
160
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türk ebru sanatında çağdaş bir tasarım öğesi olarak elibelinde motifi
Türk kültür ve sanat yaşamı, içinde bulunduğu farklı coğrafyalar ve kültürel kimlikler ile bir iletişim içinde olmuş bununla birlikte binlerce yıldır sürdürdükleri kendi öz kültürel ve düşün dünyalarını varlık gösterdikleri tüm coğrafyalarda göstermiş ve bulundukları yörelerin kültürlerini de özümseyerek daha zengin bir kültür ortaya koymuşlardır. Türklerin kültür ve inanç sistemleri içinde var olan olgu ve ritüellerin yer aldığı yeni kültürel yapıya uygun olarak dönüşmüş ve devamlılığını sürdürmüştür. Özellikle de Atalar Kültü ile biçimlenmiş Şamanist inanç sistemi içinde var olan çeşitli tanrılar, ongunlar ve ritüeller farklı isim, söylem ve mitlerle toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuştur Bu bağlamda Orta Asya Türk toplumlarının kültür ve sanatında karşılaşılan önemli etkenlerden biri de Umay Ana kültü/Ana Tanrıça Kültü'dür. Türk sanatında "Elibelinde" motifi olarak isimlendirilen ve ortak biçimsel benzerlikler taşıyan bir sembolizmle görselleştirilen Umay Ana kültü mimaride, yapıların ahşap aksamlarında, seramik öğelerde çini uygulamalarında, diğer tezyini sanatlarda ve özellikle düz dokuma yaygılarda birçok farklı kompozisyonda hem detay hem de ana anlatım unsuru olarak kullanılmıştır. "Türk Ebru Sanatında Çağdaş Bir Tasarım Öğesi Olarak Elibelinde Motifi" isimli Sanatta Yeterlik Tez çalışması Türk Kitap Sanatları içinde özel bir yere sahip olan Ebru Sanatı ile kültürel tarihimizde sürekliliğini çeşitli formsal değişiklik, ekleme ve çıkarmalara rağmen sürdüren Elibelinde Motifi'nin modern dünyada ve çağdaş sanat süreci içerisinde kendine özgü bir anlatı dili ve tasarım öğesi olarak kullanılabileceğini göstermesi amacıyla ortaya konulmuştur. Zira her biri farklı iki unsurun -Elibelinde Motifi'nin ve Ebru Sanatı'nın- Türk Kültür Tarihi içinde farklı amaçlara hizmet eden öğeler olmasına rağmen kültürel ve sanatsal devamlılığın içerisinde bir araya gelebileceği, faklı söylem ve düzenlemelerle bundan sonraki yapılacak sanatsal çalışmalara yol gösterebileceği, kültürel öğelerin zamanın yıpratıcı etkisi içerisinde yozlaşmasına ya da yok olmalarına göz yummak yerine yaşanılan dönemin beğenilerinin de göz önünde bulundurularak sürekliliğinin sağlanabileceğinin gösterilmesi hedeflenmiştir.
Erzurum'da Osmanlı Dönemi kuyumculuk eserlerinin tespiti ve geleneksel süsleme tekniklerinin çağdaş eserlerde yorumlanması
Toplumlar kültürlerini etnografik eserler aracılığıyla yayar ve tanıtır. Anadolu'nun kültürünü ortaya koymada etnografik eserler içinde yer alan kuyumculuk örnekleri oldukça önemlidir. Etnografik kuyumculuk örnekleri gerek kullanılan malzemeler, uygulanan teknikler ve kullanım yerleri yönünden; gerekse formları yönünden uygulandıkları dönemin dikkat çekici zengin özelliklerine sahiptir. Bu araştırma Erzurum'da bulunan Osmanlı Dönemine ait etnografik kuyumculuk eserlerini incelemek, bu eserlerde yer alan desen ve motifleri çizimler yardımıyla ortaya çıkarmak, kullanılan süsleme teknikleriyle geleneğe bağlı kalarak eserlerin yeniden üretim (Reprodüksiyon) çalışmalarını yapmak, çağdaş tasarımlar yaparak eserlerde kullanılan süsleme tekniklerini güncel kuyumculuk eserlerinde yeniden canlandırmak, buna dayalı olarak yeni kaynaklar ve uyarlamalar yapılmasına katkıda bulunmak amacıyla planlanarak yürütülmüştür. Göçebe Türk topluluklarının yerleşik hayata geçerek İslam dinini kabul etmelerinden sonra yaptıkları maden sanatı örneklerinde çoğunlukla İslam sanatının etkileri görülmüştür. Selçuklular döneminde bu etkinin olgunlaşarak özgün ve nitelikli eserler üretildiği dikkati çekmektedir. Osmanlılarla birlikte ise geleneksel sanatların tüm kollarında olduğu gibi maden sanatı ve kuyumculuk alanında da yüksek kalitede eserler üretilmiştir. Erzurum Osmanlı dönemi kuyumculuk eserleri açısından yüksek kaliteli örneklerin bulunduğu bir yöredir. Fakat 19. yüzyılla birlikte Osmanlı sanatında gözlenen batılılaşma eğiliminden kuyumculuk sanatı da olumsuz yönde etkilenmiş ve yörede bulunan kuyumculuk eserlerinin de gün yüzüne çıkarılmaması bu bölgede üretilen kuyumculuk eserlerinin geleneksel yapısında bozulmaların meydana gelmesine sebep olmuştur. Bu bozulmaların önüne geçmek için araştırmanın amacı doğrultusunda Erzurum'da bulunan antikacılar, kuyumcular ve Oltu taşı işlemeciliğiyle uğraşan atölyelerde 18 adet kuyumculuk eserine ulaşılmış, Erzurum Yakutiye Etnografya Müzesi ve Erzurum Arkeoloji Müzesi'nde ise toplamda 68 adet kuyumculuk eseri tespit edilmiş ve bu eserlerin gözlem formları oluşturularak değerlendirmeye alınmıştır. Şüphesiz ki Türkiye'de bulunan birçok müzede Osmanlı Dönemine ait çok sayıda eşsiz eser bulunmaktadır. Fakat bu müzeler arasında Erzurum Yakutiye Etnografya Müzesi ve Erzurum Arkeoloji Müzesi'nin önemi büyüktür. Tezde yer alan etnografik kuyumculuk eserlerinden %70'inin bu müzelerde bulunmuş olması yukarıda belirmiş olduğumuz görüşü destekler niteliktedir. Gün yüzüne çıkarılan bu eserler kuyumculukla uğraşanlara kaynak niteliğinde olacaktır. Araştırmanın sonucunda elde edilen bilgilere göre Osmanlı Döneminden günümüze çeşitli ve oldukça önemli kuyumculuk eserlerinin kaldığı görülmektedir. Yakutiye Etnografya Müzesinin teşhir salonlarında sergilenen kuyumculuk eserlerinin yanı sıra müze depolarında da çok sayıda kuyumculuk eseri bulunmaktadır. Erzurum genelinde incelenen kuyumculuk eserlerinin çoğunluğunu kemer ve kemer tokalarının oluşturduğu görülmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda Anadolu halk takılarının arasında kemerlerin yaygın olarak kullanıldığını söylemek mümkündür. Araştırmada elde edilen bilgilere göre, incelenen eserler içinde 19.yy. ait kuyumculuk eserlerinin daha fazla yer aldığı görülmektedir. Eserlerin çoğu gümüş ve bakır madenlerinden yapılmış, süslemede yarı değerli taşlar kullanılmıştır. Süsleme tekniklerinden telkâri, savatlama ve güherse tekniği yoğun olarak kullanılmıştır. Takılarda bitkisel motiflerden kıvrık dallar ve yapraklar, geometrik bezemeler ve geleneksel formlardan Osmanlıyı ve padişahları temsil eden tuğralar dikkati çekmektedir. Yapılan bu gözlem ve incelemeler neticesinde elde edilen verilere göre, kuyumculuk eserlerini; kemerler, kolyeler, yüzükler, küpeler, bilezikler, tepelikler v.b. olmak üzere kullanım yerlerine göre gruplandırılmıştır. Anahtar kelimeler: Etnografi, El Sanatları, Kuyumculuk, Aksesuar, Takı.
Erzurum halılarının renk, motif ve kompozisyon özellikleri incelenerek yeni tasarımların yapılması
Bu tez çalışmasında, Erzurum ili, ilçe ve köylerinde tespit edilen el dokuma halılarının renk, motif ve kompozisyon özellikleri ayrıntılı olarak analiz tablolarıyla birlikte incelenmiştir. Tezin giriş bölümünde halı sanatına genel bir giriş yapılarak, çalışmanın amacı ile çalışmada izlenen yöntem belirtilmiştir. Birinci bölümde; "halı" hakkında genel bilgi, Türk halı dokuma sanatının kısa bir tarihçesi, Erzurum'un tarihi, coğrafyası ve sosyo-kültürel yapısı hakkında genel bilgiler verildikten sonra Erzurum halı dokuma sanatının tarihi gelişimi, teknik özellikleri, halının içerisinde yer alan hammadde ve ipliğin elde edilmesi, boyama, boyamanın elde edilmesi, mordanlamanın yapılışı, yün boyamada kullanılan araç ve gereçlere ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. Ayrıca bu bölümde, dokuma tezgâhı-araç gereçleri, çözgü hazırlama, düğüm teknikleri ve dokuma gibi konular anlatılarak fotoğraflarla detaylandırılmıştır. Tezin İkinci bölümünde; tespit edilen yaklaşık 70 halının renk, kompozisyon ve motif özellikleri, tablo analizleri, fotoğraflarla birlikte anlatılmaktadır. Erzurum halılarında tespit edilen motiflerin türlerine göre sınıflandırması yapılarak, simgesel yorumları ve anlamları da açıklanıp çizimleri ile birlikte sonuçlandırılmıştır. Yine bu bölümde Erzurum halılarının, kullanım türlerine göre sınıflandırılması, "taban halısı (sedir halısı), namazlık (seccade), yastık ve minder halılar ve heybe" yapılmıştır. Son olarak ikinci bölümde günümüz Erzurum halı dokumacılığının durumu tablo ve fotoğraflarla anlatılmaktadır. Tezin üçüncü ve son bölümü olan bu bölümde; Erzurum yöresinde tespit edilen halıların katalog kısmına yer verilmektedir. Yine bu bölümde, bu alanda tespit edilen halıların fotoğrafları, katalog analiz tablosu ve yorumları bulunmaktadır. Son olarak bu bölümde, mevcut dokuma örneklerinden faydalanılarak yeni tasarımlar yapılmış katalog kısmına eklenmiştir. Araştırmanın sonunda, Erzurum Halıcılığı hakkında genel bir değerlendirme ve sonuç yapılarak, halıcılık alanında kullanılan terimlere ve kaynaklara yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Erzurum, Halı, Kilim, Dokuma, Motif
Rezerve boyama teknikleri ile indigo, kökboya, kekik posasının giysi koleksiyonunda kullanılması
Boyama işlemi, tekstil hammaddesine uygun olarak seçilmekte ve üretim esnasında farklı aşamalarda uygulanabilmektedir. Ürüne istenilen desenin ve rengin kazandırılmasında uygulanan en önemli boyama tekniklerinden biri de rezerve boyamadır (resist dyeing). Rezerve boyama işlemi, kumaş veya iplik üzerinde istenilen bölgelerin uygun rezerve yöntemleri ile saklanarak, boyanın kumaşa veya ipliğe nüfuz etmesi engellenmek sureti ile yapılmaktadır. Tekstil materyaline ve boyarmaddelere göre farklılık gösteren tekniklerin temelinde benzer uygulama özellikleri bulunmaktadır. Coğrafi bölgeler, boyarmadde kaynakları ile desen özelliklerine göre farklı isimler alan rezerve boyama teknikleri, kumaşa ve ipliğe uygulanan yöntemler olarak temelde iki başlık altında detaylı olarak incelenerek, ipek kumaşlar üzerine indigo (Indigofera tinctoria L.), kökboya (Rubia tinctorum L.), kekik (Origanum onites L.) posası kullanılarak uygulamalar yapılmıştır. Geleneksel olarak yüzlerce yıldır uygulanan rezerve boyama teknikleri, maalesef boya uygulamaları konusunda sentetik boyaların esiri olmuş durumdadır. Ortaya çıkan tekstil ürününün özgün değeri bir bütün olarak ele alınmalı ve bütünün en büyük parçası olan doğal boyalar ihmal edilmemelidir. Bunun yanı sıra, sağlık, ekoloji açısından doğal boyaların standardizasyonu ve endüstriyel kullanımı üzerine çalışmalar yapmak, sentetik boyaların kullanımından doğan olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalardan daha önemlidir. Bu bağlamda, doğal boya çalışmalarını güncel tutarak bir adım daha ileriye taşımak amacı ile indigo, kökboya ve kekik posasının kullanılması uygun görülmüştür. Bu çalışma Akdeniz Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje Numarası: SSY-2015-555. Yaptığımız literatür taramaları, Türkçe kaynak eksikliğini ve terminoloji problemlerini ortaya çıkarmıştır. Çalışmamız özgün bir kaynak olmanın yanı sıra, terminoloji konusunda da sorunlara çözüm olmak adına önemli bir adım teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğal Boyama, İndigo, Kökboya, Kekik Posası, Rezerve Boyama Teknikleri
Ankara Güdül kaya resimlerinin grafiksel analizi ve turizm sektöründe kullanılmasının araştırılması
Ankara'nın Güdül ilçesi Salihler köyünde bulunan kaya resimleri, Türklerin yaklaşık 5000 yıl öncesinde Anadolu'nun ortasında kurmuş oldukları uygarlığı, düşünce yapılarını ve yaşam tarzlarını günümüze yansıtan somut belgelerdir. Bu sayede ön Türklerin sanat anlayışlarını, sosyal, dini ve kültürel değerlerini anlamamız için katkı sağlayan önemli kanıtlardır. Yapılan bu tez ve proje çalışmasında Ankara-Güdül ilçesinde bulunan kaya yüzeylerine yapılmış olan tasvirler, yer aldıkları dönem içerisinde sanatsal üslup ve öğeleri irdelenerek örneklerle ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca tasvirler, dijital ortamda grafik sanat öğelerine bağlı kalınarak ülke tanıtımı için yeniden yorumlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde Güdül'ün tarihçesi ve öneminden kısaca bahsedilmiştir. Ayrıca bu bölgede tarih öncesi çağlardan günümüze kadar hangi alanlarda, kimler tarafından yerleşimler olmuş, hangi uygarlıklar kurulmuş ve bu uygarlıkların oluşturdukları sanat eserleri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; Erken dönem Türk kaya resimleri genel olarak ele alınmış, tarih öncesinde Türk kültür ve sanatının ortaya çıkışı ve bununla paralel olan bozkır kültüründen bahsedilmiştir. Ayrıca Erken devirlerde yapılmış olan Türk kaya resimlerinin nerelerde bulunduğu, yayılım alanları genel bir anlatım ile ortaya konmaya çalışılmış, Güdül bölgesinde bulunan kaya resimleri hakkında genel bilgiler verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde kaya resimlerindeki hayvan tasvirleri, dinsel sahneler, av ve savaş sahneleri hakkında genel bilgiler verilmiş, bu tasvirlerin Türk kültürü içerisindeki anlam ve önemine değinilmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise Güdül bölgesinin Salihler köyündeki kaya resim tasvirleri ise detaylı biçimde sanatsal ögeleri, içerikleri hakkında analiz edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca çözümlemeleri yapılmış olan kaya resimlerinin ülke tanıtımı için turizm sektör tasarımları dijital ortamda grafik tasarım yoluyla düzenlenmiş ve çalışılmıştır. Güdül bölgesinde en fazla rastladığımız hayvan tasvirleri sırası ile at tasviri, dağ keçisi ve geyik tasvirleridir. Anahtar Kelimeler: Ön Türkler, Erken Devir, Kaya Resimleri, Grafik Tasarım, Ankara-Güdül
Geleneksel Tokat evleri: Kültür konutunun iç mekan açısından incelenmesi
Tarihsel gelişimi içinde ilk olarak yaşadığı Bozkır Kültürünün bir yansıması olan çadır (yurt-oba) formlu yaşam alanlarından, cumbalı, bahçeli ve çoğunlukla Haremlik ve Selamlık bölümlerini de içinde barındıran ev formuna kadar çeşitli evrelerden geçerek oluşan Türk tipi ev planları, coğrafi bölge, inanç sistemleri ve en önemlisi etkilendiği-iletişimde olduğu toplumların ve kültürel yapıların etkisiyle biçimlendiğini gözlemlediğimiz bir yapı formudur. Türk evi, Osmanlı İmparatorluğunun fethettiği sınırlar içersin de özellikle Rumeli ve Anadolu taraflarında gelişerek yayılmış ve beş yüzyıl kendine has özellikleriyle hüküm sürmüş bir ev tipidir. Zira oda ve sofanın önemli ayraç olduğu Türk konut planında, Türklerin bağımsız hayat tarzlarının ev içindeki birimi olan oda ve göçebe kültürdeki çadır formu arasında düzen ve plan örtüşmesi apaçık göze çarpmaktadır. Özellikle inançsal etkilerin ve kültürel algıların katkısıyla şekillenen aile mahremiyeti düşüncesi de göz önünde bulundurarak biçimlenen Geleneksel Türk evi planı, sofasız plan, dış sofalı plan, iç sofalı plan, orta sofalı plan olarak dört grup içeresinde incelenmektedir. Oluşturulan bu plan yapıları, yapının üzerine kurulduğu arazinin ve içinde yer aldığı meskûn mahallin sağladığı olanaklar çerçevesinde biçimlenmiş ve asırlarca Türk insanının gereksinimlerine cevap vermiş konut tipi olarak inşa edilmiştir. Geleneksel Türk konut mimari özelliklerini yansıtan Tokat evleri genellikle iki katlı olmakla birlikte özellikle üzerine inşa edileceği arazinin ve çevresel, mahalli koşulların etkisiyle şekillenmiştir. Yapılar, olanaklar çerçevesinde üst katlarda mekân kazanımına olanak sağlayan çıkmalar ile dikkat çekmektedir. Ancak çoğunlukla yapım yılı ve yapıcısının, mimarının adına rastlanılmayan Tokat evleri, çevresinde yer alan ve hakkında bilgi ve belge bulunan diğer yapılardaki yapı elemanları ve süsleme – bezeme unsurları ile göstermiş olduğu benzerlikler ile karşılaştırma yapılarak tarihlendirilmeye çalışılmaktadır. Geleneksel Tokat Evleri '' Kültür Konutunun İç Mekân Açısından İncelenmesi'' isimli bu Yüksek Lisans tezinde bölgede Papaz Hanı şimdiki adı ile Kültür Evi olarak adlandırılan yapı bağlamında Tarihi Tokat evleri ve Geleneksel Türk konut tipleri incelenmiş, yapının mimari, süsleme ve yapı elemanları çerçevesinde literatüre kazandırılması amaçlanmıştır.
Boynuz figürünün seramik formlara dönüştürülmesi ve uygulama örnekleri
Boynuz figürünün seramik formlara dönüştürülmesi ve uygulama örnekleri adlı tez için yapılan araştırmada, boynuz figürünün kült obje olma niteliğinin öne çıktığı görülmektedir. Araştırma sürecinde ulaşılan bilgiler, boynuz figürünün en fazla mitolojiye konu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle elde edilen bilgiler ışığında birinci bölümde kült, mitoloji, figür, sembol, totem ve ongun gibi kelimelerin anlamlarına yer verilmiştir. Yine aynı bölümde farklı toplum mitolojilerinde, boynuzlu hayvanların ve boynuz figürünün kullanımına dair örnekler sunulmuştur. Makale, süreli yayınlar, bildirilerden yararlanılmış ve referans verilmiştir. İkinci bölümde Türk mitolojisinde yer alan boynuz ve boynuzlu hayvan figürleri ile ilgili bilgiler yer almaktadır. İlk insanın yaratılması, tanrılar ve evrenle ilgili konularla ilgilenmiş olan Türkler, mitolojik anlatılarında boynuz ve boynuzlu hayvan figürüne oldukça geniş yer vermişlerdir. Yaşadığı coğrafyanın iklim koşulları, bitki örtüsü ve hayvan popülasyonu, günümüze kadar ulaşan söylencelerinin konu ve kahramanlarını oluşturmaktadır. Üçüncü bölümde ise boynuz figürünün seramik formlara dönüştürülmesi ve uygulama çalışmalarına yer verilmiştir. Tasarım ve uygulama çalışmalarında hem Türk, hem de farklı toplum mitolojilerinde görülen boynuz figürlü kült objelerden esinlenilmiştir.
Hafif mental retarde bireylerin sanatsal uygulamalarındaki elemanların araştırılması ve çözümlenmesi
Çeşitli sebeplerle eğitim yeterlilikleri ve bireysel özellikleri açısından akranlarından beklenen düzeyden anlamlı farklılıklar gösteren bireyler özel gereksinimli bireylerdir. Özel gereksinimi olan bireyler terimi öğrenmede zorluk çeken bireyleri kapsadığı gibi üstün performans gösterenleri de kapsar. Özel eğitim ise, bu bireylerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için özel olarak yetiştirilmiş personel, geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile onların özür ve özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitim'dir. Özel gereksinimli bireyler için ilk eğitim kurumu 1831 yılında Fransa da açılan Bıcetre ve Salpetriere okullarıdır. Ülkemizde ise 1889 yılında İstanbul Ticaret Mektebi bünyesinde işitme engelli okulun açılması ile başlanmıştır. ICD-10 (International Statistical Classification of Diseases and Related Problems) zihinsel engelliği; gelişim sürecinde ortaya çıkan, zihnin yetersiz gelişmesi hali, bilişsel ve dille ilgili yeteneklerdeki bozukluklar, Amerikan Psikoloji Birliği; genel zihinsel işlevlerde fark edilebilir derecede sınırlılık, zihinsel işlevlerdeki sınırlılıkla beraber uyumsal işlevlerde sınırlılık, 22 yaşından önce zihinsel ve uyumsal sınırlılıkların ortaya çıkması, Dünya Sağlık Örgütü (WHO);zihinsel işlevlerde gerilik, uyumsal davranışlarda yetersizlik, durumun gelişim süreci içerisinde görülmesi, AAIDD (Amerikan Zihin ve Gelişimsel Yetersizlikler Birliği); gelişim sürecinde ortaya çıkan genel zihin fonksiyonları önemli derecede normal altı ve uyum davranışlarında yetersizlik göstermesi, Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından yayınlanan Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı olan DSM-V'te ise zihinsel engellilik, anlıksal (entelektüel) yetersizlik olarak geçmektedir. Zihinsel açıdan özel gereksinimliliğe yol açan nedenler ikiye ayrılır. Bunlar, genetik nedenler ve çevresel nedenlerdir. Çevresel nedenler de kendi içinde üçe ayrılır. Doğum öncesi nedenler, doğum sırası nedenler ve doğum sonrası nedenlerdir. Zihinsel açıdan özel gereksinimli bireyler, Amerikan Psikiyatri Birliği'nce DSM IV tanı ölçüleri el kitabı'nda hafif zihinsel engel (zeka bölümü 50-55 ile 70 arası), orta derecede zihinsel engel (35-40 ile 50-55 arası), ağır zihinsel engel (20-25 ile 35-40 arası), ileri derecede zihinsel engel (20-25'in altında) olarak dörde ayrılır. Özel gereksinimli bireyler ağırlık derecelerine göre ise iki farklı şekilde sınıflandırılmaktadır. Bunlardan birincisi psikolojik sınıflandırma yaklaşımı, ikincisi eğitsel sınıflandırma yaklaşımıdır. Bireyin gelişiminde sanatsal üretimin ilk evresi, çizgilerle başlar. Çocuğun ruhsal, bedensel, zihinsel ve toplumsal alanlardaki gelişimi çizgisel gelişimine de yansır. Sanatsal faaliyetler, özel gereksinimli bireylerin sosyal ve zihinsel gelişimini olumlu yönde desteklediği gibi bireyin kendi yeterliliğini fark edebilmesinde, daha olumlu benlik kavramı geliştirmesinde, el-göz koordinasyonunu ve motor becerilerini geliştirmede etkin bir çalışmadır. Özel gereksinimli bireylerin gelişim özellikleri dikkate alındığında sanatsal gelişim evreleri, bulundukları yaşlardaki durumlarına göre karalama dönemi (2-4 yaş), şema öncesi dönem (4-7 yaş), şematik dönem (7-9 yaş), gerçeklik dönemi (9-12 yaş) ve mantık dönemi (12-14 yaş) olmak üzere beşe ayrılır. Tezimde, çalışmaya konu olan hafif mental retarde bireylerin resim uygulamalarında tespit edilen görsel sanat elemanları ve özellikleri bireylerin özel durumlarına göre analiz edilerek; iç dünyalarındaki duygular anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile özel eğitim gören hafif mental retarde bireylerin iç dünyalarının keşfinden faydalanarak, sanatsal eylemlerinden elde edilen bu bilgilerin onların eğitim sürecinde etkin bir şekilde kullanılması amaçlamaktadır. Hafif mental retarde bireylerin uygulama çalışmalarındaki görsel tasarım elemanlarının (çizgi, şekil, nokta, leke, fon rengi, renk) ve yaş, cinsiyet, sınıf, şube ve IQ puanlarına göre grafiksel yüzde dağılımları yer almaktadır. Uygulamaya katılan bu bireylerin bilgi, tecrübe, davranış, cinsiyet, yetenek, yaş gibi belirleyici bireysel farklılıkları ile bölgesel farklılıkları göz önünde tutularak, bulgular değerlendirilmiştir. Tezimde araştırma modeli olarak nitel ve nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Nitel araştırma yönteminde; betimsel analiz ve doküman analizi, nicel araştırma yönteminde ise anket kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: hafif mental, zihinsel, özel gereksinimli, çizgisel evre, tasarım elemanları, renk
Klasik Osmanlı Dönemi (16.YY) revzen pencerelerinin modern cam teknikleri ile yeniden yorumlanması
Anadolu‟da Ortaçağ‟dan Endüstri Devrimi‟ne kadar olan dönem içindeki cam üretiminin tarihçesi, yapısal özellikleri ve teknolojisi çok az bilinmektedir. Bunun nedeni bu konuda sistematik çalışmaların azlığıdır. Bugüne kadar gerçekleştirilen sınırlı sayıdaki çalışmalarda, Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri‟ne ait cam buluntuların sadece görsel özelliklerinin arkeoloji ve sanat tarihi yöntemleri ile incelenmesi ve değerlendirilmesi yapılmış, ancak güzel sanatlar uzmanlığında bu buluntular değerlendirilmemiştir. Bu araştırmanın konusu; 1500-1600 yılları arasında yapılmış Klasik Osmanlı Dönemi camilerine ait nakışlı pencereleri araştırarak, cam sanatı kapsamında incelemek ve yapılan bu incelemeler doğrultusunda kullanılan geleneksel motif ve teknikleri, modern yöntemler aracılığıyla uygulamaktır. Konunun özgünlüğü gerekli literatürler taranarak seçilmiştir. Kültürel bir miras olan geleneksel yapıdaki sanat eserlerimiz, cam sanatı kapsamında incelenmek üzere oldukça nadir ele alınmıştır. Bu bağlamda tercih edilen araştırmanın, gelecek araştırmacılara katkı sağlaması ve üretilen eserlerin, tarihteki örneklerine de ışık tutması amaçlanmaktadır
Kuzey Kafkasya Karaçay Balkar giyim kuşam tasarımları belgeleme ve yorumlar
Bu çalışmada Kuzey Kafkasya Karaçay Balkar Giyim Kuşam Tasarımları incelenmiştir. Çalışmada, Kuzey Kafkasya Karaçay Balkar Giyim Kuşamlarını belgelemek, kadın ve erkek giyim kuşamlarını ayırmak, giyim kuşamları kimlerin ne şekilde kullanıldığını belirlemek, sosyal statü ve dönemsel dağılımlarını saptamak ve giyim kuşam geleneğini açıklayarak, Kuzey Kafkasya Karaçay Balkar giyim kuşamına dair yeni yorumlamalar ile özgün bir koleksiyonun hazırlaması amaçlanmıştır. Çalışmanın bölgesel kapsamı Kuzey Kafkasya olarak belirlenmiştir. Kuzey Kafkasya Karaçay Balkar Giyim Kuşam geleneği konusunda bilgi alınabilen, Karaçay Balkarlar'a ait "Nart Destanı" ve "Özden Adet" adındaki kanun (töre) kitabı, bilimsel yayınlar, kaynaklar, dil, hukuk, gelenek ve görenekler, alışkanlıklar, etik kurallar, ahlaki değerler, arkeolojik bilgiler, müze ve arşiv kayıtları, eserler, resimler, çizimler, örnekler, fotoğraflar ve özel aile arşivleri incelenerek birçok konuda bölge insanına ait önemli bilgiler ortaya konmuştur. Sonuca ulaşabilmek için Kuzey Kafkasya Karaçay Balkar Giyim Kuşamı tarihsel ve kültürel çerçevede ele alınmıştır. Giyim kuşam fonksiyonları tanımlanarak onların sosyokültürel ortamda kullanılması ve bedensel işlevlerinin giyim kuşam üzerinde incelemesi yapılmıştır. Etnik tarih bağlamında, Karaçay Balkar maddi kültür özellikleri belirlenerek araştırılmış; giyim kuşamlarındaki dinî, mitolojik, estetik ve sanat fikirlerini yansıtan renkler ve süslemeler incelenmiştir. Kuzey Kafkasya halklarının giyim kuşam kültürünün, Sarmat ve Hun dönemlerinden beri süregelen göçlerden ve Proto-Türk göçebelerinden geldiği bilinmektedir. Bu nedenle "Kuzey Kafkasya Moda"sında güçlü bir Türk etkisi görülmektedir ve giyim kuşamda bir standart oluşturmak için Türk örneklerinden esinlenildiği görülmektedir. İki kültür akışı (göçebe bozkır ve yerel Kafkas kültürleri), Karaçay Balkar giyim kuşam şekillerine yansımış ve takı ile süslerde de kendi özelliklerini koruyabilmiştir. Giyim kuşamda bulunan metalik takı ve süslemelerin (göğüs düğme ve düğme ilikleri, asmalı çıngırdaklar ve vb.) kökenleri Erken Dönem Kafkasya kültürüne; altın sırma işçiliği, nakış ve aplike tekniklerinin de göçebe bozkır kökenine dayandığı bilinmektedir. Karaçay Balkar kadın giysilerinde kullanılan altın sırma işçiliğinin temelinde Türk geleneksel maden işlemeciliği ve kumaş işlemeciliğinin etkisi olduğu bilinmektedir. Sonuç olarak tüm dünyaca bilinen Kuzey Kafkasya Karaçay Balkar giyim kuşamının, eski zamanlarda olduğu gibi günümüzde de son derece zengin bir giyim kuşam geleneğine sahip olduğu bilinmektedir. Kuzey Kafkasya bölgesine has olan Karaçay Balkar giyim kuşam geleneği, o bölgenin kültürünü ön plana çıkartmaktadır. Hatta, Kuzey Kafkasya'da modayı belirleyen Türklere, zarif giyim tarzlarından dolayı "dağ aristokratları" denmiştir. Buna dayanarak Kuzey Kafkasya Karaçay Balkar giyim kuşamı incelenmiş ortaya çıkan bilgilerden esinlenerek, giyim kuşama güncel yorumlar getirilmiş ve özgün bir koleksiyon hazırlanmıştır. Bu çalışma, Akdeniz Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje Numarası: SSY-2016-1024.
Anadolu kilim motiflerinin çağdaş türk sanatındaki etkisi ve medya araçları ile yeniden yorumu
Geleneksel Anadolu kilim motifleri, toplumsal belleğin, kimliğin ve kültürel anlatımın önemli bir yansıtıcısı olmuştur. Ancak çağımızda gelişen teknolojiler ve küreselleşmenin etkisiyle görsel kültürdeki yerini zamanla kaybetmeye başlamıştır. Bu durum, kültürel sürekliliğin kesintiye uğramasına ve geleneksel simgelerin çağdaş sanat pratiklerinden dışlanmasına neden olmuştur. Söz konusu problem, yalnızca motiflerin estetik değerini değil, aynı zamanda taşıdıkları sembolik ve tarihsel anlamların da kaybolasına yol açmaktadır. Bu tez çalışasının amacı, Anadolu kilim motiflerinin kültürel ve simgesel değerini koruyarak, bu motiflerin çağdaş Türk sanatındaki temsillerini incelemek ve sayısal medya araçları ile nasıl yorumlanabileceğini ortaya koymaktır. Bu çalışmada geleneksel kilim sanatı ve hem Türkiye'de hem de dünyada çalışmalarında geleneksel sanatı kullanan sanatçıların eserleri amaçlı örneklem yöntemi ile belirlenmiş, tarihsel süreci, sembolik ve kültürel değerler bağlamında ele alınarak, analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda veri toplama yöntemleri, Feldman Yöntemi, Panofsky Yöntemi ve Kültürel Analiz Yöntemleri kullanılmıştır.
1960 sonrası Türk Resim Sanatında konu ve figür bağlamında Neşet Günal
Bu çalışmada 1960'dan günümüze kadar olan süreçte Türk Resim Sanatında temalar ve figüratif yaklaşımlar, sanat yapıtları ve sanatçılar üzerinden incelenmiştir. Tarihsel süreç göz önünde tutularak yapılan bu incelemede öncelikle konu ve figür kavramları incelenmiştir. Daha sonra Türk Resim sanatının da öne çıkan konu ve figürlere değinilip 1960'a kadar olan süreçte başlayan gruplaşma hareketlerinin ve II. Dünya Savaşı'nın etkileriyle bu dönemde konu seçimi ve figür kullanımı değerlendirilmiştir. 1960'tan sonraki süreçte Türk toplumunun, yeni kültürel kimlik oluşturma sürecinin en yoğun yaşandığı dönem olarak nitelendirilebilir. Bu dönemde düşünsel, sanatsal, toplumsal ve siyasal anlamda yaşanan olayların Türk Resmini konu ve figür seçimi olarak yeni bir döneme taşıdığı görülmektedir. Yaşanan gelişmelere kayıtsız kalamayan sanatçılarımız farklı konu ve figür arayışları içerisine girmiş ve toplumcu gerçekçi, gerçeküstücülük ve dışavurumculuk gibi akımlarda ortaya eserler üretmişlerdir. 1980 sonrası dönemde de yine toplumda yaşanan kültürel, toplumsal ve siyasal gelişmeler sanatın yönünü etkileyip sanatçıların farklı konulara ve figürlere yönelmesini sağlamıştır. Geçmişten günümüze kadar sanat tarihçileri, sanat eleştirmenleri, filozoflar ve sanatçılar tarafından en çok sorgulanan ve üzerinde düşünülen alan, konu ve figür seçiminin kuramsal çerçeve içerisinde ele alınması olmuştur. Son olarak araştırmadan elde edilen bilgilerden yola çıkılarak toplumsal gerçekçi sanatçıların Türk resmine katkıları üzerinden Neşet GÜNAL' ın hayatı, sanat anlayışı ve eserleri hakkında bir değerlendirme yapılarak araştırma kapsamı örneklendirilerek geliştirilmiştir.
Çağdaş sanatta sanatçı öznesi ve arkaik vizyon
Arkaik Vizyon kavramı, Çağdaş Sanat bağlamında sanatçı öznesinin çağın önerdiği üretim pratiklerinden ziyade, kolektif bilinçdışındaki arkaik zamandan gelen üretim pratiklerine yönelmesi durumudur. Buradaki vizyon kavramı bakış açısı anlamındadır. Çağdaş sanatçı pratiğini belirlerken, arkaik insanı bilimsel bir bakış açısıyla çözümlemek, izlemek ve taklit etmek yerine, ruhsal bir bakış açısıyla anlamlandırıp kendi öznesiyle özdeşlikler kurarak zamanlar-arası bir durum yaşamaya yönelebilir. Jung'a göre, her insanın ruhunun derinliklerinde bir arkaik insan vardır ve temelde hepimiz ortak bir bilinçdışına (kolektif bilinçdışı) sahibizdir. Aby Warburg bu durumu sanat tarihi bağlamında 'pathosformel' kavramı ile çözümlemiştir. Arkaik insan, ölüm olgusuyla karşılaştığında ilk büyük trajedisini yaşamış, hayatı anlamlandırabilmek ve korkularıyla baş edebilmek için salınım ihtiyacı duymuştur. Bu nedenle mit ve ritüellere başvurmuştur. Bizi büyüleyen Üst Paleolitik dönemin mağara resimleri bu çıkışla üretilmiştir. Arkaik insanın bahsettiğimiz bu yaşam deneyimleri, sonrasında 'Primitif sanat' olarak adlandırılmıştır. Bu bağlamda sanat da sanatçı da bir kurgudur. Uygarlaşmayla birlikte modern ve postmodern zamanlarda özne, gerçekliğini yitiren, aşırı üretim yüzünden, ne istediğini bilemeyen, sahip olduklarıyla bağ kurmakta zorlanan yılmış bir bireydir. Bu bağlamda çağdaş sanatçı ise içselleştirmediği, basmakalıp eserler üretme yoluna girebilir. Ancak sanatçı öznesi yaşadığı çağın ona önerdiği deneyimleri yaşamaktansa, kendi bilinçdışının en temel uyaranlarına cevap vermeyi başarabilir ve dilerse zamanlar-arası deneyimler yaşayabilir. "Çağdaş Sanatta Sanatçı Öznesi ve Arkaik Vizyon" adlı bu tez çalışmasının bir ürünü olarak gerçekleştirilen ''Günce'' adlı proje, bahsedilen kavramlar ışığında, şekillenmiştir. Proje, yanmış odunun kömüründen elde edilen füzen malzemesiyle ve resim tekniği kullanılarak yapılmıştır. Bu teknik, genellikle duvarlara ve geniş yüzeylere uygulanmaktadır. "Günce" projesi, kendine özgü bir imge sözlüğüne de sahiptir ve söz konusu bu resimler aynı zamanda bilinç akışı performatif bir pratiğin ürünüdür. Anahtar kelimeler: sanatçı öznesi, arkaik, primitif, pathosformel, kolektif bilinçdışı, Llhuros Uygarlığı, Onur Fındık.
Güncel sanat pratiklerinde kurgusal mekân ve yeni öykü kurma stratejileri
Mekânı deneyimleme biçimlerimiz ile dili kullanma becerilerimiz arasında bir benzerlik vardır. Sözcükleri seçmek, konumlandırmak, anlamı oluşturmak, bazense bozmak ve farklılaştırmak arayışındaki dil oyunları, tıpkı mekân deneyimlerine benzer şekilde duraksamalar, hareketlilikler, sıçramalar ya da kopuşlar yaratmaktadır. Bu nedenle öykü ve mekân deneyimleri aşağıda adımların bir araya geldiği ve dağıldığı güzergahlarda başlar. Bu güzergahlarda mekânı ören ve ona kimlik kazandıran adımlar, tıpkı bir metni ören sözcükler gibi yan yana dizilerek anlamı inşa etmeye soyunmaktadırlar. Dil ve imge düzeyinde mekânı aramak ise mekanla kurulan fiziki bağın düşsel olana geçit verdiği bir aralık sunmaktadır. Sözcüklerin sayfaya yerleşerek mekanlarını bulması gibi imge de tuval yüzeyi, sanatçının atölyesi, galeri mekânı ya da kamusal alan ve doğa mekânı gibi ortamlara yerleşerek bu ortamları anımsamalar ve bellekle ilişkilenen yerlere dönüştürmekte bir anlamda onları mekânlaştırmaktadır. Mekânın dünyadaki fiziki varlığımıza yer açıyor oluşu gibi sanat eserleri de mekanlar aracılığıyla varlık sınırlarını belirlemekte ve böylelikle gündelik hayatın akışındaki yerini alabilmektedir. Gündelik dile sızan ve burada farklı anlam oyunları üreten sanat eseri, mekanlardan anlatılara taşınarak, eserin çoğul bir dil üstlenmesini sağlamaktadır. Anlatının mekânı bu çoğullaşmayı sağlayan ve eseri farklı okumalara maruz bıraktıran yer olarak belirmektedir. Anlatı düzlemi, galeri mekânı, sanal ortam gibi farklılaşan mekân kurgularıyla çoğullaşan eser her yeni aktarımda farklı bir dil kurgusuna kavuşmaktadır. Böylelikle kendi varlık alanını canlı tutabilen eser, gündelik hayatın bir parçası olarak sosyolojik bir nesne konumuna da kavuşmaktadır.
Çağdaş Sanat ve mekânsallık olgusu bağlamında mimarlık ve fotoğraf etkileşimi
Çağdaş Sanatta 'Mekânsallık' günümüzde çok önemli bir kavram haline gelmiş, farklı disiplinlerin bir aradalığıyla izleyicide farklı duyumlar yaratma çabaları sanatın esas amacı olmaya başlamıştır. Çağdaş sanatı dünyaya getiren kültürün merkezinde maddi manevi insanın yer alması disiplinlerarası çok katmanlı bir alanda çalışmayı gerekli kılmış, bu da tezimizin ana savını oluşturmuştur. Lucio Fontana, 20. yüzyıl sanatına damgasını vurmuş olan, soyut heykel ve resim çalışmalarıyla bugün bile pek çok sanatçının ilham kaynağı olmaya devam eden, İtalya'nın en etkin ve yaratıcı sanatçılardan biridir. Çalışmalarına mekânı da dahil ederek kendi dönemi için avangard bir çıkış yapması ve bu çıkışının günümüzde güncelliğini yoğun bir şekilde koruyor olması, bu tezin başlangıcında kendisini tanımamızı zorunlu kılmıştır. Bu tezde Lucio Fontana'ın Spazialismo'sundan yola çıkarak onun kültürel mirası üzerinden önce çağdaş sanattaki temsilcileri incelenmiş, ardından mimarlık fotoğraf ilişkisi bağlamında mimar ve fotoğrafçıların mekânsallık olgusunu ele alışları sanatçıların özelinde detaylandırılmıştır. Tüm bu kuramsal araştırmalar ve saptamalarım ışığında temellendirilen proje çalışmam olan 'Arada - In Between', mekânsallık bağlamında değerlendirilerek gerçekleştirilmiştir.
Güncel fotoğrafta mimari ve kent soyutlamaları : Murat Germen
Günümüzde teknolojinin gelişimiyle dijital süreçlerin özgürleştirdiği fotoğraf; soyutlama niteliğinde, deneysel, kavramsal ve kurgusal yaklaşımlara olanak vermektedir. Dijital imgelerin gerçeğin yerini aldığı ve manipülasyonlara açık olduğu bu ortam sanatçıları çalışmalarında gerçeği doğrudan ifade etmek yerine sunulan gerçeğin ne olduğunu sorgulamaya yöneltmiştir. Mimari, kent ve yaşama dair meseleleri olan sanatçılar kişisel deneyime önem veren, görünenin "ötesini" keşfetmeye yönelik yaklaşımlarda bulunarak yeni ifade dilleri geliştirerek öznel dünyalarını kurgulamışlardır. Görmenin yeni yollarının arandığı bu süreçte yaratıcılığın önü açılmıştır. Sanatçılar duygularını izleyiciye aktarmada kullandıkları yabancılaştırma yöntemleri ile algıyı harekete geçirmeye çalışarak bizleri düşünmeye davet etmektedirler. Çağdaş Türk fotoğrafının önemli isimlerinden Murat Germen, şehir plancısı, mimar ve fotoğrafçı kimliklerinden oluşan geniş vizyonu ile mekânı ve kenti merkeze alarak yaratıcı düşünme pratiğini fotoğraf ile birleştirerek "anlatı" içeren kurgular yaratmaktadır. Günümüz dünyasının teknolojik gelişmeler ve hız karşısındaki kentsel, çevresel, toplumsal ve bireysel sorunlarına yoğunlaşarak izleyicinin normalleşen algısını bozmaya yönelik çalışmalarıyla sorunlara ayna tutarak izleyici ile yüzleştirmektedir. Her bir fotoğraf serisinde ayrı bir "meselesi" olan sanatçı izleyiciyi bu katmanlaşmış yapıya dahil ederek katmanların ardındaki "öze" ulaşmasını talep etmektedir. Sanatçı yaşadığı dünya ve kendisi arasındaki çatışmayı yeni bir evren kurgulayarak, fotoğraflarıyla teknolojiyi buluşturarak, disiplinler arası bir ortamda sunmaktadır. Fotoğraflarında yaptığı başkalaşım ve dönüşümlerle mekânları tekrar üretmektedir. Görme biçimlerine odaklanan Murat Germen farklı konum-lardan çekilen fotoğrafları tek bir yüzey üzerinde bir araya getirerek zamanın olağan akışını bozarak akışkanlık ve devinim içeren özgün, sofistike bir ifade dili yaratmaktadır.
Orta asya Türk mitolojisi motiflerinin popüler dünyadaki görsel izlekleri
Mitoloji, toplumların tabiatı ve evreni anlamak üzerine geliştirdikleri bir düşünce sistemidir. Bilginin ve verinin mitolojik inançlar üzerinden nesiller arası aktarımı ile mitoloji ait olduğu toplumların belleği ve aynası haline gelmiştir. İlkel topluluklarda mitolojik düşünce yaşamın temel gereksinimlerine karşılıklar bulmak adına geliştirilmiş olsa da medeniyetlerin değişip gelişmesi ile mitolojide toplum gereksinimlerine bağlı olarak değişip gelişmeye devam etmiştir. Zaman içerisinde mitolojik motifler ve inanışlar kimi zaman unutulmuş veya değişime uğramış kimi zamansa inanç özelliğini kaybederek kültürel birer değer olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Görsel kullanımı mitolojinin aktarım yolları arasında uygulanan metotlardan bir tanesidir. Geçmişte olduğu gibi bugün de görsel dille üretilen popüler dünya eserleri mitolojik anlatılar içermektedir. Araştırma içerisinde popüler dünya kavramı kimi zaman popüler kültüre mâl olarak geniş kitlelere ulaşan kimi zamansa ulaşılması amaçlanan topluluklar arasında popülerlik kazanan nesne, fikir, düşünce, eser gibi farklı olguları kapsama amacıyla bir bulgu olarak kullanılmıştır. Türk mitolojisi motifleri ile temellenen Berzah Games'in piyasaya sürdüğü Uruz Er Kişinin Geri Dönüşü isimli oyun, TRT tarafından yayımlanan Kökler belgeseli, Bartu Bölükbaşı ve Can Evrenol gibi sanatçılar tarafından üretilen eserler, görmüş oldukları ilgi ve kazanmış oldukları başarılar ile popüler dünya eserleri arasında yer almaktadır. Dördüncü bölümde araştırma kapsamında edinilen bilgiler ışığında çizgi roman dilinde resimlenen Ak Ana, Kayra Han, Ürüng Ayın Toyon ve Kübey Hatun illüstrasyonları, kaya resimlerinden esinlenilerek hazırlanan "Hem Yer Hem Gök" ve "Su", "Ateş", "Toprak" serileri okuyucuya sunulmuştur.
Bireysel belleğin inşasında fotoğrafın rolü
Yaşamın ve yaşanmışlığın izlerini taşır bellek. Her birey yaşamı boyunca oluşturduğu bellek birikimiyle kimliğini inşa eder. Dünyaya geldiğin aile, toplum ve kültür, kimliğini, belleğini şekillendirir. Birey belleğini oluştururken toplumdan ve kültürden beslenir. Bellek inşasında hatırlamanın gerçekleşmesi için yardımcı araçlara ihtiyaç duyan insan fotoğrafı keşfetmiştir. Fotoğraf insanlığa anı dondurabilme gücünü bahşetmiştir. Bu tez çalışması, bireysel bellek ve bireysel belleğin inşasında başvurulan fotoğrafın rolünü araştırmaktadır. Araştırmanın amacı bireysel bellek inşasındaki dönüşümü fotoğraf üzerinden göstermektir. Araştırma içine kültür de dahil edilmektedir çünkü; kültür de insan ait bir unsurdur. Bellek türleri ve fotoğraftan önce belleğin oluşum biçiminin incelemesiyle başlayan çalışma, fotoğrafın icadıyla başlayan görsel kaydın aldığı yeni biçimleri inceleyerek devam etmektedir. İnsan hayatı analog dönemden dijital döneme evrilmiştir. Analog dönemde bellek oluşumu için kullanılan fotoğraf albümleri, bu albümlerin paylaşım ve izleme biçimleri dijital dönemde dönüşüme uğramıştır. Bu dönüşüm sadece sıradan insan hayatında değil sanat üretimlerinde de etkisini göstermektedir. Sanatçılar, bireysel belleklerini konu edinerek yaşadıkları dönem şartlarında kendilerine yeni bir bellek inşası kurmaktadır. Bellek inşasının sanat nesnesi olarak nasıl dönüştüğüne de değinilmektedir.
Post truth kavramı ile çağdaş sanat ilişkisi
Post-truth kavramı içinde yaşadığımız çağın en çok tartışılan kavramlarından birisi olmuştur. Öyle ki varlığı konusunda bile tam bir fikir birliği sağlanamamışken, hakkında yazılan metinler günden güne artmaktadır. Özellikle 2016 yılında kelimenin kullanımında görülen ani artış, kavramın toplumda bulduğu karşılığı kanıtlar niteliktedir. Dünya genelinde gözlemlenen politik değişimler nedeniyle böyle bir artışın gerçekleştiğine şahit olsak da post-truth kavramı sadece bu kavramlar özelinde değerlendirmeye alınamayacak kadar geniş bir kavramdır. Kavramın sosyolojik, kültürel, felsefi ve bilimsel olarak etkileşime girdiği pek çok kavram bulunmaktadır. Bütün bu alanlarda, kavramın bileşenlerinden birini oluşturan hakikat kavramının değersizleştiğini veya yok sayıldığını gözlemlemek mümkündür. Bu yüksek lisans tezi çalışması kapsamında ise, hakikat ile kurulan bu sorunlu ilişki biçimleri incelenmeye çalışılmıştır. Hakikatin önemsizleşmesi, sanat alanında da belirli değişikliklere sebep olmuştur. Sanat alanındaki bu değişimler öncelikle felsefi bağlamda hakikat kavramı ile sanat arasındaki ilişki üzerinden ele alınmıştır. Sanat alanında ise alegorik temsiller ile başlayan hakikat temsillerinin çağdaş sanat alanında nasıl bir dönüşüme uğradığı gösterilmeye çalışılmıştır. Bu süreç doğrultusunda, post-truth çağda üretilen sanat eserleri incelenmiş ve sanatçıların eserlerini üretirken hakikat ile kurdukları ilişki, post-truth ve onunla ilişkili kavramlar üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Post-Truth, Hakikat, Yankı Odası, Popülizm, Çağdaş Sanat.
Art Nouveau sanat akımında stilizasyon ve ayakkabı tasarımındaki etkileri
Art Nouveau sanat akımı, Yeni Sanat olarak da adlandırılmaktadır. 1890-1910 arasında İngiltere'de başlayıp Avrupa ve Amerika'da yayılan, ağırlıklı olarak mimarlık, dekorasyon, cam obje tasarımı, afiş ve çeşitli yüzey alanlarında kendini gösteren bitkisel desenlerin ve bezemelerin kullanıldığı sanat disiplinidir. Tezin ilk bölümünde, Art Nouveau sanat akımının tarihsel gelişimi göz önüne alınarak sanat akımında kullanılan en belirgin stiller değerlendirilmiştir. Bitkisel soyutlamalar, kadın figürü, hayvan ve böcek stilizasyonları örnekler ile açıklanmış olup, Art Nouveau akımının, mimari, resim, heykel, grafik, dekorasyon, moda giyimi ve aksesuar tasarımı alanındaki etkileri incelenmiştir. Dünya'da Art Nouveau akımı ile ilgili olarak İngiltere, Amerika, Fransa, Belçika, Almanya, Rusya ve Osmanlı Dönemi'nde akımın en yoğun hissedildiği eserler örnek olarak aktarılmıştır. Tezin ikinci bölümünde, ayakkabı tasarımının kısa tarihçesi ve ayakkabının bölümlerine yer verilmiştir. Bu bölümde, Art Nouveau sanat akımında stilizasyon kavramı ve sanatçıların doğayı soyutlama biçimleri ve tasarımlara aktarma yöntemleri çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, sanat akımının ortaya çıktığı dönemde ayakkabı tasarımları değerlendirilmiş, saya ve ökçe bölümlerindeki stilizasyon etkileri incelenmiş ve dönemin ayakkabı tasarımcılarının çalışmalarından örnekler verilmiştir. Günümüze kadar olan süreçte, Art Nouveau sanat akımının stilizasyonu yönelik etkilerinin ayakkabı tasarımıyla ilişkisi kronolojik olarak araştırılmıştır. Son bölümde ise, konuyla ilişkili olarak ayakkabı koleksiyonu hazırlık süreci aktarılmış ve sunulmuştur. Koleksiyonda Art Nouveau dönemi mimari yapı detayları, taban ve topuk kısmında; böcek formları stilize edilerek saya kısımlarında kullanılmıştır. Tez kapsamında hazırlanan gece ayakkabıları koleksiyonu, yüksek el işçiliği tercih edilerek tasarlanmış ve üretilmiştir. Anahtar Kelimeler: Art Nouveau, Stilizasyon, Ayakkabı, Moda, Aksesuar
Çağdaş görsel sanatlar alanı ve NFT ilişkisi
Çağdaş Görsel sanatlar alanında NFT piyasası yeni bir oluşumdur. NFT piyasası sanatçılara konvansiyonel piyasa ve kurumları reddederek bağımsız bir biçimde var olma imkânı sağlamıştır. Gün geçtikçe popüler hale gelen NFT dünyası blok zincir tabanlı pazar yerleri sayesinde sanatsal üretimin doğrudan alıcıyla buluşmasına olanak tanımaktadır. Blok zincir teknolojisi işlevlerinin, çağdaş sanat ve çağdaş sanatın ekonomisi bağlamında örneklerle incelendiği bu araştırma, röportajlarla desteklenerek NFT dünyasını tanımlamayı amaçlamaktadır.
Geri dönüşüm kavramı kapsamında tekstil atıklarıyla heykel üretimi
"Geri Dönüşüm Kavramı Kapsamında Tekstil Atıklarıyla Heykel Üretimi" başlıklı tez konusunun seçilmesindeki amaç, günümüz tüketim süreci sonucunda insan kaynaklı meydana gelen çevreye zarar verici boyutta olan atık yığınlarına, bu atıkların oluşumunda insanların aşırı tüketim nedeniyle sebep oldukları ihtiyaç fazlası üretim boyutuna ve bu konuda yaşanan bilinçsiz-duyarsız tutumlara dikkat çekmektir. İnsanların tüketim konusundaki bilinçsiz tutumlarının neden olduğu çevreye verilen zarar ve yıkıcı etkileri metin içerisinde görsellerle desteklenerek anlatılmış, uygulama çalışmalarıyla da ilişkilendirilerek konu detaylandırılmıştır. Bununla birlikte, sürdürülebilirlik kapsamında geri dönüşüm çerçevesinde Dünya çapında yapılan çalışmalara da yaşam şekillerimizde yapacağımız iyileştirici etki ile destek olmamız gerektiğine dair vurgu yapılması istenmiştir. Bu kapsamda tüketim davranışlarımızı gözden geçirmek ve sürdürülebilir yaşama uygun tüketim şeklini hayatımıza geçirmek gerektiği düşünülmüştür. Tez hazırlık sürecinde, geri dönüşüm, tüketim çılgınlığı ve atıklarla ilişkili yazılı ve görsel kaynak araştırmaları, malzeme ve teknik deneyim elde edilmesine yönelik alan araştırmaları yapılmıştır. Sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm kapsamında yapılan çeşitli projeler, tasarımcıların ve sanatçıların yaptıkları çalışmalar incelenmiştir. Araştırma sürecinde edinilen bilgilerle, kişisel uygulamalara altyapı oluşturmaya çalışılmıştır. Üretim fazlası tekstil atıklarının sanat objesine dönüştürülmesi yoluyla üretim fazlası tekstil atık malzeme ile heykel disiplini kavramsal çerçevede birleştirilmiştir.
Tasarımın sanata, sanatın tasarıma evrilmesi bağlamında İstanbul Bienali ve İstanbul Tasarım Bienali örneği
Sanat ve tasarım arasındaki ilişkisel katmanları araştıran "Tasarımın Sanata, Sanatın Tasarıma Evrilmesi Bağlamında İstanbul Bienali ve İstanbul Tasarım Bienali Örneği" adlı tez, kavramsal ve biçimsel açıdan sanat ve tasarımın iç içe geçmesi, karışması veya benzerleşmesinin nedenlerine odaklanmaktadır. Birinci bölümde, sanat ve tasarımın birbirine temas eden dönüşüm süreçleri, özellikle de 20. yüzyılda sanat ve tasarım arasındaki tarihsel ilişkiyi farklı yönlerden etkileyen kırılma noktaları ve üretimler üstünde durulmuştur. Bu evreler, etimolojik köklerde, endüstri devriminde, sanat ve tasarım hareketlerinde ya da önemli kavram ve görüşlerde arayışa çıkılarak, açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, küreselleşmenin etkilerinin hissedildiği, sanatı tasarımlaşma ve tasarımı sanatsallaşma noktasına taşıyan pek çok farklı dinamik, bu bağlamın okunabileceği piyasa, sanatın yönetilmesi, tasarımın eleştirelliği, disiplinlerötesi projeler, sanata ve tasarıma yön veren mekanlar ile görünür hale getirilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde ise sanat, tasarım arasındaki karmaşaya yönelik tezin merkezinde yer alan problematiğin gözlemlenebileceği platformlar olan İstanbul Bienali ile İstanbul Tasarım Bienali'ndeki üretimler karşılaştırılmış ve irdelenmiştir. Bienalin bu ilişkide nerede konumlandığı ve rolünün ne olduğu sorgulanmış, tez süresince sanat, tasarım alanlarından deneyimli isimlerle gerçekleştirilen röportajlar sonucunda araştırma aydınlatılmaya çalışılmış ve ortaya çıkan kritik sorulara yanıt aranmıştır
1990 sonrası çağdaş sanatta ifade biçimi olarak vizyoner sanatın disiplinlerarası bağlamda yorumlanması
Bu çalışmanın birinci bölümünde, Vizyoner Sanat'a dair kavram ve tanımlar açıklanarak, tarihsel süreci içerisinde bağlantılı olduğu akımlara değinilmiştir. Sanatsal yaratıcılık bağlamında incelenen Jung psikolojisi, temel kavramlarıyla birlikte ele alınmıştır. Jung'a göre, hepimizin psişesinde bulunan ve tüm insanlığın tecrübelerinin ortak alanı olarak nitelendirdiği "kolektif bilinç dışı", kendini sembolik ve arketipsel imgeler aracılığıyla sanatlarda ifade eder. İkinci bölümde, 1990 sonrası sanat ortamı ve bir ifade biçimi olarak Vizyoner sanatın bu dönemdeki gelişmeleri, sanatçılar ve çalışmaları üzerinden incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Vizyoner sanatın disiplinlerarası bağlamda yorumlandığı, deneysel uygulamalara yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise, araştırmanın genel değerlendirmesi yapılmıştır.
Alternatif bir bilgi aracı olarak masa oyunu tasarımı ve kent temalı masa oyunlarında özgün görsel dil
İçinde bulunduğumuz dünyada bugün itibariyle "oyun" kavramı, artık sadece çocukların vakit geçirdiği bir yaşam aktivitesi değil, varoluş amaçlarının sorgulandığı, birbirinden farklı pek çok yaşamsal alanda çözümlenmesi ya da kurgulanması gereken "yenilikçi" bir araç halindedir. İnsanın varoluşuyla birlikte varlık gösterdiğine inanılan oyunlar, insan kültürünün içinde ve kültürü şekillendiren sistemsel yapılar olarak yorumlanışından terapiye, sanata, iletişime, eğitim bilimlerine ve pazarlamaya kadar, birbirinden farklı alanlarda etkinliği sürekli sorgulanan ve yeni yöntem önerilerine araç oluşturan, sürekli devinen, kendine has yapılardır. "Alternatif Bir Bilgi Aracı Olarak Masa Oyunu Tasarımı ve Kent Temalı Masa Oyunlarında Özgün Görsel Dil" başlıklı tez çalışması ise, pek çok oyun türü arasından masa oyunlarının, görsel iletişim ve özellikle bilgi iletişimi alanında etkili araçlar olabileceği savunusuyla şekillendirilmiştir. Bu yönde öncelikle insanın bilgiyi kavrayış süreci, fizyolojik arka planı ve alanında güçlü bulunan yaklaşımlarla incelenmekte, oyunların bu kavrama ve anlamlandırma süreciyle nasıl ilişkilendirildiği, geniş bir literatür taraması ardından güncel örneklerle analiz edilmektedir. Sonrasında kapsamlı bir çatı oluşturan oyun kavramından masa oyunlarına odaklanılmış, kendi içinde özgün bu sistemlerin, insan kültürü için bilgi iletişimi paydasında nasıl evirildiği işlenmiştir. İncelemeden edinilen izlenimle, bilgi iletişimi hedefiyle masa oyunu tasarlama sürecinde dikkat edilmesi gereken unsurlar, güncel iyi örnekler üzerinden, oyun mekanikleri, oyun anlatısı ve görsel tasarım katmanlarında tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda pratikte öne çıkan değerler, çalışmanın olası ilkelerini sağlamaktadır. Ayrıca tez çalışmasının üçüncü bölümünde, çalışmanın uygulama projesi olarak sunulan bilgi içerikli masa oyunu kurgusu "İzmir1900: Tarihi Yaşatan Oyun" için alt yapı oluşturmak adına, üç adet kent temalı masa oyunu analiz edilmektedir. Kent kültürü ve kent imgesi gibi kavramların, kent temalı masa oyunlarını görsel açıdan nasıl şekillendirdiği sorgulanmıştır. Tez çalışmasının tamamından edinilen izlenimlerle geliştirilen bu uygulama çalışması, aynı zamanda, tema belirleme, oyun anlatısı ve görsel kurgu süreçlerinde, bilgi aracı olarak yapılandırılacak bir masa oyununun nasıl geliştirilebileceğine dair yöntem önerisi niteliğindedir.
Günümüz resim sanatında ontolojik bir inceleme olarak kaos-kozmos
Bu tez çalışması, insanoğlunun kendisini ve çevresini anlama yolundaki keşiflerinin sanatsal çalışmalara nasıl yön verdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Hayatın belirsizliği ve varlığın yanıtını aramak insanı düşünsel karmaşıklığa doğru sürüklemiştir. Bu bağlamdaki içsel yolculuğa yapılan keşifler insanı üretim yapmaya teşvik ettiğinden ortaya çıkan nihai çıktılar sanatsal varoluş için önemlidir. Sanatçının diğer insanlardan farklı olarak kendi iç dünyasındaki evreni tanıyıp, sentezleyip yansıtması üretiminin en temel yapısıdır. Tez konusunun anlatımında evren, yani kozmos oluşumu ve bütünleyicisi olan kaos kavramı tanımlandıktan sonra, her ikisi birlikte değerlendirilerek bu kavramların oluşturduğu zıtlık ve sanatsal zıtlıklar arasında kurulan bağlar çalışmanın bütünlüğünü sağlamaktadır. Varoluşsal kaygılar taşıyan resimler, kuramsal olarak sanat teorisi olan ama aynı zamanda sanat eserlerini anlama ve çözümleme noktasında bir metot olarak da kullanılan sanat ontolojisi perspektifinden ontik bir bütünlük ile ele alınmıştır. İnsanın ilk biçimsel ifadesinden itibaren başlayan varlık serüveni, sanatçının kendi düşünsel sonuçlarını resimlerinde ifade ettiği soyut sanata doğru ilerleme göstermiştir. Varlık, tüm bilinmezliğiyle her zaman insan zihnine ve sanata konu olmuştur. Günümüz sanatında da devam eden bu arayışın örnekleri seçilen sanatçıların resimleri üzerinden verilmiştir. Araştırmanın içsel yolculuktaki arayışla birleştiği düşünsel sonuçları ise resim çalışmalarına kaynak oluşması beklenerek yapılmıştır.
Manisa ilinde 2000 yılı sonrası kültür afişleri ve yerel yönetimler
Seçilerek iş başına gelen yerel yönetimler bulundukları il veya ilçede birtakım yönetsel özellikler ile donatılmaktadır. Özerk olan yerel yöneticiler bu yetkilerini il veya ilçenin ihtiyaçları ve kalkınması için kullanmalarının yanı sıra kültürel faaliyetlerde de bulunmaktadırlar. Yerel yönetimlerin sponsorluğunda gerçekleşen etkinlikler sergi, söyleşi, dinleti gibi pek çok türde olabilmektedir. Bu kültürel faaliyetlerden en kapsamlı olanlarının festival etkinlikleri olduğu görülmektedir. Kültürel alışverişin yoğun olduğu özellikle festivallerde ve benzer diğer etkinliklerde kullanılan afişlerin üretim ve dağıtım süreçlerinde rol oynayan yerel yönetimler, tasarım sürecinde de aktif konumdadır. Bu çalışmada 2000 yılı sonrası Manisa ilinde yerel yönetimlerin kültürel afişler üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Bu kapsamda, literatür taraması, arşiv taraması, yüz yüze görüşme ve telefon ile görüşme yöntemleri kullanılmıştır. Bu çalışmada Manisa ili özelinde afişlerin bölgenin kültürel öğelerini yansıtıp yansıtmadığı, yerel yönetimlerin bu afişler üzerinde etkisi olup olmadığı, eğer etkileri var ise bu etkilerin nasıl ve ne ölçüde olduğu, yerel yönetimlerde tasarım yönetiminin nasıl idare edildiği ve edilmesi gerektiği sorularına cevap aranacaktır. Çalışmanın konu üzerinde çalışan akademisyen, tasarımcı ve yerel yöneticilere kaynak olması, var olan literatüre katkı sağlaması amaçlanmaktadır.
Çin kültüründe enfiye şişelerinin tasarım çözümlemeleri üzerine bir araştırma
Kültür, bir ulus, topluluk veya başka insan grupları tarafından ortak tutulan inançları, ahlaki değerleri, gelenekleri, dil ve yasaları kapsamaktadır. Kültürün, gündelik yaşam nesneleri üzerinde ilişkili olduğu da yüzyıllardan beri görülmektedir. Bir ulusun ya da topluluğun kendisine has değerleri sanatsal bir şekilde objelere veya nesnelere yansıtması genellikle karşılaşılan bir durumdur. Dünyadaki en eski sanat geleneklerinden biri olarak görülen Çin sanatı da kendi kültürel özelliklerini yaşatabilmek ve yansıtabilmek için çeşitli sanat eserleri üretmiştir. Bu bağlamda Çin kültüründe enfiye şişeleri de Qing Hanedanlığı döneminin kendi kültürel özelliklerini yansıtan küçük sanat eserleri olduğunu söyleyebiliriz. Doğu ve Batı etkileşimleri sonucunda şekillenen bu şişeler, tüm ülkenin sosyal, kültürel ve inanç sistemlerini üzerlerinde barındırmaktadır. Toplumun enfiye şişelerini benimsemesinin bir diğer sebebi; taşınabilir küçük bir aksesuar olarak görmesi ve sembolik anlamlarda birbirleri arasında iletişim kurabilmesidir. Tasarımsal farklılıklar gösteren ve çeşitli malzemelerden üretilen bu şişeler, toplumun ulaşabilirlik seviyesine, istek ve arzularına göre şekillenmiştir. Tez kapsamında, tütün saklama kabı olarak ortaya çıkan ve zamanla Çin kültüründe günlük yaşam nesnesine dönüşen enfiye şişelerinin, toplumun sosyal ve kültürel açıdan önemli birer parçası haline gelmesi, anlamı ve önemi incelenmiştir. Birinci bölümde, Çin'in kısa tarihi, kültürü ve sanatı hakkında genel bir bilgi verilmektedir. Qing Hanedanlığı'nda ortaya çıkan enfiye şişeleri, Çin sanat tarihinin gelişimini yansıtmaktadır. Bu sebeple enfiye şişesi sanatını anlayabilmek için önce Çin'in sanat ve kültürünün temellerini kavramak gerekmektedir. İkinci bölümde, enfiye şişesi tarihi, özellikleri, malzeme yapısı, şişeler üzerinde kullanılan sembollerin anlamları ve kültürel altyapısı incelenmiştir. Ayrıca günlük yaşamda insanlar üzerindeki etkileri, günümüzdeki durumu ve kullanım amaçları incelenmiş ve tasarım çözümlemeleri yapılmıştır. Son bölümde ise, yapılan araştırmalar doğrultusunda Çin enfiye şişesi sanatının kendisine ait özelliklerine sadık kalınarak, Qing Hanedanlığı dönemini yansıtan, tasarımlar yapılmıştır. Bu tasarımlar üretilirken onyx taşından ve seramik malzemesinden yararlanılmıştır. Onyx taşının kendi yapısal özelliği yansıtılmaya çalışırken, seramik yüzeylere döneme ait semboller işlenmiştir. Bu koleksiyon günümüz koşullarında üretilebilme durumuna göre tasarlanmıştır.
Kavramsal sanatta fotoğraf ve küratörlük stratejileri (Bir sergi projesi)
Bu tez ''Kavramsal Sanatta Fotoğraf ve Küratörlük Stratejileri (Bir Sergi Projesi)'' başlığı altında fotoğraf alanının ifade biçimleri olarak kullanılmasını, aynı zamanda sergileme biçimlerinin çeşitliliğini ele almaktadır. Farklı disiplinlerde üreten sanatçıların yapıtlarında fotoğrafın olanaklarından yararlanmaları örneklendirilerek ele alınmıştır. Fotoğraf alanının yapıtlarda ifade biçimi olarak kullanılması, alan olarak fotoğrafın var olması ve sergileme biçimi açısından Müze, Galeri ve Kamusal Alanlar da olduğu konumun çeşitliliği incelenmektedir. Sergi mekanlarında bağlı veya bağımsız olarak yer alan küratörlerin kişisel veya koleksiyon sergi örneklerine yer verilmektedir. Bu tezin kapsamında gerçekleştirilen Yasak Bölge projesi ve deneyimlenen Lens19 sergisi teknik, sergileme, küratör ve mekân ilişkisi bağlamındaki aşamalarından bahsedilerek, küratör ile yapılan röportajdan alıntılara yer verilmektedir.
Sentetik medya ve çevrimiçi gerçeklik
Bu araştırma "yapay zeka" ve "derin makina öğrenmesi" teknolojilerinin iletişim ve canlandırma teknolojileri ve aynı zamanda toplum üzerindeki olası etkilerini konu almaktadır. Günümüzde derin öğrenme; veri analitiği ve "bilgisayar görüşü" (computer vision) gibi çeşitli karmaşık sorunları çözmek için başarıyla uygulanmaktadır. "Deepfake", İngilizcede karşılıkları "derin makina öğrenmesi" (deep) ve "sahte" (fake) kelimelerinin birleşmesiyle oluşan, yapay zeka ve derin öğrenme algoritmalarını kullanan yazılımlar ile internet üzerinde Reddit ve benzer forum sitelerinde ev kullanıcıları tarafından üretilmeye başlanmış, üzerinde oynanmış sentetik medya türüdür. Deepfake algoritmaları, insanların orijinallerinden ayıramayacakları sahte görüntüler ve videolar oluşturabilir. Derin öğrenme yazılımları ile yaratılan, çevrimiçi dünyada ortaya çıkan ve zararsız mizah olarak gösterilen fakat "gerçek" ile "sahte" arasındaki farkının eğitimsiz gözlerle ayırt edilmesi imkansız olan bu videolar, kişilik hakları tartışması yarattığı gibi bununla birlikte, gizlilik, demokrasi ve ulusal güvenlik tehditlerine neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, ana akım medya, sosyal medya internet haber sitelerinde kamuoyu yaratmak, propaganda amacıyla yaratılan sahte haber ve haber görüntülerinin, deepfake algoritmaları ile desteklenerek toplumsal algıyı manipüle etmek için üretilebileceğini, gelişen yapay zeka yazılımlarının sahte haber ve sahte video görüntüleri üretmek için kullanılmasının olası sonuçlarını araştırmaktır. Araştırmada 2017'den günümüze bilgisayar, grafik kart teknolojilerinin ve derin öğrenme algoritmalarının çalışma prensipleri incelendiği gibi, iletişim teknolojilerinin ve medyanın toplum ve kişi üzerindeki etkileri medya kuramlarına olası etkileri araştırılmıştır.
Güncel sanatta ekolojik farkındalık ve malzeme olarak atık
Bu çalışma ekolojik sorunlar karşısında sanat ne yapabilir sorusundan yola çıkmış, konuyla ilgili kaygı duyan, yeniden kullanım süreçlerine önem veren sanatçıları ve sanatın bu konudaki rolünü kavramak için oluşturulmuştur. Güncel sanatın ekolojik bilinci, izleyiciyi sadece izlemeye yönelik pasif rolünden çıkararak harakete geçmeye ve bir eylemci izleyici olmaya davet etmesi açısından önemlidir. Gezegeni büyük ölçüde etkileyen, insan dışındaki tüm varlıkların metalaştırılmasından kar sağlayan günümüz neoliberal piyasa ekonomisi, insanlar ve kültürler için tüm standartları be-lirleyen egemen medeniyet modeli, cinsiyetçi ve ırkçı bir dünya modeli yaratmakta, bu model insan kaynaklı ekolojik sorunların da kökenini oluşturmaktadır. Kapitalosen olarak da adlan-dırılan bulunduğumuz jeolojik çağın tüketim toplumuna dayanması, nesnelerin kullanım süre-lerinin azalması ve hızlıca atık vasfına geçmesini sağlamıştır. Bu çalışma giderek artan ekolo-jik sorunları, tüketim toplumunu ve yarattığı atık malzemenin araştırması ve geliştirilmesi açı-sından alan sunmaktadır. Geçmişten günümüze atık malzemenin felsefi, sosyolojik, fiziksel ve dijital olarak hayatımıza hangi alanlarda nasıl girdiğini ve sanattaki yansımalarını, dönüşüm süreçleri ile beraber anlatmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde çevresel ve ekolojik sorunlar araştırılıp, ekolojik bir sorun ola-rak atığın yol açtığı sorunlara değinilmiştir. Ayrıca Murray Bookchin, Felix Guattari ve Rosi Broidotti'nin ekolojik sorunlar karşısında yaklaşımlarına yer verilmiştir. İkinci bölümde sa-natta ekolojik farkındalığın ortaya çıkışı ve malzeme olarak atığın sanatta kullanımı incelen-miştir. Son bölümde ise Türkiye güncel sanat pratiklerinde ekolojik farkındalığın sanata yan-sıması araştırılmış ve bu konuda üretim yapan bazı sanatçılara değinilmiştir. Anahtar Sözcükler: Antroposen, Kapitalosen, Ekolojik Farkındalık, Atık Malzeme, Güncel Sanat
21. yüzyıl çağdaş sanatında kinetik tipografi uygulamaları
"21. Yüzyıl Çağdaş Sanatında Kinetik Tipografi Uygulamaları" adlı bu araştırmada günümüz çağdaş sanatı ile grafik tasarımında gelişen hareket algısı ele alınmıştır. Geçmişten günümüze hareketin sadece grafik tasarımda değil, birçok sanat akımında ortaya çıktığı ve hareketin bu akımlara öncü olduğu gözlemlenmiştir. İki veya üç boyutlu yüzeylerden ekranlara geçiş sürecini de anlatan bu çalışma, günümüz teknolojik olanaklarının kinetik eserlere önemli bir çözüm kaynağı olduğunu göstermiştir. Dünyanın dört bir yanından bu alanda üreten sanatçıların ve tasarımcıların katıldığı festivaller, sergiler ve seminerler sanatın ve tasarımın teknoloji ile yeni bir yöne geçtiğini desteklemiştir. Artık sadece bir eserin fikri ve oluşum süreci değil, eserin hareketi de tasarlanmaktadır.
Pigmentlerin keşfi, isimlendirme ve kılavuz kitaplar üstünden rengin tarihsel yolculuğu
Bir rengin içeriğinde bulundurduğu malzemeyi bilmek, kimyasını tanımak üretilecek sanat veya tasarım işlerinin kalitesini arttırıp, üretilen işi uzun yıllar dayanıklı kılmak adına önem taşımaktadır. Elde edilen boyanın tarihini bilmek ise gelecekte yapılması hayal edilen veya planlanan yeni keşiflerin yoluna ışık tutmaktadır. Renk konusu tarih boyunca kültürel, öznel, nesnel ve kavramsal düşünce yapılarıyla şekillenmiş ve bu sebepten renkleri tanımlama ve sınıflandırma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Buna neden ihtiyaç duyulduğu sorusundan yola çıkarak bu tez araştırması kapsamında, boya olarak kullanılmak üzere rengin tarihte ilk olarak ne zaman keşfedildiği, isimlerinin nereden geldiği, renk konusunda tarihe yön veren ilk kılavuz kitapların ne amaçla yapıldığı ve günümüze kadar ne türlü değişimlere uğradığı konusu aktarılmaktadır. Bir renk isminin veya bir renge atfedilen anlamın nereden geldiğini çözümleyebilmek adına öncelikle boyanın tarihsel gelişimini ve rengin elde edildiği malzemeyi bilmek gerekmektedir. Bu nedenle tezin birinci bölümü, pigmentlerin ilk ne zaman keşfedildiği ve boya kullanım örneklerine ilk nerede rastlandığı konusundan başlayarak rengin günümüze kadar süren gelişmeleri hakkında bilgiler içermektedir. Bir çok alanda önemli bir yeri olan pigment ve boya renkleri isimlerinin nereden geldiği, hangi bağlamlarda isimlendirildiği, neye göre sınıflandırıldıkları ve neden sınıflandırılmaya ihtiyaç duyulduğu konusuna ise ikinci bölümde değinilmiştir. Bu bölüm, aynı zamanda renklere yüklenen anlamların nereden geldiği konusuna da açıklık getirmektedir. Çünkü, renk üstüne yapılan her tür isimlendirme, içerisinde köklü bir tarihi barınmakta ve rengin geçmişi hakkında ipucu vermektedir. Üçüncü bölümde, ilk iki bölümde bahsi geçen kimyager, fizikçi, jeolog, mineralog, teorisyen, sanatçıların araştırmaları ve çalışmaları ışığında günümüze yön veren kılavuz niteliğindeki kitaplara yer verilmiştir. Renklerin teorik ve pratik olarak sistematik dizimi üstünden yapılan sınıflandırmalar doğrultusunda, batı kaynaklarında yer alan ve tarihte ilkler olarak önemli yer edinen sekiz farklı renk kitabı, eski ve güncel örnekler yer verilerek incelenmiştir. Son olarak dördüncü bölümde ise tez konusu ile bağlantılı olarak 2018 yılından bu yana renk konusunu odağına alan işler yer almaktadır. Bu işlerin bir kısmı yüksek lisans dersleri kapsamında üretilmiş ve sergilenmiş olup, bir kısmı da tez araştırması sürecinde bağımsız bir üretim anlayışıyla gerçekleştirilmiştir.
İran kültür ve sanatında ağaç sembölünün önemi ve çağdaş İranlı sanatçıların eserlerine etkisi
Ağacın arketipi, çeşitli milletlerin kadim mitlerinde, bereket, yeniden doğuş, ölümsüzlük ve yukarı doğru büyüme gibi özelliklerle her zaman kutsallık, Tanrı ile ilişki ve ölümsüzlük gibi kavramlarla ilişkilendirilen önemli bir yere sahiptir. Eski Asya'da ağaçlara tapınma nehirlerden, dağlardan ve diğer doğa unsurlarından daha yaygın olduğu bilinmektedir. İran bölgesinde de tarih öncesi çağlardan Sasaniler'e kadar ağaç imgesinin, sanatın ana motiflerinden biri olduğu görülmektedir. Ayrıca selvi ağacı Zerdüşt tanrısı Ahura Mazda'yı, "Hum" ağacı yaratılışı, yedi dallı ağaç yaşamı simgelediğinden, ağacın Tanrıların evi olduğu kavramı Pers mitolojisinde ve Zerdüştlükte çok önemlidir. İslam sonrası İran'da çanak çömlek, resim, mozaik ve halı dokuma gibi çeşitli sanat alanlarında ağaçların varlığı çok sık görülmektedir. Bu araştırma mitolojik, mistik ve özellikle sanatsal arka planları inceleyerek, çağdaş İran sanatında ağacın günümüze kadar olan tarihsel sürecindeki varlığını referanslarla tespit etmektedir. Buradan hareketle 1950'lerden günümüze, Çağdaş İran sanatında bir sembol olarak ağaç imgesini kullanan sanatçıların eserlerine değinilecektir. Abbas Kiarostami, Sohrab Sepehri ve Davood Emdadian gibi önde gelen sanatçılar da dahil olmak üzere birçok sanatçı için ağaç imgesi bir ilham ve esin kaynağı olmaya devam etmektedir. Tüm bu eserlerdeki ağaç kavramı, İran kültür ve sanatında derin köklere sahipken, modern çağda, çağdaş insanın kafa karışıklığından ve yalnızlığından etkilenen doğaya dönebilmek için yeni bir bakış açısıyla değişmiştir. Çağdaş sanatçı, ağaca ve onun kutsal ve sonsuz enerjisine seslenerek kendi özüne ve gerçek benliğine dönmeye çalışmaktadır. Bu dönüşümün içinde güncel verilerin ortaya koyduğu toplumsal, kültürel ve siyasal etkilerin izleri sorgulanacaktır.
Yeni medya teknolojilerinin mekan deneyimine etkisi ve Antalya Arkeoloji Müzesi örneği
Gelişen dijital ortamlar ile ortaya çıkan yeni medya teknolojileri, günlük hayatın birçok alanında hızlıca uyumlanarak, geleneksel medyanın getirdiği sınırlı pratiklerinin aksine erişilebilirliği yüksek, etkileşimli, yenilikçi ve sürekli değişen yapısıyla ön plana çıkmakta, kullanıldığı alanlarda inovatif çözümler üretilmesine yardımcı olmaktadır. Sanat alanında da birçok çağdaş sanatçı, üretim pratiklerinde bir araç ya da üretim alanı olarak yeni medya teknolojilerini kullanmakta, üretimlerindeki sınırlılıkları ortadan kaldırarak farklı ifade biçimleri deneyimleyebilmekte ve yeni ifade biçimleriyle interaktif eserler üreterek eserleriyle ziyaretçileri arasında bir bağ oluşturabilmektedir. Bununla birlikte yeni medya teknolojileri yalnızca eser üretme pratiklerini değil sanat mekanları içerisinde fiziki yer alarak eser-ziyaretçi-mekân üçlemesi arasındaki ilişkiyi güçlendirerek, mekân deneyimine yeni bir boyut kazandırmaktadır. Bu tez çalışmasında da yeni medya teknolojilerinin mekân deneyimine etkisi incelenerek, sanat mekanları üzerinde nasıl bir dönüşüm yaratılabildiği ve bu dönüşümün sanata ve algılayıcısına nasıl yansıdığı irdelenmektedir. Özellikle müze mekanlarının tarihsel, kültürel ve sanatsal değerlerinin ehemmiyeti göz önüne alınarak, bu entegrasyonu başarılı bir şekilde sağlayan örnekler üzerinden müzelerin çağı yakalayan, dinamik, etkileşimli ve eğitici yapılar olarak sürdürülebilirliklerini sağlayabilmeleri için günceli takip ederek yeniliğe açık olmaları vurgulanmaktadır. Araştırma arkeoloji müzeleri ile sınırlandırılarak, arkeolojik eser buluntularının önemini ve Antalya Arkeoloji Müzesi örneğinden devam ederek, müzenin Seramik Eserler Salonu içerisindeki bilgilendirme ve teknoloji ile uyumlanma eksiklikleri fark edilerek, bu eksikliklerin ziyaretçi deneyimi üzerindeki etkilerini değerlendirmek üzere kısıtlı kapsamda bir alan çalışması yürütülmüştür. Çalışmada belgelendirme, gözlem ve anket gibi yöntemlerden yararlanılarak veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, yeni medya teknolojilerinin sanat mekanlarını biçimsel ve içerik olarak zenginleştirerek yeni bir boyut kazandırdığı; Antalya Arkeoloji Müzesi'nde uygulanan anket sonuçları ile de özellikle Seramik Eserler Salonu üzerinde iyileştirmelerin yapılması gerektiği anlaşılmış ve seçilen alana uygun başlangıç düzeyinde bir dijital kiosk önerisi geliştirilmiştir.
Oyun oyuncusunun duygusal deneyiminde tasarımın etkisi
Oyunlar yalnızca birer eğlence aracı değil, aynı zamanda sanatsal ve estetik unsurları ile oyuncusuna duygusal deneyim alanları sunabilen, dinamik bir alandır. Teknolojik gelişmelerle birlikte oyunların anlatı gücü artarak, sanatsal ve tasarımsal ögelerin oyun içeriğine etkisi daha belirgin bir hâl almaktadır. Bu durum, oyunların salt teknik yapılardan ibaret olmadığını; grafik tasarım, müzik, mekân kurgusu, karakter estetiği gibi ögeleriyle oyuncuda güçlü psikolojik etkiler yaratabildiği fikrini gündeme getirmektedir. Bu tez çalışmasında da dijital sanatın oyun tasarımında nasıl kullanıldığı ve bu kullanımın oyuncu deneyimine olan etkisi araştırılmış, oyun tasarımının görsel ögeleri; grafik tarzı, piksel estetiği, 3B modelleme gibi tasarım unsurları üzerinden değerlendirilmiştir. Bununla birlikte gelişen teknolojilerle birlikte oyun dünyasına entegre edilen sanal evrenler ve yapay zekâ gibi yenilikçi araçların oyun tasarımı üzerindeki dönüştürücü rolüne de yer verilmiş; sanatsal içeriklerin ve estetik tercihlerin, oyunlarda sadece görsel haz sağlamaktan öteye geçerek, oyuncu ile oyun arasında anlamlı ve duygusal bağlar kurabildiği sonucuna varılmıştır. Literatürde teknik yönü ağır basan oyun tasarımı çalışmalarına ek olarak, bu tez çalışması sanat, tasarım ve duygulanım boyutlarını merkeze alarak yeni bir yaklaşım sunmaktadır.
Plastik sanat eserlerinin yapay zeka aracılığı ile giysi tasarımlarına aktarılması ve Qr kod ile sergilenmesi
ÖZ "Plastik Sanat Eserlerinin Yapay Zekâ Aracılığı ile Giysi Tasarımlarına Aktarılması ve QR Kod ile Sergilenmesi "konusunu içeren bu tez çalışması sanat ve tasarım disiplinlerinin birleşmesinde çağdaş bir yaklaşımla plastik sanat eserlerinin yapay zekâ teknolojileri aracılığıyla giysi tasarımlarına aktarılmasını ve bu tasarımların QR kod teknolojisi ile entegrasyonlu sergi modeli kullanılmıştır. Geleneksel sanattan günümüz çağdaş sanatın dijitalleşmesi, teknolojinin yaratıcılıkla buluşması ve giysi tasarımı endüstrisinin dönüşüm süreci yeni bir alanın oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Böylelikle sanat eserleri yalnızca müze veya galeri gibi sınırlı mekanlarda değil, modanın dallarından biri olan giysi tasarımları üzerinden gündelik yaşamın bir parçası olarak sergiyi deneyimleyebilmektedirler. Bu tez çalışma sanatın sınırlarını genişletme ve aynı zamanda teknolojik birikimin bütünleşmesini ve kültürel mirasın gelecek nesillere farklı biçimlerde aktarılmasını da hedeflemektedir. Bu tez çalışmasında, araştırmanın evrenini oluşturan plastik sanat eserlerinin örneklemi üç temel dalı olan resim, heykel ve seramiği temsil etmektedir. Pablo Picasso!nun Guernica tablosu, Vincent Van Gogh'un Çiçek Açan Badem Dalı, Johannes Vermeer'in İnci Küpeli Kız, Frida Kahlo'nun otoportreleri ve wassily Kandinsky'nin geometrik soyut kompozisyonlar, Matisse'nin La Gerbe, Gustav Klimt'in The Kiss, Jackson Pollock'un soyut sıçratma tekniğiyle ürettiği eserleri, resim sanatında farklı dönem ve akımları yansıtırken, Michelangelo'nun David heykeli ve Kıyamet günü fresk heykel sanatını, Antik Yunan Athena seramiği giysi tasarımı oluşturmada üretken yapay zekaya prompt algoritmalarıyla analiz edilerek giysi tasarımına uygun desen ve görsel modellere dönüştürülmüştür. Bu promptları üretken yapay zekâ araçları olan, MidJourney, Stable Diffusion, Mage, Adobe Creative, Dalle, Canva algoritmalarıyla görseller tasarım promptları ile toplam kırk altı adet giysi tasarım uygulaması oluşturulmuştur. Canva aracılığıyla oluşturulan QR kod ile sergileme yöntemi uygulanmıştır. Bu çalışma gelecekte sanat ve tasarım disiplinlerinin dijital araçlarla daha da yakınlaşacağını göstermekte moda ve giysi endüstrisinin yenilikçi yaklaşımlarında önemli bir referans noktası olacağı düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Plastik Sanatlar, Plastik Sanatlarda Dijitalleşme, Üretken Yapay Zekâ, QR Kod, Dijital Sergi, Giysi Tasarımı.
Resim sanatında alımlama aracı olarak deformasyon ve güncel sanat pratiğine yansımaları
Sanat, kuşkusuz insanlık tarihînin en eski ve en etkili iletişim araçlarından biridir. Binlerce yıl, insanlar, duygularını, düşüncelerini ve deneyimlerini sanat yoluyla ifade etmişlerdir. Her sanatın kendine has bir dili ve ifade biçimi vardır. Bu ifade biçimleri içerisinde resim sanatının dili, özü gereği diğer sanatlara göre daha kısıtlıdır. Resim sanatında duygu ve düşüncelerin ifadesini sağlayacak sınırlı sayıda enstrüman bulunmaktadır. Örneğin müzik sanatı gibi duyguların somut varlığını dile getirebilecek sınırsız olanaklara ya da düşüncelerin anlatımında söz sanatlarının geniş olanaklarına sahip değildir. Resim sanatının en önemli enstrümanı diyebileceğimiz biçimler, duygu ve düşüncelerin iletimi noktasında her zaman ideal geometriye sahip olmayabilirler. Bu nedenle sanatçılar biçim ve içerik ilişkisinde, içeriğin taşınma kapasitesini arttırmak için biçimin sınırlarını zorlamışlardır. Nesnel dünyanın formunu bozarak, iç kıpırtılarının iletisini sağlayacak yeni yöntemler denemişlerdir. Bu bağlamda bu araştırma, bir sanat yapıtında anlamı belirleyen, ifadeye etki eden ve biçim ile içerik arasında ne tür bir ilişkinin olduğunu ve deformasyon ögesinin bu diyalektik ilişki içerisinde bir alımlama aracı olarak nasıl ele alındığını irdelemektedir. Bu çalışma biçim ve içerik ilişkisine etki eden deformasyon ögesinin varlığını, gerekliliğini ve önemini irdeleyerek bu alanda yapılan tartışmalara katkı sağlayabilmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda konuya yönelik kavram ve tartışmalar, sanat tarihînde yer edinmiş önemli eser örnekleriyle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, her ne kadar resim sanatıyla sınırlandırılmış olsa da Mısır, Mezopotamya, Hitit, Orta Asya ve Asur resim yapıtlarının günümüze ulaşamaması sebebiyle, o dönemin resim anlayışıyla benzer özellikler gösteren rölyefler üzerinde de durulmaya çalışılmıştır. Alan yazını verilerinin incelemesi sonrasında, bir ifade biçimi olan deformasyon unsurunun, tuval üzerine akrilik boya tekniği kullanılarak uygulaması gerçekleştirilmiştir. Belirtilen konu ve kavramlar dışında kalan yazılı ve görsel veriler, araştırma kapsamı dışında bırakılmıştır. Araştırma sonucunda, deformasyon unsurunun biçim ve içerik ilişkisini etkilediği ve ifadeyi güçlendirdiği bulgulanmıştır.
Görme engelli bireylerde mekân algısı oluşturmaya yönelik arayüz tasarım çözümlemeleri bağlamında mobil uygulama sanat galerisi örneği
Bu çalışma, görme engelli bireylerin sanat eserlerine erişimini artırmak ve mekânsal algılarını dijital ortamda desteklemek amacıyla geliştirilen "B612 Sanat Galerisi" isimli mobil uygulamanın tasarım ve değerlendirme sürecini kapsamaktadır. Araştırma kapsamında, öncelikle görme engelliliğin tanımı, bu bireylerin dijital ortamlardaki erişilebilirlik gereksinimleri ve grafik tasarım alanında yapılan mevcut çalışmalar incelenmiş; erişilebilir arayüz tasarımı, mekân algısı ve dijital müze/sanat galerisi örnekleri bağlamında kuramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Uygulama sürecinde Figma kullanılarak erişilebilirlik ilkeleri doğrultusunda bir mobil arayüz tasarımı geliştirilmiştir. Bu tasarımda kontrast renk seçenekleri, yazı karakteri değişimleri gibi görme engelli kullanıcıların deneyimini zenginleştirmeye yönelik çözümler uygulanmıştır. Tasarlanan arayüz yazılıma aktarılarak sesli betimleme, ekran okuyucuya yönelik etiketleme ve stereo ses gibi özellikler eklenerek uygulama zenginleştirilmiştir. Çalışmanın nitel araştırma aşamasında, uygulama prototipi 10 görme engelli katılımcı ile birebir çevrimiçi oturumlar aracılığıyla test edilmiş; TalkBack ve Voice Assistant gibi Android uyumlu ekran okuyucular eşliğinde kullanıcı deneyimleri gözlemlenmiş ve yarı yapılandırılmış görüşmelerle veriler toplanmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların uygulamayı genel olarak erişilebilir, anlaşılır ve yön bulma açısından destekleyici bulduklarını; özellikle sesli betimlemelerin ve uzamsal ses yönlendirmelerinin mekân algısını güçlendirdiğini göstermiştir. Bununla birlikte, ses kontrolleri, erişilebilirlik ayarlarına kolay ulaşım ve seslendirme çeşitliliği gibi alanlarda geliştirme önerileri getirilmiştir. Bu bulgular, erişilebilir dijital sanat uygulamalarının görme engelli bireyler için anlamlı, bağımsız ve katılımcı bir sanatsal deneyim sunabileceğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, grafik tasarım ve kullanıcı deneyimi alanında erişilebilir dijital kültürel içerik üretiminin önemini vurgulamakta ve görme engelli bireylerin dijital sanat deneyimlerine katılımını artırmak üzere örnek bir model sunmaktadır.
Klasik otomobil modellerinin yapay zekâ ile yeniden tasarlanması
İnsanlığın varoluşuyla başlayan sanat, toplumsal olay ve olgularla birlikte değişim ve dönüşüm göstermiştir. Savaş, göç, teknoloji gibi insanoğlunun yaşamını etkileyen birçok faktör sanatı da etkilemiş ve çağın gereksinimleri akabinde sanata yön vermiştir. Modern zaman ilerledikçe Sanat ve Tasarım ilişkisi artmış ve başlı başına birçok yeni alan ortaya çıkmıştır. Grafik tasarım, Kentsel tasarım, Mimari tasarım, bunlardan biri olan endüstriyel tasarım, tanımında tasarımın bütün unsurları bulundurmasının yanı sıra sanayiye uygulanabilirlik, seri üretim gibi özelliklere de sahip çok geniş bir çalışma alanıdır. Bu bağlamda, ilgilendiği alanlardan biri de otomobil tasarımıdır. Fakat otomobil tasarımını, sanatın doğrudan etkisini gösterdiği endüstriyel tasarım ürünleri içerisine dâhil etmek pek mümkün değildir. Genel gözleme göre otomobile yönelik tasarımın başat etmenleri daha çok ergonomik, ekonomik ve işlevsel temellere dayanmaktadır. Ancak görsel kültürün önem kazandığı günümüzde taleplerin değişimiyle birlikte tasarımda kimlik arayışı ve estetik arayışlara olan istek artmıştır. Bu nedenle çalışmanın konusunu büyük bir talep potansiyeline sahip otomobil tasarımına, Yapay zekâ yaklaşımların uygulanması oluşturmaktadır. Yapay zekâ teknolojisinden birçok alanda yararlanılmaktadır. Günümüz teknolojisi olan yapay zekâyı, otomobil tasarımlarında kullanarak, geçmişten günümüze etkisini sürdüren klasik otomobil modellerinin teknoloji ve tasarım sentezi ile birlikte yeniden tasarlanması hedeflenmiştir.
Konvansiyonel heykel; cam malzeme ve şeffaflık olgusu
İnsan, bireysel ve toplumsal değerleriyle varlık göstermektedir. Bu değeri korumak hatta değer verileni ölümsüzleştirmek için sanat eserinin ifade gücünden yararlanılmıştır. Eski dönemlerde inançlar doğrultusunda tapınma ve korunma gibi ihtiyaçların paralelinde ortaya konulan heykeller bu sürecin ilk örneklerini oluşturmaktadır. Günümüzde değerler bağlamında toplumsal veya kişisel olarak döneme ışık tutacak yapıtlar üretilmektedir. Bu eserlerin, korunması, uzun yıllar varlığını sürdürebilme düşüncesi, malzeme seçimini de etkilemiştir. Eserlerin sağlam olması için tercih edilen materyaller, dönemsel olarak sunulan imkanlar ve doğada bulunabilen mukavemeti yüksek malzemeler olmuştur. Sanatçılar da bu sebeple eserlerini taş, ahşap ve metal çeşitlerinden üreterek alışılagelmiş olan, konvansiyonel malzemelerin daha sık kullanılmasına sebep olmuşlardır. Uzun yıllar konvansiyonel malzeme ile üretim gerçekleştirilmiş ancak sanayinin gelişimiyle farklı arayışlar ortaya çıkmıştır. Bu değişim malzeme seçeneğinin artmasına ve disiplinlerarası kompozisyonların oluşturulmasına olanak tanımıştır. Çeşitli malzemelerin kullanımıyla birlikte cam da sanatçılar tarafından tercih edilen materyaller arasında yerini almıştır. Camı sıcak ve soğuk tekniklerle şekillendiren sanatçılar, malzemenin fiziksel ve görsel yapısını ön plana çıkartmak için başka malzemeler ile birlikte kullanmışlardır. Bu etkileri öne çıkaran; karşıtlık, ışık-gölge dengesi, doluluk-boşluk dengesi gibi unsurlar konvansiyonel malzeme ve camın birleşerek oluşturduğu karışık eserlere dönüşmüştür. Bu çalışmada konvansiyonel malzemenin heykel sanatındaki süreci ve önemi incelenerek, çeşitli sanat eserlerinden örnekler verilmiştir. Camın kısa tarihçesi ve heykel malzemesi olarak kullanımıyla birlikte gelişen serüvenin konvansiyonel malzeme ile birlikte kullanılması araştırılmış, sonucunda oluşan şeffaflık olgusu irdelenmiştir. Çalışma konusuna paralel olarak üretim yapan sanatçılardan örnekler verilmiş Göstergebilimsel Yöntem ile eser çözümlemesi yapılarak plastik unsurlar sorgulanmıştır.
1980 sonrası disiplinlerarası sanat bağlamında ekfrasis örneği olarak diorama'nın ifade edilişi
13. yy'ın ikinci yarısında, Dante Alighieri tarafından kaleme alınmış olan İlahi Komedya günümüzde hâlen ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. İlahi Komedya' nın yazıldığı yüzyılda da hem mimari hem plastik sanatlarda eserler üretilmiştir. Romantik akımın önemli temsilcilerinden olan Augusté Rodin, William-Adolphé Bouguereau, Paul Rubens, William Blake bu sanatçılardan yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte edebi bir metin olarak irdelendiğinde İlahi Komedya üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler sırasıyla; cehennem, araf ve cennettir. Yazım türü olarak kantolarla ortaya konan eser, okuyucusuna ütopik bir evren sunmaktadır. İçerisinde bulunan bu üç bölüm İtalyan dilbilimci, şair Dante Alighieri tarafından katmanlarla ifade edilmiştir. Yukarıya ve aşağıya doğru olan bu katmanlar, dokuz basamakla cennete uzanırken dokuz basamakla da cehenneme inilmektedir. Arada kalan kısım ise etimolojik olarak Arapçaya dayanan 'Araf' kelimesi ifade ettiği biçimde cennet ile cehennem arasındaki bölüm olarak nitelendirilmiştir. İlahi Komedya yazınsal bir metnin ötesinde konstrüktivist yapısıyla mekânsal olarak da okuyucuda felsefi bir anlam içermektedir. Bu konstrüktivist yapı Danteum projesinde ekfrasis bağlamında mimar Terragni' ye yardımcı ögeler sunmuştur. Tezin içeriğini de oluşturan ekfrasis kavramı ilk bölümlerde ana ve alt başlıklarla tarihsel süreciyle birlikte ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise ekfrasisle de ilintili olarak kurgusal mekânın ilk örneklerinden olan dioramaya giriş yapılıp beraberinde tanımı, izleyici deneyimleri ve dioramanın çeşitleri alt başlıklarda konulara ayrıştırılarak örnekleyici bir biçimde aktarılmıştır. Tezin son bölümünde ise ekfrasis kavramı ile bir bağlam oluşturularak uygulama çalışmalarına yer verilmiştir. Tezin bütününde ulaşılması hedeflenen temsili mekân, dil, görsel ve temsil akademik araştırma ve kaynaklarla ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Dante Alighieri, Ekfrasis, İlahi Komedya, Mimari, Diorama.
Görsel kültürde bir uğrak - Yavaş hareketi'nin afiş tasarımına yansıması: "Yavaş" ve "esnek" afiş
Modern dünyanın öğretisi olan "hız" olgusuna alternatif bir çözüm olarak görülen "yavaş", grafik tasarım özelinde yeni bir bakış açısı yaratabilme potansiyeline sahiptir. Çalışma, 2000'li yıllardan beri literatürde yavaş yemekten yavaş modaya, yavaş şehirden yavaş sanata kadar geniş bir yelpazede süregelen tartışmalara, afiş tasarımı üzerinden bir inceleme başlatmaktadır. Bu amaca yönelik olarak, doğası itibariyle tek karelik bir fikir üretim alanı olan afişin nasıl "yavaş" olabileceği sorgulanmaktadır. Politik bir hareket olan Yavaş Hareketi'nin özündeki felsefi temelleri anlamak adına çalışma "holistik" (bütüncül) bir yaklaşımı benimsiyor. Tüketim toplumu ve bunun görselliğe olan bağlılığı üzerinden fikir tarihinde eleştirel düşünce ile görsel kültür arasındaki bağı açıklamaya çalışıyor. Literatürde daha önce neredeyse ele alınmayan "Yavaş Grafik Tasarımın" kavramsal çerçevesini belirlemeye yönelik bir öneri sunuyor. Yavaşlığı, bazı seçili afiş tasarımları üzerinden inceleyerek ve Nobel ödüllü iktisatçı Daniel Kahneman'ın "hızlı" ve "yavaş" düşünme sistemi üzerinden "Yavaş Afiş"in nasıl olabileceğine yönelik yeni bir tasarım önerisi geliştiriyor. Bununla birlikte, halihazırda "Yavaş Afiş" olarak tanımlanan tasarım anlayışında diğer "yavaş" alanlarında olduğu gibi bir "elitizm" problemi ortaya çıkıyor. Çalışma, ortaya çıkan bu problemi "esneklikle" aşabilmeyi hedefliyor. Bu "esnekliği" sağlayan bir unsur olarak ise "mizah" öneriliyor. Mizah yoluyla izleyiciyi hızla yakalayıp dikkatini çekip, sonrasında derin düşünmeye geçirebilmek hedefleniyor. Son aşamada ise sanatçı-araştırmacı afiş tasarımları yaparak "yavaş" ve "esnek" afiş tasarımının nasıl olabileceğini tespit etmeye çalışıyor. Yapılan tasarımlar biçim ve içerik açısından değerlendiriliyor. Sonuç olarak tez, çalışma kapsamında geliştirilen tasarımlarla duyarlı ve yaratıcı düşünme biçimlerini harekete geçirmeyi amaçlıyor.
Sanat eğitiminin dijital oyunlar aracılığıyla verilmesine yönelik örnek bir mobil oyun tasarımı
Sanat eğitimi bireyin çok yönlü gelişiminde, geniş bir dünya görüşüne sahip olmasında ve yaratıcı bir kişiliğe ulaşmasında etkin bir yoldur. Sanat eğitiminin verilmesi konusu kadar önemli olan bir başka husus da sanat eğitimi verilirken kullanılan ortam ve materyallerin nitelikleridir. Sanat eğitiminde kullanılan materyallerin günün koşullarına göre şekillenen değişim ve gelişimlere uyumsağlaması gerekmektedir. Zaman ve mekân kavramının sorun olmaktan çıktığı günümüz teknolojisinde, mobil öğrenmenin sağladığı verimliliğin önemli ölçüde arttığı düşünülmektedir. İnsanlar anlık olarak ulaşabildiği bu cihazlarda hem gündelik işlerini tamamlamak hem de kendi istekleri doğrultusunda vakit geçirebilmektedir.Mobil cihazlarla birlikte uzaktan eğitim artık herhangi bir mekân veya zamana bağlı kalmaksızın sağlanabilmektedir. Bu doğrultuda gelişen teknoloji ve değişen öğretim materyallerinin standartlarına uygun olarak literatür taraması yapılmıştır. Eğitim destekli mobil uygulamaların hızla artış gösterdiği günümüz dünyasında, sanat eğitiminin mobil cihazlar üzerinden öğretilmesi hususu değerlendirilmiş ve bu doğrultuda sanat eğitimine yönelik bir mobil oyun tasarlanması konusu üzerinde durulmuştur.
Kent kimliğinin geometrik biçimlere dönüştürülmesi ve afiş tasarımlarına yansıtılması
Kent kimliği kavramı, bir kente ait sembolik hale gelmiş belirgin ve diğer kentlerden farklılaşan, ayırt edici niteliklerin tümüdür denilebilir. Bu bağlamda her şehrin yapay, doğal çevresi farklıdır. Günümüzde insanların barınma ihtiyaçlarının karşılandığı anlamın çok ötesine geçmiş olan kent, coğrafi, mimari, sosyo-kültürel, tarihi ve turistik unsurları içermektedir. Tasarım algısı ve görsel iletişim yönünden bakıldığında; kentsel kimlik kavramı, bu unsurlara bağlı görsel imgeleri yapısında bulundurmaktadır. Bir grafik tasarım ürünü olan afişte de görsel imgelerden yararlanılmaktadır. Kentsel kimliğin yansıtıldığı afişlerde geometrik biçimlerle simgesel bir tasarım dili kullanmak, kenti tanımlarken, izleyiciye etkili bir araç olarak aktarım yapabilir. Burada amaç; şehirleri en basit, en yalın haliyle kitlelere sunarken, dikkat çekmek ve akılda kalıcılığı sağlamaktır. Yeni medya ortamında afişler, teknolojinin olanaklarından yararlanılarak, çok daha geniş alanlara ya da topluluklara ulaşabilirler. "Kent Kimliğinin Geometrik Biçimlere Dönüştürülmesi ve Afiş Tasarımlarına Yansıtılması" başlıklı bu çalışmanın, 1. Bölümünde kent kimliği kavramı, unsurları, kent markalaşması ve gelişimi, kent kimliğini oluşturan görsel unsurlar, 2. Bölümünde, kent kimliğinin afiş tasarımlarına yansımaları, kent kimliği afişlerinde simgesel anlatım dili, Türkiye'de yapılmış olan kent afişleri, teknolojik gelişmelere bağlı olarak yeni medya ortamındaki kent afişleriyle ilgili bilgiler, 3. Bölümünde, kent kimliğini yansıtan afiş tasarımlarının yapılış amacına uygunluğunun tespiti, araştırmanın amacı, önemi, yöntemi ve bu araştırma kapsamında Türkiye'deki belirlenen 7 kent çerçevesinde hazırlanan afiş tasarımlarının analizleri ele alınmıştır. Afiş tasarımların amacına uygunluğuna yönelik tutum ölçeği oluşturulmuştur. 4. Bölümünde, bulgular ve yorum, 5. Bölümünde ise sonuç ve öneriler yer almaktadır. Araştırma verileri, 7 kentin kimliklerinin yansıtıldığı afişler kapsamında, 5'li likert ölçeğine katılanların görüşlerine göre değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler, yüzdelik hesaplamaya göre yapılmıştır. Çalışmada ele alınan kentlerin kimliklerini yansıtmak için tasarlanan 13 adet afiş ve bu afişlerin biçim dili, bilgiyi izleyiciye basit, sade akılda kalıcı ve dikkat çekici bir şekilde aktarılması yönünden başarılı olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kent Kimliği, Afiş Tasarımı, Geometrik Biçim, Simge
Çağdaş sanat pratiklerinde yaratıcı bir tavır olarak yapıbozum
Postmodernizmin eleştirel söylemi olan yapıbozum kuramı Derrida'nın batı metafiziğine karşı oluşturduğu bir yöntemdir. Edebiyat ve felsefe alanında metin okuma taktiği olarak çıkan bu yöntem sadece kendi alanlarını değil birçok disiplini etkilediği görülmektedir. 1960'lı yıllarda ortaya çıkan bu yöntem "yapıbozum yapısöküm, yapıçözüm" olarak Türkçe karşılığını bulmaktadır. Derrida bu yöntem ile yapıtı yıkarken yeniden anlamlandırma sürecini inşa etmektedir. Bu bağlamda yıkma, parçalama eylemi negatif bir anlam içermemektedir. Çoğulcu bir yapıt inşa ederek yaratıcılığı ve birçok anlamı işaret etmektedir. Derrida'nın 1960 yıllarından itibaren bir metin okuma taktiği olarak geliştirdiği "yapıbozum" yönteminin sanat alanında kendini göstermesi 1970'lerde başlamaktadır. "Çağdaş Sanat Pratiklerinde Yaratıcı Bir Tavır Olarak Yapıbozum" adlı bu çalışmada Fransız postyapısalcı düşünür Jacques Derrida tarafından, felsefe ve edebiyat okumalarında kullanılmak üzere çıkan yapıbozum (deconstruction) yöntemininkonu doğrultusunda seçilmiş Batı ve Türk sanatçıların eserlerinde irdelenerek çağdaş sanattaki yansımalarına yer verilmektedir. Çağdaş sanata yansıyan yapıbozumun yapıtlar üzerinde bütüne değil parçalara ve belirsizlik oluşturan çoğul anlamlara önem verildiği görülmektedir. Bu bağlamda yapıbozum kavramı bir eleştiri, metin okuma yöntemi olmasının yanı sıra çağdaş sanatta farklı disiplinlerde uygulanabilecek çözüme odaklı bir analiz yöntemi olduğu görülmektedir.
Afiş tasarımında etkileşim ve üçüncü boyut (Gezilebilir afiş önerisi)
Globalleşen dünya hızla teknolojiyle çevrilmekte ve bu durum insan yaşamına yoğun bir şekilde etki etmektedir. Bu etki ise her alanda yeni ve teknolojik araştırmaların oluşmasını sağlamaktadır. Teknoloji temelli yaklaşımlar sanat ve tasarım alanlarında çağdaş bir ifade yöntemi olarak görülmektedir. Bu araştırmada, başlangıçtan bu yana teknik ve teknolojik gelişmelerin sanatsal alanda yarattığı etkiler, teknolojinin sanat ve tasarım üretim sürecindeki rolü, dijital sanat bağlamında gelişen teknolojik temelli anlayışın afiş tasarımı özelinde sorgulanması, yeni medya biçimlerinin varlığıyla hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan "etkileşim" kavramının ve görsel bir ifade biçimi olan "üçüncü boyutun" sanat ve tasarım alanındaki yeri üzerine odaklanılmaktadır. Bu bağlamda yapılan uygulama çalışmasında "etkileşim" ve "üçüncü boyut" kavramlarından hareketle, iki boyutlu afiş tasarımlarını üç boyutlu ortamda ifade ederek, "gezilebilirlik" özelliği ile tasarımın etkinliğinin artırılması amaçlanmıştır. Buradan yola çıkarak ise, Antalya ve yöresinde yer alan Patara, Side, Perge, Letoon ve Phaselis antik kentlerinin geleneksel formatta iki boyutlu afişleri tasarlanmış, ardından üç boyutlu modelleme programları ve Unity oyun motoru aracılığı ile üçüncü boyuta aktarım gerçekleştirilerek, ele alınan yapılar içerisinde gezinebilme olanağı sağlanmıştır. Bu doğrultuda gezilebilir afişlerin amacına uygunluğunun ve yeni bir ifade biçimi oluşturup oluşturmadığının tespitine yönelik bir ölçek hazırlanarak uzman akademisyenlerin değerlendirmelerine başvurulmuştur. Elde edilen veriler ışığında ise gezilebilir afişlerin özgün bir nitelikte olduğu ve afiş tasarımında yeni bir ifade biçimi oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
Dijimodernizm kapsamında fotoğraf ve değişen yüzey-metin
Modernite ve ardından modernizmle başlayan fotoğrafın gelişimi, değişimi yapısı gereği yüksek bir ivmede seyretmiştir. Ortaya çıkışı için belirtilen belgeleme misyonunun yanı sıra yeni misyonlar edinen fotoğraf kendi dilini modernizm yapısı altında geliştirmiştir. Adı sanat dalları arasında anılmaya başlayan fotoğraf bu dönemde modern akımlarla harmanlanarak sağlam temeller üzerine dilini, konumunu oturtmuştur. Ardından postmodern süreçte daha fazla ifade biçimleriyle harmanlanmış ve metinsel bir anlatımla ilerlemiştir. Tarihsel süreç içerisinde kaydedildiği yüzeyin değişime uğramasıyla birlikte sahip olduğu her yüzey, fotoğrafa yeni anlamlar da kazandırmıştır. Günümüzde fotoğrafın sahip olduğu dijital yüzey, onu farklı bir metinsellik içerisinde ifade etmektedir. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılın son çeyreğine yaklaşırken Dijimodernizm olarak adlandırılan yeni bir kültürel ve sanatsal yapı kendini göstermeye başlamıştır. İnternetin ve tüm bilgisayar teknolojilerinin sanata adapte edilmesiyle ortaya çıkan bu yapıdan, fotoğraf da nasibini almıştır. Aynı zamanda Dijimodernizm yeni bir metin şekli olan dijimodern metni beraberinde getirmiştir. Dijimodern metin: en başta doğrusal ve mekanik olarak bilinen araçlar aracılığıyla yazınsal ağırlıklı geleneksel metin biçimini dijitalize ederek, bilgisayar müdahaleleriyle farklılaştırarak; ses, video, fotoğraf gibi ortamları çoklu bir yapıya ulaştırmıştır. Metnin evriminde sanat ürünlerinin estetik anlayışı da değişmiştir. Bu değişime ve estetik anlayışa adaptasyon sağlayanların başında kuşkusuz fotoğraf gelmektedir. Yapılan çalışma, dijimodernizmin estetik kodlarını ifade eden dijimodern metnin, çağdaş fotoğraf sanatına etkilerini ve değişimini açıklamaya odaklanmaktadır. Anahtar kelimeler: Dijimodernizm, Fotoğraf, Yüzey, Hipermetin, Dijimodern metin
1990 sonrası Kazak resim sanatında Türk mitolojisi motifleri
"1990 Sonrası Kazak Resim Sanatında Türk Mitolojisi Motifleri" adlı çalışmamızda Kazakistan çağdaş ressamların çalışmalarında Türk mitolojisi kaynaklı motiflerin sanatçılar tarafından eserlerdeki kullanımın ve yorumlamalarının karakteristik özelliklerini ortaya koymayı amaçlanmıştır. Tez çalışmamızda belirlenen 1990'lu-2000'li-2010'lu yılları zaman aralığı içerisinde Kazak resim sanatı eserlerine ulaşıldıktan sonra, elde ettiğimiz malzemeler üzerinde çalışmamız başlamıştır: kullanılan motifler tespit edilip, mitolojik motifleri ayırt edip tez kataloğu oluşturulmuştur. Kullanılan motiflerin kategorize edilerek, değerlendirme aşamasına geçilmiştir. Değerlendirmenin sonucunda farklı motiflerin kullanımı, eserlerde yansımaları, kategorilere ve türüne göre rastlanma sıklığı ve diğer göstergeler tespit edilip analiz edilmiştir. Ayrıca, incelediğimiz konu, motif ve eserlerden esinlenmiş olup mitolojik motifleri içeren 12 adet uygulama çalışmaları yapılmıştır. Tez çalışmamızın sonuçları özetleyecek olursak, Kazakistan bağımsızlık dönemi boyunca Kazak ressamların arasında Türk mitolojisi motiflerinin kullanma açısından dalgalı büyüme dinamiği tespit edilmiştir, incelediğimiz eserler içinde Hayvan motifleri en yaygın rastlanan motif grubu olduğu tespit edilmiştir. Bunların içinde At motifi en sık kullanılan motiftir. Diğer yan sonuçlar ve elde ettiiğimiz bilgiler Sonuç bölümünde belirtilmiştir.
11-15 yaş arası otistik çocuk resimlerinin gelişim tarama testleri ile ilişkilendirilmesi (Gaziantep bir birleşim rehabilitasyon merkezi örneği)
Bu araştırma, soyut dönem olarak adlandırılan "Gerçekçilik ve Görünürde Doğalcılık" dönemindeki 11-15 yaşları arasındaki ergenlik öncesi ve erinlik dönemi otistik çocukların resimlerinin dönemlerine uygunluğunu ele alan analizlere dayanmaktadır. Görsel anlatım gücünden yararlanılarak gelişimsel tarama testlerinin incelenmesini içerir. Bu araştırma kapsamında "otistik bozukluk" tanılı 12 kız ve 12 erkek çocuğun bu dönemdeki normal bireylerden farklı düzeyde kendini anlama, yaşamsal sosyal çevre ve aile ilişkilerindeki farkındalıkları açısından sorunları ele alınmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak otizmli çocukların bilişsel gelişimleri, iletişim gücünün dışavurumcu yansımaları, psiko-motor beceriler vb. belirlemek için gelişim tarama testleri ve resimlerde "Pedagojik Sanat Eleştirisinde Çözümleme" yöntemi kullanıldı fakat öncesinde Türkçe versiyonu İbrahim DİKEN tarafından geliştirilen GOBDÖ-2-TV testi uygulandı. İncelenen yaş grubunda soyut dönem de dâhil olmak üzere birçok karmaşık duygu, dilin gücüyle ifade edemeyecekleri düşünceler ve kişisel çizimleri kullanılmıştır. Araştırma konusu tarama testleri ile kendilerini ne ölçüde ifade edebildikleri ve nasıl bir gelişim evresinde oldukları belirlenerek incelenmiştir. Bu araştırma sırasında toplanan veriler IBM SPSS Statistics 18 Paket Programı kullanılarak işlenmiş, analiz edilerek değerlendirilmiş ve bulgular başlığı altına eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Otizm, Gelişim Bozukluğu, Resim, Resim Analizi, Tarama Testi