafından multifrekans timpanometride normatif değerler elde etmek için çalışmalar yapılmıştır. Çalışmamız sonucunda elde edilecek verilerin, orta kulak patolojilerine karar vermek için kliniğimizin normatif değerlerini göstermesi ve dolayısıyla uygulamada ne yazık ki henüz yaygınlaşmamış olan rezonant frekans ölçümü için bir ölçüt sağlayarak kullanımını yaygınlaştırması amaçlanmıştır.Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Ünitesinde işitme kaybı şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal olan 21-46 yaşları arasında 60 gönüllü (120 kulak) katılımcının orta kulak rezonant frekansları ölçülmüştür. Tüm katılımcıların, her iki kulaklarından (120 kulak) birden alınan RF değerlerinin ortalaması 999.6 Hz (std. sapma 134.9), sağ kulaklardan elde edilen değerlerin ortalaması 1020.8 (std. sapma 140.6), sol kulak ortalamaları ise 978.3 Hz (std. sapma 180.5) olarak belirlenmiştir. Bu verilerin, orta kulak patolojilerine karar vermek için kliniğimizin normatif değerlerini göstermesi ve dolayısıyla uygulamada ne yazık ki henüz yaygınlaşmamış olan rezonant frekans ölçümü için bir ölçüt sağlayarak kullanımını yaygınlaştırması hedeflenmiştir. Ayrıca multifrekans timpanometrinin önemli bir parametresi olan rezonans frekans değerinin patolojilerin tanısı üzerine etkilerini araştıracak çalışmalara bir alt yapı sağlaması da umut edilmektedir.
Üniversite öğrencilerinin kulaklıkla müzik dinleme alışkanlıklarının işitme eşikleri üzerine etkisi: Başkent Üniversitesi örneği
Son zamanlarda MP3 çalar, İPod ve cep telefonları gibi taşınabilir dijital müzik çalarların gördüğü ilgi artmıştır. Bu nedenle, ses seviyesine maruz kalma oranında artış gözlenmiştir. Buna bağlı olarak, milyonlarca ergen ve genç sürekli işitme kaybı riski ile karşı karşıya kalmıştır. Kişisel müzik çalar aletlerinin getirdiği kalıcı işitme kaybı riski üzerine yayınlar giderek çoğalmakla birlikte halen önlem ve bilgilendirme konusunda eksiklik mevcuttur. Çalışmamızda kişisel kulaklıklar ile doğal olmayan bir şekilde doğrudan kulağa ulaşan yüksek şiddette sese bağlı işitme organı hasarı sorgulanmıştır.Çalışma, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Konuşma ve Ses Bozuklukları Bölümü tarafından yürütülmüştür (Proje no: KA10/155). Çalışmada Başkent Üniversitesi'nde okuyan 215 öğrenciye müzik dinleme alışkanlıkları ile ilgili bir anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada, öğrencilerin % 85'i müzik dinlemek için kulaklıklı bir cihaz kullandığını belirtmişlerdir. Müzik dinlerken kulaklıklı bir cihaz kullanan öğrencilerin değişik zaman dilimlerinde müzik dinlediği tespit edilmiştir. Öğrencilerin % 77'si şehir içi ve dışı yolculuk sırasında kulaklıkla müzik dinlemektedir. Çalışırken kulaklıkla müzik dinleme oranı ise %33'dür. Öğrencilerin kulaklıkla müzik dinleme saatleri ve günleri incelendiğinde, haftanın her günü en az 2-3 saat kulaklıkla müzik dinledikleri tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan ve kulaklıkla müzik dinleyen öğrencilerin çoğu, müziği orta ya da yüksek seviyede dinlemektedir. Müzik dinleme alışkanlığı, kız ve erkek öğrenciler arasında farklılık göstermezken, kız öğrencilerin çalışmaya daha fazla katıldığı görülmüştür ( 109 kız, 74 erkek). Kulaklıkla müzik dinleyen öğrencilerin % 76'sı kulak içi kulaklık türünü kullanmaktadır. Erkeklerde bu oran % 86'ya kadar çıkarken bayanlarda % 62'dir. Kişilerin cinsiyetleri ile kulaklık tercihleri arasında ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kız öğrencilerin kulak kanal içi kulaklık türünü diğer kulaklık türlerine göre daha fazla kullandığı saptanmıştır (p değeri = 0.0001).Kulaklıkla müzik dinleyen öğrenciler bazı problemlerle karşılaşmaktadırlar. En çok karşılaşılan problemler; çınlama, baş ağrısı ve kulakta tıkanıklık hissidir. Ankete katılan 44 öğrenci çınlamadan şikayetçi iken, 40 öğrenci baş ağrısı ve 32 öğrenci kulakta tıkanıklık hissinden şikayetçi olmuşlardır. 80 öğrenci hiçbir şikayetinin olmadığını belirtmiştir.Kulaklıkla müzik dinleyen ve odyolojik ölçümleri yapılan öğrencilerin, yüksek frekanslarında belirli oranda işitme eşiği desibel değerlerinde düşüş olduğu fark edilmiştir. Çalışmaya katılan öğrencilerin, kümülatif sese maruz kalma süresi göz önüne alındığında, sadece sağ kulakta 14 ve 16 kHz'lerde işitme eşiklerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş gözlenmiştir (sırasıyla p = 0.081 ve p = 0.025).Yüksek ses seviyeli müziğe maruz kalma, giderek artan işitme kaybına yol açabilir. Gençlerde, müzik dinleme davranışlarını ve bu tür davranışların sağlık açısından sonuçlarını belirlemek için boylamsal çalışmalar yürütülmelidir. Bu konuda ileriye dönük daha fazla olgu serileri ile çalışmaya ihtiyaç vardır.
Kekeme bireylerde ton algı bozukluğunun değerlendirilmesi
Kekemelik, en genel anlamıyla konuşmanın akıcılığında, ritminde, vurgularında, perdesinde ve ses birimlerinin çıkarılmasında ortaya çıkan bir bozukluktur. Buna ek olarak kekemeliği yenmek için geliştirilen ikincil davranışlar eşlik etmektedir. Kekemeliğin etiyolojisinin çok karmaşık olması bu durumun tek bir nedene bağlı olmayıp değişik sebeplerin bir kombinasyonu olduğunu ortaya koymaktadır. Literatürde kekemelik üzerine çok fazla çalışma olmasına rağmen hala açıklanamayan birçok yanı olduğu görülmektedir. Kekeme bireylerin ton algılama bozukluğunun değerlendirilmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, hem kekemeliğin doğasını anlamamızı sağlayacak bilgileri ortaya çıkartmak hem de kekemelik için ortaya koyulan yeni tedavilere yön vermek amaçlanmaktadır. Çalışmada, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı?na kekemelik şikayeti ile başvuran (yaş ortalamaları 12,58±0,20) gelişimsel kekemeliği olan 92 birey değerlendirilmiştir. Akıcı konuşan 111 aynı yaş grubundan birey ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Çalışmaya dahil olan tüm bireylerde ton algı bozukluğunu değerlendirmek için tone deafness testi kullanılmıştır. Kekemeliği olan bireyler iki grupta incelenmiştir. Kekemelik terapisi alan grubun (Grup1.a) ton algı skoru (54,54±1,34) ve kekemelik terapisi almayan grubun (Grup 1.b) ton algı skoru (49,16±1,11) arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Kekeme grupların ton algı skorları ile kontrol grubun ton algı skoru (60,86±0,71) arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Hastaların yaşları ile ton algı skorları arasında %18,2 oranında pozitif bir doğrusal ilişki saptanmıştır. Ton algı bozukluğu ile cinsiyet, müzik eğitimi, travma öyküsü, aile öyküsü ve ikincil davranışlar arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Çalışmada elde edilen bulgulara göre kekeme bireylerin ton algı bozukluğuna sahip olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ton algı bozukluğu, kekemelik, kekemelik terapisi
Ratlarda akustik travma sonrası intratimpanik retinoik asit uygulamasının elektrofizyolojik etkilerinin araştırılması (deneysel çalışma)
Amaç: Akustik travma sonrası intratimpanik retinoik asit uygulamasının etkilerinin DPOAE ölçümleri ile elektrofizyolojik olarak gösterilmesi. Materyal-Metod: Çalışma, 21 adet Sprague Downey dişi rat üzerinde yapıldı. Ratların akustik travma öncesi distorsiyon ürünü otoakustik emisyon (Distortion product otoacustic emission) (DPOAE) ölçümleri yapıldı ve takiben 21 rat 12 saat boyunca 4 kHz 110 dB SPL şiddetinde gürültüye maruz bırakılarak akustik travma modeli oluşturuldu. Akustik travma sonrası tekrar otoakustik emisyon ölçümü yapıldı. Ratlar 7'si çalışma, 7'si alkol ve 7'si kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Çalışma grubuna 0.1 cc retinoik asit 28 guj iğne ucu (dental enjektör) yardımıyla akustik travma uygulamasından 1 saat sonra ve 48 saat sonra toplamda iki doz şeklinde intratimpanik olarak enjekte edildi. Alkol grubuna ise 28 guj iğne ucu (dental enjektör) yardımıyla 0,1 cc %96'lık alkol (distile su ile 1'e 10 oranında dilue edilerek) enjekte edildi(RA uygulaması ile aynı anda iki doz şeklinde). Akustik travma sonrası 1. saatte tüm grupların ölçümleri yapıldı. Takiben 48 saat sonra ikinci ölçümler yapılarak çalışma grubuna tekrar intratimpanik RA uygulandı. Bu uygulamadan 48 saat sonra tekrar DPOAE ölçümleri yapıldı. Bulgular: Akustik travma öncesi yapılan otoakustik emisyon değerlendirmesinde her üç grubun 1 kHz, 1,4 kHz, 2 kHz, 2,8 kHz, 4 kHz, 6 kHz, 8 kHz frekanslarındaki DPOAE SNR değerleri incelendiğinde, her üç grup istatistiksel olarak benzer bulundu (p>0.05). Akustik travma sonrası değerlerde tüm frekanslarda 3 grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Uygulama sonrası tüm ratların öçümlerinde SNR değerlerinin ortalamasının 1 kHz,1,4 kHz,2 kHz, 2,8 kHz,4 kHz,6 kHz,8 kHz frekanslarında ayrı ayrı karşılaştırılmasında retinoik asit 1. ve özellikle 2. doz uygulanması sonrası gruplar arasında istatistikî açıdan anlamlı fark gözlenmiştir (p<0,001). Retinoik asit uygulanan grupta 1. doz ve 2.doz sonrası 1.4, 2, 2.8, 6 ve 8 kHz de anlamlı fark saptandı (p<0,05). Alkol uygulanan grup ile kontrol grubu arasında SNR değerleri açısından istatistikî açıdan anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05). Sonuç: Bu çalışmada, akustik travma sonrası uygulanan intratimpanik retinoik asit enjeksiyonunun, akustik travmaya karşı koruyucu etki gösterdiği saptanmıştır. Ancak bu sonuçlar insanlarda yapılacak ileri araştırmalarla desteklenmelidir. Anahtar sözcükler: Akustik travma, intratimpanik enjeksiyon, retinoik asit, otoakustik emisyon
Normal işitmeye sahip yetişkinlerde chirp uyaranı normatif değerleri
İşitsel beyin sapı cevapları; odyolojik ve nörolojik tanıda kullanılan, hastanın katılımını gerektirmeyen, kokleadan başlayarak subkortikal yapılara kadar elektrofizyolojik fonksiyonları değerlendiren noninvaziv ve güvenilir bir testtir. ABR objektif bir test olmasına rağmen; dalga latansları ve amplitüdleri uyaran çeşidine, kullanılan parametrelere, bireyin yaş ve cinsiyetine göre farklılıklar gösterir. Bu tür farklılardan dolayı her klinik kendi normal değerlerini oluşturmalı ve standartlarını tespit etmelidir. Bu çalışmada, normal işiten yetişkinlerde chirp uyaran ile V. dalga latans ve amplitüdlerinin belirlenerek, kliniğimize ait normatif verilerin oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Hastanesi KBB Kliniğine başvuran işitme şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal 31'i kadın 31'i erkek toplam 62 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılar 18-39 ve 40-60 yaş olarak 2 gruba ayrılmıştır. Saf ses ortalaması 18-39 yaş için maksimum 15 dB, 20-40 yaş için maksimum 20 dB olan ve immitansmetrik değerlendirmesi normal olan bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda, 90, 70, 50, 40 ve 20 dB şiddetlerinde gönderilen chirp uyaran ile I. ve III. dalga elde edilebilirliği değerlendirilmiş, oluşan V. dalga latansları ve amplitüdleri ölçülmüştür. 90 dB şiddetinde 17 bireyde I. dalga, 14 bireyde ise III. dalga elde edilememiştir. Tüm bireylerden elde edilen V. dalga değerlerinde en yüksek amplitüd(0,41µV±0,12 µV) 70dB şiddetinde, en düşük latans(4,62ms±0,34ms) 90dB şiddetinde tespit edilmiştir. Cinsiyete göre yapılan değerlendirmede erkeklerde V. dalga latansları daha geç elde edilmiştir. Yaş gruplarına göre yapılan değerlendirmede ise 40-60 yaş grubu V. dalga latansları daha geç bulunmuştur. Çalışmamızdan elde edilen V. dalga latans ve amplitüdleri kliniğimize ait chirp uyaran ABR standartlarımızı oluşturmuştur. Bundan sonra yapılacak çalışmalar için referans oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: İşitsel beyin sapı cevabı, ABR, Chirp
Sağlıklı erişkinlerde kemik yolu iletimli ses uyaranlı oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testi normalizasyon değerleri
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kemik yolu ile verilen ses uyaranlarına cevap olarak elde edilen oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellerin (oVEMP) sağlıklı erişkinlerdeki normal değerlerini saptamaktır. Plan: Prospektif, klinik çalışma Yer: Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Kliniği Yöntem: Çalışma 42 adet gönüllü, sağlıklı birey ile yürütüldü. Çalışmaya katılan bireylere kulak burun boğaz muayenesini takiben odyolojik değerlendirme yapıldı; pozisyonel testler uygulandı. Saf ses işitme eşiği ortalamaları 20 dB'den iyi olan, pozisyonel testlerinde nistagmus saptanmayan bireyler çalışmaya dahil edildi. Gönüllülere hem hava yolu iletimli ses uyaranlı oVEMP testi, hem de kemik yolu iletimli ses uyaranlı oVEMP testi yapıldı. Gönüllülerin demografik özellikleri belirlendi; ölçümlerde tespit edilen n1 ve p1 dalga amplitüdleri ile latansları tespit edilerek birbiriyle karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 42 sağlıklı bireyin (84 kulak) 18'i erkek, 24'ü kadın idi. Yaş ortalaması 39,74±11.28 (20-60) yıl idi. n1 latansı sağ kulak kemik yolu için 9,9±1,94 ms, sol kulak kemik yolu için 10,08±1,82 ms (p=0,66) idi. Kemik yolu uyarımı için sağ kulakta p1 latansı 12,69±1,44 ms, sol kulakta p1 latansı 12,81±1,4 ms (p=0,69) idi. Amplitüd değerleri sağ kulakta kemik yolu için 5,05±1,98 μV, sol kulakta kemik yolu için ise 5,08±1,99 μV (p=0,95) bulundu. Her iki cinsiyet için parameterlere bakıldığında latans ve amplitüd değerleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). n1, p1 latans ve amplitüd değerleri ile yaş arasında korelasyon yoktu (p>0,05). Elde edilen bulgulara göre cinsiyet ve kulak yönü test sonuçlarını etkilemediğinden toplam 84 kulak için test parametreleri hesaplandı. Buna göre, ortalama n1 latansı 9,9±1,87 (6,33-15,00) ms; p1 latansı 12,75±1,41 (9,67-15,67) ms olarak bulundu. Amplitüd ortalaması 5,06±1,97 (2,93-11,12) μV idi. Sonuç: Sağlıklı erişkinlerde kemik yolu ses uyaranları ile elde edilen oVEMP dalgalarının amplitüd ve latans değerleri belirlenmiştir. Elde edilen bulgular yurtdışı literatürdeki bulgularla uyumludur. Tespit edilen veriler, sağlıklı yetişkinler için normatif değerler olarak kabul edilecek ve ileride yapılacak çalışmalara temel oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: Vestibülooküler refleks, vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, hava yolu, kemik yolu, n1 dalgası, p1 dalgası, amplitüd, latans
Gebeliğin orta kulak akustik özelliklerine etkisi
Gebelikte orta kulak rezonans frekansındaki değişikliklerin elde edilip olası bir patolojik durumda gebe hastayı değerlendirmede kolaylık sağlayacak veriler elde ederek literatüre yeni bir bilgi sağlamak amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bu amaçla 2013 yılı Temmuz ve Aralık ayları arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Ünitesi'nde gerçekleştirilen çalışmaya kontrol grubu için 43 gönüllü birey, çalışma grubu için Başkent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğinde takibi yapılan gebeliğin son üç ayında (27-40 hafta) 46 gebe olmak üzere toplam 89 birey dahil edilmiştir. Bir KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan bireylere saf ses odyometrisi uygulanarak işitme eşikleri tespit edilmiştir. Hava yolu işitme eşikleri TDH-39 standart kulaklık kullanılarak 250-8000 Hz arasındaki frekanslarda İndustrial Acoustic Company standardındaki sessiz odada ölçülmüştür. Kemik yolu işitme eşikleri Radioear Bone-71 kemik vibratör kullanılarak 500-4000 Hz arasındaki frekanslarda ölçülmüştür. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri Grason Stadler (GSI) Tympstar Version 2 elektroakustik immitansmetre kullanılarak yapılmıştır. Çalışmaya katılan gruplar arasında yaş ortalamaları açısından istatiksel olarak her hangi bir fark tespit edilmemiştir. Gebelerin sağ ve sol kulaklarında 250Hz ve 500Hz frekansında işitme eşik değerleri kontrol grubunun aynı frekanslardaki eşik değerlerinden anlamlı olarak fazladır. Gebeler ve kontrol grubu arasında her iki kulakta da 1000Hz ve üzeri frekanslarda işitme eşik değerleri ve SSO değerleri arasında anlamlı herhangi bir fark tespit edilmemiştir. Gebelerin her iki kulağında da orta kulak rezonans frekansı değerleri kontrol grubundan anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Gebelikte alınan kilonun ortalama değeri 11,5 kg'dır. Gebelerin gebelik döneminde aldıkları kilo ile sol kulak orta kulak rezonans frekansı değeri arasında anlamlı negatif bir ilişki saptanmıştır. Gebelerin %52,2'sinin gebelik haftası 32 hafta ve üzerinde olmakla birlikte gebelik haftası ortalama değeri 32'dir. Gebelik haftası ile orta kulak rezonans frekansı değerleri arasında anlamlı herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Gebelikte meydana gelen fizyolojik değişiklikler sonucu işitmede oluşan değişimlere dair yapılan çalışmalarda birçok teori ve mekanizma tanımlanmıştır. Bu mekanizmaların değerlendirilip daha kesin ilişkilerin kurulabilmesi için düzenli izlemlerin yapıldığı çok sayıda gebenin, gebelik öncesinden başlanılarak gebelik sonrasında da değerlendirilme imkanı olduğu geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bundan sonra yapılacak çalışmalar için çalışmamız referans oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, işitme, rezonans frekansı, multifrekans timpanometri.
Multifrekans timpanometri ölçümlerinin seröz otitli ve sağlıklı çocuklarda karşılaştırılması
İçmen,D. Multifrekans Timpanometri Ölçümlerinin Seröz Otitis Media'lı ve Sağlıklı Çocuklarda Karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Odyoloji Konuşma ve Ses Bozuklukları Programı Yüksek Lisans Tezi, 2014 AMAÇ: Multifrekans timpanometri kullanarak Sseröz Ootitis Mmedia için multifrekans değerlerini ortaya çıkartılması ve bu sonuçların normal kulaklarda elde edilen veriler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Böylece seröz otitis media patolojisine özgü timpanometrik değişikliklerin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Bu incelemelerle beraber yaş, cinsiyet, boy, kilo, kulak zarının durumu, orta kulak sıvısının tipi ve kulak zarının pozisyonu incelenerek bu bulguların orta kulak otiti ile birleşerek multifrekans timpanometride ne gibi değişiklikler meydana getireceği araştırılmıştır. MATERYAL METOD: Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Ünitesinde 2-10 yaş arasında toplam 131(262 kulak) gönüllü çocuğa test yapılmıştır. Seröz otitis media teşhisi konulan ve tüp tatbiki kararı verilmiş 65 çocuk çalışma grubuna, otoskopik muayeneleri sonucu sağlıklı kulağa sahip olan ve daha önce kulak operasyonu geçirmemiş 66 çocuk ise kontrol grubuna dahil edilmiştir. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri Grason Stadler (GSI) Tympstar Version 2 elektroakustik immitansmetre kullanılarak yapılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya alınan seröz otitis medialı çocukların her iki kulak multifrekansı kontrol grubuna oranla anlamlı derecede düşük bulunmuştur. (p< 0,001) Çalışma grubu rezonans frekansı değeri sağ kulak ortalaması 502,3, sol kulak ortalaması 494,9 olarak bulunmuştur. Kontrol grubu sağ kulak ortalaması 924,3, sol kulak ortalaması 921,3 olarak bulunmuştur. Her iki grup arasında cinsiyet, boy ve kilo açısından anlamlı fark elde edilememiştir. (p>0,05) Ayrıca operasyon bulgularından yalnızca sıvı miktarı açısından bir fark bulunamamıştır. (p>0,05) Bunun dışında odyometri, timpanometri, refleks testleri ve ilk muayene ile operasyon sırasındaki tüm bulgular ile multifrekans ölçüm sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. (p< 0,001) Sonuç olarak multifrekans timpanometri, 226Hz ve 2000Hz probe tone geniş spektral aralıkta ölçüm yapabilen avantajlı bir test yöntemidirSeröz Otitis Media tanısı konulmuş çocuklar için ayırt edici bir test yöntemidir. Multifrekans, orta kulakta var olan patolojiye göre sağlıklı kulaklardan elde edilen ölçümlere oranla daha yüksek ya da daha alçak elde edilmektedir. Birçok açıdan avantajlı bir test olan multifrekans timpanometri ülkemizde henüz yaygın olarak kullanılmamakta olup yapılan çalışma sayısı da sınırlıdır. Bu nedenle henüz yeterli veri bulunmamaktadır. Buradan yola çıkarak multifrekans ölçümü için bir ölçüt sağlayarak tarama testi olarak kullanımını yaygınlaştırması hedeflenmektedir. Ayrıca çalışmamızın farklı patolojilerde bir alt yapı sağlaması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Multifrekans timpanometri, orta kulak, seröz otitis media, çocuk, ventilasyon tüpü
Çoklu frekans timpanometri ölçümlerinin uçucu ve uçucu adaylarında karşılaştırılması
Melisa Melek Tuncer, Çoklu frekans timpanometri ölçümlerinin uçucu ve uçucu adaylarında karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Konuşma ve Ses Bozuklukları Yüksek Lisans tezi, 2014. Uçuş sırasında yükseliş ve alçalışta dış basınç ile orta kulak basıncı östaki borusu tarafından dengelenir. Östaki borusunun fonksiyon bozukluğunda özellikle inişte bu basınç dengelenemez ve barotravma gerçekleşebilir. Uçucularda en sık görülen kulak rahatsızlıklarından biri de barotravmadır. Bunun sonucunda kulakta ciddi ağrı, işitme kayıpları ve baş dönmesi, genellikle kulak zarı arkasında sıvı toplanması gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Literatürde, klasik timpanometri performansının orta kulak akustik özelliklerini değerlendirmede yeterli olup olmadığı tartışılmaktadır. Geleneksel timpanometriler de sıklıkla 226 Hz prob ton kullanılmaktadır. Çoklu frekans timpanometri ise, 226 Hz-2000 Hz arasında değişik prob tonlar ile elde edilen timpanogramların analizini sağlayarak, orta kulak direnç ve geçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test yöntemidir. Çoklu frekans timpanometrenin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonant frekanstır (RF). Belli patolojilerin varlığında RF değeri normal ve sağlıklı kulaklara kıyasla daha alçak ya da yüksek değerler almaktadır. Avantajlı bir test olmasına rağmen çoklu frekans timpanometrinin ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi klinik uygulamada yaygınlaşmamış olması birçok araştırmacı tarafından da belirtilen bir gerçektir. Bu nedenle çalışmanın amacı, uçucuların orta kulak rezonans özelliklerinin, uçmaya bağlı değişim gösterip göstermediğini çoklu frekans timpanometriyle ortaya koymaktır. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Ses Bozuklukları Ünitesi'nde Sivil Havacılık Kanunu gereği yapılan muayenelerden geçen 140 uçucu ve uçucu adayı çalışmaya dahil edilmiştir. KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan bireylere saf ses odyometresi uygulanarak işitme eşikleri tespit edilip, immitansmetrik ölçümleri yapılmıştır. Tüm katılımcıların, her iki kulaklarından (140 kulak) alınan RF değerleri değerlendirmeye alınmıştır. Yapılan ölçümlerde sol kulak için uçucu adaylarının RF ortalaması 862,50 Hz, 200-3000 saat uçuş yapan uçucuların RF ortalaması 605,88 Hz ve 3000-10000 saat uçuş yapan uçucuların RF ortalaması ise 547,78 Hz olarak bulunmuştur. Sağ kulak ortalamaları ise uçucu adayları için 882,95 Hz, 200-3000 saat uçuş yapan uçucular için 609,22 Hz ve 3000-10000 saat uçuş yapan uçucular için 606,67 Hz olarak bulunmuştur. Bu verilerle uçuşa bağlı orta kulakta gerçekleşen değişimleri daha açık şekilde ortaya koymak ve ileride yapılacak daha kapsamlı çalışmalara da bir alt yapı sağlaması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çoklu frekans timpanometri, barotravma, aerotitis media, timpanometri, östaki borusu.
Pilotlarda işitme kayıplarının incelenmesi
Hayriye Atalay, Pilotlarda İşitme Kayıplarının İncelenmesi, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Konuşma ve Ses Bozuklukları Yüksek Lisans Tezi, 2014. Amaç: Hava trafiğindeki artışla birlikte havacılıktaki yüksek şiddetteki gürültü kaynakları ve ani atmosfer basınç değişiklikleri pilotlarda işitme kaybına neden olmaktadır. Çalışmamızın amacı; pilotlarda yaş, toplam uçuş saati ve uçak tipine göre arşiv kayıtlarından geriye dönük olarak işitmeyi etkileyen hastalıkları da (diyabet, hipertansiyon, Kollesterol yüksekliği, anemi, obezite, sigara alışkanlığı) değerlendirmeye alarak işitme kayıplarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Ocak 2005 / Ocak 2014 tarihleri arasında Sivil Havacılık kanunu gereği periyodik kontrolleri için Başkent Hastanesi'ne başvuran 25-54 yaş aralığında çalışma kriterlerine uyan 234 erkek pilot dosyası incelenmiştir. Pilotların odyometrik değerlendirmelerinde göz önüne alınan 1000 Hz, 2000 Hz, 3000Hz, 4000Hz, 6000Hz, 8000Hz frekanslarındaki saf ses hava yolu işitme eşikleri, 1000Hz, 2000Hz, 4000Hz saf ses kemik yolu işitme eşikleri incelendi. İşitme kaybı olarak değerlendirmeye alınacak eşikler (OSHA 1983, F1 tablosuna göre) belirlenmiştir. Gruplar arası her frekans için ortalama değerleri alınmıştır. Bulgular: Çalışmamızda elde edilen bulguların ortalama değerlerine göre yaş ve uçuş saatine göre yüksek frekanslarda işitme kaybı anlamlı çıkmıştır. Helikopter pilotlarının işitme kaybı ortalamaları diğer uçak tiplerine göre daha yüksektir. Helikopter pilotlarının işitme kaybı sonuçları sol kulak için daha yüksektir. Diyabet, Kolesterol, tansiyon, anemi, obezite ve sigara kullanma alışkanlığına göre işitme kaybı sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Bu çalışma ile esas olarak pilotlardaki işitme kayıplarının ne düzeyde olduğunun belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızın sonucunda yaş, uçuş saati, uçak tipinin özellikle yüksek frekanslı işitme kaybına neden olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Pilot, Havacılık, Gürültü, Barotravma, İşitme Kaybı,
Puberte öncesi çocuklarda adenotonsillektomi sonrasında büyüme ve vücut kompozisyonundaki değişiklikler
Tonsillektomi ve adenoidektomi çocukluk döneminde uygulanan en sık cerrahilerdendir. Adenotonsiller hipertrofi ve kronik tonsillit çocukluk çağında büyüme ve gelişmeyi yavaşlatmakta, adenotonsillektomi sonrasında ise büyüme ve gelişme hızlanmakta ve vücut kitle indeksi normal değerlerini yakalamaktadır. Fakat literatürde adenotonsillektomi sonrasında vücut kas kitlesi ve yağ kitlesindeki değişimleri inceleyen makale mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı adenoidektomi veya adenotonsillektomi sonrasında prepubertal çocuklarda vücut yağ ve kas kitlesi değişimlerini incelemektir. 30 adet prepubertal çocuk adenotonsillektomi operasyonundan sonra 6 ay takip edilmişlerdir. Eş zamanlı olarak 28 adet sağlıklı prepubertal çocuk ise kontrol grubu amaçlı takip edilmiştir. Beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktiviteleri 0. ve 6. ayda aileler tarafından doldurulan anket ile sorgulanmıştır. Boy, kilo, vücut yağ ve kas kitlesi oranları, vücut kitle indeksi, bazal metabolik hız ve obezite oranı biyoelektrik impedans analiz yöntemi kullanılarak operasyondan önce ve 6 ay sonrasında ölçülmüştür. Adenotonsillektomi sonrasında çalışma grubunda kas kitlesi, bazal metabolik hız artmış, göreceli vücut kitle indeksinde ise anlamlı düzelme elde edilmiştir (p<0,05). Sağlıklı kontrol grubunda ise altı ayın sonunda başlangıç değerlerine göre kas kitlesi ve bazal metabolik hızda anlamlı artış bulunmuş ancak göreceli vücut kitle indeksinde anlamlı bir değişiklik olmamıştır. Yağ kitlesi, vücut yağ oranı ve vücut kitle indeksi Z skoru (BMI Z-skoru) her iki grupta da anlamlı değişiklik göstermemiştir (p>0,05). Büyüme parametreleri ve vücut kompozisyonları (yağ kitlesi, kas kitlesi, vücut yağ oranı, BMI Z-skoru, göreceli vücut kitle indeksi (relBMI) ve bazal metabolik hız) her iki zaman diliminde de iki grup arasında anlamlı farklılaşma göstermemiştir. Sonuç olarak prepubertal çocuklarda adenoidektomi veya adenotonsillektomi operasyonu göreceli vücut kitle indeksinde düzelmeye yol açmakta ve vücut yağ yüzdesinde artışa neden olmadan sağlıklı büyüme gelişmeyi hızlandırmaktadır.
Mometazon furoat burun spreyinin burun mukoza hücre DNA'sı üzerine etkisi
Alerjik rinit hapşırık, rinore, burun kaşıntısı ve konjesyon gibi bazı tipik klinik bulgularla karakterize kronik respiratuar bir hastalıktır. Alerjik rinit ve vazomotor rinit başta olmak üzere çeşitli burun/nazal sinüs hastalıklarında intranazal steroidler 1970'li yıllardan bu yana efektif ve güvenilir tedavi olarak kullanılmıştır. Birçok insan intranazal kortikosteroidleri ara vermeden aylarca ve yıllarca kullanmaktadır. İntranazal steroidlerin sıklıkla lokal yan etkileri [yanma hissi, kuruluk, kanama, septal perforasyon] görülmekte ve bildirilmektedir. Bu çalışmanın amacı özellikle ülkemizde en sık kullanılan intranazal steroid etken maddelerinden biri olan mometazon furoat'ın nazal mukoza hücrelerinde DNA kırığı oluşturup oluşturmadığını inceleyerek, intranazal steroidlerin kullanımının güvenilirliğini araştırmak ve bu yan etkilere predispozan faktör oluşturup oluşturmadığını saptamaktır. Çalışmaya Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda Eylül 2014 ile Nisan 2015 tarihleri arasında ARIA kriterlerine göre orta veya şiddetli allerjik rinit tanısı konulan 41 hasta dahil edildi. Nazal steroid grubuna [8 K, 9 E, toplam 17 kişi] nazal steroid ve antihistaminik tablet [desloratadin], serum fizyolojik grubuna [14 K, 10 E, toplam 24 kişi] serum fizyolojik ve antihistaminik tablet [desloratadin] tedavi amaçlı verildi. Nazal steroidleri veya serum fizyolojiği hastalar 4 hafta boyunca her gün eşit sıklıkta, eşit dozda-miktarda kullandı. Her grup aynı antihistaminiği günde tek doz 1 ay süresince kullandı. Çalışmaya başlamadan önce ve 4 haftalık ilaç tedavisinin sonunda hastalardan nazal yıkama sıvısı alındı. Elde edilen nazal yıkama sıvısı Tıbbi Biyoloji laboratuarına aynı gün içinde götürüldü. Tüm gruplarda nazal yıkama sıvısından elde edilen hücrelerde Comet Assay yöntemi ile genotoksik hasar olup olmadığı belirlendi. Gruplar arasında cinsiyet dağılımları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı [p>0.05]. Nazal steroid [20-51 yaş arası, ortalama yaş 30.18] grubu ve serum fizyolojik [20-58 yaş arası, ortalama yaş 30.70] grubu arasında yaş dağılımları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı [p>0.05]. Toplam 41 hastanın tedavi öncesi comet skoru ortalaması 50 hücre için 44.03±21.72, tedavi sonrası ise 49.38±19.25 olarak saptandı. Nazal steroid grubunda tedavi öncesi comet skoru ortalaması 50 hücre için 43.96 ± 25.34, tedavi sonrası ise 48.07 ± 23.99 olarak saptandı. Serum fizyolojik grubunda tedavi öncesi comet skoru ortalaması 50 hücre için 44.08 ± 19.33, tedavi sonrası ise 50.30 ± 15.55 olarak saptandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası comet skorları açısından hem grupların kendi içlerinde hem de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı [p=0.272]. İntranazal kortikosteroidler alerjik rinit semptomlarını düzeltmelerine rağmen, bazı intranazal kortikosteroidlerin kullanımı lokal histopatolojik değişikliklere yol açabilmektedir. Bizim çalışmamızda da intranazal kortikosteroidlerden mometazon furoatın alerjik rinit tedavisinde kullanımına bağlı olarak nazal mukoza hücrelerinde DNA hasarı oluşturup oluşturmadığı incelendi ve serum fizyolojik ile karşılaştırılmasında insanlarda 1 aylık kullanımı sonrası nazal mukoza hücrelerinde DNA hasarına yol açmadığı saptandı. Bu da bize alerjik rinit tedavisinde mometazon furoat burun spreyinin güvenilirliği açısından bilgi sağladı. Anahtar kelimeler: Alerjik rinit, ARIA, mometazon furoat, comet
Vücut kitle indeksinin baş itme testine etkisi
Denge, istirahatte ve aktivite sırasında, yer çekimi merkezini destek yüzeyi üzerinde tutabilmek için gerçekleştirilen postüral uyumdur. Normal postüral kontrol ve dengenin sağlanmasında etkili olan üç sistem vardır; vestibüler sistem, görme sistemi ve somatosensör sistemdir. Sedanter yaşam kas zayıflığının artması denge bozukluğuna etki eden önemli bir faktördür. Bu çalışmanın amacı; vücut kitle indeksi ile fiziksel aktivite arasındaki ilişki incelenip, denge sisteminin değerlendirilmesinde kullanılan baş itme testi üzerinde etkisinin olup olmadığını araştırmaktır. Çalışma, Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda kulak ve vestibüler sistem şikayeti olmayan 18-64 yaş arasındaki 30 gönüllü, sağlıklı bireylerle yürütülmüştür. Gönüllülere vHIT yapılmış, uluslar arası fiziksel aktivite değerlendirme kısa formu doldurtulmuştur. Katılımcıların boy ölçümleri milimetrik boy skalası ile, vücut ağırlığı ölçümleri elektronik baskül ile ölçülmüştür. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu verileri kişisel bilgi formlarına eklenerek daha sonra formüle edilmiştir. (VKİ= Vücut Ağırlığı (kg) / Boy2 (m). Boy uzunluğunun karesi alındıktan sonra vücut ağırlığına bölünmesi ile tüm katılımcıların VKİ değerleri elde edilmiştir. Sınıflandırma kriterlerine uygun olarak VKİ değerleri üç kategoriye ayrılmıştır. Bunlar; vücut kitle indeksi 18 kg\m2> zayıf 18-25 kg\m2 arasında olanlar normal 25 kg\m2> olanlar obez olarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 15.0 programı kullanılmıştır. Hastaların her kanaldaki süre kazançları ortalama ve standart sapma tablosu olarak verilmiştir. Ayrıca kanal süre kazancı 0.8-1.2 msn aralığında olanlar "normal", 0.8'in altında olanlar "düşük" olarak kodlanmış ve frekans ve yüzde tabloları şeklinde sunulmuştur. Vücut kitle indeksleri ortalama ve standart sapma tablosu olarak verilmiştir. Vücut kitle indeksi <18 olan hastalara "zayıf', 18-25 arası "normal" ve >25 olanlar "obez" şeklinde kodlanmış ve frekans ve yüzde tablosu olarak sunulmuştur. Vücut kitle indeksi grupları (zayıf, normal, obez) ile kanal kazanç düzeyleri (düşük, tıormal) arasındaki ilişkiyi ve vücut kitle indeksi grupları ile fiziksel aktivite grupları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Ki-Kare testi (Chi- Square test) kullanılmıştır. Olağanlık katsayısı (C), ki-kare istatistiğinin önemli olduğu durumda kullanılır ve 0 ile 1 arasında değer alır. 0'a yakın değerler ilişkinin zayıf, l'e yakın değerler ilişkinin güçlü olduğunu ifade eder. Ki-kare istatistiği anlamlı (p<0,05) görüldüğünde VKİ ile kanal süre kazançları arasındaki ilişki gücünü belirlemek amacıyla olağanlık katsayısı (Contingency Coeffıcient "C") kullanılmıştır. Vücut kitle indeksine göre fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (P> 0.005). Hastaların sağ anterior kazanç süre ortalaması 0,90±0,20 |isn olarak bulunmuştur. Hastaların %83,3'ünde sağ anterior kazancı düşük düzeyde, %16,7'sinde yüksek düzeyde bulunmuştur. Hastaların sol posterior kazanç süre ortalaması 0,88±0,07 (j,sn olarak bulunmuştur. Hastaların %90'ında sol posterior kazancı düşük düzeyde, %10'unda yüksek düzeyde bulunmuştur. Hastaların sağ posterior kazanç süre ortalaması 0,84±0,10 |isn olarak bulunmuştur. Hastaların %73,3'ünde sağ posterior kazancı düşük düzeyde, %26,7'sinde yüksek düzeyde bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Vestibüler sistem, baş itme testi, Vücut kitle indeksi
Ratlarda akustik travma sonrası çörek otu yağı uygulamasının elektrofizyolojik etkilerinin araştırılması: Deneysel çalışma
Akustik travma sık karşılaşılan işitme kaybı nedenlerindendir. Tedavisinde farklı ajanlar kullanılmasıyla birlikte fikir birliğine varılamamıştır. Çalışmamızın amacı çörek otu yağının akustik travmada etkilerini Auditory Brainstem Response "İşitsel Beyin Sapı Cevapları" yöntemini kullanarak değerlendirmektir. Çalışmamız 20 adet yaş ortalaması 12 ay ve ortalama ağırlıkları 250 gr olan Sprague Downey cinsi dişi rat üzerinde deneysel araştırma olarak tamamlanmıştır. Ratlar genel anestezi altında otoskopik muayeneleri ve ABR testleri yapılarak akustik travma öncesi işitme eşikleri saptanmıştır. Daha sonra sessiz kabinde 12 saat süre ile 4 kHz'de 107 dB şiddetinde beyaz bant gürültü verilerek akustik travma yaratıldı. Travma sonrası 1. gün ABR ile işitme eşikleri tekrar ölçüldü. Ratlar her bir grupta 10 adet olmak üzere ilaç ve kontrol grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. 4. gün ölçümler tekrarlandı işitme eşikleri iki grup arasında karşılaştırıldı. Akustik travma öncesi yapılan testler sonucunda tüm ratların eşikleri benzer olarak bulundu (p> 0,005). Akustik travma sonrasındaki ilk ölçümlerde tüm ratlarda eşiklerin yükseldiği, her iki grupta eşikler arasında istatistiksel fark olmadığı saptandı (p=0,979). Çörek otu uygulamasının ardından 4. Günde yapılan ölçümlerde ise kontrol grubunun işitme eşiklerinin çalışma grubuna göre daha yüksek olduğu saptandı (p=0,03). Çalışmamızın sonucunda çörek otu yağının kullanımının akustik travmada yararlı olabileceği saptanmıştır. Bu bulgular ışığında çörek otu kullanımının dozu, süresi ve uygulama sıklığı açısından yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Akustik travma, Çörek Otu Yağı, ABR, Eşik Tayini
Düzeltilmiş yaşı 0-6 ay arası yüksek riskli prematürelerde ce-chirp uyaran latans ve amplitüd değerlerinin sağlıklı yenidoğanlarla karşılaştırılması
İşitsel beyin sapı cevapları (ABR) kokleadan, beyin sapı yollarına kadar ses uyaranı verilerek oluşturulan elektriksel aktiviteye denir. ABR'lerin dalga latansları ve amplitüdleri, uyaran çeşidine, kullanılan parametrelere, cinsiyete ve yaşa bağlı olarak maturasyonla birlikte değişiklik gösterirler. Bu nedenle özellikle yetişkinler, bebekler ve çocuklar için ayrı ayrı standart oluşturmak gereklidir. Bu çalışmada, düzeltilmiş yaşı 0-6 ay arası yüksek riskli prematürelerde CE-Chirp uyaran latans ve amplitüd değerlerinin sağlıklı yenidoğanlarla karşılaştırılması ile işitsel nöral maturasyon hakkında bilgi edinmek amaçlanmıştır. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Hastanesi KBB Kliniğine başvuran işitme kaybı şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal ve düzeltilmiş yaşı 0-6 ay arası olan 35 yüksek riskli prematüre, 35 sağlıklı yenidoğan toplam 70 bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda, 500, 1000, 2000 ve 4000 Hz de 90, 70, 50, 40 ve 20 dB şiddetlerinde gönderilen CE-Chirp uyaran ile oluşan V. dalga latansları ve amplitüdleri ölçülmüştür. Tüm bebeklerden elde edilen V. dalga değerlerinde en yüksek amplitüd (0,58 µV) 1000 Hz de 90 dB şiddetinde, en düşük latans (3,73 msn) 2000 Hz de 90 dB şiddetinde elde edilmiştir. Cinsiyetlere göre yapılan değerlendirmede V. dalga latansları arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Çalışmamızda yüksek riskli prematüre ve sağlıklı yenidoğanların karşılaştırılmasında elde edilen V. dalga latans ve amplitüd ölçümleri sonucunda tüm latans ölçümlerinde tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmuştur. Elde edilen değerler işitsel nöral maturasyon ve tanı koymada bundan sonra yapılacak çalışmalar için referans olarak kullanılabilir.
Normal işitme eşiğine sahip tinnitus hastaların koklear işitsel fonksiyonlarının odyolojik değerlendirmesi
Tinnitus, kokleada titreşim ve mekanik aktivite olmaksızın sinir sistemindeki bir aktivite sonucu oluşan ve dışarıdan herhangi bir tür uyaran olmaksızın meydana gelen ses algısı olarak tanımlanır. Normal işitmeye sahip kişilerde tinnitus mekanizmasını açıklamak halen tartışmalıdır. Bu çalışmada dış tüy hücre ve iç tüy hücre uyumsuz hasarlanma teorisi temel alınarak normal işitmeye sahip bireylerdeki tinnitus mekanizması araştırılmıştır. 30 bireyden oluşan(n:49 tinnituslu kulak) normal işitmeye sahip tinnitus hastaları ile 25 bireyden oluşan (n:49 kulak ) normal işitmeye sahip kontrol grubu oluşturulmuştur. Bu iki gruba işitme eşiklerinin normal olduğuna bakmak için saf ses odyometrik değerlendirme, orta kulak fonksyonları için timpanometrik değerlendirme,kokleadaki dış tüy hücrelerini değerlendirmek için Transient Evoked Oto Acoustic Emission(TEOAE) ve Distortion Product Oto Acoustic Emission(DPOAE) testleri ,kokleadaki iç tüy hücreleri değerlendirmek için Thereshold Equalizing Noise testi(TEN) uygulanmıştır. Tinnitus şikayeti olan gruba tinnitus frekans ve tinnitus şiddet eşleme testi, Hasta Bilgi Formu ile yaşam kaliteleri hakkında bilgi almak için Tinnitus Engellilik Anketi uygulanmıştır. Uyarılmış otoakustik emisyon bulgularına göre ,normal işitmeye sahip tinnituslu bireylerde %19.04 anormal TEAOE %27.12 sinde anormal DPOAE, kontrol grubunda ise %5.26 anormal TEAOE , %20.12 anormal DPOAE elde edilmiştir. TEOAE ortalama amplitüdlerinde 4000 Hz dışında tüm frekanslarda her iki grup arasında anlamlı fark ,DPOAE ortalama amplitüdlerinde ise sadece 1400Hz de anlamlı fark elde edilmiştir.TEN test sonucu her iki grupta da ölü bölge elde edilmemiştir. Sonuç olarak yaptığımız çalışmada dış ve iç tüy hücre uyumsuz hasarlanma teorisi doğrulanmaktadır. Ancak, bu bulguları desteklemek için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler:Tinnitus,Otoakustik Emisyon,Thereshold Equalizing Noise (TEN) ,dış ve iç tüy hücre uyumsuz hasarlanma teorisi
Okul öncesi ve okul çağı kekeme çocukların WİSC-R testi ile genel zeka performanslarının incelenmesi
Bu çalışmada işitmesi normal olan, kekemelik dışında bilinen bir bozukluğu/ hastalığı/ engeli olmayan 40 kekeme çocuk ile akıcı konuşmaya sahip 30 çocuğun zekâ testi aracılığı ile zekâ puanlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda araştırmanın problem cümlesi 'Kekeme olan okul öncesi ve okul çağı çocukların (6-15 yaş) zekâ düzeyleri normal midir?' ve 'Kekeme çocuklar ile akıcı konuşmaya sahip (6-15 yaş) çocukların zekâ puanları arasında bir fark var mıdır?'olarak ifade edilebilir. Kekemelik grubu İstanbul ili, Sultangazi İlçesi, MEB'e bağlı Mehmetçik İlköğretim Okulu'nda okuyan 6-15 yaş arası 40 kekeme hasta çocuktan oluşmaktadır. Akıcı konuşan grup İstanbul ili, Sultangazi İlçesi, MEB'e bağlı Mehmetçik İlköğretim Okulu'nda okuyan 6-15 yaş arası 30 çocuktan oluşmaktadır. Her çocuğa Wisc-R zeka testi uygulanarak çocukların zekâsı çok boyutlu incelenmiş ve her çocuğun zekâ puanı tespit edilmiştir. Bu puanla her çocuk bir zekâ sınıflandırmasına tabi tutulmuştur. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilks testi ile değerlendirilmiş ve parametrelerin normal dağılıma uygun olduğu saptanmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların yanısıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında puanların cinsiyete göre karşılaştırmalarında Student t test, gruplar arası karşılaştırmada Mann-Whitney U Testi kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise tek gözlü düzende Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışma grubunda yer alan 40 kekeme hasta çocuk ve kontrol grubunda yer alan 30 akıcı konuşmaya sahip çocuk normal zekâ puanı alarak normal zekâ olarak sınıflandırılmasında yer almıştır. Buna dayanarak araştırmada elde edilen sonuçlara göre iki grup arasında zekâ düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı anlaşılmıştır. Kekeme grupta yer alan çocuklar ile akıcı konuşan çocukların sözel ve performans puan arasında fark olmasına rağmen bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Çalışma grubunun resim tamamlama puan ortalamaları, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p:0.004; p<0.01). Gruplara göre resim düzenleme, parça birleştirme, küplerle desen ve şifre puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Kontrol ve çalışma grubunda cinsiyetlere göre sözel puan, performans puanı ve toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Kontrol ve çalışma grubunda cinsiyetlere göre genel bilgi, yargılama, aritmetik ve sözcük dağarcığı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Kekeme grubunda bulunan erkeklerin benzerlik puan ortalamaları, kızlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p:0.007; p<0.01). Kontrol ve çalışma grubunda cinsiyetlere göre resim tamamlama, resim düzenleme, küplerle desen, parça birleştirme ve şifre puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Anahtar sözcükler: Kekemelik, akıcı konuşma, zekâ, Wisc-R zeka testi, okul çağı, okul öncesi, çocuk, resim tamamlama, parça birleştirme, küplerle desen, şifre, yargılama, aritmetik, sözcük dağarcığı
Eğitim ortamında dinleme becerileri envanteri(revize edilmiş)'in normalizasyonu
Eğitim Ortamında Dinleme Becerileri Envanteri (EODBE)'ne uygun nitelikler kazandırılarak normalizasyon çalışması yapılmıştır. Bu çalışma ile Santral İşitsel İşlemleme Bozukluğu(SİİB)'nun okullarda ve kliniklerde taranması amaçlanmıştır. EODBE ülkemizde bu amaçla hazırlanan ve kullanılacak ilk tarama envanteridir. Adaptasyonu yapılan 'Listening İnventory For Education-Revised(LIFE-R) sayesinde öğrencilerin ve öğretmenlerin gözünden öğrencilerin eğitim süresince dinleme becerileri, dinleme ile ilgili yaşadığı zorluğun nedeni ve kendisini savunma becerileri saptanarak bozukluğun tanılanmasına ve bireyin çevresine uyum sağlamasına katkıda bulunulur. Çalışmamıza; Ankara veya Kırıkkale illerinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı rastgele seçilmiş bir ilköğretim veya lisede öğrenim gören, 9-18 yaş arasında olup, tanı almış herhangi bir işitme, konuşma ve öğrenme problemi olmayan 115 öğrenci ve bu öğrencilerin öğretmenleri dahil edilmiştir. Envanterin Türkçe'ye uyarlanması İngiliz Dili ve Edebiyetı Bölümü Türkçe ve İngilizce'ye hakim 2 öğretim üyesi/akademisyen , 1 Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları öğretim üyesi/akademisyen ve 1 Eğitim Odyolojisi Uzmanı/öğretim üyesi denetiminde yapılmıştır. Ölçeklerdeki maddelerin anlamlarındaki tutarlılığa bakıldığında orijinal ve Türkçe formundan elde edilen maddelerin toplam puanları arasında (p<0.01) pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur ve ölçeğin orijinal kültürdeki anlamları ile eşdeğerlik sağlanmıştır. Envanterin güvenilirliğinin belirlenmesi amacıyla ölçek ve alt boyutları için Cronbach-alfa iç tutarlılık katsayıları hesaplanmıştır. Bu değerlerin yüksek çıkması, ölçeğin güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermiştir. Yapı geçerliliğine ilişkin kanıtların elde edilmesi sonucunda özgün formun beş faktörlü yapısına uygun olduğu ve faktör analizi sonucunda yüksek yük değerlerine sahip olunduğu görülmüştür. Türkçeye uyarlanan, uzman görüşü ve onayı ile düzenlenen EODBE ülkemizde SİİB'nin taranması ve değerlendirmesinde kullanılacak olan güvenilir bir davranışsal test olarak literatürde yerini almıştır.
Fibromiyalji hastalarında odyo-vestibüler bulgular
Fibromiyalji sendromu (FMS), yaygın ağrılarla karakterize, etyolojisi kesin olarak bilinmeyen kronik bir hastalıktır. Bu hastalarda sıkça otolojik şikayetler olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, fibromyalji hastalarında detaylı odyovestibüler değerlendirmenin yapılmasıdır. Çalışmaya Başkent Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'nda tanısı konulmuş 20-60 yaş aralığındaki fibromiyalji hastaları ve aynı yaş grubundaki sağlıklı bireyler alınmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylere tam odyolojik değerlendirme, multifrekans timpanometri, Transient Otoakustik Emisyon (TEOAE), okuler ve servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (VEMP) testleri uygulanmıştır. Fibromiyaljili hastaların yaş ortalaması 45,48+9,15; kontrol grubunun yaş ortalaması 43,03+7,3 idi. Hastaların ağrı süresi minimum 1 yıl, maksimum 20 yıl, ortalama 4,71±4,4 yıl olarak belirlendi. Fibromiyalji hastalarının sağ ve sol kulak saf ses işitme eşikleri kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu (p<0,005). Multifrekans timpanometri testinde rezonans frekans değerleri hasta ve kontrol grubunun sağ kulak değerleri sırasıyla 653,03±161,98; 898,48± 84,30; sol kulak değerleri sırasıyla 745,45± 163,15; 921,21±101,57 olarak saptandı (p<0,05). TEOAE testinde, reprodüktibilite değerlerinde iki grup arasında anlamlı fark bulunamadı (p>0,005). Sinyal gürültü oranı değerlerinde sağ kulak 1000Hz ve 4000 Hz hariç tüm frekanslarda iki grup arasında anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). Kontrol grubundaki tüm katılımcılarda cVEMP dalgaları elde edildi. Hasta grubunda 5 olguda sağ kulakta, 4 olguda sol kulakta cVEMP dalgaları elde edilemedi (p<0,05). oVEMP testinde de kontrol grubunun tamamında oVEMP dalgaları elde edildi. Hasta grubunda 7 olguda sağ kulakta, 10 olguda sol kulakta oVEMP dalgaları elde edilemedi (p<0,001). Elde edilen bulgular fibromiyalji olgularında hem işitsel hem de vestibüler disfonksiyon varlığını desteklemektedir. Oluşan disfonksiyonların patogenezine yönelik ileri çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji, Multifrekans Timpanometri, TEOAE, VEMP
Rat modelinde topikal rifamisin uygulamsının ototoksik ve orta kulak mukozası üzerine etkilerinin araştırılması deneysel çalışma
Amaç: Amaç kronik otit modelinde topikal rifamisinin (1) rat orta kulak mukozası üzerine olası histopatolojik etkilerini araştırmak; (2) işitme üzerine olası olumsuz etkilerini fonksiyonel yoldan araştırmaktır. Bu çalışma ile kulağa damla yoluyla uygulanan rifamisinin güvenilir olup olmadığı hakkında literatüre katkıda bulunmak hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu deneysel çalışma Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarında 30 adet rat üzerinde yapıldı. Ratlar tedavi sürelerine göre 3 guruba ayrıldı. Her iki timpanik membran perfore edildikten sonra sağ kulaklara rifamisin günde 3x2 damla olarak uygulandı. Sol kulaklara ise herhangi bir tedavi verilmedi. Grup I'e 1 hafta, grup II'ye 2 hafta, grup III'e 3 hafta tedavi verildi. Tedavi öncesi ve sonrasında her iki kulağın distorsiyon ürünü otoakustik emisyon (DPOAE) ölçümleri, sinyal gürültü oranı (SNR) ölçüt alınarak yapıldı. Tedavi bitiminde ratlar dekapite edilerek orta kulak mukozaları diseke edildi ve patolojiye kör olarak teslim edildi. Bulgular: Tedavi verilen kulaklarda grup I'de 2 kHz'de perforasyon sonrasına göre SNR'de anlamlı artış (p=0.022); kontrol kulaklarda grup I de 6 kHz'de anlamlı artış gözlendi (p=0.022). Perforasyon sonrası ve tedavi sonrası SNR değerleri sağ ve sol kulaklar arasında karşılaştırıldığında tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi (p >0.05). SNR değerleri gruplar arasında karşılaştırıldığında tüm frekanslarda tedavi öncesi ve sonrasında anlamlı farklılık saptanmadı (p >0.017; Bonferroni düzeltmeli). Histopatolojik olarak rifamisin verilen sağ kulaklar ile kontrol sol kulaklar arasında inflamasyon, fibrozis, yabancı cisim reaksiyonu, vasküler proliferasyon ve pigment içeren histiosit açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Ancak sağ kulakta gruplar arasında pigment içeren histiositler grup I ve II'de anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.018). Sonuçlar: I) Bu çalışma topikal rifamisin uygulamasının ratlarda orta kulak mukozası üzerine inflamasyon, fibrozis, yabancı cisim reaksiyonu, vasküler proliferasyon ve pigment içeren histiositler açısından kontrol kulaklar ile karşılaştırıldığında anlamlı bir etkisinin olmadığını ortaya koymuştur. Tedavi verilen kulaklarda ilk iki hafta pigment içeren histiosit sayısında artış olduğu, ancak bu durumun üçüncü hafta düzeldiği gözlenmiştir. II) Topikal rifamisin uygulamasının ratlarda, hiçbir SNR değerinde anlamlı azalmaya neden olmadığı için, ratlarda 2-6 kHz arası işitme üzerine ototoksik etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. III) Bu bulgulara göre kronik otit modelinde topikal rifamisin uygulamasının 3 hafta kullanımda bile hem orta kulak mukozası hem de ototoksisite yönünden güvenli olduğu sonucuna varılmıştır. IV) Bu sonuçların iç kulak histopatolojisinin ve yüksek frekans işitme eşiklerinin değerlendirildiği ileri deneysel ve klinik çalışmalar ile desteklenmesi gerektiği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Rat, Ototoksisite, Rifamisin, Orta Kulak, Topikal.
Vücut kitle indeksinin orta kulak rezonans frekansına etkisi
Klasik timpanometrinin orta kulak akustik özelliklerini değerlendirmede yeterli olup olmadığı tartışılmaktadır. Klasik timpanometrilerde sıklıkla 226 Hz prob ton kullanılmaktadır. Multifrekans timpanometri ise, 226 Hz-2000 Hz arasında değişik prob tonlar ile elde edilen timpanogramların analizini sağlayarak, orta kulak direnç ve geçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test bataryasıdır. Orta kulak admittansını ve unsurlarını ayrıştırarak inceleyen parametreler sunmaktadır. Multifrekans timpanometrinin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonant frekanstır (RF). Rezonans frekans, timpanik zarın minimum enerjiyle maksimum hareketini sağlayan ve orta kulak tarafından kokleaya en fazla ses enerjisinin iletilebildiği frekanstır. Belli patolojilerin varlığında rezonant frekans değeri sağlıklı ve normal kulaklara nazaran daha alçak veya daha yüksek değerler almaktadır. Multifrekans timpanometri avantajlı bir test olmasına rağmen tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de klinik uygulamada yaygınlaşmamıştır. Multifrekans timpanometri kullanımının yaygınlaşmamasının sebebi yeterli verilerin literatürde henüz yer almamasıdır. Bu amaçla literatüre multifrekans timpanometri hakkında yeni bir bilgi sağlamak için vücut kitle indeksine göre orta kulağın rezonans frekansı değerinin değişip değişmediği, değiştiyse ne yönde değiştiği araştırılmıştır. Çalışmada Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji, Konuşma ve Ses Bozuklukları Ünitesi'nde işitme kaybı şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal olan 18-40 yaşları arasında 78 gönüllü (156 kulak) katılımcı yer almıştır. Bir KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan katılımcılara saf ses odyometrisi uygulanarak işitme eşikleri ölçülmüş ve sonrasında immitansmetrik ölçümleri yapılmıştır. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri Grason Stadler (GSI) Tympstar Version 2 elektroakustik immitansmetre kullanılarak yapılmıştır. Tüm katılımcıların, her iki kulağından (156 kulak) birden alınan rezonans frekansı değerleri değerlendirmeye alınmıştır. VKİ'ne göre <18,5 kg/m2, 18,5-24,9 kg/m2, >25 kg/m2 olmak üzere üç gruba ayrılan katılımcıların rezonans frekansı değerleri araştırılmıştır. VKİ <18,5 kg/m2 olan kişilerin rezonans frekansı ortalaması 823,08±86,58 Hz, VKİ 18,5-24,9 kg/m2 arasında olan kişilerin rezonans frekansı ortalaması 817,31±94,91 Hz, VKİ >25 kg/m2 olan kişilerin rezonans frekansı ortalaması 771,15±112,61 Hz olarak bulunmuştur. VKİ <18,5 kg/m2, 18,5-24,9 kg/m2 olan kişiler arasında rezonans frekansı değeri açısından anlamlı bir fark bulunmazken; VKİ <18,5 kg/m2 / VKİ >25 kg/m2 ile 18,5-24,9 kg/m2 / VKİ >25 kg/m2 olan kişiler arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu veriler ışığında orta kulak rezonans frekansı değeri bakılan kişilerin VKİ değeri de göz önünde bulundurulmalıdır.
Ankilozan spondilit hastalarında işitmenin odyometri multifrekans timpanometri testi ve geçici uyarılmış otoakustik testleriyle değerlendirilmesi
Ankilozan spondilit (AS); etiyolojisi henüz bilinmeyen, özellikle omurga ile sakroiliak eklemleri etkileyen, göz, kalp, akciğer, böbrek ve bağırsak gibi organların tutulumuna bağlı klinik bulguların da eşlik edebildiği, kronik sistemik inflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı; ankilozan spondilit hastalarında orta kulak, iç kulak ve eferent işitme sistemini, multifrekans timpanometri, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve kontralateral supresyon testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 33 AS, 36 sağlıklı kişi olmak üzere toplam 69 kişi alınmıştır. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri yapıldıktan sonra saf ses odyometrisi uygulanarak işitme eşikleri ölçülmüştür. Daha sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle değerlendirmesi: kontralateral akustik stimülasyon (KAS) verilmeden önce ve 70 dB dar band kontralateral akustik stimülasyon verilirken olacak şekilde iki aşamalı olarak ölçülmüştür. Ankilozan spondilit hastalarının yaş ortalaması 41,58±7,7, kontrol grubunun yaş ortalaması 38,19±8,7 olup, fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,086). 125Hz-16000 Hz frekansları arasında ankilozan spondilit ve kontrol grubu saf ses işitme eşikleri karşılaştırıldığında, bütün frekanslarda AS hastalarının saf ses işitme eşikleri daha yüksek olarak bulundu. Bu fark, sağ kulakta 2000 Hz, 4000 Hz ve 10000 Hz, sol kulakta 2000 Hz ve 10000 Hz frekansları haricinde tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bireylerin tamamında timpanogram sonuçları normal sınırlarda bulundu. Multifrekans timpanometri testinde hasta ve kontrol grubunun rezonans frekansları değerleri sırasıyla sağ kulak 874,24±183,76; 856,94±106,33, sol kulak değerleri sırasıyla 896±152,55; 65,28±121,78 Hz bulundu. Fark istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0,05). Otoakustik emisyon testiyle yapılan değerlendirmede, iki grup TEOAE sonuçları karşılaştırıldığında ankilozan spondilitli hastalardan alınan emisyon yanıtları kontrol grubuna göre 1000Hz, 2000Hz ve 4000Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p<0,05). Kontralateral supresyon seviyelerini değerlendirmek amacıyla, kontralateral akustik uyaran (KAS) verilmeden ve KAS verilirken yapılan TEOAE ölçümleri karşılaştırıldığında; hasta grubunda tüm frekanslarda kontrol grubunda 4000 Hz frekansı hariç tüm frekanslarda emisyon değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). Her iki gruptaki kontralateral supresyon seviyeleri (dB) karşılaştırıldığında ise fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç olarak elde ettiğimiz bulgular göstermektedir ki, AS hastalığında iç kulak bir hedef organ olabilmektedir. Ankilozan spondilit tanısı konulduğunda hastaların odyolojik değerlendirmesi de yapılmalı ve hastalar olası otolojik tutulum hakkında bilgilendirilmelidir. Ankilozan spondilit hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının etkilenimi ve bu olası etkilenimler ile ilişkili olabilecek hastalık özelliklerine yönelik çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, odyometri, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE), multifrekans timpanometri
Romatoid artrit hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Romatoid artrit (RA), CD4 (+) T hücreleri ve monositlerin, damardan inflamasyonlu sinoviyal dokuya ve sinoviyal sıvıya geçmesiyle karakterize, otoimmün bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı; Romatoid artrit hastalarında orta kulak, iç kulak ve eferent işitme sistemini, multifrekans timpanometri, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve kontralateral supresyon testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 35 romatoid artrit hastası ve 40 sağlıklı birey olmak üzere toplam 75 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri yapıldıktan sonra saf ses odyometri ile işitme eşikleri ölçülmüştür. Daha sonra her iki grubun geçici uyarılmış otoakustik emisyon testiyle değerlendirmesi: kontrolateral akustik stimülasyon (KAS) verilmeden önce ve 70 dB dar band KAS verilirken olacak şekilde iki aşamalı olarak ölçülmüştür. Romatoid artrit hastalarının yaş ortalaması 44,31±10,4, Kontrol grubunun yaş ortalaması 41,48±12,5 olup fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,293). 125Hz-16000 Hz frekansları arasında romatoid artrit ve kontrol grubu saf ses işitme eşikleri karşılaştırıldığında, bütün frekanslarda romatoid artrit hastalarının saf ses işitme eşikleri daha yüksek olarak bulundu. Bu fark, sağ kulakta 2000 Hz, 14000 Hz ve 16000 Hz, sol kulakta 16000 Hz frekansları haricinde tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bireylerin tamamında timpanogram sonuçları normal sınırlarda bulundu. Multifrekans timponometri testinde hasta ve kontrol grubunun sağ kulak rezonans frekansları değerleri sırasıyla 748,86 ± 188,06; 830,00 ± 122,37, sol kulak değerleri sırasıyla 772,86 ±157,80; 847,50 ± 140,94 Hz bulundu. Fark istatistiksel açıdan anlamlı idi (p<0,05). Otoakustik emisyon testiyle yapılan değerlendirmede, iki grup TEOAE sonuçları karşılaştırıldığında romatoid artritli hastalardan alınan emisyon yanıtları kontrol grubuna göre 1000 Hz, 2000 Hz, 2800 Hz, 4000Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı. (p<0,05). Kontralateral supresyon seviyelerini değerlendirmek amacıyla, kontralateral akustik uyaran (KAS) verilmeden ve KAS verilirken yapılan TEOAE ölçümleri karşılaştırıldığında; hasta grubunda 2800 ve 4000 Hz frekansları dışında, kontrol grubunda tüm frekanslarda emisyon değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). Her iki gruptaki kontralateral supresyon seviyeleri (dB) karşılaştırıldığında ise fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç olarak elde ettiğimiz bulgular, romatoid artrit hastalığında işitsel disfonksiyon varlığını göstermektedir. Romatoid artrit tanısı konulduğunda hastaların odyolojik değerlendirmesi de yapılmalı ve hastalar olası otolojik tutulum hakkında bilgilendirilmelidir. Romatoid artrit hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının etkilenimi ve bu olası etkilenimler ile ilişkili olabilecek hastalık özelliklerine yönelik çalışmalara devam edilmelidir.
Psöriazis hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Psöriazis keratinositlerin T hücre aracılı hiperproliferasyonu ile karakterize, kronik, enflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı; psöriazis hastalarında orta kulak, iç kulak ve efferent işitme sistemini, multifrekans timpanometri, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve medial olivokoklear refleks testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 35 psöriazis hastası ve 40sağlıklı kişi olmak üzere toplam 75 kişi dahil edildi.Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri yapıldıktan sonra saf ses odyometri ile işitme eşikleri ölçülmüştür. Daha sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle değerlendirmesi: kontralateral akustik stimülasyon (KAS) verilmeden önce ve 70 dB dar band KAS verilirken olacak şekilde iki aşamalı olarak ölçülmüştür. Psörazis hastalarının yaş ortalaması 42,31±14,4, kontrol grubunun yaş ortalaması 41,48±12,8 olup fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,790). 125 Hz-16000 Hz frekansları arasında psöriazis ve kontrol grubu saf ses işitme eşikleri karşılaştırıldığında, sol kulakta 16000 Hzdışında bütün frekanslarda psoriasis hastalarının saf ses işitme eşikleri daha yüksek olarak bulundu. Bu fark, sağ kulakta 6000, 8000, 10000, 12000, 14000, 16000 Hz dışında, sol kulakta 6000, 8000, 10000, 14000, 16000 Hzdışında tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Bireylerin tamamında timpanogram sonuçları normal sınırlarda bulundu. Multifrekans timpanometri testinde ise rezonans frekansları değerlerinde hasta ve kontrol grubunun sağ kulak değerleri sırasıyla 742,86± 109,90; 837,50 ± 111,94, sol kulak değerleri sırasıyla 745,71± 143,67; 852,50 ± 133,94 bulundu. Fark istatistiksel açıdan anlamlıdır (p<0,05). Otoakustik emisyon testiyle yapılan değerlendirmede,iki grup TEOAE sonuçları karşılaştırıldığında psöriazisli hastalardan alınan emisyon yanıtlarında kontrol grubuna göre 1000 Hz, 2000 Hz ve 2800 Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,05).Kontralateral supresyon seviyelerini değerlendirmek amacıyla, kontralateral akustik uyaran (KAS) verilmeden ve KAS verilirken yapılan TEOAE ölçümleri karşılaştırıldığında; hasta ve kontrol grubunda tüm frekanslarda emisyon değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). Her iki gruptaki kontralateral supresyon seviyeleri (dB) karşılaştırıldığında ise fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç olarak elde ettiğimiz bulgular, psöriazis hastalığında işitsel disfonksiyon varlığını göstermektedir. Psöriazis tanısı konulduğunda hastaların odyolojikdeğerlendirmesi de yapılmalı ve hastalar olası otolojik tutulum hakkında bilgilendirilmelidir. Psöriazis hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının etkilenimi ve bu olası etkilenimler ile ilişkili olabilecek hastalık özelliklerine yönelik çalışmalara devam edilmelidir.
Üzüm çekirdeği yağı ve deksametazon'un akustik travma uygulanan ratların kokleası üzerine etkilerinin elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi (deneysel çalışma)
Bu çalışmanın amacı, akustik travma sonrası oral üzüm çekirdeği yağı kullanımının, intraperitoneal deksametazon kullanımına karşı bir üstünlüğünün olup olmadığını distorsiyon ürünü otoakustik emisyon (DPOAE) test yöntemi ile araştırmaktır. Çalışmaya 24 adet yaş ortalaması 12 ay ve ortalama ağırlıkları 250 gr olan Sprague Downey cinsi dişi rat dahil edilmiştir. Ratların genel anestezi altında otoskopik muayeneleri ve DPOAE testleri yapılarak akustik travma öncesi işitme eşikleri saptanmıştır. Daha sonra 103 dB SPL şiddetinde beyaz gürültü serbest alanda 12 saat boyunca uygulanarak, akustik travma oluşturuldu. Akustik travma sonrası 24 adet rat, her grupta 8 rat olmak üzere üç gruba ayrıldı. Birinci gruptaki ratlara travma sonrası 2. saatte ve takiben 21 gün boyunca gavaj yolu ile, günde 1 kez 150 mg/kg/gün üzüm çekirdeği yağı verildi. İkinci gruptaki ratlara intraperitoneal yolla 125 µg/kg/gün deksametazon 14 gün boyunca uygulandı. Üçüncü grup ise kontrol grubu olarak belirlendi, herhangi bir ilaç uygulaması yapılmadı. Deney sırasında deksametazon uygulanan ve kontrol ratlardan birer tane ex oldu. Akustik travma öncesi, 1, 7 ve 21. günler olmak üzere toplam 4 kez DPOAE ölçümleri yapıldı. Gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında akustik travma öncesi ve 1. günde DPOAE değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Yedinci ve 21. gün yapılan ölçümlerde üzüm çekirdeği uygulanan grup ve kontrol grubunun değerleri 1. gün yapılan ölçümlere göre anlamlı derecede düşük saptandı (p<0,05). Deksametazon uygulanan grupta ise akustik travma sonrası yapılan ölçümlerde anlamlı değişiklik gözlenmedi (p>0,05). Deksametazon uygulanan grupta DPOAE değerleri, 7. ve 21. gün ölçümlerinde üzüm çekirdeği yağı verilen ratlar ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonunda üzüm çekirdeği yağının, en azından verilen dozda ve sürede, akustik travma sonrası koklear hasar üzerine koruyucu etkisi olmadığı, deksametazonun ise kısmen koruyucu etkisinin olabileceği sonucuna vardık.
Aşırı hidrasyon ve dehidrasyonun orta kulak rezonans frekansı ve iç kulak distorsiyon ürünü otoakustik emisyon değerlerine etkisi: hayvan modeli
HANÇER, Hale. Aşırı Hidrasyon ve Dehidrasyonun Orta Kulak Rezonans Frekansı ve İç Kulak Distorsiyon Ürünü Otoakustik Emisyon Değerlerine Etkisi: Hayvan Modeli AMAÇ: İnsan vücudunun en önemli bileşimi olan su ve onun içeriği, vücuttaki dokuların ve hücrelerin işlevlerini yerine getirebilmesi için hayati öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı dehidrate ve aşırı hidrate edilen ratların orta kulak ve iç kulak akustik özelliklerinde oluşacak değişimlerin multifrekans timpanometri (MFT) ve distorsiyon ürünü otoakustik emisyon (DPOAE) ile değerlendirmektir. GEREÇ- YÖNTEM: Çalışmamız, 24 adet erkek cinsiyette Sprague Dawey cinsi rat üzerinde yapılmıştır. Ratların genel anestezi altında otoskopik muayeneleri yapıldıktan sonra, kan örnekleri alınmış, kiloları, multifrekans timpanometri ile orta kulak rezonans frekansı değerleri ve distorsiyon ürünü otoakustik emisyon değerleri ölçülmüştür. Daha sonra ratlar dehidrasyon grubu, aşırı hidrasyon grubu ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. 72 saat sonra tüm ölçümler tekrarlanarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. BULGULAR: Kilo ve osmolaritenin ilk ölçümlerinde gruplar arası istatistiksel fark saptanmamıştır (p>0,05). Sıvı alımı değişikliği sonrası dehidrasyon grubunda ve aşırı hidrasyon grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik olurken (p< 0,05), kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik olmamıştır (p> 0,05). Aşırı hidrasyon grubunda orta kulak rezonans frekansı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanırken (p= 0,003), dehidrasyon ve kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik olmamıştır (p> 0,05). DPOAE SNR (dB) değerlerinde ise dehidrasyon grubu ve kontrol grubunda anlamlı bir değişim olmazken, aşırı hidrasyon grubunun 4004 Hz, 7998 Hz ve 9854 Hz frekanslarındaki dB değişimleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p< 0,05). SONUÇ: Bu çalışmanın sonuçları ratlarda oluşturulan aşırı hidrasyonun orta kulak rezonans frekansı ve DPOAE değerlerinde değişiklik yapabileceğini göstermiştir. Vücut sıvı alımının orta ve iç kulak fonksiyonları üzerine etkilerini değerlendiren çalışmalara devam edilmesi uygundur. Anahtar Kelimeler; Dehidrasyon, aşırı hidrasyon, osmolarite, orta kulak, multifrekans timpanometri, iç kulak, otoakustik emisyonlar Çalışmamız, Başkent Üniversitesi Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurul onayı (DA16/27) alınarak Başkent Üniversitesi Hayvan Deneyleri Laboratuarı' nda gerçekleştirilmiştir.
Orkestra sanatçılarında işitmenin odyometri, ve geçici uyarılmış otoakustik emisyon testleriyle değerlendirilmesi
Profesyonel orkestra sanatçıları mesleki yaşamlarında devamlı olarak, prova ve konserler boyunca ortalama 79-98 dB ses şiddetindeki müziğe maruz kalmaktadırlar. Orkestra sanatçılarının maruz kaldıkları ses şiddeti orkestrada bulunduğu yer ve çaldığı alete göre iç kulağa zarar verici seviyelere çıkmaktadır. Çalışmamızın amacı; orkestra sanatçılarında işitmenin odyometri, transient uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve kontralateral supresyon testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 30 orkestra sanatçısı, müzikle ilgilenmeyen ve sürekli ve/veya ani gürültüye maruz kalmamış 30 kişi kontrol grubu olmak üzere toplam 60 kişi alınmıştır. İşitme eşikleri ölçümünden sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle değerlendirmesi iki aşamalı olarak ölçülmüştür. Orkestra sanatçıları (OS) ve kontrol grubu ilk olarak kontralateral akustik stimülasyon (KAS) verilmeden önce TEOAE testiyle ölçülmüştür. Sonrasında 70 dB dar band KAS verilerek aynı anda TEOAE testiyle ölçülmüştür. Orkestra sanatçılarının yaş ortalaması 36,83±6,3, kontrol grubunun yaş ortalaması 35,83±6,8 olup, fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,56). OS'nin ve kontrol grubunun saf ses işitme eşikleri arasında sağ kulakta 2000 Hz ve sol kulakta 16000 Hz frekansları haricinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Orkestra sanatçılarından alınan TEOAE yanıtları kontrol grubuna göre tüm frekanslarda anlamlı derecede azdır. Orkestra sanatçıları grubunda kontralateral akustik uyaran verilirken yapılan 1000 Hz, 2800 Hz ve 4000 Hz frekanslarında daha düşük değerlerde emisyon elde edilmiştir. Fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). 1400 Hz ve 2000 Hz frekanslarında elde edilen emisyon değerleri arasında anlamlı bir fark elde edilememiştir. Kontrol grubunda KAS verilmeden ve KAS verilirken yapılan TEOAE ölçüm sonuçları karşılaştırıldığında, 4000Hz frekansı hariç tüm frekanslarda emisyon değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptanmıştır. Kontrol grubunda OS'ye göre 1000 Hz ve 2000 Hz frekanslarında daha fazla kontralateral supresyon olduğu görülmüş ancak diğer frekanslarda anlamlı bir fark elde edilememiştir. Orkestra sanatçılarında prova süresi arttıkça TEOAE değerlerinde düşüş olduğu saptanmıştır. Konralateral supresyon değerlerinde anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular sonucunda orkestra sanatçılarının yüksek ses maruz kalmalarına rağmen saf ses işitme eşiklerinin beklenenden iyi olmasına karşılık, TEOAE değerlerinde gözlenen düşüş, gürültüye bağlı işitme kaybının erken dönemde tespitinde saf ses odyometrinin yeterli olmayabileceğine dair bir fikir oluşturmuştur. Her iki grubun supresyon değerlerinde 2 frekans haricindeki farklılık sonucu gürültünün işitmeyi iç kulak düzeyinde etkilediği ancak işitsel efferent sistem üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı söylenebilir.
Ekstratimpanik elektrokokleografi değerleri üzerinde normal işitme ve hafif derece işitme kaybı olan bireylerde koklear rezervin etkisi
Elektrokokleografi (ECoG), kokleanın ve işitme siniri periferik bölümününde elektriksel olayların kaydına dayanmaktadır. Tekniği; test edilen kulağa işitsel bir uyarı verilip ve ortaya çıkan koklear elektriksel cevabın kayıt edilmesine dayanmaktadır. Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda gönüllü, kulak şikayeti olmayan normal işitmeye sahip bireyler ile hafif derecede işitme kaybına sahip bireylerde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylere KBB muayenesi, odyolojik testler ve pozisyonel vestibüler testler uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylere elektrokokleografi testi yapılarak, elde edilen dalgaların SP/AP oranlarına bakılmıştır. Çalışmaya dahil edilen 88 bireyin 50'si (%56,8) kadınlardan 38'i (%43,2) erkeklerden oluşmaktadır. Çalışmaya kabul edilen 164 kulağın 118'i (%72) kontrol grubu, 46'sı (%28) hafif işitme kayıplı bireylere ait kulaklardır. Çalışmada 82 (%50,0) sağ kulak, 82 (%50,0) sol kulaktan olmak üzere toplam 164 kulaktan ölçüm alınmıştır. Çalışmaya kabul edilen kulakların 95'i (%57,9) kadın, 69'u (%42,1) erkek bireylere aittir. Çalışmaya katılan bireylerin ortalama yaşları 37,28± 7,983 yıldır. Gruplara göre yaş dağılımları incelendiğinde kontrol grubu ortalama 36,49± 8,001 yıl iken, hafif derecede işitme kaybı olan bireylerin medyan yaşları 38(26-50) yıl olarak bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen kulakların saf ses işitme seviyeleri; normal veya hafif derecede işitme kaybı olarak izlenmiştir. 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000, 6000 ve 8000 Hz'de normal işitmeye sahip kulakların işitme eşikleri sırasıyla 10, 10, 5, 5, 5, 5, 10, 5 dB, hafif derecede işitme kaybı olan kulakların işitme seviyeleri ise 20, 20, 20, 25, 30, 30, 30, 25 dB olarak bulunmuştur. İki gruba objektif işitme değerlendirimi için distorsiyon ürünü otoakustik emisyon (DPOAE) testi yapılmıştır. Normal işitmeye sahip kulaklarda ekstratimpanik yapılan elektrokokleagrafide SP/AP oranı 0,37±0,149 bulunurken, hafif derecede işitme kaybı olan olgularda SP/AP oranı 0,49±0,149 olarak bulunmuştur. SP/AP oranı kontrol grubunda normal dağılım gösterirken, hafif derecede işitme kayıplı grupta normal dağılım göstermemiştir. Çalışmaya dahil edilen 164 kulağın SP/AP ortalaması 0,40±0,159 olarak bulunmuştur. SP/AP açısından hafif derecede işitme kayıplı kulaklar ile normal işitmeye sahip kulaklar karşılaştırıldığında hafif derecede işitme kayıplı kulaklarda SP/AP oranı daha yüksektir. Hafif derece işitme kayıplı kulaklar ile normal işitmeye sahip kulakların SP/AP dağılımları arasındaki fark %95 güven düzeyinde istatistik olarak anlamlıdır (Mann Whitney z=3,889, p<0,001). Çalışmaya dahil edilen normal işitmeye sahip (kontrol) 118 kulağın her frekanstaki işitme seviyeleri ile SP/AP oranı arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu ilişkiler istatistik olarak anlamlı bulunmamıştır. Çalışmaya dahil edilen hafif derecede işitme kaybına sahip 46 kulağın işitme seviyeleri ile SP/AP oranı arasındaki ilişkileri her frekanstaki işitme seviyeleri ile SP/AP oranı arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu ilişkiler istatistik olarak anlamlı bulunmamıştır. Elde edilen veriler, Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı kliniğinde, normal işitmeye sahip bireylerde elektrokokleografi (ECoG) değerlerini saptayarak, ileri çalışmalarda normatif data olarak kullanılmak ve hafif dereceli işitme kayıplı bireylerde ECoG değerleri ile karşılaştırma yaparak ECoG etkinliğini belirlemede kullanılacaktır.
Ratlarda multifrekans timpanometri normalizasyon değerleri (hayvan modeli)
Daha önceki çalışmalarda bazı hayvanlarda orta kulak rezonans frekans (RF) değerleri araştırılmıştır. Ancak ratlarda RF ölçümlerine ait bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle çalışmamızda ratlarda multifrekans timpanometri (MFT) yapılarak RF değeri ölçümleri alınmıştır. Çalışmamız ile, üniversitemize ait normal değerlere ulaşmak, bu alanda yapılacak ileriki çalışmalara ışık tutmak amaçlanmıştır. Çalışmaya 16 adet dişi, 16 adet erkek, toplam 32 adet (64 adet kulak), 10 aylık, sağlıklı, erişkin, Spraquey Downey cinsinde ratlar alındı. Anestezi altında tüm ratlarda 226 Hz ve üzeri MFT kullanılarak ölçümler yapılmıştır. İlk olarak, 226 Hz probe ton ile, timpanogram grafikleri ve statik admittans değerleri kayıt altına alınmıştır. Sonrasında MFT ölçümü gerçekleştirilmiştir. 200-2000 Hz frekans aralığında orta kulak RF değerleri tespit edilmiştir. Sonuçta; erkek ratlar için ortalama RF değerleri 426,56±193,01 Hz olarak, dişi ratlar için ortalama RF değerleri 496,88±132,55 Hz olarak bulundu. Erkek ve dişi ratların ortalama RF değerlerinin karşılaştırılmasında iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0,061). Bu nedenle, tüm ratlar (64 kulak) için ortalama RF değeri hesaplandı ve 461,7±168,02 Hz olarak bulundu. Bu çalışmada ratlarda orta kulak RF değerlerinin ölçülebileceği görülmüştür. Daha çok sayıda rat çalışmaya dahil edilerek, orta kulak özelliklerinin ve RF ilişkisinin bakıldığı ileri çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar kelimeler: mulifrekans timpanometri, rezonans frekans, rat, normalizasyon
Metforminin gürültüye bağlı ototoksisitede koruyucu etkisinin araştırılması
Gürültüye bağlı işitme kaybı erişkin popülasyonun işitme kayıplarının en önemli nedenlerinden biridir. Gürültü sonrası kokleada reaktif oksijen seviyeleri artmaktadır ve koklear kan akımı bozulmaktadır. Birçok antioksidan tedavinin gürültüye bağlı işitme kaybında koruyucu etkisi tespit edilmiştir. Metformin etkili ve güvenli bir diyabet ilacı olmasının yanında aynı zamanda antioksidan ve nöroprotektif etkilere de sahiptir. Bu çalışma gürültü maruziyeti sonrası oluşan ototoksisiteye karşı metforminin koruyuculuğunun test edildiği invivo kontrollü deneysel bir hayvan çalışmasıdır. Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmıştır ve Başkent Üniversitesi hayvan deneyleri laboratuvarında yürütülmüştür. Çalışmaya 24 rat dahil edilmiş, birinci grup sadece gürültü, ikinci grup sadece metformin, üçüncü grup gürültü ve metformin verilen, dördüncü grup da kontrol grubu olacak şekilde ayarlanmıştır. Tüm ratların bazal DPOAE ve ABR uygulamaları yapıldıktan sonra, metformin grubu (2. grup) ve metformin + gürültü grubu (3. grup) 10 gün boyunca gavaj yolu ile günde tek doz salin içinde çözülmüş 300 mg/kg metformin (Glucophage®) tedavisi almıştır. 11. gün gürültü grubu (1. grup) ve metformin + gürültü grubuna (3. grup) 15 saat süreyle 105 dB SPL şiddetinde beyaz gürültü uygulanmıştır. Gürültü maruziyeti sonrası 1., 7. ve 21. gün tüm gruplardaki ratların DPOAE ve ABR ölümleri tekrarlanmıştır. Metformin tedavisi alan 2. ve 3. gruptaki ratlar çalışma bitimine kadar toplam 31 gün boyunca metformin tedavisi almaya devam etmiştir. 1. ve 3. grubun ABR eşik değerleri ve DPAOE ölçümleri gürültü maruziyeti sonrası 1. gün bozulurken, 1. grupta bozulma 7. ve 21. günlerde devam etmiş, 3. grubta 7. günde normale dönmüştür. Metformin grubunda metformin tedavisi ile ABR eşiklerinde ve DPOAE ölçümlerinde fark oluşmamıştır. Sonuç olarak metforminin gürültüye bağlı ototoksiteye karşı ratlarda tedavi edici etkisi bulunmuştur. Metformin gürültüye bağlı işitme kaybında alternatif bir tedavi olarak kullanılabilir.
Özel öğrenme güçlüğü olan ilkokul çocuklarının işitsel fonksiyonlarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, özellikle okul çağındaki çocuklarda, özel öğrenme güçlüğü tanısı koymak için psikiyatrik, medikal ve psiko-pedogojik durumun kapsamlı olarak incelenmesini içermenin gerekliliğinin yanı sıra işitsel değerlendirmenin önemini ortaya koymak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Mayıs-Haziran 2016 aylarında Özel Emine Demirel Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde kamu hastanelerinden yada üniversite hastanelerinden engelli sağlık kurulu raporu ile özel öğrenme güçlüğü teşhisi almış kayıtlı 6-10 yaş arası 30 çocuk hasta grubuna ve Mayıs-Haziran 2016 aylarında Özel Yeni Bilim Ilkokulu'nda eğitim alan 'Gesell Gelişim Figürleri Testi' , 'Bender Gestalt Görsel Motor Algılama Testi' ile özel öğrenme güçlüğü olmadığı tespit edilmiş 6-10 yaş arası 30 çocuk kontrol grubuna alınmıştır. Grupların hepsine öncelikle bir KBB uzmanı tarafından otoskopik muayene yapılmış ve gerekli olduğu durumlarda dış kulak yolunda bulunan buşon temizlenmiştir. Muayeneden geçen bireylere daha sonra Saf Ses Odyometri, Konuşma Odyometrisi, Akustik İmmitansmetrik İnceleme, Geçici Uyarılmış Otoakustik Emisyon (TEOAE) Ölçümü ve TEOAE ile MOK Refleks Ölçümü uygulanarak odyolojik değerlendirmeler yapıldı. Demografik veriler ve ölçümlerden elde edilen veriler SPSS 23.0 (IBM Corparation, Armonk, New York, United States) programı kullanıldı. Verilerin analizinde ANOVA Test, Kruskal Wallis Testi, Pearson Korelasyon ve Ki-Kare test istatistiği kullanıldı. Değişkenler %95 güven düzeyinde incelenmiş olup p değeri 0,05 ten küçük anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda yer alan kontrol grubunun %46'sı kızlardan, %53,3'ü erkeklerden oluşurken, hasta grubunun ise %26,7'si kızlardan, %73,3'ü erkeklerden oluşmaktadır. Ayrıca kontrol grubunun ortalama yaşı 7,66 ±0,92 yıl ve hasta grubunun ise ortalama yaşı 8,26 ± 1,05'dir. Hasta ve kontrol grubu hastaların sağ ve sol kulağa ait işitme seviyesi bütün frekanslarda işitme eşikleri kontrol grubunda daha iyi bulunmuştur. Bu fark sağ kulakta 1000 Hz ve 2000 Hz hariç bütün frekanslar için istatistiksel olarak anlamlı olurken, sol kulakta bu fark 500 Hz ve 2000 Hz hariç bütün frekanslar için istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. 'Reproduktivite' kontrol grubu olgularda sağ kulakta 79,70±4,35 ve sol kulakta 77,63±4,22 olarak hesaplanırken, hasta grubunda yer alan olgularda veriler sağ kulakta 67,40±5,26 ve sol kulakta 67,13±4,92 olarak olarak bulunmuştur. Hasta ve kontrol gruplarının sağ kulağa ait TEOAE ve Supresyonlu TEOAE amplitüd değerleri her iki grup arasında 1000 Hz ve 2800 Hz'de aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken 1400 Hz,2000 Hz ve 4000 Hz'de her iki grup arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlendi. Sol kulakta ise her iki grup arasında sadece 1000 Hz'de aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken 1400 Hz, 2000 Hz, 2800 Hz ve 4000 Hz'de her iki grup arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu saptandı. Her iki grubun sağ ve sol kulak da SUPSNR verilerinde iki grup arasında 1000 Hz, 2000 Hz ve 2800 Hz aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken, 1400 Hz ve 4000 Hz her iki grup arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlendi. Sonuç: Çalışma sonucunda özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda işitsel fonksiyonların bozuk olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bu verilerin, literatür ile uyumlu olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Özel Öğrenme Güçlüğü, Koklear Fonksiyon,işitsel fonksiyon
Koklear implant(biyonik kulak) cerrahisi sonrası uzun dönem vestibüler fonksiyonların vestibüler uyarılmış kas cevapları ile değerlendirilmesi
Amaç: Koklear implant cerrahisi gerek ameliyat sırasında gerekse ameliyat sonrası erken ve geç dönemde önemli komplikasyonları olabilen bir cerrahidir. Bunlar arsında vestibüler sistem şikayetleri özel öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı koklear implant cerrahisi uygulanan hastalarda uzun dönemde vestibüler sistemin çalışmasını değerlendirmektir. Plan: Prospektif, kontrol gruplu, klinik çalışma. Yer: Konya Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Kliniği Hastalar: Çalışmamıza 18 yaş altı takip edilen ve koklear implant uygulandıktan sonra bir yıl geçen 35 hasta ve hikayesinde vestibüler sistemle ilgili herhangi bir yakınması olmayan 35 gönüllü 18 yaş altı sağlıklı kişi dahil edildi. Yöntem: Çalışmaya dahil edilen koklear implantlı hasta ve sağlıklı gruba, her iki kulaklarına servikal ve oküler VEMP yapılarak gruplar arası karşılaştırıldı. Bulgular: Koklear implantlı çocuklarda cVEMP dalgası elde edilme oranları ve P1 latansları opere edilen ve karşı kulak arasında istatistiksel anlamlı bir fark göstermedi (sırasıyla p=0,802 ve p=0,123). Diğer taraftan kontrol grubu kulaklarda cVEMP dalgası implantlı olgularda hem opere taraf hem de karşı kulak ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek oranda elde edildi. P1 latans değerlerinin karşılaştırılmasında ise opere taraf değerleri kontrol grubuna göre anlamlı oranda kısa bulunurken (p=0,046), karşı kulak ile sağlıklı çocukların kulaklarının karşılaştırılmasında iki grup arasında fark yoktu (p=0,746). Servikal VEMP bulgularına benzer şekilde, koklear implantlı çocuklarda oVEMP dalgası elde edilme oranları ve P1 latansları opere edilen ve karşı kulak arasında anlamlı bir fark yoktu (sırasıyla p=0,078 ve p=0,851). Kontrol grubu kulaklarda oVEMP dalgası implantlı olgularda hem opere taraf hem de karşı kulak ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek oranda elde edildi. N1 latans değerlerinin karşılaştırılmasında ise iki grup arasında fark yoktu (p>0,05). Sonuç: Hastaların operasyon öncesi mevcut olan kohlear etkilenim kadar vestibüler son organda da etkilenmelerin olması, cerrahi sırasında hasar oluşması denge sorunlarının oluşmasında önemli nedenler olarak görünmektedir. Semptomların önemli bir kısmı geçici ve orta şiddette olmaktadır. Tedavide uygun egsersizler ve medikal tedavi ile şikayetlerde büyük oranda azalma ya da kaybolma sağlanmaktadır. Anahtar kelimeler: koklear implant; komplikasyon; vemp;
Üzüm çekirdeği özünün farklı dozlarının akustik travma uygulanan ratların kokleası üzerine etkilerinin elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi
Çalışmadaki amacımız, oral üzüm çekirdeği özü kullanımının farklı dozlarının koklear tüylü hücrelere olan etkilerini araştırmaktır. Çalışmamız 24 adet yaş ortalaması 12 ay ve ortalama ağırlıkları 300 gr olan Sprague Downey cinsi dişi rat üzerinde uygulanmıştır. Ratların genel anestezi altında otoskopik muayeneleri ve DPOAE testleri yapılarak akustik travma öncesi işitme eşikleri saptanmıştır. Ölçüm sonrasında ratlara sessiz kabinde 103 dB SPL şiddetinde beyaz bant gürültü serbest alanda 4 saat boyunca verilerek, akustik travma yaratıldı. Akustik travma sonrası ratlar her grupta 8 rat olmak üzere üç gruba ayrıldı. Birinci gruptaki ratlar kontrol grubu olarak belirlendi, herhangi bir ilaç uygulaması yapılmadı. İkinci gruptaki ratlara travma sonrası 2. saatte ve takiben 10 gün boyunca gavaj yolu ile, günde 1 kez 150 mg/kg/gün üzüm çekirdeği ekstresi verildi. Üçüncü gruptaki ratlara ise travma sonrası 2. saatte ve takiben 10 gün boyunca gavaj yolu ile, günde 1 kez 250 mg/kg/gün üzüm çekirdeği ekstresi verildi. Toplam akustik travma öncesi, akustik travma sonrası 1. ve 10.günler olmak üzere 3 kez DPOAE ölçümleri yapıldı. Akustik travma öncesi ve travma sonrası ilk ölçümlerde DPOAE SNR değerlerinde anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Travma sonrası son ölçümlerde DPOAE SNR değerlerinin ilk değerlere yaklaştığı görülmüştür, fakat gruplar arasında anlamlı bir fark saptanamamıştır (p>0,05). Çalışmamızın sonunda akustik travma modelimiz ile geçici işitme kaybı meydana gelmiş, üzüm çekirdeği ekstresinin tedavi edici etkisi gösterilememiştir. Anahtar Sözcükler: akustik travma, üzüm çekirdeği ekstresi, DPOAE, SNR, antioksidan
Septum deviasyonu olan hastalarda multifrekans timpanometri bulguları
Murat GÜLDÜZ, Septum Deviasyonu Olan Hastalarda Multifrekans Timpanometri Bulguları, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Odyoloji, Konuşma ve Ses Bozuklukları Programı Yüksek Lisans Tezi, 2016 Literatürde, klasik timpanometri performansının orta kulak akustik özelliklerini değerlendirmede yeterli olup olmadığı tartışılmaktadır. Klasik timpanometriler de sıklıkla 226 Hz, prob ton kullanılmaktadır. Çoklu frekans timpanometri ise, 226 Hz-2000 Hz arasında değişik prob tonlar ile elde edilen timpanogramların analizini sağlayarak, orta kulak direnç ve geçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test yöntemidir. Çoklu frekans timpanometrenin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonans frekanstır (RF). Belli patolojilerin varlığında rezonans frekans değeri normal ve sağlıklı kulaklara kıyasla daha alçak ya da yüksek değerler almaktadır. Avantajlı bir test olmasına rağmen çoklu frekans timpanometrinin ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi klinik uygulamada yaygınlaşmamış olması birçok araştırmacı tarafından da belirtilen bir gerçektir. Bu nedenle çalışmamızın amacı, burun eğriliğinin dolaylı olarak orta kulak işleyişine bir etkisinin olup olmadığını çoklu frekans timpanometriyle ortaya koymaktır. Çalışmamızda da burunda olan eğriliğin Eustachii tüpü aracılığı ile orta kulakta bir etki yaratıp yaratmadığını görmek. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Ses Bozuklukları Ünitesi'nde işitme kaybı şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal olan 18-40 yaşları arasında 29 gönüllü (58 kulak) burun eğriliği olan katılımcı ve 29 gönüllü (58 kulak) burun eğriliği olmayan katılımcı yer almıştır. Bir KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan katılımcıların, immitansmetrik ölçümleri de yapılmıştır. Tüm katılımcıların, her iki kulaklarından (116 kulak) birden alınan RF değerleri değerlendirmeye alınmıştır. Yapılan ölçümlerde burunun sağ tarafında eğrilik olanlar için, sol kulak için RF ortalaması 727,78±220,95Hz, sağ kulak için RF ortalaması 738,89±252,21Hz ve burnunun sol tarafında eğrilik olanlar için, sağ kulak RF ortalaması ise 795,00±322,77Hz, sol kulak için RF ortalaması 830,00±290,82Hz ve kontrol grubunun sol kulak için RF ortalaması 831,03±850,00Hz, sağ kulak için RF ortalaması 884,48±900,00 olarak bulunmuştur. Deviasyon tarafı ile karşı taraf RF değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmazken, deviasyonu olan hastaların RF değerleri ile kontrol grubumuzun RF değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Bu verilerle ileride yapılacak daha kapsamlı çalışmalara da bir alt yapı sağlaması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: rezonans frekansı, multifrekans timpanometri, Eustachi tüpü.
Ratlarda akustik travma sonrası OMEGA 3 yağı kullanımının elektrofizyolojik etkilerinin araştırılması
Akustik travma sık karşılaşılan işitme kaybı nedenlerindendir ve tüy hücrelerini etkileyerek kalıcı yada geçici işitme kayıplarına sebep olabilir. Güçlü bir antioksidan olarak bilinen Omega-3 yağı , vücudun üretemediği ve dışarıdan alınması gereken bir yağdır. Hücre koruması ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkilerinden yola çıkarak çalışmamızın amacı akustik travma önce ve sonrasında Omega -3 kullanımın emisyon testi aracılığı ile etkinliğini araştırmaktır. Çalışmamıza 24 adet sağlıklı , ortalama ağırlıkları 350 gr , yas ortalaması 12 ay olan Sprague Downey cinsi erkek ratlar dahil edilmiştir. Eşit sayıda 3 gruba ayrılan ratlardan 1.gruba vücut ağırlıklarının 150mg\kg sıvı Omega-3 yağı akustik travma önce ve sonrası verilmiştir. 2, gruba akustik travma oluşturmadan sadece Omega-3 verilmiştir. 3. Gruba sadece akustik travma uygulanmış, rutin beslenmeleri dışında herhangi bir şey verilmemiştir. Akustik travma öncesi, hemen sonrası ve 10 gün sonrası olarak 3 kere DPOAE ölçümleri yapılmıştır. Akustik travma öncesi yapılan testler sonucunda tüm ratların eşikleri benzer olarak bulundu (p> 0,005). Akustik travma modelinin uygulandığı 2 grup karşılaştırıldığında, öncesinde Omega – 3 kullanan ratlarda eşiklerin korunduğu ve eşikler arasında istatistiksel fark olmadığı; Omega – 3 kullanmayan grupta ise esiklerin anlamlı şekilde düştüğü saptandı. Akustik travma sonrası10. Günde yapılan ölçümlerde ise kontrol grubunun işitme esiklerinin akustik travma öncesi esiklerine yaklaştığı saptandı. Sadece Omega-3 kullanan grubun işitme esiklerinde bir değişiklik oluşmazken, Omega-3 yağı kullanımının herhangi bir toksik etkisi olmadığı saptandı. Çalışmamızın sonucunda Omega-3yağının kullanımının akustik travmada koruyucu etkisi olduğu saptanmıştır. Bu bulgular ışığındaOmega-3 kullanımının dozu, süresi ve uygulama sıklığı açısından yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Akustik travma, Omega-3, İşitme, DPOAE
Gebelik rinitinin orta kulak rezonans frekansına etkisi
Gebelik riniti; hamilelikle birlikte meydana gelen bir takım fizyolojik değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan rinit tablosudur. Gebelik riniti diğer rinit semptomlarından farklı olarak gebelikle birlikte ortaya çıkar ve gebelik bitimini müteakip iki hafta içinde semptomlar kendiliğinden kaybolur. Bu bilgi ışığında çalışmamızın amacı, gebelik riniti'nin Eustachii tüpü fonksiyonlarına ve dolayısı ile orta kulak rezonans frekansı üzerine olası etkilerini araştırmaktır. Çalışma, 2016 yılı, Mayıs –Ağustos ayları arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Ünitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya birbirinden bağımsız 3 grup alınmıştır, gruplardan 2'si kontrol 1'si çalışma grubu olarak planlanmış, toplamda 45 birey (90kulak) çalışmaya alınmıştır. Grup 1'de gebelik riniti olmayan gebeler (n=15), Grup 2'de gebelik riniti tanısı konmuş gebeler (n=14) ve Grup 3'te gebe olmayan sağlıklı bireyler (n=16) yer almaktadır. Çalışmadaki tüm gebeler Başkent Üniversitesi Tıp FakültesiKadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı polikliniğince takibi yapılan, gebeliğinin son üç ayında (24-40 hafta) olan bireylerden oluşmuştur. Tüm katılımcılara tam kulak burun boğaz muayenesi, NOSE ölçeği, standart timpanometri ve MFT testleri uygulanmıştır. İmmitansmetrik ölçümler ve MFT ölçümleri Grason Stadler (GSI) Tympstar Version 2 cihazı kullanılarak yapılmıştır. Yaş dağılımı açısından ortalamalara bakıldığında grupların homojen olduğu tespit edilmiştir. Ortalama RF değerleri, gebe olan (Grup 1ve Grup 2) bireylerde, gebe olmayan sağlıklı bireylere göre düşük bulunmuştur; Grup 2'deki sağ RF değeri ortlaması düşük (764±136 Hz) bulunmuştur. Gruplarda, NOSE ölçeği skorlaması çoğunlukla 4'den küçüktür. Tüm bireylerin sağ ve sol RF değerleri bağımlı değişken olarak alınıp yaş, gebelik, gebelik riniti tanılı olma, NOSE ölçeği gibi değişkenler bağımsız değişken olarak alındığında regresyon sonuçları RF'deki değişimleri açıklamada sadece gebelik durumunun anlamlı olduğunu göstermektedir. Gebelik riniti orta kulak RF değerini etkileyen (düşüren) tek faktör olmayabilir. Bu ilişkinin kesin olarak kurulabilmesi için daha fazla bireyle çalışma yapılması gerekmektedir. Gebelik sürecindeki RF değişimleri hakkında daha kesin sonuçlara ulaşılması için gebelikte RF'yi etkileyen olası diğer (kafa içi basınç, hormonal değişimler, venöz basınç gibi) faktörlerin de çalışılması önerilmektedir. Bu anlamda gebe bireylerin gebelik boyunca RF değerlerinin periyodik ölçümü önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gebelik riniti, rezonans frekansı, multifrekans timpanometri.
Migren, vestibüler migren ve meniere hastalığı ayırıcı tanılarında öykü, üç yönlü video baş savurma testi ve videonistagmografinin yeri
Vestibüler migrenin santral mi, yoksa periferik vestibüler sistemin bir bozukluğu mu olduğu ve hastalığın patofizyolojisi henüz netlik kazanmamıştır. Vestibüler migrenli hastalar genellikle kısmi (vestibüler) Meniere hastalığında olduğu gibi diğer medikal tanılarda olan yaygın semptomlarla kliniğe başvurmaktadırlar. Kulakta dolgunluk hissi ve fluktuan işitme kaybı öyküsü Meniere hastalığında daha sık görülmekte olan semptomlar olmasına rağmen, bazı araştırmacıların vestibüler migrenli hastalarda da benzer şikayetleri tespit etmesi iki hastalık arasında bağlantı olduğunu düşündürmektedir. Çalışmamızda vestibüler migren, Meniere hastalığı olan hastalarda, hastaların odyolojik ve vestibüler şikayetleri, migren baş ağrısı ve taşıt tutması öyküsü derlenmiştir. Hastaların üç yönlü video baş savurma testi (vHIT) ve bitermal kalorik testi de içeren videonistagmografi (VNG) bulguları değerlendirilerek; hasta öyküsüyle testlerdeki bulgular arasında herhangi bir ilişki olup olmadığı gösterilmeye çalışılacaktır. Araştırma Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onaylandı (KA16/41). Kulak Burun Boğaz polikliniklerine 2015 Ocak ile 2016 Eylül tarihleri arasında baş dönmesi şikayetiyle başvuran hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Öyküsünde, klinik, odyolojik değerlendirme, nörotolojik testleri ve gereken durumlarda çekilen radyolojik görüntülemesinde; benign paroksismal pozisyonel vertigo, vestibüler nörinit, köşe patolojisi, perilenf fistülü, labirentit, orta kulak veya iç kulak anomalisi ile santral nedenli (kanama, infarkt, serebellar patoloji) baş dönmesi bulguları olanlar dışlanmıştır. Hastalar 3 gruba ayrılmıştır. 1. grupta kesin veya olası vestibüler migren tanısı alan 34 hasta; 2. grupta vestibüler migren tanı kriterlerine uymayan ve kesin, muhtemel veya olası Meniere hastalığı tanısı alan 30 hasta; 3. grupta migren öyküsünün olduğu Meniere hastalığı tanısı alan 22 hasta olduğu saptanmıştır. Her üç grubun demografik bilgileri ve öykü ve nörotolojik test bulguları kıyaslanmıştır. Vestibüler migren kadınlarda ve daha genç yaşlarda daha sık görülmekte iken, Meniere ve migren öyküsünün olduğu Meniere hastalığı cinsiyet açısından anlamlı farklılık göstermemektedir. Atak sırasında eşlik eden kulak şikayeti ve odyolojik değerlendirmede alçak frekans işitme kaybı varlığı 1. grupta diğer iki gruba kıyasla anlamlı derecede düşük bulunmuştur. 2. grupta taşıt tutması en az oranda saptanmışken migren öyküsünün olduğu diğer iki grupta anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Taşıt tutması öyküsüyle vHIT'te vestibulo-okuler-refleks kazancı (VOR gain) arasında pozitif korelasyon olup yakalayıcı sakkad ve kalorik testte kanal parezisi arasında ilişki bulunamamıştır. VNG'de baş sallama sonrası tek başına horizontal ve horizontal-vertikal nistagmus birlikteliği 2. grupta daha sık olup VNG' de vertikal nistagmuslar üç grupta benzer oranlarda görülmektedir. Kanal parezisinin olması tek başına üç grup arasında farklılık göstermemektedir. Post-head shaking nistagmus ve kanal parezisinin birlikte olması 1. grupta diğer iki gruba kıyasla daha düşük oranda görülmektedir. vHIT'te yalnızca lateral VOR gain kaybıyla birlikte yakalayıcı sakkad varlığı 2. grupta anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Bu bulgular ışığında, vestibüler migrenin diğer periferik ve santral vestibüler hastalıklardan ayırıcı tanısında atakta eşlik eden kulak şikayetleri ve odyolojik değerlendirmenin önemli olduğu, taşıt tutması öyküsünün, migren baş ağrısı öyküsüyle yakın ilişkili olduğu savunulabilir. VNG'nin, Meniere hastalığı ayırıcı tanısında daha fazla bulgu verdiği, kanal parezisinin tek başına ayırıcı tanıda yeterli olmayabileceği; lateral vHIT'in, Meniere ve vestibüler migren hastalıklarının ayrımında önemli olduğu, vHIT'te VOR gain kaybı olmaksızın yakalayıcı sakkad olmasının da patolojik kabul edilmesi gereken bir durum olabileceği önerilebilir. Anahtar kelimeler: Migren, meniere, vestibüler migren, vHIT, taşıt tutması
Adenoid dokusunda fraktalkin ve reseptörünün ekspresyonunun kronik efüzyonlu otitis media gelişimindeki rolü
Kronik efüzyonlu otitis media (EOM), orta kulak boşluğunda akut enfeksiyon semptom ve bulguları görülmeden seröz ya da muköz karakterde sıvının, 3 ay veya daha fazla süre ile tespit edilmesi olarak tanımlanmaktadır. EOM etiyolojisinde, immün sistemin immatür fonksiyonu ve Östaki tüp disfonksiyonu önemli rol almakla birlikte, multifaktöriyel nedenler söz konusudur. Bu faktörler üst solunum yolu enfeksiyonları, bakteriyal veya viral orta kulak enfeksiyonları, allerji, adenoid vejetasyon ve kraniyofasiyal anomaliler, cinsiyet, yaş, sosyoekonomik durum, ailesel yatkınlık, anne sütü ile beslenmede yetersizlik, biberon kullanımı, pasif sigara içiciliği, mevsimsel faktörler ve kreşe gitmek olarak sayılabilir. Adenoid hipertrofisi (AH), EOM açısından risk faktörü olabilir. Adenoid kitlesinin büyüklüğüne bağlı olarak Östaki tüpünde obstrüksiyon oluşması sonucu efüzyon gelişebilir. Ancak her AH olanda efüzyonun olmaması adenoidin kitle etkisinden çok inflamatuar medyatörler salınımı ile Östaki tüpü veya orta kulakta inflamatuar bir reaksiyona yol açabileceği hipotezini kuvvetlendirmektedir. Fraktalkin ve reseptörü, vücutta pek çok inflamatuar süreçte rol alan kemokin ailesi üyesi bir moleküldür. Bu çalışmanın amacı adenoid dokusunda fraktalkin (CX3CL1) ve reseptörünün (CX3CR1) ekspresyon düzeyleri ile kronik EOM gelişimi arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz ve Tıbbi Genetik Anabilim Dalları tarafından ortak yürütüldü. Prospektif, nonrandomize, kontrol gruplu, klinik çalışma olarak tasarlandı. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onaylandı. Çocukların ailelerinden aydınlatılmış onam alındı. Kronik EOM ile birlikte AH olan 44 hastadan ve sadece AH olan 47 hastadan adenoidektomi sırasında adenoid dokusu örnekleri toplandı. Bu dokulardan elde edilen RNA, cDNA'ya çevrilerek Real Time Polimerase Chain Reaction (RT-PCR) tekniği ile fraktalkin ile reseptörünün ekspresyon düzeyleri belirlendi ve iki grup arasında karşılaştırıldı. Tüm hastaların operasyondan önceki 3 gün içerisinde tam kan sayımı değerlerine bakıldı. Tam kan sayımında beyaz küre sayısı, nötrofil sayısı, lenfosit sayısı, eozinofil sayısı ve yüzdesi, MPV ve NLR değerleri kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen çocukların ailelerine son bir yılda geçirilen ÜSYE sayısı, otit sayısı, anne sütü kullanımı, biberon kullanımı, kreş ya da okula gitme, evdeki kardeş sayısı, evde sigara içilme durumunu sorgulayan anket formu doldurtuldu. Bilinen immün yetmezlik, malignansi, siliyer disfonksiyon, kistik fibrozis, allerji ve geçirilmiş kulak operasyonu ya da adenoidektomi öyküsü olanlar, aktif enfeksiyonu olanlar ve son 2 hafta içinde antibiyotik, antihistaminik, sistemik steroid ve nazal steroid kullanımı olanlar çalışma dışı bırakıldı. Kronik EOM ile AH grubu ile sadece AH grubu arasında adenoid dokusunda fraktalkin ve reseptörünün ekspresyonu arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Son 1 yılda geçirilen akut orta kulak iltihabı geçirme sıklığı kronik EOM grubunda istatiksel anlamlı yüksek bulundu (p<0,05). AH ve kronik EOM grubu sadece AH grubu ile karşılaştırıldığında ÜSYE sıklığı, anne sütü ve biberon kullanım süresi, evdeki kardeş sayısı, evde sigara içilmesi, kreşe ya da okula gitme durumu açısından istatiksel anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). İki grup arasında NLR ve MPV arasında istatiksel fark saptanmadı (p>0.05). Tüm adenoid doku örnekleri yaşa göre 48 ay ve altı bir grup, 48 ay üzeri bir grup oluşturulup karılaştırıldığında CX3CL1 ekspresyonu açısından fark saptanazken, CX3CR1 ekspresyonu 48 ay üzerindeki doku örneklerinde istatiksel anlamlı yüksek saptandı (p=0,016). Sonuç olarak hipertrofik adenoid dokusunda inflamasyondan sorumlu CX3CL1 ve reseptörü CX3CR1 ekspresyonu kronik EOM gelişimi ile ilişkili görülmemektedir. Dört yaş üzeri çocuklarda adenoid dokusunda CX3CR1'in artmış ekspresyonu adenoid dokusundaki kronik inflamasyon ile ilişkili olabilir. Akut otitis media geçirme sıklığı kronik EOM gelişimine yatkınlık oluşturmaktadır. Tam kan sayımında ölçülen kronik inflamasyon belirteçleri MPV ve NLR değerleri kronik EOM hastalarında orta kulaktaki bölgesel inflamasyondan etkilenmemektedir. Bu çalışmadan elde edilen veriler hipertrofik adenoid dokusunun orta kulak efüzyonuna yol açma mekanizmasının obstruktif etkiden çok kronik adenoidit, allerji, bakteriyal kolonizasyon gibi kronik inflamatuar süreçlerle ilişkili olabileceğini düşündürmektedir; fraktalkin ve reseptörünün bu temelde araştırılacağı ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Hayvan modelinde topikal ve intrakütanöz botulinum toksini uygulamasının, dış kulak yolu epitel ve salgı bezleri üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Botulinum toksininin erişkin rat dış kulak yolu epiteli ve salgı bezleri üzerine olası histopatolojik etkilerini araştırmak. Bu çalışma ile botulinum toksininin, dış kulak yoluna etkisini görmek ve güvenilir olup olmadığı hakkında literatüre katkıda bulunmak hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu deneysel çalışma Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarında 48 adet rat üzerinde yapıldı. Ratlar uygulama şekillerine göre 2 ana gruba, her iki ana grup ise takip sürelerine göre üçer alt gruba ayrıldı. Tüm hayvanların sağ kulaklarının dış kulak yoluna botoks uygulandı. Sol kulaklara ise herhangi bir uygulama yapılmadı ve kontrol grubu olarak belirlendi. Grup I'e topikal, grup II'ye intrakütanöz enjeksiyon şeklinde botoks uygulandı. Grup Ia ve IIa 10. günde, grup Ib ve IIb 30. günde sakrifiye edildi. Grup Ic ve IIc ye ise 30. günde ikinci doz botoks uygulaması yapıldı ve ikinci uygulamanın 10. gününde de bu gruplar sakrifiye edildi. Uygulama ve takip süresi bitiminde ratlar dekapite edilerek dış kulak yolu diseke edildi ve patolojiye teslim edildi. Bulgular: Tüm gruplarda inflamasyona rastlandı, fakat gruplar arasında istatistiksel anlamlı farklılık gözlenmedi (p>0,05). Sekresyon miktarında tüm gruplarda değişiklik görülmedi. Kalsifikasyon ise sadece grup II'de görüldü. Kontrol grubu ve grup I'e göre istatistiksel anlamlı yüksek idi (p=0,0001). Tüm gruplarda apoptozis gözlendi. ApopTag skorları grup I ve II'de kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı yüksek bulundu. Grup I alt grupları ApopTag skorları kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı farklılık görülmedi (p>0.05). Grup II alt grupları ApopTag skorları kendi aralarında karşılaştırıldığında ise; IIb'de IIa'ya göre sebase bez skoru (p=0,003), IIc'de IIa'ya göre epitel (p=0,021) ve sebase bez (p=0,01) skorları istatistiksel anlamlı yüksek bulundu. Sonuçlar: Bu çalışma botulinum toksininin ratların dış kulak yolu epiteli ve salgı bezlerinde inflamasyon, kalsifikasyon ve apoptozise yol açtığını, sekresyon miktarında ise değişikliğe neden olmadığını göstemiştir. Fakat uygulanan botulinum toksini dozunun artırılması, tekrarlayan dozlarda uygulanması ve uygulama sonrası geçen sürenin uzatılması daha olumlu sonuçlar verebilir. Bu nedenle bu çalışmanın ileri deneysel ve klinik çalışmalar ile desteklenmesi gerektiği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Botoks, Dış Kulak, İntrakütanöz, Rat, Serümen, Topikal