Bingol University
Discipline

Sinir Bilimi Anabilim Dalı

Bingol University

138

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalarında karar verme ve dürtü kontrol bozukluklarının incelenmesi

Amaç: Parkinson Hastalığı'nda, motor belirtilerin yanı sıra, dopaminerjik tedaviye bağlı olarak gelişen davranışsal ve bilişsel bozulmalar gözlenmektedir. Bu çalışmada Parkinson hastalarındaki karar verme becerilerinin ve dürtü kontrol bozukluklarının incelenmesi ve aralarındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmiştirYöntem: Araştırmanın örneklemi 39 Parkinson hastası ve 39 gönüllü kontrolden oluşmuştur. İki grubun karar verme ve bilişsel işlevlerini değerlendirmek için Iowa Kumar Testi (IKT), Sözel Akıcılık Testi (SAT), İz Sürme Testi (İST) ve Sözel Bellek Süreçleri Testi (SBST) kullanılmıştır. Hasta grubunun klinik değerlendirmeleri ise Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (UPDRS), Hoehn- Yahr Evrelendirme Skalası, Parkinson Hastalığında Motor Olmayan Belirtiler Anketi (MOB), Parkinson Hastalığında Dürtüsel Bozukluk Anketi (PH-DB) ve Hamilton Depresyon Ölçeği (HDÖ) ile yapılmıştır.Bulgular: Hasta ve kontrol grupları arasında IKT puanları açısından istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır, fakat hastalar kontrollere göre daha kötü performans sergilemişlerdir. Hasta grubunda hastalık süresinin uzun olması, motor dalgalanmaların varlığı ve günlük dopamin agonisti miktarının fazla olması ile karar verme performansındaki düşüş arasında bir ilişki saptanmıştır. Hastalarda yaşanan dürtü kontrol bozukluklarının, eğitim, hastalık başlangıç yaşı, dopamin agonisti miktarı ve motor dalgalanmaların varlığı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca, kumar oynamayla ilgili kompulsif davranışlar puanı ile IKT performansı ilişkili bulunmuştur.Sonuç: Parkinson hastalarının karar vermede sağlıklı kontrollerle benzer bir performans sergiledikleri görülmüştür. Hastaların karar verme becerileri ve kompulsif davranışlarının aldıkları dopaminerjik tedaviye göre değiştiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca patolojik kumar oynama ve karar verme arasında bir ilişki var gibi gözükmektedir.Anahtar Sözcükler: Parkinson Hastalığı, Karar verme, Dürtü kontrol bozuklukları

DopaminDürtü kontrol bozukluğuKarar verme+1
Elif Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Endotoksinin N9 fare mikroglial hücre hattında mikroRNA ekspresyon profiline olan etkisi

Mikroglia, beyin makrofajı olarak tanınan glial hücre tipidir. İmmunofenotipik ve fonksiyonel olarak monosit ve makrofaj hücreleriyle benzerlik göstermektedir. Merkezi sinir sisteminde (MSS) mikroglia inflamatuar süreçlerde önemli bir role sahiptir. Post-transkripsiyonel gen regülasyonunda büyük rol oynayan MikroRNA'lar (miRNA), küçük, kodlama yapmayan RNA'lardır. Bu çalışmada amacımız mikroglial aktivasyonda miRNA'ların rolünü araştırmaktır.Çalışmanın ön aşamasında, N9 fare mikroglial hücreleri lipopolisakkaridin (LPS) 100 ng/ml LPS dozu kullanılarak aktive edildi. Mikrorray yöntemi kullanılarak miRNA ekspresyon değişimleri belirlendi. Bu yöntemle ekspresyon değişimi belirlenen miRNA'lardan miR-191, miR-193 ve miR-431'ün gen ekspresyonu kantitatif PCR (qPCR) yöntemiyle incelendi. Daha sonra bu miRNA'ların hedef genleri biyoinformatik yöntem aracılığıyla belirlendi. Belirlenen hedef genlerin validasyonu Lusiferaz testi ile yapıldı.Mikroarray sonuçlarına göre ekspresyon değişimi en fazla olan 30 adet miRNA belirlendi. qPCR sonuçlarına göre miR-191, miR-193 ve miR-431'in ekspresyonun arttığı gösterildi. Biyoinformatik yöntemle belirlenen hedef genlerin ( IL-6, IL-10 ve IRAK1 ) validasyonu yapıldı. Bu miRNA'lardan miR-191'in IL-6'yı, miR-193'ün IL-10'u ve miR-431'in IRAK1'i hedeflediği gösterildi.

EndotoksinlerFarelerHücre dizisi+2
Serpen Durnaoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozukluğu olan hastalarda dürtüsellik ve bilişsel performans sırasında NIRS (Near ınfrared spektroskopi) görüntülemesi

Amaç: Her ne kadar obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve dürtü denetim bozuklukları (DDB) farklı bozukluklarsa da her iki rahatsızlığın merkezinde istenmeyen tekrarlayıcı düşünce ve davranışların baskılanmasındaki bozulma yer almaktadır (Hollander, Wong, 1995; Grant ve ark. 2008). Karşıt kutuplarda yer aldığı varsayılan dürtüsellik obsesif kompulsiflik ve mükemmeliyetçilik boyutları OKB hastalarında aynı anda bulunabilmektedir (Li, Chen, 2007). Bu araştırmanın amacı; OKB'ye eşlik eden dürtüselliğin ve mükemmeliyetçiliğin, hastaların bilişsel ve motor inhibisyon yetisi ile dikkat mekanizması üzerindeki olası etkilerini nöropsikolojik ve elektrofizyolojik olarak incelemektir.Hipotez: Çalışmanın ana hipotezi; hasta grubun dürtüsellik, obsesif kompulsiflik ve mükemmeliyetçilik puanlarının sağlıklı kontrollere kıyasla daha yüksek olacağı ve buna paralel olarak da hasta grubun nöropsikolojik testlerdeki performansının sağlıklı kontrollere göre daha düşük ve testler sırasındaki frontal korteks aktivitesinin daha yüksek olacağıdır.Yöntem: Çalışmamıza Dokuz Eylül Üniversitesi, psikiyatri polikliniğinde OKB tanısı almış 32 hasta ve bu hastalara yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi gibi demografik özellikler açısından eşleştirilmiş 29 sağlıklı kontrol katılmıştır. Katılımcılar psikiyatri servisinde Kısa Uluslararası Nöropsikiyatrik Görüşme (MINI), Yale-Brown Obsesif Kompulsif Bozukluk Değerlendirme Ölçeği (Y-BOCS), Hamilton Depresyon ve Anksiyete Derecelendirme Ölçekleri (HAM-D, HAM-A), Padua Envanteri (PE), Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (ÇBMÖ), Barrat Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ) ve balon testi puanları çerçevesinde klinik açıdan değerlendirilmiştir. Daha sonra katılımcılar Biyofizik Anabilim Dalı Beyin Biyofiziği Araştırma Laboratuvarı'nda zihinsel esneklik, dikkat kaydırma, tepki baskılama gibi yetileri ölçen ve özellikle prefrontal korteksi aktive eden nöropsikolojik testleri (bas/basma ve dikotik dinleme testi) uygularken, Near-Infrared Spektroskopi (NIRS) yöntemiyle frontal korteks aktivitelerinde meydana gelen kan akımı değişiklikleri kaydedilmiştir.Bulgular: Ölçek bulgularına göre hasta grubun düşüncesel dürtüsellik, mükemmeliyetçilik toplam, kendine yönelik mükemmeliyetçilik ve kişiden beklenen mükemmeliyetçilik puanları sağlıklı kontrollere göre daha yüksek iken; hasta ve sağlıklı grubun dürtüsellik genel, motor dürtüsellik, plansızlık ve diğerlerine yönelik mükemmeliyetçilik puanları arasında fark bulunamamıştır. Nöropsikolojik bulgular her iki grubun da dikotik dinleme testinde sağ kulak avantajı gösterdiğini fakat bilişsel inhibisyon yetisini ölçen son oturumda hasta grubun sağlıklı kontrollere kıyasla daha düşük performans sergilediğini ortaya koymuştur. Motor inhibisyon yetisini ölçen bas/basma testinin performans puanı ortalamaları ise gruplararasında farklılaşmamaktadır. Son olarak elektrofizyolojik bulgular, hipotezin aksine, hasta grubun görevler esnasında hiperfrontalite sergilemediğini göstermiştir. Hasta ve sağlıklı grubun görevler sırasındaki frontal korteks aktiviteleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır.Sonuç: Bulgulara baktığımızda literatürde daha önce de belirtildiği gibi OKB hastalarının düşüncesel boyutta bir dürtüsellikten (Ettelt ve ark. 2007) ve şiddetli bir mükemmeliyetçilikten (Lee ve ark. 2009) yakındığını görüyoruz. Bu iki karakteristik boyut bir arada bulunduğunda hastayı; her daim dürtülerini kontrol eden ve algılarına güvenmeyen bir klinik görünüme sokmaktadır. Mükemmeliyetçilik puanları arttıkça kompulsiyon şiddeti de artmaktadır (Bhar ve Kyrios 1999). Bunun yanı sıra hastalar daha önce de literatürde belirtildiği gibi inhibisyon yetilerinde bozulma yaşamaktadırlar (Westenberg, 2007; Ayçiçeği, 2003), fakat bu bozulmanın bilişsel mi yoksa davranışsal düzeyde mi olduğu henüz yeterince açığa kavuşturulmamış bir konudur. Bizim bulgularımız OKB hastalarının motordan ziyade bilişsel inhibisyon yetisinde bozulma yaşadığını vurgular niteliktedir. Bu ayırımı yapmak hastalığın prognozu için önem arz etmekte ve terapi seçeneklerini de farklılaştırmaktadır. Son olarak çalışmamızın elektrofizyolojik bulguları, literatürde OKB ve DDB birlikteliği ile ilgili önerilen hiper ve hipofrontalite hipotezini (Hollander, Wong, 1995) destekler nitelikte değildir. Bunun bir nedeni örneklemi oluşturan hastaların %75'inin antiobsesif psikiyatrik tedavi altında olması, diğer bir nedeni de örneklemin sayı itibariyle evreni temsil gücünün az olması olabilir.

Dürtü kontrol bozukluğuDürtüsel davranışMükemmeliyetçilik+3
İnci Birincioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Hafif kognitif bozukluk hastaları ile sağlıklı yaşlılarda görsel olay ilişkili potansiyeller ve nöropsikolojik testlerin kesitsel olarak incelenmesi

ÖZETAmaç: Bu çalışmada Hafif Kognitif Bozukluk (HKB) hastaları ve sağlıklı yaşlıların görsel uyarana yanıt olarak ortaya çıkan olay ilişkili potansiyeller ve nöropsikolojik değerlendirmeyi birlikte uygulayarak HKB tanısı almış bireylerin değişen beyin dinamiklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 23 HKB tanısı almış hasta ve 22 sağlıklı bireylerden alınan elektroensafalografi (EEG) kayıtları ve nöropsikolojik değerlendirme test skorları karşılaştırılmıştır. EEG verileri, görsel uyarımla klasik P300 seyrek uyaran paradigması uygulanarak F3, Fz, F4, C3, Cz, C4, TP7, TP8, P3, Pz, P4, O1, Oz ve O2 yerleşimli elektrotlardan kaydedilmiştir.Bulgular: P300 latans değerlerinde gruplar arası bir fark olmamasına rağmen genlik değerlerinde gruplar arası fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmıştır. P300 genlik değerleri için yapılan post-hoc analizinde F3, C3, Cz, P3 ve Pz kanallarındaki genlik değerleri sağlıklı kontrollerde HKB hasta grubundan daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Gruplar arası nöropsikolojik test karşılaştırmaları bataryadaki testlerin çoğunluğunda istatistiksel farklılık göstermiştir. Dikkat, bellek ve yürütücü işlevlerle ilgili testler ile çeşitli kanallar arasında genlik ve latans değerlerinde korelasyonlar bulunmuştur.Sonuç: Gruplar arasında P300 genlik değerlerinde fark bulunmuştur. P300 yanıtının dikkat süreçleri, bu süreçler tarafından yönlendirilen çalışma belleği ile ilgili olarak ortaya çıktığının bilinmesi dolayısıyla gözlenen P300 genlik değerlerindeki düşüşün HKB'de bozulan bellek ve dikkat süreçlerini ortaya çıkardığı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: HKB, Nöropsikolojik testler, EEG, P300, OİP

Biliş bozukluklarıBilişsel işlevElektroensefalografi+4
Pınar Boyacı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Hafif kognitif bozuklukta işitsel olaya ilişkin osilasyonlar ve volümetrik manyetik rezonans görüntüleme ile korelasyonu

ÖZETGiriş: Olaya İlişkin Osilasyonlar (OİO), kognitif bozuklukların tanımlanmasında kullanışlı bir yöntemdir. Önceki çalışmalar Alzheimer Hastalığı'nda değişen osilatuar yanıtlar olduğunu göstermiştir. Bu çalışmanın amacı aynı eğilimin Hafif Kognitif Bozukluk'ta (HKB) da geçerli olup olmadığını ve osilatuar yanıtlarla volümetrik manyetik rezonans görüntülemenin (vMRG) korelasyon gösterip göstermediğini araştırmaktır.Yöntem: Yirmi iki ardışık HKB olgusu (ortalama yaş, 74.0) ile eğitim ve yaş uyumlu sağlıklı yaşlı kontrol (ortalama yaş, 70.3) çalışmaya dahil edildi. Volümetrik ölçümler için, Lezyon İşaretleme ve Volüm Değerlendirmesi (LAVA) yazılımı kullanıldı. EEG kayıtları F3, Fz, F4, C3, Cz, C4, Tp7, Tp8, P3, Pz, P4, O1, Oz ve O2 elektrotlarından kaydedildi. Deneylerde klasik işitsel oddball paradigması kullanıldı ve dijital filtreleme ile osilatuar yanıtların maksimum tepe değerleri ölçüldü. İstatistiksel analizler için ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri uygulandı.Sonuçlar: HKB grubunun delta tepe amplitüdlerinde F3, Fz, F4, Cz, C4 ve Pz elektrotlarında belirgin düşüş [F(1.41) = 4.84, p = 0.033] saptandı. C3 elektrot bölgesinden kaydedilen beta osilatuar yanıtlarıyla sağ ve sol hipokampal volüm arasında orta düzeyde (r = 0.59, p = 0.005); Tp8 elektrot bölgesinden kaydedilen beta osilatuar yanıtlarıyla sol hipokampal volüm arasında orta düzeyde korelasyon (r=.594, p= 0.034); F3 elektrot bölgesinden kaydedilen gama osilatuar yanıtlarıyla sol hipokampal volüm arasında orta düzeyde korelasyon (r=.515, p=0.017) saptandı.Tartışma: Delta osilatuar yanıtlarının karar verme ile ilgili kognitif süreçlerle ilgili olduğu düşünülmektedir. OİO, HKB'deki erken değişiklikleri saptayabilir ve delta osilatuar yanıtları gelecekteki çalışmalarda aday biyobelirteç olarak incelenebilir. Osilatuar yanıtlarla hipokampal volüm arasında gözlenen korelasyon, yaşlılıkta beliren beyin dinamiği değişikliklerini incelemede osilatuar beyin yanıtlarının bir yöntem olarak kullanılabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: HKB, Olaya İlişkin Osilasyonlar, Delta, Volümetri

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlev+5
Pınar Kurt
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Duygudurum dengeleyici ilaçlardan lityum ve valproik asit'in SH-SY5Y hücre hattı üzerinde koruyuculuğu

Gu?nu?mu?zde nörodejenerasyonun tedavisinde kesin bir çözu?m bulunmamış olmakla birlikte çeşitli yaklaşımlar mevcuttur. Bu yaklaşımlardan biri olan nöroproteksiyon; oluşmuş nöronal hasarı geri döndu?recek veya sonraki nöronal hasarlanmayı önleyecek bir ajanın uygulanmasıdır.Bu çalışmada, insan nöroblastoma hu?cresinde, mitokondriyal inhibitör olan Paraquat(Methyl viologen dichloride) ile indu?klenerek oluşturulacak olan toksisite modelinde, duygudurum du?zenleyici ilaçlardan lityum ve valproik asidin nöroprotektif etkisinin olup olmadığı, koruyuculuk var ise bunun hangi yollar aracılığıyla gerçekleştiğinin araştırılmasıamaçlandı.Çalışmanın ilk bölu?mu?nde, 2-10 mM Lityum ve 100- 1000 ?M ValproikAsidin 24 saat preinku?basyonunun, SH-SY5Y hu?crelerini, 500-1000 ?M Paraquat ile oluşturulan hasara karşı koruyup korumadığı araştırıldı. Çalışmanın ikinci bölu?mu?nde ise Paraquatın SH-SY5Y hu?creleri u?zerinde apoptoz yolu ile ölu?m oluşturduğu gösterilerek, lityumun apoptotik yolakta sorumlu proteinlerden Bcl-2, Bax ve Bcl-xl'in mRNA'ları u?zerinde olan etkisi qPCR yöntemiyle incelendi.Çalışmanın sonucunda; Lityumun 2mM ve 5mM dozlarında 24 saatlikpreinku?basyonunun, paraquat toksisitesine karşı hu?creleri anlamlı du?zeyde koruduğu, Valproik Asidin ise uygulanan dozlarının hu?creler u?zerinde koruyucu etkisi bulunmadığı göru?ldu?. Ayrıca Lityum preinku?basyonunun, paraquat ile oluşturulan modelde, antiapoptotik etkili Bcl-2 ve Bcl-xl mRNA miktarını arttırırken, proapoptotik etkiye sahip olan Bax mRNA'sını azalttığı belirlendi.Bu çalışma ile Lityumun, paraquat modeli u?zerinde anti-apoptotik etkisi bulunduğu ilk kez gösterilmiş oldu.

ApoptozisLityum klorürParaquat+3
Begüm Alural
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Hafif kognitif bozukluk hastaları ile sağlıklı yaşlılarda işitsel olay ilişkili potansiyeller ve nöropsikolojik testlerin kesitsel olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada Hafif Kognitif Bozukluk (HKB) tanısı alan hastalar ve sağlıklı yaşlıların nöropsikolojik testleri ile işitsel uyarana yanıt olarak olaya ilişkin potansiyel kayıtlarını birlikte inceleyerek HKB hastalarının değişen beyin dinamiklerini incelemeyi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Petersen kriterlerine göre HKB tanısı almış 28 hasta ve 20 sağlıklı yaşlı yer almıştır. Tüm katılımcıların nöropsikolojik değerlendirmeleri ve işitsel seyrek uyaran paradigması (SUP) uygulanarak F3, FZ, F4, C3, CZ, C4, TP7, TP8, P3, PZ, P4, O1, OZ ve O2 elektrotlarından P300 yanıtları incelenmiştir. Verilerin analizi için bağımsız örneklem t testi, eşleştirilmiş örneklem t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyonu kullanılmıştır.Bulgular: Yapılan nöropsikolojik değerlendirmede, bellek ve yürütücü işlev performanslarında gruplar arası fark bulunmuştur. P300 genlik ve latans değerlerinde gruplar arası bir fark bulunamamıştır. Dikkat, bellek ve yürütücü işlev testleri ile çeşitli elektrot kanalları arasında genlik ve latans değerlerinde pozitif ve negatif korelasyonlar bulunmuştur.Sonuç: Hastalık süreci ile beklenen, HKB hastalarında nöropsikolojik test skorlarındaki düşüşe paralel yanıtın azalması ve yanıt süresinin uzaması sonuçlarına varılamamıştır. Öngörüldüğü gibi genlik ve latans değerleri açısından gruplar arası bir fark bulunamamıştır.Anahtar Kelimeler: Hafif Kognitif Bozukluk, Nöropsikolojik Test, EEG, OİP, P300

Alzheimer hastalığıBiliş bozukluklarıBilişsel işlev+6
Seda Eroğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Eritropoetin'in SHSY-5Y hücrelerinde genomik düzeyde gen espresyonuna etkisinin incelenmesi

Eritropoetin'in SHSY-5Y Hücrelerinde Genomik Düzeyde Gen Espresyonuna Etkisinin İncelenmesiZeynep Filiz ÖNKAL, Dokuz Eylül Üniversitesi,Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sinir Bilimler Anabilim Dalı, 35340 İnciraltı, İzmirEritropoetin (EPO), eritropoezi uyaran hematopoietik büyüme faktörü ve sitokindir. Son yıllarda beyindeki nöronal ve glial hücrelerde kendisinin ve reseptörünün varlığı ortaya konmuştur. EPO, sinir sisteminin gelişiminde, nöronal canlılığın devamında nöronal hasarın tamirinde kritik roller üstlenir. EPO'nun nöroprotektif etkisinin olası bir mekanizması transkripsiyonel düzeyde gen regülasyonudur. Bu çalışmada amacımız EPO'nun SHSY-5Y nöroblastoma hücre hattında mRNA ekspresyonuna etkisinin incelenmesidir.Projemizde mikroarray ile EPO'in transkripsiyonel düzeyde yaptığı degişiklikler incelendi. Bu amaçla nöronal bir hücre hattı olan SHSY-5Y hücre hattına EPO indüksiyonu uygulanıp bunun sonucunda ekspresyonu değişen mRNA'lar mikroarray ve kantitatif polimeraz zincir reaksiyonu (qPCR) yöntemleriyle incelendi.Araştırmamızın sonuçlarına göre eBayes hipotez testi ile 24 saatlik EPO indüksiyonu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında anlamlı bir değişiklik saptanmadı. 48 saatlik EPO indüksiyonu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında anlamlı olarak 438 gen up-regüle, 482 gen down-regüle olarak belirlenmiştir. Kat Değişim (Fold change) sınır değeri olarak karşılaştırıldığında kat değişimi 0,5'den az olanlar azalmış gen ekspresyonu, 1,5'den fazla olanlar artmış gen ekspresyonu olarak kabul edilmiştir. Buna göre 52 genin kat değişim değerleri 1,5 üzeri, 23 genin kat değişim değerleri 0,5'den azdır. Literatür incelemesi yapılarak bu 75 gen içerisinden konumuz ile ilgili olan 26 gen için qPCR konfirmasyonu yapılmıştır. Mikroarray sonuçları ile qPCR sonuçları uyumludur. Seçilen 26 genden 18 tanesinin gen ekspresyonu anlamlı artmış, 8 tanesinin gen ekspresyonu anlamlı olarak azalmış bulunmuştur. Bu genlerin hangi yolaklarda rol aldığı KEGG yazılımı ve reactome programı ile belirlenmiştir. Bu analiz sonrası EPO'nun ekstrasellüler matriks organizasyon, akson, sinyal dönüştürülmesi, protein metabolizması, ile ilgili ana yolakları etkilediği belirlenmiştir.Anahtar Sözcükler: Eritropoetin, SHSY-5Y Hücre Hattı, Gen Ekspresyonu, Mikroarray

EritropoietinGen ifadesiHücre dizisi+2
Zeynep Filiz Önkal
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Nöronal hücre içi kolesterol düzeylerinin amiloid beta toksisitesi ve nörosteroidlerin sentezi üzerine etkisi

Alzheimer Hastalığı(AH) patogenezinde temel hasar oluşum mekanizmalarından biri Amiloid beta(AB) toksisitesidir.Kolesterolün amiloidprekürsör proteinden toksik AB sentezini tetiklediği veya peptitin aggregasyon eşiğini düşürerek amiloidplak oluşumunu kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir.Diğer taraftan ABpeptidin kolesterol metabolizmasını ve kolesteroltürevlerinin oluşumunu da etkilemesi olasıdır. Pregnenolone(P) ve pregnenolonesülfat(PS) beyinde kolesterolden sentezlenebilen başlıca nörosteroidlerdendir.P nöronaltoksisiteye karşı koruyucu etkiye sahipken,hafıza modülatörü olan PS 1μM'dan yüksek konsantrasyonlarda eksitotoksin gibi davranabilir.ABpeptitlerinin nörotoksisite koşullarında kolesterol türevi bu steroidler üzerine etkisi henüz net olarak bilinmemektedir.Bu çalışma ile hücre kolesterol seviyelerinin ABtoksisitesi,P ve PS sentezi ile olası ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Toksik konsantrasyonlarda üç farklı ABfragmanı(25-35,1-40 ve1-42) ve iki farklı doz kolesterol PC-12 ve SHSY-5Y hücrelerine uygulandı.Uygulanan AB ve kolesterolün hücreiçi kolesterol,P/PS düzey değişimine etkileri belirlendi.Nöronal hücre canlılığı değişimi ve hücre ölüm tipi değerlendirildi. Hücrelere 72saat AB fragman uygulamaları ile canlılık her iki hücre hattında~%50 düzeyinde azaltıldı.Kolesterol uygulaması ile hücrenin total kolesterol düzeyi ilk 24saatten itibaren bazal düzeyin~5-6 katına kadar artırıldı.AB uygulaması ile birlikte hücre kolesterol düzeyindeki artış hücre canlılıklarını belirgin olarak azalttı.Kolesterol ile birlikte ABpeptit uygulaması P düzeylerini sadece kolesterol uygulanan gruba göre belirgin olarak artırdı.Tüm ABfragmanları P düzeyini artırırken,PS düzeyinin fragman tipi ve kolesterol düzeyine bağlı olarak değiştiği gözlendi.Kolesterol ile birlikte AB uygulanan gruplarda steroid sentezinin kısmi inhibisyonunun hücrecanlılığını her iki hücre hattında artırdığı belirlendi. Bu çalışma ile ABtoksisitesi,kolesterol ve P/PS düzey değişimleri hakkında yeni in-vitro veriler eldeedildi.AB peptitlerinin fragmantipi ve kolesterol düzeyine bağlı olarak steroid düzeylerini ve hücre canlılığını etkilediği gösterildi.Sonuç olarak kolesterolün ABtoksisite oluşumunda AB sentezi yada plak oluşumunu artırması yanı sıra nörosteroid düzeylerini etkilemesi ile de anahtar rol oynayabileceği ileri sürülebilir

Alzheimer hastalığıAmiloid beta proteinKolesterol+4
Özlem Gürsoy Çalan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında sosyal işlevselliğin bilişsel işlevler ve algılanan duygusal dışavurum ile ilişkisi

Amaç: Sosyal işlevsellikte bozulma şizofreni hastalığında sürecin en temel sorunlarından biridir ve hastaların bağımsız yaşamalarına engel oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı şizofreni hastalarında sosyal işlevsellikle bilişsel işlevler ve dışavurulan duygu düzeyi arasındaki ilişkiyi araştırmak, böylelikle şizofreni hastalarının işlevselliğini artırmak amaçlı yapılan çalışmalara katkıda bulunmaktır. Yöntem: Bu çalışmaya 34 şizofreni tanısı konulmuş hasta ve 34 sağlıklı kontrol olmak üzere 68 gönüllü dahil edildi. Sağlıklı kontrollerin Nörobilişsel Test Bataryası (NTB) sonuçları, şizofreni hastalarının Nörobilişsel Test Bataryası (NTB), Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) ve Dışavurulan Duygu Düzeyi (DDD) sonuçları analiz edilip değerlendirildi. Bulgular: Şizofreni hastaları, sağlıklı kontrollere göre bilişsel işlevler testlerinde daha kötü performans göstermektedir. Bu bozulmaların bazıları ile, özellikle yürütücü işlevlerle ilgili olanları ile, sosyal işlevsellik arasında anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Ancak klinik bulgular ve ailenin hastaya karşı duygusal tutumu sosyal işlevsellikle anlamlı bir şekilde negatif yönde ilişkilendirilmiştir. Sonuç: Şizofrenide bilişsel işlevlerde bozulmalar gözlenmektedir. Şizofrenide sosyal işlevsellik, hastalığın klinik durumuna ve hastanın etrafındaki insanların hastaya karşı tutumuna bağlıdır. Anahtar Sözcükler: şizofrenide sosyal işlevsellik, bilişsel işlevler, duygusal dışavurum

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlev+5
Aylin Yurdakul
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında zihin teoremi ve bu teoremin düşünce-dil yapısı ile ilişkisi

Amaç: Şizofreninin önemli belirtilerinden olan Düşünce ve Dil bozuklukları, düşünce içeriğinin garip ve alışılmadık olması, konuşmada gözlemlenebilen bozuklukların olması özellikleriyle açıklanabilir. Düşünce-Dil alanında işlevselliğin azalması da şizofreni hastalarının zihin kuramı ile ilgili yaşadıkları zorluklar gibi günlük iletişimlerini ve iletişimde oldukları kişiler arasında bilgi paylaşımını engelleyen etmenlerden biridir. Bu çalışmanın amacı; şizofreni hastalarının zihin kuramı ve düşünce ve dil ölçeklerinde aldıkları puanları, sağlıklı gönüllülerin performansları ile karşılaştırmak ve zihin teorisi ile düşünce-dil yapısı arasındaki ilişkiyi inceleyip şizofreni hastalığıyla ilgili daha sistematik ve bütünleyici bir bakış açısıyla detaylı bulgular ortaya koymaktır. Yöntem: Çalışmaya, DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş 46 hasta ile 46 sağlıklı gönüllüden oluşan örneklem alındı. Hastalara Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS), Andersen Negatif Belirtlileri Değerlendirme Ölçeği (SANS) ve Andersen Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS), Calgary Şizofrenide Depresyon ölçeği (CŞDÖ), Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZİTÖ), Düşünce ve Dil Ölçeği (DDÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Şizofreni hastaları ile sağlıklı gönüllüler arasında Zihin Teoremi Ölçeği ve Düşünce-Dil Ölçeği sonuçları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ayrıca hastalarda Zihin Teoremi ölçeği ve Düşünce-Dil ölçeği sonuçları incelendiğinde bu iki ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Şizofreni hastalarının Zihin Teoremi ölçeği ve Düşünce-Dil ölçeğinden aldıkları puanlar, sağlıklı gönüllüler ile karşılaştırıldığında, hastaların sağlıklılara göre performansının daha düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca hastaların Zihin Teoremi performansı ile Düşünce-Dil performansı arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmuştur. Zihin teoremi ölçeğindeki performansı düşük olan hastaların Düşünce-Dil ölçeğindeki performansları da düşük bulunumuştur.

DilDüşünmeMental bozukluklar+4
Damlacan Güneyer
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İki uçlu bozukluk tanılı hastalar ve birinci derece akrabalarında nörobilşşsel işlevler: Kontrollü bir çalışma

İki uçlu duygudurum bozukluğu (İUB) hastalık ve iyilik dönemleriyle seyreden ve yaygın alanda görülen nörobilişsel bozulma ile karakterize bir beyin hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı, ötimik ve depresif durumdaki İUB tanılı hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında dikkat, bellek, sözel öğrenme ve akıcılık, yürütücü işlevler, işleyen bellek performanslarını eşleştirilmiş sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Hastaların ve akrabalarının sağlıklılardan farklı, birbirlerine benzer özellikler göstereceği, , depresyonda olmanın nörobilişsel işlevleri ötimide olma durumuna göre daha da kötüleştireceği hipotezlenmiştir.Otuz iyilik döneminde, on depresif dönemde hasta, bu hastaların on beş sağlıklı birinci derece akrabaları ve yirmi altı sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Hastalar, birinci derece akrabalar ve sağlıklı kontroller SCID-I görüşmesi ile değerlendirildi, nörobilişsel test bataryası tüm katılımcılara uygulandı. Hasta gruba ayrıca Young Mani Ölçeği, Hamilton Depresyon Ölçeği verildi. İstatistiksel analiz için Kruskal-Wallis, Mann Whitney-U, ve Spearman korelasyon testleri kullanıldı.Tüm gruplar arasında sözel öğrenme, yürütücü işlevler, işleyen bellek ve kategori akıcılık işlevlerinde anlamlı fark bulduk. Depresif grup sözel öğrenme ve bellek testlerinde ötimik gruba göre, ayrıca işleyen bellek, kategori akıcılık ve yürütücü işlevler testlerinde sağlıklı kontrollere göre; ötimik grup sözel öğrenme, yürütücü işlevler ve işleyen bellek testlerinde sağlıklı kontrol grubuna göre; birinci derece akrabalar ise yürütücü işlevlerde sağlıklı kontrollere göre daha kötü performans gösterdiler.Yürütücü işlevlerdeki bozulma, İUB'ta depresyon ve ötimi dönemlerinde, aynı zamanda birinci derece akrabalarda görülmektedir. Depresyonda buna öğrenme ve bellek kusurları da eklenmektedir. Hastalığın hem iyilik hem de alevli dönemlerinde var olması, hastaların birinci derece akrabalarında da görülmesi nedeniyle yürütücü işlevlerdeki bozulma İUB için endofenotip adaylarından biri olabilir.

AkrabalıkBilişBilişsel işlevler+6
Özlem Demirci Esen
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Dubois 5 kelime testi'nin 50 yaş ve üzeri yetişkin bireyler için geçerlik ve güvenirlik çalışması

Amaç ve hipotez: B.Dubois tarafından geli?tirtirilen hızlı ve pratik bir sözel epizodik bellek ölçeği olan 5 Kelime Testi (5KT)?nin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğine bakılarak ATD?yi erken evrede yakalayacağı hedeflenmi?tir.Yöntem: 106 sağlıklı, 22 HKB?li, 39 ATD?li, 50-96 ya? arasındaki toplam 167 birey katılımcı 5KT, Mini Mental Durum Değerlendirme (MMDD), Sözel Akıcılık (Hayvan sayma, Meyve-?nsan, KAS), 3Kelime 3 ?ekil (3K3?) testleri ile değerlendirilmi?tir. 5KT?nin diğer kognitif testlerle e? zamanlı geçerlilik testleri ve test-tekrar test geçerliliği, Spearman rho testi ile ara?tırıldı. Gruplar arası fark analizlerinde, homojen gruplarda ikili gruplara T Testi; çoklu gruplara ANOVA, heterojen gruplarda ikili gruplara Mann-Whitney U ile çoklu gruplara Kruskal Wallis testleri uygulandı. 5KT?nin ayırt ediciliği için ROC Curve eğrisine bakıldı.Bulgular: 5KT ipuçlu hatırlamadan sağlıklıların tümü; serbest hatırlamadan %95.3?ü 10 puan almı?tır. 5KT?nin serbest hatırlama puanı (.90), ipuçlu hatırlama puanından (.84) daha yüksek duyarlılıkla ayırt etmi?tir. Erken evre ATD ile HKB?yi yüksek duyarlılık (.84) ve özgüllükle (.93) ayırt etmi?tir. 5KT?nin tüm katılımcılarda (?:.88) ve ATD?li bireylerde (?:.81) iç tutarlığı yüksek bulunmu?tur. Gözlemciler arasında (r=0.80), aynı gözlemcinin farklı zamanlarında (r=0.95) test-tekrar test korelasyonu yüksektir. Sağlıklı ve hastaların, HKB ile farklı evrelerdeki ATD?lilerin 5KT puanları arasındaki fark anlamlı bulunmu?tur (p<0.01). 5KT ile MMDD ve 3K3? arasında yüksek (r: .70, .78), sözel kategorik akıcılık testleri ile arasında orta düzey bir ili?ki (r: .63, .61) bulunmu?tur.Sonuç: Bu çalı?mada 5KT?nin Türkçe versiyonunun sağlıklı, ATD?li ve HKB?li bireylerde geçerli ve güvenilir bir test olduğu gösterilmi?tir. 5KT?nin erken evrede ATD?yi yakalayabilmesiyle, ülkemizdeki nöropsikolojik testlere önemli bir katkı sağlanabilir.Anahtar kelimeler: Beş Kelime Testi, Erken Evre Alzheimer, Hafif Kognitif Bozukluk, Nöropsikolojik Test, Sözel Epizodik Bellek

Alzheimer hastalığıBellekBiliş bozuklukları+7
Gül Kayserili
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer Hastalığı'na yatkınlıkta Visfatin -948 G-T polimorfizminin etkisi

Alzheimer Hastalığı (AH), ileri yaştaki demansların en sık formudur. Kognitif fonksiyonlarda ilerleyici bozulma ile karakterizedir. Klinik pratikte, AH'nın kesin kriterlerine rağmen tanısı sekonder nedenlerin ve diğer demansif hastalıkların dışlanması ile konur. AH'da erken tanı ve hastalığın erken evrelerinde müdahale, tedavinin etkinliği açısından büyük önem taşır. Bu sebeple sağlıklı bireylerde olası bir yatkınlığın tespiti hastalığa karşı alınabilecek önlemler bakımından yararlı olacaktır. Araştırmamızda adiposit kökenli bir sitokin olan Visfatin'in -948 G-T polimorfizminin AH'na yatkınlıktaki etkisi incelenmiştir.Çalışmaya 40 Alzheimer hastası ve 40 sağlıklı kontrol alınmıştır. AH olguları Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Demans polikliniğinde takip edilen hastalardan ardışık sırayla 20.06.2009-20.03.2010 tarihleri arasında alınmıştır. Kontrol grubu, hastalar ile benzer demografik özelliklere sahip gönüllü sağlıklı kişilerden oluşturulmuştur. Hasta ve kontrollere Mini Mental Durum Testi (MMDT), Sözel Bellek Süreçleri Testi (SBST), Benton Yüz Tanıma Testi, Kategorik Akıcılık Testi uygulanmıştır. AH ve kontrol olgularının kan örneklerinden Visfatin -948 G-T polimorfizmi real-time PCR ile allel spesifik primerler kullanılarak erime eğrisi analizi ile incelenmiştir. Visfatin -948 G-T polimorfizmi dışında serum açlık kan şekeri (AKŞ), Low Density Lipid (LDL), High Density Lipid (HDL), trigliserid, total kolesterol ve C-Reaktif Protein (CRP) düzeyleri de ölçülmüştür.AH ve kontrol grubu -948 G-T polimorfizmi açısından değerlendirildiğinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.Çalışmamızdaki örneklemde Visfatin -948 G-T polimorfizminin AH'na yatkınlığa neden olmadığı saptanmıştır. Ayrıca klinik bulgularla -948 G-T polimorfizmi arasında da bir ilişki saptanamamıştır. AH patogenezinde Visfatin'in olası rolünü araştıracak daha geniş örneklem grubunda yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

AdipokinlerAlzheimer hastalığıDemans+3
Ufuk Vurgun
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer ve lewy cisimli demans hastalarında uyku profili

Amaç: Alzheimer hastaları, Lewy Cisimli Demans (LCD) hastaları ve sağlıklı kontroller öznel uyku kalitesi, uyku bozuklukları ve aşırı gündüz uykululuğu açısından karşılaştırılmıştır. Uyku bozuklukları ve aşırı gündüz uykululuğunun demans şiddetine bağımlı olup olmadığı araştırılmıştır.Yöntem: 85 sağlıklı kontrol, 84 Alzheimer hastası ve 31 LCD hastasının uyku profilleri Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) kullanılarak değerlendirilmiştir. Mini Mental Durum Testi ve Klinik Demans Evrelendirme Ölçeği, Alzheimer ve LCD hastalarının demans şiddetini belirlemek ve sağlıklı kontrollerin demans olasılığını dışlamak için kullanılmıştır.Bulgular: Alzheimer ve LCD hastaları, sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında daha kötü uyku kalitesi ve daha fazla uyku bozukluğu bildirmiştir. Aşırı gündüz uykululuğu da sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında Alzheimer ve LCD hastalarında daha sık bildirilmiştir. Alzheimer ve LCD hastaları arasında uyku kalitesi ve aşırı gündüz uykululuğu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. PUKİ'de tek bir item olan, `Kötü rüyalar görme' LCD hastalarında Alzheimer hastaları ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında daha sık bulunmuştur. Uyku bozuklukları ve aşırı gündüz uykululuğu ile hastaların demans şiddeti arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır.Sonuç: İki hasta grubu da belirgin düzeyde uyku bozukluğu bildirmiştir. Kötü uyku kalitesi ve aşırı gündüz uykululuğu sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında Alzheimer ve LCD hastalarında daha yaygındır.Anahtar Kelimeler: Alzheimer Hastalığı, Lewy Cisimli Demans, Uyku

Alzheimer hastalığıDemansLewy cisimleri+3
Derya Durusu Emek
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkçeye uyarlanmış Ağır bozukluk bataryası'nın demanslı bireylerde geçerlik güvenirlik çalışması

Amaç : Ağır Bozukluk Bataryası ağır dönem demans hastalarının bilişsel işlevlerini ölçmek amacıyla geliştirilmiş bir testtir. Bu çalışmada Ağır Bozukluk Bataryası (ABB) nin Türkçe'ye uyarlanması, güvenilirliği ve geçerliğine yönelik normatif verilerin toplanması amaçlanmıştır.Yöntem : Çalışmanın örneklemini, DSM-IV tanı ölçütlerine göre demans tanısı almış ve bakımevinde kalmakta olan 80 hasta oluşturmaktadır. Çalışmada katılımcılara Ağır Bozukluk Bataryası (ABB), Klinik Demans Evreleme Ölçeği (CDR) ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) uygulanmıştır.Bulgular : ABB skoru ortalaması 78.1 (21.29) . Cronbach alpha katsayısı 0.97 ve uygulayıcılar arası güvenirlik toplam ABB skoru için 0.99 ve alt ölçeklerin aralığı 0.99-0.96 arasında değişmektedir. CDR ? 2 olan hastaların ABB skoru ortalaması 94.72 (3.4), CDR 2 olan hastaların ABB skoru ortalaması 87.29 (3.85) ve CDR 3 olan hastalar için ise 51.96 (19.8) dir. ABB ve SMMT arasındaki korelasyon .83 ve ABB ile CDR arasındaki korelasyon -0.78'dir.Sonuçlar : Bulgular Ağır Bozukluk Bataryası'nın, Türk toplumunda ileri evre demans hastalarını dğerlendirmede geçerli ve güvenilir bir test olduğunu göstermiştir.Anahtar Sözcükler: Demans, Ağır Bozukluk Bataryası, CDR, Geçerlik, Güvenirlik

Alzheimer hastalığıDemansGeçerlik+3
Tuğba Ertaş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mikroglial aktivasyonda lipopolisakkarit uyarımıyla ekspresyonu değişen mikroRNA'ların belirlenmesi

Mikroglial hücreler, merkezi sinir sisteminin (MSS) hematopoetik kökenli yerel makrofajları olarak görev yapmaktadırlar. MSS'nde, pek çok nörodejeneratif hastalığın patogenezinde mikroglial aktivasyonla indüklenen inflamasyon yer almaktadır. MikroRNAlar (miRNA) post-transkripsiyonel regülasyon mekanizmalarında rol alan kodlanmayan küçük RNA'lardır. Bu çalışmamızda, MSS'nde inflamasyon ile ilişkili miRNA'ların ve hedeflerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Çalışmada N9 fare mikroglia ve 293T insan embriyonik böbrek hücre hatları kullanılmıştır. Deneylerde 10-1000 ng/ml Lipopolisakkarid (LPS) dozlarında N9 hücreleri inkübe edildi. Ön çalışmada 100 ng/ml LPS dozu kullanılarak miRNA ekspresyon değişimleri mikroarray yöntemiyle belirlendi. Mikroarray analizinde ekspresyonu değişen miRNA'lardan miR-125b-3p, miR-132, miR-146a ve miR-155'in ekspresyon değişiklikleri kantitatif PCR (qPCR) yöntemiyle incelendi. Ekspresyon değişikliği doğrulanan miRNA'ların hedef genleri biyoinformatik analizle belirlendi. Lusiferaz testi ile hedef genler için validasyon deneyleri yapıldı.Yapılan mikroarray analizinde en fazla ekspresyon değişimi gösteren 30 tane miRNA belirlendi. qPCR analizinde miR-125b-3p ekspresyonunun azaldığı, miR-146a ve miR-155'in ekspresyonun arttığı gösterildi. Hedef validasyonu deneyleri ile biyoinformatik araçlarla belirlenen hedef genler (TNF-?, IL-1ß, IL-6, IRAK1, TRAF6 ve MyD88) doğrulandı.Bu çalışmanın sonucunda mikroglial aktivasyonla ilişkili miRNA'lar karakterize edilmiştir. Bu miRNA'lardan miR-125b'nin TNF-? ve IL-1ß'yı, miR-132'nin IL-6'yı, miR-146a'nın IRAK1 ve TRAF6'yı ve miR-155'in MyD88'i hedeflediği gösterilmiştir.

LipopolisakkaritlerMakrofaj aktivasyonuMakrofajlar+2
Kemal Uğur Tüfekci
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer tipi demansın farklı evrelerinde MMDT alt maddelerinin ayırt ediciliği

Amaç: Mini Mental Durum Testi (MMDT) (Folstein ve ark., 1975) ve Global Bozulma Ölçeği (GBÖ) (Reisberg ve ark., 1982) Alzheimer Hastalığında (AH) bilişsel durumu derecelendirmek için kullanılan basit ve yaygın araçlardır. Bu çalışmanın amacı MMDT Türkçe versiyonun AH'da klinik evrelere göre değişimini araştırmaktır.Yöntem: 1995 ve 2001 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Demans Kliniğine başvuran 337 AH hastasının GBÖ evreleri ve MMDT verileri kullanılmıştır. Uygulanan faktör analizi sonucunda iki faktör yapısı oluşturulmuştur. Ortaya çıkan bu faktör yapısı üzerine lojistik regresyon uygulanmıştır.Bulgular: MMDT skorları ve GBÖ arasında yaş, eğitim ve cinsiyet açısından anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Her bir MMDT maddesi evreleri yordamakta yetersiz kalmaktadır. Ancak 2 faktörlü yapıda, MMDT %74 keskinlikle GBÖ evrelerini öngörebilmektedir.

Bayram Salih Daştan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İlk kez geliştirilecek olan dokuz eylül zihin teorisi ölçeğinin (DEZTÖ) geçerlik ve güvenirlik çalışması

Amaç: Diğer insanlara zihinsel durumlar atfetme yeteneği olarak bilinen Zihin Teorisi, otizm ve şizofrenide geniş çaplı olarak çalışılmış bir kavramdır. Ancak, literatürde yapılmış çalışmalarda eksikliği sıklıkla belirtilmesine rağmen, bu yeteneği tüm yönleriyle değerlendirebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, literatürde kullanılmış örneklerinden hareketle geliştirilmiş ?Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği?nin sağlıklı gönüllüler ve şizofreni hastalarında geçerlik ve güvenirliğini saptamaktır.Yöntem: Çalışma 197 sağlıklı gönüllü ve DSM IV ölçütlerine göre Şizofreni tanısını karşılayan 88 hasta grubundan oluşan toplam 285 kişilik bir örneklem ile yapıldı. Sağlıklı gönüllülere ve şizofreni hastalarına sosyodemografik veri formu, Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZTÖ) ve Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ) uygulandı.Bulgular: Çalışmada elde edilen bulgular, DEZTÖ'nün şizofreni hasta grubunda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu konusunda kanıtlar sağlamıştır. DEZTÖ ile EBÖ, sağlıklı gönüllü grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermezken (r=0.039, p>0.05); iki ölçeğin şizofreni hasta grubunda korelasyon gösterdikleri (r=0.42, p<0.01) bulundu. Sağlıklı gönüllü grubunda DEZTÖ'nün iç tutarlılığının (r=0.67), görüşmeciler arası güvenirliğinin (r=0.99) ve test-tekrar test güvenirliğinin (r=0.80) oldukça yüksek olduğu gösterildi. Ayrıca, DEZTÖ'nün sağlıklı gönüllüler ile şizofreni kontrol grubu arasında ayırt ediciliğinin olduğu (p<0.05) gösterildi. DEZTÖ'nün şizofreni popülasyonunda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu; ancak sağlıklı gönüllü grubunda, zihin teorisi yeteneğine daha yakın bir özelliği değerlendiren bir ölçekle geçerliğinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldı.Sonuç: Bu çalışmayla, ilk kez geliştirilen Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği'nin şizofreni popülasyonunda psikometrik özelliklere sahip bir ölçüm aracı olduğu gösterildi. Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği'nin yetişkin sağlıklı popülasyonunda geçerliğinin yeniden değerlendirilerek kullanılabileceği; şizofreni ve otizm olmak üzere çeşitli yetişkin psikopatolojik popülasyonlardaki çalışamalar ve zihin teorisinin nöral temellerinin gösterileceği nörogörüntüleme çalışmalarına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler: Zihin teorisi, Zihin Teorisi Ölçeği, şizofreni, otizm

Banu Değirmencioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ötimik bipolar hastalarda bilişsel işlevlerin tekli ve çoklu ilaç kullanımına göre kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Amaç: Bipolar bozukluk bilişsel yetilerde bozulmaya yol açan kronik gidişli bir beyin hastalığıdır. Psikotrop ilaçların bilişsel işlevler üzerinde bozucu etkileri olduğuna ilişkin çalışmalar bulunmaktadır.. Bu çalışmanın amacı, tek ve çok ilaç kullanan ötimik bipolar hastalarda bilişsel işlevlerin sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çok ilaç kullanımının tek ilaç kullanımına göre bilişsel işlevler üzerinde bozucu etkisi olabileceği hipotezlenmiştir.Yöntem: Araştırmaya 21 tek ve 27 çok ilaç kullanan DSM-IV tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı almış, ötimik durumda toplam 48 hasta ve yaş ve cinsiyetçe eşleştirilmiş 40 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Klinik durum psikiyatrik muayene, Young mani ve Hamilton depresyon ölçekleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bilişsel işlevler birçok testi içeren kapsamlı bir nörokognitif batarya ile değerlendirilmiştir.. Çoklu ve ikili grup karşılaştırmaları için ilgili non-parametrik, kategorik verilerin karşılaştırılması için ki-kare, ayrıca parametrik ve non-parametrik korelasyon ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır.Bulgular: Bir çok bilişsel testte her iki hasta grubu da kontrollerden daha kötü performans gösterirken; çok ilaç kullanan hastalar tek ilaç kullanan hastalardan daha iyi performans göstermişlerdir. Tüm grupta eğitim süresi ve hasta grubunda hastalık süresi ile testlerdeki başarı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tek ve çok ilaç kullanan hasta grubunda yapılan regresyon analizinde, eğitim ve hastalık süresi kontrol altında tutulduğunda sayı dizisi testi-geriye doğru ölçümleri, çok ilaç kullanan grubun lehine olmak üzere istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Sonuçlar: Sonuçlar işleyen bellek işlevi üzerinde olası bir ilaç etkisine işaret etmektedir. Hipotezimizin tersine çoklu ilaç kullanımı daha iyi bir işleyen bellek performansı açısından yeğlenen bir seçenek olabilir.Anahtar Sözcükler: bipolar bozukluk, ötimi, bilişsel işlevler

Bilişsel işlevlerBipolar bozukluk
Esra Bilik
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı ötimik hastalar ve birinci derece akrabalarında dürtüsellik: Sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı bir çalışma

Amaç: Bipolar bozukluk bilişsel süreçlerde bozulmayla seyreden, dürtüsellik özelliğine sahip nöropsikiyatrik bir hastalıktır. Dürtüsellik, çeşitli psikiyatrik bozukluklarda patolojik olarak ortaya çıkan, kişilik boyutunu, davranışsal ve bilişsel bileşenleri içeren çok yönlü bir kavramdır. Dürtüselliğin bipolar bozukluk için belirti şiddetinden ve hastalık dönemlerinden bağımsız, süreğen bir yatkınlık olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, ötimik durumdaki bipolar bozukluk tanılı hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında, dürtüsellik ve risk alma eğilimini eşleştirilmiş sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Hastaların ve akrabalarının sağlıklılardan farklı, birbirlerine benzer özellikler göstereceği hipotezlenmiştir.Yöntem: Çalışmanın örneklemini, DSM-IV tanı ölçütlerine göre Bipolar Bozukluk I tanısı almış, en az 6 aydır ötimi durumunda olan ve herhangi bir eşik altı belirtisi bulunmayan 30 hasta ile bu hastaların ulaşılabilinen 25 birinci derece akrabası ve hastalar ile yaş, cinsiyet ve eğitime göre eşleştirilmiş 30 sağlıklı katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak, SCID-I yapılandırılmış görüşmesi, SKİP-TÜRK hasta bilgi formları, Barratt Dürtüsellik Ölçeği?11 (BDÖ?11), Balon Analog Risk Testi (BART), Günlük Yaşam Alışkanlıkları Anketi ve Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi kullanılmıştır.Bulgular: Risk almanın davranışsal olarak değerlendirildiği bir ölçüm olan BART'ta bipolar hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabaları sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak daha az öğrenme davranışı sergilemişlerdir. Bipolar hastalar, BDÖ?11 toplam puanında sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak yüksek puanlar almıştır. Bipolar hastaların hastalık değişkenleri (hastalık süresi, ötimide bulunma süresi, toplam hastalanma dönemi sayısı, hastaneye yatış sayısı gibi) ile ölçek ve test sonuçları arasında bir ilişki bulunmamıştır.Sonuç: Bulgular bipolar bozukluğu olan hastaların iyilik dönemlerinde de devam eden, hastalık özelliklerinden bağımsız dürtüsellik ve risk alma eğilimlerinin olduğunu göstermektedir. Hastaların birinci derece akrabalarında da benzer bir örüntünün görülmesi dürtüselliğin bipolar bozukluk için güçlü bir endofenotip adayı olduğunu görüşünü desteklemektedir.Anahtar Sözcükler: Bipolar Bozukluk, Ötimi, Dürtüsellik, Risk Alma

AkrabalıkBipolar bozuklukRemisyon+1
Ceren Hıdıroğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastaların indüklenmiş pluripotent kök hücrelerinde (IPS) mikroRNA ekspresyon değişimlerinin incelenmesi

Bipolar bozukluk (BB), manik ve depresif dönemler arasındaki iyilik dönemleri (ötimi) ile karakterize edilebilen, yineleyici doğada ve .mür boyu süren nöropsikiyatrik bir hastalıktır. Günümüze kadar, BB üzerine yapılan çalışmalarda hayvan modelleri, biyolojik sıvılar, postmortem beyin dokuları kullanılmıştır. Öte yandan, gelişen indüklenmiş pluripotent kök hücre (IPS) teknolojisi ile hastaya .zgü in vitro model oluşturulabilmesi, bahsedilen diğer modelleme yöntemlerinin taşıdığı sınırlılıkların aşılmasına olanak sağlamıştır. Bu nedenle çalışmamızda, BB hastalarına ve sağlıklı kontrollere ait IPS hücrelerinin nöronlara farklılaştırılarak hastaya özgü in vitro bir model oluşturulması ve bu modelde Nanostring global miRNA profillemesi yapılarak BB hasta grubunda farklı ifade düzeyine sahip miRNA'ların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada toplam ü. BB hastasına ve üç sağlıklı kontrole ait fibroblast örnekleri kullanılmıştır. Bu fibroblastlar Cellular Reprogramming firması tarafından, sentetik mRNA transfeksiyon yöntemi kullanılarak IPS hücrelerine çevrilmiştir. IPS hücreleri teslim alındıktan sonra nöral progenitör hücrelere ve nöronlara farklılaştırılmış ve farklılaşmanın 2.-, 4.- ve 6.- haftalarında RNA izolasyonu yapılmıştır. Tüm RNA örneklerinden Nanostring miRNA profillenmesi ve veri analizi New Mexico Üniversitesi'nde, Doç. Dr. Nikolaos Mellios danışmanlığında gerçekleştirilmiştir. Daha sonra RT-qPCR ile miR-34a artışı doğrulandıktan sonra, hastalık tedavisinde sıklıkla kullanılan bir ilaç olan lityumun miR-34a ifade düzeyine ve diğer parametrelere olan etkileri incelenmiştir. Mali yükü ve iş gücü yükünün büyük olması nedeniyle çalışmaya sadece çok az sayıda BB hastası ve sağlıklı kontrol dahil edilebilmesine bağlı olarak, global miRNA profillemesi sonuçları üzerinde istatiksel bir değerlendirme yapılamamıştır. Bu nedenle profilleme sonucunda en az 1,5-kat farklılık gösteren miRNA'lar belirlenmiştir. Çalışmanın ilerleyen aşamalarında ise, hedef genlerin ve tedavi üzerinde etkili olabilecek olası yolakların analizleri için, ifade düzeyinin tüm farklılaştırma zaman noktalarında ortak olarak arttığı saptanmış olan miR-34a üzerine yoğunlaşılmıştır. Lityumun BB hastalarına ait hücrelerde miR-34a ve hedef genlerinin ifade düzeylerine olan etkilerinin incelendiği deneylerde, lityum tedavisi sonrası miR-34a ifade düzeyinin lityum-responder BB hastasına ait hücrelerde azaldığı ve miR-34a hedef genlerinin ifade düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı görülmüştür. Ancak lityum non responder BB hastalarına ait hücrelerde böyle bir etki saptanamamıştır. Devam eden deneylerde, lityum ile akut tedavinin de sadece responder BB hastasına ait hücrelerde proliferasyonu arttırdığı ve nörogenezi tetiklediği saptanmıştır. Ancak çalışmaya sadece ü. BB hastasının dahil edilebilmiş olması ve bu üç hastanın sadece bir tanesinin lityum-responder olması önemli bir kısıtlılıktır. Sonuç olarak, bu tez çalışmasında elde edilen bulgular iki ana başlıkta özetlenebilir: 1) miR- 34a tarafından düzenlenen sinaptogenez ve nörogelişim, BB patogenezinde yer alan yolaklardan biri olabilir ve 2) Hastalığın tedavisinde kullanılan lityum, sahip olduğu terapötik etkisinin bir kısmını miR-34a üzerinden gösteriyor olabilir. Ancak bu bulguların doğru yorumlanabilmesi ve genelleştirilebilmesi için daha büyük hasta kohortlarında doğrulanması gerekmektedir. Ayrıca elde ettiğimiz sonuçların hastalıkla ilişkisinin tam olarak anlaşılabilmesi ve lityumun etki mekanizmasında miR-34a'nın rolü olup olmadığının anlaşılabilmesi için daha fazla hastanın dahil edildiği detaylı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Bipolar bozuklukKök hücrelerLityum+2
Begüm Alural
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mezenkimal kök hücrelerin canlılığı ve stres koşulları altındaki proliferasyonunda kalsiyum/kalmodulin-bağımlı protein kinaz 2 (CAMKII) enzim değişiminin belirlenmesi

Giriş ve amaç: Kalsiyum/Kalmodulin-Bağımlı Protein Kinaz 2 (CaMKII) bir serin treonin protein kinaz ailesinin üyesidir ve nöronal hücrelerde yoğun olarak bulunur. Öğrenme süreci, hafıza oluşumu, sinaptik plastisite üzerinde anahtar role sahip olduğu gösterilmiştir. Bu enzimin inhibisyonunun nöronal hücrelerde apoptozisi önleyebildiği, primer kültürlerde glutamat ile indüklenen nöronal hücre ölümünü zayıflattığı ileri sürülmektedir. Ayrıca CaMKII ile aynı aileye ait olan kalsiyum/kalmodulin bağımlı protein kinaz kinaz (CaMKK) enzim değişiminin ise hematopoetik kök hücre proliferasyonunu kontrol ettiği son yıllarda ileri sürülmüştür. Ancak CaMKII enziminin kök hücre proliferasyonu ve stres koşullarında oluşan hücresel yanıt üzerine etkileri henüz net olarak bilinmemektedir. Bu projede, CaMKII enzim düzeylerindeki değişimlerin mezenkimal kök hücrelerin yaşam süresi ve proliferasyon değişimleri üzerindeki etkilerini ve hidrojen peroksit (H2O2) ile indüklenen stres koşulundaki düzey ve aktivite değişimlerini belirlemek amaçlanmıştır. Ayrıca stres koşullarında enzimin izoform (alfa, beta, gama, delta) ekspresyon değişimlerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Yöntemler: Çalışmamızda insan göbek kordonu Wharton jölesinden (WJ) eksplant yöntemi ile MKH'ler elde edildi. MKH' lerin CD44, CD90, CD105 yüzey antijenlerinin gen ve protein ekspresyon düzey değişimleri RT-qPZR, immünohistokimya ve akış sitometrisi yöntemleri ile gösterilerek karekterize edildi. Hidrojen peroksit ile indüklenen stres koşulunda CaMKII enzimi düzey ve aktivite değişimleri fotometrik olarak, enzim izoform değişimleri ise RT-qPCR yöntemi ile saptandı. CaMKII inhibitörü (KN-93) uygulamasının kök hücre canlılığı ve proliferasyonu üzerine etkisi MTT ve MTS testleri ile belirlendi. Bulgular: Tez kapsamında Wharton Jeli'nden izole edilen kök hücreler kullanılarak Mezenkimal Kök Hücre'lerin (MKH) tanımlanmasında Uluslararası Hücre Tedavisi Derneği'ne (ISCT) göre minimal kritlerler olan adipojenik, osteojenik ve kondrojenik farklılaşma kapasitesi histokimyasal olarak gösterildi. Oksidatif stres oluşturmak amacı ile 30 dakikalık H2O2 (1 mM) uygulamasının kök hücre canlılığını kontrol grubuna göre ~%40-50 oranında azalttığı gösterildi. KN-93 uygulaması ile CaMKII enzim inhibisyonunun H202 uygulaması ile birlikte hücre canlılığını , sadece H202 uygulanan gruba göre daha da azalttığı , negatif inhibitör (KN-92) uygulanmasında bu etkinin olmadığı belirlendi. Wharton Jeli Mezenkimal Kök Hücrelerinin (WJ-MKH) H202 ile tetiklenen stres koşulları altında ağırlıklı olarak CaMKII enziminin Beta izoformunu ekprese ettiği belirlendi. Sonuç: Sonuç olarak literatür taramamıza göre CaMKII enziminin mezenkimal kök hücre canlılığı ve H2O2 ile indüklenen stres koşullarındaki değişimi ilk kez bu tez çalışması ile gösterildi. Çalışmamız ile elde edilen verilerin MKH'lerin stres koşullarına verdiği yanıt mekanizmasının anlaşılmasını, hedefe yönelik kök hücre tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için temel basamak sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Mezenkimal Kök Hücre, Wharton Jölesi, Oksidatif Stres, CaMKII, KN-93, KN-92

Hücre çoğalmasıKalmodulinKalmodulin bağlayıcı proteinler+6
Tuğba Şan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif-kompülsif bozukluk ile NLRP3 inflamazom aktivitesi arasındaki olası ilişkinin araştırılması

Giriş: Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) tanılı hastalarda ve sağlıklı kontrollerde yapılan çalışmalarda belli başlı pro-inflamatuar ve anti-inflamatuar sitokinlerin kandaki düzeyleri incelenmiş ve nöroinflamatuar düzensizliklere işaret edebilecek ipuçları elde edilmiştir. Ancak OKB patogenezinde inflamasyonun yeri tartışmalıdır. Amaç ve Hipotez: Araştırmanın amacı, OKB patofizyolojisinde rol oynadığı düşünülen inflamatuar süreçlerde NLRP3 inflamazomunun olası rolünün ortaya çıkarılması ve klinik özelliklerle ilişkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın hipotezi, OKB etiyolojisinde rol oynadığı düşünülen inflamasyonun, NLRP3 inflamazomu aracılığıyla etkili olduğudur. Yöntem: Çalışmaya, DSM-IV'e göre OKB tanısı almış, 18-45 yaş arasındaki 51 hasta ve yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş psikiyatrik bir hastalığı bulunmayan, 52 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara "Yapılandırılmış Klinik Görüşme", "Yale Brown Obsesyon ve Kompulsiyon Ölçeği", "Hamilton Depresyon Ölçeği" ve "Hewitt Mükemmeliyetçilik Ölçeği" uygulanmıştır. Periferik kan örneklerinden mononükleer hücrelerden (PKMH) RNA ve protein elde edilerek, NLRP3 inflamazomonu oluşturan proteinleri kodlayan NLRP3, Kaspaz-1 ve ASC genleri ile bu inflamazomun aktivitesini düzenleyen NEK7 geninin mRNA ifade seviyeleri gerçek-zamanlı kantitatif PCR (qRT-PCR) yöntemiyle, protein seviyeleri ise Western Emdirim (blotlama) yöntemiyle belirlenmiştir. Serum IL-1beta ve IL-18 sitokin seviyeleri ELISA yöntemiyle belirlenmiştir. Bulgular: NEK7 ve Kaspaz-1 mRNA ifade seviyelerinin OKB hastalarında kontrollere kıyasla daha yüksek olduğu belirlendi. Regresyon analizi sonucunda, NEK7 mRNA ifade seviyesinin hasta ve sağlıklı grupları ayırıcı olduğu belirlendi. İnflamazom alt birimleri ile OKB alt grupları arasındaki ilişki incelendiğinde, ASC mRNA seviyeleri ile OKB Dini-cinsel obsesyon-kompulsiyon alt grupları arasında ilişki saptandı. Sonuç: Kandaki NEK7 ve Kaspaz-1 gen ifade seviyeleri OKB'de biyobelirteç olarak kullanılabileceği gibi, OKB'deki inflamatuar değişimleri açıklamaya yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Obsesif kompulsif bozukluk, NLRP3, inflamazom, Kaspaz-1, ASC, NEK7

ApoptozisBiyobelirteçlerKaspazlar+2
Melike Tetik Oktay
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer hastalığında yeni biyomarker geliştirilmesi: interlökin 18

Alzheimer Hastalıgı (AH), ileri yasta görülen demansların en sık formudur. Kognitif fonksiyonlarda ilerleyici bozulma ile karakterizedir. Klinikte, AH'nın tanısı sekonder nedenlerin ve diger demansif hastalıkların dıslanması ile konur. AH'den sonra yaslılıkta görülen demansın en sık nedeni serebrovasküler inmedir (SV). AH ve SV'nin farklı yapısına ragmen her iki hastalıgında patogenezinde inflamatuar özellikler görülmektedir. nterlökin-18 (IL-18), T ve NK hücrelerinden IFN uyarımını indükleyen proinflamatuar bir sitokindir. IL-18 düzeyi iskemik koroner hastalıkta prognostik bir marker olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalısmasında IL-18'in Alzheimer hastalarını kontroller ve serebrovasküler inme hastalarından ayırt edebilecek bir biyomarker olarak kullanılabilirligi arastırılmıstır. Çalısmaya 19 Alzheimer, 10 serebrovasküler inme hastası ve 15 kontrol alınmıstır. IL-18 serum seviyeleri enzim baglı immunosorbent yöntemi (ELISA) ile, gen ekspresyon düzeyleri ise lenfositlerde real-time PCR yöntemi kullanılarak absolut kantifikasyonla belirlenmistir. IL-18 gen ekspresyon düzeyleri serebrovasküler olay hastaları ve kontrollere göre, Alzheimer hastalarında anlamlı olarak artmıstır (p=0,006). Alzheimer hastaları ile kontroller ve yine Alzheimer hastaları ile serebrovasküler inme hastaları arasında serum IL-18 seviyeleri açısından anlamlı fark bulunamamıstır. Buna ragmen, serum IL-18 düzeyleri Alzheimer hastalarının Mini Mental Durum Testi (MMDT) skorları ile korelasyon göstermektedir. Sonuçlar IL-18 in Alzheimer hastalıgının teshisinde aday biyomarker oldugunu düsündürmektedir. Anahtar kelimeler: Alzheimer hastalıgı, serebrovasküler hastalık, inme, interlökin-18, biyomarker

Alzheimer hastalığıSerebrovasküler bozukluklar
Simge Aykan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

İnsomnia, apati ve depresyonun alzheimer hastaları ve selim yaşlılarda kognitif işlevlere etkisi

Bu araştırmanın amacı insomnia, apati ve depresyonun Alzheimer hastalığı (ATD) ile olan ilişkisini incelemek ve ATD için bir risk faktörü olup olmadığını belirlemektir. Böylece, kognitif yeti kaybını yavaşlatacak önlemlerin alınması mümkün kılınabilir. Bu amaçla Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, Alzheimer hastaları ve selim yaşlılardan oluşan bir katılımcı grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma 2 ayrı deney grubu (toplam 32 katılımcı) ve kontrol grubundan (20 katılımcı) oluşmaktadır. Katılımcılar objektif olarak Addenbrooke Kognitif Değerlendirme Bataryası (ACE-R); Promis DSM-5 Düzey 2 Uyku Bozukluğu Ölçeği-Yetişkin Formu (D-UBÖ); Apati Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ve Montgomery Asberg Depresyon Ölçeği (MADDÖ) ile değerlendirilmiştir. ACE-R skorlarından ayrıca mini-mental (SMMT) skorları da elde edilip değerlendirmeye alınmıştır. Veriler değerlendirilirken bağımsız örneklemler t-test; Pearson Korelasyonu; basit doğrusal regresyon analizi ve grup puan farklılıklarının incelenmesi için ise MANOVA ve MANCOVA analizi uygulanmıştır. Sonuçlar: Bulgulara göre kognitif skorlar (p<0,001) kontrol grubundaki katılımcılarda her iki ATD grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. ADÖ puanları her iki ATD grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). D-UBÖ puanları ATD-İn grubunda (p<0,05) ve Non-İn grubunda (p<0,01) kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. MADDÖ puanları (p<0,05) ATD-İn grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Grupların CDR sınıflandırılması bakımından kognitif skorlarında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,01). CDR-depresyon; CDR-insomnia; CDR-apati puanlarının etkileşimi bakımından skorlarında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Tartışma: Sonuçlara göre nörokognitif işlevler insomnia, apati ve depresyonun varlığına ve şiddetine göre farklılaşmaktadır. Apati ve depresyonun şiddetinin azalması kognitif performans artışını güçlü şekilde yordamaktadır. Sonuçlar geriatrik popülasyonda insomnia, apati ve depresyon semptomlarına karşı duyarlı olmanın önemine işaret etmiştir.

Alzheimer hastalığıApatiBilişsel işlevler+3
Aynur Aktürk
Alanya Alaaddin Keykubat University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalığında bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı'nın etkinliğinin araştırılması

Bu çalışmada Parkinson Hastalığında (PH) Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY)'nın etkinliğinin araştırılması amaçlandı. PH'li bireyler BETY seanslarına katılan çalışma grubu ve bu seanslara katılmayan kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. PH'nin evrelemesi için Modifiye Hoehn & Yahr Evreleme Ölçeği (MH&Y); bilişsel durum değerlendirilmesi için Montreal Bilişsel Değerlendirme Testi (MOBİD), genel PH bulgularını değerlendirmek için Birleşik Parkinson Hastalığı Derecelendirme Ölçeği (BPHDÖ); biyopsikososyal durum değerlendirmesi için Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı Ölçeği (BETY-BQ), Beck Depresyon Ölçeği (BECK-D), 8-Maddelik Parkinson Hastalığı Anketi (PHA-8); aktivite düzeyinin değerlendirilmesi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği (Kısa) (UFAÖ-Kısa); dengenin değerlendirilmesi için Berg Denge Ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Çalışma grubu (n=10) 12 hafta boyunca haftada 2 gün BETY seanslarına düzenli olarak katılırken, kontrol grubu (n =10) bu seanslara dahil edilmediler. PH'li bireyler incelendiğinde BETY seanslarına dahil edilen çalışma grubu lehine tüm parametrelerde iyileşme görülürken (p<0.05), bu sonuçlar kontrol grubuna yansımadı (p>0.05). Bu çalışma ile biyopsikososyal temelli bir egzersiz yaklaşımı olan BETY, PH'li bireyler için standardize ve isimlendirilmiş bir inovatif model olarak literatüre sunuldu. Çalışmadaki PH'li bireylerin sayısını arttırarak ve farklı objektif sonuç ölçütleriyle kullanımıyla çalışmanın veriminin arttırılması düşünüldü.

Kübra Sargın Baskın
Alanya Alaaddin Keykubat University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel olarak oluşturulmuş epilepsi modelinde udenafilinin elektrofizyolojik etkileri

Epilepsi provoke edilmemiş tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir hastalıktır. Fosfodiesteraz tip-5(PDE-5) inhibitörleri cGMP yolağını inhibe ederek NO'in daha uzun süre etki göstermesini sağlayan bir moleküldür. PDE-5 inhibitörlerinin penil ereksiyonun yanı sıra bilişsel fonksiyonlar üzerine de etkileri vardır. Çalışmamızda deneysel olarak oluşturulmuş epilepsi modelinde bir PDE-5 inhibitörü olan udenafilin elektrofizyolojik etkilerini araştırmayı amaçladık. Her bir grupta 7 sıçan olacak şekilde 4 grup oluşturuldu. Birinci gruptaki deneklerin 5 dk bazal aktivite kaydı alındıktan sonra epileptiform aktivite oluşturmak üzere intrakortikal 2,5 μl penisilin uygulandı. Epileptiform aktivitenin başlama zamanını, diken dalga sayısını, diken dalga genliğini tespit etmek için EKoG değerleri 180 dk boyunca kayıt altına alındı. Grup 2 ye grup birdekine ek olarak 5 mg/kg intraperitonal diazepam verildikten 5 dk sonra epileptiform aktivite oluşturuldu. Grup 3'e ise 10 mg/kg oral udenafil gavaj yoluyla verildikten 90 dk sonra epileptiform aktivite oluşturuldu. Grup 4'e udenafil verildikten 90 dk sonra diazepam uygulandı ve sonrasında epileptiform aktivite oluşturuldu. Sonuçlar istatiksel olarak değerlendirildiğinde grup 2'deki ilk epileptiform aktivite başlama zamanının diğer gruplara göre daha uzun olduğu görüldü. Diazepam ve udenafil gruplarında diken dalga sıklığının ve genliğinin penisilin grubuna kıyasla düşük olduğu tespit edildi. Sonuç olarak udenafilin erken dönemde epileptiform aktivite başlama zamanı üzerine olumlu bir katkı sağlamadığını, ancak diken dalga sıklığı ve genliği üzerine olumlu etki göstererek geç dönemde antikonvülzan bir etki gösterebileceğini, ayrıca dolaylı etkilerinin diazepamın antikonvülsan etkilerini tamamlayıcı bir role sahip olabileceğini düşünmekteyiz. ANAHTAR KELİMELER: Deneysel, Elektrokortikografi, Epilepsi, Penisilin Sıçan, Udenafil

Uğur Üyetürk
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yıkıcı duygudurum düzenleme bozukluğu ve bipolar bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin nöropsikolojik profili

Bu çalışmanın amacı, Bipolar Bozukluk(BB) tanısı olan ve DSM-5'te yeni tanımlanan Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu (YDDB) tanısı olan 8-18 yaş arası çocuk ve ergenlerin nörobilişsel işlevselliklerinin nöropsikolojik testler ile değerlendirilmesidir. Bu araştırmada Bipolar Bozukluk ve Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluk tanısı olan çocuk ve ergenlerde Stroop Testi, İşaretleme Testi Türk Formu, Wisconsin Kart Eşleme Testi ve Sayı Dizisi Öğrenme Testi ile değerlendirilmesi ve Bipolar Bozukluk ile Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğunun nöropsikoljik testler ile potansiyel ilişkinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma gözlemsel bir olgu-kontrol çalışması olarak planlanmıştır. Araştırmanın örneklemi Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Anabilim Dalı'na başvuran 15 adet Bipolar Bozukluk tanılı ve 6 adet Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluk tanısı alan gönüllü katılımcıdan oluşturulmuştur. Uygulamada katılımcılara çalışma hakkında bilgi verilmiş, bilgilendirilmiş onam formu okunarak doldurmaları istenmiştir. Hastalarla görüşme esnasında sosyodemografik bilgiler ve klinik verileri içeren soruların olduğu form doldurulmuştur. Katılımcılara Stroop Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi, Sayı Dizisi Öğrenme Testi ve İşaretleme Testi Türk Formu uygulanmıştır. Sosyodemografik açıdan Bipolar Bozukluk grubu ve Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu olan grup ele alındığında gruplar arasında yaş, cinsiyet, çocuğa yakınlık, ebeveynlerin öğrenim durumları, ebeveynlerin gelir durumları açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Nörobilişsel test performansları değerlendirildiğinde, Wisconsin Kart Eşleme Testi alt testlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır. İşaretleme Testi Türk Formu'nda Düzenli Şekiller, Düzensiz Harfler ve Düzensiz Şekiller alt testlerinde Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu olan hastaların Bipolar tanısı olan hastalara göre kötü performans sergiledikleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sayı Dizisi Öğrenme Testi'nin puanları açısından yapılan karşılaştırmalarda ve Stroop Testi'nde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Çalışmamızdaki bulgular değerlendirildiğinde Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda ve Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu tanılı hastalarda bilişsel işlevsellik düzeylerinde belirgin kayıp yaşandığı görülmektedir. Bu durum Yıkıcı Duygdurum Düzenleyememe Bozukluğu tanısı olan gençlerin bilişsel açıdan tıpkı Bipolar Bozukluk tanısı olan gençler gibi ciddi güçlükler yaşadığını göstermektedir. Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu ve Bipolar Bozukluk tanılı çocukların nöropsikolojik açıdan İşaretleme Testi, Stroop Testi ve Wisconsin Kart Eşleme Testi ile karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. Çalışmamızda uygulanan testler göz önüne alındığında; Sayı Dizisi Öğrenme Testi, Stroop Testi, İşaretleme Testi Türk Formu ve Wisconsin Kart Eşleme Testi kullanımı önerilebilir. Bu yaygın kullanım gelecekte bu alandaki iyileşmelerin daha çok önemsenmesini beraberinde getirebilir. Mental esneklik, dürtüsellik ve inhibisyon becerilerindeki bozulmalarla Bipolar Bozukluk ve Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu arasındaki potansiyel ilişkinin net olarak ortaya koyulabilmesi ve mevcut çalışmanın bulgularının güvenirliğinin sağlanması için bu çalışmanın bulguları daha geniş bir örneklemle, uzunlamasına araştırmalara gereksinim vardır.

Affektif bozukluklarBipolar bozuklukDuygudurum+6
İmge Mercanoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni ve bipolar bozukluk için ailesel risk ve sosyal biliş: Şizotipik ve siklotipik özelliklerinin etkisi

Bu çalışmanın amacı şizofreni, bipolar akrabalarında ve sağlıklı kontrollerde görülen şizotipik ve siklotimik mizaç özelliklerinin sosyal biliş ile olan ilişkisini incelemektir. Dokuz Eylül Üniversitesinde gerçekleşen çalışmaya 31 psikoz akraba (AYRP) 43 bipolar akraba (AYRB) ve 35 sağlıklı kontrol (SK) olmak üzere toplamda 109 kişi dahil edilmiştir. Sosyal bilişin zihin kuramı, duygu tanıma, sosyal algı, sosyal bilgi ve atıf stili boyutlarıyla değerlendiren testlerden oluşan bir bataryanın yanında katılımcılardan Şizotipal Kişilik Ölçeği, TEMPS-A Mizaç Ölçeği, Davranışsal Aktivasyon Davranışsal İnhibisyon Sistemleri Ölçeği, Barratt Dürtüsellik Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi gibi şizotipiye ve siklotimiye özgü mizaç özelliklerini değerlendiren öz değerlendirme ölçeklerini doldurmaları istenmiştir. Yapılan analizler sonucu sosyal biliş alanlarında AYRB grubunda kısmen bir bozulma görülmesine rağmen AYRP grubunda çeşitli alanlarda bozulmalar saptanmıştır. Bu bozulmalar sözel ZK testinde, sosyal algı ve duygu tanıma testlerinde daha anlamlı sonuçlar vermiştir. Mizaç özelliklerine bakıldığında da AYRP grubunun daha şüpheci (p = 0.015), depresif (p = 0.008), siklotimik (p = 0.020) ve anksiyöz (p = 0.023) oldukları saptanmıştır ancak bu farklar AYRB için söz konusu değildir. Bu ölçek skorlarını ve sosyal biliş etkilerine genel olarak bakıldığında sosyal biliş performansının en kötü ve mizaç özelliklerinin en çok biriktiği grubun AYRP grubu bunu daha ortanca düzeyde bozulmayla AYRB grubunun takip ettiği gösterilmiştir. Özetle, şizofreni akrabalarının bipolar akrabalara kıyasla mizaç özellikleri birikimi ve sosyal bilişteki bozulma açısından daha risk altında bulundukları görülmüştür. Bipolar akrabalar ise daha ortanca bir bozulma seyri göstermişlerdir ancak bu bozulma akrabalar için erken tanı belirteçleri geliştirmek için yeterli seviyede değildir. Bu çalışmanın akrabalarda yapılan diğer çalışmalarla ve nörobiliş performanslarının sosyal biliş performansı üzerine etkileriyle birlikte değerlendiren çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir

Bipolar bozuklukKişisel özelliklerMizaç+4
Muhammed Demir
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda glütenli beslenmenin bilişsel işlevlere NMDA reseptörü aracılı etkisi

Günlük diyetimizin önemli bölümünü oluşturan buğday, çavdar, yulaf içeren besinlerde bulunan glutenin, gluten intoleransı olmayan bireylerdeki etkileri ve bu etkilerin oluşum mekanizması günümüzde hâlen bir tartışma konusudur. Gluten proteini olan gliadine karşı oluşan bir immün yanıtın, gliadin ile NMDA reseptörünün aminoasit dizilimindeki benzerlik sonucu bir çapraz reaksiyona neden olabileceği ve bilişsel fonksiyonları etkileyebileceği hipotezi ileri sürülebilir. Bu çalışmada, gelişim döneminde, glutensiz ve farklı düzeylerde gluten içeren diyetle beslenmenin anksiyete, lokomotor aktivite, öğrenme ve bellek fonksiyonları üzerine etkilerini ve bu etkilerin olası oluşum mekanizmalarını belirlemek amaçlanmıştır. İnfantil dönemden itibaren erkek Wistar albino sıçanlar 3 ay boyunca eşit kaloriye ve protein içeriğine sahip standart (%0,56, n=7), glutensiz (%0, n=8) ve yüksek glutenli (%12,56, n=7) yemle beslendi. Anksiyete ve lokomotor aktivite değişimleri, açık alan testi; öğrenme ve bellek işlevleri, Morris su tankı testi ile değerlendirildi. Beyin dokusu NMDA reseptör düzey değişimlerinin yanı sıra plazma anti-NMDAR, anti-doku transglutaminaz, anti-gliadin antikor ve alfa-2-makroglobulin düzeyleri IIFT ve ELISA yöntemleriyle belirlendi. Ayrıca plazma total protein, albumin ve globulin düzeyleri fotometrik yöntemle ölçüldü. Yüksek gluten grubunun beden kitle indeksi, glutensiz beslenen gruba göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Tüm diyet gruplarında beyin ve serebellum ağırlıkları, NMDA reseptör düzeyleri, anksiyete ve lokomotor aktiviteleri bakımından anlamlı bir fark yoktu. Ancak beyin NMDA reseptör düzeylerinin, düşük anksiyete göstergesi olan açık alan testi merkez alanda bulunma süreleri ile ters yönde korelasyon gösterdi (r=-0,713, p=0,004). Morris su tankı testinde tüm diyet grupları 4 gün eğitimin sonunda benzer mekânsal öğrenme performansı gösterdi. Ancak yüksek gluten grubunun toplam hareket süresi ve hızı, glutensiz gruba göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Ortalama hız 18,20 cm/sn olarak alındığında ise glutensiz grubun platformu bulma süresinin yüksek glutenli gruptan anlamlı olarak kısa olduğu bulundu(p=0,016). Yüksek glutenle beslenme, sıçanlarda, gliadin, doku transglutaminaz ve NMDA reseptörüne karşı immün yanıt oluşturmadı ancak total protein ve globulin düzeylerinin glutensiz beslenen gruba göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak, literatür taramamıza göre ilk kez bu tez çalışması ile sıçanlarda infantil dönemden itibaren uzun süreli glutensiz ve farklı düzeylerde glutenli diyet ile beslenmenin, fiziksel gelişim, immün yanıt, anksiyete, lokomotor aktivite, öğrenme ve bellek fonksiyonları üzerine etkileri gösterildi.

BilişBilişsel işlevBuğday gluteni+4
Nevin Deniz Kırca
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Multipl sklerozlu bireylerde hastalıkla başa çıkma ve etkileyen bilişsel, fiziksel ve psikososyal faktörlerin ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı MS'li bireylerin hastalıkla başa çıkma ve bu durumu etkileyen bilişsel, fiziksel ve psikososyal faktörlerin ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Bu çalışmaya 97 MS'li birey dahil edildi. Demografik ve klinik özellikler kaydedildi. Problem çözme, fiziksel yardım, kabul etme, kaçınma, kişisel sağlık kontrolü, enerji tasarrufu, duygusal rahatlama gibi yedi alt ölçeği içeren MS ile Başa Çıkma Ölçeği (CMSS) kullanıldı. Anksiyete ve depresyon düzeyleri Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD), yaşam kalitesi EuroQol-5D Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D), stigma Nörolojik Hastalıklarda Yaşam Kalitesi (NöroQoL)-Stigma Ölçeği, nöropsikolojik belirtiler Multipl Skleroz Nöropsikolojik Tarama Testi (MSNQ) ve kişilik Gözden Geçirilmiş Eysenck Kişilik Anketi-Kısaltılmış Formu (EKA-GGK) ile ölçüldü. Bulgular: Fiziksel destek alt ölçeği ile yaş ve hastalık süresi arasında pozitif yönde zayıf düzeyde ve EDSS ile arasında pozitif yönde güçlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (sırasıyla r=.214, p=.035; r=.213, p=.036; r.=582, p=<.001). Fiziksel destek alt ölçeği ile EQ-5D Hareket, Öz bakım, Ağrı ve Sağlık Durumu alt ölçekleri arasında negatif yönde orta düzeyde (sırasıyla r=-.434, p=.000; r=-.482, p=.000; r=-.526, p=<.001), Anksiyete ile arasında negatif yönde zayıf düzeyde ve Olağan Aktiviteler ile negatif yönde güçlü düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (sırasıyla r=-.379, p=<.001; r=-.243, p=.017; r=-.384, p=<.001). Sonuç: MS ile başa çıkmanın bilişsel, fiziksel ve psikososyal faktörlerden etkilenebileceği gösterilmiştir.

Başa çıkmaMultipl sklerozYaşam kalitesi
Özge Sağıcı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Alzheimer hastalığı ve hafif kognitif bozuklukta vestibüler yetmezlik

Bu çalışmada, Alzheimer hastalığı (AH) ve hafif kognitif bozukluk (HKB) olgularında vestibüler işlevler ve bilişsel işlevler arasındaki nicel ilişkiyi sağlıklı kontrol (SK)'lerle karşılaştırmalı olarak incelemek amaçlanmıştır. Bilişsel işlevi ayrıntılı değerlendiren kapsamlı nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Vestibüler sistem, video temelli Baş Çevirme Testi [video Head Impulse Test; (vHIT)] ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller [vestibular evoked myogenic potentials; (VEMPs)] ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmaya 31 AH, 34 HKB ve 32 SK olmak üzere toplam 97 kişi katılmıştır. Yaş, gruplar arasında istatistiksel olarak farklı değildir (p = 0.093). Hastalık süresi hasta grupları arasında istatistiksel olarak farklı değildir (p = 0.998). Her bir bilişsel alan grupları ayırmada istatistiksel olarak anlamlıdır (p < 0.001). Vestibüler testlerde, vHIT lateral kanal kazancı AH'de SK'lere göre istatistiksel olarak düşüktür (p = 0.019) ve en az bir semisirküler kanalın etkilendiği kişi sayısına bakıldığında etkilenme oranı AH (%68), HKB (%59) ve SK (%31) olarak bulunmuştur (p = 0.010). Yürütücü işlevler (p = 0.024), dikkat (p = 0.004) ve görsel-mekansal işlevler (p = 0.039) sol posterior kanaldaki etkilenme durumuna göre gruplar arasında istatistiksel olarak farklıdır. Ayrıca, yürütücü işevler posterior kanal çiftindeki etkilenmeye göre gruplar arasında istatistiksel olarak farklıdır (p = 0.024). Diğer yandan, VEMPs yanıtları hem gruplar arasında hem de bilişsel işlevlerde istatistiksel olarak farklı değildir. Bu çalışmanın sonucunda, vestibüler bozuklukların bilişsel işlevler üzerinde etkisi olabileceği, AH ve HKB'de bilişsel işlev kaybının şiddeti arttıkça vestibüler etkilenme oranının da artabileceği, görsel-mekânsal işlevler ve MMDT'nin vHIT ile ölçümlenen vestibüler etkilenmeyle ilişkili olabileceği bulunmuştur.

Alzheimer hastalığıBilişBiliş bozuklukları+4
Koray Koçoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Alzheimer Hastalığı ve Hafif Kognitif Bozukluk Olgularında Göz Hareketleri

Bu çalışmada, Alzheimer Hastalığı (AH) ve Hafif Kognitif Bozukluk (HKB) olgularının prosakkad, antisakkad, mikrosakkad ve görsel tarama ölçümlerini sağlıklı kontrollerle (SK) karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya, 30 AH ve 32 HKB olguları ile 32 SK dahil edilmiştir. Katılımcıların prosakkad, antisakkad, mikrosakkad ve görsel tarama ölçümleri göz hareketlerini değerlendiren göz izleme cihazıyla; bilişsel işlevleri genel bilişsel durum, dikkat, bellek, yürütücü işlevler, görsel mekânsal işlevler ve lisan alanlarını değerlendiren nöropsikolojik testlerle değerlendirilmiştir. Alzheimer olgularının SK'lere kıyasla prosakkad latansında uzama ile doğru sakkad sayısında azalma gözlenmiştir. AH ve HKB ile HKB ve SK'ler prosakkad ölçümleri açısından benzerdir. AH olgularının SK'lere göre düzeltilmiş sakkad, beklentisel sakkad, ekspress sakkad, hata sayısında artış, latans sürelerinde uzama ile doğru sakkad sayısında azalma ve amplitüdde küçülme; HKB'lere göre düzeltilmiş sakkad, beklentisel sakkad, hata sayısında artış ve latans sürelerinde uzama ile doğru sakkad sayısında azalma bulunmuştur. HKB'de SK'lere göre hata sayısında artış gözlenmiştir. AH'de SK'lere kıyasla mikrosakkad sıklığı ve amplidütünde düşüş gözlenirken, AH ve HKB ile HKB ve SK benzer bulunmuştur. AH'de görsel taramada fiksasyon ve sakkad sayısı SK'lere göre azalmıştır. AH ve HKB ile SK ve HKB grupları görsel tarama açısından farklılık göstermemiştir. Göz hareketleri ölçümleri ile genel biliş, dikkat, bellek, yürütücü işlevler, görsel mekânsal işlevler ve lisan ilişkili bulunmuştur. AH olguları SK'lere göre prosakkad, antisakkad, mikrosakkad ve görsel tarama ölçümlerinde göz hareketi anormallikleri göstermiştir. Göz hareketleri AH'yi HKB ve kontrollerden ayırt etmede olası bir klinik test olarak kullanılabilir.

NöropsikolojiNöropsikolojik testler
Hatice Eraslan Boz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Eyelink ile kognisyon değerlendirmesi: Sağlıklı bireylerde görsel tarama ve sakkadik göz hareketleri

Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bireylerin göz hareketleri ve bilişsel işlevlerle olan ilişkisini değerlendirmek ve normatif veri değerleri sağlamaktır. Çalışmada 18-27, 28-37, 38-47, 58-67 ve 68-77+ yaş aralıklarında 76 sağlıklı katılımcı yer almıştır. Her bir katılımcının bilişsel işlevlerini değerlendirmek için nöropsikolojik test bataryası uygulanmıştır ve göz hareketleri kayıtlanmıştır. Fiksasyon, prosakkad ve antisakkad paradigmaları uygulanarak pupil çapı, göz kırpma sayısı, mikrosakkad, kare dalga, latans, antisakkad hata oranı, düzeltilmiş antisakkad oranı, express sakkad ve beklentisel antisakkad ölçümleri hesaplanarak yaş grupları arasındaki değişimler incelenmiştir. Görsel tarama ve sakkad paradigmaları uygulanarak sakkad sayısı, sakkad sırası, fiksasyon süresi, fiksasyon sayısı, tepki süresi ölçümleri hesaplanmış ve yaş gruplarına göre değişimler incelenmiştir. Bu çalışmada, yaş gruplarına göre göz hareketleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Antisakkad doğru tepki sayısı (p = 0.00), antisakkad amplitüd (p = 0.04), prosakkad amplitüd (p = 0.09), pupil büyüklüğünün (p = 0.01) artan yaş ile anlamlı düzeyde azaldığı izlenmiştir. Antisakkad düzeltilmiş sakkad (p = 0.00), beklentisel (anticipatory) sakkad sayısı (p = 0.02), antisakkad latansı (p = 0.00), toplam sakkad (p = 0.01), yanlış tepki sayısı (p = 0.008), prosakkad latans (p = 0.00), mikrosakkad fiksasyon sıklığının (p = 0.01) ise yaşın artmasıyla anlamlı düzeyde arttığı bulgulanmıştır. Yürütücü işlevler, dikkat, lisan, bellek, görsel mekânsal işlevler ile göz hareketlerinde yaş grupları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Görsel taramada genel bilişsel durum ve lisan işlevlerinde anlamlılık gözlenmiştir. Fakat, yaş gruplarına göre yapılan görsel tarama analizleri sonucunda ilk fiksasyon süresi, fiksasyon süresi, fiksasyon sayısı ve sakkad sayısında istatistiksel olarak anlamlılık bulunamamıştır Sonuç olarak, bilişsel işlevlerdeki değişimlerin göz hareketleriyle ilişkili olduğu gözlenmiştir. Yaş faktörünün bilişsel işlevler ve göz hareketlerini etkilediği bulgulanmıştır. Görsel tarama ve göz hareketlerindeki bazı ölçümlerin anlamlı çıkmaması daha büyük örneklemli çalışmaların yapılmasının gerekliliğini göstermiştir. Anahtar Sözcükler: bilişsel işlevler, görsel tarama, göz hareketleri, sakkad, yaş Tezin Sayfa Adedi: 109 Danışman: Prof. Dr. Gülden AKDAL HALMÁGYI

BilişBilişsel işlevlerGörsel tarama+6
Işıl Yağmur Tüfekci
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Majör depresif bozuklukta koku algısı ve kokunun hedonik değerlendirmesi

Amaç: MDB'li hastalar ile sağlıklı kontroller arasındaki koku duyusu açısından fark olup olmadığı araştırılmıştır. Ayrıca, bireylerdeki anhedoni düzeyi ile kokulara verilen hedonik puanlamalar arasındaki ilişki de incelenmiştir. Kognitif işlevler ile koku testleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvurmuş majör depresif bozukluk tanısı almış 16 hasta ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 11 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edilmiştir. Katılmcıların depresyon düzeylerini ölçmek için Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, anhedoni düzeylerini ölçmek için ise TEPS Anhedoni Ölçeği kullanılmıştır. Her iki grup için kognitif işlevler Addenbrook Kognitif Değerlendirme Bataryası ile tespit edilmiştir. Koku duyu performansı Sniffin' Sticks Koku Çubukları ve olfaktometre ile elde edilen uyarılmış potansiyel verileri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Depresyon hastaları ve sağlıklı kontroller arasında yapılan karşılaştırma sonucunda hasta grupta, koku çubukları testinde koku eşiği (p= 0,000), koku ayırt etme (p= 0,008) ve toplam koku puanlarının (p= 0,000) anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür. Olfaktometre bulgularında hasta ve sağlıklı kontroller arasında koku uyaranlarından elde edilen genlik ve latans değerlerinin anlamlı olarak farklılaşmadığı saptanmıştır (p>0,05). Hasta ve sağlıklı kontroller arasında Addenbrook Kognitif Değerlendirme Bataryasına göre toplam puanlar (p=0,002) ile akıcılık (p=0,002) ve bellek (p=0,027) skorları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Hastaların kognitif işlevlerinin sağlıklı kontrollerden anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görülmüştür. Kognitif işlevler ile koku testleri arasında bir ilişki bulunmamıştır 2 (p>0,05). Hasta ve sağlıklı kontrollerin kokulara verdikleri hedonik puanlar karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Kokuların hedonik değerlendirmesi ile anhedoni düzeyleri arasında bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Depresyon hastalarında koku duyusunda bozulma olduğu psikofizik testler sonucunda görülmüştür. Kokunun hedonik değerlendirmesi gruplar arasında anlamlı bir fark göstermemektedir. Kokunun hedonik değerlendirmesi ile anhedoni düzeyleri arasında ilişki bulunmamıştır. Koku testleri ile kognitif işlevler arasında bir ilişki bulunmamaktadır. Bulgularımız daha büyük bir örneklemle tekrar araştırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Sniffin' Sticks, kemoduysal uyarılma/olay ilişkili potansiyeller, kognisyon, anhedoni

AnhedoniBilişBilişsel işlev+6
Ezgi Seray Erdoğan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Şizofrenide bilişsel ve sosyal bilişsel bozulma: 4 yıllık izlem çalışması

Şizofrenide nörobilişsel bozukluklar, hastalığın ilk tanımlandığı zamanlardan bugüne ilgi odağı olmuş; yüz yıldan daha uzun süredir çalışılagelmiştir. Şizofreni hastalarının nörobilişsel testlerdeki performanslarının kontrollere kıyasla daha düşük olduğu sıklıkla gösterilmiş olsa da, günümüzde bu bozukluklar tanı ve tedavi süreçlerindeki yerlerini henüz alamamıştır. Bu sebeple halen aktif olarak çalışılmaktadadır. Bu alandaki çalışma konularından birisi de, nörobilişsel bozuklukların şizofreninin klinik belirtileriyle ilişkisidir. Bu konuda yürütülmüş çalışmalarda tutarsız sonuçlar bildirilmekte, bunun sebebinin de hastalığın klinik belirtilerini değerlendirmek amacıyla sık kullanılan araçlardan olan Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS)'nin en yaygın kullanım şekli olan üç-faktör modeli olabileceği vurgulanmaktadır. Özellikle son yıllarda, beş-faktörlü PANSS'la yürütülen çalışmaların sayısı artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, şizofreni hastalarının yaşadıkları nörobilişsel bozuklukların hem kesitsel hem boylamsal olarak çok yönlü araştırılması; ayrıca özellikle hastalığın boylamsal seyrinde nörobilişsel bozukluklar ve klinik belirtilerin ilişkisinin, beş-faktörlü PANSS kullanılarak, ortaya koyulmasıdır. Bu amaçla, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar Polikliniği'ne başvuran 135 şizofreni hastasıyla alandan 51 kontrol ilk çalışmaya alınırken; 135 hastadan 50'si, ortalaması beş yıl olan izlem çalışmasına dâhil edildi. Tüm katılımcılara nörobilişsel testler uygulanırken; hastalara PANSS ve sosyal bilişsel test uygulandı. Kesitsel bulgular hastaların bellek, yürütücü işlevler, dikkat, dil becerilerini değerlendiren testlerde kontrollere kıyasla daha düşük performans sergilediğini; remisyondaki hastaların işitsel dikkat ve kısa süreli akılda tutma beceri performanslarının kontrollerle benzer olduğunu gösterdi. Boylamsal olaraksa, hastaların nörobilişsel ve sosyal bilişsel bozukluklarının zaman içerisinde stabil kaldığı bulundu. Ayrıca, ilk ve izlem değerlendirmesinde remisyonda olan hastaların işlemleme hızı ve dikkat performanslarının zaman içerisinde iyileştiği; remisyonda olmayan hastaların işlemleme hızı ve dikkat performanslarınınsa kötüleştiği belirlendi. Beş-faktörlü PANSS kullanılarak, beş yıl içerisinde, hastaların pozitif, negatif, duygusal sıkıntı faktörlerindeki kötüleşmeleriyle yürütücü işlevler performanslarındaki kötüleşmeleri arasında ilişkiler saptandı. Çalışmamız, şizofrenideki nörobilişsel bozuklukların remisyon evresi ve klinik belirtilerle boylamsal olarak ilişkilerini ortaya koymuş; nörobilişsel bozuklukların tanı ve tedavi süreçlerinde yer alması gerektiğinin önemini vurgulamıştır.

Biliş bozukluklarıBilişsel işlevlerNörobilişsel hastalıklar+2
Banu Değirmencioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ağır obstrüktif uyku apne sendromu olgularında olaya ilişkin osilasyonların seçici filtre ve zaman frekans analizi ile incelenmesi ve volümetrik manyetik rezonans görüntüleme bulgularının araştırılması

Obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS), tedavi edilmeyen olgularda bilişsel bozukluklara sebep olan bir uyku bozukluğudur. Bu çalışmada OSAS'da bilişsel bozuklukların nöropsikolojik değerlendirme (NPD), olaya ilişkin osilasyonlar (OİO) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) teknikleri ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-55 yaş aralığında 74 ağır OSAS olgusu ve 45 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Tüm katılımcıların bilişsel işlevleri ayrıntılı bir nöropsikolojik test bataryası ile değerlendirilmiştir. Ardından, işitsel ve görsel seyrek uyaran paradigması kullanılarak EEG kayıtları alınmıştır. Olgular MRG çekimi için yönlendirilmiştir. Olaya ilişkin osilasyonların incelenmesinde seçici filtreleme, olaya ilişkin spektral pertürbasyon (ERSP) ve demeler arası faz koheransı (ITC) olmak üzere üç analiz tekniği kullanılmıştır. MRG analizlerinde ise kortikal ve subkortikal yapıların gri cevher hacimleri ölçülmüştür. NPD bulguları incelendiğinde, OSAS olgularının Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testi anlık ve toplam hatırlama puanları, saat çizme testi puanları ve basit şekil kopyalama testi skorlarının sağlıklı kontrollere kıyasla azaldığı bulunmuştur (p<0.05). OİO analizlerinde ise delta, teta, alfa, beta ve gama frekans aralıklarında OSAS olguları ile sağlıklı kontroller arasında fark saptanmıştır. MRG analizlerinde gündüz aşırı uykululuk semptomu olan OSAS olgularının sağ kaudat nükleus hacminin sağlıklı kontrollerden düşük olduğu bulunmuştur. Bu fark, Bonferroni düzeltmesi sonrasında anlamlılığını korumamıştır (p=0.065). Bu çalışmadan elde edilen temel sonuç OSAS olgularında NPD ve MRG ile henüz tespit edilemeyen erken bilişsel etkilenmelerin elektrofizyolojik yöntemler ile tespit edilebileceğini göstermektedir. Aynı zamanda, OSAS olgularının beyin osilatuar yanıtları Alzheimer Hastalığında gözlenen yavaş frekanslarda düşüş ve hızlı frekanslarda artış paternine benzer bulunmuştur. OSAS, Alzheimer hastalığı için risk faktörü olarak bildirilmektedir. Sonuç olarak bu çalışma ile erken tanı ve tedavinin önemi vurgulanmış ve OSAS'ın, Alzheimer hastalığı için müdahale edilebilir bir risk faktörü olabileceği bildirilmiştir.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifManyetik rezonans görüntülemeNöropsikolojik testler+2
Deniz Yerlikaya
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Koku terapisinin epilepsi nöbetlerine etkisinin araştırılması

Epilepsi, tekrarlayan nöbetlerle karakterize, dünyada yaygın olarak görülen nörolojik bir bozukluktur. Çeşitli nöbet önleyici ilaçlara rağmen epilepsi tedavisine direnç halen yüksektir. Bu direnç epilepsi tedavisinde multidisipliner yaklaşımı ve alternatif tedavileri gündeme getirmektedir. Çalışmamızda, dirençli epilepsi tanısı ile izlenen hastalarda, nöbet önleyici etkisi kanıtlanmış koku (aroma) ile üç aylık terapi uygulanarak, epilepsi nöbetleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmaya Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniği, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Nörolojisi polikliniği ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji polikliniğinde takip edilen dirençli epilepsi tanılı 24 hasta (7 kız ve 17 erkek) (yaş ortalaması: 20.8±12.6 yıl) alındı. Olguların 14'ü pediyatrik, 10'u erişkin hasta idi. Katılımcılara, nöbet önleyici etkisi kanıtlanmış bir aroma olan saf lavanta (Lavandula Angustifolia) yağı standart şişelerde verilerek sabah ve akşam olmak üzere iki dozda ikişer dakika süreyle koklaması istendi. Çalışma öncesi ve üç aylık süre sonunda katılımcıların nöbet sayısı, nöbet süresi, yaşam kalitesi ve koku duyusu fonksiyonları değerlendirildi. Sonuçlar istatistiksel olarak analiz edildiğinde, koku terapisinin, epileptik nöbet sıklığını hem erişkin hem pediyatrik hastalarda azalttığı (pediyatrik p=0.005, z=-2.80; erişkin p=0.027, z=-2.21) ayrıca epileptik nöbet süresini de azalttığı gösterildi (p=0.02; z=-2.20). Koku terapisinin, epilepsi hastalarında yaşam kalitesini olumlu yönde artırdığı (p=0.003; z=-2.94) ve koku alma bozukluğunu hem pediyatrik hem erişkin hastalarda düzelttiği saptandı (p=0.017; z=-2.37; p=0.05; z=-1.95). Bununla birlikte hastalarda herhangi bir yan etki görülmedi. Nöbet sıklığında artış veya nöbet karakterinde değişiklik saptanmadı. Sonuç olarak, herhangi bir yan etkisi bildirilmeyen, bir tedavi yöntemi olan koku terapisinin dirençli epilepsi hastalarında etkili olduğu gösterildi. Daha fazla katılımcının olduğu, daha uzun süre hastaların izlendiği çalışmalar ile koku terapisinin epilepsi hastalarında kullanılması sağlanabilecektir.

AromaterapiEpilepsiKoku+3
Yasin Yılmaz
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

ALS'de distal proksimal tutulum dağılımının motor ünite ateşlenme ve katılım özellikleri ile ilişkisinin QEMG, multimup analizi ve TST ile incelenmesi

Giriş: Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalarında klinik ve elektrofizyolojik bulguların ağırlığının, proksimal yerleşimli ekstremite kaslarına kıyasla distalde ve el kasları içerisinde de hipotenar yerleşimlilere kıyasla tenar bölgede daha belirgin olduğu bilinmektedir. Bu seçici tulumun patofizyolojisi bilinmemektedir Method: Yirmi ALS hastası ve 20 kontrolün abdüktör digiti minimi (ADM), birinci dorsal interosseus (FDI) ve deltoid kaslarında, beş ayrı noktadan, her seferinde iki motor ünite ateşlettirecek şiddette istemli kası sırasında, iğne elektromiyografisi kaydedildi. Kaydedilen her bir motor ünite potansiyelinin (MÜP) kantitatif analizi, ateşleme hızı (FR), interpotansiyel interval değişkenliği (vIPI), FR değişkenliği (FRV), her bir kayıt noktası için ikili MÜP'lerin FR farkı (MCD) hesaplandı. Üst motor nöron (UMN) tutulumu ADM kası kayıtlı üçlü uyarım tekniği (TST) ile arandı. Bulgular: ALS hastalarında kantitatif MÜP parametreleri alt motor nöron (AMN) kaybının elektrofizyolojik belirteci denervasyon ve reinnervasyon ile uyumlu şekilde kontrol grubundan farklılık göstermekteydi ve bu fark distal yerleşimli kaslarda daha belirgindi. MÜP FR ve MCD, ALS'de kontrollere kıyasla yüksekti ve en belirgin etkilenme FDI kasındaydı. vIPI gruplar arası farklılık göstermezken; FRV, ALS grubunda daha yüksekti ve distal kaslarda daha belirgindi. TST analizinde UMN tutulumu olan ve olmayan ALS hastalarında MÜP ve FR parametreleri açısından fark saptanmadı. ALS hastalarının korelasyon analizinde FR, FRV ve MCD birbirleri ile pozitif korelasyon gösterirken, FR ile AMN tutulum belirteçleri negatif koreleydi ve TST ile korelasyon göstermiyordu. Tartışma: Bulgularımız, kantitatif MÜP ve FR parametrelerinin ALS hastalarında distal ve tenar bölge yerleşimli kaslarda daha belirgin etkilenmiş olduğunu göstermiştir. Bu tutulum, UMN tutulumundan çok, AMN tutulumu ile ilişkili gözükmektedir. Anahtar Kelimeler: Amyotrofik Lateral Skleroz, motor ünite, ateşleme hızı, üst motor nöron, üçlü manyetik uyarım tekniği

Amyotrofik lateral sklerozElektrofizyolojiElektromiyografi+3
Sezin Alpaydın Baslo
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

West sendromunda periferik kan hücre alttiplerinin immünopatogeneze etkisi

West Sendromu, tipik olarak bebeklerde ortaya çıkan, hipsaritmi, infantil spazmlar ve nörogelişimsel prognoza ile karakterize bir epileptik ensefalopatidir. Nöbetlerin eşlik ettiği bazı otoimmün hastalıklarda hastaların serum ve serebrospinal sıvılarındaki otoimmünite ile ilişkili antikor ve sitokinlerin süt çocukluğu dönemi epileptik ensefalopatilerde monosit, T ve B hücre aracılı immün yanıta bağlı olarak epileptiform aktiviteyi tetiklediği düşünülmektetir, ancak immünopatogenezi tam olarak aydınlatılamamıştır. Amacımız, WS'deki immün patogenezi ve özellikle inflamazom aktivitesini ortaya koymak ve tedaviyle gelişecek değişkenliği tespit etmektir. Çalışmamıza synacthen tedavisi uygulanan 8 WS olgusu ile yaş ve cinsiyet uyumlu 11 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Hastaların kanlarından periferik kan mononükleer hücreleri izole edilerek immünfenotiplemeleri yapılmış, NFκB transkripsiyon faktörü ile NLRP3 inflamazom faktörü ekspresyonları tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, B, T, NK ve NKT hücre dağılımlarında fark bulunmazken, tedavi öncesi naif B hücrelerinde (CD19+IgD+CD27-) sağlıklılara göre artma (p=0,018) tespit edilmiştir. Tedavi öncesi dönüşmüş hafıza B hücrelerinde ise (CD19+IgD-CD27+) sağlıklılara göre azalma belirlenmiş (p=0,0108), plazma (CD19+CD38+CD138+) hücrelerindeki artış anlamlı (p=0,004) iken, plazmablastlardaki (CD19+CD38++CD138-) artış anlamlılığa yakın (p=0,055) bulunmuştur. Tedavi öncesi CD8+ sitotoksik T hücrelerinde ise kontrollere göre anlamlı bir artış görülmüştür (p=0,04). NLRP3 ve NFκB yüzdeleri açısından değerlendirme yapıldığında sadece NKT hücrelerinin NLRP3 yüzdelerinde tedavi sonrası grupta sağlıklı kontrollere göre anlamlı (p=0,0225), tedavi öncesi grupta da sağlıklılara göre anlamlılığa yakın (p=0,0954) bir artış görülmüştür. Hastalarda tedavi sonrası CD4+ yardımcı T hücrelerinde anlamlı (p=0,0313), CD8+ sitotoksik T hücrelerinde ve Breg (CD19+CD38++24++) hücrelerinde anlamlılığa yakın (p=0,0625; p= 0,0625) bir azalma belirlenmiştir. Bulgularımız, inflamasyonla ilişkili mekanizmaların WS vakalarında nöbetlere sebep olabileceği ve epilepsi patogenezinde rol oynayabileceği yönündeki görüşleri desteklemektedir, ayrıca hastalığın patofizyolojisini aydınlatmak ve tedaviye dirençli hastalarda yeni tedavi seçeneklerinin oluşturulması bakımından da önemlidir. Anahtar Kelimeler: Epileptik Ensefalopati, İnfantil spazm, İmmünfenotipleme, İnflamazom Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 37173

EnsefalopatiEpilepsiKan+5
Selen Soylu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dıabetes mellitus olan olgularda f-dalgaları ile motor ünite sayısı tahmini ve tekrarlayan F-dalga analizi

Giriş: F dalgaları kullanılarak hesaplanan motor ünite sayı tahmini (F-MUNE) az kullanılan bir yöntemdir. Bu çalışmada Tip 2 Diabetes Mellitus (DM) hastalarında tekrarlayan F dalga parametreleri ve F-MUNE analizi ile akson kaybı miktarının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Yirmi-dört sağlıklı kontrol ve periferik nöropatiyi düşündüren şikayetleri olan DM tanılı 51 hastada ulnar sinirin bilekten supramaksimal uyarımı ile 90 adet ve submaksimal uyarımı ile 300 adet F dalgası abdüktör digiti minimi kasından kaydedildi. Submaksimal uyarım ile kayıtlanan tekrarlayan F dalga parametreleri kullanılarak otomatik yazılım ile F-MUNE değerleri hesaplandı. Parametreler hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak kıyaslandı. Bulgular: Ulnar tekrarlayan F dalga indeksi ve tekrarlayan nöron indeksinin DM hastalarında kontrol grubuna kıyasla istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı. Buna karşın ulnar F-MUNE sayısının iki grup arasında benzer olduğu izlendi. Sural/radyal duyusal aksiyon potansiyeli (DAP) oranı ve sural/medial femoral kütanöz DAP oranı ile tekrarlayan F-dalgası indeksleri DM ve kontrol grubunu orta-iyi duyarlılık ve özgüllükle ayırt edebildi. Sonuç: Üst ekstremiteden kaydedilen tekrarlayan F-dalgası parametreleri DM ilişkili polinöropatide akson kaybını işaret etmektedir. Ancak F-MUNE yöntemi uzunluğa bağımlı bu nöropatide olgu gruplarını ayırt ettirici bilgi vermemiştir. Anahtar Kelimeler: motor ünite sayısı tahmini, nöropati, F dalgası, tekralayan F dalgası, diyabet

AksonlarDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+5
Işıl Yazıcı Gençdal
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Nöromüsküler kavşak ve kas hastalıkları ile reinnervasyon modellerinde konsantrik tek lif elektromiyografi parametreleri

Giriş: Tek lif elektromiyografi (TLEMG) nöromüsküler kavşak hastalıklarının tanısı için kullanılmakta olan ileri bir elektromiyografi yöntemidir. TLEMG ile sadece jitter analizi değil, lif yoğunluğu da hesaplanabilmektedir ve motor ünite mimarisini değiştiren hastalıklarda artar. Günümüzde orijinal iğne elektrot yerine dar kayıt yüzeyli (25 mm, 30 G) ve tek kullanımlık konsantrik iğnenin tercih edilmesi önerilmektedir. Ancak bu iğne için "lif yoğunluğu" eş değeri bir kavram tanımlanmamıştır. Amaç: Bu çalışmanın amacı yeni önerilen konsantrik iğne elektrot ile primer kavşak hastalıklarının yanı sıra motor ünite mimarisini değiştiren hastalık modellerinde jitter değerleri, blok oranları ve pik sayısını hesaplamak ve bu hastalıklarda ayırt ettirici öz nitelikleri ortaya koymaktır. Yöntem: Bu çalışmaya 15 Miyastenia Gravis, 13 miyopati ve 13 motor nöron hastası alınmıştır. 24 gönüllü ile MG hastalarına frontalis kasından, 15 gönüllü ile miyopati ve motor nöron hastalarına ekstansör digitorum kommunis kasından konsantrik iğne elektrot kullanılarak istemli kası sırasında TLEMG ve pik sayısı ölçümü yapılmıştır. Bulgular: Ortalama jitter değeri MG hastalarında 49,42±21,89 µs ve gönüllülerde 18,34±2,51 µs, miyopati hastalarında 22,98±5,95 µs, motor nöron hastalarında 63,48±23,76 µs ve gönüllülerde 21,99±2,29 µs bulunmuştur. Ortalama pik sayısı değeri MG hastalarında 2,90±0,52 ve gönüllülerde 2,31±0,18, miyopati hastalarında 3,51±0,46, motor nöron hastalarında 4,79±1,12 ve gönüllülerde 2,30±0,15 bulunmuştur. Sağlıklı gönüllülerde bloğa rastlanmamıştır. MG hastalarında %40, miyopati hastalarında %15,4 ve motor nöron hastalarında %61,5 oranında blok saptanmıştır. Sonuç: Ortalama jitter ve pik sayısı değeri motor nöron hastalarında en yüksek saptanmıştır. Jitter değeri miyopati hastalarında, pik sayısı değeri MG hastalarında en düşük saptanmıştır. Blok oranı motor nöron hastalarında en yüksek, miyopati hastalarında en düşük saptanmıştır.

ElektromiyografiKas hastalıklarıMotor nöron hastalığı+1
Çiğdem Buğan Kaplan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Glukoserebrosidaz (GBA) gen mutasyonu olan kişilerin nöropsikolojik testler ve nörogörüntüleme yöntemleri ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, asemptomatik olan ama Parkinson Hastalığı ve Lewy Cisimcikli Demans açısıdan risk taşıyan heterozigot GBA mutasyonu taşıyıcılarının sağlıklı kontrol grubundan kognitif olarak farklılaşıp farklılaşmadıklarını araştırmaktır. On altı kişilik GBA mutasyon grubu; cinsiyet, yaş ve eğitim durumu açısından eşleştirildikleri 18 kişilik bir sağlıklı kontrol grubu ile nöropsikolojik test performansları açısından karşılaştırılmıştır. Ayrıca, GBA mutasyon grubu özelinde, kognitif alanlara göre gruplanan nöropsikolojik test performanslarının dinlenim durumu fonksiyonel magnetik rezonans nörogörüntüleme ölçümleri ile ilişki gösterip göstermediğine de bakılmıştır. Çalışmada yer alan nöropsikolojik testler; dikkat, yürütücü işlevler, bellek, görsel-mekansal işlevler ve dil olmak üzere beş farklı kognitif alanı değerlendirecek şekilde belirlenmiştir. Kognitif alanlarla ilgili test puanlarına tek tek bakıldığında, GBA mutasyon grubunun, yürütücü işlevlerle ilgili bazı test performanslarının sağlıklı kontrol grubununa göre anlamlı düzeyde düşük olduğu bulunmuştur. Dikkat ve bellekle ilgili birer testte de sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olan alt test puanları vardır. İki grup kognitif alanlarla ilgili kompozit puanları açısından karşılaştırıldığında ise, GBA grubunun yine yürütücü işlevlerle ilgili performanslarının anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür. Çalışmanın nörogörüntüleme ölçümleri için tohum bölgesi olarak bilateral kaudat çekirdek, anterior ve posterior putamen seçilmiştir. Glukoserebrosidaz mutasyon grubunda, sol posterior putamenin bazı kortikal alanlar ile olan fonksiyonel bağlantısallığının yürütücü işlevler kompozit puanı ile negatif, sözel akıcılık kompozit puanı ve bellek kompozit puanı ile ise pozitif yönde ilişki gösterdiği görülmüştür. Çalışmadan elde edilen veriler Parkinson hastalığı ve Lewy cisimcikli demans ile ilgili literatür bağlamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: heterozigot GBA mutasyonu, nöropsikoloji, nörogörüntüleme, Parkinson hastalığı, Lewy cisimcikli demans

GenlerLewy cisimleriMutasyon+4
Pınar İşçen
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hafif kognitif bozuklukta ve subjektif kognitif bozuklukta prospektif bellek

Çalışmada demans öncesi kognitif bozukluk sürekliliğindeki kişilerin prospektif bellek becerisinin ve bununla ilgili dinlenim durumu fonksiyonel bağlantısallığının araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca bağlantısallıkla beyin omurilik sıvısı belirteçleri arasındaki ilişki incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmaya hafif kognitif bozukluğu olan 30, subjektif kognitif bozukluğu olan 30 kişi katılmıştır. Prospektif belleği değerlendirmede Sanal Hafta Testi (SHT) ve Niyetler için Bellek Tarama Testi (MIST) kullanılmıştır. Katılımcıların MIST prospektif bellek puanları regresör olarak kullanılarak Ağ Temelli İstatistikle fonksiyonel bağlantısallıkları incelenmiştir. Katılımcılar, bağlantısallık özelliklerine göre iki gruba ayrılmıştır. Gruplar bağlantısallık değerleri, prospektif bellek ve diğer nöropsikolojik değerlendirmeleri, beyin omurilik sıvısı değerleri bakımından karşılaştırılmıştır. Bağlantısallığın eğitim ve amiloid-beta(Aβ) düzeyiyle ilişkisi incelenmiştir. Bağlantısallık analizi sonucunda orta frontal girus, supramarginal girus ve anterior singulat girus alanları merkez tohum bölgeler olarak belirlenmiştir. Orta frontal girus ve supramarginal girusun birbiriyle ve posterior singulat korteksle, anterior singulat girusunsa premotor alanlarla bağlantısallığı görülmüştür. Yüksek bağlantısallık grubu prospektif bellek ölçümünde ve bazı nöropsikolojik değerlendirmelerde daha iyi performans göstermiştir. SHT yapılmayan görev oranı sonuçları, düşük bağlantısallık grubunun daha ziyade spontan geri getirmeyi gerektiren görevlerde bozulma yaşadığını göstermektedir. Yüksek bağlantısallık grubunun, beyin Aβ birikimi daha yüksektir. Ayrıca Aβ birikimiyle ilişkili olarak bağlantısallığın arttığı ve bu artışın daha yüksek eğitim yılıyla ilişkili olduğu görülmüştür. Bu durum Aβ birikiminin bozucu etkisine karşı yüksek kognitif rezervle ilişkili bir telafi mekanizması düşündürmektedir. Ayrıca yüksek nöral aktivite veya bağlantısallığın bir sonucu olarak Aβ birikimi artmış olabilir. Her iki durumda da kesitsel olarak daha yüksek bağlantısallık ve beraberinde daha iyi bir kognisyon gösterilmesine rağmen, subjektif kognitif gerileme bildirilmesi demansa doğru ilerlemede gizli bir riski açığa çıkarır.

Alzheimer hastalığıBağlantısallıkBellek+7
Gülcan Öztürk
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastalar ve birinci derece yakınlarında kallikrein-8'in rolü ve oksidatif stres ilişkisi

Bipolar bozukluk (BB) mani ve depresyondan oluşan iki ayrı hastalık dönemi ile karekterize bir duygudurum bozukluğudur. BB hastalığının patofizyolojisi tam bilinmemekle birlikte nörotransmiterlerden kaynaklı kimyasal dengesizlik, genler veya genlerdeki değişikliklerin beyin hücrelerini etkileyip hatalı proteinlerin üretilmesi, oksidatif stres ve psikolojik tetikleyici unsurlar gibi faktörlerin kombinasyonundan kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Oksidan ve antioksidan sistemi arasındaki dengenin bozulması sonucu oluşan oksidatif stresin psikiyatrik hastalıkların gelişimi ile ilişkilendirildiği bilinmektedir. Öğrenme ve hafıza ile ilişkili beynin hippokampus, amigdala lateral çekirdek ve limbik sistem bölgelerinde eksprese edilen Kallikrein-8 (KLK-8), sinaptik plastisite modüle edici bir hücre dışı serin proteazdır. KLK-8'in keşfiyle birlikte birçok hastalığın teşhisi veya prognozu için bir gösterge olabileceği ileri sürülmektedir. Bu çalışmada BB tanılı hastalar, hasta yakınları ve sağlıklı kontrol gruplarından alınan kan örneklerinden elde edilen serumlarda KLK-8 düzeyi, total oksidan kapasite (TOS), total antioksidan kapasite (TAS) ve oksidatif stres indeksi (OSI) araştırılarak gruplar arasında olası farklılıkların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. KLK-8, TAS, TOS ve OSI düzeylerinin istatistiksel analizi, BB tanılı hasta, birinci derece hasta yakını ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık olduğunu gösterdi (p=0,001, p=0,021, p<0,001 ve p<0,001). Kontrol grubuna kıyasla BB tanılı hasta ve birinci derece hasta yakınlarında serum KLK-8, TOS ve OSI düzeylerinin daha yüksek olmasına rağmen serum TAS düzeylerinin daha düşük olduğu tespit edildi. Bu çalışmadan elde edilen bulgular ilk defa serum KLK-8 düzeyi ile BB gelişimi arasında bir ilişkinin olabileceğini, BB tanılı hasta ve hasta yakını grubu ile kontrol grubunun oksidatif stres parametreleri arasında saptanan anlamlı fark, hastalığın patofizyolojisinde serbest radikal kaynaklı oksidatif hasarının da sürece katkı sağlayan bir parametre olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündürmektedir.

AntioksidanlarBipolar bozuklukHasta yakınları+4
Tuğba Hacıosmanoğlu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Semantik ve sözdizimsel süreçlerde çalışma belleğinin fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi

Sözel çalışma belleğinde semantik ve sözdizimsel süreçlere yönelik farklılıklara ilişkin nörogörüntüleme bulguları kısıtlıdır. Bu çalışmada, semantik ve sözdizimsel sözel çalışma belleği süreçlerinde beyinde oluşan aktivasyonlar ve fonksiyonel bağlantısallık örüntüsü fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG) ile araştırıldı. Semantik çalışma belleği sözcük sıklığı ve çalışma belleği yükü; sözdizimsel işlemleme ise bağlama ve taşıma sözdizimsel yapıları ile çalışma belleği yükü etkileriyle incelendi. 25 sağlıklı katılımcının verilerinden edinilen bulgulara göre, aktivasyonlar özellikle dorsal dikkat (DAN), kontrol ağı (CONT) ve görsel ağ (VIS) alanlarında gözlendi. Her iki ödev sırasında, olağan durum ağı (DMN) ve dikkat çekerlik/ventral dikkat ağ alanları deaktivasyon gösterdi. Öne çıkan aktivasyonlar, semantik çalışma belleği sürecinde bilateral inferiyor frontal girusta (IFG), sözdizimsel işlemlemede sol fronto-pariyetal alanlar, serebellum ve talamik yapılarda gözlendi. Semantik çalışma belleğinde, sözcük sıklık etkisi, bilateral DAN, CONT ve VIS alanlarında daha yüksek aktivasyona yol açarken, sözdizimsel işlemlemede bağlama sol IFG'de taşımaya göre daha yüksek aktivasyona neden oldu. Semantik ve sözdizimsel süreçler kıyaslandığında, sağ IFG aktivasyonu semantik koşulda sözdizime göre daha yüksekti. Ağ temelli fonksiyonel bağlantısallık analizi bulgularında özellikle DMN, DAN, CONT ve VIS düğümlerinin dahil olduğu bir yapı gözlendi. Bu farklı ağların düğümleri arasında semantik koşulda sözdizime göre artan bağlantısallıklar gözlenirken, sözdizimde DAN ve DMN'nin ağ içi hemisferler arası bağlantısallığının arttığı görülmekte ve sol temporo-pariyetal alanların bağlantıları öne çıkmaktadır. Bulgularımız, sözel çalışma belleğinde semantik süreçlerde bilateral IFG'nin rolünü ve kognitif yükle aktivasyonunda artış gözlenebileceğini belirtmektedir. Sözdizimsel süreçlerde dil ağı ile örtüşen sol fronto-temporo-pariyetal alanlar ve aktivasyonu değişmese de bazı ağların sağ hemisfer düğümleri artan bağlantısallık sergilemektedir. Anahtar Kelimeler : Çalışma belleği, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme, dilbilim, nörogörüntüleme, kısa süreli bellek Bu çalışma, TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir. Proje No. 114E581

Anlam bilimBellekKısa süreli bellek+3
Kardelen Eryürek
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İki dil konuşan yetişkinlerde lisan kontrolü ve işlemlenmesinin olaya ilişkin potansiyeller kullanılarak incelenmesi

Lisan, konuşma, yazma ve sözel olmayan hareketlerden oluşan bir iletişim sistemidir ve toplumların oluşumunda kritik önem taşır. Tam sayı bilinmemekle beraber dünya üzerinde 5 bin ile 7 bin farklı dil konuşulduğu düşünülmektedir. Günümüzde artık birden fazla dil konuşmak gerek öğrenim hayatında gerekse profesyonel hayatta bir gereklilik haline gelmiştir. İki dil konuşan insanlar ne zaman hangi dili konuşacakları konusunda dikkat çekici bir esneklik ve kontrol gösterir. Lisanın bu şekilde kontrol edilmesi ve işlemlenmesi son derece hızlı gerçekleşir. Çift dillilik beyin devrelerinin bir becerinin doğuştan öğrenilmesinde nasıl kablolandığı ile hayatın ilerleyen bir zamanında anadile hizmet eden yollar geliştiğinde öğrenilmesinde nasıl farklı kablolandığını gösteren en uygun örnektir. Nörolojik görüntülemenin 3 ana amacı lisanın beyinde nerede işlemlendiğini ve bu linguistik işlemlerin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını anlamaktır. Son yirmi yılda, Olaya İlişkin Potansiyeller (OİP) bu hızı işlemeye uygun, yüksek temporal çözünürlük sağlayan bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada anadilin Türkçe olup İngilizcenin ikinci dil olarak öğrenildiği durumlarda anadil (L1) ve ikinci dilde (L2) isimlendirme görevleri elektrofizyolojik olarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya 15 katılımcı alınmıştır. Araştırmada 19 kanallı elektrokep ile OİP'ler kaydedilmiş ve bunların zaman-frekans analizi yapılmıştır. OİP değerlendirmesi sonucu karışık dilde isimlendirmede L1'i takip eden L2 cevapları ile L2'yi takip eden L1 cevapları arasında istatistiksel olarak anlamlı latans farklılıkları bulunmuştur. Benzer bir fark blok isimlendirme cevapları ve karışık dil görevinde aynı lisanda verilen cevaplar arasında da izlenmiştir. Anadil ve ikinci dilde benzer sesler içeren sesteş kelimelerle sesteş olmayan kelimeler arasında da genlik değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma ile anadil ve ikinci dil kullanımında lisan aktivasyonu ve leksikal erişim alanındaki araştırmalara Türk dili ile ilgili verilerle bir katkı sağlanacağı düşünülmektedir.

DilDil kontrolElektroensefalografi+2
Elif Burcu Ardalı Gürçay
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fotosensitif idyopatik jeneralize epilepsi hastalarında prognoz ve transkranyal direkt akım stimülasyonunun EEG'de fotoparoksismal yanıt üzerine etkisi

GİRİŞ: Fotosensitif epilepsilerin uzun süreli prognozuna ilişkin çok az sayıda ve eski tarihli çalışmalar vardır. Fotosensitivite tedavisinde ilk seçenek olan valproik asit (VPA) teratojen etkisi nedeniyle, çoğu kadın olan hastalar için sorun teşkil etmektedir. Bu çalışmada retrospektif olarak fotosensitif idyopatik jeneralize epilepsili (İJE) hastaların uzun süreli prognozunu incelemeyi ve prospektif olarak epilepsi hastalarında alternatif ek tedavi amaçlı araştırılan transkranyal direkt akım stimülasyonunun (TDAS) EEG'de fotoparoksismal yanıt (FPY) üzerine akut etkisini araştırmayı amaçladık. YÖNTEM: En az 10 yıldır takipli, EEG'sinde FPY saptanan İJE hastalarının medikal kayıt ve EEG verileri incelenip demografik, klinik ve EEG özellikleri kaydedildi. Prognoza ilişkin veriler ve seyir tipleri ile elektroklinik değişkenler uygun istatistik yöntemlerle kıyaslandı. Ayrıca en az 2 EEG'sinde FPY saptanan İJE hastalarına birer hafta aralıklarla; aktif elektrod Oz'ye yerleştirilip, 2 mA, 20 dk süreyle, sahte, anodal, katodal TDAS şeklinde 3 farklı uygulama yapıldı. Uygulama öncesi ve sonrası EEG'lerde intermittan fotik stimülasyon (İFS) sırasındaki iki araştırmacı tarafından ölçülen diken dalga indeksleri (DDİ) karşılaştırıldı. BULGULAR: Prognoz çalışmasına dahil edilen 108 İJE hastasının ortalama takip süresi 16,79 ± 6,45 (10 – 42) yıldı, hastaların %74,1'i kadındı. Juvenil miyoklonik epilepsi (JME) (%37), juvenil absans epilepsi (JAE) (%15,7) ve göz kapağı miyoklonili absans epilepsi (GKMAE) (%14,8) hastaları grubun ana sendromlarıydı. Remisyon grupları açısından hastaların %28'i nüks-remisyon grubunda yer alıyordu; %14 hasta hiç remisyona girmemişti. Erken remisyon oranı %6 olup, görece düşüktü, kalan hastalar geç remisyon grubundaydı. En uzun nöbetsiz süre 6,25±5,8 yıl iken; en uzun jeneralize tonik klonik nöbetsiz (JTKN) kalınan süre 10,12±6 yıldı. Üç nöbet tipinin birlikte olması, eşlik eden ek fokal nöbet özelliği, konvulzif status epileptikus (KSE) öyküsü, self indüksiyon (Sİ), FPY'ye eşlik eden klinik bulgu, EEG deşarjlarında asenkroni ve fokal bulgu, FPY saptanan alt frekans sınırının düşük, üst frekans sınırının yüksek olması, FPY saptanan frekanslar arası aralığın geniş olmasını istatistiksel olarak anlamlı kötü prognostik faktörler olarak saptandı. TDAS çalışmasına tümü kadın 11 hasta onayları sonrası dahil edildi. Katodal TDAS sonrası, 3 hastada; anodal TDAS sonrası 1 hastada bazal EEG ve sham sonrası EEG'ye göre DDİ'de artış izlendi. DDİ değerleri anlamlı değişmediği halde 8 hasta subjektif olarak olumlu geri bildirimde bulundu. Yan etki olarak, sadece bir hastada ciltte geçici kızarıklık bildirildi. SONUÇ: Fotosensitif epilepsilerde geniş bir grupta yapılan ve uzun süreli takip açısından önemli olan çalışmamız çeşitli kötü prognoz belirteçlerini diğer İJE sendromlarına benzer şekilde saptamıştır. Ek olarak KSE, FPY'ye eşlik eden klinik bulgu varlığı, FPY saptanan frekans ağırlığının geniş olması bu epilepsi grubu için ilk defa kötü prognostik faktörler olarak bildirilmiştir. Yeni önerilen seyir gruplamasında ise fotosensitif İJE'lerde erken remisyonun nadir olduğu, çoğunlukla nüks-remisyonla seyrettiği ve yaklaşık %14'ünde remisyon görülmediği saptanmıştır. Bu bilgiler hastalara doğru prognostik bilgilendirme açısından önem taşımaktadır. Sınırlı örneklemde Oz uyarım bölgesi kullanarak, hem katodal hem anodal uyarım yapılan sham kontrollü TDAS çalışmamızda ise verilerimiz subjektif iyilik bildirimine karşın anlamlı düzeyde DDİ değişikliği olmadığı yönündeydi. Her ne kadar anlamlı veriler elde etmesek de plasebo etkisinden farklı olarak, subjektif pozitif etkinin de ek tedavide dikkate alınması ve geniş katılımlı yeni çalışmaların uzun süreli tedavi açısından gerektiğini düşünmekteyiz.

Elektrikle uyarmaElektroensefalografiEpilepsi+2
Tülay Yılmaz Erol
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsi hastalarında beyaz madde değişikliklerinin yolak temelli uzamsal istatistik metodu ile değerlendirilmesi

Juvenil miyoklonik epilepsi (JME) sendromunun beyin yapısında ve ak madde bütünlüğünde değişimlere neden olduğu bilinmektedir. Hastalığın neden olduğu mikroyapısal değişimleri saptamak amacıyla nörogörüntüleme yöntemlerinden difüzyon tensör görüntüleme (DTG) yöntemi yaygın olarak uygulanmaktadır. Difüzyon verilerinin voksel temelli analizi ve gruplararası karşılaştırması için de yolak temelli uzamsal istatistik metodu (Tract Based Spatial Statistics-TBSS) tercih edilen yöntemlerden biridir. Bu çalışmanın amacı, JME hastalarında ve JME hastalarının fotosensitif ve fotosensitif olmayan alt gruplarında yapısal ak madde değişimlerini TBSS metodu ile saptamaktır. Çalışmaya 16 fotosensitif JME hastası, 15 fotosensitif olmayan JME hastası ve 41 sağlıklı katılımcıya ait veriler dahil etmiştir. Gruplara ait ortalama fraksiyonel anizotropi (FA) değerleri hesaplanmış, bu değerler üzerinden tüm beyinde ve Johns Hopkins Üniversitesi Ak Madde atlasından elde edilen 81 ilgi bölgelerinde (region of interest-ROI) TBSS metoduyla karşılaştırmalar yapılmıştır. Tüm beyin TBSS analizinde JME hasta grubu ve alt gruplarının, sağlıklı kontrollerle ikili karşılaştırmalarında ve JME alt grupları arasındaki karşılaştırmada FA değerlerine dair anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. ROI temelli TBSS analizi sonucunda ise JME hasta grubunun sağlıklı kontrol grubuna göre sağ anteriyor korona radiyata ve sol kortikospinal yolaklarının FA değerlerinde artış gözlenmiştir. Fotosensitif JME hastalarının sağlıklı kontrollerle karşılaştırılmasında bilateral anteriyor korona radiyata bölgesinde FA artışı gözlenirken fotosensitif olmayan JME hastalarının sağlıklı kontrol karşılaştırmasında bilateral kortikospinal yolakta FA artışı saptanmıştır. JME hasta alt grupları birbirleriyle karşılaştırıldıklarında korpus kallozum genu bölgesinde fotosensitif grup lehine FA artışı belirgindir. Çalışmada elde edilen sonuçlar JME hastalığında özellikle talamofrontal yolaklarda ak madde değişimlerinin olduğuna vurgu yapmaktadır. Anahtar sözcükler: Juvenil Miyoklonik Epilepsi, Fotosensitivite, Difüzyon Tensör Görüntüleme, TBSS, FSL

Beyaz cevherDifüzyon manyetik rezonans görüntülemeDifüzyon tensör görüntüleme+2
Dilan Acar
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00