
38
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Myokard perfüzyon SPECT görüntülemesi sırasında farklı yönlerdeki hasta hareketinin görüntüye etkisinin kardiyak fantom ile incelenmesi
Miyokard perfüzyon SPECT sintigrafisi sırasında hastanın hareket etmesi görüntünün değerlendirilmesini zorlaştıracak bir takım artefaktlara yol açmaktadır. Bu çalışmada kardiyak fantom kullanarak miyokard perfüzyon görüntüleme protokolu kullanılmış ve hasta hareketi benzetimi yapılarak SPECT çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Kardiyak fantom inferoseptal duvarına 1,2x2x2 cm boyutlarında lezyon modeli yaratılmıştır. Görüntüleme 64x64 matriks, zoom 1 step modunda sirküler olarak gerçekleştirilmiştir. Hareket etkisi altında olmayan ilk görüntü referans görüntü olarak tayin edilmiştir. Görüntüleme sırasında 8. frameden itibaren 16. frame kadar frame aralarında fantom ±X ve ±Y yönlerinde hareket etttirilerek hasta hareketi taklit edilmiştir. Görüntüleme sonunda hareketli görüntüler ile referans görüntülerin Bull's eye haritaları karşılaştırılmıştır.Deneyimli bir nükleer tıp doktoru tarafından elde edilen Bull's eye haritaları değerlendirilmiştir. Hasta hareketinin tüm yönlerde ±1 ve ±2 cm kaydırmalarda lezyonun yerini hafif değiştirdiği, ancak değerlendirilmesine engel olmadığı tespit edilmiştir. Ancak ±3 veya ±4'er cm'lik hareketlerin oluşturduğu artefakt nedeniyle lezyonun kısmen izlendiği ya da izlenemediği görülmüştür. Hareket düzeltmesi ile yapılan görüntü işlemleme basamaklarında ±1 ve ±2 cm hareketlerde mutlak lezyon değerlendirilebilirken ±3 ve ±4 cm'de ise lezyon değerlendirilememiştir. Sonuç olarak ±3 cmden fazla hareket klinik olarak önemli görüntü artefaktlarına neden olur ve miyokard perfüzyon çalışmalarında potansiyel hata kaynağı olarak gözönünde bulundurulmalıdır.
Geniş alan BT taramalarında alan kenarlarında oluşan görüntü artefaktlarının radyoterapi planlamasında hesaplanan doza etkisi
BT tarayıcı cihazlarda görünen gantry açıklığı içerisinde standart görüntünün oluşturulduğu alan sFOV alanıdır. sFOV alanının dışında kalan alan genişleyen görüntünün oluşturulduğu eFOV alanıdır. eFOV alanına taşan objenin oluşturulan görüntüsü üzerinde sFOV alanı kenarlarında artefakt oluşmaktadır. Oluşan artefaktın bulunduğu bölgede BT numarası ve dış kontur distorsiyonu gibi sistematik hatalar meydana gelmektedir. Radyoterapi planlamasında kullanılan bu görüntülerde oluşan artefaktın hedef bölgeye iletilen radyasyon dozuna etkisi araştırılmıştır. Öncelikle BT cihazında mekanik kalibrasyon hatalarından olumsuz etkilenmemek için mekanik kalite kontrol testleri yapılmıştır. eFOV artefaktının görüntülenmesi, BT numarası ve kontur distorsiyonuna etkisinin incelenmesi için Mini QC BT fantom ile gantry merkezinde ve eFOV alanına girecek şekilde lateral kaydırılmış görüntüler elde edildi. eFOV artefaktının oluştuğu bölgede kontur ve BT numarası değişimi incelendi. Daha sonraki süreçte Alderson Rando fantom ile referans değerleri elde etmek için gantry merkezinde görüntüler elde edildi. eFOV alanına doğru ?x yönünde lateralde 8 cm ve ? x yönünde lateralde 12 cm' lik kaydırmalar ile görüntüler elde edildi. Bu görüntülere aynı eşik HU değerlerinde dış kontur, tedavi planlama sistemi tarafından çizdirildi. Yine alanında uzman hekimlerce ilgili kritik organ ve dokuları konturlandıktan sonra akciğer, prostat ve meme yerleşimli hayali tümörler oluşturuldu. Merkez yerleşimli görüntüler üzerine uygun tedavi planları yapıldı, uzman hekimlerce değerlendirilen tedavi planlarında hesaplanan MU değerleri, hayali tümör merkezinde ve medyanındaki doz değerleri not edildi. Lateral kaydırımlı görüntülerde aynı tedavi planı parametreleri kullanılarak aynı MU değerlerinde, hayali tümörlerin merkez ve meydanlarındaki doz değişimi incelendi. Referans alınan doz değerleri ile karşılaştırıldığında, lateral kaydırılan görüntü planlarında elde edilen doz değerlerinde pozitif yönde artış gözlenmiştir
Radyoterapide kullanılan video kamera tabanlı elektronik portal görüntüleme sistemlerinin kalite kontrolü ve elde edilen görüntülerin standartizasyonu
Amaç: Bu çalışmada amaç, elektronik portal görüntüleme cihazının (EPID) kalite kontrolü için ?QC-3V? dijital fantom kullanılarak elde edilen görüntülerin PIPSpro yazılım programı ile analizini gerçekleştirmek ve veriler doğrultusunda cihazın görüntü performansını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Test görüntülerini elde etmek için fantom yerleşimi gantry 0° açısında EPID?in dedektör çerçevesi üzerinde ve izosentırda, 90°-270° gantry açılarında izosentırda olmak üzere dört ayrı set-up yapıldı. Siemens Primus lineer hızlandırcıya monte edilmiş video kamera tabanlı Siemens Beamview Plus EPID sisteminde ölçümler 30 gün boyunca tekrarlandı. Fantoma ait PIPSpro yazılımı ile port görüntülerinin otomatik analizi gerçekleştirildi. Analiz sonucunda bağıl modülasyon transfer fonksiyonu (RMTF), bölgelerdeki sinyal, kontrast gürültü oranı (CNR), uzaysal çözünürlük, bölgelerdeki standart sapma değerleri bir rapor olarak yazılım programı tarafından üretildi. Görüntü parametrelerinin incelenmesi sonucunda EPID cihazı performansı değerlendirildi. Bulgular: Gantry 0°?da, EPID üzerinde 6 MV foton enerjisi ile elde edilen a ve b görüntülerine ait ortalama RMTF_a ve RMTF_b değerleri sırasıyla 0.462(±0.360) ve 0.470(±0.360), 18 MV foton enerjisi ile ışınlamada 0.419(±0.400) ve 0.417(±0.370) hesaplandı. Izosentır üzerinde ise 6 MV foton enerjisi için ortalama RMTF değerleri 0.501(±0.360) ve 0.493(±0.370), 18 MV foton enerjisi ile ışınlamada 0.474(±0.360) ve 0.476(±0.410) hesaplandı. Gantry 90°?de, izosentır üzerinde 6 MV foton enerjisi için ortalama RMTF değerleri sırasıyla 0.487(±0.360) ve 0.490(±0.470), gantry 270°?de 0.490(±0.360) ve 0.484(±0.360) olarak saptandı. Fantomun ilgili bölgelerindeki alınan sinyal değerlerinin standart sapma ortalamaları değerlendirildiğinde bütün değerlerin ± %5 klinik kabul değerleri içerisinde olduğu tespit edildi. Fantomun EPID üzerine yerleştirilmesiyle 6 MV ve 18 MV için ortalama CNR ve çözünürlük değerleri sırasıyla 30.0(±4.5)-36.7(±8.3) ve 0.212-0.203 çizgi çifti/milimetre (çç/mm) olarak ölçüldü. Gantry 90° ve 270°?de fantomun izosentıra yerleştirilerek 6 MV foton enerijisi ile ışınlanmasıyla ortalama çözünürlük değeri sırayla 0.222 çç/mm ve 0.223 çç/mm bulundu. Sonuç: Doz hızı, ekran, ayna, kameranın bağıl hareketinin görüntü kalitesine bilinen etkisinin yanısıra yapılan çalışmada enerji, magnifikasyon, gantry rotasyon açısı ve birçok farklı faktörün etkisi görülmüştür. Bu nedenle EPID sistemlerinin iyi görüntü performansı için düzenli bir kalite kontrol programı gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: EPID, kalite güvenilirliği, kalite kontrol, modülasyon transfer fonksiyonu, uzaysal çözünürlük, kontrast.
Fantomda, doku içine yerleştirilen protez malzemesinin eksternal ışın tedavisinde doza etkisinin farklı doz hesaplama algoritmaları ve dozimetri ile karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada amaç, yüksek atom numarasına sahip protez malzemelerinin radyoterapide kullanılan 6 MV X ışını tedavi dozlarına etkisini ölçmek ve tedavi planlama sistemlerinde kullanılan iki farklı doz hesaplama algoritması ile dozları hesaplayıp sonuçları karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Üzerinde doz hesaplarının ve ölçümlerinin yapıldığı fantomlar parafin malzeme ve PMMA plakalar kullanılarak oluşturulmuştur. Protez malzemesi örnekleri Ti6Al4V ve CoCrMo'dur. Bu örnekler ayrı ayrı parafin malzemelerin içine yerleştirilmiştir. Oluşturulan fantom uzaylarının Nucletron Oncentra MasterPlan tedavi planlama sisteminde (TPS) ve GAMOS kodunda benzeşimi gerçekleştirilmiştir. TPS'de Collapsed Cone (CC ) algoritması, GAMOS kodunda Monte Carlo (MC) algoritması ile doz hesapları yapılmıştır. Doz hesapları sonuçları, fantom içinde ışın merkez ekseni boyunca yüzde derin doz olarak ve fantomun 2.9 cm, 10 cm derinliklerinde doz profilleri olarak okunmuştur. Daha sonra iyon odası ve EDR 2 film ile radyasyon dozları deneysel olarak ölçülmüştür. Yüzde derin dozlar iyon odası ile, doz profilleri EDR 2 film ile elde edilmiştir. Bulgular: Hesap ve ölçüm sonuçlarında, doz profillerinde EDR 2 film ölçümlerinin ve MC hesaplarının uyumlu olduğu, ancak CC algoritması hesaplarında protez malzemesinin bulunduğu bölgede sonuçların farklı olduğu görülmüştür. EDR 2 film sonuçlarına göre rölatif hatalar hesaplandığında, MC algoritması hesaplarında hatalar minimum %0.11, maksimum %1.15 olmuştur. CC algoritması hesaplarında ise rölatif hataları sırasıyla %7.87 ile %21.6 olarak hesaplanmıştır. İyon odası ölçümlerinde ise ölçümler protez malzemesinin altından itibaren etkin şekilde alınabilmiştir. Protez malzemesi üstünde, iyon odası adaptörü yeterli hassasiyette ölçüm alınmasını engellemiştir. Protez malzemesinin 3.5 cm altında iyon odası ölçümleri referans alınarak yapılan rölatif hatalarda sonuçlar MC hesapları için minimum %0.24, maksimum %0.86'dır. CC hesaplarında ise rölatif hatalar sırasıyla %10.4 ve %16.2'dir. Sonuç: Protez malzemelerinin dozlarda önemli değişimlere yol açtığı görülmüştür. Protez malzemesi önünde yaklaşık %10 doz artışı, protez malzemesi arkasında %45'lere varan doz düşüşleri meydana gelmiştir. Monte Carlo hesapları, deney sonuçları ile %2'nin içinde uyumluluk gösterirken, Collapsed Cone hesaplarında, deney sonuçlarına göre bu uyumluluk sağlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Yüksek atom numaralı protez malzemesi, Collapsed Cone algoritması, GAMOS Monte Carlo kodu, EDR 2 film.
Vertebra komşuluğundaki akciğer kanserlerinde farklı ağırlıkta yart ve vmat bileşeni içeren hibrid tekniklerin 3B-KRT ile karşılaştırılması
Amaç: Vertebra komşuluğundaki akciğer kanserli hastaların RT'sinde dört farklı hibrid tekniğin, akciğer doz-volüm parametreleri ile PTV HI (homojenite indeksi) ve TC (hedef sarımı) yönünden 3B-KRT (3B-konformal RT) ile karşılaştırılması. Yöntem: Çalışmada sekiz erkek olguya ait BT-simülatör kesitsel görüntüleri, DEÜTF Radyasyon Onkolojisi AD bilgisayarlı TPS (tedavi planlama sistemi) veri arşivinden elde edildi. 6-10-15 MV-X ışın enerjileri kullanılarak konformal planlar, 6MV-X ışını enerjisi kullanılarak hibrid tekniklerin YART (yoğunluk ayarlı RT) ve VMAT (volümetrik ayarlı ark terapi) planları hazırlandı. İki farklı oranda (%10 ve %50) YART/VMAT bileşeni içeren 4 hibrid teknik (sırasıyla h-YART1, h-YART2 ve h-VMAT1, h-VMAT2) geliştirildi. Hibrid teknikler PTV için HI ve TC, toplam ve karşı akciğer için V5Gy, V10Gy, V20Gy ve ortalama akciğer dozu parametreleri yönünden 3B-KRT ile karşılaştırıldı. TPS'de oluşturulan doz-volüm histogramlarından elde edilen parametreler SPSS 15,0 istatistik programı kullanılarak analiz edildi. Tekniklerin beşli ve ikili karşılaştırmalarında sırasıyla Friedman Testi ve Wilcoxon Signed Rank Testi uygulandı. Bulgular: Hibrid tekniklerin 3B-KRT ile ikili karşılaştırmalarında tümünün HI ve TC açısından 3B-KRT'den daha avantajlı (tüm karşılaştırmalar için p=0.012), toplam ve karşı akciğerin V5Gy parametresi açısından ise daha dezavantajlı (tüm karşılaştırmalar için p=0.012) olduğu bulundu. H-VMAT teknikleri, eşdeğer ağırlıklara sahip h-YART tekniklerine göre TC ve HI yönünden daha üstün görünmektedir. Hibrid tekniklerde YART/VMAT ağırlığının %50 yerine %10 olması toplam ve karşı akciğer V5Gy değerlerini azaltmıştır. Sonuç: Vertebra komşuluğundaki akciğer kanserlerinin RT'sinde 3B-KRT ile YART/VMAT'ın kombine edildiği hibrid teknikler kullanılmak durumunda kalındığında, düşük doz alan akciğer volümünü azaltmak, YART/VMAT'ın "motion interplay" etkisi ve küçük alan dozimetrisi sorunlarını sınırlayabilmek amacıyla YART/VMAT bileşeninin % 10 düzeyinde tutulması önerilebilir.
Monte Carlo simülasyonu ile radyasyondan koruyucu malzemelerde kullanılan bizmut, kurşun ve alternatif kompozit malzemelerin atenüasyon etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Tanısal incelemelerde bazen hedef organlar dışında radyasyona duyarlı organlar da tarama alanı içinde kalmakta ve gereksiz yere doz almaktadır. Radyasyon maruziyeti sonucu hasarı ve oluşabilecek kanser riskini azaltmak amacıyla hastalar üzerinde kullanılan Bizmut (Bi) koruyucular için yüksek maliyet ve kullanım pratikliğindeki yetersizlik gibi olumsuz görüşler bulunmaktadır. Radyasyon ile çalışanların korunmasında kullanılan Kurşun (Pb) koruyucuların ise; ağırlıklarından dolayı kullanım zorluğu oluşturmaları ve yüksek toksisite nedeniyle kullanımları tercih edilmemektedir. Çıkış noktası olarak bu eksikliklerin baz alındığı çalışmada yeni koruyucu malzemelerin geliştirilebilmesi için Monte Carlo (MC) Simülasyonu ile bazı elementlerin ve simülasyonda oluşturulan kompozitlerin atenüasyon etkilerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: MC tabanlı GAMOS simülasyon programında diagnostik radyoloji enerji aralığı ile uyumlu olarak artan enerjilerde bazı metal ve lantanit grubu elementlerin enerjiye bağlı kütle atenüasyon katsayılarındaki değişikliklere ve kalınlığa bağlı doz azalımlarına bakılmıştır. NIST (National Institue of Standarts and Technology) veri tabanında sunulan kütle atenüasyon değerleriyle sonuçların verifikasyonu yapıldıktan sonra (hata< %3) karışımlarda kullanılacak elementlerin yüzde oranları belirlenerek 20 örnek oluşturulmuştur. Elementlerin seçiminde K tabaka bağlanma enerjisi, atom numarası, yoğunluk, toksisite özellikleri göz önünde bulundurulmuştur. Bulgular: Simüle edilen 20 örnek bizmut ve kurşunun azalım garfikleri ile karşılaştırılmış ve en iyi 10 tanesi seçilmiştir. Örneklerin büyük kısmında bizmuta göre 50-90keV ve kurşuna göre de 50-80 keV aralığında daha yüksek kütle atenüasyon değerleri elde edilmiştir. Sonuç: Oluşturulan çalışma uzayı ile örneklerin atenüasyon etkileri değerlendirilerek belli bir enerji aralığına bağlı olarak bizmut ve kurşuna alternatif olacak en iyi örnekler belirlenmiştir. Bunlardan en başarılıları örnek 3 (Evropiyum, Disporsiyum, Baryum, Bizmut), örnek 8 (İterbiyum, Erbiyum, Evropiyum, Bizmut) ve örnek 9 (İterbiyum, Erbiyum, Antimon ve Bizmut) olmuştur. Anahtar Sözcükler : Monte Carlo Hesaplamaları, Radyasyondan Korunma, x-ışını
Nükleer tıpta kullanılan beta yayan radyonüklidlerin Monte Carlo simülasyonu
Çok amaçlı bir Monte Carlo simülasyon kodu olan Geant4 nükleer tıpta tedavi amaçlı kullanılan beta yayan radyonüklidlere uygulanmıştır. Monte Carlo tekniği ile radyasyon taşınımı hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmada Geant4 simülasyon kodu tanıtılmış ve medikal fizik uygulamalarında muhtemel kullanım alanları ve bu kodun diğer kodlara göre üstünlükleri sıralanmıştır.Erbiyum-169, Fosfor-32, Holmiyum-166, Renyum-188 ve İtriyum-90 beta yayan radyonüklidleri Geant4 Monte Carlo simülasyon kodu kullanılarak izotropik nokta kaynak olarak 10.000 adet bozunum için modellenmiştir. Kaynaklar 1 cm yarıçaplı bir küre içersine yerleştirilmiştir. Küre sırasıyla su, doku ve kemik materyalleri ile doldurulmuştur. Küreyi oluşturan materyallere göre bu radyonüklidlerin ortama bıraktıkları dozun değişimine bakılmıştır. Küreyi oluşturan materyallerin yoğunluğu arttıkça kürede oluşan doz miktarı azalmıştır. Kullanılan radyonüklidin ortalama beta enerjisi arttıkça aynı materyalden oluşan küredeki doz artmıştır.
Baş boyun fantom modelinde kontrast maddenin ve hava boşluklarının 3-boyutlu konformal radyoterapi planlamalarda doz dağılımına etkisi
Çalışmada baş boyun kanserleri radyoterapisinde, kontrast maddenin ve hava boşluklarının konvansiyonel ve konformal tedavi planlarındaki doz dağılımına etkisi karşılaştırılarak araştırıldı. Akrilik PMMA malzemesinden baş boyun bölgesine benzer fantom tasarlandı. Su ve kontrastlı suyun koyulabileceği, hava etkisinin incelenebileceği silindir bir kap yapıldı. Simülasyon için plaka, kavite, sulu ve kontrastlı su karışımının bulunduğu dört çekim görüntüsünden alınan ROI ile HU verilerinin ortalamaları HU< 125 yumuşak doku, silindir kap çeperi için ortalama HU>+125 kemik doku, su ve kontrastlı su ortalamaları sırasıyla 4.39 ile 27.18 HU olup sıvı ile uyumlu bulundu. Görüntülerde GTV, CTV ve PTV alanları konturlandı, her birinde konvansiyonel ve konformal olmak üzere 6 MV X ışını kullanılarak iki tedavi planı yapıldı. Toplam 200 cGy tek fraksiyonda, PTV'nin ortalama doz değerine ve %100'lük izodoza normalize edilerek hesaplandı. Plan sonuçları bağımsız gruplarda T testi ile hesaplanan p değeriyle analiz edildi. Plaka ve Kavite modellerinin konvansiyonel ve konformal plan karşılaştırmasında CTV dozu için p<0.05, boşluk plan lehine, anlamlı yüksek bulundu, boşluktan kaynaklanan saçılmaların etrafındaki CTV doz ortalamasında artışa neden olduğu düşünüldü. Plaka ve Su modellerinin konvansiyonel planında CTV, konformal planında GTV için su lehine anlamlı yüksek bulundu. Bu durum plaka, su ve silindir çeper arasındaki HU farklarından kaynaklanabilir, fakat günlük uygulamalarda anlamlı fark yaratacak düzeyde değildir. Su ile Kontrast'ın konvansiyonel ve konformal planlarında, GTV ile CTV' de anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuçlara göre baş boyun bölgesinde planlama öncesi kontrast madde kullanımı tedavi dozunda artışa neden olurken, klinik açıdan etkisi ihmal edilebilir. Boşluklar geniş değilse, toplam dozda klinik açıdan ciddi değişimlere neden olmamakta, fakat boşluk duvarlarındaki normal doku doz birikmesi dikkate alınmalıdır.
Beta yayan kaynakların ışınımının manyetik alan altında deneysel koşullarda incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; beta yayan kaynakların ışınımının manyetik alan altında deneysel ortamda saptırılmasıdır. Bunun için; tedavide kullanılan radyoizotoplardan saf beta yayıcı olan İtriyum-90 (90Y)'ın doz dağılımının manyetik alandaki değişimi Gafkromik EBT (External Beam Therapy) filmi kullanılarak incelendi.Gereç ve Yöntem: Pleksiglasdan yapılan deney düzeneğine, 90Y kaynağı filmin ortasından geçecek şekilde yerleştirilip MR cihazında bir saat bekletildi. 90Y radyoizotopunun yaydığı ışınım sonucu renk değiştiren filmler taranarak, Matlab'da grinin tonlarına dönüştürüldü. Grinin tonlarına karşılık gelen izodoz eğrileri çizdirilerek, izodoz eğrilerinin çapları piksel cinsinden ölçüldü. Elde edilen verilerin grafikleri çizdirildi.Bulgular: Kaynak düzeyinde, izodoz eğrilerinin iç kısmında yani merkez yakınında, X yönündeki çapları, manyetik alan uygulanmayan filmlerdeki izodoz çaplarına göre %5 daha büyük bulundu. Kaynaktan 2mm uzaklıkta ise manyetik alan uygulanmış filmlerin izodoz eğrilerinin çaplarının manyetik alana dik yöndeki değişimi, manyetik alan olmaksızın ışınlanan filmlerdeki değişime göre yaklaşık %12 oranında küçülmektedir.Kaynaktan 0mm ve 2mm uzaklıktaki manyetik alanlı ve manyetik alansız filmlerin 130-180 nolu gri tonlara karşılık gelen her bir izodoz eğrisinin hacim hesapları yapıldı. Kaynaktaki filmlerin izodoz eğrilerinin hacimlerinde manyetik alan uygulandığında azalma bulundu (%7). Kaynaktan 2mm uzaklıktaki hacimlerde manyetik alan uygulandığında azalma daha belirgindi (%26).Sonuç: Kaynaktan 0mm uzaklıktaki manyetik alan uygulanmayan filmin izodoz eğrisi dairesel simetriye sahiptir. Kaynaktan uzaklaştıkça izodoz eğrilerinin çapları küçülmüştür. Manyetik alan uygulandığında ise izodoz eğrileri eliptik yapıdadır. Kaynaktan uzaklaştıkça manyetik alanın etkisi artmıştır. Bu veriler manyetik alan uygulandığında dozun merkezde toplandığını gösterir. Manyetik alan uygulandığında hacimde de azalma görülmüştür ve kaynaktan uzaklaştıkça bu azalma daha da belirgin olmuştur.Anahtar Sözcükler: gafkromik film, manyetik alan, itriyum-90, beta yayılımı
Beta yayan kaynakların ışınımının manyetik alan altında Monte Carlo ile simülasyonu
Amaç: Beta yayan radyoizotoplarla yapılan kanser tedavilerinde manyetik alan kullanılarak normal dokulara olan zararın azaltılmasının mümkün olabileceği varsayımı ile Monte Carlo tabanlı Geant4 simülasyon programı kullanılarak beta parçacıklarının manyetik alandaki davranışları araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Geant4 programında radyasyonun dedekte edileceği içi su dolu küresel bir ortam oluşturuldu ve merkezine beta parçacıklarının tek enerjili ve rastgele fırlatılacağı parçacık kaynağı yerleştirildi. x yönünde homojen manyetik alan uygulanarak, kürenin merkezinden parçacığın menziline göre y ekseninde kesitler oluşturuldu. Farklı büyüklükteki manyetik alanlarda (0-3 Tesla), farklı enerjilerdeki (0,5-2 MeV) beta parçacıkları için elde edilen veriler, Matlab programında her kesitteki parçacıkların yaptıkları etkileşim sayıları hesaplanarak analiz edildi.Bulgular: Kaynaktan çıkan beta parçacığının menzilinin enerjisiyle doğru orantılı olarak arttığı görüldü. Maksimum beta parçacığı menzili 0,5, 1, 1,5 ve 2 MeV enerjili beta için sırasıyla yaklaşık olarak 1,5, 4, 6 ve 8 mm bulundu. Merkezden uzaklaştıkça etkileşim sayısında eksponansiyel olarak düşüş olduğu bulundu. Manyetik alan artmasıyla beraber merkezde etkileşim sayısında artma olduğu, merkezin dışında ise etkileşim sayısının manyetik alanla ters orantılı olarak azaldığı görüldü. Manyetik alana dik yöndeki değişim manyetik alana paralel yöndekine göre daha fazladır.Sonuç: Beta parçacıklarının manyetik alanda dairesel hareket ederek ilerlediği ve manyetik alanın artmasıyla menzillerinin kısaldığı gözlendi. Nokta kaynaktan rastgele yönlerde çıkan beta parçacıklarının ortamda küresel geometride, manyetik alanda ise eliptik olarak dağıldığı bulundu. Manyetik alan arttıkça, manyetik alana dik yönlerde merkezden dışa doğru etkileşim sayısındaki azalım daha belirgin olmaktadır. Manyetik alan etkisinin düşük enerjililere oranla yüksek enerjili beta parçacıklarında daha belirgin olduğu görüldü.Anahtar Sözcükler: Beta radyasyonu, manyetik alan, Monte Carlo Simülasyonu, Geant4
Yoğunluk ayarlı radyoterapi uygulamaları için kullanılan doz ölçüm doğrulama sistemlerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada amaç, Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART) nitelik güvenirliğinde kullanılan farklı doz doğrulama sistemlerini güvenilirlik, uygulanabilirlik ve uygulama süreleri açısından birbirleriyle, dozimetrik açıdan tedavi planlama sistemi (TPS) ile karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: On prostat kanseri hasta için Eclipse (Varian Medical Systems) TPS'nde hazırlanan YART planlarının doğruluğu farklı doz doğrulama sistemleri kullanılarak tedavi öncesinde kontrol edildi. İyon odası (PTW) ile gerçek doz kontrolü yapılırken MapCheck, ArcCheck (Sun Nuclear) diyot dedektörü ve EPID (Varian Medical Systems) sistemlerinde gamma indeksi ile plan kontrolü yapıldı. Gamma indeksinde doz farkı %3, doz mesafe uyumu 3 mm kriterleri kabul edildi. Doğrulama planı hazırlama, hesaplama, planı lineer hızlandırıcıya gönderme, cihaz kurulumu, ışınlama ve dozimetrik değerlendirme süreçlerinin toplamı işlem süresi olarak tanımlandı.Bulgular: Ölçümlerde iyon odası ile TPS arasındaki fark median %1,81 (0,64-2,52), MapCheck ve ArcCheck ile TPS arasındaki uyum sırasıyla %99,3 (98,4-100), %96,4 (94,7-98,3) olarak hesaplandı. EPID ile TPS arasındaki uyumun alan gamma değeri ise 0,175 (0,051-0,286) olarak bulunmuştur. İyon odası, MapCheck, ArcCheck ve EPID için uygulama süreleri sırasıyla ortalama 51,2 (±4,73), 41,2 (±3,91), 36,4 (±2,50), 27,4 (±2,54) dakikadır.Sonuç: Çalışmada kullanılan her sistem için elde edilen sonuçların kabul sınırları içerisinde olduğu bulunmuştur. Günlük uygulamalarda EPID sisteminin daha kısa süreli ve pratik olduğu görülmüştür. YART'de nitelik güvenirliği için geliştirilen farklı sistemler birbirlerinin yerine kullanılabilmektedir.Anahtar Sözcükler: YART, nitelik güvenirliği, EPID, diyot dedektörler, iyon odası, gamma indeksi.
Elektron ışın dozimetrisinde Monte Carlo simülasyon yöntemi kullanılarak elde edilen doz dağılımlarının gerçek dozimetri sonuçları ile karşılaştırılması
Bu çalışmada amaç, elektronlar için Voxel Monte Carlo (VMC++) algoritması kullanarak hesap yapabilen Oncentra® Tedavi Planlama bilgisayarında 12 ve 18 MeV elektron enerjilerinde ve farklı boyutlardaki alanlarda, referans koşullarda yapılan hesaplamalar ile elde edilen sonuçları gerçek dozimetri sonuçları ile karşılaştırmaktır.Çalışmada, standart 15x15 cm2 elektron aplikatörüne göre hazırlanan 12x12 cm2, 12x10 cm2, 12x8 cm2, 12x6 cm2, 10x10 cm2 ve R=10 cm'lik alanlar kullanılmıştır. Bu alanlar Nucletron marka Oncentra® MasterPlan tedavi planlama sisteminde (TPS) tanımlanarak referans koşullar oluşturulmuş ve VMC++ algoritması ile hesap yaptırılmıştır. TPS'de hesaplatılan dozlar cm2 başına 50.000 ve 100.000 elektron öykü sayısına göre belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında aynı alanlar ve referans koşullarında gerçek dozimetri yapılarak elde edilen sonuçlar TPS sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada ± %2'ye varan farklar elde edilmiştir. Bu farklar 12 MeV elektron enerjisi için en yüksek -%2,30, en düşük %0,13 ve 18 MeV için en yüksek %1,36, en düşük -%0,07 olarak bulunmuştur.Elde edilen sonuçların, literatürle uyumlu ve ±%3 klinik kabul sınırları içerisinde olduğu bulunmuştur. Büyük farklılıkların daha çok küçük alanlarda olduğu görülmüştür.Anahtar Sözcükler: Elektron ışın dozimetrisi, Monte Carlo Simülasyonu, Voxel Monte Carlo (VMC++).
Küçük hücreli dışı akciğer kanseri 3-boyutlu konformal radyoterapisinde tedavi planlamasındaki farklı hesaplama algoritmalarının akciğer doz-volüm parametreleri üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada, lobektomi/bilobektomi yapılmış opere akciğer kanseri tanılı olguların 3-B konformal radyoterapi tekniği kullanılarak oluşturulan planlarında, farklı doz hesaplama algoritmaları olan PB (?pencil beam?) ve CS'yi (?convolution superposition?) akciğer doz-volüm parametrelerinden V5, V13, V20, V30 ve OAD açısından karşılaştırmak amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Lobektomi/bilobektomi yapılmış opere akciğer kanseri tanılı adjuvan 3-B konformal radyoterapi uygulanmış 10 olgunun tedavi planları, bilgisayarlı tedavi planlama sisteminden retrospektif olarak bulundu. PB ve CS algoritmaları kullanılarak, sırasıyla 6 ve 18 MV-X ışın enerjileri için hesaplama yaptırıldı ve söz konusu akciğer doz-volüm parametrelerindeki farklar SPSS 15.0 istatistiksel analiz programında Wilcoxon signed rank test kullanılarak retrospektif olarak analiz edildi.Bulgular: 6 MV-X enerjisinde V parametrelerinden V5, V13 ve V20 ortalama değerleri CS algoritmasında daha yüksek çıkmıştır. Buna karşılık, V30 ve OAD parametrelerinde PB algoritması daha yüksek sonuç vermiştir. 18 MV-X enerjisinde, ortalama V parametrelerinden V5, V13, V20 ve OAD değerleri CS algoritmasında daha yüksek çıkmıştır. Buna karşılık, V30 parametresinde PB algoritması daha yüksek sonuç vermiştir. Akciğer doz-volüm parametreleri açısından PB ve CS algoritmaları arasındaki fark, sadece 6 MV-X enerjisinde planlanan V5, V13 ve V30 parametrelerinde istatistiksel anlamlılık sınırına ulaşmaktadır (sırasıyla p= 0.005; p=0.005; p=0.008)Sonuç: Çalışmamızda 3-B konformal radyoterapi planlamalarında özellikle düşük doz alan akciğer volümlerine ilişkin parametrelerde (V5, V13, V20) CS algoritması ile PB algoritmasına göre daha yüksek değerler bulunmuştur. CS algoritması radyoterapi planlamada ?altın standart? olan ancak foton hesaplamaları için rutinde kullanılamayan MC (?Monte Carlo?) algoritmasına yakın hassasiyettedir. Sonuçta, akciğer kanseri tedavi planlamasında hesaplama doğruluğunu arttırmasından ötürü PB algoritması yerine CS algoritmasının tercih edilmesi gereklidir.
Dijital mamografi cihazlarının kalite kontrol, kalibrasyon ve standardizasyonu
Bu çalışmanın amacı, ülkemizdeki dijital mamografi sistemlerinde (FFDM) kalite kontrol testlerinin standardizasyonu yapılırken, mamografik görüntü kalitesi ve meme dozu arasındaki ilişkinin ortaya konulmasıdır.Dijital mamografi cihazları için kalite kontrol testleri düzenlendi ve uygulanabilme performansı ve önemine göre optimize edildi. Testlerde cihaz, x-ışını üretimi, kompresyon ve kolimasyon, görüntü alıcı sistem, dozimetri, görüntü gösterimi olarak beş bölümde değerlendirildi. X-ışını üretiminin performası farklı kV ve mAs değerlerinde test edildi. Tüp çıkış değeri ?51-89 ?Gy/mAs? olarak bulundu. Tüpteki radyasyon kaçağı değeri ölçüldü ve X-ışını kalitesi için yarı değer kalınlıkları sırasıyla; 0,248mm, 0,259mm, 0,267mm, 0,272mm, 0,276mm alüminyum (Al) olarak hesaplandı. Kaynak ? görüntü mesafesi 66,6cm olarak ölçüldü. Otomatik ışınlama kontrolünün performansı değerlendirildi. Kompresyon değerlendirmesinde göğüs tablasının sıkıştırma kuvveti 158,6N olarak ölçüldü. Kolimasyon değerlendirmesinde ise göğüs tablasının x-ışını alanına olan hizası ile hem ışık alanının hemde detektör alanının x-ışını alanına olan hizası kontrol edildi. X-ışını alanı ile ışık alanı arasında sağ ve sol kenarlarda %2yi geçkin sapma ölçüldü. X-ışını alanı ile detektör alanı arasında ise sadece ön kenarda sapma olduğu görüldü. Görüntü alıcı sistem ile ilgili olarak, detektör sisteminin çalışma sınırlarına bakıldı ve yanıt fonksiyonu değerlendirildi. Uzaysal çözünürlük kullanılan test paterni ile ölçüldü, anot ? katot eksenine paralel iken milimetre de 12 ? 14 çizgi çifti görülebilirken eksene dik yönde 11 çizgi çifti görüldü. Detektörün CNR değeri sayısal olarak 1,67 bulundu. Bunun yanı sıra SNR ve FOM değerleri sırasıyla; 8,138, 7,927, 6,425 ve 13697, 4640, 1331 bulundu. Artefakt ölçümlerinde detektörden kaynaklanan herhangi bir artefakta rastlanmadı. Monitör sistemlerinin değerlendirmesi testleri düzenlemesine rağmen elde olmayan sebeplerden ötürü gerçekleştirelemedi.Sonuç olarak dijital mamografi cihazı üzerinde uygulanan testler literatür ile karşılaştırıldı. Gerçekleştirilme olasılığı ve önemine göre derlenen testlerin sonuçları değerlendirildi. Testler gerçekleştirme periyotlarına göre derlendi. Bu çalışmanın, ülkemiz dijital mamografi akrediyasyon programını oluşturmak açısından referans bir kaynak olacağı düşünülmektedir.
Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde (KHDAK) FDG, PET-BT tümör hacimlerinin SUV değerine dayalı olarak hesaplanması: BT ve patolojik tümör hacimleri ile karşılaştırmalı örnekleme çalışması
3 boyutlu konformal radyoterapinin amacı hedef volümde istenilen dozu oluştururken, sağlıklı dokuda oluşacak doz miktarını en az düzeyde tutmaktır. Radyoterapi planlaması esnasında en büyük hata payının oluşumuna sebep olan süreç, hedef tedavi hacminin belirlenmesi olarak öngörülmektedir. Bu durum en doğru hacim belirleme metodunun geliştirilmesini gerektirmektedir.Çalışmamıza erken evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanısı alarak evreleme amacıyla PET-BT görüntülemesi yapılmış ve cerrahi tedavi uygulanmış rastgele seçilen 13 hasta (12 erkek 1 kadın; yaş ortalaması:68) dahil edilmiştir. PET görüntüleri üzerinden farklı SUV (SUV20, SUV30, SUV40, SUV50, SUV20BG, SUV40BG, SUV50BG, SUV2.5 ve SUV3.5) eşik değer metotları ile elde edilen hacimler (GTV20, GTV30, GTV40, GTV50, GTV20BG, GTV40BG, GTV50BG, GTV2.5, GTV3.5) ile histopatolojik tümör hacimleri (GTVpat), BT görüntüleri üzerinden elde edilen hacim değerleri (GTVBT) ile PET hacim değerleri ve GTVBT ile GTVpat arasındaki ilişki üç farklı istatististiksel metot kullanılarak incelenmiştir. Böylece GTVpat değerine en yakın yöntem belirlenmeye çalışılmıştır.Çalışma sonucunda GTVBT'nin GTVpat ile en yüksek yakınlığı gösterdiği saptanmıştır. Regresyon analizi ile GTVpat için SUVmax yüzde oranlı optiumum SUV eşik değeri SUVopt%=%41.67 (±%12.66) olarak hesaplanmıştır. Sabit SUV değerlerinin patolojik hacimlerle regresyon analizi yapıldığında ulaşılan değer; SUVopt=3.83(±1.52), olarak saptanmıştır ancak patolojik hacmin sabit SUV ile ilişkisi iyi düzeyde korelasyon göstermediği için, herhangi bir sabit SUV değerinin patolojik hacme ulaşmak adına geçerli bir eşik değer oluşturamayacağı sonucuna varılmıştır.
Tıbbi amaçlı x ışını uygulamalarında radyasyondan korunmak amacıyla kullanılan kurşunlu önlük malzemelerine alternatif olarak üretilen kurşunsuz örneklerin soğurma özelliklerinin incelenmesi
Tanı ve tedavide kullanılan iyonlaştırıcı radyasyondan korunmak amacıyla sıklıkla kurşunlu koruyucular kullanılır ve bu kurşunlu koruyucular oldukça ağırdır. Bununla birlikte kurşun elementinin toksik etkisi yüksektir. Tüm bu nedenlerden dolayı bu çalışmada kurşunlu malzemelere alternatif olarak üretilen kurşunsuz malzemelerin radyasyon soğurma kapasitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda kurşuna alternatif olabilecek elementler; toksik özellikleri, atom numaraları, yoğunlukları, K tabakası eşik enerjileri ve kolay temin edilebilir olmaları gibi özellikler dikkate alınarak kalay, antimon, bizmut ve tungsten olarak seçilmiştir. Seçilen elementlerden oluşan karışım, polimer malzeme ile % 50, % 70, % 80 ve % 85 oranlarında karıştırılarak dört örnek üretilmiştir. Bu örneklerin dijital radyografi cihazları ile birincil x-ışını altında ve saçılan radyasyona karşı soğurma yetenekleri ölçülmüştür. Aynı zamanda, hazırlanan örneklerle kıyaslanmak amacıyla 0,25 ve 0,50 mmPb kurşunsuz iki önlük için de ölçümler tekrarlanmıştır.Ölçüm verileri değerlendirildiğinde, her örneğin 50 ? 125 kV arasında % soğurma etkisi belirlenmiş ve soğurma yetenekleri kurşunsuz önlüklerle kıyaslanmıştır. Bununla birlikte, örneklerin kurşun eşdeğeri kalınlıkları da hesaplanmıştır. 1. örneğin radyasyon soğurma yeteneği, referans olarak alınan iki önlüğe göre çok düşük seviyede kalmıştır. Diğer tüm örneklerin radyasyon soğurma yetenekleri ise 0,25 mmPb önlükten daha iyidir. Ancak hiçbir örnek 0,50 mmPb önlüğün performansına erişememiştir.
Varian truebeam lineer hızlandırıcının elektron kontaminasyonunun Monte Carlo yöntemiyle simülasyonunun yapılması
Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda bulunan Varian Truebeam lineer hızlandırıcı için megavolt (MV) foton demetlerinde oluşan elektron kontaminasyonunun ortalama % yüzey doz dağılımı ve ortalama % akı dağılımının Monte Carlo simülasyon yöntemiyle hesaplanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle GEANT4 tabanlı çalışan GAMOS simülasyon yazılımında lineer hızlandırıcı geometrik olarak modellenmiştir. Modelin geçerliliğini test etmek amacıyla SSD=100 cm mesafede 4x4, 10x10, 20x20 ve 30x30 cm2 alan boyutlarında, 6MV, 6MV-FFF, 10MV, 10MV-FFF, 15MV enerjili foton demetleri için PDD ve demet profilleri hesaplanmıştır. Bu hesaplamalar ölçümlerle karşılaştırılıp modelin geçerliliği değerlendirilmiştir. Daha sonra, modelin değerlendirildiği her alan boyutunda ve foton enerjisinde % yüzey doz dağılımı ve % akı dağılımı x-y düzleminde iki boyutlu olarak Monte Carlo simülasyon yöntemiyle hesaplanmıştır. Ayrıca elde edilen sonuçlar literatürde daha önceden yapılan araştırmaların sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Model değerlendirilmesi için yapılan işlemler sonucunda standart sapmalar, ölçülen ve hesaplan PDD değerleri arasında ortalama % 0.2, ölçülen ve hesaplanan demet profilleri arasında ise ortalama % 0.1 olarak hesaplanmıştır. Öte yandan, tüm voksellerdeki kontamine elektronların % yüzey dozları ve % akı miktarları sırasıyla % 0.01'in altında ve % 0.01 - % 0.3 aralığında bulunmuştur. Bu çalışmanın sonucunda elde edilen ikincil elektronların oluşturduğu ortalama % yüzey dozu ve akı miktarları enerji, alan boyutu ve düzleştirici filtrenin kullanımı açısından incelenmiştir. Hesaplanan doz ve akı dağılımları toplam doz ve toplam parçacık akısına rölatif değerlerden oluşmaktadır. Oluşan kontaminasyon elektronlarının % yüzey dozuna katkı sağladıkları görülmüş olup, bu elektronların yüzeydeki akı dağılımları da elde edilmiştir.
Fiziksel ve sanal kamaların dozimetrik özelliklerinin karşılaştırılması ve sanal kamanın kalite kontrolü
Bu çalışmanın amacı, sanal kama ile oluşturulan doz profillerinin tekrarlanabilirliğinin değerlendirilmesi, sanal ve fiziksel kamalı alanlarda oluşan doz profillerinin karşılaştırılması ve sanal kama için gerekli olan kalite kontrol programının oluşturulmasıdır.Sanal ve fiziksel kamalı alanlardaki doz profilleri doksan santimetre kaynak cilt mesafesinde (KCM) ve 10 cm derinlikte film dozimetresi ve MP3 su fantomu ile ölçülmüştür. MP3 su fantomunda PTW Semifleks iyon odaları kullanılmıştır. Kalite kontrol programı kapsamında, en fazla monitör ünit (MUmax) sönüm denklemi ile hesaplanmıştır ve yüz santim KCM'de 20x20 cm2 alanda PTW QC6Plus günlük kalite kontrol dozimetri sistemi ile günlük verim ölçümleri alınmıştır.6 MV-X enerjide 10X10 cm2'lik 30º ve 45º sanal kamalı alanlarda oluşturulan doz profillerinin tekrarlanabilir olduğu görülmüştür. 6 MV-X enerjide 10X10 cm2' lik 30º ve 45º fiziksel ve sanal kamalı alanlarda oluşturulan ayni kama açılı doz profillerinin uç bölgesinde sırası ile en fazla %-2.6, % 2.3, topuk bölgesinde sırası ile en fazla % -0.5, % -0.7 fark bulunmuştur. Sönüm denklemi ve lineer hızlandırıcı yazılımı ile hesaplanan MUmax değerleri arasında bir fark bulunmamıştır. Günlük verim ölçümlerinde, referans değerlerine göre en fazla % -2 fark bulunmuştur.Sanal kamalara uygun kalite kontrol programları oluşturularak tedavilerde güvenle kullanılabileceği bu çalışmada görülmüştür. Sanal ve fiziksel kamalı alanlarda oluşan doz profilleri arasındaki farklılıklar nedeniyle kamaların birbiri yerine kullanımında bu doz farklılıkları dikkate alınmalıdır. Yine uygun kalite kontrol programı ile sanal kamalı alanlarda oluşan doz profillerinin kararlılığı test edilebilmektedir. Ayrıca sanal kama uygulamalarında önemli rol oynayan tedavi planlama sistemleri ile elde edilen profiller test edildikten sonra rutin uygulamaya geçilmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Kama teknikleri, kalite kontrol,sönüm denklemi
Radyoterapi dozimetrisinde anlık verilerin sayısal ve kablosuz yolla taşınması
Bu çalışmada, radyoterapi dozimetri sistemlerinde triaksiyel kablodan kaynaklı ölçüm hatalarının azaltılması için dozimetri sisteminde elde edilen analog bilginin terapi odası dışına sayısal ve kablosuz yolla taşınmasını sağlayan bir sistem geliştirilmiştir.Geliştirilen sistemle mevcut sistemde kullanılan triaksiyel kablonun, analog veriyi uzun mesafe taşıyarak sinyal kayıplarına yol açma, ortam şartlarından etkilenme (radyo frekansı ve elektromanyetik alan vb.), sık kalibrasyon gerektirme, kullanım şartları ve zamanla hasar görebilme, pahalı olma gibi dezavantajlarını ortadan kaldıran, kurulum kolaylığı getiren, sayısal veri taşıma özelliği sayesinde veri kayıplarını sıfıra indiren bir yöntem bulunması amaçlanmaktadır.Yöntemin ilkesi, iyon odasını triaksiyel uzatma kablosu kullanmadan elektrometreye bağlamak, elektrometre çıkışında veriyi sayısal alıp oda dışına kayıpsız şekilde kablosuz olarak taşımak ve aynı sayısal hat ile elektrometreyi de kontrol etmektirSayısal verinin taşınması için ethernet protokolü kullanılmıştır. Bu şekilde RS232 protokolünün ulaşamayacağı hız ve mesafelere güvenli şekilde ulaşmak mümkün olmuştur. Ayrıca ethernet protokolü kablosuz iletişim içinde çok uygun bir protokoldür. Bu sistemle oda dışındaki bilgisayar kablosuz ağ yardımıyla elektrometreye komut verebilir ve elektrometreden verileri alabilir. Çok büyük bir kurulum kolaylığı getirmesinin yanında bu sistemle veriler doğrudan bilgisayara kaydedilebilir ve yol boyunca dış etmenlerden dolayı sinyal kaybına uğramaz. Değişken ortam şartlarından hiç etkilenmediği için de kalibrasyon gerektirmemektedir. Triaksiyel kabloya oranla çok ucuz bir sitemdir. Veriler sayısal yolla iletildiği ve her paket kontrol edildiği için triaksiyel kabloda olduğu gibi zamanla yıpranması, hasar görmesi gibi nedenlerle hatalı veri iletmesi mümkün değildir.
Floroskopik sistemlerde yapılan kolon incelemelerinde doz ve görüntü kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, floroskopi sistemlerinde yapılan kolon incelemelerinde optimum görüntü sayısında hastanın aldığı doz ve görüntü kalitesini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.Floroskopik cihazda hem hasta dozunu hem de görüntü kalitesini etkileyen parametreler belirlendi ve sabitlendi. Bu belirlenen parametrelere göre kolon çekiminde, X ışını tüpü önüne hem filtre kullanılmadan hem de filtre kullanılarak doz ölçümleri gerçekleştirildi. Giriş cilt dozu, filtre ile 82,5 mGy iken filtresiz 128,5 mGy olarak ölçüldü. Bunun yanı sıra ortalama floroskopi süresi 5,3 dakika olarak kaydedildi. İnceleme alanı içinde bulunan ve radyasyona duyarlı organların doz değerlendirmeleri PCXMC 1.5.1 adlı yazılım ile yapıldı. Filtrasyonlu ve filtrasyonsuz ölçümlerde organların aldığı dozlar sırasıyla İnce bağırsak için 4,94 mGy ile 5.03mGy, üst kalın bağırsak için 4,83 mGy ile 4,87 mGy, alt kalın bağırsak için 8,75mGy ile 9,10 mGy, overler için 11,03mGy ile 11,10 mGy, testis için 10,15mGy ile 11,67 mGy, mesane için 13,81mGy ile 14,49 mGy, uterus için 7,39 mGy ile 9,51 mGy olarak belirlendi.Belirlenen parametrelerle görüntü kalitesi değerlendirmek için 90, 100 ve 110 kVp de fantom görüntüleri elde edildi. DICOM formatındaki fantom görüntülerinde yoğunluk ile standart sapma değerleri ölçülerek SNR ve FOM değerleri hesaplandı. SNR ve FOM değerleri ROI 1 ve ROI 2 için sırasıyla 90 kVp'de 27 / 1934, 38 / 3830, 100 kVp'de 29 / 1732, 33/ 2243, 110 kVp'de 26/1233, 29 / 1534 bulundu.Sonuç olarak; filtrasyon kullanılmadan toplam giriş cilt dozu 128,9 mGy bulunurken filtrasyon kullanılması sonucunda 82,5 mGy olarak tespit edildi. Filtrasyon kullanılması ile hastada toplam giriş cilt dozunun büyük bir oranda azaldığı görüldü (p < 0,05). Ancak organ doz değerlerinin birbirine yakın olduğu görüldü ( p > 0.05 ). Bunun yanı sıra filtre kullanarak elde edilen görüntülerde hesaplanan SNR ve FOM değerlendirmelerinde verilen doza karşılık elde edilen görüntü kalitesinin iyi olduğunu görüldü.
Tedavi planlama sisteminden elde edilen dozimetrik parametrelerin rando fantom kullanılarak iki farklı dozimetrik yöntem ile değerlendirilmesi
Radyoterapi multidisipliner bir yaklaşımdır. Tedavinin kalitesi bu multidisipliner çalışma içerisinde yer alan herkesin görevini iyi yapması ile sağlanır. Bu tezde, üç boyutlu tedavi planlama sisteminde (TPS) hazırlanan planın dozimetrik verifikasyonunun yapılması ve kullanılan dozimetrik yöntemlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.TPS' de ışın geometrileri aynı fakat fraksiyon dozları farklı olan iki adet plan hazırlanmıştır. Hazırlanan planların doz değerleri belirlenirken kullanılan filmlerin dozimetrik özellikleri (film ? doz eğrileri ve doygunluğa ulaştıkları doz değerleri) dikkate alınmıştır. Planlar 6 MV ? X enerjide, alan boyutları 7cm X 7cm ve gantry açıları farklı 4 adet ışın sahasından oluşturulmuştur. Hazırlanan planların dozimetrik değerlendirmesi ilk olarak film dozimetresi ile yapılmıştır. Film dozimetresi için ilk işlem kalibrasyon filmlerinin çekilmesi, sonra kalite kontrol filmlerinin çekilmesi şeklinde yapılmıştır. Film dozimetre işleminde Kodak EDR2 ve Kodak X ? OMAT V filmleri kullanılmıştır. Tezin ikinci aşamasında planın dozimetrik değerlendirmesi için iyon odası ile ölçümler yapılmıştır. Ölçüm; rando fantom üzerinde bulunan ve iyon odaları için hazırlanmış yuvalara iyon odası yerleştirilerek yapılmıştır. Her ölçüm noktası için beşer adet ölçüm değeri alınmıştır. Alınan değerlerin ortalaması ve TPS' den okunan değerler arasında karşılaştırma yapılmıştır.Yapılan tezin sonucunda iyon odası ile yapılan ölçümlerde bağıl hata TPS' e göre % 1.91 ile %1.99 arasında, film dozimetresi ile yapılan ölçümlerde ise ±%3.8 ve ±%4.2 hata oranları bulunmuştur. Bulunan sonuçlar literatür çalışmalar ile uyumlu olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler : Dozimetre, Tedavi Planlama Sistemi, Rando Fantom, Film Dozimetresi
Yoğunluk ayarlı radyoterapi tekniği kullanılarak tedavi edilen nazofarenks kanserlerinde oluşan doz dağılımının doğrulanması
I. ÖZET:Amaç: Bu çalışmada yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) tekniği kullanılarak tedavi edilen nazofarenks kanserlerinde oluşan doz dağılımının doğrulanması amaçlandı. Bunun için tedavi planlama sistemi (TPS)'ndeki dozimetrik sonuçlar Alderson Rando Fantomda (ARF), film dozimetre tekniği kullanılarak elde edilen rölatif dozimetrik ölçümlerle karşılaştırıldı.Gereç ve Yöntem: Tedavi planlaması için tedavi pozisyonunda (sırtüstü ve başaltı köpüğü ile) yatırılan ARF'dan Siemens Somatom marka bilgisayarlı tomografi (BT) aygıtı ile alınan görüntüler TPS'e aktarıldı. Nazofarenks kanseri için ICRU 50-62 nolu protokolde tanımlanan hedef hacim ve riskli organlar, bu fantomdan elde edilen tüm BT kesitlerinde ilgili hekim tarafından konturlanarak 3 boyutlu görüntüler oluşturuldu. TPS'de var olan bu verilerden yararlanılarak uygun YART planlaması yapıldı. Planlamalarda Oncentra Tedavi Planlama (OTP) sistemi kullanıldı. TPS'de seçilen referans 3 kesit için koordinat sistemi oluşturuldu ve her bir kesit için biri koordinat sisteminin merkezinde olmak üzere x ekseni üzerinde toplam 5 nokta belirlendi. Bu noktaların dozları kaydedildi. Bu referans kesit ve noktaların fantomdaki karşılığı bulundu. Planlama sonuçları Siemens marka Primus lineer hızlandırıcı aygıtına gönderildi ve ilgili referans kesitleri arasına Kodak EDR2 radyografi filmi yerleştirilen fantom 6 MV-X ışını ile ışınlandı. Işınlanan filmler yüksek yoğunluklu lazer tarayıcıda (FIPS plus) okutuldu ve Mephysto yazılımına aktarıldı. Her bir referans kesit için 30 fraksiyon boyunca referans x ekseni üzerinde alınan 5 farklı nokta için rölatif dozlara ait verilerinin ortalaması alınarak tablolar oluşturuldu. Bu ölçümler sonucu bulunan ortalama ölçüm verilerinin TPS verileri ile karşılaştırıldığı doz değişim grafikleri her bir referans kesit için çizdirildiBulgular: Film dozimetri ile elde edilen nokta veriler, TPS verileri ile karşılaştırıldığında dozdaki değişimin (?D) -3.0% ile +2.5% aralığında olduğu gözlendi. Film dozimetrisine göre referans noktaların kendi aralarındaki günlük değişimi değerlendirildiğinde ise; standart sapmanın 0.5 ile 1.1 aralığında olduğu gözlendi. Her bir kesite ait referans noktalardaki standart sapma ve ortalama ölçüm değerleri dikkate alındığında 30 fraksiyon boyunca okunan rölatif doz değerleri için ortalamadan maksimum uzaklık -3.2% olarak bulundu.Sonuç: Nazofarenks kanserinin tedavisinde, YART tekniği uygulanarak elde edilen TPS'deki doz dağılımının, film dozimetri yöntemi kullanılarak elde edilen rölatif ölçüm sonuçlarıyla karşılaştırıldığı bu çalışmada film sonuçları ile TPS verileri arasındaki doz değişimin kabul edilebilir aralıkta olduğu gözlendi. ARF kullanılarak yapılan bu çalışmada doku heterojenitesinin etkisi de dikkate alındı. Aynı zamanda Kodak EDR2 filmlerinin kullanılabilirliği gösterildi. Elde edilen verilere göre film ışınlamaları ile TPS'nde elde edilen doz profillerindeki değişim miktarları hem birbirleriyle hem de literatürdeki benzer çalışmaların sonuçlarıyla uyumlu bulundu. Planlanan doz dağılımı ile ölçülen doz dağılımı arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı.Anahtar Sözcükler: Nazofarenks kanseri, Alderson rando fantom, YART, film dozimetri
Gama kameranın hassasiyet ve sayım veriminin silindirik kaynak geometrisinde incelenmesi
Amaç: Sayım verimi ve hassasiyet, nükleer tıpta görüntüleme uygulamalarında kullanılan gama kameraya ait iki karakteristik özelliktir. Sayım verimi ve hassasiyet belirlenirken pratik olması açısından detektörden belirli uzaklığa yerleştirilmiş noktasal bir radyasyon kaynağı kullanılır. Fakat gerçekte hasta ve noktasal radyasyon kaynağı aynı geometride olmadıklarından, bu yöntemin klinik uygunluk bakımından dezavantajı vardır. Bu çalışmada, bir gama kameranın sayım veriminin ve hassasiyetinin silindirik bir kaynak kullanılarak saptanması ve artan kaynak kalınlığı ile saçılma oranlarındaki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bir gama kameranın sayım verimi ve hassasiyeti; 4 mCi aktiviteli ve 2-18 cm kalınlığında homojen 99mTc kaynağı ile LEGP ve LEHR kolimatörleri kullanılarak, kısa kaynak – dedektör mesafelerinde (5-25 cm) belirlenmiştir. Hesaplamalar asimetrik pencere (133–153 keV) ve bu enerji aralığındaki sayımlar dikkate alınarak yapılmıştır. Saçılan radyasyon etkileri hem 99mTc enerji spektrumuna bağlı saçılma oranlarının analizi hem de sayım verimi ve hassasiyet grafikleri çizilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Saçılma oranı değerleri artan kaynak kalınlığıyla LEHR kolimatör için 0,19' dan 4,52' ye ve LEGP kolimatörü için 0,27' den 4,62' ye artış göstermiştir. Artan kaynak kalınlığıyla kamera hassasiyetinin LEHR kolimatör için 55 sayım/(sMBq)'den 24 sayım/(sMBq)'e azalırken, LEGP kolimatör için 98 sayım/(sMBq)'den 41 sayım/(sMBq)'e azaldığı saptanmıştır. Sayım verimi artan kaynak kalınlığı ile LEHR kolimatör için, % 0.19'dan % 0.08'e ve LEGP kolimatör için % 0.35'den % 0.14'e azalmaktadır. Hesaplanan sayım verimi kaynak - dedektör mesafesinin artmasıyla LEHR kolimatör için % 0,19' dan % 0,54'e ve LEGP kolimatör için ise % 0,35' den % 0,97' ye artmıştır. Sonuç: Araştırmada, saçılma oranı değerleri artan kaynak kalınlığı ile artmıştır. Hesaplanan kamera hassasiyeti, kaynak kalınlığı ve kaynak - dedektör mesafesinin artmasıyla azalan bir eğilim göstermiştir. Sayım verimi, kaynak kalınlığının artmasıyla azalmakta ve kaynak- dedektör mesafesinin artmasıyla orantılı olarak da artmaktadır. Kaynak - dedektör mesafesinin artması sayım veriminin artmasıyla, fakat kamera hassasiyetinin azalması ile sonuçlanmıştır.
Üç boyutlu yazıcı yardımı ile hastaya özgü bolus materyali üretimi ve üretilen materyalin dozimetrik değerlendirmesi
AMAÇ : Bu çalışmada, üç boyutlu yazıcı hammaddelerinden olan PLA'nın, radyoterapide kullanılan SuperFlex bolus malzemelerine alternatif olup olamayacağı araştırılmıştır. PLA malzemesi ile sanal olarak tasarlanacak bolusun SuperFlex bolusa göre avantajları ve dezavantajları değerlendirilmiştir. YÖNTEM: Araştırmanın ilk fazında PLA malzemesinin su eşdeğerliliğinin araştırılması için malzeme üzerinden toplanan deneysel ve teorik doz verileri su fantomu verileri ile karşılaştırılmıştır. Teorik veri toplama işlemi GAMOS yazılımı ile Monte Carlo metodu ve TPS sisteminde Acuros XB algoritması kullanılarak yapılmıştır. Su eşdeğeri olmadığı anlaşılan PLA malzemesi için malzemenin kütle yoğunluğu değeri ile tedavi planlama sistemi üzerinde bir HU değeri elde edilmiştir. Araştırmanın ikinci fazında, insan benzeri fantomun burun bölgesinde belirlenen hedef doku için SuperFlex bolus, PLA bolus ve bolussuz olarak üç farklı şekilde planlar oluşturulmuştur. Tedaviler, kritik organlarda D_min,D_max,D_mean değerleri ile hedef dokularda ise bunlara ek olarak V_(98%),V_(95%),V_(2%),CI ve HI parametreleri ile değerlendirilmiştir. BULGULAR: Yapılan PDD karşılaştırmaları sonuncunda, PLA ve su yüzeyinde doz farkının alan boyutuna bağlı olarak %10 olduğu görüldü. Bu fark maksimum doz noktasına yaklaştıkça %1'den küçük değerlere kadar azalmıştır. Maksimum noktadan derinlere inildikçe doz farkı %3 seviyesine kadar kademeli artmaktadır. PLA malzemesi için "368 HU" değeri elde edilmiştir. SuperFlex bolus, PLA bolus ve bolussuz olarak insan benzeri fantom üzerinde sanal olarak yapılan ışınlamalarda; 0,5 cm kalınlığında PLA bolus için PTV'deki D_min%89,6 D_max%105,6, SuperFlex bolus için PTV'deki D_min%86,5 D_max%105,8 ve bolussuz tedavi planı için PTV'deki D_min%21,9 D_max%119,2 olarak hesaplanmıştır. Sadece hedef dokulara bakıldığında 0.5 cm PLA bolusun aynı kalınlıkta SuperFlex bolusa göre üstün olduğu görülmüştür. Cilt dozları PLA bolus ile yapılan planda diğerlerine göre daha yüksektir. Bir cm kalınlığında bolus kullanılarak yapılan değerlendirmelerde; PLA malzemesinin hedef dokudaki doz dağılımları SuperFlex bolusla benzer, maksimum dozlar açısından farklılık göstermiştir. SONUÇLAR: PLA malzemesinin, SuperFlex bolusa alternatif olabileceği görülmüştür. Doz dağılımlarında, SuperFlex bolusa göre avantajlar sağlayabilmektedir. Bolus kalınlığının doğru seçilmemesi durumunda maksimum doz ve PTV'deki doz dağılımları dezavantaja dönüşebilir. PLA malzemeleri üretici firmalara göre farklılık gösterdiğinden, kullanıcılar kendi PLA malzemesini kliğini için modellemelidir. ANAHTAR KELİMELER: Bolus, Üç Boyutlu Yazıcı, Monte Carlo Simülasyonu, Radyasyon Dozu
Baş-boyun radyoterapisi almış hastaların çene kemiklerinde geç yan etki gelişim riskinin değerlendirmesi
Bu tez çalışmasında baş-boyun radyoterapisi almış hastaların alt çene kemiklerinde, iyonlaştırıcı radyasyonun kemik doku üzerindeki geç yan etkilerinden osteopeni, osteoporoz, radyasyon fraktürü ve radyonekroz gelişimi riskinin bilgisayarlı tomografi (BT) Hounsfield Unit (HU) değerleri ile öngörülebilirliği araştırıldı. Araştırmanın örneklemini, 2014-2018 yılları arasında Radyasyon Onkolojisi Kliniği'nde baş-boyun kanseri tanısı ile radyoterapi (RT) almış 27 hastanın, tedavi ve takiplerine ilişkin kayıtlı bilgileri ile radyografik görüntüleri oluşturdu. Hastaların tedavi planlamalarında kullanılan BT-Simülatör (SİM) görüntüleri üzerinde, 'ilgili hacim bölgeleri (VOI'ler)' oluşturuldu. Oluşturulan VOI'ler, görüntü eşleme işlemi ile takip sırasında elde edilen BT ve pozitron emisyon tomografisi-BT' (PET-BT) görüntüleri üzerine aktarıldı. Tedavi öncesi çekilen görüntüler ile takip sırasında çekilen görüntüler üzerinden, mandibulanın belirlenen doz aralıklarına maruz kalan bölgelerinin HU değerleri, VOI'lerden yararlanılarak ölçüldü. Farklı cihazlardan elde edilen radyografik görüntülerin HU değerlerini karşılaştırılabilmek için, cihazlar arasındaki sapmalar bir dönüşüm parametresi hesaplanarak düzeltildi. Tedavi öncesi çekilen görüntüler ile takip sırasında çekilen görüntülerin HU değerleri karşılaştırıldı ve HU değerlerinde zaman içinde meydana gelen değişim ortaya kondu. Araştırmamızda; belirlenen VOI gruplarında zamanla HU değerlerinde azalma gözlenmedi. Ancak mandibula yapısı bir bütün olarak değerlendirildiğinde RT'den sonraki '3-6' ve '12-24' ay takip aralığı zamanlarında HU değerlerinde azalma saptandı. Ayrıca mandibulanın ölçülen HU değerlerinde zaman içinde meydana gelen değişim ile mandibulanın maruz kaldığı radyasyon dozu arasındaki etkileşim modelinde dozun etkisini istatiksel anlamlılık sınırına çok yakın (Pillai's Trace İstatistiği=3,539, p=0,055) bulundu. Araştırmamızdaki sınırlılıklar, çalışmanın retrospektif doğasından kaynaklanmaktadır. Prospektif olarak planlanacak yeni bir çalışmayla, daha geniş bir örnekleme ve geneli temsil eden sonuçlara ulaşılabilir. Bu bakımdan araştırmamız, prospektif olarak planlanabilecek gelecekteki çalışmaların bir ön çalışması niteliğindedir.
Derin nefes tutma tekniği ile sol meme radyoterapisi uygulanan meme kanserli hastalarda doz hacim ve doz kütle histogramlarının akciğer ve kalp açısından karşılaştırılması
Amaç: Erken evre meme kanseri nedeniyle meme koruyucu cerrahi sonrası sol meme radyoterapisi uygulanan hastalarda serbest solunum (Free Breathing-FB) ve derin nefes tutma (Deep İnspirium Breath Hold-DIBH) radyoterapi planlarında akciğer ve kalp açısından doz hacim (DVH) ve doz kütle histogramlarının (DMH) karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Sol meme kanserli 35 hastanın FB ve DIBH'da alınan bilgisayarlı tomografi verileri kullanılarak hedef ve normal doku hacimleri konturlanmıştır. FB ve DIBH'da PTV için toplam doz 50 Gy/25 fx olacak şekilde YART planlanmıştır. Toplam 70 plana ait DVH ile Matlab'da DVH ve elektron yoğunluğuna dayalı DMH alınmıştır. Sol akciğer, kalp için DVH ve DMH karşılaştırılmıştır. İstatistiksel olarak T-test/Wilcoxon test, Spearman korelasyon ve SPSS-23.0 kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: FB'de kalp Dortalama(cGy); DVH'de 365,98±211,88 iken DMH'de 352,81±203,05 (p=0,791); DIBH'de DVH'de 125,46±39,36 iken DMH'de 121,61±47,78 idi (p = 0.991). Sol akciğer ortalama hacmi(cc) FB'de 1114,25±286,92 iken DIBH'de 2115,48 ± 380.56'dir. Sol akciğer ortalama total kütlesi(g) FB'de 307.96±44.64 iken DIBH'de 335.44±65.02'dir. FB'de sol akciğer Dortalama(cGy) değeri DVH'de 791,43±463,50 iken DMH'de 550,5±164,19(p<0,005); DIBH'de DVH'de 689,31±208,35 iken DMH'de 505,35±198,84 idi (p<0,005). FB'de sol akciğer V20- M20 (%) değerleri, DVH'de 13,35±5,65 iken DMH'de 9,85±4,87 (p<0,005); DIBH'de ise DVH'de 11,80±4,72 iken DMH'de 8,81±4,28 idi (p<0,005). Sol akciğer Dortalama ve V20(%) değerleri sırasıyla DVH'de - 12,9 ve -11,58; DMH'de ise -8,2 ve -10,56 azalmıştır. DVH–DMH arasında akciğer V20- M20 (R2 = 0.7864); kalp V20- M20 (R2 = 0.9982) ve kalp Dortalama(R2=0,9577) arasında güçlü, akciğer Dortalama (R2=0,5316)'de düşük korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Solunum tekniğine bağlı olarak kalp için değişim gözlenmekte olup FB ve DIBH'da DVH ve DMH benzerdir. Ancak DIBH ile sol akciğer total kütle değişiminde belirgin fark olmaksızın "%" olarak DMH'de DVH'e göre ortalama doz azalmaktadır. Bu nedenle, farklı elektron yoğunluğuna sahip akciğer dokusu için dozimetrik değerlendirmede DMH daha hassas ve DVH'e göre daha anlamlı olabilir. DMH'ın avantaj ve dezavantajlarının değerlendirilebilmesi için ileri çalışmalar gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Serbest Solunum, Derin Nefes Tutma, Doz Hacim Histogramı, Doz Kütle Histogramı, Matlab Tezin sayfa adedi: 149 Danışman: Doç. Dr. L. Zümre ARICAN ALICIKUŞ
Sıçan modelinde küçük GTPaz'ların iyonlaştırıcı radyasyon hasarlarındaki rolü
Amaç: İyonlaştırıcı radyasyonun canlılar üzerindeki erken ve geç dönemdeki etkilerinin başında reaktif oksijen (ROS) türlerinin oluşumu, apoptozis ve DNA hasarı gelmektedir. Hücre içi ROS oluşumu ve apoptozis mekanizmalarında rol alan küçük GTPaz'lar; Rac1, RhoA ve Cdc42'dir. Bu çalışmada; testis ve kemik iliği dokularında oluşan radyasyona bağlı hasarda, küçük GTPaz'ların rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Kontrol grubu hariç sıçanlara, 3 farklı dozda (0,02 Gy; 0,1 Gy; 5 Gy) tüm vücut radyasyon ışınlaması yapılmıştır. Radyasyon uygulanmasından sonra 2. saat, 24. saat ve 7. günde testis ve kemik iliği dokuları çıkartılmıştır. Testis ve kemik iliği doku hasarı histolojik yöntemler ile Rac1 ve RhoA ekspresyonları immünhistokimyasal (İHK) boyama ile analiz edilmiştir. Apoptozis, aktif kaspaz-3 ekspresyonunun İHK boyaması ile değerlendirilmiştir. Testis dokusundaki ROS'u değerlendirmek için; hücre içi ROS, süperoksit dismutaz (SOD) ve malondialdehit (MDA) ile Rac1 ve RhoA aktivasyon analizleri biyokimyasal yöntemler kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Radyasyon uygulanan tüm gruplarda, zamana ve doza bağlı testis dokusunda hasar ve apoptozis artışı saptandı. Radyasyon gruplarında doza ve zamana bağlı olarak; Rac1 ekspresyonları kontrol grubuna göre azalırken, RhoA ekspresyonları da artış göstermiştir. Ayrıca, radyasyon gruplarında, kontrol grubuna göre hücre içi ROS ve MDA düzeylerinin arttığı, SOD düzeylerinin ise azaldığı saptandı. Sonuç: Radyasyona bağlı testis hasarında küçük GTPaz'ların rolü olabileceğini ve Rac1 ve RhoA'nın testis hasarını arttırıcı etkisinin en azından bir kısmını hücre içi ROS oluşumu ve lipid peroksidasyonunu arttırarak gerçekleştirebileceğini düşündürmüştür. Anahtar Sözcükler: Apoptozis, İyonlaştırıcı radyasyon, Küçük GTPaz, NADPH oksidaz, Reaktif oksijen türleri (ROS), Radyasyon hasarı.
Radyoterapide volümetrik modüle edilmiş ark tedavisi planlarının optimizasyonunda "photon optimizer" algoritmasının "aperture shape controller" özelliğinin kullanımının etkileri
Amaç: Çalışmamızda baş-boyun, akciğer ve prostat kanserli hastaların Volümetrik Modüle edilmiş Ark Tedavisi (VMAT) RT planlarında, "Photon Optimizer" (PO) algoritması ile optimizasyonda "Aperture Shape Controller" (ASC) özelliğinin kullanılmasının tedavi plan kalitesi (TPK), tedavi verme etkinliği (TVE) ve hesaplanan ve verilen doz dağılımı arasındaki uyum (QA) üzerine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Hipotez: ASC kullanımının kullanılmamasına göre TPK, TVE ve QA açısından daha üstün olacağıdır. Gereç-Yöntem: Definitif RT planı yapılmış olan toplam 36 (akciğer, baş-boyun ve prostat kanserli 12'şer) hasta çalışma grubu olarak seçildi. Tamamı VMAT tekniğiyle yeniden tedavi planları hazırlanıp, PO algoritması ile optimize edildi. Her bir olguda, ASC özelliğinin 3 farklı düzeyi (1. kapalı, 2. orta, 3. çok yüksek) seçilerek optimizasyon yapıldı. "ArcCheck" ile her hastada her bir plana özgü Kalite Güvenirliği (QA) değerlendirilmesi yapıldı. TPK (Homojenite İndeksi(HI), OAR doz-volüm parametreleri(DVP)), TVE (Ortalama Açıklık Aralığı(AA), Modülasyon Karmaşıklık Skoru(MCS), toplam Monitor Unit(MU)) ve QA yönünden ASC düzeylerinin ikili karşılaştırmaları "Wilcoxon Signed-Rank" testiyle yapıldı. Bulgular: TPK: Baş-boyun ve prostat kanserinde tüm PTV'ler için HI yönünden en homojen doz dağılımı ASC Kapalı olduğunda sağlanmaktadır. OAR: Beyin sapı, sağ koklea, toplam parotis, sağ parotis, sol ve sağ optik sinir, akciğer, barsak, sol femur başı ve mesane DVP'nde ASC düzeyi değiştiğinde anlamlı farklar ortaya çıkmıştır. TVE: Baş-boyun kanserinde sadece MCS, akciğer ve prostat kanserinde ise AA, MCS ve toplam MU değerlerinde ASC düzeyi değiştiğinde anlamlı fark bulunmuştur. QA: Tüm olgularda ASC düzeyi değişimiyle anlamlı fark gözlenmiştir.2 Sonuç: Baş-boyun, akciğer ve prostat kanserli hastaların VMAT planlanmasında, ASC kullanımında çok yüksek düzey ile kapalı+orta düzeye kıyasla TVE ve QA açısından olumlu sonuçlar elde edilmektedir.
Yttrium-90 görüntülemede kolimatör ve enerji penceresi optimizasyonu
Amaç: Yttrium-90, hedeflenmiş radyonüklid tedavisinde, primer hepatik ve metastatik tümörlerinde (mikroküreler ile radyoembolizasyon) kullanılır. Yttrium-90; fiziksel yarı ömrü 2.67 gün olan saf beta yayınlayıcı bir izotoptur. Yayılan parçacıklar 2.27 MeV' lik maksimum enerjiye sahiptir ve ortalama enerjileri 0.93 MeV' dir. Konvansiyonel SPECT görüntülemede, Tc-99m gibi bariz fotopike sahip (140 keV enerji fotopiki) gama yayınlayıcı radyoizotoplar kullanılır. Bunun aksine Yttrium-90 bremsstrahlung fotonları, beta parçacıklarının hasta vücudu ile etkileşiminden üretilir ve belirgin bir fotopiki olmayan sürekli ve geniş bir enerji spektrumuna sahiptir. Dolayısıyla görüntü kalitesi seçilen enerji penceresine ve ayrıca kolimatöre bağlıdır. Bu çalışmada Yttrium-90 kaynağı ile optimum bremsstrahlung görüntüleme şartlarının belirlenmesi hedeflenmiş, bu amaçla kolimatör, kaynak-kolimatör mesafesi ve enerji pencere genişliklerinin görüntü kalitesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Yöntem: Araştırmada, Philips Forte JET stream markalı, iki başlı gama kamera sistemi ve akrilik zırh içine yerleştirilmiş 1,0 mL'lik cam flakon içinde bulunan ve ortalama 20-30 μm büyüklüğünde cam küreleri olan TheraSphere Yttrium-90 kaynağı kullanılmıştır. Planar görüntüler sırasıyla LEHR, MEGP ve HEGP kolimatörler ile 55-285 keV enerji aralığında 20 farklı enerji penceresi açılarak, iki farklı kaynak - detektör (25 ve 40 cm) mesafesi için alınmıştır. SPECT verileri; 128x128 matriks boyutu, iki rotasyon ve projeksiyon başına sayım süresi 28 saniye olmak üzere, 64 projeksiyon ile elde edilmiştir. Görüntülerin rekonstrüksiyonu filtreli geri projeksiyon ve iteratif yöntemleri ile yapılmıştır. Görüntü kalite parametreleri (hassasiyet, %FOV, kontrast ve S/B), farklı enerji pencereleri ve kolimatör kombinasyonları için araştırılmıştır. Bulgular: Temel görüntü kalite parametreleri karşılaştırıldığında, en yüksek S/B, %FOV ve kontrast değerleri, HEGP kolimatörü ile 25 cm' lik kaynak-dedektör mesafesinde ve planar görüntülerde sırasıyla 34, %50 ve 436 iken; SPECT görüntülerde 460, %71, 3578 olarak bulunmuştur. Sonuç: Yttrium-90 vialinin en kaliteli görüntüsü, HEGP kolimatörü ve 25 cm' lik kaynakdedektör mesafesinde, Butterworth filtre, 0,5' lik kesim frekansı ve 8' lik güç faktörü ile Filtreli Geri Projeksiyon yöntemi kullanılarak ve 90-110 keV' lik enerji pencere seçimi ile alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Yttrium-90, SPECT, Görüntüleme, Sinyal/Gürültü Oranı, Kontrast, %FOV
Yüksek manyetik alandaki manyetik rezonans spektroskopi verilerinin amares tekniği ile analizi
AMAÇ: H-1 Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS), dokularda metabolit konstrasyonlarının normal seviyelerine göre azalıp artmalarına bağlı olarak hastalıkların yeri, çeşidi ve yoğunluğunu belirlemede yaygın bir şekilde kullanılır. Bu metabolit konsantrasyonların doğru bir şekilde belirlenmesi hastalıkların tanımlanmasında büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle yüksek ya da düşük manyetik alanlara sahip MR cihazlarında elde edilen verilerin doğru tanımlanması için doğru analiz yöntemlerinin seçimi de büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle bu çalışma, 7T MR cihazında, fantomlardan elde edilen MRS sinyallerinin işlenme adımları, analizleri ve metabolit konsatrasyonlarının belirlenmesinde AMARES (Advanced Method for Accurate, Robust and Efficient Spectral fitting) tekniğinin kullanımı, önemi ve tanıya katkısı değerlendirildi. YÖNTEM: Çalışmada, 7 Tesla MR cihazında beş adet, farklı içeriğe sahip fantomlarda, STEAM ve PRESS sekans yöntemleri kullanılarak MRS sinyalleri elde edildi. Fantomlara ait MRS spektrumundan jMRUI spektreskopi programındaki AMARES tekniği ile metabolit analizleri gerçekleştirildi. BULGULAR: AMARES tekniği ile 7 Tesla MR cihazında elde edilen spektrumların analizine yönelik adımlar gerçekleştirilmiş ve homojen ve düzgün bir hatta sahip spektrumlar elde edilmiştir. AMARES tekniği ile elde edilen spektrumdan da metabolit konsantrasyonları fantom referans değerleriyle paralel olarak belirlenmiştir. Diğer bir bulgu da, STEAM ve PRESS sekansları ile elde edilen spektrumlar karşılaştırıldı ve STEAM ile elde edilen spektrumlardaki SNR (sinyal görüntü oranı) değerleri PRESS ile elde edilen SNR değerlerinden daha yüksek olduğu görüldü. SONUÇ: Hastalık teşhisinde kullanılan manyetik rezonans spektroskopi uygulamasında SNR değeri daha yüksek olduğundan PRESS'e göre STEAM sekansının kullanılması önerilebilir. Elde edilen bu sinyallerin analizinde ücretsiz bir program olan JMRUI spektroskopi programında AMARES tekniği kullanılması metabolit konsantrasyonlarının belirlenmesinde etkin bir yöntem olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: PRESS, STEAM, JMRUI, AMARES tekniği, SNR değeri
Üç boyutlu vajinal kaf brakiterapisinde "inverse" ve referans çizgi optimizasyonunun kritik organ dozları yönünden karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızda vajen kaf brakiterapisi (BRT) uygulanmış hastalarda referans çizgi (RÇ) ve "inverse" optimizasyon (İO) yöntemlerini OAR (Riskli Organlar) dozları yönünden karşılaştırmak amaçlandı. Hipotez: İO'da RÇ optimizasyonuna (RÇO) göre OAR dozları daha düşüktür. Gereç-Yöntem: "Stump" aplikatörü ile vajen kaf BRT'si uygulanmış 20 olgunun BT görüntülerinden yararlanıldı. Aplikatörün apeks ve lateralinden 0,5cm uzaklıktaki 8 simetrik noktadan oluşan çizgiye RÇO uygulandı. İO'da ise Klinik Hedef Volüm (CTV) ve OAR için optimizasyon hedefleri girilerek doz CTV'ye tanımlandı. CTV optimizasyon hedefleri; D%98>%85, D%90>%100, V%100>%92,5 olarak belirlendi. OAR optimizasyon hedefleri 2cc'lik volümünün aldığı (D2cc) total (ERT+BRT) dozlar üzerinden tanımlandı. Fraksiyon başına 2Gy'den biyolojik eşdeğer dozlar (EQD2): mesane<9000cGy, rektum, sigmoid ve barsak<7000cGy. Wilcoxon Signed-Rank test ile 2 farklı optimizasyon tekniği, CTV doz-volüm parametreleri (D%90, V%100, D%50/D%90) ve OAR D2cc dozları üzerine etkileri yönünden karşılaştırıldı. Bulgular: Tüm OAR'lar için D2cc total EQD2 dozları incelendiğinde, İO'nun RÇO'ya göre anlamlı düzeyde (mesane, rektum, sigmoid ve barsak için sırasıyla p<0,0001, p:0,004, p:0,001 ve p:0,001) daha düşük dozlar sağlayabildiği izlendi. CTV için elde edilen D%90, V%100 ve D%50/D%90 parametreleri değerlendirildiğinde, D%90 ve V%100 için RÇO'nun anlamlı düzeyde (sırasıyla p<0,0001 ve p<0,0001) daha yüksek değerler sağladığı izlenmektedir. Öte yandan <1,5 olması önerilen D%50/D%90 İO'da anlamlı düzeyde (p<0,0001) daha düşüktür. CTV kriterlerinin tüm olgularda karşılandığı, OAR kriterlerinden ise yalnızca rektum için İO'da 1 olguda, RÇO'daysa 3 olguda <7000cGy sınırının aşıldığı izlendi. Sonuç: Her iki optimizasyonda hedeflenen kriterler CTV'de karşılanırken, OAR'larda her zaman sağlanamamaktadır. OAR'lar açısından İO lehine oluşan anlamlı fark vajinal kaf BRT'sinde rutin klinik uygulamalar için bu optimizasyon türünü desteklemektedir. Anahtar Sözcükler: brakiterapi, vajinal kaf, inverse optimizasyon, referans çizgi optimizasyonu, riskli organ, CTV
Farelerde radyasyona bağlı gelişen Oral mukozitin dermatan sülfat ile modülasyonu: Diferansiyasyon süreçlerine etkileri
Amaç: Oral mukozit (OM), baş boyun kanserleri (BBK) tedavisinde uygulanan radyokemoterapinin (RKT) sık görülen, erken yan etkisidir. Bu ülseratif epitelyal oluşumun moleküler patogenezinde, epitelyal hücrelerin diferansiyasyon süreçlerindeki değişikliklerin etkili olduğu düşünülmektedir. Fraksiyone ışınlama (Irradiaton-IR) sırasında dermatan sülfat (DS) uygulamasının oral mukozanın radyasyon toleransını önemli ölçüde arttırdığı gösterilmiştir. Tasarlanan hayvan modelinde IR tek başına veya DS tedavisi ile kombinasyonu altında oral epitelyal diferansiyasyonun mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Materyal-Metod: İmmünsistemi normal C3H/Neu suşundan dişi/erkek 140 fare, günlük fraksiyone 3 Gray(Gy) iki hafta boyunca toplam doz 30Gy/10fraksiyon, tek başına IR ve IR'ye ek DS tedavisi ile (IR+DS) ışınlandı. Her iki deney kolunda 14 gün boyunca, iki günde bir fare grubu (n=3) sakrifiye edildi. Hücre proliferasyon belirteci p16, differansiyasyon belirteci p21 ve hücresel iskelet bütünlüğünün göstergesi sitokeratin (SK) antikoru ile örneklerin boyanması doku spesifik protokollere göre yapıldı. İstatistiksel analizler, tek-yön ANOVA testi ile SPSS 17'de yapıldı. Bulgular: p16 analizinde germinal (proliferasyon) tabakada tek başına IR ve IR+DS arasında anlamlı fark bulunamamıştır. p21 analizlerinde, fonksiyonel (diferansiyasyon) tabaka için, tek başına IR ve IR+DS arasında fark anlamlıdır (p<0.05), DS uygulanan kolda p21 pozitif hücre sayısı azalmıştır. Sitokeratin antikoru analizlerinde ise SK pozitif hücrelerin germinal ve fonksiyonel tabaka için ve her iki deney kolunda normal düzeyin altına düşmediği ve DS kolunda anlamlı fark ile üstünlüğü görülmüştür (p<0.05). Epitelyal kalınlıklar incelendiğinde, DS uygulanan deney kolunda ortalama epitelyal kalınlığın tek başına IR kolundan daha yüksek olduğu bulunmuş olmasına rağmen ortalama hücre sayıları için anlamlı fark gözlenmemiştir. Sonuç: Dermatan Sülfatın oral mukoza koruyucu özelliği, proliferasyonu uyarmak yerine, hücresel diferansiyasyonun inhibisyonuna ve hücreler arası mekanik bağların artışına yol açan etkilerin kombinasyonu ile kaliteli hücre kaybını önler ve mekanik bütünlüğü sağlar. Anahtar Kelimeler: oral mukozit; fare modeli; dermatan sülfat; fraksiyonasyon; proliferasyon, diferansiyasyon; hücresel bağlantılar
Mrı-gated radyoterapi uygulanan mrıdian sisteminde gating gecikmesinin doz profil ve dağılımı üzerindeki etkisi
Amaç: MRIdian (ViewRay, Inc. Cleveland, OH, ABD), kanser hastalarını tedavi ederken görüntü oluşturabilen ilk manyetik rezonans görüntüleme kılavuzlu radyoterapi (MRI-guided radiotherapy (MRI-gRT)) sistemidir. Tedavi sırasında gerçek zamanlı görüntüler kullanarak, tümörün izlenmesini ve direkt olarak tümör üzerinde gating yapılmasını sağlar. Zaman gecikmesi, tümörün gated bölgeye girdiğinde ışının verilmesi (beam on) için gereken süre ya da tümörün gated bölgeden çıktığında ışının kesilmesi (beam off) için gereken süreden meydana gelir. Bu süre, tedavi doğruluğu için önemli bir konudur. Bu çalışmada, manyetik rezonans görüntüleme (MRG) uyumlu bir hareketli solunum fantomu ve radyokromik film kullanarak MRIdian sisteminin gating gecikmesini belirlemek ve bu gecikmenin dozimetrik etkilerini değerlendirmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: MRG uyumlu hareketli solunum fantomu, bilgisayar kontrollü, hareketli bir platforma ve içinde küçük bir küre olan silindirik bir yapıya sahiptir. Silindirik yapı, hareketli bir platformun üzerine radyokromik bir film ile birlikte yerleştirildi. Silindirik yapı içerisinde yer alan küre, hareket eden tümör olarak kullanıldı. Kürenin hareketini simüle etmek için fantom; genliği 15 mm, periyodu 3,14 saniye olacak şekilde periyodik olarak hareket ettirildi. Küre için lateral, dikdörtgen bir alan planlandı ve kürenin kendisi Planlanan Hedef Volüm (Planning Target Volume (PTV)) olarak konturlandı. PTV'nin isocenter'ı için 3 Gy'lik doz planı yapıldı ve statik ve dinamik (gated) modunda doz dağılımı gerçekleştirildi. Gating, PTV etrafında tanımlanan 5 mm'lik bir gating penceresi baz alınarak belirlendi. MATLAB yazılım programında statik doz profili girdi olarak kullanılarak gated doz profili modellendi. Modellenen ve ölçülen doz profilleri arasındaki dozimetrik sapmayı analiz etmek ve gecikmeyi hesaplamak için En Küçük Kareler Yöntemi kullanıldı. Hesaplamalar, MATLAB yazılım programı kullanılarak özel olarak yazılan kod ile analiz edildi. Gating gecikmesi, tümör gating penceresi içinde veya dışındayken görüntü alındıktan sonra hesaplandığı için saniyedeki görüntü sayısı (frame per second (fps)) dört olan MRG frekansının etkileri hesaplamalara dahil edilmedi. Bulgular: Ölçülen doz profili ile modellenen doz profili arasında dozimetrik sapma gözlenmiştir. İncelenen sistem için, en küçük dozimetrik sapma değerini veren 127 ms'lik gecikme değeri MRIdian sisteminin gating gecikmesi olarak belirlendi. Sonuç: Tümörün gating penceresinin içinde ya da dışında olduğunu algılamak için sistemin ihtiyaç duyduğu süreden ve Kobalt-60 (Co-60) kaynağının hareket mekanizmasından kaynaklanan gecikmeler, MRIdian sisteminin gating gecikmesini etkileyen optimal nedenler olarak belirlendi. Bu gecikme süresi, American Association of Physicists in Medicine Task Group 142 (AAPM TG-142) raporunun belirlediği 100 ms'lik tolerans değeri ile uyum göstermemektedir. MRG frekansının da oluşturacağı gecikme hesaba katılırsa süre daha da artacaktır. Elde edilen gecikme süresinin ve doz profillerinin, daha da iyileştirilebilmesi için, gating penceresinin, saniyedeki görüntü sayısının, genliğin ve dalga formunun etkileri ayrıntılı olarak araştırılmalıdır. Anahtar Sözcükler: gated radyoterapi, gating gecikmesi, zaman gecikmesi, MRG kılavuzlu radyoterapi
Web tabanlı radyasyon kayıt ve takip sistemi üretimi
Kamu ve Özel hastaneler bünyesinde bulunan Radyoloji, Nükleer Tıp, Radyasyon Onkolojisi gibi radyasyon ile çalışılan alanlarda ortam radyasyon dozunun anlık olarak ölçülerek takip edilmesi, ölçüm sonuçlarına uzaktan erişim sağlanması ve elde edilen verilerin kayıt edilebilmesiyle geçmişe dönük sorgulama yapabilecek bir sistem üretmektir. Sistem tasarımında dedektör olarak Geiger - Müller tüpü kullanıldı. Elektronik kart tasarımı EAGLE FREEWARE elektronik kart tasarım programıyla çizilip, üretildi. Üretilen elektronik kartın montajı tamamlandıktan sonra cihazın mikroişlemcisi, grafik arayüzü ve web arayüzü programlandı. Sistem tasarımı tamamlandıktan sonra; kalibrasyonu yapılmış Radyasyon Alan Monitörü ile beraber dönüşüm katsayısı hesabı için 10cm aralıklar ile 10 – 120 cm aralığında, eş zamanlı ölçüm yapıldı, açı bağımsızlığını tespit etmek için 22.5° 'lik açılar ile ölçümler alınarak her bir açı değeri için standart sapmalar hesaplandı ve enerji bağımsızlığını ölçmek için Co-57, Ba-133, Cs-137 ile farklı dedektör – kaynak mesafelerinde ölçüm alındı. Farklı dedektör – kaynak mesafelerinde yapılan ölçümler sonucunda geliştirilen cihazın ölçüm birimi olan cps, R/h'a çevrilebilmesi için gereken dönüşüm katsayısı 0.0044 olarak hesaplandı. Açı bağımsızlığı testinde herbir açı değeri için hesaplanan en büyük değer %4.04, en küçük değer %0,51 olarak hesaplandı. Geliştirilen sistemin dozimetrik ölçüm sonuçları mevcut kullanılan sistemlerin ölçüm sonuçları ile uyumlu olduğu gözlemlendi.
Prostat kanserinde uygulanan statik yart teknikleri için eclipse tedavi planlama sisteminde fiziksel ve biyolojik plan optimizasyon algoritmalarının karşılaştırılması
Erken evre prostat kanseri hastalarda Eclipse Tedavi Planlama Sisteminde bulunan biyolojik optimizasyon algoritmasını kullanarak elde edilen sonuçları geleneksel doz/doz-hacim tabanlı yaklaşımla (DVTP) karşılaştırmak ve gelişmekte olan bu yöntemin uygulanabilirliğini değerlendirmektir. Dokuz Eylül Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda bulunan Eclipse Tedavi Planlama Sistemi arşivinden 20 erken evre prostat kanseri hastasının BT görüntüleri alınmıştır. Tüm hastaların BT görüntüleri üzerinden oluşturulan YART planları fiziksel ve biyolojik optimizasyon algoritmaları kullanılarak optimize edilmiştir. Fiziksel optimizasyon yaklaşımında, belirlenen hedef ve riskli organlar için fiziksel doz ve hacim kriterlerine göre DVTP planları hazırlanmıştır. Biyolojik optimizasyon yaklaşımında, BORT planları ve tümör kontrol olasılığına ve normal doku komplikasyon olasılığına bağlı TCP/NTCP planları hesaplanmıştır. Üç farklı plan için elde edilen sonuçlar PTV78, rektum, mesane ve femur başları açısından karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler SPSS v20 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. CI değeri, DVTP, BORT ve TCP/NTCP planları için sırasıyla 0,95(±0,09), 0,90(±0,31), 0,58(±0,36), HI değeri ise 0,03(±0,01), 0,05(±0,02), 0,26(±0,07) olarak hesaplanmıştır. Maksimum doz değeri, 103,47(±0,92), 104,40(±1,30), 111,06(±7,81) olarak bulunmuştur. BORT planlarında rektum ve mesane için V30, V50, V65 ve V75 parametrelerinin DVTP planlarına göre ortalama %10 daha düşük değerlerde olduğu görülmüştür. Ayrıca, TCP/NTCP planlarında elde edilen rektum ve mesane komplikasyon olasılıklarının diğer planlara göre ortalama %90 daha düşük olduğu hesaplanmıştır. TCP/NTCP planlarında hedef doz homojenitesi ve konformitesi azalırken, bu planların düşük NTCP değerleri ile normal dokuları daha iyi koruduğu bulunmuştur. Maksimum doz değeri DVTP ve BORT planları açısından değerlendirilmiştir ve bu değerlerin ICRU 83 numaralı rapor ile karşılaştırıldığında kabul edilebilir sınırlar içerisinde olduğu görülmüştür. BORT ve DVTP planları için sonuçların değerlendirilmesiyle, hedef kapsamı, hedef konformitesi arasında anlamlı bir fark olmasa da BORT planlarında sağlıklı dokular daha iyi korunmuştur. Sonuç olarak, erken evre prostat kanseri hastaları için biyolojik tabanlı optimizasyon normal dokular açısından doz/doz-hacim tabanlı yaklaşıma göre bir alternatif olabilir.
Bilgisayarlı tomografi ile gerçekleştirilen toraks, abdomen ve pelvis incelemelerinde boyuta bağlı doz tahminleri: Çocuk ve yetişkin hastalar
BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ İLE GERÇEKLEŞTİRİLEN TORAKS, ABDOMEN VE PELVİS İNCELEMELERİNDE BOYUTA BAĞLI DOZ TAHMİNLERİ: ÇOCUK VE YETİŞKİN HASTALAR İsmail Özsoykal Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Medikal Fizik Anabilim Dalı, İnciraltı-İZMİR ozsoykal@gmail.com Amaç: Bilgisayarlı Tomografi (BT) incelemeleri için Hacimsel Bilgisayarlı Tomografi Doz İndeksi (CTDIvol) hasta boyutunu dikkate alan bir doz bilgisi içermemektedir. CTDIvol bilgisi ve boyuta bağlı dönüşüm faktörlerinin (fDw) çarpımıyla bulunan Boyuta bağlı Doz Tahminleri (BBDT), hasta boyutunu da dikkate alıp daha güvenilir doz sonuçları vermekte, ancak bunun yanında karmaşık bir dizi hesaplama gerektirmektedir. Bu çalışma hasta vücudu boyunca otomatik BBDT hesabını yapabilecek bir yazılım geliştirmeyi ve tüm kesitlere ait ortalama BBDT değerleriyle merkezden elde edilen BBDT değerlerini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Toraks, abdomen ve pelvis (TAP) bölgelerini içeren 55 ardışık pediatrik BT incelemesi üzerinde çalışıldı. Hastanın kesitsel alanına eşdeğer su çapından (Dsu) yola çıkarak her kesite ait fDsu değerlerinin hesaplanması için MATLAB tabanlı bir algoritma kullanıldı. İncelemeye özel CTDIvol parametreleri doz raporlarından alındı. Sadece toraks (1), sadece abdomen (2), sadece pelvis (3), toraks ve abdomen (4), abdomen ve pelvis (5) ve TAP (6) olacak şekilde 6 varsayımsal tarama aralığı için BBDT değerleri hesaplandı. Bu hesaplamalarda iki BBDT değeri belirlendi ve karşılaştırıldı: tüm tarama aralığı üzerinden alınan ortalama BBDT (1) ve her tarama aralığının merkezindeki BBDT (2). Bulgular: Her iki BBDT değerleri arasındaki ortalama karekök farkı 1'den 6'ya kadar olan tarama aralıkları için sırasıyla 0.4, 0.5, 0.3, 1.0, 1.5 ve 0.7 mGy olarak bulunmuş olup bu değerler yine sırasıyla %3, %4, %2, %7, %10, %5 değerlerinde yüzdelik farklara denk gelmektedir. Sonuç: Pediatrik incelemeler için, tüm kesitler üzerinden ortalama BBDT hesabı yapmak yerine, ortalama CTDIvol değeri ve merkezi kesitte hesaplanan fDsu değerini kullanarak kabul edilebilir bir ortalama BBDT yaklaşımı sağlanmıştır. Anahtar Sözcükler : Bilgisayarlı Tomografi, Doz, Bilgisayarlı Tomografi Doz İndeksi, Boyuta Bağlı Doz Tahminleri, Pediatri
Baş boyun kanserlerinde uygulanan volumetrik ark tedavisi (vmat) planlarının nitelik güvenirliğinde farklı sistemlerin karşılastırılması
Amaç: Hacim Ayarlı Ark Terapi (Volume Modulated Arc Therapy (VMAT)) nitelik güvenirliğinde kullanılan farklı doz doğrulama sistemlerini güvenilirlik ve uygulanabilirlik açısından birbirleriyle, dozimetrik açıdan tedavi planlama sistemi (TPS) ile karşılaştırıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümünde yerel ileri evre baş boyun kanseri (BBK) tanısıyla Eclipse Tedavi Planlama Sisteminde VMAT plan yapılmış ve uygulanmış 31 hasta verisi arşivden seçildi. Uygulanmış VMAT planlarının doğruluğunu kontrol etmek için ArcCHECK, EPID ve EPIQA nitelik güvenirliği (QA) sistemleri kullanıldı. Her bir hasta için QA planları tüm nitelik güvenirlik sistemleri için Eclips TPS'nde alanların gantri, kolimatör ve masa açıları uygun pozisyona getirilerek oluşturuldu. Kullanılan QA sistemleri için yapılan planlar TrueBeam cihazı ile ışınlandı. Işınlama ile doz akı haritaları elde edildi. Ölçümler ve hesaplamalar doz farkı %3, doz mesafe uyumu 3mm kriterlerine göre gama indeksiyle değerlendirilerek karşılaştırıldı. İstatistik analizler SPSS Versiyon 24 programında Korelasyon analizi ve Sample Paired T-testi kullanılarak yapıldı. Bulgular: Ölçümlerde ArcCheck, EPID ve EPIQA'nın gama analizi yöntemiyle elde edilen sonuçların TPS ile arasındaki uyum ortalaması sırasıyla %98,41 (94,9-100) (±1,700), %99,70 (98,6-100) (±0,329), %96,78 (86,7-99,32) (±2,893) olarak hesaplandı. Gama analizi sonucuna göre ArcCheck ve EPIQA ile yapılan ölçümlerden iki tanesi % 95 kabul sınırını geçememiştir fakat ArcCheck ile elde edilen sonuçlar bu değere çok yakın bulunmuştur. Bunun yanında EPID ile yapılan ölçümlerin tamamı % 95 kabul sınırını üzerindedir. Korelasyon analizi ile elde edilen r değerleri ArcCheck ile EPID'nın karşılaştırılmasında 0,506, EPID ile EPIQA' nın karşılaştırılmasında 0,132, ArcCheck ile EPIQA' nın karşılaştırılmasında 0,203 bulunmuştur. Sonuç: Lokal ileri evre baş boyun kanserlerinde VMAT planların nitelik güvenirliği sistemlerinin ölçüm sonuçları Sample Paired T testi ve korelasyon testi ile karşılaştırıldığında ArcCheck ve EPID cihazları birbirinin yerine kullanılabilinir. Anahtar Sözcükler: baş boyun kanseri, VMAT, nitelik güvenirliği sistemleri, gama analizi
Radyoterapide yüksek enerjili foton ve nötron ışınları için zırhlama hesaplama yöntemlerinin karşılaştırılması
Amaç: Radyasyon, taşıdığı yüksek enerjiden dolayı kontrollü bir şekilde kullanılmadığında somatik veya genetik olumsuz etkilerde bulunabilir. Radyasyondan korunmanın temel ilkelerinden olan zırhlama prensibi gereğince bireylerin etkin dozlarının maksimum izin verilen sınırlarının korunabilmesi adına zırhlama için gerekli duvar kalıklarının belirlenmesinde kullanılan hesaplamaların detaylı bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi hastanesinde bulanan Siemens Primus cihazları ve Varian Truebeam STx cihazının odalarının zırhlama hesapları için NCRP-151 ve IAEA-47 nolu raporlar kullanılmıştır. Her bir cihaz odası için primer ve sekonder duvarlar belirlenip duvar kalınlığı hesapları yapılmıştır. Ayrıca her oda için labirent girişinde nötron kaynaklı gama ışınlarının ve nötronların oluşturduğu doz hesaplanmıştır. Ölçümler duvarın 0.3m arkasında yapılmıştır ve Geiger-Müller dedektörü kullanılmıştır. Ölçümlerde Siemens Primus cihazı için 40x40 cm2 alan boyutu, 400MU ve 18 MVX enerji, Truebeam STx cihazı için 20x20 alan boyutu, 600MU ve 15 MVX enerji seçilmiştir. Her bir cihaz için iş yükü 400 Gy/hafta(40hasta/günx2Gy/hastax5gün/hafta) olarak belirlenmiştir. Bulgular: NCRP-151 ve IAEA-47 nolu raporlara göre hesaplanan primer ve sekonder duvar kalınlıkları kendi aralarında ve mevcut duvar kalınlıkları ile karşılaştırılmıştır. Raporlar arasında duvar kalınlığı hesaplamaları için ortalama %21 ±6, kapıdaki eşdeğer doz hesaplamaları için ortalama %25 ±2 farklılık gözlemlenmiştir. IAEA-47 nolu raporla hesaplanan değerler mevcut duvar kalınlıklarına daha yakındır. NCRP-151'e göre Primus-1 cihazı için mevcut duvar kalınlıklarının hesaplanan değerlere göre daha iyi durumda olduğu görülürken, C (primer duvar) duvarında doz sınırının aşıldığı görülmüştür. IAEA-47'ye göre ise D ile belirtilen sekonder duvarın kalınlığı mevcut duvardan 3 cm daha az bulunmuştur. Primus-2 cihazının odası için iki rapora göre de hesaplanan duvar kalınlıklarında sorun görülmezken, C (primer duvar) duvarında doz sınırının aşıldığı gözlemlenmiştir. Truebeam STx cihazı için de benzer şekilde mevcut duvar kalınlıkları hesaplananlara göre daha iyi bulunurken, C (primer duvar) duvarında doz sınırının aşıldığı görülmüştür. Sonuç: İki raporda da birbirine benzer sonuçların ortaya çıkması ve mevcut duvar kalınlıkları ile uyumu cihazların bulunduğu odaların zırhlamasının yeterli seviyede olduğunu göstermektedir. Ölçümler sonucunda bazı duvarlarda belirtilen yasal doz sınırının aşıldığı görülse de bu duvarların arkasında bulunan alanların herhangi bir çalışma alanı olmadığı göz önüne alındığında risk teşkil eden bir durumun bulunmadığı saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Zırhlama, Radyasyondan korunma, Radyoterapi