Bingol University
Institute

Institute of Fine Arts

Bingol University

64

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Taryn Simon bağlamında günümüz sanatında etkin olan direniş politikaları

Bu tez; Taryn Simon'un eserlerine ve üretim pratiğinin kavramsal çok katmanlılığını anlamaya hizmet eden bir değerlendirme çalışmasıdır. Tez kapsamında Simon'un yapıtlarının ilişkisel boyutu ve çok katmanlılığı bazı kültürel teorisyenlerin kuramsal çalışmalarına paralel olarak incelenmiştir. Simon gibi bir sanatçının üretim pratiğinin; büyük imge envanterleri, uzun semiyotik katmanlardan oluşan yapısı göz önünde alındığında bu çalışmamın mütevazı bir giriş niteliğinde olabileceği yalın bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

DirenişFotoğraf sanatıGüncel sanat+1
Mehmet Dere
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00
Master'sOpen AccessTR

"Sevakıb-ı Menakıb" (TSM R. 1479) minyatürlerinde kompozisyon düzeni ve yeni tasarımlar

"Sevâkıb-ı Menâkıb" adlı yazma eser, Hz. Mevlânâ hakkında yazılmış, düzenlenmiş menkıbelerin, Mevlânâ ve yakınlarının hangi düşüncelere kaynaklık ettikleri, hangi düşünceleri savundukları, toplumun onları hangi konularda örnek aldığını göstermesi bakımından önemli bir kaynaktır. Yazma eser, Mevlânâ ve yakınlarının inanç ve yaşam şekilleri hakkında bilgi vermesi açısından Mesneviye de öncülük etmiştir. Topkapı Sarayı Müzesinde yer alan ''Sevâkıb-ı Menâkıb'' adlı eserde 22 adet minyatür bulunmaktadır. Minyatürlerin hangi nakkaş tarafından yapıldığı hakkında bilgi yoktur. Bu yüzden tezin birinci bölümünde aynı döneme ait olan benzer örnekler karşılaştırılmış, benzerlikler belirtilmiştir. Yazma eserde yer alan minyatürler, teknik, üslup ve kompozisyon düzenini inceleyerek, yeni teknik ve malzemeler kullanılarak özgün tasarımlar oluşturulmuştur. Buna göre tez kapsamında "Sevâkıb-ı Menâkıb" adlı yazma eserde yer alan kompozisyonlar incelenmiştir. Topkapı Sarayı Müzesi'nde yer alan yazma eserdeki 22 adet minyatürün sınıflandırılması mekân kurgusuna göre yapılmıştır; kompozisyon düzeni mimari kurgu üzerine şekillendirilmiştir. Mimari elemanları özelliklerine göre sınıflandırıldığında, 8 adet minyatür iç mekân, 7 adet minyatür dış mekân, 7 adet minyatür ise hem dış hem de iç mekân olarak incelenmiştir. Yazma eserin tanıtımı, tarihçesi, müellifi, mütercimi, kompozisyon ve üslup özellikleri verilerek sunulmuştur. Minyatürlerin kompozisyon özellikleri açıklanırken minyatürlerin kompozisyon şemalarını belirten çizimler ile desteklenmiştir. Birinci bölümde; "Sevâkıb-ı Menâkıb" minyatürlü yazma eserin tanıtımı ve eserin yazarı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, minyatürlerin tanıtımı yapılmış, iç mekân, dış mekân, iç ve dış mekânın birlikte tasvir edildiği kompozisyonlar farklı başlıklar halinde, tek tek üslup, teknik ve kompozisyon açısından incelenip açıklanmıştır. Tezin üçüncü bölümünde, hikâyelerden yola çıkılarak özgün uygulama çalışmaları yapılmıştır.

Mevlana Celaleddin-i RumiMinyatürTercüme-i Menakıb-ı Mevlana+1
Feride Duran
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hatti güneş kurslarının biçimsel olarak incelenmesi ve çağdaş seramik formlarına yansımaları

Erken Tunç Çağı'nda Orta Anadolu'da yaşamış ve zengin bir uygarlığa ev sahipliği yapan Hattilerin, günlük hayatlarında ve mezar buluntularında kültsel işlevleri olan güneş kurslarının önemli bir yeri vardır. Çalışmaya konu olan güneş kurslarının, malzeme, teknik, bezeme ve formları açısından incelenmesi, çağdaşları ve diğer çağlarda bulunan eserlerle karşılaştırmalı olarak incelenerek bilgi edinilmesi ve bu kült nesnelerle çağdaş seramik formların oluşturulması amaçlanmıştır. M.Ö. 3. bin yıl içinde ve M.Ö. 2. bin yıl başlarında, Erken Tunç Çağı döneminde, İç Anadolu'da Kızılırmak yayı içinde yaşadığı düşünülen Hatti uygarlığı, Horoztepe ve Alacahöyük mezar buluntularıyla dönemin sanat anlayışını en iyi şekilde yansıtmaktadır. Bu mezarlardan ve Hattilerin kültürünü ve dini inançlarını benimsediği düşünülen Hititlere ait tabletlerden, Hattilerin düşünce ve inanç sistemi hakkında birçok bilgiye ulaşılmaktadır. Çalışma kapsamında biçimsel ve işlevsel olarak incelenen güneş kursları, Alacahöyük kral mezarlarında ele geçirilen güneş kurslarının ikonografik ve ikonolojik açıklamaları üzerinden incelenerek sınırlandırılmıştır. Güneşi ve evreni sembolize eden güneş kursları, üzerlerinde bulunan hayvan heykelcikleriyle tanrıları betimlediklerinden dolayı Hattiler için önemli bir yere sahiptir. Güneş kursları, günlük hayatta dini törenlerde rahipler tarafından kullanılmasının yanı sıra, Hattilerin ölü gömme adetlerinde de kullanılmıştır. Prens ve prenseslerin mezarlarında kullanılan bu kült nesnelerinin günümüze kadar ulaşmasında Alacahöyük kral mezarlarının önemli bir yeri bulunmaktadır. Güneş kursları kendi çağının içerisinde ve kendi çağının dışında yer alan diğer sanat eserleriyle değerlendirildiğinde benzerlikler göstermektedir. Gerek güneş kurslarının üzerinde bulunan birimler gerekse bezeme özellikleri birçok uygarlık tarafından kullanılmıştır. Günümüzde de popüler Türk kültürünün içine dâhil edilen güneş kursları sembol olarak varlıklarını devam ettirmektedir. Bu özellikleriyle güneş kurslarının hem geçmişte hem de gelecekte birçok uygarlığı etkisi altına aldığı ve birçok sanat alanına esin kaynağı olduğu görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Hattiler, Güneş Kursu, Alacahöyük, Sistrum, Seramik

AlacahöyükArtistik seramikErken Tunç Çağı+6
Fadliye Yılmaz
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Oyuncunun bedensel ifadesinde fiziksel çalışmalar ve bir yöntem önerisi

"Oyuncunun Bedensel İfadesinde Fiziksel Çalışmalar ve Bir Yöntem Önerisi " başlıklı doktora bitirme çalışması oyuncunun bedensel ifade eğitimi için gerekli bedensel farkındalığı oluşturacak belirleyenlerin incelenmesini amaçlar. Oyuncunun sahne üzerindeki en etkili anlatım aracı bedendir. Dolayısıyla onun bedenini gündelik yaşam gerçeğinden farklı olarak sahne estetiğine uygun, sahne diline dönüştürerek kullanmasına katkı sağlamak bedeni bir bütün olarak ele almak ile gerçekleşebilir. Bu bağlamda öncelikle beden üzerinde durularak oyuncunun bedenini tanıma sürecine, bedeni evrimsel olarak şekillendiren sosyal, kültürel, bilimsel ve sanatsal belirleyenler çerçevesinde bakılmalıdır. Çünkü tiyatronun başat ögesi olan oyuncunun gelişimi tiyatro tarihine, tiyatro tarihi de bedenin tarihine paralel bir çizgide gelişmiş ve değişmiştir. Bu süreci daha iyi analiz edebilmek için tiyatral anlatımın oluşturulmasında, "oyuncu" ve temel malzemesi olan "bedenin" üzerine düşünce üreten, kuramsal nitelikli çalışmalar aracılığıyla yöntemler geliştiren önemli yönetmen ve kuramcıların bakış açıları araştırılmaya çalışılmıştır. Bedenin çalışma prensibine paralel olarak beden kavramına yönelik yeni görüşler ileri sürülmüştür. Tüm araştırmaların ortak sonucu olarak bedenin hareket ile olan ilişkisinin irdelenmesi gerekliliği doğmuştur. Bu nedenle, sahne üzerinde oyuncunun bilinçli devinimini oluşturan hareketin temel ögeleri ve bedenin hareketi üretmede kullandığı fizyolojik, zihinsel, duyusal, duygusal özellikleri farkındalık ve ifade kapsamında incelenmiştir. Tüm bu yaklaşımların ışığında, bu çalışma oyuncu bedeninin tiyatral anlatımı oluşturma aşamasına daha sağlıklı ve bütünlüklü bir işleyişle ulaşabilmesi için oyuncunun bedenini özgürleştirmesine yönelik fiziksel alıştırma önerileri sunmaktadır. Oyuncunun bu süreci basit bir ısınma aşaması olarak görmesi yerine yaşamsal bir gereklilik olarak görme bilincine ulaşmasını sağlayacak teknik alıştırmalar ile bedensel anlatımı etkili ve doğru bir biçimde oluşturabilmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Oyunculuk, Beden, Hareket, Yöntem Önerisi, Fiziksel çalışmalar.

BedenEgzersizOyuncu+2
Pelin Elcik Yorgancıoğlu
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Tokat ilinin seramik üretim kronolojisi ve Tokat seramiklerinde örnek üretimler

Tokat yerleşim yeri olarak bereketli topraklara kurulmuş bir Orta Karadeniz şehridir. Yeşilırmak şehrin tam ortasından geçmekte ve birçok ovaya hizmet etmektedir. Ilıman Karadeniz iklimi ile tarım ve hayvancılık için çok uygun olan bölge, antik çağlardan beri yerleşim açısından tercih edilen bir yer olmuştur. Bu nedenle her zaman kozmopolit bir yapıya sahip olmuş, bünyesinde birçok farklı kültürel yapı oluşturmuş ve yüzyıllardan beri aynı yapıyı korumakta olan bir şehirdir. Anadolu'da bir el sanatı olarak seramik üretimi, gerek saray için, gerekse halkın sanatı olarak geniş bir etki alanına sahip olmuştur. Saray için üretim yapan İznik seramikçiliğinin dışında, halk sanatı olarak tanımlayacağımız, bağımsız ve halkın kendi ihtiyaçlarını karşılayan genelde işlevsel olan seramikler de üretilmiştir. Geçmişten günümüze kadar üretimini sürdüren Kütahya, Çanakkale, Diyarbakır gibi, Tokat'ta özgün seramik merkezlerinden biri olmuştur. Kaynaklar genel olarak Tokat'ta seramik üretimini, 18.yy-20.yy arasında değerlendirmiş ve sadece bu dönemler içerisinde sınırlandırılmıştır. 17.yy sonlarına doğru İran'dan sürgün edilen Ermeni halkı ve Tokat'a yerleşen Ermeni seramik ustalarının varlığı bu tarihlerde dikkati çeker. Tokat seramiklerinin 18.yy-20.yy arasında ki oluşumunda Ermeni ustaların varlığı elbette yadsınamaz bir gerçektir. Fakat Tokat'ta seramik üretimini yalnızca bu tarihlere ve sadece Ermeni ustalarına bağlamak yanlış olacaktır. Kazılardan elde edilen arkeolojik buluntular sayesinde, Tokat Seramikçiliğinin yalnızca 18.yy-20.yy ile sınırlı olmadığı, bu topraklarda yaklaşık 6000 yıllık bir seramik serüvenin olduğu görülmektedir. Tokat'ta geçmişte ve günümüzde üretilen seramikler değerlendirilmiş, aralarında birtakım benzerlikler taşıdığı ve üretim konusunda aralarında sıkı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Aynı coğrafyada bulunan farklı kültürlerin her konuda birbirlerinden etkilendiği gibi, seramik üretimi konusunda da etkilenmelerin olduğu açıkça görülmektedir.

Seramik sanatıSeramik sırlarıSeramikler+3
Hadiye Güvenateş Kılıç
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet rolleri bakımından 1990 sonrası Türk sinemasında eşcinsellik

Cinsellik tarihi kadar eski olan eşcinsellik toplumdan topluma derecesi farklılık gösterse de sürekli toplumsal yaptırımlarla ve cezalarla baskı altında tutulmuş, ötekileştirilmiştir. Kadın cinselliğinde var olan kontrol altında tutma durumu eşcinsellikte reddedilme biçiminde gelişmiştir. Toplumdan dışlanma ve marjinal sayılarak sistem dışı bırakılma korkusu yaratılarak toplumsal cinsiyet unsuru aracılığıyla "öteki" cinsel kimlikler baskılanmış ve yok sayılmıştır. Bu yapılırken kültür, din ve sınıfsallık kullanılmış ve cinsiyetler tipleştirilmiştir. Sanat üretimi ataerkil iktidar ve egemen sistem etkisi altında kalmaktan kurtulamamış, topluma uyumlu birey olma anlatıları sanat üretimi içerisinde her zaman varolmuştur. 20. yy. itibariyle yükselen ve iktidarın en önemli kitleye seslenme aracı olarak kullanılan sinema bu politik ve toplumsal cinsiyetin yeniden üretim sisteminde yeralmıştır. Sinemada eşcinselliğin görünür olması ve güldürü unsuru ya da aşağılanan karakter dışında canlandırılması Dünya Eşcinsel Hareketinin ortaya çıkmasıyla paralellik gösterir. Aynı paralellik Türk Sineması ve Türkiye Eşcinsel Hareketi için de geçerlidir. 1990'lı yıllara kadar sadece yan unsur olarak işlenen eşcinsellik son dönem Türk Sinemasında konu eksenli işlenebilmektedir. Sayısal olarak hala Dünya Sinemasına göre oldukça geride olan Türk Sineması'nda az da olsa dikkate değer örnekler verilmeye çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Eşcinsellik, Eşcinsel Hareket, Türk Sinemasında Eşcinsellik, Toplumsal Cinsiyet, Cinsel Kimlik, Toplumsal Cinsiyet Rolleri, Queer Sinema

1990 sonrasıCinsel kimlikCinsel kimlik+4
İbrahim Tarkan Doğan
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Brahms'ın eserlerinde Korno; Op.40 keman, piyano, korno üçlüsünün teknik ve müzikal açıdan analizi

Kornonun en ilkel halinden günümüze kadar süren tarihsel serüveni oldukça uzundur. İlkel hali M.Ö. 6. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Bu durum tarihin en eski çalgılarından biri olduğunu ortaya koyar. İlkel toplumların o dönemde sadece haberleşme alanında kullandığı bu çalgı, günümüzdeki orkestralarda oldukça etkin bir role sahiptir. Johannes Brahms, döneminde yaşayan bestecilerden farklı olup yenilikçi değil gelenekçi olan bir bestecidir. Romantik dönemin gösterişli parlaklığından, tatlı ve uyumlu tınılarından uzak olup klasik dönemin özelliklerine bağlıdır. Ritimlerinde ve müziğin genel yapısında kendinden önceki örnekleri ön planda tutmuş, onlardan ayrılmamıştır. Gelenekçi yapısı kornoyu kullanmasını da etkilemiştir. Dönemin ventilli kornosu yerine klasik dönemin doğal kornosunu eserlerinde tercih etmiştir. Yazdığı korno partilerinin tınısının doğal korno da daha iyi tınlayacağını düşünen Brahms, doğal korno tercihini uzunca bir süre devam ettirmiştir. Brahms için kornonun ses rengi, özellikle de solo pasajlar içerisindeki kullanımı, oldukça etkileyicidir. Doğal kornonun genel yapısı yüzünden ortaya çıkan doğal olmayan harmonik seslerin kullanışı da eserlerinde oldukça önemli bir yer tutar. Brahms' ın Korno Trio' su, orkestrasyonu ve bölümlerinin birbiri ile olan bağı açısından romantik literatürün benzersiz eserlerinden biridir. Brahms bu eseri evden uzakta olduğu ve annesini kaybettiği bir dönemde yazmıştır. Bu nedenle de, Brahms' ın duygularının ön planda olduğu eserlerinden biridir diyebilirim. Anahtar kelimeler: Doğal Korno, Ventilli Korno, Brahms, Orkestra Eserleri ve Korno Trio.

Brahms, JohannesKemanKorno+1
Koray Ay
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan ve İngiliz sinemasında karşılaştırmalı olarak Darwin ve Darwinizm

17. yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkan aydınlanma düşüncesi, "aklını kullanma cesaretine sahip ol" mottosu ile geleneksel düşüncenin yerine aklı koyarak sorgulama kültürünü desteklemiş ve günümüzü etkileyen bir dizi bilimsel gelişme ve keşfin oluşumuna zemin hazırlamıştır. Bu bilimsel gelişme ve keşiflerin en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz evrim kuramıdır. 19. yüzyılda İngiliz bilim insanı Charles Darwin tarafından sistemleştirilen bu kuramın emarelerine Antik çağ filozoflarında rastlansa da rönesans ve reforma kadar gelen sürede özellikle kıta Avrupa'sında din, dinsel bilgi ve dini kurumlar etkili olduğu için bu kuramın sistemleştirilmesi ve sınırlarının belirlenmesi 19. yüzyıla kadar beklemiştir. Kuramın ortaya çıkışı ise başta biyoloji bilimleri olmak üzere birçok bilim dalında ve felsefi disiplinde büyük değişikliklere ve entelektüel kaoslara neden olmuştur. Charles Darwin tarafından ortaya atılan bu kurama göre; canlı türleri nesilden nesile kalıtsal değişikliklere uğrayarak evrilmekte ve ilk halinden farklı özellikler kazanmaktadır. Tüm canlıların ataları ortaktır ve dolayısıyla tüm canlılar akrabadır lakin ortak atadan uzaklaşıldıkça çeşitlilik artmaktadır. Evrim; doğal seçilim, mutasyon, genetik sürüklenme ve genetik otostop gibi mekanizmalarıyla tedrici bir değişime neden olmakta ve doğanın en kudretli güçlerinden biri olarak kendini her daim göstermektedir. Sinema, sanat dalları arasında bilimle ve bilimsel olanla en yakın ilişki içerisinde bulunan sanat dalıdır ve pek çok bilim dalını, bu bilim dallarına ait keşif ve bilgileri ve bilim insanlarını senaryo metnine indirgeyerek beyazperdeye aktarmıştır. Charles Darwin ve Darwinizm diğer bilim insanları ve bilim dallarına nazaran (Örneğin; Kozmoloji veya Karl Marx) sinemaya daha az aktarılsa da, bilim-din çatışmasını körükleyen içeriği nedeniyle yönetmenlerin, sinema endüstrilerinin ve dolayısıyla toplumların muhafazakarlık derecelerini gösteren önemli bir ölçüt niteliğindedir. Bu ölçüt kullanılarak İngiliz ve Amerikan sinemasına bakıldığında; İngiliz sinemasının bilime ve bilimsel olana daha yakın bir çizgide durduğu, Amerikan sinemasının ise daha muhafazakar bir perspektife sahip olduğu görülmektedir.

Amerikan sinemasıDarwin, Charles RobertDarwinizm+3
Emre Doğan
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Robert Schumann'ın romantizmi ve edebi yönünün müziğiyle etkileşimi

Robert Schumann'ın besteleme sürecindeki sosyal ve dönemsel etkileşimleri ile edebi yönünün müziğiyle birleşiminin araştırıldığı bu çalışma 3 bölümden oluşmuştur. Sanatçının, sanatsal yaklaşımını biçimlendiren romantik dönem, tezin 1. bölümünde incelenmiştir. Dönemin özellikleri tüm sanat biçimlerini etkileyerek, müzikte düşüncenin temel fikri olarak yer almıştır. Romantik dönemde müzik, sanatsal konuşmayı aşıp "tasvir edilemeyeni tasvir eden" en güçlü sanat türü olarak ön plana çıkmıştır. Robert Schumann'ın kimliği, romantizmi ve edebi yönünün ele alındığı ikinci bölümde, sanatçının hayatı, şair ruhu, ilgi duyduğu yazarlarla olan etkileşimi, yazdığı mektuplar ve makaleler incelenmiştir. Dönemsel ve çevresel faktörlerin etkisiyle oluşan düşüncelerini paylaştığı yazıları, sanatçının romantik ruhunu yansıtmış, müziği dönemin karakteristik özelliklerini barındırmıştır. Tezin son bölümü olan 3. bölümde ise bestecinin, kendine özgü dil estetiğini yaratıcı kimliğiyle müziğinde kullanması sonucu ortaya çıkan romantik yönü ve gücü vurgulanmıştır. Müziğinde kullandığı materyallerin çeşitliliği, gerçek ilham kaynağı olan dizelerin ifadesini verebilmek için geliştirilmiştir. Bu kullanımlar bestecinin eserlerinde, betimlenen dizelere denk gelen müzik cümleleri ile karşılaştırılarak incelenmiş ve verilen örneklerle hayatının müziğiyle olan ilişkisi anlatılmıştır. Sonuç olarak Robert Schumann'ın romantizmi ve edebi yönünün müziğiyle etkileşimi konusunun irdelendiği bu çalışma, sanatçının eserlerinin daha doğru anlaşılmasını, literatür ve yorumculara; teknik ve müzikal anlamda katkı sağlamasını hedeflemiştir.

MüzikRomantizmSchumann, Robert
Gözde Tanyeri Göçmen
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kars âşıklık geleneği: Âşık Bilal Ersarı

Kars ili âşıklık geleneği, Anadolu âşıklık geleneği bağlamında benzer özelliklere sahip olduğu gibi diğer yörelerdeki âşıklık geleneklerinden kimi uygulamalarıyla farklı bir yapıya sahiptir. Yeni üretilen sözleri, geleneğin ezgi havuzunda bulunan melodilerle birleştirmek, Kars âşıklık geleneğinin yaratıcı uğrağıdır. Başka bir deyişle Kars âşıkları geçmişten günümüze, yeni yazdıkları, daha doğru bir ifadeyle doğaçlama olarak söyledikleri dizeleri, geleneğin kendisine tevarüs ettiği kalıp ezgilerle birleştirerek, geleneğin nasıl sürekli yeniden üretilmiş ve üretilmekte olduğuna görünürlük kazandırmaktadır. Kars âşıklarının kullandıkları kalıp ezgiler, uygulayıcıları ve araştırmacıları tarafından kimi zaman "hava" kimi zaman da "makam" nitelemesiyle anılırlar. Bu çalışma, tarihsel perspektiften Kars ili âşıklık geleneğini anlamaya çalışırken, Âşık Bilal Ersarı üzerinden yürütülen bir vaka incelemesi (case study) ile geleneğin sürekliliğine ve değişimine ışık tutmaya çalışmaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öğrenme süreci üzerinde durularak, Türkiye âşıklık geleneğinin temel unsurlarına görünürlük kazandırmak hedeflenmiştir. Ayrıca genel Âşıklık geleneği hakkında bilgi verilmiş, çalışmanın odağında bulunan "âşık" profili çizilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde âşıklık geleneği Kars ili özelinde ele alınarak, Kars âşıklarının kullandıkları ezgi kalıpları ve bu ezgi kalıplarının kullanımlarına dair veriler sunularak, icraların performans alanları tespit edilmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışma Âşık Bilal Ersarı özelinde, Kars İli âşıklık geleneğinin pratikte öne çıkan temel unsurları üzerinde durularak, âşığın şiirleri ele alınmış, kullandıkları havaların/makamların yeni notasyonları analiz edilmiştir.

Aşık edebiyatıAşıklar(Aşıklık geleneği)Ersarı, Bilal+3
Elif Bektaş
Bingol University · Institute of Fine Arts
2016
00