Bingol University
Discipline

Laboratuvar Hayvanları Anabilim Dalı

Bingol University

8

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

8 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda kolit modelinde etil pirüvatın inflamatuar yanıt üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: İnflamatuar bağırsak hastalıkları, morbidite ve mortalite ile seyredebilen, Dünya genelinde yaygın ve etkili tedavi arayışları süren hastalıklardır. Bu çalışmada bir antiinflamatuar ve antioksidan etkili bir ajan olan etil pirüvatın (EP) deneysel kolit modelindeki etkisi araştırıldı. Yöntem: On yedi Wistar sıçan 3 gruba ayrıldı. Sham grubunda (n=3) kolit modeli ve tedavi uygulanmadı; EP grubunda (n=7) ve SF (Serum Fizyolojik) grubunda (n=7) %6 `lık asetik asit ile kolit modeli oluşturuldu. EP grubuna 7 gün boyunca EP (50 mg/kg), SF grubuna da aynı sürede ve aynı miktarda SF subkutan olarak uygulandı. Sıçanların ağırlıkları tartılarak ağırlık değişimleri ölçüldü. 7. günün sonunda tüm hayvanlar sakrifiye edildi. Çıkarılan distal kolon segmentleri histopatolojik ve biyokimyasal olarak incelendi. Bulgular: Çıkarılan distal kolon segmentlerinde EP grubunda SF grubuna göre histopatolojik olarak iyileşme gözlendi. MDA parametreleri EP grubunda SF grubuna göre daha düşük olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. EP grubundaki sıçanlarda SF grubundakilere göre daha belirgin ağırlık artışı görülmesine rağmen bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: EP sıçanlardaki koliti iyileştirmektedir. Böylelikle, inflamatuar bağırsak hastalıklarının tedavisinde etkili bir ajan olabilir.Anahtar Kelimeler: Kolit, Etil Pirüvat, Sıçan

KolitPiruvatlarSıçanlar+1
Nazım Güreş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan testis torsiyon-detorsiyon modelinde etil pirüvat etkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, sıçanlarda testiküler iskemi/reperfüzyon (İ/R) (torsiyon-detorsiyon) hasarında etil pirüvat (EP)'ın etkisi araştırıldı. Erişkin Wistar erkek sıçanlar 4 gruba ayrıldı: Sham (n=7), İ/R+Serum fizyolojik (SF) (n=7), İ/R+EP (n=7), EP+İ/R (n=7). Sıçanlarda testiküler İ/R hasarı, sol testisleri (ipsilateral) 720 derece torsiyone edilerek 1 saat süreyle iskemisi, sonrasında 720 derece detorsiyone edilerek 4 saat boyunca reperfüzyonu ile oluşturuldu. EP (50 mg/kg), EP+İ/R ve İ/R+EP grubundaki sıçanlara, sırasıyla iskemiden 30 dakika önce ve reperfüzyonun 30. dakikasında intraperitoneal olarak injekte edildi. Reperfüzyon sonunda tüm sıçanların, sağ ve sol testisleri eksize edilerek, biyokimyasal ve histolojik olarak incelendi. Malondialdehit (MDA) düzeyleri açısından incelendiğinde; sol testiste (ipsilateral) gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05), sağ testiste (kontralateral) fark gözlendi (p<0.05). Sol testis İ/R (ipsilateral) hasarı, sağ testiste (kontralateral) MDA düzeyini yükselti (p<0.05). EP uygulaması MDA düzeylerini etkilemedi (p>0.05). Histolojik skorlamaya göre (Johnsen skorlaması) ise; sol testis İ/R uygulaması, hem sol (ipsilateral) hem de sağ (kontralateral) testiküler dokularda hasar oluşturdu (p<0.001). EP, iskemiden önce uygulanan grupta sol testis dokusunda hasarı azalttığı gözlenirken (p<0.001), sağ testiste herhangi bir değişiklik oluşturmadığı saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, EP sıçanlarda İ/R'ye bağlı testiküler doku hasarını koruyucu etkisi ile azaltır.

PiruvatlarReperfüzyon lezyonuSıçanlar+2
Aslı Çelik
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı laboratuvar ortamlarında yetiştitrilen sıçanların yetiştirilme şartlarının fizyolojik parametreler üzerine etkilerinin araştırılması

Laboratuvar hayvanlarıyla yapılan deneysel çalışmalarda, güvenilir sonuçların elde edilmesi ve çalışmaların tekrarlanabilirliği temel öneme sahiptir. Konvansiyonel yetiştirilen laboratuvar hayvanlarının kullanıldığı bilimsel araştırmalarda, çalışmaya alınan laboratuvar hayvanlarının fizyolojik özelliklerinin standart olduğu varsayılır. Fakat laboratuvar hayvanlarının bakım şartları standart değilse bu varsayım çoğu zaman doğru değildir.Gelişmiş ülkelerde, ülke genelinde yapılan çalışmalarda standardizasyonu sağlamak için üretim yapan firmalar ile bu hayvanların kullanıldığı araştırma merkezleri ayrı tutulmuştur. Fakat yurdumuzda hemen her tıp fakültesinin laboratuvar hayvanı üretim merkezi bulunduğu için farklı üniversitelerde yetiştirilen laboratuvar hayvanlarının yetiştirilme şartları birbirlerinden farklı olabilmektedir. Bu nedenle çalışmamızda, ülkemizde üniversite rektörlüklerine bağlı farklı laboratuvar hayvanları üretim merkezlerindeki konvansiyonel sıçan yetiştirme koşullarını, standart kabul edilen koşullarla karşılaştırarak; ülkemizde yapılan çalışmalar yurt içinde ve yurt dışında tekrarlandığında elde edilecek sonuçların birbirine yakın olması sağlanacaktır. Böylece ülkemizde yapılan çalışmaların hem standardizasyonu hem de güvenilirliği arttırılacaktır.Bu projede etik kurul onayı alındıktan sonra Türkiye'de yedi laboratuvar hayvanı yetiştirme merkezi çalışmaya dâhil edildi. Her bir merkezde hayvan yetiştirme odalarında yapılan ölçümlerde ısının bir merkezde yüksek, nemin bütün merkezlerde düşük, ışık ve gürültü şiddetlerinin bütün merkezlerde standart seviyede olduğu belirlendi. Merkezde yetiştirilen yetişkin Wistar ve/veya Sprague Dawley suşları erkek ve dişilerinde yapılan kan şekeri ölçümleri normal parametreler içinde olmasına rağmen bir merkezde diğerlerine göre yüksek bulundu. Alınan sıçan kanlarının tüm hemogram ölçümlerinde bir merkezde alyuvar sayısı; bir merkezde hemoglobin sayıları standart değerlere göre yüksek bulunmuştur. Parazitolojik inceleme için alınan dışkı örneklerinde iki merkezde Giardia sp. bir merkezde E. coli saptanmıştır.Belirlenen bu farkların ana nedeni Türkiye'de laboratuvar hayvanı yetiştirilen hiçbir merkez binası inşaatının merkeze özgü yapılmamış olmasıdır. Bu nedenle standart yetiştirme koşulları bilinse bile teknik sorunlar bu koşulların uygulanmasını zorlaştırmaktadır

Hatice Efsun Kolatan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Konvansiyonel (üstü açık) ve bireysel havalandırmalı (IVC) kafes sistemlerinde barındırılan farelerin, davranış, metabolik ve ağrılı uyaranlara yanıtlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Laboratuvar farelerinin barındırılması için türlerine özgü, refah koşullarını sağlayan farklı kafes sistemleri bulunmakta olup, yaygın olarak konvansiyonel (üstü açık - OTC) ve bireysel havalandırmalı (IVC) kafes sistemleri kullanılmaktadır. Hayvanların barındırılmasına bağlı olarak gelişebilecek stresin; davranış, metabolik ve ağrılı uyaranlara yanıtlarının değişkenlik gösterebileceğini düşünmekteyiz. Bu nedenle farklı kafeslerde barındırılan farelerde davranış, ağrılı yanıtlar, hormonal ve fizyolojik parametreleri karşılaştırmalı olarak incelenmesini amaçladık. Çalışmamızda toplam 48 adet F2 jenerasyon 8-10 haftalık erkek BALB/c albino fareler kullanıldı. OTC ve IVC kafes sistemlerinde barındırılan fareler, deney ve naive kontrol grupları olarak toplam dört gruba ayrıldı. Deneysel süreç boyunca, tüm grupların vücut sıcaklığı ve vücut ağırlığı postnatal 63.- 105. günlerde ölçüldü. Deney gruplarına davranış analizleri için open field test ve elevated plus maze testleri ile ağrılı yanıtları araştırmak için hot-plate ve tail-flick termal nosiseptif testleri yapıldı. Bu testlerin sonunda genel anestezi altında sakrifiye edilen farelerden alınan kan ile plazmadan adrenokortikotropik hormon (ACTH), kortikosteron (KORT), ghrelin, leptin seviyeleri ELISA yöntemi ile değerlendirildi ve adren ağırlığı ölçüldü. Elde edilen veriler, Windows SPSS 24 istatistik programı kullanıldı ve karşılaştırmalar; t-testi, tek yönlü-ANOVA ve Mann Whitney U testi ile analiz edildi. IVC'de barındırılan farelerin vücut sıcaklığı, vücut ağırlığı, adrenal bez ağırlığı ve davranış testlerindeki stres seviyesi, OTC'de barındırılan farelere kıyasla yüksek bulundu. IVC grubundaki farelerde termal ağrılı uyaranlara yanıtlar, OTC gruptaki farelere kıyasla daha gecikmeli oldu. IVC deney ve naive kontrol gruplarındaki farelerin, OTC deney ve naive kontrol gruplarındaki farelere kıyasla plazma KORT, ACTH ve ghrelin seviyeleri yüksek, leptin seviyeleri düşük bulunmuştur. Bu araştırma verilerine göre, IVC kafeslerde barındırılan farelerin stres parametrelerinin yüksek olduğunu göstermekte olup, ağrılı yanıtlarda da değişim olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak deneysel çalışmalardaki farklı yaşam alanlarının ve prosedürlerin farelerde yarattığı stresin çalışma sonuçlarını değiştirebileceğini göstermektedir.

Albino fareAğrıDavranış-hayvan+5
Aslı Çelik
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Din psikolojisi açısından Carl Gustav Jung'un analitik psikolojisi ve kolektif bilinçdışının bir arketipi olarak tanrı

Sosyal bilimler alanındaki çalışmalar ve araştırmalarincelendiğinde görülecektir ki insanlık, tarihin her döneminde aşkın ve mutlak kabul ettiği bir varlık arayışında olmuştur. Bu arayışın sonunda kabullenilen dini inanış ve Tanrı algısı doğrultusunda insanlar, inancının gereği olarak inandığı varlıkla iletişim kurma çabasında olmuştur. Buna bağlı olarak bir takım dini ibadet, ayin ve ritüeller aracılığıyla inandığı varlıkla iletişime geçen birey, inandığı varlığın ve kabul ettiği dini inanışın gerekliliklerini yerine getirirken bunu düşünce, tutum ve davranışlarına da yansıtmaktadır. Bir psikolog olarak Jung, insanı derinden etkileyen bu olgunun üzerinde çalışmalarda bulunmuştur. Araştırma ve çalışmalarındaki düşüncelerini; dünyanın çeşitli coğrafyalarına yaptığı seyahatlerdeki gözlemlere, farklı disiplinlerden elde ettiği bulgulara dayanarak temellendiren Jung, tüm bu dini içeriklerin insan psişesinde ortaya çıktığını düşünmektedir. Bu noktada Jung, insan psişesini derinden etkileyen Din ve Tanrı fenomenlerini ampirik değerlendirmelerle bir psikolog bakış açısıyla ele almaktadır. Çalışmaları sırasında bu iki fenomeni psişik bir gerçeklik ve kolektif bilinçdışına ait arketipler olarakdile getirmektedir. Ona göre, bu iki fenomen "numinous" deneyimiyle açığa çıkan psişik bir tecrübe olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Jung, kolektif bilinçdışının bir arketipi olarak Tanrı'yı arketipal bir form ve arketipal içerik olarak iki ayrı başlıkta ele almaktadır. Psişenin en derin katmanında bulunan Tanrı İmgesi'nin "God-Image" içeriklerinin semboller aracılığıyla tezahür edeceğini söylemektedir. Tanrı arketipi ile Kendilik (Self) arketipi arasındaki ilişkiden hareketle "Bütünleşme" olarak da isimlendirdiği Bireyleşme Süreci sırasında gerçekleşen Kendilik tecrübesiyle birlikte Tanrı imgesinin bilince yükseleceğini dile getirmektedir. "Din Psikolojisi Açısından Carl GustavJung'un Analitik Psikolojisi ve Kolektif Bilinçdışının Bir Arketipi Olarak Tanrı" adlı bu çalışmada kısa özet şeklinde sunduğumuz Jung'un görüşleri ve açıklamaları ele alınacak ve değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Analitik Psikoloji, Psişe, Bilinç, Ego, Bilinçdışı, Kompleksler, Kolektif Bilinçdışı, Arketipler, Persona, Gölge, Anima-Animus, Kendilik, Din, Tanrı-İmgesi, Tanrı, Bireyleşme.

Analitik psikolojiArketipDin psikolojisi+3
Ahmet Hamit Bozkır
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda bir batında doğan yavru sayısının ve kafeslemenin fiziksel ve mental gelişim üzerine etkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada amacımız farklı yavru sayısına sahip annelerin büyüttüğü yavruların ve bir kafeste barındırılan hayvan sayısının, bu yavruların fiziksel, fizyolojik ve mental özellikleri üzerine etkisinin olup olmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada ağırlıkları 200-250 gr arasında, 30 adet Wistar albino dişi sıçan kullanılmıştır. Monogamik yöntemle çiftleştirilen dişilerin, doğum sonrası yavrularının doğum ağırlığı ve haftalık ağırlık artışları ölçülmüş ve fiziksel gelişim parametreleri takip edilmiştir. Yavrular sütten kesildikten sonra randomize bir şekilde, dişi ve erkek ayrı olarak bir kafeste üçerli, beşerli ve yedişerli sıçan olacak biçimde bir ay boyunca barındırılmıştır. Yavrular 12 haftalık olduklarında sırasıyla, açık alan, yükseltilmiş artı labirent ve Morris su labirenti davranış testlerine tabi tutulmuşlardır. Davranış testlerinden 24 saat sonra ve 33. haftada plazma kortikosteroid seviyesi ölçülmüştür. Daha sonra her kafesleme grubundan dişiler çiftleştirilerek, annelik davranışları gözlemlenmiştir. Bulgular: Sıçanlarda bir batında doğan yavru sayısı, yavruların fiziksel gelişimini ve canlı ağırlık artışını etkilemiştir. Kafeslemenin sıçanların, ağırlık artışını etkilediği, özellikle yedili kafeslenen sıçanların vücut ağırlığının diğer gruplardan az olduğu saptanmıştır. Kafeslenmenin, hayvanların davranış test parametreleri üzerine etkisi saptanmamıştır. Cinsiyet faktörünün, sıçanların davranış testinde değerlendirilen parametreler üzerine etkisi saptanmıştır. Sıçanların kortikosteroid düzeylerine bakıldığına, yedişerli barındırılan dişi sıçanların plazma kortikosteroid seviyesinin diğer gruplardan yüksek olması, kafesleme stresinden daha çok etkilendiklerinin göstergesidir. Tüm karşılaştırmalarda istatistik anlamlılık sınır değeri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, bu soya ait sıçanların bir kafeste üçlü ve beşli barındırılmasının hayvanların fiziksel ve mental durumlarını etkilemediği, fakat yedili barındırmanın bu değişkenleri etkileyebildiği saptanmıştır. Anahtar sözcükler: sıçan, kafesleme, bir batında doğan yavru sayısı, hayvan refahı

DoğumFiziksel gelişmeHayvan deneyleri+3
Meryem Çalişir
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Laboratuvar sıçanı yetiştirmede sütanne kullanımının sıçan davranış ve fizyolojik parametreleri üzerine etkileri

Sıçan yavruları tüysüz, gözleri ve kulakları kapalı olarak doğarlar. Normal vücut sıcaklıklarının ayarlanması, beslenmeleri ve korunmaları gibi birtakım gereksinimleri için, annelerinin ilgisine muhtaçtırlar. Laboratuvar Hayvanları yetiştirme ve barındırma ünitelerinde farklı sebeplerle yavrular annesiz kaldıklarında, yavruların gelişimlerini tamamlayabilmeleri için sütanneye verilmesi gerekebilir. Bu yavrular yetişkin olduklarında deneysel çalışmalarda kullanılırlar. Bu çalışmada amacımız; üretim tesisinde sütanne kullanımının, bu anneler tarafından bakımı ve beslenmesi yapılan sıçanların fiziksel gelişimleri ve davranış parametreleri üzerine etkisinin olup olmadığını değerlendirmektir. Çalışmamızda Wistar Hannover sıçan suşu kullanıldı. Katıma alınıp yakın günlerde doğum yapan dişiler ve yavruları, sütanne ve öz anne (her iki grup için 3 anne, 37 yavru) gruplarına ayrıldı. Yavruların fizyolojik gelişimlerini değerlendirmek amacıyla; ağırlık takibi yapıldı; ön dişlerin çıkma, kulak kepçesinin kafa derisinden ayrılma ve gözlerin açılma zamanları kaydedildi. Yavruların anksiyete benzeri davranışları yükseltilmiş artı labirent testi ve açık alan davranış testi ile değerlendirildi. Dişi yavrular yetişkin olduklarında annelik davranışları gözlemlenerek skorlandı. Elde edilen veriler Kruskal-Wallis / Mann-Whitney U testi ile analiz edildi. Çalışmamızın sonunda sütanneler tarafından büyütülen yavruların sütten kesildikten sonraki ağırlık artışları öz anneleri tarafından büyütülenlere göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu belirlendi. Öz annelerin yetiştirdiği dişi yavruların yükseltilmiş artı labirent testi merkez alanında diğer gruba göre daha fazla zaman geçirdikleri saptanmıştır. Yavrularda anksiyete benzeri davranış gözlenmemiştir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre "sütanne kullanımının yavruların gelişimi üzerine olumsuz etkisi vardır" hipotezi ret edildi. Üretim tesislerinde sütanne kullanılmasını, yavru kayıplarının önlenmesi ve hayvan etiği açısından önerilebilir.

AnnelikHayvanlarHayvanlar-laboratuar+3
Hatice Efsun Kolatan
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Ghrelinin iskemi-reperfüzyona bağlı iskelet kası ve uzak organ hasarı üzerine etkisinin incelenmesi

Giriş: Alt-ekstremitede oluşan iskemi-reperfüzyon (İ-R) hasarında, serbest oksijen radikalleri ve inflamatuvar yanıtlar önemli rol oynamaktadır. Ghrelin, mideden sentezlenen bir peptid olup; anti-inflamatuvar etki göstermektedir. Çalışmamızın amacı; ghrelinin alt-ekstremite İ-R hasarı üzerine etkisini farelerin arka bacağında İ-R modeliyle gastroknemius kasında, uzak organ olarak böbrek ve akciğerde incelemekti. Materyal ve Metod: Çalışmada 56 (8 grup; n=7) adet C57BL/6 erkek fare kullanıldı. İ-R modeli (2 saat iskemi-3 saat reperfüzyon) farelerin kalça eklemine bilateral turnike yerleştirilerek oluşturuldu. Ghrelin (10,30,100 µ/kg) iskemiden 30dk önce (G+İR grupları) ve reperfüzyon başlangıcında (İR+G grupları) uygulandı ve gastrokinemius kası, böbrek ve akciğer dokuları incelendi. Bulgular: Kas: Hematoksilen-Eozin (H-E); İR grubunda hasar gözlenirken, G+İR gruplarında İR grubuna benzer olduğu, İR+G gruplarında ise hafif seyrettiği gözlendi. TNF-α; İR gruplarında artmış immunreaktivite, G+İR ve İR+G gruplarında ise azalan derecelerde olduğu görüldü. MDA; İR grubunda artmış, G+İR ve İR+G gruplarında (İR+G10 hariç) düşmüştür. MuRF-1; ekspresyonu İR grubunda artarken, G+İR ve İR+G gruplarında (G10+İR ve G30+İR) İR grubuna kıyasla azalmıştır. Böbrek: H-E; İR grubunda hasar gözlenirken, G+İR ve İR+G gruplarında İR'ye benzer bulgular görüldü. TNF-α; İR grubunda artan, G+İR ve İR+G gruplarında ise azalan immunreaktivite görüldü. MDA; İR grubunda artmış, ghrelin gruplarında (G30+İR ve İR+G30 hariç) düşmüştür. Akciğer: H-E; İR grubunda hafif inflamasyon gözlenirken, ghrelin grupları sham grubuna benzer özellikler gösterdi. TNF-α; İR grubunda artmış, ghrelin gruplarında azalmış immunreaktivite görüldü. MDA; İR grubunda artmış, ghrelin gruplarında (G10+İR ve G30+İR hariç) azalmıştır. Sonuç: Arka bacak İ-R modelinde kas, böbrek ve kısmen akciğer dokularında hasar gözlenirken, ghrelinin farklı dozlarda koruyucu etki gösterdiği bulunmuştur.

AkciğerBacakBöbrek+7
Gonca Kamacı
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00