
148
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yeşilırmak nehrinde bazı su kalitesi parametrelerin trend analizi ve değerlendirilmesi
Yeşilırmak Nehrinde Bazı Su Kalitesi Parametrelerin Trend Analizi ve Değerlendirilmesi Su bütün canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için hayati bir öneme sahiptir. Artan nüfusla birlikte ekosistemde meydana gelen değişimler su kaynaklarının korunmasını ve izlenmesini zorunlu hale getirmiştir. Doğal veya suni etkiler neticesinde herhangi bir bölgedeki su miktarında ve kalitesinde meydana gelen değişimlerin belirlenmesi sürdürülebilirlik için önemlidir. Bu çalışmada Yeşilırmak nehrinin tarımsal sulama açısından bazı su kalite parametreleri araştırılarak trend analizi yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Yeşilırmak nehrinin Samsun ili Çarşamba ilçesinde bulunan 47-00-27 nolu Su kalitesi gözlem istasyonunda Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından analiz edilen parametreler kullanılmıştır. Çalışma kapsamında 1995-2015 yılları arasında belirlenmiş olan akım, pH, elektriksel iletkenlik, sodyum, kalsiyum, magnezyum, potasyum, klor, karbonat, bikarbonat, sülfat, bor, sodyum absorbsiyon oranı ve yüzde sodyum parametreleri kullanılmıştır. Çalışmada parametrelerin trend analizi için, parametrik ve non-parametrik analizlerde yaygın olarak kullanılan Mann-Kendall yöntemi kullanılmıştır. Trend analizi sonuçları anlamlılık düzeyine beş sınıfta değerlenlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre suyun debisinde ocak ayında, pH ve karbonat içeriğinde ise şubat ayında anlamlı pozitif trend meydana gelmiştir. Suyun elektriksel iletkenlik değeri ile kalsiyum+magnezyum içeriğinde ocak ayında anlamlı negatif trend meydana gelmiştir. Diğer sonuçlarda anlamlı bir trend tespit edilmemiştir. Sulama sezonu olan aylarda anlamlı trendlerin olmaması dikkat çekmiştir.
Murat Nehri havzası rehabilitasyon projesi kapsamında Çapakçur mikro havzasında yapılan çalışmaların iklim değişikliği ve karbon yutak açısından değerlendirilmesi
Bu tez çalışması, Murat Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi kapsamında Çapakçur Mikro Havzası'nda gerçekleştirilen çevresel iyileştirme çalışmalarının iklim değişikliği ve karbon yutak açısından etkilerini incelemektedir. Proje, bölgedeki ekosistem sağlığının iyileştirilmesi ve karbon emisyonlarının azaltılması amacıyla çeşitli arazi çalışmaları ve rehabilitasyon teknikleri uygulamıştır. Bu çalışma, havzanın ekolojik dengesinin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır ve yapılan müdahalelerin, bölgedeki iklim değişikliğiyle mücadeledeki katkıları üzerinde durmaktadır. Çapakçur Mikro Havzası, tarıma dayalı faaliyetlerin yoğun olduğu, çeşitli arazi kullanımı türlerinin bir arada bulunduğu bir bölgedir. Bu nedenle, yapılan rehabilitasyon çalışmalarının hem ekosistem sağlığına hem de karbon yutak kapasitesine olan etkileri, iklim değişikliğiyle mücadelede büyük bir öneme sahiptir. Arazi çalışmaları, su kaynaklarının korunması, toprak erozyonunun önlenmesi ve biyolojik çeşitliliğin artırılması gibi çevresel hedefleri içermektedir. Çalışmaların bir diğer önemli boyutu, bölgenin karbon yutak kapasitesinin artırılmasıdır. Karbon yutakları, atmosferdeki karbondioksitin emilerek depolanmasını sağlayan doğal sistemlerdir ve bu kapasitenin artırılması, iklim değişikliği ile mücadelede kritik bir rol oynamaktadır. Tez, yapılan iyileştirme çalışmalarının bu kapasiteyi artırmadaki etkilerini ve bu süreçte kullanılan yöntemleri detaylı bir şekilde incelemektedir. Ayrıca, proje kapsamında gerçekleştirilen toprak ve su yönetimi, ormanlaştırma çalışmaları ve biyolojik çeşitlilik artışı gibi müdahalelerin, bölgedeki karbon depolama kapasitesini nasıl güçlendirdiği üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak, bu tez, Murat Nehri Havzası'nda yapılan rehabilitasyon çalışmalarının bölgesel iklim değişikliği ile mücadeleye nasıl katkı sağladığını ve Çapakçur Mikro Havzası'ndaki karbon yutak kapasitesini nasıl artırdığını ortaya koymaktadır. Çalışma, bu tür projelerin sürdürülebilir çevresel yönetim açısından taşıdığı önemi vurgulamaktadır. Ayrıca, iklim değişikliğine karşı alınacak önlemler ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik bölgesel stratejilerin geliştirilmesinde rehber olabilecek bulgular sunmaktadır.
Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde toprak sıcaklığının trend analizi ve değerlendirilmesi
Toprak sıcaklığı tarımsal üretimde, tohumların çimlenmesi ve filizlenmesi, köklerin gelişmesi yanında toprakların birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerine etki etmektedir. Son yüzyıl içerinde küresel iklimde meydana gelen değişikliler toprak sıcaklıklarında da kendini göstermektedir. Bu nedenle toprak sıcaklıklarının belirlenmesi ve izlenmesi tarımsal üretim için önemli bir hale gelmiştir. Bu çalışma Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi (Dicle ve Fırat Havzası) sınırları içerinde bulunan 25 meteoroloji istasyonunda ölçülen farklı derinlikteki toprak sıcaklıklarının trend (eğilim) analizini yapmak amacıyla yürütülmüştür. Bu doğrultuda belirlenen istasyonlarda 1980-2022 yılları arasında 5 cm, 10 cm, 20 cm ve 50 cm derinliklerinde ölçülen aylık ortalama toprak sıcaklık değerleri Mann-Kendall yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre genel olarak bütün istasyonlarda toprak sıcaklıklarının artan bir trend gösterdiği, yaz aylarında lokal olarak bazı istasyonlarda ise azalan bir trendin olduğu dikkat çekmiştir. En yüksek trend değeri Ağustos ayında Siirt ilinde 50 cm toprak derinliği için bulunmuştur (Zs=5,818). En düşük trend ise yine aynı ay ve derinlikte Bingöl ilinde belirlenmiştir (Zs=-4,67). Bütün istasyonlar dikkate alındığında ortalama toprak sıcaklığı trendi 5 cm, 10 cm, 20 cm ve 50 cm derinlikleri için sırasıyla 1,318, 1,265, 1,738 ve 1,990 olarak tespit edilmiştir. Artan toprak sıcaklıklarının toprak nem içeriği, organik maddenin ayrışma hızı, toprakların strüktürel yapısı ve bitki vejetasyonu üzerinde önemli etkilerinin olabileceği tartışılmıştır. Özellikle yüzey toprak sıcaklıklarındaki (5 cm) değişim anılan bölgelerde bitkisel üretim faaliyetlerinin (ekim, sulama ve hasat gibi) takviminde değişimlere neden olabileceği öngörülmüştür.
Bingöl ili adaklı ilçesi güngörsün köyünde kaya düşmelerinin değerlendirilmesi
Kaya Düşmesi, kayalık bir yamaçtan veya gevşek materyalden kopan taş veya kaya bloklarının düşmesi, yuvarlanması veya yere çarpıp sıçrayarak ilerlemesi olayıdır. Kaya Düşmesinin yoğun olarak görüldüğü Bingöl ilinde can ve mal kaybına sebep olup yerleşim yeri ve meskenlere zarar vermektedir. Bu çalışmanın amacı, Bingöl ili Adaklı ilçesi Güngörsün köyündeki kaya düşme riskinin incelenmesi ve ıslahı için önlem ve önerilerin belirlenmesi ile kaya düşme riskinin azaltılıp yok edilmesidir. Bu amaç için bölgesel problemi yansıtan lokasyonlardan biri olan Güngörsün çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışma boyunca, mevcut jeolojik birimlerin jeomekanik özelliklerinin belirlenmesine yönelik olarak yoğun şekilde arazi ve laboratuvar çalışmalarının (mesafe, hız, sıçrama yüksekliği, arazi deneyleri, toplam kinetik enerji değerlerinin belirlenmesi ve diğer haritalama çalışmaları) yapılmıştır. RAMMS:ROCKFALL kaya düşmesi programı analiz sonuçlarına göre, çalışma alanının hangi noktalar olacağı belirlenmiştir. Bundan dolayı olası kaya düşmelerinin yerleşim alanına olumsuz etkilerini önlenmesi gerekmektedir.
Fosfor çözücü bakteri içeren mikrobiyal gübre uygulamalarının toprağın bazı biyolojik özellikleri ile domates bitkisinin gelişimi ve besin maddesi alımı üzerine etkisinin araştırılması
Yapılan bu çalışmada, domates bitkisi (Solanum lycopersicum L.) yetiştirilen toprağa uygulanan ve içerisinde fosfor çözücü bakteri (Paenibacillus polymyxa) bulunduran bir mikrobiyal gübrenin, toprağın bakteriyel varlığı ve enzim aktivitesi gibi biyolojik ve bazı kimyasal parametreleri ile domates bitkisinin bitki besin kapsamı ve verim değerleri üzerine etkileri incelenmiştir. Bu amaca yönelik olarak farklı dozlarda (0 ppm, 25 ppm, 50 ppm, 75 ppm ve 192.52 ppm ) verilen fosforlu gübrelerin tek başına (P0, P25, P50, P75, PR) ya da standart dozda mikrobiyal gübre ile kombinelerinin (P0+B, P25+B, P50+B, P75+B, PR+B) ortama verildiği uygulamalar karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Deneme 5 tekerrür olacak şekilde toplam 50 saksı ile tesadüf blokları deneme desenine göre kurulmuş ve sera ortamında 128 gün boyunca yürütülmüştür. Deneme boyunca 0, 1, 4, 13 ve 18. haftalarda toprak numuneleri, yetiştirme dönemi ortasında yaprak numuneleri, hasat dönemlerinde meyve numuneleri alınmış ve analiz edilmiştir. Yetiştirme dönemi sonunda (18. hafta) bitki kuru ağırlık değerleri belirlenerek fosfor etkinlik düzeyleri hesaplanmıştır. Deneme öncesi toprakta rutin verim analizleri (bünye, toprak reaksiyonu (pH), elektriksel iletkenlik (EC), %kireç, organik madde, toplam N, değişebilir K, Ca, Mg ve alınabilir P, Fe, Zn, Mn, Cu) yapılmıştır. Deneme sonunda alınan toprak örneklerinde söz konusu besin elementi analizleri tekrar edilmiştir. Deneme boyunca beş farklı dönemde alınan saksı topraklarının pH, EC, alınabilir fosfor, üreaz, alkali fosfataz, β-glikosidaz ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayımı analizleri yapılmıştır. Ayrıca 18. haftada sökülen bitkilerin rizosfer bölgesinden alınan toprak örneklerinde pH, EC, alınabilir fosfor, üreaz, alkali fosfataz, β-glikosidaz ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayımı analizleri tekrar yapılmıştır. Alınan yaprak örnekleri ile bitkinin N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Zn ve Cu içerikleri analiz edilmiştir. Hasat edilen meyvelerde ise toplam verim, ortalama meyve ağırlığı, ortalama meyve sayısı gibi verim parametreleri incelenmiştir. Yetiştirme dönemi boyunca ve sonunda toprakların alınabilir fosfor oranlarının bakterili uygulamalarda genel olarak daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte genel olarak bu değerlerin kontrol seviyelerinin üzerinde kaldığı ve en yüksek alınabilir fosfor değerini bakteri içeren en yüksek fosfor uygulamasının (PR+B) verdiği görülmüştür. Ayrıca toprakların değişebilir K, Mg, Na, ve alınabilir Zn, Mn ve Cu miktarlarını yine bakteri içeren en yüksek fosfor uygulamasının (PR+B) en yüksek düzeyde arttırdığı tespit edilmiştir. Üreaz, alkali fosfataz ve β-glikosidaz enzim aktiviteleri incelendiğinde bakterili ve bakterisiz uygulamalar arasında önemli farklar görülmezken zamana bağlı değişimler istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Toprağın mezofil bakteri sayıları incelendiğinde yüksek dozda verilen fosfor ve bunların bakterili kombineleri en yüksek değerleri vermiştir. Toplam verim ve bitki kuru ağırlığı açısından en yüksek değerler bakteri içeren en yüksek fosfor uygulaması (PR+B) ile elde edilmiş olup bakterili ve bakterisiz uygulamalar arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Alkali Fosfataz, β-Glikosidaz, Biyogübre, Bitki Gelişimini Teşvik Eden Rizobakteri (PGPR), Domates, Fosfor Çözücü Bakteri (PSB), Kimyasal Gübre, Mikrobiyal Gübre, Toprak Enzim Aktivitesi, Toprak Verimliliği, Üreaz
Antalya ilinde farklı lokasyonlarda yetiştirilen kışlık ekmeklik buğday bitkilerinin besin elementi konsantrasyonları ile bazı kalite unsurları arasındaki ilişkilerin araştırılması
Bu çalışmada Antalya ilinde yetiştirilen kışlık ekmeklik buğday bitkisinin besin elementi konsantrasyonları ile bazı kalite unsurları arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Bu amaçla Aksu, Döşemealtı, Korkuteli ilçelerinden 10 adet farklı buğday tarlasından olmak üzere toplamda 30 tane toprak, bayrak yaprak, dane ve saman örneği alınmıştır. Toprak örneklerinde pH, kireç (CaCO3), elektriksel iletkenlik (EC), bünye, organik madde, azot (N), fosfor (P), potasyum (K), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), demir (Fe), çinko (Zn), mangan (Mn) ve bakır (Cu); yaprak, dane ve saman örneklerinde N, P, K, Ca, Mg, Fe, Zn, Mn ve Cu analizleri yapılmıştır. Ayrıca dane örneklerinde kalite unsurları için bindane ağırlığı, kuru madde, protein, yaş öz (gluten), gluten indeksi, düşme sayısı ve sedimentasyon hızı belirlenmiştir. Topraklarda büyük oranda tekstürler tın, killi tın ve kil sınıfında; pH ve CaCO3 yüksek; EC düşük; organik madde, toplam N ve değişebilir K yetersiz; SO4-S'ü orta; alınabilir P yüksek; değişebilir Ca yetersiz; değişebilir Mg yeterli; alınabilir Fe ve Zn yetersiz; alınabilir Mn ve Cu yeterli düzeylerde bulunmaktadır. Bayrak yapraklarda çoğunlukla toplam N, S, P yeterli; K, Ca, Mg düşük; Fe ve Zn yeterli; Cu ise düşük düzeylerde yer almaktadır. Danelerde çoğunlukla toplam N ve P yetersiz; S yüksek; K, Mn, Cu yeterli; Ca ve Fe yüksek; Zn noksan olarak tespit edilmiştir. Danelerin Mg konsantrasyonu örneklerin yarısında yeterli diğer yarısında düşük; N/S oranları ise optimum 15-17 arasında olması gerekirken örneklerin hepsinde 15'den daha düşük olarak belirlenmiştir. Dane örneklerinin bin dane ağırlığı genellikle optimum değerler olan 30-48 g arasında yer almıştır. Danelerin tamamında % kuru madde miktarı yeterli; büyük çoğunluğunda sedimantasyon hızı (ml) iyi, % protein miktarı düşük, yaş öz (gluten) (g) düşük ve orta, % gluten indeksi çok kuvvetli, düşme sayısı (sn) çok düşük olarak tespit edilmiştir. Dane N konsantrasyonu ile danenin protein, yaş öz (gluten) ve sedimantasyon hızı arasında önemli ve pozitif; danenin N ve K konsantrasyonu ile danenin gluten indeksi arasında önemli ve negatif korelasyon belirlenmiştir. Danenin Fe konsantrasyonu ile düşme sayısı arasında ve danenin Cu konsantrasyonu ile kuru madde miktarı arasında önemli ve pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Danenin yaş öz (gluten) miktarı ve sedimantasyon hızı ile protein arasında önemli ve pozitif korelasyon belirlenirken yaş öz ve protein ile gluten indeksi ve yine sedimantasyon hızı ile yaş öz arasında önemli ve negatif korelasyon belirlenmiştir.
Determination of gazipasa greenhouse spring cucumber's nutritional status with soil, fruit and leaves analysis
This study has been conducted to research the nutritional condition of cucumber plants that are grown as spring cucumber plant in the greenhouses of Gazipaşa, Antalya with soil, leaves and fruit analysis. For this aim 11 pieces of Melen type and 11 pieces of Dörtel type plant with a total number of 22 have been identified and leaves and fruit and soil (0-20 cm and 20-40 cm of depth) samples were taken from them respectively. In soil samples of both depths texture, CaCO3, organic matter, EC, pH, N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Mn, Zn and Cu in leaf and fruit samples N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Mn, Zn ve Cu substances have been found. As a result of physical and chemical analysis of soil samples, the soil has been found to have clay, clay loam, sandy clayed structure, neutral pH and light alkaline, organic matter has been found to most of its have humus and little humus and it is also found to have calcic. Nevertheless the soil has been found not to have any salt issues. When macro element contents of the soil taken into consideration The total N and Ca content are found to be adequate in both depths (0-20 and 20-40cm); K P, and Mg contents have been found to be at a low level. Also most of its Na content has been found to be at an average level. When micro element contents taken into consideration; Fe content has been found to be at a level that might lack depth . And the soil has been found to have adequate in regards to Mn, Cu and Zn. When the plants' leaves analysis have been studied, it can be seen that macro element contents like Ca and N seem to be fine, Mg, P and K substances have been found to have deficiencies in general and additinaly Na has been found to be low. In respect to micro element contents while Cu and Mn are adequate some deficiencies have been observed in substances of Fe and Zn. In fruit analysis total N, P, Ca, Mg, Fe, Zn, Mn and Cu values have been determined. But it could not be evaluated because there are no limits for fruit analysis. In conclusion, leaves and fruit mineral contents of species mineral contents of 22 different greenhouses have been identified. Same species that have been grown in different greenhouse conditions are found to have different leaves and fruit content. This result shows that different greenhouse conditions can lead to varied yields. While choosing varieties growers should know the conditions of their greenhouses and plants' features, learn practices that should be done in accordance with the needs of varieties or the growers should pick vegetable seeds that are suitable for the conditions of their greenhouses. These results are thought to have a profound impact in terms of the country's economy.
Domatesin (Lycopersicon esculentum Mill.) besleme durumlarının uzaktan algılama teknik ve teknolojileri ile belirlenmesi
Çeşitli faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan verimin ve/veya ekonomik getirinin azalmasıhususu, tarımsal üretimin önemli sorunları arasında yer almaktadır. Diğer taraftan özellikleartan gıda gereksinimini karşılamak amacıyla uygulanan "birim alandan yüksek verim eldeetme çabaları" ise kısa vadede başarılı olarak görünse de bu uygulamanın beraberinde gelenve özellikle aşırı gübre ve ilaç kullanımından kaynaklanan sorunlar da sektörün çözmesigereken sorunlardır. Bu nedenle, söz konusu böylesi sorunların özellikle rekabetçi pazarkoşullarında çözümlenebilmesi için üreticiler ürün, üretim ve pazara ilişkin hemen her şeyibilmek ya da bunları olabildiğince kontrol altında tutmak zorundadırlar. Pazar koşullarınıntakibi ve kontrolü bir tarafa bırakılacak olur ise tarımsal üretimin izlenmesi ya da kontrollü birüretimin gerçekleştirilmesi ve nihayet üretimin ve üretim ortamının denetlenmesi için sonyıllarda bazı yeni teknik ve teknolojilerin geliştirilmesi kapsamında yoğun çalışmalarsürdürülmektedir. Bu yeniliklerden bir tanesi de bitkilerin kullandıkları fotosentetik aktifradyasyonun (PAR) ölçümü ve bu radyasyonun çeşitli şekillerde analiz edilmesine dayanan"uzaktan algılama (UA)" teknik ve teknolojileridir. Söz konusu bu yeni teknik ve teknoloji ileüretim ortamlarını ve üretimi bazı bilgi teknolojilerinden de yararlanarak izlemek ve değişenortam koşullarına göre üretim teknik ve teknolojilerinin uygulanması kapsamında dahasağlıklı ve daha güvenilir kararları vermek mümkün olabilmektedir. Bu araştırmada da sera koşullarında yetiştirilmiş olan LİNDA çeşidi domates bitkisininfarklı beslenme koşullarının uzaktan algılama yöntemleri ile belirlenip belirlenemeyeceğiaraştırılmıştır. Tesadüf parselleri deneme desensine göre 4 tekerrürlü olarak saksıdayetiştirilen domates bitkilerine azot (N), fosfor (P), potasyum (K), magnezyum (Mg) ve demir(Fe) besin elementlerinin farklı dozları uygulanmış ve bitkilerin PAR kullanımları taşınabilirel spektroradyometresi ile elektromanyetik spektrumun 325-1075 nanometre (nm) dalga boyuaralıklarındaki spektral yansıma değerleri ölçülmüştür. Yansıma ölçümleri bitkilerin gençfide, çiçeklenme, meyve olum ve olgunlaşma gibi ana fizyolojik dönemleri esas alınarak,haftada bir defa ve dört tekerrürlü olarak yapılmış ve bu uygulama ile eş zamanlı olarak bitkiyapraklarının klorofil düzeyleri de belirlenmiştir. Sonuç olarak; domates bitkisinin beslenmekoşullarının uzaktan algılama yöntemleri ile belirlenip üretim süreçlerinin izlenebilmesininmümkün olduğu ancak bu teknik ve teknolojinin güvenle kullanılabilmesi için ilavearaştırmaların yapılması gerekmektedir. Bu yeni araştırmalarda ise yetiştirme ortamımateryalinin doğala yakın olmasına özen gösterilmesinin, yansıma ölçümlerinin multispectralyerine hiperspektral teknolojiler ile yapılmasının ve klorofil ölçümlerinin de spektralölçümlerle eş zamanlı olarak yapılmasında yarar bulunmaktadır.ANAHTAR KELİMELER: Domates, gübreleme, uzaktan algılama, yansıma, izleme.
Farklı dozlarda uygulanan vermikompostun toprağın enzim aktivitesi ve bakteriyel varlığı üzerine etkisi
Bu çalışmada, farklı dozlarda (kontrol, 1 t/da, 2 t/da, 3 t/da, 4 t/da) uygulanan vermikompostun toprağın enzim aktivitesi ve bakteriyel varlığı üzerine etkisi aynı dozlarda uygulanan çiftlik gübresi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu amaçla kurulan saksı denemesinde toprak-gübre karışımları hazırlanmış ve bu karışımlar toprak tarla kapasitelerinin %60'ı kadar nemlendirilerek 16 haftalık inkübasyona alınmış ve toprakların nem düzeylerinin sabit kalmasına özen gösterilmiştir. Deneme 4 tekerrürlü olarak kurulmuş ve tesadüf blokları deneme desenine göre faktöriyel olarak planlanmıştır. Deneme boyunca belirli haftalarda (0, 1, 4, 7, 10, 13, 16. hafta) toprak örnekleri alınarak analiz edilmiştir. İnkübasyon süresi boyunca gübre uygulanan toprakların enzim aktivitelerinde ve toplam aerobik mezofilik bakteri varlığında artış ve azalmaya bağlı genel bir dalgalanma durumu gözlenmiş ve genel olarak kontrol değerlerinin üzerinde seyretmiştir. On altı haftalık toplam inkübasyon süresi sonunda da uygulama yapılan toprakların enzim aktiviteleri ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları kontrol seviyelerinin üzerinde kalmıştır. Bu parametrelerde kontrole göre görülen değişimin istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, inkübasyon süresince gübre dozlarındaki artışa bağlı olarak toplam aerobik mezofilik bakteri sayılarındaki değişimler gübre tipine göre istatistiksel olarak önemli bulunmuştur.
Antalya ili ve çevresindeki nar (Punica granatum L.) bahçelerinin beslenme durumlarının, bazı meyve kalite kriterlerinin ve antioksidan aktivitelerinin belirlenmesi
Antalya ili ve çevresindeki nar bahçelerinin beslenme durumlarının incelendiği bu çalışmada 60 farklı bahçeden 0?30 ve 30?60 cm olmak üzere iki farklı toprak derinliğinden toprak örnekleri, yine aynı bahçelerden yaprak ve meyve örnekleri alınmıştır. Toprak örneklerinde her iki derinlikte de tesktür, CaCO3, organik madde, EC, pH, toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca, Mg ve Na ile alınabilir Fe, Mn, Zn ve Cu; yaprak örneklerinde ise N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Mn, Zn ve Cu içerikleri belirlenmiştir. Ayrıca her bahçeden temsili olarak alınan meyve örneklerinde meyve ağırlığı, meyve eni, meyve boyu, meyve kabuk kalınlığı, meyve kabuk rengi ve meyve suyunda suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM), C vitamini ve antioksidan aktivitesi tayinleri yapılmıştır.Toprakların büyük bir çoğunluğunun tınlı bünyeye sahip olduğu, hafif alkali ve alkali reaksiyonlu ve ayrıca bitki gelişimini olumsuz yönde etkileyecek düzeyde kireçli oldukları ve organik madde açısından düşük oldukları tespit edilmiş, bununla birlikte tuzluluk problemi olmadığı belirlenmiştir. Toprakların toplam N ve değişebilir K kapsamları her iki örnekleme derinliğinde de (0?30 ve 30?60 cm) genel olarak iyi; alınabilir P, değişebilir Ca ve Mg kapsamlarının ise oldukça iyi durumda oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca değişebilir Na yönünden düşük seviyede bulundukları belirlenmiştir. Mikro element kapsamları dikkate alındığında; alınabilir Fe, Mn ve Cu yönünden iyi durumda oldukları, fakat alınabilir Zn bakımından noksan ve noksanlık görülebilecek alanların bulunduğu belirlenmiştir. Bitkilerin makro element kapsamları (N, P, K, Ca ve Mg) genelde iyi durumda olmasına rağmen, mikro element içerikleri bakımından özellikle Fe, Mn, Zn ve Cu yönünden noksanlıklar belirlenmiştir.Meyve ağırlığı 304.73?815.97 g, meyve eni 84.07?115.86 mm, meyve boyu 75.45?105.43 mm ve meyve kabuk kalınlığı 3.66?9.07 mm, meyve kabuk rengi ise kroma değerinin 39.39?61.64 ve hue değerinin 20.83?46.49 aralığında değiştiği tespit edilmiştir. Meyve suyundaki SÇKM miktarları % 14.0?18.2, C vitamini içeriği 13.2?84.7 mg/L ve antioksidan aktiviteleri ise EC50 değeri cinsinden 0.00704?0.01790 ml olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında toprak ve bitki analiz sonuçları hem kendi hem de birbirleri ile olan ilişkileri açısından da incelenmiş ve istatistiksel açıdan farklılıklar belirlenmiştir.Sonuç olarak nar bahçelerinde bitki besleme açından sorun yaratabilecek yüksek toprak pH'ı ve kireç başta olmak üzere, düşük organik madde ve toprakta bitkiye elverişli Zn miktarlarının düşüklüğü dikkati çekmektedir. Bitkilerde ise Fe, Zn, Mn ve Cu noksanlıkları tespit edilmiştir, meyve kaliteleri bakımından ise bir sorun olmadığı belirlenmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Antalya, nar, beslenme durumu, meyve kalite kriterleri, antioksidan.
Antalya Kumluca yöresi seralarında yetiştirilen hıyar (Cucumis sativus L.)'ın beslenme durumu ile yalancı mildiyö (Pseudoperonospora cubensis (Berk&Curtis) Rostovzev) hastalığı arasındaki ilişkilerin belirlenmesi
Antalya Kumluca yöresi seralarında yetiştirilen tek mahsul hıyar (Cucumis sativus L.)'ın beslenme durumu ile yalancı mildiyö (Pseudoperonospora cubensis (Berk&Curtis) Rostovzev) hastalığı arasındaki ilişkilerin incelendiği bu çalışmada 40 farklı seradan 0-20 ve 20-40 cm olmak üzere iki farklı toprak derinliğinden toprak örnekleri, yine aynı seralardan 3 farklı hastalık skala değerine sahip yaprak örnekleri alınmıştır. Toprak örneklerinde her iki derinlikte de tesktür, CaCO3, organik madde, EC, pH, toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca ve Mg ile alınabilir Fe, Mn, Zn ve Cu; yaprak örneklerinde ise N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn ve Cu içerikleri belirlenmiştir. Yaprak örneklerinde dikkate alınan hastalık skala değerleri 0 Yaprakta hiç leke yok; 3 Yaprağın % 11-25'i hastalıklı; ve 5 Yaprağın % 50'den fazlası hastalıklı olarak seçilmiştir. Toprakların büyük bir çoğunluğunun kumlu tınlı ve kumlu killi tınlı bünyeye sahip olduğu, hafif alkali reaksiyonlu ve ayrıca bitki gelişimini olumsuz yönde etkileyecek düzeyde kireçli oldukları ve organik madde açısından düşük oldukları tespit edilmiş, bununla birlikte tuzluluk problemi olmadığı belirlenmiştir. Toprakların toplam N, alınabilir P, ve değişebilir K konsantrasyonları her iki örnekleme derinliğinde de (0?20 cm ve 20?40 cm) genel olarak iyi; değişebilir Ca ve Mg konsantrasyonlarının ise oldukça iyi durumda oldukları tespit edilmiştir. Mikro element konsantrasyonları dikkate alındığında; alınabilir Fe, Zn, Mn ve Cu yönünden iyi durumda oldukları belirlenmiştir. Farklı hastalık skala değerine sahip yaprakların N konsantrasyonları her üç skala değerinde de yeterli düzeydedir. Fosfor konsantrasyonları 0, 3 ve 5 skala değerinde de % 60 oranında sınır değerinin altında olduğu görülmüştür. 0 ve 3 skala değerindeki yaprakların K konsantrasyonlarının yaklaşık % 25'i sınır değerinin altında iken, 5 skala değerindeki yapraklarda bu oran % 5 olarak belirlenmiştir. Her üç skala değerindeki yaprakların Ca ve Mg konsantrasyonları ise genellikle sınır değeri içerisinde yer almaktadır. Farklı skala değerindeki yaprakların Fe konsantrasyonları incelendiğinde; 0 skala değerinde % 40 sınır değeri içerisinde yer alırken, 3 skala değerinde bu oran % 15 ve 5 skala değerinde ise % 82.5 olarak belirlenmiştir. Zn konsantrasyonu, 0 skala değerinde % 92.5 oranında sınır değerinin altında olmasına rağmen hastalık şiddeti arttıkça çinko konsantrasyonu da artış göstermektedir. Her üç skala değerinde de Mn ve Cu konsantrasyonları yeterli ve yüksek düzeyde görülmektedir. Sonuç olarak Kumluca yöresi tek mahsul hıyar seralarında bitki besleme açısından sorun yaratabilecek yüksek toprak pH'ı ve kireç başta olmak üzere, düşük organik madde miktarları dikkati çekmektedir. Bitkilerde ise her üç skala değerinde de N, K, Ca, Mg, Mn ve Cu kapsamları sınır değeri içerisinde yer alırken, hastalık şiddeti arttıkça K, Ca, Mg, Zn, Mn ve Cu konsantrasyonu da artış göstermiştir. Hastalık şiddeti arttıkça N ve Fe konsantrasyonunda ise düşüş görülmüştür. Her üç skala değerinde de P konsantrasyonlarında bir farklılık gözlemlenmemiştir.ANAHTAR KELİMELER: Antalya, Kumluca, hıyar, beslenme durumu, yalancı mildiyö, Pseudoperonospora cubensis.
Farklı düzeylerde kireç içeren topraklara uygulanan arıtma çamurunun Cynodon dactylon (L.) pers. ve Lolium perenne (L.) yetiştiriciliğinde kullanımı ve ağır metallerin biyoakümülasyonu
Antalya Hurma Atık Su Arıtma Tesisinden alınan kurutulmuş ve stabilize edilmiş arıtma çamuru 0 (Aç0), 0.5 (AÇ0.5), 1 (AÇ1), 2 (Aç2), 4 (AÇ4), 8 (AÇ8) ton da-1 dozlarında; %8 (T1) ve %19.4 (T2) düzeylerinde CaCO3 içeren iki toprağa homojen bir şekilde karıştırılmış ve hazırlanan bu ortamlarda Bermuda (Cynodon dactylon L. Pers.) ve İngiliz (Lolium perenne L.) çim bitkileri yetiştirilmiştir. Arıtma çamuru uygulamaları yetiştirme ortamlarının (toprak ve arıtma çamuru karışımı) pH'ında belirgin bir değişime neden olmazken; EC, organik madde içeriği, toplam azot (N), fosfor (P), potasyum (K), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg) ve sodyum (Na) konsantrasyonlarını arttırmıştır. Arıtma çamuru uygulamalarına bağlı olarak hem bermuda hem de İngiliz çiminin yetiştirildiği ortamların toplam demir (Fe), çinko (Zn), mangan (Mn) konsantrasyonları artış gösterirken; toplam Cu konsantrasyonu bermuda'nın yetiştirildiği ortamlarda artmış, İngiliz çiminin yetiştirildiği ortamlarda ise azalmıştır. Toprakların kireç düzeyleri açısından genel bir değerlendirme yapıldığında yetiştirme ortamlarının toplam Fe, Zn, Mn ve Cu konsantrasyonları T1 toprağında T2 toprağına göre daha yüksek olarak belirlenmiştir. Bermuda'nın yetiştirildiği ortamların toplam Ni ve Cr konsantrasyonları arıtma çamuru uygulamaları ile artış göstermiş, toplam Cd konsantrasyonu açısından ise belirgin olmasa da hafif bir azalma belirlenmiştir. İngiliz çiminin yetiştirildiği ortamların arıtma çamuru uygulamaları ile toplam Ni konsantrasyonu artmış, toplam Cr ve Cd konsantrasyonları hafif bir azalma göstermiştir. Her iki bitkinin yetiştirme ortamlarının toplam Ni, Cr ve Cd konsantrasyonları T1 toprağında T2 toprağına göre daha yüksek olarak belirlenmiştir. Arıtma çamuru uygulamalarındaki artışa bağlı olarak; bermuda ve İngiliz çimlerinin çıkış ve alanı kaplama hızları azalma göstermiş; bitki boyu, 1-9 skalasına göre gözlemlenen renk kriteri, Minolta- Spad 502 Plus cihazı ile arazi koşullarında yapılan klorofil ölçüm değerleri, laboratuar koşullarında toplam klorofil analizi sonucunda elde edilen değerler, kuru ağırlık verimi, bitkilerin N, P, K, Ca, Mg ve Na konsantrasyonları artış göstermiştir. Arıtma çamuru uygulamalarına bağlı olarak bermuda çiminin Fe ve Zn konsantrasyonları artmış; Mn ve Cu konsantrasyonları ise azalmıştır. Bemuda çiminin Ni, Cr, Pb ve Cd konsantrasyonları üzerine uygulamaların etkileri önemli olmamıştır. Arıtma çamuru uygulamalarına bağlı olarak ingiliz çiminin Fe, Mn, Cr ve Cd konsantrasyonları azalmış, Zn ve Cu konsantrasyonları ise artmıştır. İngiliz çiminin Ni konsantrasyonu ise AÇ1 uygulamasına kadar azalmış, ancak bu uygulamadan sonra artış eğilimine girmiştir. Yetiştirilen çim bitkilerinin üst aksamları için hesaplanan biyoakümülasyon değerleri (BAFFe, BAFZn, BAFMn, BAFCu, BAFNi, BAFCr ve BAFCd) BAF için verilen kritik sınır değeri olan 1'den daha düşük olarak tespit edilmiş ve bu bitkilerinin hiperakümülatör olmadığı belirlenmiştir. Genel bir değerlendirme yapıldığında arıtma çamuru uygulamaları hem deneme topraklarında hem de yetiştirilen çim bitkilerinde ağır metaller açısından herhangi bir risk oluşturacak etkiye sahip olmamıştır. Zira, toprakların organik madde içeriği ile makro ve mikro besin elementleri açısından zenginleşmesini sağladığı için çim bitkilerinin büyüme ve gelişmelerini olumlu etkilemiştir. İncelenen kriterler açısından 4 ton da-1 (AÇ4) ve 8 (AÇ8) ton da-1 uygulamaları arasında belirgin bir fark belirlenemediği için 4 ton da-1 uygulama düzeyinin yeterli olacağı düşünülmektedir.
Toprak haritalamada pedolojik ve coğrafi değişkenler arasındaki ilişkinin sayısal ortamda belirlenmesi: Tekirova örneği
Bu tez çalışmasında; günümüzdeki geleneksel toprak haritalama sistematiğinde izlenen yöntemler bütününde yer alan ve önemli bir kısmı uzman insiyatifinde bulunan arazi (coğrafi) ve toprak (pedolojik) değişkenlerinin nitelik ve niceliklerinin belirlenmesi işleminin, uzman insiyatifi kullanılmadan sayısal verilerin ilişkisel sorgulamalarının yapılması ile belirlenip belirlenemeyeceğine ilişkin hususlar araştırılmış ve geleneksel toprak haritalama sistematiğine alternatif bir metot geliştirilmiştir. Antalya İli Tekirova Beldesi sınırları içerisindeki yaklaşık 58 ha'lık bir alanda uzaktan algılama, coğrafi bilgi sistemleri ve jeoistatistik teknik ve teknolojileri kullanılarak gerçekleştirilmiş olan bu çalışmada, 50 m aralıklı grid sistemine göre toplam 234 örnekleme noktası belirlenmiş ve her bir noktanın üç ayrı derinliğinden (0?30 cm, 30?90 cm, 90+ cm) 42 farklı arazi ve toprak değişkenine ait bilgiler toplanarak bir veri tabanı oluşturulmuştur. Söz konusu bu arazi ve toprak özelliklerinin konumsal bağımlı davranışları jeoistatistiksel yöntemlerle incelenmiş ve ölçüm noktaları arasındaki otokorelasyon, yani her bir değişkenin doğal olarak bulunduğu alanın yersel bağımlılıklarının derecesi belirlenmiştir. Daha sonra, aynı veri tabanında Kriging interpolasyon tekniği uygulanarak incelen toprak özelliklerinin örneklenmeyen nokta veya alanlardaki değerleri tahmin edilmiş ve bu değerlerin alandaki dağılım deseni saptanmıştır. Alandaki mekânsal dağılımları belirlenen toprak özelliklerinin altlık haritaları üst üste çakıştırıldıktan sonra çeşitli sınıflandırma yöntemleri denenerek sınıflandırılmış ve alandaki toprak özelliklerini temsil eden sınıflardan oluşan bir adet altlık harita elde edilmiştir. Toprağa dair bireysel temsili pedolojik özelliklerin jeoistatistiksel yöntemlerle saptanmasından sonra, toprağın ait olduğu konumdaki coğrafi değişkenleri tespit edilmiştir. Toprak özellikleri ile coğrafi değişkenler arasındaki ilişkilerden yola çıkılarak ve diğer yardımcı verilerin de toprak haritalama sistematiğine katılmasıyla toprak haritalaması için alternatif bir metot yaklaşımı geliştirilmiştir. Çalışılan değişkenlerin jeoistatistiksel aralıkları dikkate alındığında araştırma alanı toprak özelliklerinden tekstür parametresinin 90+ cm derinliğinin orta derecede uzaysal bağımlılık göstermesi dışında bütün değişkenlerin kuvvetli uzaysal bağımlılık göstermekte olduğu bu tez çalışması ile hesaplanmıştır. Bu hesaplamalara göre, en uzun mesafeli uzaysal bağımlılığın 1041m'de, en düşük mesafeli uzaysal bağımlılığın ise 204 m'de sona ermekte olduğu tespit edilmiştir. Bu rakamların diğer jeoistatistik uygulamalarda elde edilen değerlerden çok yüksek olduğu yapılan kaynak taramaları ile görülmüştür. Bunun dışında, değişkenlerin birbirleriyle yüksek korelasyon gösterdiği yapılan tanımlayıcı istatistik ve korelasyon analizleri ile saptanmıştır. Sonuç olarak, sayısal yöntemle hazırlanan toprak haritası ile geleneksel yöntemle hazırlanmış olan harita kıyaslandığında, alansal olarak %72,4'lük bir uyumun bulunduğu ve ayrıca bu yeni yaklaşımla, geleneksel yöntemle hazırlanmış olan toprak haritasının barındırdığından çok daha detaylı bilgilerin elde edilebileceği belirlenmiştir.
Antalya merkez-ilçe örtüaltı güzlük domates (Solanum lycopersicum L.) yetiştiriciliğinde farklı asit uygulamalarının toprak pH'sı üzerine etkileri ile bitki beslenme durumlarının araştırılması
Farklı organik gübreler ile toprak düzenleyicinin brokkoli (brassica oleracea l.var. italica) ve havuç (daucus corata l.) yetiştiriciliğinde verim ve kalite üzerine etkileri
Açık alanda ard arda 2 yıl ve 4 farklı yetiştiricilik dönemini kapsayan çalışmada; yanmış ahır gübresi (AG), vermikompost (VC), leonardit (L)'in tekli ve farklı karışımları ve kimyasal gübre uygulaması ile brokkoli ve havuç bitkilerinin yetiştiriciliği yapılmıştır. Topraklarda pH, EC, organik madde (OM), makro (toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca, Mg) ve mikro element (alınabilir Fe, Mn, Zn ve Cu) içerikleri; bitkilerin tüketilen kısımlarında ise makro (N, P, K, Ca, Mg, S) ve mikro element (Fe, Mn, Zn, Cu, B) içerikleri, vitamin C ve nitrat içeriği, antioksidan aktiviteleri, fiziksel gelişimleri ve verimleri incelenmiştir. Toprak analiz sonuçlarına göre, toprak pH'ı, EC'si ve OM bakımından %50 AG + %50 L uygulaması; makro element içerikleri bakımından %50 VC + %50 AG uygulaması ve mikro element içerikleri bakımından %50 L + %50 VC uygulaması her iki bitki için en iyi sonuçları vermiştir. Brokkoli'de vitamin C ve nitrat içeriği için %50 VC + %50 AG uygulaması havuçta ise %33 AG + %33 VC + %33 L uygulaması, antioksidan aktiviteleri için ise brokoli'de %100 AG ve havuç'ta %100 VC uygulamaları en etkin uygulamalar olmuşlardır. Bitkilerin makro element içerikleri her iki bitki içinde %50 VC + %50 AG, mikro element içerikleri brokoli'de %50 L + %50 VC ve havuç'ta ise %50 VC + %50 AG uygulamaları en etkili uygulamalar olmuşlardır. Bitki gelişimi ve verim her iki bitkide de kimyasal gübrelemede en iyi sonuçları vermiş ancak %50 VC + %50 AG uygulamasının organik uygulamalar içerisinde oldukça etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak %50 VC + %50 AG'nin her iki bitkide başarı ile kullanılabileceği ve kimyasal gübrelemeye yaklaşabilecek potansiyelde olduğu belirlenmiştir.
Farklı çiftçi koşullarında yetiştirilen güzlük domates (Solanum lycopersicum) çeşitlerinin verim, kalite ve beslenme durumlarının karşılaştırılası
Antalya ilinin Gaziler, Dumanlar, Varsak, Altınova ve Kırcami semtlerinde 12 farklı üretici serasından 5 farklı çeşitin denendiği bu çalışmada 12 farklı seradan 0-20 ve 20-40 cm olmak üzere iki farklı toprak derinliğinden toprak örnekleri, yine aynı seralardan olmak üzere yaprak ve meyve örnekleri alınmıştır. Toprak örneklerinde her iki derinlikte tesktür, CaCO3, organik madde, EC, pH, toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca, Mg ve Na ile alınabilir Fe, Mn, Zn ve Cu; yaprak örneklerinde ise N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Mn, Zn ve Cu içerikleri belirlenmiştir. Ayrıca her serada bulunan 5 farklı çeşitden temsili olarak alınan meyve örneklerinde meyve ağırlığı, meyve eni, meyve et rengi ve meyve suyunda suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM) tayinleri yapılmıştır. Toprakların büyük bir çoğunluğunun kil, killi tın ve kumlu killi tın bünyeye sahip olduğu, hafif alkali ve alkali reaksiyonlu ve ayrıca bitki gelişimini olumsuz yönde etkileyecek düzeyde kireçli oldukları ve organik madde açısından düşük oldukları tespit edilmiş, bununla birlikte tuzluluk problemi olmadığı belirlenmiştir. Toprakların toplam N ve değişebilir K kapsamları her iki örnekleme derinliğinde de (0–20 ve 20-40 cm) genel olarak iyi; alınabilir P, değişebilir Ca ve Mg kapsamlarının ise oldukça iyi durumda oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca değişebilir Na yönünden düşük seviyede bulundukları belirlenmiştir. Mikro element kapsamları dikkate alındığında; alınabilir Fe, Mn, Cu ve Zn yönünden iyi durumda oldukları, bitkilerin makro element kapsamları (Ca ve Mg) genelde iyi durumda olmasına rağmen, N, P ve K' da genelinde noksanlıklar belirlenmiştir. Mikro element içerikleri bakımından özellikle Fe, Mn, yeterli olmasına rağmen Zn ve Cu yönünden noksanlıklar belirlenmiştir. Üretici ortalamalarında; meyve ağırlığı 139.27-161.87 g, meyve çapı 70.56-73.07 mm, meyve sayısı 20.46-26.95 adet/bitki, verim 3.19-3.70 kg/bitki, meyve et rengi ise kroma değerinin 27.52-31.12 ve hue değerinin 48.04-50.89 aralığında değiştiği tespit edilmiştir. Meyve suyundaki SÇKM miktarları % 3.10-4.80, meyve sertliği 1.58-4.99 kg/cm2, TAE % 0.20-0.44,olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında bitki analiz sonuçları ve hasat sonuçları üreticilerdeki sonuçların ortalamaları incelenmiş ve istatistiksel açıdan farklılıklar belirlenmiştir. Sonuç olarak 12 farklı üretici koşullarında yetiştirilen çeşitlerin yaprak ve meyve besin içeriğine, meyve kalite kriterleri ve bitki başına düşen verim üzerine etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Aynı üretici koşullarında yetiştirilen çeşitlerin dahi farklı yaprak ve meyve beslenme durumları, meyve kalite kriterleri ve bitki başına düşen verimlerinde farklılıklarının ortaya çıkarabileceği tespit edilmiştir. Bu sonuç farklı çeşitlerden elde edilecek olan sonuçların yetiştirildikleri sera koşullarına göre çok değişken olabileceğini göstermektedir. Üreticilerin çeşit tercih ederken, çeşitleri ve kendi koşullarını iyi tanımaları gerektiğini, çeşitlerin ihtiyaçlarına göre uygulamalar yapmaları gerektiğini, ya da üreticilerin koşullarına en uygun çeşiti tercih etmesi ile birlikte kaynakların en etkin bir şekilde kullanılması sağlanabilmektedir. Bu sonuçların, ülke ekonomisine katkısı yönünden büyük önem taşıyacağı düşünülmektedir
Doğadan toplanan ve farklı gübre uygulamaları ile yetiştiriciliği yapılan İzmir kekiği (Origanum onites L.) bitkisinin uçucu yağ bileşenleri, bitki besin maddeleri ve nitrat içeriklerinin değerlendirilmesi
Bu proje, tarla denemesi ve saha çalışması olarak iki bölümden oluşmaktadır. Antalya ekolojik koşullarında yürütülen tarla denemesinde, İzmir kekiği (O. onites L.) yetiştiriciliği yapılmış ve üç dönem hasat edilmiştir. Yetiştiricilik sırasında her dönemde altı farklı gübre oranı (Kontrol, K2O, 5K2O/N, 3K2O/N, K2O/N ve N) iki farklı gübre düzeyinde (10 kg/da ve 20 kg/da) uygulanmış ve deneme konularının bitki verimine, kalitesine ve toprak özellikleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Deneme, faktöriyel düzende tesadüf bloklarına göre, 4 tekrarlamalı olarak kurulmuştur. Farklı oranlarda uygulanan gübreler içinde N uygulamalarının, her üç hasat döneminde bitki boyunu, herba verimini, toplam klorofil, klorofil a, klorofil b ve NO3-N içeriklerini ve uçucu yağ verimini diğer uygulamalara göre artırdığı gözlenmiştir. Bitkinin yetiştiriciliğinde azotlu gübrelemenin özellikle herba ve uçucu yağ verimi için önemli bir yere sahip olduğu düşünülmektedir. Her üç hasat döneminde farklı oranlarda uygulanan gübre karışımları içinde 5K2O/N gibi potasyum oranı yüksek gübre karışımlarının bitkilerin toplam fenolik madde, toplam flavonoid madde, antioksidan ve vitamin C içeriklerini arttırdığı belirlenmiştir. Bu nedenle İzmir kekiği (O. onites L.) yetiştiriciliğinde bitkinin bazı kalite özelliklerinin artışı için potasyum ve azot karışımlı gübrelerin dikkate alınması gerekmektedir. Deneme konularından gübre düzeyleri incelendiğinde, her üç hasatta da 20 kg/da gübre uygulamaları ile bitki boyu, spad klorofil değerleri, ve NO3-N içerikleri artarken, bitkilerin toplam fenol ve flavonoid içerikleri azaldığı gözlenmiştir. Bitkilerin verimi ve birçok kalite özellikleri üzerine farklı gübre oranlarının, gübre düzeylerinden daha etkili olduğu görülmektedir. Azotlu gübrelemenin verimi arttırıcı etkisi önemli iken potasyumlu gübrelemenin ise kaliteyi arttırıcı etkisi önemlidir. Farklı oranlarda uygulanan gübreler İzmir kekiği (O. onites L.)'nin uçucu yağındaki ana bileşen olan karvakrol içeriğini kontrollere göre arttırmıştır. Bitkilerde en yüksek karvakrol içeriği, birinci hasat döneminde 3K2O/N gübre uygulamasından, ikinci hasat döneminde K2O gübre uygulamasından ve üçüncü hasat döneminde kontrol hariç diğer gübre uygulamalarından elde edilmiştir. Projenin saha çalışmasında, Antalya'nın Kaş, Demre ve Serik-Aksu ilçelerinde 0-100 m rakım aralığında doğal olarak yetişen İzmir kekiği (O. onites L.)'ne ait toprak ve bitki özellikleri ortaya konmuştur. Her üç ilçe karşılaştırıldığında Kaş ilçesi diğer ilçelere göre bitki besin içerikleri ve toprak özellikleri bakımından daha iyi durumda olmasına rağmen bitkilerin fenol, flavonoid ve antioksidan gibi kalite içerikleri düşük bulunmuştur. Serik-Aksu ilçelerinde ise bitkilerin fenol, flavonoid ve antioksidan gibi kalite içeriklerinin diğer ilçelere göre yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tarladaki ve doğadaki bitkilerin nitrat içerikleri karşılaştırıldıklarında, tarlada yetişen bitkilere gübre uygulanmasına rağmen nitrat içeriklerinin Serik-Aksu ilçelerinden toplanan bitkilerin nitrat içerikleri ile benzer olduğu ve gübre uygulamalarının bitkilerin nitrat içerikleri üzerine risk yaratacak bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir.
Elmalı yöresinde yayla yetiştiriciliği yapılan domates (Solanum lycopersicum L.) seralarının beslenme durumlarının belirlenmesi
Antalya ili Elmalı ilçesi domates seralarının beslenme durumlarının incelendiği bu çalışmada toplam 30 seradan 0–20 ve 20–40 cm olmak üzere iki farklı derinlikten toprak örnekleri, yine aynı seralardan yaprak örnekleri alınmıştır. Toprak örneklerinde tekstür, CaCO3, organik madde, EC, pH, toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca ve Mg ile alınabilir Fe, Mn, Zn ve Cu; yaprak örneklerinin ise N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Mn, Zn ve Cu içerikleri belirlenmiştir. Toprakların büyük bir çoğunluğunun killi tın, kil ve kumlu tın bünyeye sahip olduğu, hafif alkali ve alkali reaksiyonlu ve ayrıca bitki gelişimini olumsuz yönde etkileyecek düzeyde kireçli oldukları ve organik madde açısından düşük oldukları tespit edilmiş, bununla birlikte tuzluluk problemi olmadığı belirlenmiştir. Toprakların toplam N ve değişebilir Ca ve Mg kapsamları genel olarak iyi; değişebilir K içerikleri düşük, orta ve çok yüksek; alınabilir P kapsamlarının ise oldukça iyi durumda oldukları tespit edilmiştir. Mikro element kapsamları dikkate alındığında; alınabilir Fe, Mn, Zn ve Cu yönünden iyi durumda oldukları belirlenmiştir. Bitkilerin N ve Ca kapsamları genelde iyi durumda olmasına rağmen, P, K ve Mg kapsamlarının büyük bir kısmında yetersiz düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Örneklerin çoğunluğu mikro element (Fe, Mn, Zn ve Cu) içerikleri yönünden yeterli bulunmuş ve genel olarak mikro element beslenmesi açısından bir sorun olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak sera topraklarının, bitki besleme açısından sorun yaratabilecek düzeyde yüksek pH ve yüksek kireç içeriğine sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca organik kapsamları yetersizdir. Yaygın noksanlıkları belirlenen ve bitki gelişimi ve meyve kalitesi açısından önemli olan P, K ve Mg elementlerinin beslenmesine özel önem verilmelidir.
Biyogübre uygulamalarının toprakta agregat oluşumu ve stabilitesi üzerine etkileri
Bu çalışmada, beş farklı biyogübre uygulamasının (bireysel ya da kombine halde) mısır (Zea mays L.) bitkisinin yetiştirildiği killi tın tekstüre sahip toprağın (Typic Xerofluvent) agregat oluşumu ve stabilitesi üzerine etkileri incelenmiştir. Ayrıca, uygulamaların makro (2-1 mm) ve mikro (0.25-0.050 mm) boyuta sahip agregatların organik karbon içerikleri üzerine etkileri incelenmiş ve organik karbon içeriği ile agregat stabilitesi arasındaki ilişki belirlenmiştir. Sera koşullarında ve saksı denemesi olarak yürütülen çalışma, tesadüf parselleri deneme desenine göre 3 tekerrürlü olacak şekilde yapılmıştır. Deneme uygulamaları ise şu şekilde gerçekleşmiştir: kontrol (gübre uygulamasız) (K), inorganik gübre (15:15:15 kompoze gübre+amonyum nitrat, %33 N) (G), mikorizal fungus (Glomus spp.) içerikli biyogübre (M), mikroalg (Chlorella spp.) içerikli biyogübre (A), bakteri (Bacillus megaterium KBA-10+Pantoea agglomerans RK-134+Pseudomonas fluorescens FDG-37) içerikli biyogübre (BMF), bir diğer bakteri (Bacillus subtilis PA1+Paenibacillus azotofixans PA2) içerikli biyogübre (BCP), vermikompost (V), vermikompost+mikorizal fungus (VM), vermikopost+mikroalg (VA), vermikompost+bakteri (VBMF), vermikompost+bakteri (VBCP). 90 günlük inkübasyon süresi sonunda, biyogübre uygulamaları makroagregatları arttırıcı yönde eğilim göstermiştir. BCP ve BMF uygulamaları >4 mm, M uygulaması 4-2 mm ve 2-1 mm, A ve V uygulamaları ise 2-1 mm boyuta sahip agregatların miktarında kontrole göre önemli düzeyde artış meydana getirmiştir. Vermikompost ile yapılan kombine uygulamalar sonucu >4 mm boyuta sahip agregatların miktarında önemli düzeyde artışlar elde edilmiştir. Vermikompost+mikorizal fungus (VM) makro (2-1 mm) boyuta sahip agregatların stabilitesi üzerine istatistiksel olarak en önemli artışı gerçekleştiren uygulama olmuştur. Benzer şekilde, M uygulamasının makro (2-1 mm) boyuta sahip agregatların stabilitesini arttırıcı yönde etki ettiği gözlenmiştir. Ayrıca, bakteri içerikli biyogübrelerin her ikisi de, bireysel ya da vermikompost ile kombine halde, makro (2-1 mm) ve mikro (0.25-0.050 mm) boyuta sahip agregatların stabilitesini kontrole göre önemli düzeyde arttırmışlardır. Biyogübre uygulamalarının genel olarak makro (2-1 mm) ve mikro (0.25-0.050 mm) boyuta sahip agregatların organik karbon içeriğini farklı düzeylerde arttırdığı gözlenmiştir. Bunun yanında, vermikompost ile yapılan kombine uygulamaların makro (2-1 mm) ve mikro (0.25-0.050 mm) boyuta sahip agregatların organik karbon içeriği üzerine kontrole veya bireysel biyogübre uygulamalarına göre çoğunlukla daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Vermikompost (V) uygulaması agregat stabilitesi üzerine önemli bir etki gerçekleştirmemişken, makro (2-1 mm) ve mikro (0.25-0.050 mm) boyuttaki agregatların organik karbon içeriğini önemli düzeyde arttırmıştır. İnorganik gübre (G) uygulamasının agregat stabilitesi ya da organik karbon içeriği üzerine etkisi ise hiçbir agregat boyutunda istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Deneme sonunda her bir uygulamadan elde edilen makro (2-1 mm) ve mikro (0.25-0.050 mm) boyuta sahip agregatların organik karbon içerikleri ve agregat stabilite değerleri arasında önemli ve pozitif korelasyonlar gözlenmiştir.
Boş yılında zeytin (Olea europaea L.) bitkisinde mineral bitki besin maddelerinin mevsimsel değişiminin incelenmesi
Bu araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği bahçesindeki Manzanilla çeşidi zeytin ağaçlarının yapraklarındaki makro ve mikro besin elementlerinin mevsimsel değişimlerini incelemek ve bu çeşit için Aydın şartlarında en uygun yaprak örneği alma zamanının tespiti amacıyla yapılmıştır. Araştırma için boş yılında olan ve yıl boyunca sulama, gübreleme ve ilaçlama uygulaması yapılmayan 30 adet ağaç seçilmiş ve her ay yaprak ve toprak örnekleri alınmıştır.Sonuç olarak Aydın yöresinde kurak koşullarda yetiştirilen Manzanilla zeytin çeşidi için boş yılında en uygun yaprak alma döneminin N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn ve Cu elementleri için Şubat ayı, B elementi için Mayıs-Ağustos ya da Eylül-Ekim dönemleri olduğu belirlenmiştir.
Yapraktan glisin betain ve prolin uygulamasının tuz stresi altındaki zeytin bitkisine etkilerinin incelenmesi
Bu tezin konusu yapraktan yapılan glisin betain ve prolin uygulamasının tuz stresi altındaki zeytin bitkisinde yarattığı etkilerin değerlendirilmesidir. Bu amaçla sera şartlarında bir saksı denemesi kurulmuş, Memecik ve Gemlik zeytin çeşitlerine ait bir yaşındaki fidanlar 5 ay süre ile tuzluluk düzeyi yaklaşık 8 dS m-1 olan NaCl çözeltisine maruz bırakılmıştır. Deneme tesadüf parselleri deneme deseninde ve 5 tekerrürlü olarak planlanmıştır. Deneme bitkileri mikro element katkılı ?Gübretaş 3-5-8? (N-P2O5-K2O) gübresinin % 0.3'lük konsantrasyonda zenginleştirilmiş tuz çözeltisi ile sulanmıştır. Deneme modeli yapraktan uygulanan prolin ve glisin betainin 4 farklı düzeyini (5 mM, 10 mM, 20 mM, 40 mM) içermektedir. Kontrol uygulaması olarak distile edilmiş su kullanılmıştır. Deneme sonucunda fizyolojik olarak gelişimini tamamlamış, herhangi bir arazı olmayan yapraklardan örnekler alınmıştır. Örneklemesi yapılan yapraklar fizyolojik olarak aynı yaşta ve bitki büyüme ucuna aynı uzaklıkta olanlar (yukarıdan aşağıya doğru 4., 5. ve 6. yaprak çiftleri) arasından seçilmiştir. Alınan yaprak örnekleri kapalı naylon torbalar içinde en kısa sürede laboratuvara getirilmiş, bir kez çeşme suyu ve iki kez saf sudan geçirilmiştir. Kimyasal ve biyokimyasal analizlerde kullanmak amacıyla kese kağıtlara koyulan örnekler havalandırmalı fırınlarda 70ºC de 72 saat süresince kurutulmuştur. Kurutulmuş olan örnekler daha sonra çelik değirmenlerde öğütülmüştür. Örneklerde kuru madde yüzdesi, N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Mn, Zn, Cu, B. Cl konsantrasyonları, (DPPH) süpürme aktivitesi, indirgeme gücü, toplam fenolik bileşikler, prolin ve glisin betain içerikleri belirlenmiştir.Sonuçlar yapraktan uygulanan osmoprotektanların yaprak kuru madde yüzdesi ve yaprak K konsantrasyonu üzerine belirgin bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Zeytin çeşitleri yaprak Na, P, Ca ve Mg konsantrasyonları açısından farklılık göstermiştir. Genel olarak yaprak N ve mikro element konsantrasyonları (Cl hariç) yapraktan uygulanan osmoprotektan maddelerin artan düzeylerine bağlı olarak artmıştır. Biyokimyasal parametreler ele alındığında ise: yaprakların prolin ve glisin betain içerikleri, DPPH süpürme aktivitesi ve indirgeme gücü düzeyleri toplam fenolik bileşiklere göre osmoprotektan maddelerin artan uygulama düzeyleriyle daha ilgili bulunmuştur.Anahtar sözcükler: Olea europeae L., cv. Gemlik, cv. Memecik, NaCl, osmoprotektan
Organik zeytin yetiştiriciliğinde farklı gübre dozlarının toprak özellikleri, yaprak besin elementi içeriği ve yağ kalitesi üzerine etkileri
Deneme, 2011 yılında Aydın?ın Çine ilçesinin Kızılgüney köyünde organik sertifikalı yetiştirilen Gemlik zeytin çeşidi bahçelerinde yürütülmüştür. Zeytin bahçesinde toprak yapısı kumlu tınlı ve tuzluluk problemi taşımamaktadır. Denemenin amacı, farklı organik gübrelerin ve dozlarının toprakların, yaprakların besin maddesi içeriklerine, meyve kalitesine ve yağ kalitesine etkisini araştırmaktır. Deneme alanına ticari firmalardan temin edilen sığır (0-6-12-18 kg/da), koyun (o-5-10-15 kg/da), karasu ( o-5-10-15 kg/da), solucan (0-0,5-1.0-1,5 kg/da) ve tavuk (0-0,5-1.0-1,5 kg/da) gübresi uygulanmıştır. Toprakların deneme öncesi pH içerikleri hafif alkali reaksiyonlu iken, uygulama sonrasında orta ve hafif alkali reaksiyonda olduğu belirlenmiştir. Fazla miktarda kireç içeriği bulunurken organik madde içeriği düşük seviyedir Denemede alanına gübre uygulaması sonrasında yaprakta Na çok düşük; N, Mg ve Zn düşük; P,K ve Ca, yetersiz; Cu, Fe ve Mn yeterli seviyede olarak değişmektedir. Meyve enine koyun gübresi, meyve boyuna sığır gübresi, meyve boy/en, et ağırlığı ve çekirdek ağırlığı üzerine tavuk gübresi, et/çekirdek oranı ve 100 meyve ağırlığı üzerine karasu materyali maksimum etkiyi göstermiştir. Yapılan ölçümler zeytinyağlarının orta nitelikte olduğunu göstermektedir. Zeytinyağlarının % yağ tayini ve peroksit sayısı hariç diğer yağ asitleri kompozisyonunun Türk Gıda Kodeksi Yemeklik ve Prina Yağ tebliğinde belirtilen sınır değerleri arasında yer aldığı saptanmıştır. Uygulanan farklı organik gübrelerden en iyi etkiyi sırasıyla tavuk, sığır, solucan, karasu, koyun gübresi göstermiştir. Anahtar sözcükler: Zeytin, zeytinyağ, organik hayvan gübresi, organik tarım
Sıvı hayvan gübresinin pamuk tarımında üst gübre olarak kullanılabilirliği ve uygun doz araştırması
Bu çalışmada, pamuk yetiştiriciliğinde sıvı hayvan gübresinin üst gübre olarak kullanılabilirliği ele alınmıştır. Deneme Nazilli Pamuk Araştırma İstasyonu arazisinde, 2012 yılı Mayıs ayında kurulmuştur. Deneme 2 adet kontrol ve 4 adet sıvı hayvan gübresi olmak üzere toplam altı konudan oluşmuştur. Sıvı hayvan gübresi dozları 4, 8, 12 ve 16 kg N/da, kontrol dozları ise 0 ve 9 kg N/da (kimyasal gübre) şeklinde düzenlenmiştir. Çalışmada yaprak besin elementi içeriği, bitki boyu, odun dalı sayısı, meyve dalı sayısı, açık koza sayısı, kapalı koza sayısı gibi kantitatif özellikler, çırçır randımanı, 100 tohum ağırlığı, lif mukavemeti, lif uzunluğu, lif inceliği, erkencilik oranı ve toplam kütlü pamuk verimi değerleri belirlenmiştir. Kontrol uygulamasına (0 kg N/da) göre sıvı hayvan gübresi uygulamaları yaprak N ve Ca içeriğini arttırmış, Fe içeriğini düşürmüş, diğer besin elementi içeriklerini ise etkilememiştir. Ayrıca sıvı hayvan gübresi uygulaması ile bitki boyu, meyve dalı sayısı, odun dalı sayısı, kütlü pamuk verimi, çırçır randımanı ve 100 tohum ağırlığı üzerine olumlu etkiler belirlenmiştir. Kalite özelliklerine olan etkisi ise önemsiz bulunmuştur. En yüksek kütlü pamuk verimi sıvı hayvan gübresi uygulaması (12 kg N/da) ve kontrol (9 kg N/da, amonyum nitrat formunda) uygulamasından elde edilmiştir. Yapılan bu çalışma ile sıvı hayvan gübresinin pamuk tarımında üst gübre olarak kullanılabileceği tespit edilmiştir.
Pamukta (Gossypium hirsutum L.) bor toksisitesi ve humik madde uygulamasının etkileri
Bu çalışma, farklı bor içeriklerine sahip sulama suyu (0.6-1.8-5.4-16.2 mg l-1) ve humik maddenin (0-20-40 kg da-1) pamuk bitkisinin (Gossypium hirsutum L.) gelişimi, besin elementi içerikleri, verim, verim unsurları, lif kalite özellikleri, toprağın besin elementi dengesi ve pamuğun fitoremediasyonda kullanılabilme potansiyelini belirlemek amacıyla 2011 ve 2012 yıllarında Adnan Menderes Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde yapılmıştır. Deneme bölünmüş parseller deneme desenine göre dört tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Artan miktarlarda bor uygulamaları, toprak yarayışlı bor içeriğinin toksik seviyeye ulaşmasına ve bitkide bor toksisite simptomlarının oluşmasına neden olmuştur. Sulama suyunda bor toksisite sınırının pamuk bitkisi için 1.8-5.4 mg B l-1 arasında kaldığı belirlenmiştir. Gözlemi yapılan tüm parametrelerde bor toksisitesinin etkisi ikinci yılda daha şiddetli olmuştur. 2011 yılında kütlü verimi 16.2 mg B l-1 uygulaması ile 0.6 mg B l-1' a göre % 13.75, 2012 yılında ise % 73.32 oranında azalmıştır. Bitki bor içeriği 16.2 mg B l-1 uygulaması ile 0.6 mg B l-1' a göre ilk yıl % 468.56; ikinci yıl ise % 1152.08 oranında artmıştır. Bitkide bor birikiminin özellikle yaprakta ve generatif organlarda olduğu tespit edilmiştir. En yüksek bitki bor içeriği ilk yıl 1020 mg B l-1, ikinci yıl ise 2048 mg B l-1 ile 16.2 mg B l-1 uygulamasından elde edilmiştir. İki yıllık çalışma sonucunda pamuk fitoremediasyon kapasitesinin ortalama 0.23 kg B da-1 ve fitoremediasyon potansiyelinin ortalama 1/57 olduğu, ikinci yıl pamuk fitoremediasyon kapasitesinin ilk yıla göre arttığı ancak bor toksisitesi şiddetlendikçe azaldığı belirlenmiştir. Toprağa uygulanan humik maddenin incelenen tüm özellikler üzerine önemli etkisinin olmadığı gözlenmiştir.
Farklı azot dozlarının rubygem ve fortuna çilek çeşitlerinde verim ve meyve kalite kriterleri üzerine etkisi
Bu çalışma, Aydın ili Sultanhisar ilçesinde, farklı azot dozlarının (0, 7, 14, 21, 28 ve 35 kg N/da) Fortuna (Fragaria x ananassa Duch. Fortuna) ve Rubygem (Fargaria x ananassa Duch. Rubygem) çilek çeşitlerinde verim ve meyve kalite kriterlerine olan etkisini araştırmak amacıyla 2013-2014 üretim yılında yürütülmüştür. Azot dozlarının 1/4'ü dikimde, 1/4'ü sonbaharda ve 2/4'ü ilkbaharda verilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, Fortuna ve Rubygem çilek çeşitlerinin yaprak N, P, K değerleri tüm uygulamalarda yeterli düzeylerde bulunmuştur. Farklı azot dozları Fortuna ve Rubygem çeşitlerinde ilk çiçeklenme tarihi, tomurcuk sayısını açan çiçek sayısını kol sayısı ve verimi üzerine etkili olduğu belirlenmiştir. Meyve boyutları hasat zamanına paralel olarak azalma göstermiş ancak azot uygulamaları bunun üzerine etkili olmamıştır. Fortuna çilek çeşidinin ortalama verim, ortalama tomurcuk sayısı, ortalama açan çiçek sayısı ve ortalama toplam suda çözünür madde miktarının Rubygem çilek çeşidine göre yüksek olduğu saptanmıştır. Meyve verimi açısından en iyi sonuç ilk haftalarda 14 kg N/da uygulamasında, sonraki haftalarda ise 28 kg N/da ve 35 kg N/da azot dozlarında gerçekleşmiştir. Genel olarak bakıldığında azot uygulamaları ürün kalitesi üzerine çok etkili olmamıştır. Ürün kalitesini koruyabilmek açısından daha serin koşullarda, gecikme olmaksızın depolanması gerekliliği ortaya konulmuştur.
İklim değişikliğine baglı toprak nemindeki degisimin Aydın'da örnek bir alanda pamuk bitkisinde swap modeli ile simulasyonu
Bu çalışma, küresel ısınmadan kaynaklanan iklim değişikliğinin çevreye olan etkilerinden birisi olan tarımsal alanlardaki toprak nemi üzerine odaklanmıştır. Olası iklim değişikliği senaryoları arasında öncelikli olarak belirtilen A1B iklim projeksiyonuna dayalı olarak, Akdeniz havzasında oluşabilecek iklimsel değişiklikler, Aydın yöresindeki tarımsal alanlardaki toprak nemi ile ilişkilendirilmiştir. Yağış ve sıcaklık başta olmak üzere iklim rejiminin değişmesi, toprakta depolanan nemde ve yerüstü/yer altı su kaynaklarında önemli değişmelere neden olacaktır. Bu çalışmada, iklim senaryoları ve öngörüler ışığında Akdeniz havzasında oluşabilecek değişmelerin toprak nemi üzerindeki etkileri agrohidrolojik bir model ile simüle edilmiş, daha sonra gelecekte öngörülen olası değişmelere göre söz konusu model çalıştırılarak senaryo analizleri yapılmıştır. Çalışmada SWAP modeli kullanılmış ve modelin gerektirdiği toprak, iklim ve bitkiye ilişkin veri seti hazırlanarak, yazlık ürün yetiştirme dönemi boyunca Aydın yöresinde yer alan toprak tipi ve katmanlarına göre toprak nem değişimleri tahmin edilmiştir. Senaryo analizlerinden elde edilen sonuçlara göre, sıcaklık artışı ile birlikte topraktan olan buharlaşma ve bitkiden olan terlemenin potansiyel olarak önemli oranda artacağı ve bu talebi karşılamak üzere, yüksek taban suyu olan yörede kapilar yükselme ile bitki kök bölgesine doğru hızlı bir su hareketi olacağı tahmin edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aydın, iklim değişikliği, toprak nemi, SWAP model
Denizli ili Hanbat ovası detaylı temel toprak etüdü, arazi değerlendirmesi ve toprak özelliklerinin spektroradyometrik ölçüm teknikleriyle belirlenebilirliği
Her alanda olduğu gibi tarımsal alanda da geniş bir bilgi birikimine sahip olan insanoğlu, gelişen teknolojilerden de faydalanarak, toprakları niteliklerine göre en uygun şekilde kullanmayı amaçlamış, bu amaçla gerek tarımsal ve gerekse de tarım dışı kullanımlar için toprakların morfolojik ve karakteristik tüm özelliklerini belirleme yoluna gitmiştir. Bu tez çalışması ile Hanbat Ovası toprakları horizon esasına göre tanımlanarak sınıflandırılmış ve en son teknolojilerden yararlanılarak 1/25.000 ölçekli temel toprak, potansiyel kullanım ve tarımsal kullanıma uygunluk haritaları oluşturulmuştur. Tarımsal kullanıma uygunluk sınıflarına göre 1. sınıf seçkin tarım arazilerinin toplam tarım alanının % 8.7' ini (2.494 ha), 2. sınıf oldukça iyi tarım arazilerinin ise % 27.1'ini (7.779 ha) kapladığı tespit edilmiştir. Potansiyel kullanım açısından sulu tarımda ayva, armut, domates, patlıcan, ıspanak, arpa, buğday, çavdar ve yulaf, kuru tarımda ise korunga ve arpa gibi ürünlere öncelik verilmesi gerektiği belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca bazı toprak parametrelerini belirlemede geleneksel laboratuvar analizleri yerine NIR spektroradyometre (Near-Infrared Reflectance Spectroscopy) tekniğinin etkinliği araştırılmıştır. Üç farklı nem koşulunda değerlendirmeye alınan toprak örneklerinde en iyi tahminler, 65º C'de fırında kurutulan toprak örneklerinden elde edilmiştir. İstatistiksel değerlendirme sonuçlarına göre üç farklı nem koşulunda kalsiyum karbonat ve organik maddenin yüksek doğrulukta belirlenebildiği, yüksek kireç içeriğine sahip topraklarda ise fosforun başarılı bir şekilde belirlenemeyeceği tespit edilmiştir.
Aşağı Büyük Menderes Havzasında yetiştiriciliği yapılan sanayi domatesinin beslenme durumunun belirlenmesi
Bu çalışma, Aydın Aşağı Büyük Menderes Havzasında sanayi domatesinin beslenme durumunu araştırmak için yürütülmüştür. Bu amaçla, 39 farklı sanayi domatesi yetiştiriciliği yapılan arazilerden ilk hasat öncesi toprak yaprak ve meyve örnekleri alınmıştır. Toprak örneklerinde pH, CaCO3, elektriksel iletkenlik, bünye, organik madde, toplam N, P, K, Ca, Mg, Fe, Zn, Mn, Cu ve B analizleri yapılmıştır. Yaprak örneklerinde N, P, K, Ca, Mg, Fe, Zn, Mn, Cu ve B; meyve örneklerinde ise en, boy, ağırlık ölçümü, sertlik, briks, pH ve titre edilebilir asitlik analizleri yapılmıştır. Araştırma topraklarının tınlı bünyede olduğu belirlenmiştir. Toprakların pH ve CaCO3 içerikleri sanayi domatesi yetiştiriciliği için uygun kabul edilen seviyelerden yüksek iken, toprakların tuzsuz ve organik madde içeriklerinin yetersiz seviyede olduğu belirlenmiştir. Toprakların toplam N, değişebilir K ve Na'un düşük, P, Ca ve Mg değerleri yeterli seviyededir. Toprakların mikro element içerikleri ise %100'ünde yeterli seviyededir. Yaprakların makro besin element içerikleri, arazilerin % 76.92'sinde N, % 48.72'sinde P, % 56.41'i K ve % 56.41'i Ca düşük, Mg içerikleri ise yeterli seviyededir. Yaprakların mikro element içerikleri tümünde Fe, % 61.54'ünde Mn noksanlığı belirlenirken Cu, Zn ve B açısından yeterli seviyededir. Meyvelerin morfolojik analiz sonuçlarına göre meyve kalitesinin sanayi domatesin de istenen kriterlere uygun olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanayi Domatesi, Beslenme Durumu, Besin Elementi İçeriği.
Aydın merkez ilçesi pamuk üretiminde yetiştirme koşullarının verim, lif ve tohum özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışma, Aydın ilinde, farklı yetiştirme koşullarının pamukta verim, lif ve tohum özellikleri üzerine etkisini irdelemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, Aydın'da pamuk yetiştiriciliği yapılan 30 farklı araziden toprak, yaprak ve kütlü pamuk örnekleri alınmıştır. Üretim sürecinde kullanılan girdiler ve yetiştirme koşulları belirlenmiştir. Toprak ve yaprak örneklerinin analiz sonuçları, sınır değerleri ile karşılaştırılarak arazilerin verimlik durumları saptanmıştır. Ayrıca, lif ve tohum özelliklerinin genel dağılımı ve bunların yetiştirme koşulları ve toprak özellikleriyle olan ilişkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre toprak ve bitki isteğine uygun gübre uygulamalarında sorunlar olduğu belirlenmiştir. Toprakların büyük bölümünde kireç ve pH değerlerinin yüksek düzeylerde olduğu, organik madde, potasyum ve bor içeriklerininise düşük seviyelerde bulunduğu tespit edilmiştir. Yaprak analiz sonuçlarına göre de arazilerin büyük bir bölümünde azot ve fosfor içeriklerinin düşük düzeylerdir. Çırçır randımanın düşük fakat kütlü verimin yüksek, lif kalite değerleri de iyi durumdadır. Ayrıca, pamuk tohumlarının yağ ve yem değerleri arzu edilen sınırlar içinde bulunmaktadır. Verim, verim komponentleri ve kalite parametreleri ile yetiştirme koşulları ve toprak özellikleri arasında istatistiki açıdan önemli korelasyon değerleri elde edilmiştir. Özellikle toprakların tuz, N, K, Ca ve Mg içerikleri, ekim zamanı, sulama sayısı ve gübre kullanım miktarları pamukta verim, lif ve tohum özellikleri üzerine en etkili parametreler olarak belirlenmiştir.
Şeftali ağaçlarının yaprak demir içeriklerinin belirlenmesinde SPAD-502 klorofilmetre cihazının kullanılabilirliğinin belirlenmesi
Bu tezin amacı şeftali ağaçlarının yaprak demir içeriklerinin belirlenmesinde Spad-502 klorofilmetre cihazının kullanılabilirliğinin belirlenmesidir. Bu amaçla Aydın ilinin Soğucak mahallesinden 2 adet şeftali bahçesi seçilmiştir. Seçilen bahçelerdeki şeftali türleri sırasıyla Spring Bella ve Spring Lady'dir. Bahçelerden toprak (0-30 cm ve 30-60 cm derinlikten ) ve yaprak örnekleri alınmıştır. Toprak örneklerinde fiziksel ve kimyasal analizler, yaprak örneklerinde ise kimyasal analizler ile SPAD-502 klorofilmetre cihaz okuması yapılmıştır. Klorofilmetre cihaz okumasından elde edilen değerler ile yaprak ve toprak analizlerinden elde edilen sonuçlar arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Sonuç olarak; ilgili cihaz okumaları sadece bitki toplam Fe ve aktif Fe içeriği ile değil aynı zamanda toprak alınabilir Fe içeriği ile de ilişki bulunmuştur. Sayılan bu parametrelere Zn, Cu, Mn, B ve P elementlerinin de eklenebileceği kanaatine varılmıştır. Klorofilmetreden elde edilen değerlerin sayılan parametrelerle önemli ilişkiler vermesi veya vermemesi üzerine toprak kireç içeriği, toprak derinliği, bitki çeşidi ve gübreleme, sulama, ilaçlama, toprak işleme gibi faktörlerin etkili olabileceği düşünülmektedir.
Farklı karasu ve azot dozlarının pamuk bitkisinde (Gossypium hirsutum L.) verim ve kalite özelliklerine etkisi
Karasu zeytinden yağ elde edilmesi sürecinde ortaya çıkan kompleks bir atık su olarak tanımlanmıştır. Toksik seviyelerde fenolleri içermesine karşın yüksek organik madde ve önemli miktarda bitki besin elementlerini de içermektedir. Bu çalışmada, lagünlerden çamur halinde getirilen karasu kurutulup inceltilerek, kek haline getirilmiş ve kumlu tınlı topraklara sahip deneme alanına, uygulanmıştır. Kek haline getirilmiş karasuyun farklı dozları ( (0-1,5-3 t da-1) mineral azotlu gübrenin farklı dozları (0-5-10-15 kg da-1) ile uygulanarak, pamuk bitkisinin (Gossypium hirsutum L.) verim ve verim unsurlarına, lif kalite özelliklerine, bazı bitki besin elementleri ile toprağın bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmada karasuyun verimi etkilediği gözlenmiştir ve birinci yıl en yüksek verim 1,5 t da-1 dozunda kontrole göre % 12,9 oranında artışla, ikinci yıl ise 3 t da-1 dozunda % 3,7 oranında bir artışla sonuçlanmış fakat bu artışlar istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Azotlu gübre ve karasu × azot interaksiyonu önemli bulunmuştur. Gözlenen kalite parametreleri açısından ise net bir sonuç belirlenmemiştir. Sonuç olarak bu çalışma ile pamuk ekim döneminden yaklaşık bir ay önce kek formunda verilen karasuyun hiçbir yan etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca başta azot, fosfor ve potasyum olmak üzere mineral gübre kaynağı olarak kullanılabileceği konusunda temel bilgiler oluşturulmuştur.
Satsuma (Citrus unshiu Marcovitch ) ve Klemantin (Citrus reticulata Clementine) mandarin ağaçlarında yapraktan meyveye bitki besin maddelerinin taşınımı ve verim bileşenleri üzerine etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada; Satsuma ve Klemantin mandarin ağaçlarında yapraktan meyveye bitki besin maddelerinin taşınımı ve verim bileşenleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla; meyve tutum döneminde (Temmuz sonu) alınan yaprak ve meyve örneklerinde besin elementi analizleri (N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn, Cu); olgunlaşma döneminde alınan meyve örneklerinde ise suda çözünebilir katı madde (SÇKM,%), C vitamini (g/100 g), meyve ağırlığı (g), meyve çapı (mm) ve verim (kg/ ağaç) belirlenmiştir. Araştırma sonucunda; Satsuma mandarini yapraklarında N % 2.28-2.77, P % 0.16-0.29, K % 1.20-1.98, Ca % 2.05-4.58, Mg % 0.19-0.26, Fe 41.11-80.64 ppm, Mn 2.93-8.87 ppm, Zn 4.97-10.55 ppm ve Cu 3.01-9.92 ppm; Klemantin mandarin yapraklarında ise N % 1.88-2.55, P % 0.14-0.22, K % 1.48-2.08, Ca % 3.69-5.00, Mg % 0.22-0.29, Fe 68.02-161.29 ppm, Mn 4.77-9.52 ppm, Zn 4.38-16.41 ppm ve Cu 10.61-27.98 ppm aralığında tespit edilmiştir. Satsuma ve Klemantin yapraklarının makro element içerikleri Ca>N>K>Mg>P; mikro element içerikleri ise Satsuma'da Fe>Zn>Cu>Mn ve Klemantin'de Fe>Cu>Zn>Mn şeklinde sıralanmıştır. Satsuma mandarini meyvelerinde N % 1.22-1.96, P % 0.10-0.17, K % 0.90-1.43, Ca % 0.63-0.97, Mg % 0.11-0.17, Fe 2.82-5.61 ppm, Mn 3.17-9.21 ppm, Zn 2.34-5.10 ppm ve Cu 2.34-5.10 ppm; Klemantin mandarin meyvelerinde ise N % 1.12-1.67, P %0.12-0.18, K % 1.03-1.45, Ca % 0.82-1.28, Mg 0.11-0.19, Fe 3.16-5.29 ppm, Mn 5.28-13.95 ppm, Zn 2.19-4.04 ve Cu 2.19-4.04 ppm aralığında saptanmıştır. Satsuma mandarin ağaçlarının meyvelerinin makro element içerikleri K>N>Ca>Mg=P, Klemantin'in N>K>Ca>Mg=P; mikro element içerikleri ise hem Satsuma hem de Klemantin'de Mn>Fe>Zn=Cu şeklinde sıralanmıştır. Satsuma mandarini olgunlaşmış meyvelerinde SÇKM % 8.3-10.2, C Vitamini 17.3-46.6 mg/100g, meyve ağırlığı 74.48-129.84 g, meyve çapı 32.49-59.65 mm ve verim 0.75-195 kg/ağaç; Klemantin'in olgunlaşmış meyvelerinde ise SÇKM % 7.9-11.1, C Vitamini 39-56.5 mg/100g, meyve ağırlığı 59.08-93.81 gr, meyve çapı 47.89-55.48 mm ve verim 80-140 kg/ağaç aralığında belirlenmiştir. Yapraktan meyveye element taşınımı; meyvedeki bitki besin elementi içeriğinin yapraktaki bitki besin elementi içeriğine bölünmesiyle hesaplanmıştır. Element taşınımının Satsuma'da Mn>K>P=Cu>N>Mg>Zn>Ca>Fe; Klemantin'de ise Mn>P>K>Mg>N>Zn>Ca>Cu>Fe şeklinde sıralandığı saptanmıştır. Satsuma ve Klemantin mandarin ağaçları; aynı koşullarda yetiştirilmiş olmalarına rağmen gerek yaprak gerekse meyvelerin bitki besin element içeriklerinin birbirlerinden çok farklılık gösterdiği ve bunun en önemli sebebinin çeşit farklılığı olduğu ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın yapraktan meyveye besin elementlerinin taşınması konusunda yetersiz olan çalışmalara ışık tutacağı sonucuna varılmıştır.
Kırsal alan planlaması ve haritalanması: Burdur ili, Kocaaliler beldesi, Türkiye
Kırsal kalkınma, kırsal alanda yaşayan ve geçimini tarım sektöründen veya benzer kırsal mesleklerden sağlayan birey ve toplulukların, insanca yaşam koşullarına kavuşturulması için onlarla beraber, bu yönde çaba harcamaktır. Söz konusu çaba kırsalda yaşayan insanlara maddi ve manevi destekler vererek gelişmişlik ve refah düzeylerini artırmak olmalıdır. Kalkınma sadece maddesel bir olgu değildir. Kalkınma kırsal bölgelerdeki halkın doğaya ve doğal kaynaklara zarar vermeden üretiminin artması aynı zamanda demokratik yoldan her tür hizmete ulaşabilme haklarına sahip olmasıdır. Kırsal kalkınmanın ana çalışma konusu tarımdır. Tarım denilince akla bitkisel üretim, hayvansal üretim ve su ürünleri yetiştiriciliği gelmelidir. Kırsal alanın koşulları tarımın hangi dalı için uygunsa o alanlarda çalışılmalı ve üretim artışı sağlanmalıdır. Tarımsal faaliyetlerdeki/üretimdeki artış beraberinde işgücü ihtiyacını da getirecek, böylelikle yerleşik nüfusta bir artış olması hedeflenecektir. Yine üretimdeki artış, ekonomik ve sosyal iyileşmeyi de geliştirecektir. Tarımın ardından kırsal alanın kaynak değerlerine göre turizm ve ekoloji tabanlı girişimler artacak, buna bağlı olarak da kırsalda yaşayan insanların sağlık, eğitim ve rekreasyon alanlarından modern ve konforlu imkanlara kavuşması sağlanacaktır. Ülkemizin gelişmekte olan bir tarım ülkesi olduğu gerçeğinden hareketle, tarım arazilerimizin ve kırsal alanlarımızın sürdürülebilir ve doğru yöntemlerle planlanarak kullanılması gerekmektedir. Yakın zamana kadar birçok tarım ürününü ihraç edip, tarımsal üretimde kendi ihtiyacını karşılayabilir durumda iken, son yıllardaki nüfus artışı, küresel hastalıklar, tarım alanlarının daralması, mevcut tarım alanlarının ekilmemesi, plansız tarımsal üretim gibi birçok nedenle ülkemiz birçok tarımsal ürünü ithal eder hale gelmiştir. Tarımsal alanları korumak ve sürdürülebilir arazi kullanımı için 2005 yılında yayımlanan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ise pratikte tam anlamıyla uygulanmamakta ve tarım arazilerindeki amaç dışı kullanım gün geçtikçe artmaktadır. Söz konusu kanunun asıl amaçlarından birisi arazi kullanım planlarının yapılması olmasına rağmen, aradan geçen süre zarfında küçük ölçekte arazi kullanım planlarımız yapılmamış, 2023 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının yaptığı mevzuat değişiklikleriyle, arazi kullanım planlarının yapılması çalışmaları başlatılmıştır. Açıklanan bu olumsuzluklar, kırsal alanlarımızın Uzaktan algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri gibi modern teknolojilerle daha kısa sürelerde ve doğruluk oranları yüksek yöntemlerle araştırılıp, analiz edilmesine ve haritalanmasına olanak sağlamaktadır. Bu analizlerden en çok kullanılanları ise mekânsal analizlerdir. Yapılan çalışmada, Burdur İli, Bucak İlçesi, Kocaaliler Beldesi idari sınırları materyal olarak seçilmiştir. Çalışmanın amacı, materyal olarak seçilen alanın mekânsal analizlerini arazi kontrolleri ile değerlendirerek kırsal alan planlaması için bir altlık hazırlamaktır. Söz konusu analizler kapsamında; topoğrafya (yükselti, eğim, bakı), toprak (büyük toprak grupları), arazi kullanım kabiliyet sınıfları (AKK), jeolojik ve hidrojeolojik analizler, iklim analizi, bitki deseni, 5403 sayılı Kanun kapsamında arazi sınıflandırması gibi analizler yapılmıştır. Genel olarak çalışma alanında ciddi bir tarım, orman ürünü ve turizm potansiyelinin olduğu ve tüm bu özellikleri ile kırsal kalkınmada öncelik verilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Mera alanlarının mekânsal analizi: Antalya iliKorkuteli ve Serik ilçeleri örneği
Dünyada hızlı nüfus artışı, küresel ısınma, salgın şeklinde yayılan hayvan hastalıkları, mera alanlarının verimsizleşmesi veya amaç dışı kullanımı gibi nedenlerle et üretimi ihtiyacı karşılayamayacak duruma ulaşmıştır. Et üretimini ve tüketimini sınırlandıran bu nedenler içerisinde en hızlı çözülebilecek olanı mera alanlarının planlanması ve iyileştirilmesidir. Teknolojideki gelişmeler ve yeni yöntemlerle bu tür planlamalar ve modeller hızlı, ekonomik ve doğruluk oranı çok yüksek olacak şekilde yapılabilmektedir. Söz konusu planlamalarda kullanılan yöntemlerden bir tanesi de mekânsal analizlerdir. Bu çalışmada, Antalya ilinde bir tanesi yayla kesiminden (Korkuteli) ve bir tanesi de sahil kesiminden (Serik) olmak üzere iki ilçenin mera alanları materyal olarak seçilmiştir. Çalışmanın amacı, materyal olarak seçilen mera alanlarının mekânsal analizlerinin yapılmasıdır. Mekânsal analizlerin yapımında kartografik veriler (Hava fotoğrafları, topoğrafik haritalar ve uydu görüntüleri) kullanılarak coğrafi bilgi sistemlerinde sıkça kullanılan ArcGIS ve QGIS yazılımlarından faydalanılmıştır. Mekânsal analizlerden topografya (yükselti, eğim, bakı), toprak (büyük toprak grupları), arazi kullanım kabiliyet sınıfları (AKK), erozyon, iklim analizi, bitki deseni, kullanım şekli ve baskısı, otlatma planı gibi analizler yapılmıştır. Mera ile ilgili kanunlar, yönetmelikler, tebliğler ile Tarım ve Orman Bakanlığı'nın mera ile ilgili çalışmaları çeşitli açılardan incelenerek yorumlanmıştır. Ayrıca DSİ, TUİK ve Meteoroloji Genel Müdürlüğünden çok yıllık verilerin temini ile meraların geçmişten günümüze değişimi ve bundan sonraki kullanımına ilişkin bir projeksiyon oluşturulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak araştırma kapsamındaki mera alanlarında bir planlama yapılarak ve kullanım önerilerinde bulunulmuştur.
Farklı fizyografik üniteler üzerindeki narenciye arazilerinde toprak kalite parametrelerinin belirlenmesi, haritalanması ve yeni skorlama eğrilerinin oluşturulması
Bu çalışma, Antalya ili Finike, Kemer ve Konyaaltı ilçelerinin narenciye alanlarında, toprak kalite parametrelerini belirlemek, haritalamak ve yeni skorlama eğrileri oluşturmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Toprakların fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda, toprak kalitesinin fizyografik ünitelerle ilişkisi ve tarımsal verimliliğin artırılması için önemli bulgular elde edilmiştir. Finike ilçesindeki topraklar, alüviyal ve kolüviyal oluşumlara sahiptir. Bu topraklar, yüksek su tutma kapasitesi ve organik madde içeriği ile dikkat çekmektedir. Toprak kalite değerlendirmelerinde, organik madde miktarı ve katyon değişim kapasitesi gibi parametreler öne çıkmaktadır. Kemer ilçesindeki topraklar, pediment ve bajada fizyografyalarında yer almaktadır. Bu topraklar yüksek su tutma kapasitesi ve kil içeriğine sahiptir. Ayrıca mikrobiyal biyokütle karbon ve beta glikosidaz enzimi aktivitesi gibi biyolojik parametreler açısından da zengindirler. Konyaaltı ilçesindeki topraklar, alüvyal yelpaze ve yan dere alüviyali fizyografyalarında yer almaktadır. İyi drene olmuş ve organik madde açısından zengindirler. Bu topraklarda yapılan kalite değerlendirmelerinde, organik madde miktarı ve mikrobiyal biyokütle karbon öne çıkmaktadır. Tarımsal alanların planlanması ve yönetimi sırasında, fizyografik özelliklerin dikkate alınmasının önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu çalışmada toprak kalitesinin iyileştirilmesi için organik madde ilavesi, erozyon kontrolü, doğru gübreleme ve sulama yönetimi gibi çeşitli öneriler sunulmuştur. Gelecekte toprak kalitesi ile ilgili yapılacak çalışmalarda, farklı bitki türlerinin farklı fizyografyalardaki toprak kalite parametrelerinin değerlendirilmesinin verim ve kalite üzerine etkili olacağı düşünülmektedir.
Satsuma mandarin ağaçlarında besin elementlerinin mevsimsel değişimlerinin araştırılması
Bu çalışmada, Satsuma mandarinin bitki besin elementlerinin mevsimsel değişimlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Nisan 2022- Mart 2023 ayları arasında her ay düzenli olarak Antalya Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nün Serik lokasyonunda bulunan mandarin bahçesindeki 30 ağaçtan yaprak örnekleri alınmış ve bu örneklerde N, P, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Mn ve Zn analizleri yapılmıştır. Vejetasyon periyodu boyunca Satsuma mandarini yapraklarının bitki besin element içeriklerinden N'un %1.88-2.65, P'un %0.14-0.28, K'un %0.89-1.82, Ca'un %1.84-4.64, Mg'un %0.17-0.27, Fe'in 74.15-143.20 ppm, Cu'ın 11.57-18.97 ppm, Mn'nın 9.19-19-47 ppm ve Zn'nun 7.88-19.63 ppm aralığında değiştiği ve bitki besin element içeriklerinin vejetasyon dönemi boyunca dalgalanmalar gösterdiği belirlenmiştir. En yüksek N, P, K, Ca, Mg, Fe ve Mn konsantrasyonları meyve gelişimi (Haziran-Temmuz), en yüksek Cu konsantrasyonu çiçeklenme (Nisan) ve en yüksek Zn konsantrasyonu ise sürgün oluşturma (Mart) dönemlerinde tespit edilmiştir. En düşük N, Ca, Mg ve Mn konsantrasyonları çiçeklenme (Nisan-Mayıs), en düşük P, K ve Fe konsantrasyonları sürgün oluşturma ve kış durgunluğu (Aralık-Mart), en düşük Cu konsantrasyonu meyve olgunlaşma (Eylül-Ekim) ve en düşük Zn konsantrasyonu ise hasat (Ekim-Aralık) döneminde elde edilmiştir. Bütün bitki besin elementlerinin en stabil olduğu dönemlerin genel olarak meyve olgunlaşması dönemi olan Eylül ve Ekim ayları olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, Satsuma mandarin ağaçlarının mevsimsel besin element ihtiyaçlarının belirlenmesinde ve buna bağlı olarak uygun gübreleme stratejilerinin geliştirilmesinde elde edilen verilerin kritik bir rol oynayabileceği sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Antalya, Bitki besin elementi, Mevsimsel değişim, Satsuma mandarini
Serada azaltılmış gübreleme ile birlikte fosfor çözücü bakteri içeren mikrobiyal gübrelemenin kireçli toprağın biyolojik özellikleri ile patlıcan (Solanum melongena L.) gelişimi üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı serada kireçli toprak koşullarında yapılan patlıcan (Solanum melongena L.) yetiştiriciliğinde, azaltılmış fosfor gübrelemesi ile birlikte uygulanan Bacillus megaterium, Pantoea agglomerans ve Pseudomonas fluorescens bakterilerini içeren toz formdaki ticari mikrobiyal gübrenin, toprağın biyolojik özellikleri ile bitkinin gelişim özellikleri üzerine etkilerini belirlemeye dayanmaktadır. Çalışmada bitkinin gelişim dönemi boyunca, hedeflenen bitki verimi için topraktan kaldıracağı fosforun %70'i fertigasyon ile, kalan %30'u ise organomineral taban gübrelemesi ile sağlanmıştır. Bu bağlamda, fosforlu taban gübrelemesinin toprağa uygulanması esnasında %0-%25-%50-%100 şeklinde azaltmaya gidilmiştir. Çalışmada, azaltılmış gübreleme ile yapılan mikrobiyal gübrelemenin etkilerini izleyebilmek için farklı dönemlerde (fide dikimi öncesi, fide dikimini takiben 1.ay, 3.ay, 7.ay ve hasat sonu dönem) toprak örnekleri alınmıştır. Çalışma kapsamında bahsi geçen dönemlerde alınan toprak örneklerinde fiziksel (tekstür), kimyasal (pH, EC, kireç, organik madde, toplam azot, alınabilir fosfor ve değişebilir potasyum, kalsiyum, magnezyum, sodyum) ve biyolojik (üreaz, alkali fosfataz, β-glikosidaz, toplam bakteri sayısı) analizler yapılmıştır. Öte yandan, deneme kapsamında 7.ay örnekleme döneminde elde edilen bitki ve meyve örneklerinde pomolojik (meyve çapı, meyve uzunluğu, meyve sap uzunluğu) ve fizyolojik özellikler (meyvede suda çözünür kuru madde, yaprakta toplam klorofil miktarı, meyve sapında toplam klorofil miktarı, meyvede renk tayini) belirlenmiştir. Ayrıca, deneme sonunda uygulamaların bitki üzerindeki fosfor etkinlik düzeyleri ve toplam verimleri de belirlenmiştir. Bu çalışma neticesinde elde edilen bulgulara göre uygulanan gübrelerin toprak biyolojik özellikleri üzerine etkileri istatistiksel olarak incelendiğinde; üreaz 100+ uygulamasından, alkali fosfataz 100+, 0+, 100 uygulamalarından, β-glikosidaz 0+ uygulamasından, toplam bakteri sayısı 100+ uygulamasından olumlu etkilenmiştir. Uygulamaların toprak kimyasal özelliklerine etkileri incelendiğinde; pH 0+ ve 75 uygulamasından, EC 50+, 100, 100+ uygulamalarından, toplam organik madde 100+ uygulamasından, toplam azot 100 ve 100+ uygulamasından, alınabilir fosfor 100+ uygulamasından olumlu etkilenmiştir. Bitki gelişim parametreleri üzerine uygulamaların etkileri incelendiğinde ise; meyve uzunluğu 100 uygulamasından, meyve sap uzunluğu 50 uygulamasından, bitki kuru ağırlığı 100+ uygulamasından, SÇKM 75 uygulamasından, yaprakta toplam klorofil 50 ve 50+ uygulamalarından, meyve sapında toplam klorofil 100 uygulamasından, fosfor etkinlik düzeyi 100+ uygulamasından ve toplam verim 100 uygulamasından olumlu etkilenmiştir. Bu çalışma, kireçli toprak koşullarında yürütülen patlıcan yetiştiriciliğinde, mikrobiyal gübrelerin toprak sağlığı, bitki gelişimi ve verim üzerine olan etkilerini kapsamlı biçimde ortaya koymuştur. Bacillus megaterium, Pantoea agglomerans ve Pseudomonas fluorescens türlerini içeren toz formdaki ticari mikrobiyal gübre, özellikle fosforlu taban gübrelemesinde herhangi bir azaltmaya gidilmeden uygulandığında, toprak biyolojik aktivitesinde dikkate değer artışlara yol açmıştır. Üreaz, alkali fosfataz ve β-glikosidaz enzim aktivitelerinde ve toplam bakteri sayısında anlamlı düzeyde yükselmeler gözlemlenmiş; buna paralel olarak toprak EC'si, organik madde içeriği, toplam azot ve alınabilir fosfor düzeylerinde belirgin artışlar elde edilmiştir. Pomolojik ve fizyolojik parametreler açısından değerlendirildiğinde, mikrobiyal gübrelerle desteklenen azaltılmış fosfor uygulamalarının da bazı özellikler üzerinde pozitif etkiler sağladığı görülmüştür. Meyve uzunluğu, sap uzunluğu, bitki kuru ağırlığı, meyvede SÇKM ve yaprak-sap klorofil içerikleri gibi parametreler, mikrobiyal uygulamaların bitki performansını artırıcı etkisini yansıtmaktadır. En dikkat çekici bulgu ise, %100 fosforlu taban gübresi ile uygulanan mikrobiyal gübrenin, fosfor etkinlik düzeyi ve toplam verim bakımından en yüksek değerleri sağlamış olmasıdır. Bu çalışmayla fosfor çözücü mikrobiyal gübrelerin, sanılanın aksine kimyasal fosfor gübrelemesinden olumsuz etkilenmediği, aksine birlikte uygulandıklarında verimi artırdığı görülmektedir. Bu çalışma, bu iki uygulamanın sinerjik bir etki yaratarak fosforun bitkiler tarafından daha etkin kullanılmasını sağladığını göstermektedir. Toprakta bağlanarak bitkiler için kullanılamaz hale gelen fosforun mikroorganizmalar sayesinde çözünmesi, kimyasal gübrelerin etkinliğini artırmakta ve toplam verimliliği yükseltmektedir. Bu nedenle, fosfor yönetiminde mikrobiyal ve kimyasal gübrelerin birlikte, tamamlayıcı şekilde kullanılması akılcı ve sürdürülebilir bir strateji olarak öne çıkmaktadır.
Ticari olarak satılan bazı tıbbi-aromatik bitki droglarının mineral element konsantrasyonları, ağır metal içerikleri ile antioksidan madde miktarlarının belirlenmesi
Ülkemizde bitkisel drogların güvenilirlik ve etkinlik temelli kalite sorunları bulunmaktadır. Ticari olarak satılan droglar (dökme şekilde) ile ilgili olarak bahsedilen kalite sorunu açısından referans alınabilecek çok fazla bilimsel bilginin bulunmadığı ve buna bağlı olarak tüketiciler ile tıbbi-aromatik bitki sektörü paydaşlarına yönelik çıktılara ihtiyaç olduğu açıktır. Bu çalışma, Antalya'da ticari olarak satılan bazı tıbbi-aromatik bitki droglarının mineral element konsantrasyonları, ağır metal içerikleri ve antioksidan madde miktarlarının belirlenmesini ele almaktadır. Bu bağlamda bitki drogları iki ayrı tedarikçiden alınan ıhlamur, yeşilçay, rezene, kekik, ekinezya, papatya, adaçayı bitkilerinden oluşmaktadır. Çalışmada, ıhlamur (A1; B1), yeşilçay (A2; B1), rezene (A3; B3), kekik (A4; B4), ekinezya (A5; B5), papatya (A6; B6), adaçayı (A7; B7) lejantına göre toplam Azot (N), Fosfor (P), Potasyum (K), Kalsiyum (Ca), Magnezyum (Mg), Sodyum (Na), Demir (Fe), Çinko (Zn), Mangan (Mn), Bakır (Cu), toplam Nikel (Ni), Krom (Cr), Kurşun (Pb), Kadminyum (Cd), Alüminyum (Al), toplam fenolik ve toplam flovanoid madde miktarları belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar şu şekildedir: En yüksek toplam azot (A2), toplam Ca (B5), toplam Mg (B5), toplam Na (A1 ve B6), toplam Fe (B7), toplam Zn (A1), toplam Mn (A2), toplam Cu miktarlarının (A3) önceki çalışmalar ile uyumlu olduğu belirlenmiştir. Buna karşın toplam fosfor değerlerinin (A1, A3, B3, B6) önceki çalışmalardan farklı olarak yüksek olduğu tespit edilmiştir. Diğer taraftan, bu çalışmadaki en yüksek potasyum miktarının (A1) dahi çok düşük bir değerde olduğu anlaşılmaktadır. Çalışmada elde edilen en yüksek toplam Ni (B6), Pb (B7) ve Al miktarının (A1, A3) önceki çalışmalarla uyum içerisinde olduğu belirlenmiştir. Buna karşın önceki çalışmalardan elde edilen değerler göz önünde bulundurulduğunda toplam Cr (A4) ve toplam Cd değerlerinin (B6) önceki çalışmalarda belirlenen değerlerin oldukça üzerinde tespit edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen en yüksek toplam fenolik (B2) ve flavonoid (B7, A1, A2, A5) değerlerinin önceki çalışmalarla uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak yapılan bu çalışmada tedarikçilerde satılan bitkisel drog olarak kullanılma potansiyeli olan çay yapraklarında mineral besin elementleri açısından toplam fosfor miktarının yüksek, toplam potasyum miktarının düşük olduğu ağır metaller açısından ise krom ve kadmiyum miktarının ise oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir. Yanı sıra antioksidan madde miktarlarının da yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kaliteli olarak ifade edilen bitkisel drogların güvenli bir şekilde kullanımında özellikle ağır metaller yönünden problemli olmaması, mineraller ve antioksidan maddeler yönünden zengin olması istenmektedir. Bu açıdan bakıldığında çalışma kapsamında elde edilen sonuçların tüketim açısından özellikle ağır metal toksisite riski barındırdığı ifade edilebilir. Bu drogların mekanik işlemden geçirilmiş olmaları söz konusu olduğundan dolayı işlem esnasında kullanılan ekipman bileşiminden ya da protokol kaynaklı olarak özellikle Cd ve Cr açısından kontamine olmuş olabilirler. Bu durum göz önünde bulundurularak gelecek çalışmalarda araziden doğrudan elde edilmiş örneklerin de ağır metal analizleri için kullanılmasının yerinde ve yararlı olacağı düşünülmektedir.
İşlenmiş organik gübrelerin kavun (Cucumis melo L.) ve karpuz (Citrullus lanatus Thunb.) yetiştirilen kumlu-kireçli toprağın biyolojik özellikleri ile bitki gelişimleri üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, farklı karakterlerdeki organik gübrelerin (küçükbaş-U1 ile büyükbaş-U5 hayvan gübreleri, tavuk gübresi-U4 ve vermikompost-U2) kavun (Cucumis melo L.) ve karpuz (Citrullus lanatus Thunb.) yetiştirilen kumlu-kireçli toprağın biyolojik özellikleri ile bitki gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. Bununla birlikte, organik gübre üreten firmalar tarafından bitki gelişimi için önerilen optimum organik gübre dozlarının dinamik toprak kalitesi üzerine nasıl bir etkide bulunduğu belirlenmeye çalışılmış olup; ülkemizde yaygın olarak kullanılan bu organik gübrelerin toprak mikrobiyal aktivitesi ve kimyasal parametreleri ile bitkilerin gelişim parametreleri birbirleriyle kıyaslanmıştır. İstatistiki analiz sonuçlarına dayanılarak elde edilen sonuçlara göre uygulanan gübrelerin toprak biyolojik özellikleri üzerine etkileri incelendiğinde; toprak üreaz (kavun: U4, karpuz: U5), alkali fosfataz (kavun: U2), β-glikosidaz (kavun: U2), dehidrogenaz (kavun: U5), arilsülfataz (kavun: U4, karpuz: U4) aktiviteleri ve bakteri sayısı (kavun: U1, karpuz: U1) değerlerinde artışlar tespit edilmiştir. Uygulamaların toprak kimyasal özellikleri üzerine etkileri incelendiğinde; toprak EC (kavun: U5, karpuz: U4) ve alınabilir P (kavun: U4) değerlerinin organik gübreleme ile değişim gösterdiği belirlenmiştir. Bitki gelişim parametreleri incelendiğinde ise kök boğaz çapı (kavun: U4, karpuz: U1, U4) ve meyve ağırlığının (kavun: U1, karpuz: U4) organik gübrelemeden olumlu yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Kavun ve karpuz yetiştirilen toprağın biyolojik özellikleri birbiri ile kıyaslandığında; karpuz toprağında üreaz aktivitesi %40, dehidrogenaz aktivitesi ise %46 oranında kavun toprağına göre daha yüksek tespit edilmiştir. Bunun yanında, kavun toprağında arilsülfataz aktivitesi %17 oranında diğerinden daha yüksek tespit edilmiştir. Toprak kimyasal özellikleri kıyaslandığında; kavun toprağının EC değeri %18 oranında, alınabilir P değeri ise %20 oranında diğerine göre daha yüksek tespit edilmiştir. Bitki gelişim parametreleri açısından bitkiler kıyaslandığında; kavun bitkisinin klorofil değeri %20 oranında daha yüksek ölçülürken, karpuz bitkisinin kök boğaz çapı %40, meyve eti kalınlığı %40 ve suda çözünür kuru madde miktarı %100'lük bir oranla diğerine göre daha fazla bulunmuştur. Sonuç olarak; karpuz yetiştirilen alanda toprak biyolojik parametreleri açısından vermikompost, tavuk ve büyükbaş hayvan gübreleri; toprak kimyasal parametreleri açısından tavuk ve büyükbaş hayvan gübreleri ve bitki parametreleri açısından ise vermikompost ve tavuk gübreleri ön plana çıkmıştır. Kavun yetiştirilen alanda ise toprak biyolojik parametreler açısından; vermikompost ve tavuk gübreleri, toprak kimyasal parametreleri açısından büyükbaş hayvan gübresi ve bitki parametreleri açısından ise küçükbaş, tavuk ve büyükbaş hayvan gübreleri ön plana çıkmıştır. Genel bir değerlendirme yapılacak olursa toprak özelliklerini iyileştirmek için vermikompost, tavuk ve büyükbaş hayvan gübreleri, bitki gelişimi açısından ise tavuk gübresinin kullanılmasının daha yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.
İkinci ürün susam yetiştiriciliğinde topraktan azot ve yapraktan çinko uygulamalarının susam bitkisinin verim ve verim bileşenleri ile danede çinko biyofortifikasyanu üzerine etkilerinin belirlenmesi
Susam bitkisinin gelişimi ve danelerinde çinko biyofortifikasyonunun etkilerinin belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışma, 2022 ve 2023 yıllarında Buğday-Susam ve Bakla-Susam münavebesi şeklinde yetiştirilen iki farklı susam tarlasında tesadüf bloklarında faktöriyel deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Buğday ve bakla hasadından sonra topraktan farklı dozlarda N (0, 3, 6, 9 kg N da-1) ve çinko biyofortifikasyonu için yapraktan ZnSO4 (%0, %0.15, %0.30, %0.45) gübresi uygulaması yapılmış; toprak, bitki, yaprak ve danede bazı analizler gerçekleştirilerek susam bitkisinde büyüme parametreleri, verim ve susam danelerinde bazı kalite özellikleri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, 2022 ve 2023 yıllarında Buğday-Susam münavebesinde yetiştirilen susam bitkisine topraktan farklı dozlarda uygulanan N gübresinin susam bitkisinin bazı morfolojik özellikleri içerisinde kök genişliği ve dane verimine önemli etki yaptığı, diğer morfolojik özellikler bakımından yıllara göre farklılık gösterdiği, bununla birlikte her iki deneme yılında dane protein ve dane yağ içeriğini artırdığı belirlenmiştir. Bitki boyu üzerine N uygulamalarının 2022 yılında en yüksek N2 dozu uygulamasından (166.5 cm) elde edildiği, 2022 yılında N ve Zn uygulamalarının interaksiyonu bakımından N2Zn2 uygulama dozu olan 6 kg N da-1 ve % 0.30 ZnSO4 uygulama dozunda en yüksek bitki boyu değeri (177.3 cm) elde edilmiştir. Susam bitkisinde dane verimi üzerine farklı dozlarda N uygulamalarında 2022 yılında N2 (6 kg N da-1) uygulama dozu ile en yüksek dane verimi (13.9 g bitki-1) ve 2023 yılında N3 (9 kg N da-1) uygulama dozu ile en yüksek (15.4 g bitki-1) dane verimi değeri elde edilmiş, farklı dozlarda Zn uygulamaları ortalamalarında 2023 yılında Zn0, Zn1 ve Zn3 uygulama dozları en yüksek değerleri sağlamışlardır. 2023 yılında N*Zn interaksiyonu bakımından N3Zn2 uygulama dozu olan 9 kg N da-1 + % 0.30 ZnSO4 uygulama dozunda en yüksek dane verimi değeri (17.7 g bitki-1) elde edilmiştir. Dane çinko değerlerinde 2022 yılında N0 ve N1 uygulama dozu ile en yüksek değerler elde edilmiş, Zn uygulamalarının etkisi bakımından Zn3 (% 0.45 ZnSO4) uygulama dozu ile en yüksek (71.69 mg kg-1) danede çinko değeri elde edilmiştir. 2023 yılında Zn uygulamalarının ortalamalarının etkisi bakımından Zn2 ve Zn3 uygulama dozları ile en yüksek (sırasıyla 79.08 ve 82.72 mg kg-1) danede çinko değerleri elde edilmiştir. Artan Zn dozlarının 2023 yılında danede yağ içeriğine etkisinde en yüksek yağ içeriği Zn3 uygulamasından (%55.6) sağlanmıştır. NxZn interaksiyonu bakımından yapılan değerlendirmede ise 2022 yılında N2Zn1 ve N2Zn2 uygulamaları maksimum değerleri (sırasıyla %58.0 ile 58.2) sağlarken 2023 yılında ise danede yağ içeriklerinde en yüksek değerler N2Zn2 ve N2Zn3 uygulamalarından (sırasıyla %59.2 ve 59.1) elde edilmiştir. 2022 ve 2023 yıllarında Bakla-Susam münavebesinde yetiştirilen susam bitkisine topraktan farklı dozlarda uygulanan N gübrelemesinin susam bitkisinin bazı morfolojik özellikleri içerisinde dane verimi ve kapsüldeki dane sayısı üzerine önemli etki yaptığı, diğer morfolojik özellikler bakımından yıllara göre farklılık gösterdiği, bununla birlikte her iki deneme yılında dane protein ve dane yağ içeriğini artırdığı belirlenmiştir. 2023 yılında susam bitkisinin bitki boyu üzerine N uygulamalarında en yüksek değerler kontrol hariç tüm N dozlarından gözlemlenirken, ilk dal yüksekliğinde N3 (9 kg N da-1) uygulama dozu ile en yüksek (26.43 cm) değer elde edilmiştir. Her iki yılda da dane veriminde maksimum azot dozlarıyla maksimum değerler sağlanmıştır. 2022 ve 2023 yıllarında Zn uygulamalarının etkisi bakımından dane çinko değerlerinde Zn2 ve Zn3 uygulama dozları ile en yüksek danede çinko değerlerini sağlamışlardır. Dane yağ içeriğinde 2022 yılında N0 uygulama dozu ile en yüksek (% 56.3), 2023 yılında N3 uygulama dozu ile en yüksek (% 53.8) yağ içerikleri elde edilmiştir. Farklı dozlarda Zn uygulamalarında 2022 yılında Zn0 uygulama dozu hariç tüm uygulamalar ile en yüksek yağ içeriği değerlerini sağlarken, 2023 yılında Zn2 uygulama dozu ile en yüksek (%51.9) değer elde edilmiştir. NxZn interaksiyonu bakımından 2022 yılında N0Zn2 ve N1Zn2 uygulama dozları ile en yüksek yağ içeriği (sırasıyla %59.4 ve %58.6), 2023 yılında ise N3Zn1 uygulama dozu ile en yüksek (%59.2) yağ içeriği değeri elde edilmiştir. Çalışma sonucunda farklı dozlarda uygulanan azot ve çinko uygulamalarının susam danesinde çinko miktarını arttırdığını, susamın protein içeriğine ve susam yağ miktarına pozitif etkisi olduğu, ayrıca dane veriminde önemli artışlar sağlandığı belirlenmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı dikkate alındığında çiftçi koşullarında yetiştirilen susamın içerdiği mineral, vitaminler ve antioksidanlar nedeniyle kıymetinin anlaşılması ve uygun gübreleme programları ve biyofortifikasyon çalışmalarıyla desteklenmesi büyük önem arz etmektedir. Münavebe sistemlerinin etkileri bakımından beklenen etkilerin çok yüksek olmadığı, bunun sebebinin susamın kısa yetiştiricilik dönemine sahip olması ve baklanın topraktan hasadı ile toprağa azot kazanımından ziyade besin elementlerini tüketmesi olarak yorumlanmıştır. İkinci ürün olarak yetiştiriciliği yapılan geleneksel susam yetiştiriciliğinde gübre kullanımının sınırlı olması verim ve bazı kalite parametrelerini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu kapsamda azotlu gübreleme uygulama dozunun dikkate alınarak verimliliğin artırılması sağlanabilir. Bununla birlikte dane besleyiciliğinde özellikle çinko bakımından yeterliliğin sağlanması bu çalışmada ortaya konmaya çalışılmıştır. Böylece hem verimlilik hem de besleyicilik bakımından daha nitelikli susam yetiştiriciliği gerçekleştirilerek daha yüksek ekonomik gelir sağlanabilir.
Kinoa bitkisinde (Chenopodium quinoa Willd.) çinko uygulamalarının bitki gelişimi ve danede çinko biofortifikasyonu üzerine etkileri
Bu çalışma, beyaz kinoa bitkisinde farklı dozlarda topraktan ve yapraktan uygulanan Zn gübrelemesinin danede Zn biyofortifikasyonu üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla topraktan 4 dozda (T0:0, T1:4.5, T2:9.0 ve T3:13.5 kg ha-1) ve yapraktan 4 dozda (% Y0:0, Y1:0.07, Y2:0.14 ve Y3:0.21) Zn gübrelemesi tesadüf bloklarında faktöriyel deneme desenine göre 3 tekerrürlü olacak şekilde kinoa bitkilerine uygulanmıştır. Tarla koşullarında yürütülen bu araştırmada, kinoa bitkisinde dane verimi ve gelişim parametrelerinin yanı sıra, besin elementi içerikleri ile toprak özelliklerinde meydana gelen değişimler incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre yapılan değerlendirmede; danede Zn biyofortifikasyonunu sağlama bakımından ise hem toprakta hem de yaprakta maksimum Zn dozları olan T3 ve Y3 dozlarından, Toprak*Yaprak interaksiyonunda da T3Y3 uygulamasının maksimum Zn içeriği 100.60 mg kg-1 sağladığı belirlenmiştir. Danede Zn birikiminde kontrole göre T3 ile %40.9, Y3 ile %57.3 ve T3Y3 ile %112.8 oranında artış sağlanmıştır. Topraktan ve yapraktan farklı dozlarda Zn gübrelemesinin toprak Zn konsantrasyonu üzerine T2 ve T3 uygulamalarının maksimum değerleri sağladığı belirlenmiş, topraktan ve yapraktan farklı dozlarda Zn gübrelemesi ile danede azot içeriğinde yapraktan Y3 uygulamasından ve Toprak*Yaprak interaksiyonunda T2Y3 uygulamasından, danede kalsiyum içeriğinde topraktan T3 uygulamasından, yapraktan Y3 uygulamasından ve Toprak*Yaprak interaksiyonunda T3Y3 uygulamasından ve danede magnezyum içerikleri topraktan T3 uygulamasından elde edilmiştir. Kinoa bitkisinin danede protein içeriklerinde de yapraktan Y3 uygulamasından ve Toprak*Yaprak interaksiyonunda T2Y3 uygulamasından en yüksek değerler elde edilmiştir. Çinko biyofortifikasyonu, beslenme kalitesini artırarak insan sağlığına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, çinko uygulamalarıyla kinoa bitkisinin biyofortifikasyon için uygun bir model olduğu belirlenmiş; ayrıca çinko gübrelemesinin sürdürülebilir tarım ve sağlıklı, glütensiz gıda üretimi açısından önemli katkılar sunduğu vurgulanmıştır.
Mikrobiyal gübrelerin kısıtlı sulama altında yetişen hıyar bitkisinin gelişimi, bazı fizyolojik ve biyokimyasal özellikleri ve verimi üzerine etkisi
Hıyar (Cucumis sativus L.) dünya genelinde yaygın olarak yetiştirilen önemli sebze türlerinden biridir. Hıyarın verim düzeyi, tüm gelişim dönemleri boyunca sağlanan sulama suyunun miktarından büyük ölçüde etkilenmektedir. Kuraklık stresi, bitkilerde çeşitli fizyolojik ve biyokimyasal değişimlere yol açmakta olup, özellikle yaprak kloroplastlarında reaktif oksijen türleri (ROS) dengesinin bozulmasına neden olmaktadır. Bu türler, hücresel düzeyde proteinler, lipitler ve DNA üzerinde oksidatif hasar oluşturarak hücre işlevlerinin bozulmasına yol açmaktadır. Ancak, bitki büyümesinin su kısıtına karşı verdiği yanıt, arbusküler mikorizal mantarlar (AMF) ve bitki büyümesini teşvik eden rizobakteriler (PGPR) gibi toprak kökenli yararlı mikroorganizmalar aracılığıyla düzenlenebilmektedir. Bununla birlikte, bu mikroorganizmaların bitkilerin sınırlı sulama koşullarına karşı gösterdiği direnç üzerindeki etkileri ve mekanizmaları henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmada, 2023 sonbahar ve 2024 ilkbahar dönemlerinde, üç farklı sulama düzeyi (%100, %75 ve %50 ESTK) ve beş farklı gübreleme stratejisinin (kontrol, kimyasal gübre, PGPR, AMF ve PGPR+AMF) hıyar bitkisinin morfolojik, fizyolojik, biyokimyasal ve meyve kalite özellikleri ile toprak biyolojik aktiviteleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Morfolojik özellikler kapsamında, mikrobiyal gübre uygulamaları bitki boyu, gövde çapı, yaprak sayısı, yaprak alanı ve yaş/kuru ağırlıklarda anlamlı artışlar sağlamıştır. Su kısıtıyla birlikte büyüme parametrelerinde azalma gözlenmiş, ancak AMF ve PGPR uygulamaları bu azalmayı sınırlandırmıştır. Fizyolojik parametrelerden yaprak oransal su içeriği (YOSİ), klorofil a, b, toplam klorofil içeriği değerleri su kısıtı altında düşerken elektrolit geçirgenlik (EG) artmıştır; mikrobiyal uygulamalar bu olumsuz etkileri hafifletmiştir. AMF pigment düzeylerini ve su içeriğini korurken, PGPR membran stabilitesini desteklemiş; kombine uygulama fizyolojik tepkileri güçlendirmiştir. Biyokimyasal parametrelerde, su stresi malondialdehit (MDA), süperoksit dismutaz (SOD), peroksidaz (POD), prolin ve toplam fenol içeriklerini artırmıştır. Mikrobiyal gübre uygulamaları bu yanıtları güçlendirmiş, AMF ve PGPR MDA seviyelerini düşürüp antioksidan enzim aktivitelerini ve prolin birikimini artırmıştır. Meyve verimi ve kalite parametreleri, mikrobiyal uygulamalarla anlamlı düzeyde artmış; meyve sayısı, verim, renk, sertlik, tat ve dış görünüş gibi özellikler iyileşmiştir. Meyvede N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn ve Cu içerikleri artmış; özellikle P ve Zn düzeyleri AMF uygulamalarında yüksek bulunmuştur. Kök kolonizasyonu, AMF spor sayısı ve bakteri sayısı, mikrobiyal uygulamalarda artmıştır. Kombinasyon uygulamaları en yüksek düzeyleri sağlamış; tekli uygulamalar da kontrol gruplarına göre daha yüksek değerler göstermiştir. Toprak enzim aktiviteleri (glolamilin ilişkili toprak proteini (GRSP), dehidrogenaz, alkalin fosfotaz (ALP) ve β-glukosidaz), tüm mikrobiyal uygulamalarda anlamlı şekilde artmıştır. GRSP artışı toprak yapısını desteklemiş, diğer enzimler mikrobiyal aktivite ve besin dönüşüm kapasitesinin arttığını göstermiştir. Genel olarak, mikrobiyal gübre uygulamaları (özellikle kombine kullanımlar), su kısıtı koşullarında hıyar bitkisinin büyüme, fizyolojik ve biyokimyasal tepkilerinde olumlu etkiler sağlamış; meyve kalitesini ve toprak biyolojik aktivitelerini artırmıştır. Tekli uygulamalar da birçok parametrede kimyasal gübre ile benzer veya üstün sonuçlar vermiştir. Bu çalışma, mikrobiyal gübre uygulamalarının hıyar bitkisinde morfolojik, fizyolojik, biyokimyasal ve mikrobiyolojik parametreler üzerinde sağladığı olumlu etkileri kapsamlı bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak, farklı mikrobiyal suşların karşılaştırmalı etkilerinin değerlendirilmesi, mikrobiyal topluluk dinamiklerinin analiz edilmesi ve toprak-mikroorganizma-bitki etkileşimlerinin moleküler düzeyde araştırılması, mikrobiyal gübrelemenin etki mekanizmalarının daha derinlemesine anlaşılmasına önemli katkılar sunacaktır.
Farklı organomineral ve kimyasal gübre uygulama oranlarının örtü altında yetiştirilen domates bitkisinin beslenme durumu ve toprak özellikleri üzerine etkileri
Bu çalışmada, farklı organomineral ve kimyasal gübre uygulama oranlarının örtü altında yetiştirilen domates bitkisinin beslenme durumu ve toprak özellikleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla; 2 ayrı deneme kurulmuştur. 1. Denemede kimyasal gübre dozu sabit tutularak artan oranlarda organomineral gübre uygulamaları yapılmıştır (1.Kontrol, 2.% 100 KG, 3.%100 KG+50 kg/da OMG, 4.% 100 KG+100 kg/da OMG ve 5.%100 KG+150 kg/da OMG). 2. Denemede ise üreticiye önerilen OMG gübre dozu (100 kg/da) sabit tutularak azalan oranlarda KG uygulamaları gerçekleştirilmiştir (1. Kontrol, 2. 100 kg/da OMG+%100 KG, 3.100 kg/da OMG+%75 KG, 4.100 kg/da OMG+%50 KG ve 5. 100 kg/da OMG+%25 KG). Kimyasal gübre uygulamasının % 100 dozu olarak domates bitkisi için önerilen 40 kg/da N, 20 kg/da P2O5 ve 80 kg/da K2O miktarları esas alınmıştır. Denemeler güzlük ve baharlık olmak üzere iki dönemde tesadüf parselleri deneme desenine göre çakılı düzende 3 tekerrürlü olarak yürütülmüş ve her iki sezonda da Özkan domates çeşidi kullanılmıştır. Çalışma için deneme parselleri kurulmadan önce deneme yürütülecek seradan 0-20 ve 20-40 cm derinliklerden toprak örneği alınmıştır. Her iki dönemin sonunda parselleri temsil edecek şekilde toprak örneklemesi ve dönem ortalarında da yaprak ve meyve örneklemeleri yapılmıştır. Çalışmada; bitkilerde bitki besin element (toplam N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn ve Zn ) analizleri ile morfolojik özelliklerin (bitki boyu, gövde çapı, meyve çapı, salkım sayısı vd.) yanı sıra topraklarda da fiziksel ve kimyasal analizler (pH, EC, organik madde, toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca ve Mg) yapılmış ve uygulamalar arası farklılıklar istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Birinci denemede; bitkilerin boyları, gövde kalınlıkları, gövdelerin yaş ve kuru ağırlıkları ile yaprak örneklerinin toplam N, Fe ve Zn içerikleri üzerine genel olarak 2. uygulamanın (% 100 KG); bitki başına düşen meyve ağırlıklarında ise 5. uygulamanın (% 100 KG+150 kg OMG) etkili olduğu ve en yüksek sonuçların alındığı belirlenmiştir. Bitkilerin yaş ve kuru ağırlıklarının, SÇKM miktarlarının, yaprak örneklerinin P, Ca ve Mg içeriklerinin bahar döneminde daha yüksek olduğu saptanırken, diğer araştırılan bütün bitki parametreleri güz döneminde yüksek bulunmuştur. Toprak örnekleri analiz sonuçları incelendiğinde genel olarak 5. uygulamanın ön plana çıktığı görülmektedir. Toprak örneklerinin EC, değişebilir K ve Ca içeriklerinin güz döneminde; toprakların pH, toplam N, alınabilir P içeriklerinin ise bahar döneminde yüksek olduğu belirlenmiştir. İkinci denemede; bitkilerin boylarının, gövde kalınlıklarının ve meyve ağırlıklarının genel olarak 3. (100 kg/da OMG+%75 KG) ve 4. (100 kg/da OMG+%50 KG) uygulamalarda yüksek olduğu belirlenmiştir. Gövdelerin yaş ve kuru ağırlıkları, meyvelerin çapları, bitkilerdeki salkım sayısı ve Mg içerikleri üzerine bütün uygulamaların artışa sebep olduğu, en düşük değerlerin kontrol uygulamasında elde edildiği belirlenmiştir. Yaprak örneklerinin N, P ve K içeriklerinin 2. uygulamada (100 kg/da OMG+%100 KG) en yüksek sonuçları verdiği ve organomineral gübreyle yapılan azalan kimyasal gübre uygulamalarının azalmaya neden olduğu belirlenmiştir. Yaprak örneklerinin Ca içeriklerinde ise 2. uygulama en düşük sonucu vermiştir. Yaprak örneklerinin Fe ve Mn içeriklerinde genel olarak kontrol uygulaması en yüksek sonuçları verirken, Zn içeriklerinde 5. uygulama (100 kg/da OMG+%25 KG) en yüksek sonuçları vermiştir. Dönemlerin etkisinin 1. denemeye benzer sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Toprak örnekleri analiz sonuçları incelendiğinde genel olarak EC, toplam N, alınabilir P ve değişebilir K içeriklerinin 2. uygulamanın (100 kg/da OMG+%100 KG) etkili olduğu belirlenmiştir. Toprakların organik madde içeriklerinin kontrol uygulamasında düşük olduğu ve yapılan uygulamalarla artış gösterdiği belirlenirken, toprakların pH'larında tersi bir durum olup kontrol uygulamasında en yüksek değerler elde edilmiş yapılan uygulamalar pH'nın düşmesine sebep olmuştur. Toprak örneklerinin EC, organik madde ve değişebilir Ca içeriklerinin güz döneminde; pH, toplam N, alınabilir P içeriklerinin ise bahar döneminde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Her iki deneme arasında farklılığın olup olmadığını ortaya koymak amacıyla yapılan T-testi ve Mann-Whitney U testi sonuçlarına göre; meyve çapları, bitkilerin toplam N, P ve Mg ile toprakların değişebilir K içerikleri arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak önemli olduğu; araştırılan diğer bütün parametreler açısında 1. ve 2. deneme arasında bir farklılığın olmadığı ve elde edilen sonuçların birbirlerine benzer olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, her iki deneme karşılaştırıldığında çalışmada araştırılan özellikler bakımından öne çıkan bir uygulamanın olmadığı ve denemelerde dönemler (baharlık ve güzlük) karşılaştırıldığında yetiştiricilik açısından farklılıkların olduğu saptanmıştır. Bu nedenle organomineral gübre kullanımının özellikle örtü altı yetiştiriciliği üzerindeki etkilerini net olarak ortaya koyabilmek için yeni çalışmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Vermikomposttan fosfat çözen bakterilerin izole edilmesi ve mikrobiyal gübre potansiyelinin belirlenmesi
Kimyasal gübre uygulamalarının çevre-su-toprak kirliliği gibi sorunlara neden olduğunun görülmesi araştırmacıları sürdürülebilir tarım konseptine uygun alternatifler aramaya itmiştir. Bu alternatiflerden birisi de mikrobiyal gübrelerdir. Farklı ortamlardan elde edilen mikroorganizmaların mikrobiyal gübre olarak kullanılmasına yönelik çok sayıda çalışma yapılmıştır. Ancak, son yıllarda popülerliği artan bir organik gübre olan vermikompost (solucan gübresi) ve vermikompost uygulanmış toprakta mikrobiyal gübre olma potansiyeline sahip bakterilerin varlığı ve etkinliği ile ilgili detaylı çalışma bulunmamaktadır. Bu tez çalışması fosfat çözen bakteriler bağlamında bu bilgi eksikliğini gidermeyi amaçlamıştır. Çalışmada, vermikompost ve vermikompost uygulanmış topraktan fosfor çözme kabiliyetlerine göre izole edilen bakteriler saflaştırılmış ve fosfor çözme kapasitelerine ve 16S rRNA gen dizilerine göre 5 farklı izolat saksı denemesinde kullanılmak üzere seçilmiştir. Saksı denemesi tesadüf parselleri deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak sera koşullarında yürütülmüş ve test bitkisi olarak kıvırcık marul (Lactuca sativa var. Crispa) kullanılmıştır. Bakteri solüsyonları fide dikimini takiben 7. ve 14. günlerde kök bölgesine gelecek şekilde toprağa uygulanmıştır. Deneme, sadece kimyasal gübre uygulanmış ve herhangi bir Kimyasal ve biyolojik uygulama yapılmamış konular da içermiştir. Deneme sonunda alınan toprak (rizosfer ve rizosfer dışı) örneklerinde biyolojik analizler (Alkali Fosfataz, β-Glikosidaz, Dehidrogenaz, Üreaz aktivite analizleri ve Mezofilik Heterotrofik Bakteri Sayımı) ve kimyasal analizler (pH, EC, makro ve mikro besin elementi analizleri) yapılmıştır. Bitkilerde ise verim ve kalite parametreleri ile makro ve mikro besin elementi içerikleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre rizosfer toprağında en etkili izolatlar PBV-A9, PNB-B3 ve PNB-B46 olurken bitki üzerine etkileri bakımından PBV-A9, PHB-A8 ve PNB-B3 izolatları öne çıkmıştır. PNB-B3 ve PBV-A9 izolatlarının rizosfer bölgesine daha iyi uyum sağlayabildiği hem toprak ve hem de bitkiye etkileri açısından değerlendirildiğinde mikrobiyal gübre potansiyellerinin yüksek olabileceği sonucuna varılmıştır.
Farklı yetıştirme sistemlerinde çeltik (Oryza sativa L.) bitkisinin kalsiyum ve magnezyum ile biyozenginleştirilmesi
Tahıl danelerindeki mikro ve makro besin maddelerinin konsantrasyonunun arttırılması, gelişmekte olan ülkelerdeki nüfuslar arasındaki gizli açlıkla ilgili sorunların hafifletilmesinde önemli bir alternatif oluşturmaktadır. Tarımsal araştırma dünyasında, bitkilerin agronomik biyozenginleştirilmesinin mikro ve makro besin düzeylerini artırmadaki önemli rolü üzerine yapılan çalışmaların sayısı artmaktadır. Öte yandan, 80'li yıllarda doğan ve "İntansif Çeltik Yetiştiriciliği" olarak bilinen bir çeltik yetiştirme sistemi, pirinç verimini artırmada kendini kanıtlamaya devam etmektedir. Çeltik danelerinin besin değerini artırmak için İntansif Çeltik Yetiştiriciliği üzerinde çok az çalışma yapılmıştır. İntansif Çeltik Yetiştiriciliğinin kalsiyum ve magnezyumun çeltiğin dane kısmına taşınmasının kolaylaştırabileceği genel hipotezine dayanarak, bu çalışma iki çeltik yetiştirme sisteminde (İntansif ve Geleneksel) pirinç danelerinde kalsiyum ve magnezyum konsantrasyonlarının artırılması hedeflenmiştir. Bu kapsamda Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi seralarında kalsiyum ve magnezyum denemeleri yürütülmüştür. Kalsiyum ve magnezyum denemelerinin her birinde, İntansif ve Geleneksel çeltik yetiştiriciliği kullanılarak çeltik bitkileri yetiştirilmiştir. Her iki tip yetiştircilikte, çeltik bitkilerine kalsiyum ve magnezyum uygulamaları için 4 ayrı doz uygulanmıştır. Toprağa uygulanan kalsiyum ve magnezyumun ( Saf Ca; Mg) dozları dekara 0kg, 2kg, 4kg ve 6kg, yapraklara ise %0 ve %0.2 olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, çeltik vejetatif parametreleri ve çeltik verimi ile danelerinin kimyasal kaliteleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, kalsiyum ve magnezyumun uygulamalarında İntansif Çeltik Yetiştiriciliği, çeltik biyokütle üretimi ve danedeki besin konsantrasyonları üzerinde yüksek etkinlik göstermiştir. Kalsiyum ve magnezyumun yaprağa uygulanması, danelerdeki besin konsantrasyonları üzerinde, hem İntansif Çeltik yetiştiriciliğinde hem de Geleneksel Çeltik Yetiştiriciliğinde bitkilerin vejetatif parametreleri üzerine çok daha olumlu bir etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Kalsiyum ve magnezyum iki denemenin sonunda incelenen tüm vejetatif parametreler en büyük değerler 4kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozundan itibaren elde edilmiştir. Magnezyum denemesinde yaprak alanı ve kalsiyum denemesinde kuru made mitarı parametreleri harıcıdır. Bu iki parametrede en büyük değerler sırasıyla GÇY için 2kg/da topraktan + %0 yapraktan dozunda ve İÇY için 4kg/da topraktan + %0 yapraktan dozunda elde edilmiştir. Magnezyum denemesinde Ca ve Mg içeriğinde en yüksek değerler İÇY için 6kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozunda elde edilmiştir. GÇY ise en yüksek Mg içeren daneler 4kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozundan; Ca ise 2kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozundan belirlenmiştir. Kalsiyum denemesinde İÇY için en yüksek Ca içeren daneler 6kg/da topraktan dozundan belirlenirken GÇY ise 6kg/da topraktan + %0.2 yaprktan dozundan belirlenmiştir . En yüksek Mg içeren daneler İÇY için 6kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozunda, GÇY için 4kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozunda elde edilmiştir. Magnezyumun, topraktan çeltik danelerine taşınması, kalsiyum taşınmasına kıyasla çok daha etkin olduğu belirlenmiştir.
Organik ve konvansiyonel üretim yapılan tarım topraklarının karbon fraksiyonlarındaki değişimin ve bazı fizikokimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Geçmişte yapılan aşırı gübre kullanımı, vahşi sulama ve derin toprak işleme metotları zamanla bozulmaya uğrayan toprakları kurtarmak adına çözüm arayışları içerisine girilmesini sağlamıştır. Bu nedenle çevresel sorunların ortaya çıkmasıyla tarımsal üretimde daha çevreci bir yol olan organik tarım yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu çalışmada her iki tarım sisteminin yarattığı etkileri göz önüne sermek adına organik tarım yapılan 14 arazi ve geleneksel tarım yapılan 14 sahanın her birinden alınan bozulmuş ve bozulmamış toprak örnekleri 3 tekerrürlü olmak üzere incelenmiştir. Organik tarımsal üretimin gerçekleştirildiği toprak örnekleri Antalya'nın Çıralı bölgesinden, konvansiyonel tarımsal üretimin gerçekleştirildiği toprak örnekleri ise Antalya Çakırlar bölgesinden alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda organik tarımsal üretim sistemindeki toprakların organik karbon, C/N oranı, mikrobiyal biyokütle-C değerlerinin konvansiyonel tarım sistemi altındaki topraklara göre daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Gerçekleştirilen toprak analiz parametrelerinin birçoğunun organik tarımsal üretim sistemi altındaki topraklarda daha yüksek değerlerde olduğu gözlenmiştir. Ancak organik tarımsal üretim sistemindeki toprakların CaCO3, potasyum ve kalsiyum içeriklerinin geleneksel tarımsal üretim sistemindeki topraklara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Analiz edilen toprak parametreler açısından organik ve konvansiyonel tarımsal üretim sistemleri arasında tüm parametrelerde istatistiksel olarak önemli (P<0.0001) farklılıklar gözlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Organik tarım, Geleneksel tarım, Karbon, Toprak verimliliği
Linyit kökenli karbon birikimine sahip toprakların humik ve fulvik asit miktarlarının belirlenmesi
Bu çalışmada, linyit birikiminin gerçekleştiği Manisa'nın Soma ilçesindeki bazı tarım topraklarının karbon (C) miktarlarındaki değişimler göz önüne alınarak toprakların humik ve fulvik asit kapsamlarındaki değişim ve tarımsal faaliyetler açısından bu durumun önemi ortaya konulmuştur. Araştırma toprakları Soma'nın içinden geçen Bakırçay'ın 8 km'lik hattının hemen yakınlarındaki topraklardır. Araştırmada kullanılan tarım topraklarındaki linyit birikimi linyit parçacıkları ile yüklü Bakırçay taşkınlarına maruz kalma veya Bakırçayı'ndan gerçekleştirilen tarımsal sulamalarla gerçekleşmektedir. 18 örnekleme noktasından 3 tekerrürlü olarak alınan toprak örneklerinin kum, kil ve silt miktarları sırasıyla %27-50, %22-45 ve %23-36 arasında değişmektedir. Ayrıca toprakların tekstür sınıflarının killi, tınlı, kumlu killi tın ve killi tın olarak farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Linyit birikimi olmayan toprakların C kapsamlarının %4.50-4.87, linyit birikimi olan toprakların ise %5.64-26.45 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Linyit birikiminin toprakların hem humik hem de fulvik asit kapsamlarında istatistiksel anlamda (P<0.0001) önemli değişikliğe neden olduğu belirlenmiştir. Linyit birikimi olmayan topraklarda humik asit miktarı %0.36-0.72 linyit birikimi olan topraklarda ise %2.71-9.88 arasında değişim gösterdiği ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte linyit birikimi olmayan topraklarda fulvik asit belirlenememiş ancak linyit birikimi olan topraklarda %0.22-1.02 arasında olduğu belirlenmiştir. Yapılan korelasyon analizleri sonucu linyit birikimi olan topraklarda toprağın C, kum, kil içerikleri ve EC değerleri ile humik asit kapsamları arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Fulvik asit kapsamı bakımından linyit birikimi olan topraklarda toprağın kum ve kil içerikleri ile anlamlı bir ilişki kurulmuştur. Yapılan bu çalışmada elde edilen bulgulara göre humik ve fulvik asit değerlerinin bölge topraklarındaki verimliliği olumlu yönde etkileyebileceği sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Fulvik asit, Humik asit, Karbon, Linyit, Toprak tekstürü
Antalya ili kuraklık haritasının oluşturulması ve tarım topraklarıyla ilişkilendirilmesi
Kuraklık, son yıllarda ülkemizin de içinde bulunduğu ve dünyanın önemli bir kısmını tehdit eden sinsi bir felaket olarak nitelendirilmektedir. Bu çalışma kuraklığın derinlemesine incelenmesi ve Antalya tarımı ile ilişkilendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kuraklık hem meydana getireceği zararlar bakımından hem de bu konuda farkındalığın yeterli seviyede olmaması açısından doğal afetlerin en tehlikelilerinden birisidir. Küresel ısınmaya bağlı olarak görülen iklim değişikliği sonucu, azalan su potansiyeli, su kaynaklarının etkin kullanımını zorunlu kılmaktadır. Yapılan bu çalışma ile Standart Yağış İndeksi (SPI), De Martonne Kuraklık İndeksi, Normalin Yüzdesi İndeksi (PNI), Erinç Yöntemi, Aydeniz Yöntemi ve NDVİ yöntemleriyle Antalya ilinin ilçeler bazında kuraklık durumunun tespit edilmesi ve haritalanması gerçekleştirilmiştir. Elde ettiğimiz rakamsal değerler, uydu görüntüleriyle birlikte Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ortamında işlenerek her ilçenin kuraklık haritası oluşturulmuştur. Çalışmamızın sonucunda, Antalya ilinin ilçeler bazında iklim değişikliğinden nasıl ve ne düzeyde etkilendiği ve kuraklığın derecesi değerlendirilmiştir. Kuraklığın olası sonuçları tarım topraklarını ve buna bağlı olarak ürünün kalite ve kantitesini önemli düzeyde etkilemektedir. Bu kapsamda çalışma sonucunda elde edilen haritalar özellikle tarımsal anlamda bir altlık niteliği taşıyacaktır. Ayrıca sorunun boyutlarının haritaları ile ortaya konulmasının, Antalya'da yapılacak her türlü planlamada, akademik ve yerel yönetimlere katkı sağlayacağı da düşünülmektedir.
Gembos ovası toprak özelliklerinin belirlenerek coğrafi bilgi sistemleri yardımıyla haritalanması
Dünyada ve ülkemizde artan nüfus ile birlikte, tarım ürünlerine olan ihtiyaç da giderek artmakta, ekonomik hatta sosyokültürel kalkınmada bir ön koşul olan, tarım sektörünün önemi, her geçen gün öne çıkmaktadır. Üretim alanlarının sınırlı olması, şu an atıl olan ve tarımsal üretime açılması düşünülen alanların yatırım gerektiren problemlerinin çokluğu, ayrıca ekolojik, ekonomik ve sosyal baskılar nedeni ile mevcut üretim alanlarının yeterince korunamaması bizi yakın zamanda yeterli gıdayı üretememe sorunu ile yüzleştirecektir. Bu sorunun çözümü tarımsal alanların koruma kullanma dengesi ile yönetilmesi bir diğer ifade ile sürdürülebilir kullanılmasıdır. Tarım arazilerinin sürdürülebilir olarak kullanılabilmesi için, arazilerin ve toprakların özelliklerinin belirlenip, sınıflandırılması, haritalanması ve yetenekleri ölçüsünde kullanılması gerekmektedir. Bu tez çalışması; ülkemizin nadide tarımsal ovalarından birisi olan ve pek çok tarımsal ürünün yetiştirilebildiği ayrıca arazi toplulaştırma çalışmalarının da devam ettiği Gembos Ovası'nda gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı Gembos Ovasının sürdürülebilir tarımsal kullanım planlamasını yapmaktır. Bu kapsamda çalışma arazi, laboratuvar ve ofis aşamalarında yürütülmüştür. Bu aşamalar dört temel basamakta gerçekleştirilmiştir. Bunlar; 1. Gembos ovasısının arazi ve toprak özellikleri belirlenmiş, 2. Arazi ve topraklar özelliklerine göre sınıflandırılmış, 3. Arazi ve topraklar coğrafi bilgi sistemleri yardımı ile haritalanmış ve 4. Arazi ve toprakların kullanımı ile ilgili yorum ve tavsiyelerde bulunulmuştur.
Muz atıklarının fide yetiştirme ortamı olarak kullanım imkanlarının araştırılması
Bu çalışmada muz atıklarının ve muz atıklarından elde edilen biyokömürün fide yetiştirme ortamı olarak kullanım olanaklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla torf, perlit, vermikulit, muz atığı ve biyokömür (muz atığından elde edilen) farklı oranlarda karıştırılarak 10 farklı fide yetiştirme ortamı hazırlanmıştır. Çalışmada, fide yetiştirme ortamlarının bazı fizikokimyasal özelliklerinin yanı sıra Caıpıra çeşidi marul (Lactuca sativa) fide kalite parametrelerindeki değişimler belirlenmiştir. Ortamlara herhangi bir besin ilavesi yapılmamış sadece bitkinin isteğine göre her ortama su verilmiştir. 63 günlük deneme periyodu sonunda; ortamların farklı tansiyon değerlerinde (0 kPa, -2 kPa, -4 kPa, -6 kPa, -8 kPa, -10 kPa, -33 kPa ve -1500 kPa) tuttukları su miktarı, pH ve EC değerleri, hacim ağırlığı, toplam porozite, makro por, mikro por, tohum çimlenme yüzdesi (%), fide boyu (cm), fide kök uzunluğu (cm), fide gövde çapı (mm), fide yaş ve kuru ağırlığı (gr), fide yaş kök ve kuru kök ağırlığı (gr) ile fide klorofil içeriğine bakılmıştır. Sonuçlara göre en iyi çimlenme yüzdesi ve fide kök uzunluğu O1(%60 Torf + %20 Perlit + %20 Vermikulit) ortamında gerçekleşmiştir. En iyi fide boyu, fide gövde çapı, fide yaş ve kuru ağırlığı, fide yaş kök ağırlığı ve fide kuru kök ağırlığı O6 (% 80 Torf + %15 Muz atığı + %5 Muz biyokömür) ortamında elde edilmiştir. En yüksek fide klorofil değeri ise O8 (% 65 Torf + % 30 Muz atığı + %5 Muz biyokömür) ortamında ölçülmüştür. En yüksek pH değeri O2 ortamında (%60 Muz atığı + %20 Perlit + %20 Vermikulit), en yüksek EC değeri ise O4 ortamında (%80 Muz atığı + %10 Perlit + %10 Muz biyokömür) belirlenmiştir. Satürasyon düzeyinde (0 kPa) en yüksek % nem O1, en düşük % nem ise O8 ortamında elde edilmiştir. Çalışmada, %15 muz atığı ve %5 oranındaki biyokömürün torf ile birlikte fide yetiştirme ortamı olarak kullanımının (O6) birçok fide kalite parametresinde pozitif gelişme sağlayabileceği görülmüştür. Yüksek EC ve pH değerlerinden dolayı muz atığı ve muz biyokömürün ortamlardaki yüzdece miktarının arttırılmasının fide çimlenme oranı başta olmak üzere birçok fide kalite parametresinde olumsuzluklar meydana getirebileceği anlaşılmıştır.