
9
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Sıçanlarda miyokard iskemi/reperfüzyon modelinde ST. thomas ve del nido kardiyopleji solüsyonlarının etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Açık kalp cerrahisi sonrası hastaların postoperatif dönemdeki mortalite ve morbidite oranı operasyon sırasında iskemiye bağlı oluşan reperfüzyon hasarıyla yakından ilişkilidir. Açık kalp ameliyatlarında aortik kros klemp sonrası kalbi diyastolde durdurmak, miyokardı korumak ve iskemi/reperfüzyon hasarını önlemek için kardiyopleji solüsyonuna ihtiyaç vardır. Bu çalışmada açık kalp operasyonlarında kullanılan iki kardiyopleji solüsyonunun miyokart hücrelerinde hasar markeri olan SDF-1 proteininin ve iskemi modifiye albuminin miyokart dokusundaki düzeylerine etkilerinin karşılaştırılması planlanmıştır. Yöntem: Deney hayvanı çalışmasında DEÜ Multidisiplin Laboratuvarı Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu'ndan 25/2017 protokol numarası ile etik kurul onayı alındı. Deney hayvanları DEU Multidisiplin Laboratuvarından sağlandı. Ağırlıkları 200-300 g arasında değişen Wistar albino tipi 21 adet dişi sıçanlardan rastgele seçilerek 3 grup oluşturuldu. Grup 1 ( n:7): Sham grubu (4ml serum fizyolojik) intrakardiyak Grup 2 ( n:7): Geleneksel solüsyon St.Thomas (Plegisol) .( 4 ml solüsyon) intrakardiyak Grup 3( n:7): Yeni nesil solüsyon del Nido .( 4 ml solüsyon) intrakardiyak Tüm gruplardaki sıçanlar 45 mg/kg Ketamin/ 7 mg / kg Xylazin intraperitonel uygulama yoluyla anestezi altına alındı. Denekler supin pozisyonu verilerek tespit edildi. Daha sonra göğüs bölgesi tıraş-dezenfeksiyon yapılarak asepsi sağlandı. Sıçanlarda sternotomi yapılarak kalbe ulaşıldı. Kalp çalışırken atriumdan heparinize edildi. Tüm gruplardaki sıçanlara sternetomi yapıldı, aortaya kros-klemp konularak kalpte kontrollü iskemi yaratıldı. Kros-klempin ardından aort kökünden branül yardımıyla 4 ml kardiyopleji verilerek arrest sağlandı. Reperfüzyondan sonra kros-klemp kaldırılıp kalp tamamen alınarak denekler sakrifiye edildi. Miyokart dokuları sıvı azot ile dondurularak işlem tamamlandı. Bulgular: Açık kalp cerrahisi vakalarında uygulanan geleneksel kardiyopleji solüsyonu St.Thomas (Plegisol) ile yeni nesil kardiyopleji solüsyonu del Nido oksidatif stres markerları iskemi modifiye albümin (IMA) ve stromal derived faktörün (SDF1) miyokardiyal iskemi/reperfüzyon modelinde doku düzeyinde seviyelerine bakıldı.SDF1 analiz değerlerine bakıldığında; kontol grubunun SDF1 değeri 33,221±16,558 , plegisol grubunun SDF1 değeri 24,114±22,470 ve del Nido grubun SDF1 değeri 35,007±23,365 olarak bulundu (p=0,456). IMA analiz değerlerine bakıldığında; kontol grubunun IMA değeri 99,790±92,246, plegisol grubunun IMA değeri 257,587±98,347 ve del Nido grubun IMA değeri 236,918±118,376 olarak bulundu (p=<0,05). Sonuç: Hem St.Thomas uygulanan grupta hem de del Nido uygulanan grupta miyokardiyal koruma etkinliği açısından karşılaştırma yapıldığında anlamlı bir fark saptanmadı. Anahtar Sözcükler: Miyokardiyal koruma, iskemi/reperfüzyon hasarı, St. Thomas Kardiyopleji, del Nido Kardiyopleji, oksidatif stress
Kardiyo pulmoner baypas cerrahisinde pulsatil ve nonpulsatil perfüzyon akımının laktat düzeyi üzerine etkilerinin araştırılması
Kardiyopulmoner baypas'ın birçok sistemi olumsuz etkilediği bilinmektedir. Bu olumsuz etkileri en aza indirmek için perfüzyon şeklinin nasıl olması gerektiği, pulsatil ve nonpulsatil akımın birbirine karşı olan üstünlüğü ile ilgili araştırma ve tartışmalar halen devam etmektedir. Pulsatil akımın kalp atımının sağladığı akıma daha yakın olmasından kaynaklı serum laktat düzeyini olumlu etkilediği düşünülmektedir. Çalışmamızda pulsatil ve nonpulsatil akımın serum laktat seviyesi üzerine olan etkisini karşılaştırarak hangi akımın daha iyi sonuçlara yol açabileceğini göstermeyi amaçladık. Çalışmamızda 01 Ocak 2013 ve 31 Aralık 2016 tarihleri arasında Dokuz Eylül Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi kliniğinde kardiyopulmoner baypass uygulanan yetişkin hasta verileri retrospektif olarak taranacaktır. GRUP1:Kardiyopulmoner baypas da pulsatil akım uygulanan 30 hasta GRUP2: Kardiyopulmoner baypas da nonpulsatil akım uygulanan 30 hasta Bu çalışmaya kardiyopulmoner baypas (KPB) süresi 3 saati aşan, diabetik, böbrek yetmezliği olan, enfeksiyonu olan, aort kros klemp (AKK) konmamış ve acil alınan vakalar dahil edilmemiştir. Hastaların preoperatif, KPB sırasında 30.-60.-90. dakikalarda, KPB çıkışı, yoğun bakıma geliş, postoperatif 4.-8.-12.-24. saatlerde, hematokrit(Hct), laktat(lct), parsiyel hirojen(pH) ve parsiyel oksijen (PO2) düzeyleri taranmış ve analiz edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda KPB da uygulanan pulsatil ve non-pulsatil akım şekillerinin serum laktat, Htc, PO2, pH, yoğun bakımda kalış süresi ve ekstübasyon süresi üzerine bir üstünlüğü olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler : Kardiyopulmoner baypas , Ekstrakorpareal dolaşım , Açık kalp cerrahisi , Hiperlaktatemi, Pulsatil akım, Non-pulsatil akım
Sentrifugal pompa başlığı çıkımında ultrasonik rezonatörlerle akım ölçümü
Açık kalp ameliyatları esnasında, ameliyat sahasının hareketsiz ve kandan arındırılmış olabilmesi için vücuda gerekli olan kan dolaşımı Kalp-akciğer makinesi ( The Heart-Lung Machine ) adı verilen bir mekanizma ile sağlanır. Kalp-akciğer makinesi, ameliyat sırasında kalp ve akciğerin durdurulmasına olanak vererek, görevlerini üstlenir. Ayrıca, kardiyak veya pulmoner yetmezlik durumlarında kısa süreli yaşam destek ünitesi olarak, kardiyo-pulmoner bypass devresinin (pompa) bir değişkesi olan ECMO (Ekstrakorporeal Membran Oksijenizasyonu) kullanılır. Kalp-akciğer makinası roller (silindirik) veya santrifugal pompa başlıklarından oluşan bir dizayna sahiptir. ECMO' da ise santrifügal pompa başlığı vardır. Santrifugal pompalardaki akım, çıkan hattaki basınçla orantılıdır ve santrifügal pompa çıkımından ölçülen akım, pompanın çalışmasını doğrudan etkilediği için ultrasonik akımölçerlerle devamlı izlenmelidir. Bu çalışma, hem kısa süreli yaşam destek cihazlarında (ECMO) hem de Kalp-Akciğer makinesinde kullanılmak üzere kana en az hasarı veren ve enerji korunumu prensipleriyle en etkili çalışabilecek sentrifugal pompa başlığında akış parametrelerini incelemek amacıyla yapıldı. Sentrifugal pompa başlığı prototipinin outflow (çıkım) noktasında akım debisi ölçümünün gerçeğe en yakın biçimde saptanması amaçlandı. Çalışmada, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nin Depark Z.07 Akış Fizyolojisi Laboratuvarı'nda ve Ege Dinamik A.Ş'de tasarladığımız prototip sentrifugal pompa başlığı modellemesi, ultrasonik rezonatörler içeren akım ölçer ve donanıma gömülü yazılım kullanıldı. Karşılıklı ultrasonik dalga alım-verimiyle ve time of flight yöntemi kullanılarak, sentrifügal pompa başlığının prototipi üzerinde sistemden pompalanan sıvının debisi, karşılıklı konumlanmış, fakat çıkan kan hattına 45 derece açıyla yerleştirilmiş iki adet ultrasonik rezonatör aracılığıyla ölçüldü. Kurulan dolaşım devresinde, plazma ile aynı viskoziteye sahip solüsyon kulanıldı. Akım debisi ölçümünün gerçeğe en yakın biçimde saptanması için ultrasonik rezonatörlerle elde edilen veri, akredite bir akımölçerden elde edilen veriyle karşılaştırıldı. İstatistiksel analizler sonucunda akım parametreleri bakımından iki grup (ölçüm grubu ve sonotec grubu) arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,998), ultrasonik akımölçer düzeneğinin ölçüm hata payı hedeflenenden azdır.
Sentrifugal pompa başlığı modellemesi sonrası ECMO hatları üzerinde güvenli geri kaçırma miktarının değerlendirilmesi
Ekstrakorporeal membran oksijenizasyonu (ECMO), uzun yıllar kardiyak cerrahide kullanılan kardiyo pulmoner baypas (KPB) sonrasında hastanın pompadan ayrılamaması durumundan yola çıkarak geliştirilmiştir. Güncel standart tedavilerde yanıt alınamayan şiddetli geri dönüşümsüz solunum ya da kalp yetmezliğinde hayat kurtarıcı olmaktadır. Günümüzde sentrifugal pompa başlığı prototipinin dizaynı sırasında hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) uygulamaları yaygın olarak yer almaktadır. Sentrifugal pompa geometrisine ait 3 boyutlu akış hacmi için korunum denklemlerinin çözümlenmesi sonucu akış alanı elde edilebilmekte ve performansını tanımlayan fiziksel büyüklükler hesaplanmaktadır. Tez çalışmamızda kullandığımız SimScale yazılımında akışkan sıvı olarak gliserin-su çözeltisinin kimyasal verileri girilerek oluşturulan tasarımın, belirlenen karakteristik verilerle (H-basma yüksekliği, N-özgül hız, Q-debi), simülasyon ile yapılan sentrifugal pompa prototipinde güvenli geri kaçırma miktar değerlendirmesi hedeflenmiştir. Çalışmamız Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Depark Z.07 Akış Fizyolojisi Laboratuvarı'nda "2018.KB. SAG.082 No'lu "Kısa Süreli Yaşam Destek Cihazı ve Trombektomide Kullanılmak Üzere Tasarlanacak Sentrifugal Pompa Başlığı Prototipi" adlı BAP Hızlı Destek Projesinin çıktısı olan sentrifugal pompa başlık ölçütleri çalışmamızda kullanılmıştır. SimScale yazılımıyla simüle ettiğimiz 8 kanatlı prototip sentrifugal pompa başlığımızın 0-3500 rate per minute (rpm) ile 500-5000 ml/dk arasında akımı sağlanacak şekilde güvenli geri kaçırma (kayıp-kaçak) miktarının değerlendirmesi yapılmıştır. Gliserin-su çözeltisi ile uygulanan geri kaçırma analizlerinde tasarım sonrasında başlangıç akımı olarak 500 ml akımda 0,019 ve en büyük 5000 ml akımda 0,022 olarak hesaplanmıştır. Simülasyon sonucu ortaya çıkan kaçırma miktarının güvenilir aralıkta olduğunu ve yerli üretiminin yapılabileceği saptanmıştır. Bu da hipotezimizi destekler nitelikte olmuştur.
Koroner arter baypas cerrahisinde kan kullanımının hiperlaktatemiye etkisinin araştırılması
Bilimsel çalışmalar kardiyopulmoner baypas (KPB) da kan kullanımın komplikasyonlarını ortaya çıkarmıştır. Gelişen teknoloji KPB uygulamalarında kan kullanımını azaltmaya ve ortadan kaldırmaya yöneliktir. KPB esnasında hiperlaktatemi sık karşılaşılan sıkıntılar arasındadır. Kan kullanımın hiperlaktatemiye etkisi olup olmadığı tartışmalar arasındadır ve etkisinin olduğu düşünülmektedir. Yapılacak olan bu çalışma KPB uygulanarak yapılan koroner baypas operasyonlarında kan kullanımının hiperlaktatemiye etkisini ve ilişkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmamızda Dokuz Eylül Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'nde Ocak 2014-Aralık 2016 tarihleri arasında ekstrakorporeal sistemle koroner baypas uygulanmış hasta grubu retrospektif olarak taranmıştır. Tarama yetişkin hasta grubunda yapılmıştır. Çalışmaya dahil edilen 60 hasta ekstrakorporeal dolaşım sırasında (peroperatif) kan kulllanılanlar ve kullanılmayanlar olmak üzere gruplandırılmıştır. Grup 1: Ekstrakorporeal dolaşım ile koroner baypas uygulanan peroperatif dönemde kan kullanılmayan 30 yetişkin hasta Grup 2: Ekstrakorporeal dolaşım ile koroner baypas uygulanan peroperatif dönemde kan kullanılan 30 yetişkin hasta şeklinde ayrılmıştır. Çalışmamıza kardiyopulmoner baypas (KPB) süresi 3 saati aşan, acil alınan, aorta kros klemp (AKK) konulmamış, enfeksiyonu olan ve böbrek yetmezliği olan hastalar dahil edilmemiştir. Hastaların preoperatif, peroperatif 30',60',90' ile KPB'dan çıkış, yoğun bakım geliş, postoperatif 4.,8.,12.ve 24. saatlerde laktat (lct) ve hematokrit (hct) düzeyleri taranmış, analiz edilmiştir. Hasta analizleri sonucunda preoperatif , KPB 30. ve 90. dakikalar, KPB'dan çıkışta ve postoperafif 8. saat lct değerlerinde, preoperatif KPB 30.,60.ile 90. dakikalar KPB çıkış, yoğun bakım geliş ve postoperatif 24. saat hct değerlerinde anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Çalışmamız KPB'da kan transfüzyonun hiperlaktatemiye etkisinin olduğu gerekçesi olarak yapılmış sonuç olarak kan kullanılan hastalarda lct değerlerinde yükselme olduğu görülmüştür. Çıkan sonuçlarda hct değerleri arasında fark gözlenmez iken aynı zaman diliminde lct değerlerinde anlamlı bir fark olduğunu görülmüştür.
Pompalı koroner arter bypass greftleme ve pompasız çalışan kalpte koroner arter bypass greftleme cerrahi tekniklerinin böbrek ve karaciğer fonksiyon testlerine etkilerinin karşılaştırılması
Kardiyopulmoner baypas (KPB)'ın oluşturduğu yan etkiler ve riskler ayrıca teknik aletlerdeki gelişmeler pompasız çalışan kalpte koroner arter baypas greftleme (KABG) cerrahi tekniğine olan ilginin tekrar artmasına neden olmuştur. KPB'nin yan etkilerini gösterdiği organlardan ikisi böbrek ve karaciğerdir. Bizim çalışmamızdaki amacımız pompalı KABG ve pompasız çalışan kalpte KABG cerrahi tekniklerinin böbrek ve karaciğer fonksiyon testlerine olan etkilerini incelemek ve karşılaştırmaktır. Çalışmamız, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniğinde 01 Ocak 2011 - 31 Ocak 2017 tarihleri arasında elektif şartlarda izole KABG cerrahisi uygulanmış, dahil olma ve dışlama kriterlerini sağlayan toplam 80 hastanın retrospektif dosya, perfüzyon formu ve bilgisayar veri tabanındaki verilerinin taranarak değerlendirilmesi ile yapılmıştır. Hastaların böbrek ve karaciğer fonksiyonlarını değerlendirmede önemli testler olan BUN, Kreatinin, AST, ALT, AST / ALT oranının preoperatif, postoperatif 24.saat, postoperatif 48.saat zaman aralıklarındaki ölçümlerinin istatistiksel değerlendirilmesi yapılmıştır. Hastalardan pompalı KABG uygulanan (Grup 1) 40 hasta ve pompasız çalışan kalpte KABG uygulanan (Grup 2) 40 hasta olarak eşit sayıda iki grup oluşturuldu. Araştırmanın kriterlerine uygun olarak seçilen 80 hastanın 26'sı kadın, 54'ü erkektir. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi, ejeksiyon fraksiyonu oranları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. Gruplar arası yapılan baypas greft sayısı açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark vardır. Grup 1'de bu fark daha fazla olarak saptanmıştır. Gruplar arası yandaş kronik hastalıklar, diabetes mellitüs, hipertansiyon, hiperlipidemi ve Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı açısından incelendiğinde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark yok iken, diabetes mellitüs açısından anlamlı bir fark izlenmiş ve diyabetik hasta sayısı Grup 2'de daha fazla olarak saptanmıştır. BUN değerlerinde gruplar arasında belirlenen üç zaman diliminde de istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur. Kreatinin değerlerinde gruplar arasında belirlenen üç zaman diliminde de istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur. Grup içinde, Grup 1'de preop Kreatinin değeri, postop 24.saat ve postop 48.saatte artış gösterirken Grup 2'de Kreatinin değerinin zamana göre değişimi arasında anlamlı bir fark yoktur. Gruplar arası AST değerlendirmesinde belirlenen tüm zaman dilimlerinde Grup 1'in AST değerleri Grup 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Gruplar arası ALT değerlendirmesinde Grup 1'de postoperatif 24.saat ALT değeri Grup 2'ye göre anlamlı yüksek bulunmuştur. Diğer zaman dilimlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Gruplar arası AST/ALT oranı değerlendirmesinde, belirlenen tüm zaman dilimlerine ait verilerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark mevcuttur. Grup 1 değerlerinin bu zaman aralıklarında daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışmamızın sonucunda böbrek fonksiyonlarının korunması açısından pompasız çalışan kalpte KABG cerrahi tekniğinin daha avantajlı olduğu düşündürtmektedir. Bu da hipotezimizi destekler niteliktedir. Anahtar Sözcükler; koroner arter, kardiyopulmoner baypas, çalışan kalp, böbrek, karaciğer.
Açık kalp cerrahisi uygulanan diyabetik hastalarda ekstrakorporeal dolaşımın kan laktat seviyesine etkisi
Çalışmanın amacı; ekstrakorporeal dolaşım ile uygulanan açık kalp cerrahisi sırasında, hasta kanındaki laktat seviyesi artışı ile diyabet hastalığı arasında bir ilişki olup olmadığını araştırarak, kardiyovasküler cerrahi alanında çalışan insanların bu konuda bir öngörüye sahip olmasını sağlamaktır. Çalışma, koroner arter baypas ameliyatı olan diyabet hastaları (grup 1; n=50) ile diyabet hastalığına sahip olmayan (grup 2; n=50) kişilerin retrospektif olarak elde edilen ameliyat verileri ve kan değerleri istatiksel olarak değerlendirilerek yapıldı. Veriler, operasyon sırasında laktat üretimini arttırdığı bilinen etmenler göz önünde bulundurularak toplandı. Yapılan istatistik analizler sonucunda diyabet hastalığına sahip olan ve diyabet hastası olmayan iki grubun kan laktat değerleri arasında anlamlı farklılıklar bulundu. Diyabet hastası olan kişilerde laktat üretiminin daha yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak; ekstrakorporeal dolaşım ile uygulanan açık kalp cerrahisi sırasında, laktik asidozisi arttıran geriatri, uzun pompa ve kros-klemp süreleri, doku hipoksisi gibi bir çok etmenin yanında diyabet hastalığının da kan laktat seviyesini yükselten etmenlerden biri olduğu gözlemlendi.
Ekstra korporeal dolaşım tekniği ile açık kalp cerrahisi uygulanan 65 yaş ve üzeri hastalarda peroperatif kan kullanımının karaciğer fonksiyonları üzerine etkisinin incelenmesi
Gelişen teknoloji ve olanaklarla beraber hem toplumların yaşlı birey sayısı hem de kalp cerrahisine refere edilen hasta sayısı giderek artmaktadır. Bu çalışmada, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaşlı kabul edilen 65 yaş ve üzeri hastalarda uygulanan ekstra korporeal dolaşım(EKD) destekli açık kalp cerrahisinde(AKC) homolog kan kullanımının hastaların karaciğer fonksiyonları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmamız Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'nde Ocak 2011 ile Aralık 2014 tarihleri arasında EKD sistemi ile AKC uygulanmış toplam 185 hastanın retrospektif dosya taraması verilerine dayandırılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 65 yaş ve üzerinde olan, aortaya kros klemp konmuş, pompa süresi dört saati aşmayan hastalar dahil edilmiştir. Karaciğer ve böbrek yetmezliği olan, kardiyak cerrahi öyküsü olan, postoperatif ilk 12 saatte eksitus olan, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tanısı almış olan, derin hipotermik sirkülatuar arreste(TCA) giren, alkol ya da madde bağımlılığı mevcut ve acil olgular çalışmadan çıkarılmıştır. Çalışmamıza 74'ü kadın 11'i erkek toplam 185 hasta dahil edilmiştir. Hastalar kan kullanılan (Grup I) ve kan kullanılmayan (Grup II) şeklinde iki gruba ayrılmıştır. Gruplar arasında cinsiyet,yaş ve kros klemp süresi açısından anlamalı farklılıklar saptanmamışken ortalama kardiyopulmoner baypas(KPB) süreleri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. Bu farkın teknik sebepler veya iki grup arası hasta sayısı farkından olabileceği düşünülmüştür. Hastaların, karaciğer fonksiyonlarında önemli belirteçler olan, alanin aminotransferaz(ALT) ve aspartat aminotransferaz(AST) değerleri iki grup arasında ameliyat öncesi ve sonrası ilk iki gün olarak karşılaştırılmıştır. Kan kullanılan grubun değerlerinde kan kullanılmayan gruba göre anlamlı ölçüde artış saptanmıştır. Son olarak iki grubun ameliyat öncesi ve sonrası ilk iki gün trombosit değerleri karşılaştırılmış ve grup II deki hastaların değerlerinde anlamlı bir azalış hesaplanmıştır. Çalışmamızın gerekçesi KPB ve kan transfüzyonunun karaciğer fonksiyonları üzerine etkisini gözlemek ve bu doğrultuda bu komplikasyonun azaltılması için planlarımıza rehberlik etmesidir. Çalışmamızın sonucunda ''Ekstra korporeal dolaşım sistemi destekli açık kalp cerrahisi uygulanan operasyonlarda homolog kan kullanımının karaciğer üzerine postoperatif erken dönemde anlamlı bir etkisi vardır'' hipotezimiz kabul edilmiştir.
Ekstra korporeal dolaşım sırasında kullanılan pulsatil ve non-pulsatil akım formlarının ameliyat sonrası dönemdeki hemodinamik ve biyokimyasal değerler ile postoperatif seyir üzerine etkisi
ÖZET Giriş: Çalışmamızda; kardiyak cerrahide uygulanan ekstra korporeal dolaşım yöntemleri olan pulsatil (p) ve nonpulsatil (np) akım formlarının hemodinami, laboratuvar değerleri, hastanede kalış süresi, mortalite ve morbidite üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık Materyal ve metod: Çalışmamız Özel Denizli Tekden Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'nde Mayıs 2015 – Mayıs 2017 tarihleri arasında ekstra korporeal sistemle açık kalp cerrahisi uygulanmış toplam 174 hastada retrospektif dosya analizine dayalı olacak şekilde yapıldı. Çalışmamıza ekstra korporeal dolaşım sistemi eşliğinde açık kalp operasyonu yapılan 18 yaş üzerindeki, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (LVEF) değeri ≥ %40'üzerinde ve kros klemp süresi ≥ 60 dk olan hastalar dahil edildi. Böbrek yetmezliği, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tanısı olanlar, kardiyak cerrahi öyküsü olan, postoperatif ilk 12 saatte eksitus olan , alkol ve madde kullanan hastalar çalışmadan çıkarıldı. Bulgular: Çalışmamıza 96 (%55,2)'sı erkek 78 (%44,8)'i kadın olmak üzere toplam 174 hasta alındı. Hastalar nonpulsatil (Grup I) ve pulsatil (Grup II) şekilde iki gruba ayrıldı. Çalışmamıza alınan hastaların cinsiyetleri ve yaşları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla; p=0.285, p=0.441). Grup II'deki sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (LVEF) ortalaması Grup I'den anlamlı şekilde yüksek saptandı (p=0.001). Grup II'nin ortalama kros klemp ve toplam pompa süreleri Grup I'den anlamlı yüksek bulundu (p<0.001). Grup II'de AST ve kan gazı laktat artışının Grup I'den daha yüksek saptandı (p<0.001). Çalışmamızda kros klemp süresi de uzun olan pulsatil grupta perfüzyonun bozulma belirteçleri olan kan gazı laktat ve AST düzeylerinde nonpulsatil perfüzyon grubuna göre anlamlı yükselme izlenmiştir. Pulsatil grupta perfüzyonun bozulma belirteçlerindeki bu artışın pulsatilite farkından çok uzayan kros klemp ve kardiyopulmoner bypass (KPB) süresi ile ilişkili olduğunu düşünmekteyiz. Kros klemp ve KPB sürelerindeki uzama genellikle yapılan cerrahi işlemin tipi, zorluğu ve hastanın özelikleri ile ilişkili olup bu uzama cerrahi işlemi uygulayan hekimin, uzun sürmesi olası olan veya postoperatif komplikasyon beklentisi daha fazla olan hastalarda pulsatil çalışma tercihi nedeniyledir. Bu çalışmada pulsatilite farkının bu duruma yol açması beklenmeyen bir durum olarak düşünülmüştür. Sonuç: Pulsatil akımlı KPB'de nonpulsatil uygulamaya göre kros klemp süresi ve KPB süresinde uzamanın, doku hipoperfüzyonunun, hastanede yatış süresinin daha fazla olduğu saptandı. KPB süresinin azaltılması ve pulsatil akımın seçilmiş uygun hastalarda yapılacak geniş çaplı, prospektif ve randomize çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: bypass, ekstra korporeal dolaşım, nonpulsatil perfüzyon, pulsatil perfüzyon.