Biruni University
Discipline

Anatomy

Biruni University

345

Archived Theses

7

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel formaldehit uygulanan sıçanların karaciğer dokusunda apoptozis ve CD68 immünreaktivitesi üzerine ozon ve timokinonun etkilerinin incelenmesi

Formaldehit (FA), dokularda hasara neden olmakta, oksidatif stresi aktifleştirmekte ve antioksidan düzeylerini düşürmektedir. Timokinon (TQ) ve Ozon (O3) ise oksidan maruziyetinin neden olduğu hasarı iyileştirmektedir. Bu çalışmada amacımız; FA maruziyetinin kan ve karaciğerde oluşturduğu hasarı biyokimyasal belirteçlerle ve histopatolojik olarak TUNEL metodu ve CD68 hücre yoğunluğu ölçümü ile ortaya koymak, ayrı ayrı antioksidan etkili moleküller olan TQ ve O3'nun hem tek başına kullanıldıklarında hem de birlikte kullanıldıklarında FA maruziyeti ile oluşan hasarı ne derece değiştirdiklerini ortaya koymaktır. Çalışmada ağırlıkları 270-300 gr arasında değişen 8-10 haftalık 56 adet Sprague-Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Serumda AST, ALT, total antioksidan (TAS) ve total oksidan (TOS) seviyeleri tayin edildi. Ayrıca total antioksidan (TAS) ve total oksidan (TOS) seviyeleri için karaciğer dokuları da incelendi. Karaciğer dokularında immünohistokimyasal yöntemlerle CD68 hücre yoğunluğu değişimleri ortaya koyulurken ayrıca apoptotik hücrelerin belirlenmesi için TUNEL yöntemi uygulandı. FA maruziyeti, deney hayvanlarının serum AST ve ALT seviyelerinde artışa, serum ve karaciğerlerinde TAS seviyelerinde azalmaya, TOS seviyelerinde yükselmeye, TUNEL pozitifliğinde ve CD68 hücre yoğunluğunda artışa neden oldu. Antioksidan olarak verilen TQ ve O3, serum ve karaciğerde meydana gelen biyokimyasal ve histopatolojik değişiklikleri ciddi anlamda düzeltti. Sonuç olarak; TQ ve O3, FA maruziyetinin neden olduğu oksidatif hasarı baskılamakta ve oluşan histopatolojik bozulmaları geri çevirmektedir.

ApoptozisFormaldehitHayvan deneyleri+4
Feyza Aksu
Fırat University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Alt ekstremite uzun kemiklerinde foramen nutricium'larin morfolojik ve topografik anatomisi

Nutrient foramina are important anatomical characteristics of long bones and help in determining the entry site of nutrient arteries and the weak areas that susceptible to fractures and hence study of the nutrient foramen is important in medical field. This study aimed to determine the number and positions of nutrient foramina of femur, tibia and fibula and to observe their sizes, direction and obliquity. Two hundred sixty five adult human bones of the lower limbs were observed. Nutrient foramina were identified with naked eyes and their direction, obliquity and size were determined by 20 and 24 gauge needles. Shapes were observed with naked eye and allotted to oval and round types. The location of the nutrient foramina were determined in relation to upper, middle and lower third segment of the bones and was validated by calculating foraminal index. Our study found 79% of specimens with a single nutrient foramen. More than 96% of the nutrient foramina were directed away from the knee. Eighty seven percent of the femoral nutrient foramina were located in the middle third, 72% of tibial nutrient foramina were located in the proximal third while 98% of the fibular nutrient foramina were located in the middle third of the specimens. Overall, no nutrient foramen was found to be present on the distal third of the bones studied. Our study findings are in accordance to the findings from several research studies. The assessment of pathological conditions associated with the findings of foramen nutricium in our study may help clinicians and surgeons in planning treatments for applications to be performed in this region. However, it is thought that literature will be a source for basic and clinical sciences by providing reference values.

AnatomyLegExtremities+6
Syeda Uzma Zahra
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Formaldehit uygulanan sıçanların karaciğer dokusunda asprosin ve subfatin immün reaktivitesi üzerine karvakrol'ün etkilerinin incelenmesi

Toksik dozlarda formaldehit (FA) dokularda oksidatif hasara sebep olur ve enerji metabolizmasını bozar. Yağ dokusundan sentezlenen asprosin (ASP) ve subfatin (SUB) enerji metabolizmasının düzenlenmesinde etkili adipokinlerdir. Çalışmada FA'ya maruz bırakılan sıçanların ASP ve SUB immünreaktivitesi üzerine antioksidan ve hepatoprotektif özellikleri bilinen karvakrolün (CAR) etkilerinin immunohistokimyasal ve biyokimyasal yöntemlerle belirlenmesi amaçlandı. 42 adet Wistar Albino cinsi erkek sıçanlar, Grup I (Kontrol), Grup II (CAR-20), Grup III (CAR-40), Grup IV (FA), Grup V (FA+ CAR-20) ve Grup VI (FA+CAR-40) olarak ayrıldı. Formaldehit alan gruplara doz 10 ppm (8 saat/gün, 5 gün/hafta) olacak şekilde inhalasyon yoluyla, CAR alan gruplar ise 20 ve 40 mg/kg/48 saat iki farklı doz olacak şekilde i.p. yolla 4 hafta boyunca uygulandı. Kan ve karaciğer doku örneklerinde enzim bağlantılı immünosorbent testi (ELISA) ile ASP, SUB, total oksidan (TOS) ve total antioksidan (TAS) seviyelerine bakılırken, immünohistokimyasal yöntemle ASP ve SUB immünreaktiviteleri, TUNEL metodu ile apoptotik hücre miktarı belirlendi. Formaldehit maruziyeti karaciğer dokusunda ciddi oksidatif hasarlara neden oldu. TOS seviyesini yükseltirken, apoptotik hücre sayısını artırdı. Uygulanan 20 mg/kg CAR karaciğer dokusunda apoptotik hücre sayısını azaltırken, TOS seviyelerini de düşürdü. Ancak 40 mg/kg dozundaki CAR kontrol grubuna kıyasla apoptozisi artırdı. Formaldehit ile birlikte uygulanan 40 mg/kg CAR, karaciğer dokusunda TOS değerini FA grubuna göre azaltsa da, tek başına uygulandığında kan TOS değerini kontrol grubuna göre yükseltti. Ayrıca FA maruziyeti karaciğer dokusunda ve kanda ASP ve SUB immünreaktivitelerini azalttı. Ancak bu değerler CAR ilavesi ile tersine çevrildi. Bu bilgiler ışığında, FA'nın enerji metabolizmasını bozduğu ve CAR'ın uygun dozlarda FA'nın yıkıcı etkilerini azalttığı, yüksek dozlarda ise zararlı olabileceği söylenebilir.

AsprosinFormaldehitKaraciğer+3
Elif Emre
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Foramen infraorbitale'nin üç boyutlu rekonstrüksiyon yöntemi ile değerlendirilmesi

Şengül Tekemen, Foramen Infraorbitale'nin Üç Boyutlu Rekonstrüksiyon Yöntemi İle Değerlendirilmesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Anatomi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Zonguldak, 2020 Foramen infraorbitale, maxilla'nın ön yüzünde bulunan ve içerisinden nervus infraorbitalis, arteria infraorbitalis ve vena infraorbitalis'in geçtiği bir deliktir. Bu çalışmanın amacı, üç boyutlu rekonstrüksiyon yöntemi ile elde edilen bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri üzerinde foramen infraorbitale'nin yeri ve belli referans noktalara olan uzaklıklarının değerlendirilmesidir. Bu çalışmada, Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda herhangi bir nedenle yüz bölgesinde inceleme yapılan 50 kişiye ait maksillofasiyal BT görüntüleri kullanıldı. Foramen infraorbitale'nin sekiz referans noktaya olan uzaklığı ölçüldü. Foramen infraorbitale'den iki referans noktasına çizilen çizgi ile foramen infraorbitale'den orta hatta çekilen dikey çizgi arasında tanımlanan iki açı ölçüldü. Bu verilerle; toplam kişi, kadın ve erkeklerde taraf karşılaştırması ile sol ve sağ tarafta cinsiyet karşılaştırması yapıldı. Taraf karşılaştırmasında; toplam kişilerde ve erkeklerde foramen infraorbitale ve orta hat arasındaki uzaklıkta (MA), kadınlarda ise foramen infraorbitale ve apertura piriformis arasındaki uzaklıkta (AF) istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Cinsiyet karşılaştırmasında; sol tarafta foramen infraorbitale ve arcus zygomathicus'un en dış kenarından çekilen dik çizgi arasındaki uzaklıkta (AE) ve foramen infraorbitale ve spina nasalis anterior arasındaki uzaklıkta (AH) anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sağ tarafta MA, AE, AF, foramen infraorbitale ve nasion arasındaki uzaklık (AG) ve AH uzaklığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sonuç olarak; foramen infraorbitale'nin yerinin bilinmesi yapılacak girişimler açısından önem taşımaktadır. Bu bölgedeki anatomik yapılarla ilgili üç boyutlu rekonstrüksiyon çalışmaları sınırlıdır. BT, foramen infraorbitale'nin lokalizasyonunun ayrıntılı bir şekilde incelenmesini sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Anatomi, Antropometri, BT, Üç boyutlu rekonstrüksiyon, Foramen infraorbitale.

AnatomiAntropometriDental restorasyon+2
Şengül Tekemen
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Caput mandıbulae ve processus coronoıdeus'un transvers açılarının orta yüz genişliği ile olan ilişkisi

Mandibula, konuşma ve çiğneme gibi fonksiyonlarının yanı sıra üzerinde bulundurduğu anatomik yapılar sayesinde antropometrik öneme sahiptir. Aynı zamanda yüzün merkezi bileşeni olan çeneyi oluşturarak yüz estetiğinde de önemli bir rol oynamaktadır. Çalışmamızda 18-72 yaş arasında 41 kadın ve 18-72 yaş arasında 47 erkek olmak üzere toplam 88 kişiye ait bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanıldı. Ölçümler, bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen üç boyutlu görüntüler üzerinde ve horizontal düzlemde yapıldı. Yüze ait olan bizygion genişliği, sağ ve sol yüz genişliği ölçüldü. Mandibula'ya ait bicondylar genişlik, sağ ve sol proc. coronoideus arası genişlik, sağ ve sol ayrı olarak horizontal düzlemde her iki caput mandibulae'yi birleştiren doğru ile caput mandibulae'nın merkezi ve proc. coronodeius'u birleştiren doğru arasındaki açı (sağ ve sol A açısı), sağ ve sol ayrı olarak caput mandibulae ile proc. coronoideus'u kesen doğru ile aynı tarafa ait corpus mandibulae'nın uzun ekseni üzerinden geçen doğru arasındaki açı (sağ ve sol B açısı), sağ caput mandibulae-spina mentalis-sol caput mandibulae arasındaki açı (C açısı) ve intercondylar açı ölçüldü. Erkeklerde kadınlara göre bizygion uzunluğu, sağ yüz genişliği, sol yüz genişliği, bicondylar genişlik ve sağ ve sol proc. coronoideus arası genişlik istatistiksel olarak anlamlı derecede uzun belirlendi (p<0.05). C açısı ise kadınlarda erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla saptandı (p<0.05). Erkeklerde sağ B açısı sol B açısına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla belirlendi (p<0.05). Kadınlarda ise sağ yüz genişliği ve sağ B açısı sol taraftaki değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla saptandı (p<0.05). Sonuç olarak caput mandibulae ve proc. coronoideus'un transvers açılarının ve yüz genişliği ile olan ilişkisinin belirlenmesi bu bölgede yapılacak olan cerrahi girişimler için önem taşımaktadır.

AnatomiMandibula
Öznur Aktaş
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Rat ve tavşan extremitelerinde yüzeyel ven seyirlerinin lateks ve veinviewer sistem ile karşılaştırmalı olarak belirlenmesi

Damarların orijin, seyir ve vaskularizasyon bölgeleri, evcil memeli hayvanları konu alan kitaplar ve makalelerde ayrıntılı olarak ifade edilmektedir. Bununla birlikte laboratuvar hayvanlarından tavşan ve rat üzerinde yapılan araştırmaların bölgelerin vaskülarizasyonları ile ilgili verdikleri bilgiler oldukça yüzeyseldir. Günümüzde laboratuvar hayvanlarında dolaşım sistemi üzerindeki çalışmaların ve kurgulanan modellemelerin çok daha çeşitli ve özgün olduğu göz önüne alındığında, bu tür araştırmalarda dolaşım sistemi anatomisinin ve oluşabilecek varyasyonların kapsamlı bir şekilde bilinmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Bu projenin amacı, damar seyirlerinin belirlenmesi için kullanılan latex enjeksiyon metodu ile tıp hekimliğinde intravenöz girişimler esnasında kullanılan veinviewer cihazının, rat ve tavşanlarda extremite yüzeyel ven seyirlerinin belirlenmesinde birbirleriyle karşılaştırılması ve veinviewer cihazının hayvanlarda kullanılabilir olma ihtimalinin değerlendirilmesidir. Aynı zamanda klinisyen veteriner hekimlere veinviewer cihazı ve kullanımı ile ilgili bir anket yapılarak, veteriner sahada bir farkındalık oluşturmak ve katılımcıların bu güncel görüntüleme metodu hakkındaki fikirlerini elde etmek amaçlandı. Bu amaçla proje üç aşamalı olarak dizayn edildi. Birinci aşamada 15 adet rat ve 15 adet Yeni Zelanda tavşanının extremitelerinin veinviewer görüntülemesi yapılarak bulgular kaydedildi. İkinci aşamada aynı hayvanlara latex enjeksiyon metodu uygulanarak materyallerin diseksiyonu yapıldı ve elde edilen bulgular karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Üçüncü aşamada ise ilk iki aşamadan bağımsız olarak, Türkiye genelinde 400 klinisyen veteriner hekime veinviewer cihazı ve kullanımı ile ilgili anket uygulandı. Ratlarda vena cephalica'nın v. jugularis externa'dan köken alması veinviewer cihazı ile görüntülenemezken, tavşanlarda v. cephalica'nın v. jugularis'ten ya da m. omotransversus'un insertiosu seviyesinde v. brachialis''ten orijinlenmesi veinviewer cihazı ile görüntülendi. Ayrıca yapılan bu çalışmada ratlarda özellikle arka extemite, tavşanlarda ise hem ön hem de arka extremite yüzeysel venlerinin latex enjeksiyon metodu bulgularına paralel olarak veinviewer cihazı ile de görüntülendiği tespit edildi. Bununla birlikte anketi yanıtlayan veteriner hekimlerin %5,7'si veinviewer cihazını kullandıklarını belirtmişlerdir. Sonuç olarak; latex enjeksiyon metodu ile elde edilen verilerin, rat ve tavşan extremite yüzeyel ven seyirleri bakımından literatüre güncel bilgi kazandıracağı düşünülmektedir. Veinviewer cihazının insanlarda özellikle periferik intravenöz katater uygulaması esnasında, damarları görünür kılabilmek amacıyla tercih edildiği düşünülürse, cihazın yüzeysel venlerin görüntülenmesinde hayvanlarda alternatif bir yöntem olarak kullanılabilceği düşünülmektedir.

AnatomiKan damarlarıKızılötesi spektrum+4
Funda Aksünger Karaavcı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uygun maske yapımı için yüz antropometrisinin incelenmesi

Yapılan bu çalışmayla yüzde bazı antropometrik noktalar üzerinde ölçümler yapıp yüze daha uyumlu maskeler üretimine katkı sağlamak amaçlandı. Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde çeşitli nedenlerle baş Bilgisayarlı Tomografi (BT) incelemesi yapılmış 18-60 yaş aralığında 25'i kadın ve 25'i erkek olmak üzere toplam 50 kişiye ait BT görüntüleri incelendi. Bu görüntüler de kemik üzerinden; ectoconchion-ectoconchion (Ec-Ec), zygion- zygion (Zyg-Zyg), zygomaxillare-zygomaxillare (Zm-Zm), gonion-gonion (Go-Go), rhinion-nasospinale (Rh-Nas), rhinion-menton (Rh-Me) antropometrik noktaları arasındaki uzaklıklar ile yüzün hem sağ hem de sol tarafında bulunan condylion- gnathion (Co-Gn), condylion-gonion (Co-Go), condylion-rhinion (Co-Rh) antropometrik noktaları arasındaki uzaklıklar ölçüldü. Yumuşak doku üzerinden; alare-alare (al-al), zygion-zygion (zy-zy) antropometrik noktaları arasındaki uzaklıklar ile yüzün hem sağ hem de sol tarafında bulunan otobasion superior- otobasion inferior (obs-obi) arasına çizilen kavsin uzunluğu ölçüldü. Bilateral ölçülen parametreler kendi aralarında ve tüm parametreler kadın-erkek olarak karşılaştırıldı. Kemik üzerindeki tüm parametreler erkeklerde kadınlardan anlamlı olarak daha uzun bulunmuştur (p<0,05). Erkeklerde yüzün sağ ve sol tarafında ölçülen parametreler karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmadı (p>0,05). Kadınlarda ise yüzün sağ tarafında bulunan Co-Rh arası uzunluk yüzün sol tarafında bulunan Co-Rh arası uzunluktan istatiksel olarak anlamlı derecede uzun bulundu (p<0,05). Kadınlarda ve erkeklerde yaşın artmasıyla beraber Zyg-Zyg uzunluğu ile Rh-Me uzunluğunda istatiksel olarak anlamlı artış bulundu. Antropometrik ölçümler sonucunda elde edilen verilerin maske yapımına ve Anatomik literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Anatomi, BT, Maske, Üç boyutlu rekonstrüksiyon

AnatomiAntropometriAntropometrik parametreler+4
Büşra Uyar
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyun ve keçilerde yağ doku kökenli mezenkimal kök hücrelerin izolasyonu ve identifikasyonu

Günümüzde hayvan hastalıkları için kök hücre tedavi metotları geliştirilmekte ve özellikle Mezenkimal kök hücre (MKH)'ler ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Hayvan modelleri, beşeri hekimlikteki olası uygulamalar için kök hücrelerin özelliklerini ve potansiyellerini incelemek amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma koyun ve keçilerde yağ doku kökenli kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ile adipojenik, kondrojenik ve osteojenik farklılaşma potansiyellerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda kesimhanede kesilen sağlıklı ve yetişkin 5 koyun ve 5 keçiden steril şartlarda inguinal bölgeden alınan yağ dokular kök hücre laboratuvarımıza getirilerek hücre kültür ve pasajlamalara tabi tutuldu. Aynı zamanda kök hücrenin ispatında önemli bir diğer aşama olan farklılaştırma işlemi gerçekleştirildi. Mezenkimal kök hücreler adipojenik, kondrojenik ve osteojenik yönde farklılaştırılıp histokimyasal boyama işlemlerine tabi tutuldu. İzolasyon işleminde kök hücrelerin morfolojik olarak ispatını sağlayan self renewal (kendi kendini yenileme) ve asimetrik bölünme aşamaları gözlemlendi. Keçi MKH'leri koyun MKH'lerine göre daha hızlı şekilde doluluk oranına (konfluense) ulaştı. Pasaj 3'e getirilen yağ doku kaynaklı kök hücreler kimliklendirme işlemi için Akım (flow) sitometri cihazında CD44, CD90, CD105 ve CD45 antikorları kullanılarak yüzey belirteçleri belirlendi. CD44, CD90, CD105 eksprese edilirken CD45 belirteci eksprese edilmedi. Çalışmamızda, veteriner hekimlikte önemli türler arasında yer alan koyun ve keçilerden yağ doku kaynaklı kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ve başka hücrelere farklılaşma (osteojenik, kondrojenik ve adipojenik) yetenekleri belirlenmiş, koyun ve keçi MKH izolasyon farklılıkları ortaya konmuştur. Ayrıca, bu çalışmada yüzey belirteçleri (CD44, CD90, CD105, CD45) ile MKH immunofenotiplemesi koyun ve keçilerde ülkemizde ilk defa yapılmıştır. Çalışmanın veteriner hekimlikte bundan sonraki MKH çalışmalarına önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Adipoz dokuAkım sitometrisiKeçiler+2
Yeşim Aslan Kanmaz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Siirt renkli tiftik keçisinin üst solunum yollarının silikon plastinasyonu ve taramalı elektron mikroskop(SEM) ile incelenmesi

Bu araştırmada Siirt renkli tiftik keçisinde üst solunum yolunun yüzey yapısında silikon plastinasyon yöntemi ile meydana gelen değişiklikleri ortaya koymak amacı ile yapıldı. Bu amaç doğrultusunda mezbahanelerden temin ettiğimiz 10'ar adet Siirt renkli tiftik keçisinin total kafatası iki yarıma ayrıldı. Elde edilen kafataslarının bir yarımları plastine edildi. Makro olarak karşılaştırmaları yapıldıktan sonra plastitnatlardan ve fresh materyalden alınan üst solunum yolu doku örneklerinin her ikisinin taramalı elektron mikroskop(SEM) bulgularını karşılaştırılarak silikon plastinasyonun yüzey üzerindeki deformasyonları incelendi. Üst solunum yolunda bulunan anatomik yapılardan plica rectalis'in %17 oranında enine küçüldüğü tespit edildi. Concha nasalis ventralis plastine edilen anatomik yapılarda enine %63 oranında en fazla küçülen yapı olduğu görüldü. Taramalı elektron mikroskobu verileri incelendiğinde üst solunum yolu üzerinde yer yer silia'ların, Arnavut kaldırımı deseninin, goblet hücreleri ve epitel yüzeyinde bulunan bez kanalları tespit edildi. Plasine dokulardan alınan SEM görüntülerinde yüzey epitelinde deformasyona bağlı yüzey yapılarının dejenere olduğu görüldü. Sonuç olarak çalışmamızda Siirt renkli tiftik keçisinin üst solunum sistemi taramalı elektron mikroskobu ile incelendi. Plastinasyon tekniğinin yüzey epitelinde bulunan yapılara zarar verdiği tespit edildi. Plastinasyon tekniği ile taramalı elektron mikroskobu ilk olarak beraber çalışıldığı için literatüre katkı sağlayacağını düşünemekteyiz.

KeçilerMikroskopi-elektron taramalıPlastinasyon+3
Barış Can Güzel
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığırlarda diz ekleminin MR ve CT ile 3Dyapılanması ve aquaporin 1-2-3 dağılımının araştırılması

Diz, vücudun en büyük eklem boşluğuna sahip olan eklemdir. Hem kompleks yapısı gereği hem de vücudun ağırlığını taşıması sebebiyle birçok araştırmaya konu olmuştur. Bilindiği üzere ülkemizde büyük hayvan yetiştiriciliği hayvan ekonomisinin temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Büyük hayvan yetişticiliğinde, eklem hastalıklarıyla oluşan topallıklar hayvan refahını etkileyerek ciddi verim kayıplarına neden olmaktadır. Bu durum önce sürü ekonomisini daha sonra ise ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. Böylesine karmaşık yapıya sahip olan diz ekleminin morfolojisinin iyi bilinmesi hem Beşeri hem de Veteriner Hekimlik alanında diz eklemi ile ilgili patolojilerin tanısında ve tedavisinde önem arz etmektedir. Bölge anatomisi hakkında detaylı bilgiler olsada, literatür taramalarında Simental ırkı sığırların diz ekleminin MR ve BT görüntülerinin incelendiği, 3 boyutlu (3D) modellemesinin yapıldığı ve Aquaporin dağılımının araştırıldığı herhangi bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu çalışmada Simental ırkı sığırlarda diz eklemini hem morfometrik hem de morfolojik olarak birçok metodla incelemeyi amaçladık. Diz ekleminin anatomik yapısı Röntgen, BT ve MR görüntüleriyle detaylı olarak incelendi. BT görüntülerinden elde edilen iki boyutlu görüntülerden üç boyutlu modeller elde edildi ve morfometrik ölçümler yapıldı. MR görüntülerinde ise meniscus'lar, ligament'ler ve diğer yumuşak dokular detaylı bir şekilde hem morfolojik hem de morfometrik olarak incelendi. Ayrıca Simental ırkı sığırlarda diz eklemi kıkırdak, meniscus ve ligament dokusunda immünohistokimyasal metotla AQP-1, AQP-2 ve AQP-3'ün ekspresyonu ilk kez ortaya konuldu. Yapılan literatür taramaları sonucunda Simental ırkı sığırlarda diz eklemini hem morfolojik hem morfometrik hem de immünohistokimyasal olarak incelenmiş bir çalışma olmamasından dolayı sunulan çalışma sonuçlarının hem veteriner anatomi alanına güncel veriler sağlayacağını hem de devamında yapılacak olan benzer çalışmalara zemin hazırlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Simental Sığır, Diz eklemi, 3D Modelleme, Aquaporin 1,2,3

AkuaporinlerDiz eklemiHayvan hastalıkları+5
Asuman Arkaş Alklay
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel formaldehit uygulanan sıçan böbrek ve karaciğer dokularında karnozinin apoptozis, TRPM2 iyon kanalları ve betatrofin hormonu üzerine etkileri

Formaldehit (FA) dokularda oksidatif strese neden olmakta ve enerji metabolizmasını da bozmaktadır. Çalışmamızda FA'nın böbrek ve karaciğer üzerine bilinen zararlı etkilerinin oksidatif stres ile aktifleşebilen hücre zarı iyon kanallarından transient reseptör potansiyel melastatin 2 (TRPM2) kanallarındaki aktivasyon artışına bağlı olabileceği öngörülmüştür. Aynı şekilde enerji metabolizmasını bozduğu bilinen FA ile lipit metabolizması düzenleyicisi olan betatrofin arasında bir ilişki olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca FA'nın karaciğerde oluşturduğu hasara karşı bir antioksidan olan karnozinin bilinen yararlı etkisinin, böbrekler içinde geçerli olup olmadığının ve karnozinin her iki dokudaki olası iyileştirici etkisinin de TRPM2 kanalları ve betatrofin ile ilişkisinin açığa çıkarılması amaçlandı. Çalışmamızda ortalama ağırlıkları 260 gram olan 8-10 haftalık 28 adet Sprague Dawley cinsi erkek sıçanlar kullanıldı. Kan, böbrek ve karaciğer doku süpernatantlarındaki betatrofin seviyeleri ELISA yöntemi ile tayin edilirken total oksidan seviyesi (TOS) ve total antioksidan seviyesi (TAS) REL yöntemi ile analiz edildi. Böbrek ve karaciğer dokularında betatrofin ve TRPM2 immünreaktivitelerinin belirlenmesi immünohistokimyasal yöntemle çalışıldı. Ayrıca apoptotik hücrelerin belirlenmesi için TUNEL metodu uygulandı. FA maruziyeti böbrek ve karaciğer dokularında ciddi hasarlara yol açtı. Bunun yanında, FA maruziyeti böbrek ve karaciğer dokuları ile kanlarda betatrofin konsantrasyonlarının düşmesine, TOS seviyelerinin yükselmesine, TAS seviyelerinin düşmesine, TUNEL pozitifliğinin artmasına sebep olurken, TRPM2 kanallarını da aktifleştirdi. Karnozin suplementasyonu ise FA'nın neden olduğu histopatolojik ve biyokimyasal değişiklikleri büyük oranda düzeltti. Sonuç olarak, FA maruziyetiyle oluşan oksidatif hasara karşı tedavi olarak verilen karnozin oksidatif stresi baskılayarak bu hasarın tamamına yakınını ortadan kaldırmaktadır.

BetatrofinBöbrekFormaldehit+5
Ramazan Fazıl Akkoç
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Major koroner arter bifurkasyon açılarının dijital anjiyografi yöntemiyle değerlendirilmesi

Koroner arter stenozu ve buna bağlı klinik olaylar tüm dünyada mortalitenin en önemli sebebidir. Tedavisinde; perkütan yol ile stent yerleştirilmesi, by-pass'a önemli bir alternatiftir. Girişimsel teknikte, bifurkasyon lezyonları önemli bir problemdir. Bifurkasyon açısının değerlendirilmesinin, tedavide kullanılacak tekniğin belirlenmesinde ve işlem başarısında etken olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, geniş popülasyonla, bifurkasyon açılarının çeşitliliğini ve ortalama değerlerini rapor ederek, yeni yöntemlerin gelişitirilmesine yardımcı olmak amaçlandı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Polikliniği'ne, göğüs ağrısı şikâyeti ile gelen, tanı amaçlı Koroner Anjiyografisi yapılan 1005 (504'ü bayan, 501'i erkek) birey retrospektif olarak değerlendirildi. Kardiyomiyopati, kalp yetmezliği, sol ventrikül hipertrofisi, dilatasyonu, atriyal fibrilasyon, valvüler veya doğuştan kalp hastalığı, aktif bağ dokusu hastalığı, semptomatik aritmi ve dal bloğu olanlar, kronik karaciğer ve kronik böbrek yetmezliği olan hastalar ve by-pass'lı hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Tüm olgularda, sol ön oblik (LAO) kaudal pozisyondan; a. coronaria sinistra (ACS) ile ramus (r.) interventricularis anterior (RİA), ACS ile r. circumflexus (RCx), RİA ile RCx arasındaki bifurkasyon açıları, sağ ön oblik (RAO) kaudal pozisyondan; RCx ile r. marginalis sinister (RMS), RCx ile r. posterior ventriculi sinistri (RPVS) arasındaki bifurkasyon açıları, RAO kranial pozisyondan; RİA ile r. diagonalisler (RD1 ve RD2) arasındaki bifurkasyon açıları ve LAO kranial pozisyondan; a. coronaria dextra (ACD) ile r. ventriculus dexter (RVD), ACD ile r. marginalis dexter (RMD), r. interventricularis posterior (RİP) ile r. posterolateralis dexter (RPLD) arasındaki bifurkasyon açıları ölçüldü. Kadın ve erkek vakalarda ölçülen bifurkasyon açılarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. Bu ölçümler stent tekniklerine uyacak şekilde gruplandırıldı. ACS-RİA, ACS-RCx ile RİA-RCx dalları arasındaki bifurkasyon açıları, kadın ve erkek bireylerde yüksek oranda ">90 geniş açılı bifurkasyon" açısı olarak bulundu. RCx-RMS, RCx-RPVS, RİA-RD1, RİA-RD2, ACD-RMD ve RİP-RPLD dalları arasındaki bifurkasyon açıları ise, kadın ve erkek bireylerde yüksek oranda " <70 Y tipi bifurkasyon açısı" olarak bulundu. ACD-RVD dalları arasındaki bifurkasyon açısı ise kadın bireylerde; 14 (% 2.8) kişide " <70 Y tipi bifurkasyon", 209 (% 41.5) kişide " >70-90 T tipi bifurkasyon", 281 (% 55.8) kişide ise " > 90 geniş açılı bifurkasyon" olarak bulunurken, erkek bireylerde de bununla uyumlu bulundu. Tüm açıların korelasyonlarına bakıldı. Ana dallar ile yan dallar arasındaki açısal ölçümlerde (RCx-RMS, RCx-RPVS, RİA-RD1 ile RİA-RD2) çok güçlü pozitif yönde korelasyonlar (p<0.001) bulundu. ACD ve dalları arasındaki korelasyonlara bakıldığında ise, ACD-RMD dalı arasındaki bifurkasyon açı ölçümleri ile RİP-RPLD dalı arasındaki bifurkasyon açı ölçümleri arasında, çok güçlü pozitif yönde korelasyon (p<0.001) olduğu görüldü. Tüm koroner anjiografi verilerinin, gelişen teknolojiyle bypass'a önemli bir alternatif olan bifurkayon stentleme tekniklerine ışık tutacağı kanaatindeyiz.

AnatomiAntropometrik parametrelerKoroner anjiyografi+3
Gülnihal Deniz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Felçli hastalarda rehabilitasyon programının Corpus callosum hacmine etkisi

Felç veya inme son zamanlarda artan risk faktörleriyle birlikte morbidite ve mortalite bakımından dünyada ilk sıralarda yer alır. İnme sonrası uygulanan fizik tedavi, felçli kişinin fiziksel ve sosyal olarak iyiye gitmesine katkı sağlamaktadır. Corpus callosum, hemisferler arası kortikal alanları bağlayan beyaz cevherden oluşan kommissural liflerdir. Esas fonksiyonu sağ ve sol hemisferdeki alanlar arasında interhemisferik bağlantılar kurarak bilgi alışverişini, koordinasyonu sağlamaktır. Hareketsizlik ve azalan fiziksel aktivite felçli hastalarda corpus callosum'un hacminde azalmaya neden olabilmektedir. İnme sonrası tedavi amaçlı uygulanan rehabilitasyon programının corpus callosum'da hacimsel bir değişime neden olup olmadığının belirlenmesi amaçlandı. Bu çalışmada unilateral hemipleji tanısıyla Fırat Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğinde rehabilitasyon programına alınan, 21 sağ hemiplejik ve 21 sol hemiplejik olmak üzere toplam 42 hasta (22 erkek, 20 kadın) yer aldı. Hastaların 6 hafta boyunca haftada 5 gün, günde 1 saat süren, geleneksel rehabilitasyon tedavisi almış olmasına dikkat edildi. Tedavi öncesi ve sonrası çekilen MR görüntüleri üzerinde, corpus callosum hacimleri ölçülerek değerlendirildi. Corpus callosum hacmi, hem tedavi öncesi hem de tedavi sonrası ölçümlerinde kadınlara oranla erkeklerde, beklendiği gibi daha büyük olarak belirlendi. Rehabilitasyon programının etkisi yönüyle incelendiğinde, tedavi sonrası corpus callosum hacminin tedavi öncesine kıyasla erkeklerde istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığı tespit edilirken (p=0,033), kadınlardaki hacimsel değişim anlamlı değildi. Sol hemiplejik hastalarda ise corpus callosum hacmi tedavi öncesi ve sonrası sağ hemiplejik hastalara göre daha büyük bulundu; fakat bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sağ ve sol hemiplejik hastalarda rehabilitasyon programının corpus callosum hacminde, etkilenen taraf yönünden etkisinin anlamsız olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, elde edilen bulgular ışığında, felçli hastalarda fonksiyonel durumu iyileştirmeyi amaçlayan rehabilitasyon tedavi programlarının aynı zamanda bazı sinirsel yapıların morfometrik düzeyde düzelmelerini sağladığı iddia edilebilir. Bu nedenle felçli hastalara uygulanan rehabilitasyon tekniklerinin geliştirilerek tedavi etkinliğinin artırılması yararlı olacaktır.

Corpus callosumParaliziRehabilitasyon+1
Bekir Dağdeviren
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Anadolu toplumunda erişkinlerde kostokondral kalsifikasyonun yaş ve cinsiyet ile ilişkisinin pa akciğer grafisi ile değerlendirilmesi

Kostokondral kalsifikasyon, arteriosklerosis, tüberküloz ve diğer enfeksiyonlar, beslenme, metabolik mineral değişimi ve endokrin hastalıkları gibi olgularla ilişkilendirilen kostal kıkırdakta meydana gelen kireçlenmelerdir. Bu kireçlenmeler, bireyin yaşam kalitesini düşürmektedir, ancak hem teşhisi, hem de tedavisi konusunda günümüzde literatürde yeterli bilgi mevcut değildir. Son yıllarda radyoloji alanındaki ilerlemeler sayesinde, kostokondral kalsifikasyonların görüntülenmesi olanakları daha da artmıştır. Bu amaçla, Orta Anadolu'da bulunan Çorum ilindeki 2226 erişkin hastanın PA akciğer grafileri incelenerek, kalsifikasyon dereceleri ve şekillerinin yaş ve cinsiyete göre değişimi incelenmiştir.Çalışma sonuçlarına göre; yaş ilerledikçe kalsifikasyon derecelerinin arttığı, yaş gruplarına göre bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Kalsifikasyon şekli de yaşa göre şekilsizden çizgisele doğru değişmekte olup, yine gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Cinsiyete göre ise kadınların erkeklere kıyasla daha düşük kalsifikasyon derecelerine sahip olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Yine kadınlarda kalsifikasyon şekli daha çok noktasal ve şekilsiz olarak görülürken, erkeklerde çizgisel kalsifikasyon çoğunluktadır. Gruplar arasındaki bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Kalsifikasyon dereceleri ve şekillerinin cinsiyete göre bu farklılığının ilişkisel tarama modeline göre testinde ise; kalsifikasyon şekilleri ile dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve ters yönde ilişki bulunmuştur (r=-0,233; p<0,01).Anahtar Kelimeler: Kostokondral kalsifikasyon; Kalsifikasyon; Kostal Kıkırdak.

Cinsel kimlikKalsifikasyonKıkırdak+2
Zekeriya Lek
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçan akciğer ve karaciğerinde formaldehit maruziyetiyle oluşan oksidatif hasar ve irisin hormon değişimlerine karşı karnozinin etkisinin biyokimyasal, histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak incelenmesi

Amaç: Fizyolojik dozların üzerindeki formaldehit (FA); dokularda hasara neden olmakta, antioksidan kapasiteyi düşürmekte ve enerji metabolizmasının regülâsyonunu bozmaktadır. Antioksidan bir molekül olan karnozin, formaldehit maruziyetinin zararlı etkilerini azaltabilir. Ayrıca enerji metabolizmasının fizyolojisini bozan FA ile irisin miktarları arasında bir bağlantı da söz konusu olabilir. Dolayısı ile bu çalışmadaki temel amacımız düşük, orta ve yüksek doz FA'ya maruz kalan (8 saat/gün; 5 gün/hafta) sıçanların karaciğer ve akciğer dokularında; karnozinin (oral 100 mg/kg/gün) olumlu etkisinin olup olmadığını; bu doku ve serumlarda irisin miktarlarının ve antioksidan kapasitenin karnozine bağlı olarak nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Ağırlıkları 260-280 gr, yaşları 8-10 hafta arasında değişen, 48 adet Sprague-Dawley cinsi erkek sıçanlar çalışmaya dahil edildi. Serum, karaciğer, akciğer doku süpernatantlarındaki irisin seviyesi ELISA yöntemi ile analiz edilirken total oksidan ve antioksidan kapasite REL yöntemi ile tayin edildi. Dokuların irisin üretimleri immünohistokimyasal yöntemle ortaya kondu. Bulgular: FA'nın dozu artıkça, serum ve doku irisin seviyeleri ve total antioksidan seviyesi kontrol değerlerine kıyasla azalırken; total oksidan seviyesi, TUNEL ekspresyonları, oksidan indeks ve apoptotik indeks ise artmaktaydı. İrisin ekspresyonları karaciğerin Kupffer hücrelerinde görülürken, akciğerlerde parankimal hücrelerinde yer almaktaydı. Sonuç: FA maruziyeti sıçanların serum, karaciğer ve akciğer dokularında doz bağımlı olarak irisin ve total antioksidan miktarlarını azaltırken serum ve dokularda total oksidan kapasiteyi artırmakta ve karnozinin suplementasyonu ile oksidatif stres azalarak histopatolojik ve biyokimyasal hasarlar düzelmektedir. Anahtar Kelimler: Sıçan, Formaldehit, Karnosin, İrisin, TAS/TOS, TUNEL.

AkciğerAntioksidanlarFormaldehit+7
Suna Aydın
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastaları ile normal bireylerin beyin MRG ve baş antropometrik ölçümlerinin karşılaştırılması

Amaç: Parkinson Hastalığı, dopaminerjik nöronların harabiyetinden kaynaklanan progresif nörolojik bir hastalıktır. Bu hastalık beyin hücreleri, orta beyin, beyin alanları ve korteksin ilerleyici dejenerasyonu sonucu oluşmaktadır. Genetik yatkınlık ve çevresel etkenlerinde bu hastalığa sebep olduğu düşünülmektedir. Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme ve antropometrik ölçümler kullanarak hastalığın morfometrik özelliklerinin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Parkinson hastalığı tanısı almış 30'u kadın ve 30'u erkek olmak üzere toplam 60 kişi ile nöroloji polikliniğine gelen, yapılan muayene ve incelemelerde sağlıklı olduğu saptanan aynı sayıda birey çalışmaya dahil edildi. Hasta ve kontrol gruplarına ait MR görüntülerinde her bireyin bikaudat oran, lateral ventrikül genişliği, beyin genişliği, bifrontal oran, anteroposterior çap, pedunculus cerebellaris medius genişliği, pedunculus cerebellaris superior genişliği, pons yüzey alanı, mesencephalon yüzey alanı ve MR parkinsonizm indeksi belirlendi. Antropometrik ölçüm olarak ise; alın genişliği, baş genişliği, baş uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri yapıldı. İstatistiksel analizde İndependent Samples t testi kullanıldı. Bulgular: Çalışma grupları arasında, yaş ve boy uzunlukları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Kadın hastaların antropometrik ölçümlerinde kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmazken (p>0.05), vücut ağırlıkları anlamlı düzeyde düşüktü (p<0.05). Radyolojik ölçümlerde ise, kadın hastalarda beyin genişliğinin kontrole oranla anlamlı bir şekilde yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Erkek hastaların antropometrik ölçümlerinden baş genişliğinin kontrole oranla istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu saptanırken (p<0.001), diğer ölçümlerde fark saptanmadı. Radyolojik ölçümlerin değerlendirilmesinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç: Anlamlı ölçüm farklılıklarının kadın ve erkek hastaların farklı ölçümlerinde ortaya çıkması, hastalıkta görülen dejenerasyon düzeyinin cinsiyete göre değiştiği bulgusunu destekler niteliktedir. Genetik incelemeler, hormon profili ile birlikte daha çok sayıda radyolojik ve antropometrik ölçüm parametrelerinin yer alacağı kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

AntropometriKafaManyetik rezonans görüntüleme+1
Derya Öztürk
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner yavaş akım fenomeninde ekokardiyografi ile ölçülen bazı morfometrik değerlerin irdelenmesi

Amaç: Göğüs ağrısı şikayetiyle kliniklere başvuran hastaların bazılarında koroner herhangi bir bulguya rastlanmamasına karşın, koroner anjiyografide opak madde-nin distal damarlara normalden daha yavaş bir şekilde geçişi "Koroner Yavaş Akım Fenomeni (KYA)" olarak tanımlanmıştır. Altta yatan patofizyolojik neden olarak, daha çok mikrovasküler arteriollerde artmış rezistans, endotel ve vazomotor disfonksiyon ile oklüziv hastalıklar gösterilmişse de nedeni henüz tam olarak aydınlanamamıştır. KYA hastalarının önemli bir kısmında koroner arterlerde intimal kalınlaşma, yaygın kalsifikasyon, lümen daralması, sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonlarında bozulma ve aortanın esneklik kapasitesinde azalmanın varlığı bildirilmiştir. Bu çalışmada, KYA olgularında ekokardiyografi ile aorta ve sol ventrikül odaklı bazı morfometrik ölçümler yapılarak yapısal farklılıkların olup olmadığının da araştırılması ve bu sayede hastalığın anatomik özelliklerinin açığa çıkarılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Selektif koroner anjiyografi ile en az bir koroner arterinde KYA olduğu tespit edilen 30'u kadın ve 30'u erkek toplam 60 hasta ile koroner arter anatomileri ve koroner kan akımları normal olan aynı sayıda sağlıklı kişi çalışmaya alındı. Tüm olgularda sistol ve diyastol sonu aort kök çapları, sol ventrikül sistol ve diyastol sonu çapları, aorta ascendens çapı, aortik kapak hareketi, interventriküler septum kalınlığı ve ejeksiyon fraksiyonu ölçüldü. Aorta darlık ve yetmezlikleri hafif, orta ve şiddetli olarak derecelendirildi ve kaydedildi. Sayısal veriler Student-t testi, diğer veriler ise Ki-Kare analizi ile istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Erkek hastalarda aorta ascendens ve sistol sonu aort kök çapları normalden daha büyük olarak belirlendi (p<0,05). Kadın hastalarda ise aorta ascendens çapı aynı şekilde daha büyük iken, sol ventrikül sistol sonu çapı daha küçük ve interventriküler septum daha kalındı (p<0,05). Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın yapılan değerlendirmede hastaların sadece aorta ascendens çaplarının normalden daha büyük olduğu görüldü. Hiçbir hastada aort darlığı saptanmazken, erkek hastalarda % 16,7 oranında hafif derecede, kadın hastalarda % 40 oranında hafif derecede ve % 3,3 oranında orta derecede aort yetmezliği tespit edildi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında, aort kök kısmı ile aorta ascendens'te normalin üzerinde bir genişlemenin koroner kan akımında yavaşlamaya sebep olduğu ve buna bağlı olarak koroner yavaş akım fenomeni gelişmiş olabileceği savı üzerinde duruldu.

AnatomiEkokardiyografiKan akış hızı+4
Özen Kan Şıkoğlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Değişik yaş gruplarındaki sigara içen ve içmeyen iskemik kalp hastalarında sağ ve sol koroner arter darlığının görülme sıklığı

Amaç: Dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda koroner arter hastalıkları (KAH) yer almaktadır. İskemik kalp hastalığı (İKH), KAH'nın ateroskleroz sonucu en sık görülen tipidir. Gelecek on yılda toplumun yaşlanmasına ve diğer risk faktörlerindeki hızlı artışa bağlı olarak sıklığının giderek artması beklenmektedir. Bu nedenle çalışmamızda; koroner anjiografi (KAG) işlemi sonrasında sağ ve sol koroner arterlerinde darlık ve tıkanıklık tespit edilen kadın ve erkek, ayrıca sigara içme alışkanlığı bulunan, değişik yaş gruplarındaki iskemik kalp hastalarında dağılımı belirlemek amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, 2007 Şubat - 2013 Ocak tarihleri arasında KAG yapılmış hastaların raporlarını retrospektif olarak değerlendirdik. Elde edilen bulgular sonucunda İKH tanısı almış 300'ü kadın, 300'ü erkek toplam 600 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Bunu belirlemek için 25 - 69 yaş aralığındaki erkek ve kadın hastalar cinsiyetlerine göre; 25 - 39, 40 - 54, 55 - 69 yaş gruplarına ayrıldılar. 300 kadın ve 300 erkek hastanın, 150'si sigara içen, 150'si sigara içmeyen olarak alt gruplara bölündü. İKH gruplamasında; a. coronaria dextra (ACD) ile a. coronaria sinistra (ACS)'nın ise ana dalları olan r. interventricularis anterior (RİA) ve r. circumflexus (RCx)'daki plak oranı % 30'un altında olanlarda tıkanıklık yok kabul edildi. Plak oranı % 30'un üzerinde ise tıkanıklık var kabul edildi. Çalışmamızda parametrik testlerden "Kikare test"i kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Cinsiyete göre ACD darlık ve tıkanıklığı olan kadın hastalar açısından anlamlı bir farklılık görüldü. Yaş gruplarına göre ise, yaş ilerledikçe ACD ile ACS'nın ana dallarında darlık ve tıkanık artışı olduğu saptandı. Her iki cinsiyet grubunda da, sigara içen bireylerde ACD darlık ve tıkanıklığının sigara içmeyen bireylere göre belirli bir artış gösterdiği tespit edildi. Sigara içme alışkanlığının cinsiyete göre ACD ile ACS, RİA ve RCx darlık ve tıkanıklığına, kadınların daha yatkın olduğu görüldü. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında, aa. coronariae darlık ve tıkanıklığında cinsiyet ile yaşın etkili olduğu görüldü. Ayrıca, sigaranın aa. coronariae'yı cinsiyete bağlı olarak etkilediği sonucuna varıldı. Sonuç olarak, daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerekliliği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koroner anjiografi, a. coronaria dextra, a. coronaria sinistra, stenoz, obstruksiyon.

Kalp hastalıklarıKoroner anjiyografiKoroner damarlar+3
Yıldız Ece
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Profesyonel bayan voleybolcularda alt ekstremite antropometrik ölçümleri

Elazığ ilinde profesyonel olarak en az bir yıl voleybol oynayan 60 bayan sporcu ile kontrol grubu için aynı sayıda sağlıklı kişinin alt ekstremite ölçümleri yapıldı. Sporcuların yaş aralıklarına dikkat edilerek, haftada en az üç gün ve ikişer saat düzenli antrenman yapma şartı arandı. Alt ekstremite de şekil bozukluğu, konjenital deformite öyküsü, alt ekstremite ve lumbosakral bölgede ağrı hikayesi bulunmayan kişiler çalışma kapsamına alındı. Alt ekstremitelerinde kırık veya duruşu etkileyecek sistemik hastalığı olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Modifiye kumpas (MK), kumpas (K), anthropometer (model 01290), mezura, boy ölçüm skalası, baskül kullanılarak; boy ve ağırlık ölçümü, kalça, uyluk, diz, bacak ve ayak bileği çevreleri, biiliac, bitrokanteric, diz, ayak bileği ve ayak genişlikleri, alt ekstremite, uyluk, bacak, ayak uzunlukları, malleolus medialis ve lateralis yüksekliği ölçülerek değerlendirildi. İstatistiksel analizde Independent Samples t testi kullanıldı. Sporcu grubu ile kontrol grubunun yaş, boy, kilo ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Alt ekstremite, bacak ve ayak uzunlukları, ayak bileği ve ayak genişliği, biiliac genişlik, uyluk ve ayak bileği çevresi, malleolus medialis ve malleolus lateralis yüksekliği istatistiksel olarak sporcular lehine artış gösterdiği tespit edildi (p<0.05). Uyluk uzunluğu, diz genişliği, bitrokanterik genişlik, kalça, diz ve bacak çevresi ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p> 0.05). Sonuç olarak antropometrik ölçüm sonuçlarının voleybol oyuncularında değişkenlik gösterdiği bu çalışmada ve benzer çalışmalarda ortaya konmuştur. Elde ettiğimiz verilere dayanarak, branşın karakteristik özelliğine bağlı olarak fiziki yapıda değişimler olduğu bunların da etkin bir şekilde kullanılmasının sporculara büyük avantaj sağlayacağı sonucuna varılmıştır.

AnatomiAntropometriBacak+5
Nilgün Tatar
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Palatum durum'u etkileyen septum deviasyonunun sinus maxillaris hacmine etkisi

Ağızdan solumaya neden olabilecek septum deviasyonu, adenoid vejetasyon gibi durumların fasial deformiteye neden olabileceği yapılan çalışmalarda rapor edilmiştir. Septumun kemik kısmının deviye olması yüz gelişimini etkileyerek fasial asimetriye neden olabilir. Yüz gelişiminde bu kadar etkili olan septumun, deviye olması durumunda palatum durumda açılanma yapıp yapmamasına bağlı olarak sinus maxillaris hacmine bir etkisinin olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Yaşları 18 ile 60 arasında değişen 1568 hastanın koronal planda çekilen paranazal sinüs tomografileri incelendi. Toplam 402 tomografi görüntüsü çalışmaya dahil edildi. Sinus maxillaris'in kesite girdiği tüm bilgisayarlı tomografi görüntülerinin alanları planimetri yöntemi ile bilgisayar destekli program kullanılarak hesaplandı. Hesaplanan alanlar Cavalieri Prensibi ile hacme dönüştürüldü ve böylelikle her bir sinus maxillaris'in hacmi elde edildi. Aynı görüntülerde septum deviasyonu açısıyla palatum durum'daki açılanmalarda ölçülerek istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Hem erkek hem kadın hasta grubunda palatum durumda açılanmaya yol açan veya açmayan septum deviasyonu kişilerin sinus maxillaris hacimlerinde farklılıklar tespit edildi. Deviasyonun olduğu taraftaki sinus maxillaris hacmi deviasyonun karşı tarafındaki sinus maxillaris hacminden daha küçük olarak hesaplandı ve her iki sinus maxillaris arasındaki hacim farkı istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). Septum deviasyonu açısı ile palatum durumda meydana gelen açılanma arasında pozitif bir korelasyon tespit edildi (0Anahtar Kelime: Anatomi = Anatomy ; Burun = Nose ; Burun deformiteleri = Nose deformities ; Maksiller sinüs = Maxillary sinus ; Paranazal sinüsler = Paranasal sinuses ; Septum pellucidum = Septum pellucidum ; Tomografi-emisyon-bilgisayarlı = Tomography-emission-computed

AnatomiBurunBurun deformiteleri+4
Emrah Sapmaz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Fötal ve yetişkinlerde diz ve dirsekdeki eklem bağlarının yapısal düzeyde karşılaştırmalı incelenmesi

Bu çalışmada fetüs ve yetişkinlere ait diz ve dirsek eklemi bağlarının histolojik olarak incelenmesi, karşılaştırılması ve bu bağların zaman içerisinde uğradıkları değişikliklerin saptanması amaçlandı. Aynı zamanda manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile fetüs ve yetişkin eklem bağları görüntüleri anatomik açıdan değerlendirilmeye çalışıldı.Çalışmamızda 14-17.5 haftalık 10 erkek fetüsün diz ve dirsek bölgesinden alınan kesitler ile yetişkin iki erkek kadavranın diz ve dirsek eklemine ait disseksiyon yöntemiyle alınan ligamentleri doku takibine alındı. Doku takibinden sonra parafine gömülen yapılardan mikrotomla kesitler alınarak Masson-Tricrom ve Orcein-Picroindigocarmine boyalarıyla boyandı. Bu kesitler mikroskop altında incelenerek fotoğrafları çekildi. Bununla birlikte 17 haftalık fetüsün ve yetişkine ait diz ve dirsek bölgesinin MR görüntüleri alındı.Yetişkin ligamentlerin içerdiği fibroblast yoğunluğu ile kollajenlerin kalınlığı, yoğunluğu ve dalgalanmaları fetüsdekilere oranla farklılıklar gösterdiği saptandı. Yetişkin dirsek eklemi ligamentlerinde yer alan kollajenlerde, dize oranla çok daha fazla dalgalanmaların olduğu, diz eklemi iç bağlarına ait kollajen ve fibroblast yoğunluğunun ise diğer bağlara oranla daha fazla olduğu gözlendi.Fetüs ligamentlerini 1.5 T MR ile yeterince görülemezken 3 T MR ile çok net olarak görüldü. Yetişkinlerden alınan üç boyutlu 1.5 T MR görüntülerinde ise anatomik yapılar net olarak saptanabildi.

Dirsek eklemiDiz eklemiEklemler+3
Ümit Özen
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda vücut kitle indeksinin kemik mineral yoğunluğu üzerindeki etkisi

Obezite ve osteoporoz son yıllarda oldukça sık rastlanan ve bakım maaliyetleri yüksek iki önemli hastalıktır. Obezite ile birlikte kalp-damar hastalıkları, diabet, yüksek tansiyon ve eklem kıkırdaklarında dejenerasyon gibi komplikasyonlar görülmektedir. Diğer yandan osteoporoz ise kırık riskini yükselttiği için özellikle ilerleyen yaşlarda çok daha tehlikeli bir hal almakta, yaşlı birey mortalite sebeplerinde önemli yer tutmaktadır. Çalışmanın amacı postmenopozal kadınlarda vücut ağırlığı ile kemik kalitesinin olası bir ilişkisini analiz etmektir. Çalışmaya Rize Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Bölümüne başvuran 47-80 yaş aralığında en az 1 yıldır menstürel periyot görmeyen 121 kadın dahil edildi. Cerrahi menopozda olan kadınlar, kemik mineral yoğunluğuna bilinen bir etkisi olan metabolik hastalıklara sahip kadınlar ve osteoporoz tedavisi gören hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Katılımcıların yaşı, kilosu, boyu, menopoz süresi, madde bağımlılıkları, çocuk sayısı, kronik hastalıkları, kırık hikayesi ve lumbal vertebral alandan (L1-L4) ölçülmüş kemik mineral yoğunluğu kayıt edildi. Hastalar vücut kitle indekslerine (VKİ) göre Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) obezite sınıflandırılması kullanılarak 6'sı (%5) Normal, 27'si (%22.3) Aşırı Kilolu, 39'u (%32.2) Obez Grade 1, 29'u (%24) Obez Grade 2, 20'si (%16.5) Obez Grade 3 şeklinde gruplandırıldı ve gruplar arasında kemik mineral yoğunluğu (KMY) farkları incelendi. İstatiksel analiz sonrasında VKİ ile KMY değerleri arasında (r=0.41, p=0.0001) ve VKİ ile T-skoru arasında (r=0.31, p=0.001) pozitif yönde, anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşıldı. Sonuç olarak çalışmada vücut ağırlığının kemik kütlesine pozitif yönde etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmış ve bu veriler ışığında obezitenin osteoporozdan koruyucu etkisinin olduğunu söylemek mümkündür.

KadınlarKemik dansitesiKemik ve kemikler+5
Yusuf Serdar Gürlek
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Fırat Üniversitesi hastanesine başvuran sağlıklı yetişkin ve geriatrik insanlarda metakarpal indeks değerlerinin araştırılması

Metakarpal İndeks (Mİ), Marfan sendromu teşhisi için kullanılan basit, ucuz ve objektif bir yöntem olarak kabul edilmiştir. Ayrıca osteporoz tanısında da kullanılır. Mİ kadınlarda erkeklere göre yüksek çıkmaktadır. Bu çalışmada normal, sağlıklı yetişkin ve geriatrik insanlarda, Mİ değerlerinin cinsiyetler arasında ve ilerleyen yaş ile birlikte seyrinin değerlendirilmesi amaçlandı. Fırat Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalına başvurmuş herhangi bir iskelet bozukluğu ve el patolojisi bulunmayan 25 yaş üstü sağlıklı yetişkin ve geriatrik insanların sağ el röntgen görüntüleri değerlendirildi. Toplamda 1000 hasta olacak şekilde cinsiyet ve yaş grupları oluşturuldu. Her yaş grubu için rasgele seçilecek 200 hasta, hastane otomasyonuna bağlı kalibrasyonu yapılmış Enlil PACS programı kullanılarak bilgisayar ortamında ölçümler yapılıp ortalama Mİ değerleri hesaplandı. Cinsiyet gurupları karşılaştırıldığında toplam cinsiyet ve grup içi cinsiyetlerde ortalama Mİ değerleri kadınlarda erkeklere göre daha yüksek çıktı. Ayrıca t testi ve korelasyon hesaplamalarıda bunu destekledi. Yaş gruplarında Mİ ortalama değerlerinin yaş ile birlikte seyri her iki cinsyet için giderek azaldığı görüldü. Özellikle 25-34 yaş grubu ile 55-64 ve 25-34 yaş grubu ile 65+ yaş grubu arasında anlamlı fark görüldü. Diğer yaş grupları kendi aralarında kıyaslandığında anlamlı bir fark bulunamadı. Sonuç olarak, yaş ilerledikçe özellikle 40 yaşından sonra kadınlarda menapoz ve erkeklerde benzer şekilde andropoz sonrasında kemiklerde meydana gelen mineral eksikliğinden dolayı normal Mİ değerleri azalma eğilimindedir. Bu azalmanın osteoproz ile bağlantılı olabileceği kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler: Metakarpal İndeks, Radyografi, Geriatri

AnatomiElGeriatri+4
Osman Şap
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci ve dördüncü parmak oranının (2P:4P) tip 2 diabetes mellitus ile ilişkisi

Diabetes mellitus, morbidite oranı yüksek kronik bir hastalıktır. Pankreastan salgılanan insülin hormonunun yokluğu, yeterince üretilememesi ya da üretilen insülinin etkili bir şekilde kullanılamaması sonucunda oluşmaktadır. Akut ve kronik dönemde ciddi komplikasyonlara neden olmaktadır. Prenatal cinsiyet hormon düzeylerinin etkisi altında olduğu düşünülmekte olan en belirgin bedensel karakterler el ikinci parmak (2P) ve dördüncü parmak (4P) uzunluklarıdır. Bu iki parmak uzunluğu ile aralarındaki oran (2P:4P) fetal testosteron ve östrojen etkisiyle şekillenir. Bu çalışmada hormonal etki ile belirlendiği düşünülen el parmak ölçüm ve oranları ile hormonal nedenli bir hastalık olan diyabet arasındaki ilişkinin açığa çıkarılması amaçlandı. Tip 2 diyabet tanısı almış 200'ü kadın ve 200'ü erkek olmak üzere toplam 400 kişi ile aynı sayıda sağlıklı kişi çalışmaya alındı. Hasta ve kontrol gruplarına dahil tüm kişilerin boy uzunluğu, ağırlık, açlık ve tokluk kan şekeri ölçümleri yapıldı, vücut kitle indeksleri belirlendi. Antropometrik ölçüm olarak her iki elde el genişliği, el uzunluğu, 2P ve 4P uzunlukları ölçüldü. El indeksleri ve 2P:4P oranları hesaplandı. Hasta ve kontrol gruplarına ait veriler Student-t testi ile karşılaştırıldı. Vücut kitle indeksi değerlerine bakılarak diyabet hastaları değerlendirildiğinde; erkeklerin fazla kilolu kategorisinde olduğu, kadınların ise I. derece obez sınıfında yer aldıkları belirlendi. Kadın ve erkek hastaların elleri kontrol grubuna oranla daha geniş ve el indeksleri daha büyüktü (p<0,05). Kadın hastaların 2P değerleri kontrol grubuna göre daha kısa iken, 4P daha uzundu. 2 Erkek hastaların 4P değerleri ise kadınlardaki bulgunun tersine kontrol grubuna göre daha kısa idi (p<0,001). Parmak oranları incelendiğinde; diyabeti olan kadınların kontrol grubuna göre daha küçük, diyabeti olan erkeklerin ise daha büyük 2P:4P oranına sahip oldukları belirlendi (p<0,001). Elde edilen bulgular ışığında, 2P:4P oranının doğumdan itibaren diyabet hastalığı riskinin belirlenmesine katkı yapabilecek önemli bir ölçüt olabileceği ve bu sayede risk grubundaki insanların korunmaya yönelik bir şekilde yaşamalarına olanak tanıyacağı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: 2P:4P oranı, Diabetes Mellitus, Antropometri, El, Parmak.

AnatomiAntropometriDiabetes mellitus+3
Gözde Özkan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Migren hastalarında diffeomap yazılımı kullanılarak beyin yapılarının hacminin hesaplanması

Migren baş ağrısı olarak bilinmekle birlikte, nörolojik ve gastrointestinal bulguların eşlik edebildiği ataklar halinde gelen ve kişinin günlük yaşamsal aktivitelerini engelleyen nörolojik bir hastalıktır. Literatürde migrenli hastaların beyin MRG'leri kullanılarak beyin içerisindeki bir çok yapının hacimsel değişiklikleri incelenmiştir fakat beynin tüm yapılarını içeren kapsamlı ve detaylı bir hacim değişikliği olup olmadığı henüz araştırılmamıştır. Bu çalışmamızın amacı geniş çapta beyin yapılarını incelemek ve hangi bölgelerde hacimsel değişimlerin olduğunu saptamaktır. Bu çalışmada 5 erkek 20 kadın olmak üzere herhangi bir nörolojik hastalığı olmayan, yaş ortalaması 35±7 olan 25 sağlıklı birey; 5 Erkek ve 20 Kadın olmak üzere yaş ortalaması 37±9 olan 25 migren hastası (7 auralı,18 aurasız) çalışmaya dahil edilmiştir. İstatistiksel analiz için SPSS 15.0 programı kullanıldı. Çalışmamızda migren hastaları ve sağlık bireylerin beyin yapılarının hacimleri incelediğinde sol ve sağ gyrus frontalis superior, sol ve sağ talamus, sol gyrus supramarginal, sağ gyrus angularis, sol ve sağ gyrus temporalis medius, sağ gyrus oksipitalis inferior'da istatistiksel olarak anlamlı hacim artışı bulunmuştur (p<0.05). hastalık süresi 5 yıl ve üzeri olanların sol gyrus frontalis superior, sol gyrus frontalis inferior, sağ gyrus precentralis ve sol cerebral nucleus hacimleri hastalık süresi en fazla 4 yıl olanlara göre hacimsel azalma açısından anlamlı düzeyde bir farklılık tespit edilmiştir(p<0.05). ayda 10 ve üzeri atak geçiren migren hastalarının sağ talamus, sol gyrus parietalis superior ve sol globus pallidus hacmileri, ayda an fazla 9 atak geçiren migren hasta sınıfına göre hacimsel azalma açısından anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak: Çalışmamız migren patofizyolojisi ile uyumludur. Beyinde yapısal değişikliklerin migren hastalığında bir risk faktörü oluşturabileceği düşünülmektedir. Migren hastalığında tespit edilen bölgesel gri madde hacimsel değişikliğinin ilişkisi üzerine kanıtlar belirsizdir. Bu belirsizliğin sebebi kullanılan yöntem farklılığından kaynaklandığı kanaatindeyiz.

AnatomiBeyinBeyin hastalıkları+4
Özgür Palancı
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Fatih Devlet Hastanesi laboratuvar çalışanlarının anatomik yapılarının iş ortamına uygunluğunun, işe bağlı kas-iskelet şikayetlerinin oluşumu üzerine etkisinin araştırılması

Endüstriyel toplum yapısına geçiş, buna bağlı gelişme ve eğilimler sedanter çalışma, çalışma yerlerinin uygun olmayan tasarımı, çalışmanın veya çalışma yöntemlerinin yetersiz organizasyonları, çalışma tekniklerinin yanlış oluşu statik kas çalışmasına ve postüral bozukluklara ve çeşitli sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Laboratuvar çalışanlarında tekrarlayıcı fiziksel hareketler, kötü postürde çalışma, stres, tekrarlayıcı ve şiddetli aktiviteler, mola vermeden uzun süreli çalışma, uzun süre ayakta kalma ve kötü ergonomik koşulları nedeniyle işle ilgili kas-iskelet sistemi hastalıkları oluşmaktadır. Bu çalışmada Fatih Devlet Hastanesi Laboratuvar çalışanlarının anatomik ölçümlerinin, çalışma ortamına uygunluğunun kas-iskelet şikayetleri ile ilişkisinin araştırılması ve ergonomik riskleri belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışma Fatih Devlet Hastanesi Laboratuvar çalışanlarında Mayıs - Haziran 2014 tarihinde gerçekleştirildi. Çalışanlar üzerinde anatomik ölçümler yapılarak, araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formları ve kas-iskelet şikayetleri değerlendirmek için Nordic anketi kullanıldı. Çalışmamızda laboratuvar çalışanları işe bağlı son 12 ayda yaşanılan kas-iskelet şikayetler bakımından en çok yakınılan bölgeler ise sırasıyla bel, boyun ve sırttır. Çalışanların kişisel bilgileri, anatomik ölçümleri ve çalışma ortamının ölçüleri ile kas-iskelet sistemi şikayetleri ilişkisinin araştırılmasında önemli farklılıklar bulunmuştur. Ergonomik düzenlemelerin yapılması, ergonomi eğitimleri ve girişimlerini kapsayan ergonomi programı uygulanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

AnatomiAntropometriErgonomi+6
Yılmaz Bayrak
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin vücut şekli, el tercihi, oturma süresi ve dersliklerin kas-iskelet sistemi şikâyetlerinin oluşması üzerine etkileri

Bu araştırma, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde vücut şekli, el tercihi, oturma süresi ve dersliklerin kas-iskelet sistemi şikâyetleri üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Betimsel türde olan araştırmanın örneklemini Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenim gören 197'si erkek ve 245'i kız olmak üzere toplam 443 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo- demografik özelliklerine yönelik sorulardan oluşan bilgi formu, Nordic kas-iskelet sistemi şikayetleri anketi ve Bireylerin El Kullanma Seçimleri Tespit Anketi kullanılmıştır. Derslik ve amfiler donanım, büyüklük, ısı, ışık, öğrenci kapasitesi özellikleri açısından incelenmiştir. Derslik ve amfilerde bulunan, masa, sıra ve sandalyelerin hangi materyalden yapıldığı belirlenmiş, yükseklik, boy, en ölçümleri alınmıştır. Araştırmada toplanan verilerin analizinde Frekans, Yüzde, t Testi ve Ki-kare istatistiksel analizleri kullanılmış olup bu analizler bilgisayarda SPSS 22.00 istatistik paket programı ile yapılmıştır. Araştırma sonucunda, kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre dirsek ağrısını, sırt ağrısını, omuz ağrısını daha fazla çektikleri, sınıflarda öğretim gören öğrencilerin amfilerde öğretim gören öğrencilere göre dirsek ağrısını daha fazla çektikleri, amfilerde öğretim gören erkek öğrenciler sınıflarda öğretim görenlere göre sırt ağrısını daha fazla çektikleri, erkek öğrencilerin kız öğrencilere göre sınıflardan daha fazla memnun oldukları, kız öğrencilerin amfilerden memnun oldukları, günde 0-2 saat amfileri kullanan öğrencilerin sınıfları kullanan öğrencilere göre daha fazla boyun ağrısı ve dirsek ağrısı çektikleri, günde 2-4 saat sınıfları kullanan öğrencilerin son 12 ayda daha fazla sırt ağrısı çektikleri, günde 4-6 saat amfileri kullanan öğrencilerin son 12 ayda daha fazla dirsek ağrısı çektikleri, günde 4-6 saat amfileri kullanan kız öğrencilerin son 12 ayda daha fazla dirsek ağrısı çektikleri, günde 6-8 saat sınıfları kullanan kız öğrencilerin son 12 ayda daha fazla uyluk ağrısı çektikleri, günde 0-2 saat sınıfları kullanan erkek öğrencilerin son 12 ayda daha fazla bel ağrısı çektikleri, günde 2-4 saat sınıfları kullanan erkek öğrencilerin son 12 ayda daha fazla sırt ağrısı çektikleri saptanmıştır. Sınıflardaki sıra ve sandalyelerin öğrencilerin fiziki özelliklerine uygun olmaması sorun kaynağı olarak değerlendirilebilir. Ayarlı modüllerin kullanılması uygun bir çözüm olabilir. Dersliklerde ciddi, tertipli ve düzenli, renk uyumunun sağlandığı disiplinli bir derslik ortamı beraberinde ergonomik açıdan uygun çalışma ortamını sağlayacaktır. Uygun çalışma ortamının doğal bir sonucu olarak, öğrencilerin moral ve motivasyon durumlarındaki olumluluk beraberinde öğretim sürecinde olumlu yönde değişimler getirecektir.

Funda Cirit Özçelik
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Üst ekstremite antropometrik ölçümlerinin boy ve cinsiyet tahmini açısından değerlendirilmesi

Üst ekstremite'nin antropometrik özellikleri adli bilimlerde kimliklendirme çalışmaları açısından alternatif yöntemler geliştirmek için önemlidir. Çalışmamızda, üst ekstremite ölçümlerinin bireyin cinsiyeti ve boyu ile olan ilişkisinin gösterilmesi, ardında kimliklendirilmesi gereken üst ekstremite'ye ait anatomik parça ve kalıntı bırakan adli durumlarda vakanın cinsiyet ve boy uzunluğunun tahmini olarak belirlenebilmesi için modeller geliştirilmesi amaçlandı. Çalışmanın evrenini KTÜ Sağlık Hizmetleri MYO'nda öğrenim gören 18-25 yaş öğrenciler oluşturmaktadır (n=400/288 K, 112 E). Geliştirilen modeller arasında yüksek güvenilirlik ile doğru tahmin sağlayan modellerin geçerlilikleri, hedef kitle dışındaki bireylerde de (kontrol grubu 18-25 yaş/25 yaş üstü) körleme yöntemiyle değerlendirildi. Toplamda 500 sağlıklı kişide sağ ve sol üst ekstremite'den antropometrik noktalar esas alınarak kol, ön kol, üst ekstremite, el ve üçüncü parmak uzunluğu, palmar uzunluk, el genişliği, el bilek genişliği, el bilek çevresi ölçümleri alındı. Bu ölçümlerden kol, ön kol, el ve phalangeal indeks değerleri hesaplandı. Tüm ölçüm değerlerinin boy ile olan ilişkisi Pearson korelasyon analizi ile değerlendirildi. Boy tahmininde linear regresyon analizi; cinsiyet tahmininde ise lojistik regresyon analizi ile modeller geliştirildi. Geliştirilen bu modeller, yüksek korelasyon ve doğruluk oranları ve düşük tahmin hatalarıyla geçerli ve güvenli tahminler sağladı. Çalışmamızdaki modeller kimliklendirmede Türk popülasyonu için örnek teşkil etmekle birlikte sağ ve sol üst ekstremite ölçümleri bizim olgularımızla benzer sonuç veren popülasyonlar tarafından da kullanılabilir. Koşulların gerektirdiği durumlarda anatomist, adli antropolog, adli patolog, arkeolog ve adli tıp araştırmacılarının kimliklendirmede kullanabileceği bu kullanışlı modellerin, DNA analizinde ekonomik ya da daha farklı sebeplerle güçlükle karşılaşıldığı durumlarda alternatif bir yöntem olarak değerlendirilebileceği kanısındayız.

Adli tıpAnatomiAntropometri+4
Özlem Uzun
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Osteoartritli ve romatoid artritli hastalarda el eklemlerindeki hareket açıklığının ve kavrama kuvvetinin sağlıklı bireylerle karşılaştırılması

Osteoartrit (OA) dünyada ve ülkemizde en sık karşılaşılan eklem hastalığıdır. Romatoid artrit (RA) sinovyal enflamasyonla karakterize kronik, sistemik bir hastalıktır. OA'da ve RA'da el bileği ile el eklemleri ilk ve en sık etkilenen eklemlerdir. El eklemlerinin tutulumu, hastaların yaşam kalitesinde belirgin bir azalmaya yol açar. Bu çalışmada RA ve OA'nın el kavrama kuvveti ve eklem hareket açıklıklarının (EHA) sağlıklı bireylerle karşılaştırılması ile hastaların günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığının değerlendirilmesi amaçlandı.Tezimizi Fırat Üniversitesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğinde ve Romatoloji Polikliniğinde takip edilen, (30-60 yaşları arasında) Amerikan Romatoloji Birliği (ACR) kriterlerine göre RA tanısı konulmuş 62 kadın, 52 OA'lı kadın ve 52 sağlıklı kadın olmak üzere toplam 166 birey değerlendirmeye alındı. El kavrama kuvveti elektronik el dinamometresi, parmak kavrama kuvveti ise parmak dinamometresi ile ölçüldü. El bileği ve parmakların EHA ölçümleri için standart gonyometre ve parmak gonyometresi kullanıldı. El bileği çevresi ve çapı ile el uzunluk ölçümü standart antropometrik ölçüm aletleriyle gerçekleştirildi. Ayrıca çalışmaya alınanların tamamına sağlık değerlendirme anketi (HAQ) uygulanarak özürlülük düzeyi belirlendi.Çalışmamızda tüm olguların el ve parmak kavrama kuvvetleri, el bileği ve parmakların EHA ölçümleri ile el bileği çevre ve çap değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,001). Hasta ve sağlıklı bireylerin el uzunluk ölçümünde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Tüm olguların HAQ skoru ile el ve parmak kavrama kuvveti arasında negatif yönde çok güçlü korelasyon bulundu.Sonuç olarak OA'lı ve RA'lı hastalarda anatomik bütünlüğün bozulması, EHA'nın, el ve parmak kavrama kuvvetlerinin azalması ve ağrı hastaların günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığını etkilemiştir.Anahtar Kelimeler: Osteoartrit, romatoid artrit, kavrama kuvveti, hareket açıklığı.

Artrit-romatoidBilek eklemiEklemler+4
Gülnihal Deniz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Şinşilla'nın (chinchilla lanigera) baş, boyun bölgesinde yer alan lenf düğümlerinin makroanatomisi

Dolaşım sistemi genel anlamda arter-ven sistemi olarak tanımlanmasına rağmen lenfatik dolaşım da vasküler sistem içerisinde yerini almıştır. Lenfatik sistem temel olarak hücre dışı sıvı dengesinin sağlanmasında önemli bir rol oynar. Ayrıca dokular arası sıvıdan lenf kapillerleri(kılcalları) aracılığı ile emilen maddelerin lenf nodülüne taşınıp, burada hücre ve metabolizma artıklarından temizlenmesi, lenfosit üretilip depo edilmesi, antikor yapımı, bağırsaklardan emilen yağın kana iletilmesi, hormonların aktarılması gibi görevlerin yanı sıra enfeksiyöz ve tümör metastazlarının yayılmasına aracılık ettiği belirlenmiştir. Çalışmanın materyalini erişkin on adet ergin erkek ve on adet ergin dişi şinşilla (chichilla lanigera) oluşturmuştur. Lenf düğümlerini boyamak için, 1/15 oranında serum fizyolojik ile yeşil renkli mürekkeb deri altına enjeksiyonu yapılarak bir hafta sonrasında hayvanlar ötenazi edilmiştir. Ötenazi işlemi sonrası %10 luk formol içeren havuzlarda muhafaza edilmiştir. Yapılan makro incelemeler sonucunda baş bölgesinde kulağın kaidesinde m. parotidoauricularis'in hemen caudal kenarının ventral'inde lymphocentrum parotideum'un, spatium mandibula'da, corpus mandibula'nın ventral kenarında lymphonodi mandibulares'in yerleştiği gözlendi. Boyun bölgesinde de m. cleidomastoideus ve m. sternocephalicus'un başa yakın bölümünün ventral'inde lymphocentrum retropharyngeum'un, m. trapezius'un pars cervicalis'inin hemen ventral'inde, scapula'nın margo cranialis'inin önünde, lymphonodi cervicales superficiales dorsalis'in, omuz ekleminin hemen cranial'inde lymphonodi cervicales superficiales ventralis'in bulunduğu belirlenmiştir. Yapılan makro incelemelerde lymphonodus buccalis'i ve lymphocentrum cervicale profundum'un varlığına rastlanmamıştır. Anahtar kelimeler: Baş ve boyun, Lenf düğümü, Şinşilla

BoyunKafaLenf nodları+2
Mustafa Sivri
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kulak çınlaması (tinnitus) oluşturulmuş ratların koklear çekirdeklerinde bazı iyon kanalı ekspresyonlarının incelenmesi

Kulak çınlaması, dış kaynaklı sesin yokluğunda hayali ve değişik nitelikteki seslerin işitsel olarak algılanmasıdır. Populasyonun kabaca % 10-15?ini etkiler ve bu oranın yaklaşık %20?si hayat kalitesinin olumsuz etkilenmesinden dolayı tıbbi yardıma ihtiyaç duyar. Ancak bu rahatsızlığın oluşum mekanizması henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışma, sodyum salisilatla ve aşırı gürültü oluşturulan rat kulak çınlaması modelinde bazı (CaV, HCN, NaV, KV, TRPM) iyon kanalı ekspresyonlarının incelenmesi amacıyla yapıldı. Deneyde 48 tane 4 aylık erkek Wistar Albino rat (195-330 gr) kullanıldı. Ratlar floresan immunohistokimya analizi yapılacak olanlar ve Gerçek Zamanlı PZR analizi yapılacak olanlar olmak üzere (n=24) iki gruba ayrıldı. Daha sonra bu iki grup da kendi içinde sodyum salisilatla kulak çınlaması oluşturulacak grup (SAT), aşırı gürültüyle kulak çınlaması oluşturulacak grup (NT) ve kontrol grubu olmak üzere üç alt gruba ayrıldı. Kulak çınlaması oluşturulduktan sonra, koklear çekirdek dokuları toplanarak analizler gerçekleştirildi. Deney grupları kontrol grubu değerleriyle karşılaştırıldığında HCN1, HCN2, HCN4, SCN1A, SCN2A1, SCN3A, TRPM2, TRPM7, KCNH2, KCNH7, CACNA1B mRNA?larının (p<0,05) istatistiksel olarak azaldığı bulundu. Ayrıca HCN1, HCN2, HCN4, Erg1-2-3 ve Erg3 iyon kanalları için yapılan floresan immunohistokimya analizinde deney gruplarından elde edilen düzeltilmiş toplam alan floresan yoğunlukları kontrol grubundan elde edilenlerden daha az ölçüldü. Sonuç olarak, aşırı gürültüyle ve sodyum salisilatla oluşturulan kulak çınlaması oluşturulmuş ratların koklear çekirdek dokusunda bazı iyon kanalı ekspresyonun baskılandığı gözlemlenmiştir. Ancak bu değişimin oluşum mekanizmasındaki yerinin belirlenmesi için işitme yolağındaki tüm iyon kanalı eksperyon değişimlerinin bir bütün olarak incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gerçek Zamanlı PZR, immunohistokimya, iyon kanalı, kulak çınlaması, sodyum salisilat.

KokleaKoklea hastalıklarıPolimeraz zincirleme reaksiyonu+4
Yasemin Üstündağ
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı el tercihi olan bireylerde üst ekstremite kompozisyonu ile fonksiyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi

İnsanların el tercihlerinde ağırlıklı olarak sağ ya da sol el baskın olarak kullanılmaktadır. El tercihi, taraf tercihinin saptanmasında çok yaygın kullanılan bir değerlendirmedir ve ellerin asimetrik kullanımını yansıtmaktadır. Nöropsikolojik araştırmaların çoğunda ve asimetrilerin insan davranışları üzerindeki etkisinin araştırmasında el tercihinin değerlendirilmesi standart bir prosedürdür. Bu çalışmamızda biz de farklı el tercihi olan bireylerde baskın olan ve baskın olmayan taraf arasındaki fonksiyonel ve yapısal farklılığı ortaya koymak amacıyla el ve parmak kavrama kuvvetleri ile üst ekstremitenin segmental vücut kompozisyonunu araştırmayı amaçladık. Araştırmamızda, 18-25 yaş arası 172 (68 solak, 104 sağlak) Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü ve Hemşirelik Bölümü öğrencilerine cinsiyet farkı gözeterek dominant ve dominant olmayan ektremiteleri belirlendi ve üzerine bazı antropometrik ölçümler, el kavrama, parmak kavrama ve biyoelektriksel empedans analizi yöntemi ile vücut kitle endeksleri alındı. Bunun sonucunda da grubunun yapısal ve fonksiyonel özellikleri üzerinde karşılaştırmalar yapıldı. El kavrama kuvveti anahtar parmak kavrama kuvveti ve cımbız parmak kavrama kuvveti arasında kolun yağ oranı arttıkça kavrama kuvvetlerinin azaldığı, kolun yağsız kütlesi ve kolun tahmini kas kütlesinin arttıkça kavrama kuvvetinin arttığını bulduk. Sağlakların dominant ve nondominant elleri arasında cımbız parmak kavrama kuvveti açısından anlamlı bir fark bulduk (p<0,05). Ancak solaklarda bu fark saptanmadı (p>0,05). Ayrıca sağlakların dominant elleri ile nondominant elleri arasında el kavrama kuvveti bakımından benzer çalışmaların aksine anlamlı bir fark bulamadık (p>0,05). Bu araştırmada, Biyoelektriksel İmpedans Analizi Yöntemi ve el kavrama kuvveti, parmak kavrama kuvvetleri ile el tercihi arasındaki ilişki incelenmiş olup, elde ettiğimiz verilerin gelecekte yapılabilecek araştırmalara yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.

ElEl tercihiKas kuvveti+2
Necmi Keskin
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Zelanda tavşanı Cranium'unun geometrik morfometrik analizi

Araştırmada, Yeni Zelanda tavşanı kafatasının cinsiyete göre geometrik morfometrik yöntemle şekilsel durumunun belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada 10 adet erkek, 10 adet dişi tavşan olmak üzere 20 adet Yeni Zelanda tavşanı kafatası kullanıldı. Tavşan cranium'u kaynatılarak masere edildikten sonra kafatası ventral, dorsal, lateral yönden ve mandibula lateral yönden fotoğraflandı. TpsUtil ve TpsDig2 programları kullanılarak, kafatası fotoğrafları üzerinde ventral yönde 15, dorsal yönde 14, lateral yönde 14, mandibula fotoğraflarında ise lateral yönde 10 adet homolog landmark işaretlendi. PAST (Version 4.02) programı ile superimpozisyon uygulanarak yeni koordinatlar üzerinden temel bileşenler analizi ve relatiwe warp analizi yapıldı. İşaretlenen landmarkların şekil farklılıklarını belirlemek amacıyla Morphoj yazılımı kullanıldı. Temel Bileşenler analizine göre, Yeni Zelanda tavşanı kafatasının ventral, dorsal, lateral yönlü görüntüleri ile mandibula'nın lateral yönlü görüntülerinde dişi ve erkek tavşanların birinci temel bileşen analizi grafiğinde belli bir bölgede toplanmadığı tespit edildi. Dolayısıyla temel bileşen analizine göre belirgin bir cinsiyet farklılığına rastlanmadı. Birinci temel bileşen analizine göre kafatasının ventral, dorsal, lateral ve mandibula'nın lateral yönlü görüntülerinde toplam şekil farklılığı sırasıyla %57.225, %34.813, %42.427 ve %31.147'sini açıkladı. Temel bileşenler analizleri arasında en fazla varyasyon ventral görüntülerde belirlenen PCA1 (%57.225) değerine aitti. Göreceli çarpıtma analizi sonucunda, dişi tavşanlar arasındaki varyasyon değeri (RWA1: %70.44) en fazla ventral görüntüler üzerinde, erkek tavşanlarda da (RWA1: %50.55) en fazla lateral görüntüler üzerinde belirlendi. Sonuç olarak elde edilen verilerin, tavşan türleri ve kafatasları üzerinde uygulanacak geometrik morfometrik analiz ile ilgili çalışmalara ve arkeolojik araştırmalara katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Geometrik Morfometri, Relative Warp Analizi, Temel Bileşen Analizi, Yeni Zelanda Tavşanı

AnatomiKafatasıMorfolojik analiz+3
Havali Akkaya
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Formaldehit ve aroma soluyan sıçanlarda her iki uygulamanın GnRH seviyeleri ve testisler üzerindeki etkisinin incelenmesi

Erkek sıçanlar üzerinde yapmış olduğumuz bu çalışmada, solunum yoluyla uygulanan formaldehit'in üreme sistemi üzerindeki olumsuz etkileri araştırıldı. Ayrıca formaldehit maruziyetine karşı gül yağının muhtemel koruyucu etkileri de değerlendirildi.Bu amaçla, 21 adet Wistar albino cinsi erkek sıçan üç gruba ayrıldı. Grup I, kontrol olarak kullanılırken, Grup II'deki hayvanlar, 35 gün boyunca günde 1 saat 10 ppm dozunda formaldehite maruz bırakıldı. Grup III'teki hayvanlara ise, aynı dozda uygulanan formaldehit'in yanı sıra yine günlük olarak 1 ml gül yağı solunum yolu ile uygulandı. Deney sonunda hayvanlar dekapite edildi. İmmünohistokimyasal ve histolojik değerlendirmeler için hypothalamus ve testisler, spermiogram analizi için de epididymis dokuları alındı. Hayvanlardan alınan kan örneklerinde ise testosteron düzeyleri belirlendi.Formaldehit'e maruz kalan sıçanlar kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, hypothalamus doku kesitlerinde daha şiddetli GnRH boyanmasının olduğu; testis ve epididymis incelemelerinde histopatolojik hasarların meydana geldiği; ayrıca testosteron seviyelerinde de bir düşüşün olduğu tespit edildi. Formaldehit maruziyetiyle birlikte gül yağı uygulanan grupta ise, hypothalamus kesitlerinde yine şiddetli bir GnRH boyanmasının görüldüğü; testis ve epididymis doku örneklerindeki histopatolojik değişikliklerin de düzeldiği ortaya kondu. Yine bu grupta testosteron seviyelerinin yükseldiği ve kontrol değerlerine yaklaştığı tespit edildi.Sonuçta, formaldehit maruziyetine bağlı olarak üreme sisteminde ciddi hasarların meydana geldiği ve bu hasarlara karşı gül yağının koruyucu etkiler gösterdiği ifade edilebilir.

FormaldehitGül yağıTestis
Evren Köse
Fırat University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tolüen soluyan sıçanlarda oluşabilecek karaciğer hasarı ve melatoninin koruyucu etkisinin araştırılması

Bu çalışmada tolüen solunumunun sıçan karaciğeri üzerindeki zararlı etkileri ve melatoninin koruyucu etkisinin araştırılması amaçlandı.Bu amaçla, 21 adet Wistar-albino cinsi erkek sıçan (200-220 gr) rastgele şekilde üç eşit gruba ayrıldı. Grup I'deki sıçanlar kontrol olarak düzenlendi. Grup II'deki sıçanlar, 4 hafta boyunca solunum yoluyla tolüene (3000 ppm/1saat/gün) maruz bırakılırken Grup III'deki sıçanlara ise tolüen uygulamasının yanı sıra melatonin (10 mg/kg/gün, ip) tedavisi uygulandı.Deney sonunda dekapite edilmiş hayvanlardan karaciğer dokuları ve kan örnekleri alındı. Serum aspartat transaminaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), total bilirubin ve albümin seviyeleri ölçüldü. Sıçanlardan alınan karaciğer doku örnekleri rutin histolojik işlemlerden geçirilerek ışık mikroskop altında incelendi. Bununla birlikte dokular, apoptozis varlığının belirlenmesi amacıyla immunohistokimyasal olarak avidin-biotin-peroksidaz yöntemiyle boyandı. Karaciğer doku örneklerinde süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve katalaz (CAT) aktiviteleri ile malondialdehit (MDA) seviyeleri ölçüldü.Tolüenin serum ALT, AST ve doku MDA düzeylerinde önemli oranda artışa, serum albümin oranlarında ise azalmaya neden olduğu; bunun yanı sıra serum ALP, total bilirubin ve doku SOD, GSH-Px ve CAT düzeylerini etkilemediği görüldü. Melatonin tedavisinin serum ALT, AST ve doku MDA seviyelerindeki artışı önlediği, ancak serum albümin miktarındaki değişimi etkilemediği belirlendi.Tolüene maruz kalan sıçanların ışık mikroskobik değerlendirmesinde; yağlı dejenerasyon, balon dejenerasyon, sinüzoitlerde genişleme ve hiperemi ile orta derecede perisentral fibrozis görüldü. Ayrıca immünohistokimyasal incelemede, kontrol grubuna oranla Bax immün reaktivitesinde belirgin artış gözlendi. Tolüen uygulanmış hayvanlara melatonin verilmesiyle Bax immün reaktivitesindeki artışın azaldığı ve diğer histopatolojik değişikliklerin kayda değer oranda düzeldiği görüldü.Sonuç olarak, bu biyokimyasal, histopatolojik ve immunohistokimyasal çalışmada tolüen toksisitesi sonucu karaciğerde oksidatif doku hasarı ve apoptozis meydana geldiği ve bu hasarın melatonin tedavisiyle önemli ölçüde önlendiği ortaya kondu.

Ufuk Taş
Fırat University
2008
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Testosteron hormonu uygulanan sıçanlarda hipokampus morfolojik yapısının immunohistokimyasal olarak incelenmesi

Sıçanlar üzerinde gerçekleştirmiş olduğumuz bu çalışmada, orşidektomi sonrası hipokampus'ta meydana gelen morfolojik değişiklikler araştırıldı. Aynı zamanda bu değişiklikler üzerine testosteron hormonunun koruyucu etkileri de incelendi.Araştırmamızda, 230?250 gr ağırlığında toplam 21 adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Hayvanlar üç eşit gruba ayrıldı. Grup I'deki sıçanlar sham-orşidektomi grubu (kontrol) olarak kullanıldı. Grup II'ye ait deney hayvanlarına cerrahi olarak orşidektomi yapıldı. Grup III'e ise orşidektomi sonrası günlük dozu 0,5 mg/kg olan testosteron propionat 30 gün boyunca verildi. Deney süresi sonunda hayvanlar dekapite edildi ve hipokampus doku örnekleri çıkartıldı. Hipokampus dokularının bir kısmı süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri ile malondialdehit (MDA) seviyelerinin belirlenmesi için kullanıldı. Geriye kalan hipokampus doku örnekleri, rutin histolojik işlemlerden geçirilerek ışık mikroskobu altında incelendi. Bununla birlikte dokular bax immun reaktivitesinin belirlenmesi için immunohistokimyasal olarak avidin-biyotin-peroksidaz yöntemi ile boyandı.Orşidektomi yapılan sıçanlarda, hipokampus SOD ve GSH-Px enzim aktivitelerinin kontrol grubuna göre azaldığı, MDA düzeylerinin de arttığı görüldü. Yine bu gruba ait doku örneklerinin ışık mikroskobik incelemelerinde, piknotik hücre sayıları ile bax immün reaktivitesinin kontrol grubuna göre önemli oranda arttığı tespit edildi. Orşidektomi sonrası testosteron verilen sıçanlarda ise, hipokampus SOD ve GSH-Px enzim aktivitesinin yükseldiği, MDA seviyelerinin de azaldığı görüldü. Ayrıca bu grupta, orşidektomiye bağlı olarak oluşan bax immün reaktivite artışının ve histopatolojik değişikliklerin gerilediği belirlendi.Biyokimyasal, ışık mikroskobik ve immunohistokimyasal düzeylerde yapmış olduğumuz bu araştırma sonucunda, orşidektomiye bağlı olarak hipokampusta oluşan oksidatif doku hasarının ve morfolojik değişikliklerin testosteron hormonu ile baskılandığı ortaya kondu.Anahtar kelimeler: Hipokampus, testosteron, orşidektomi, immunohistokimya, sıçan.

Sedat Meydan
Fırat University
2008
10
DoctorateOpen AccessTR

7-11 yaş arası sağlıklı ilköğretim okulu öğrencileri ile engelli ilköğretim okulu öğrencilerinin yaş ve cinsiyete göre kraniofasiyal antropometrik ölçümlerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Doğumdan sonra kranial iskelet farklı periyotlarda ve oranlarda gelişimine devam eder. Bu gelişim sürecinde, fötal, çocukluk ve erişkin dönemlerinde kraniofasiyal ölçümlerde farklılıklar gözlenmektedir. Bu farklılıkların oluşmasında, genetik faktörler, ırk, cinsiyet, kraniumun şekli ve büyüme oranları da oldukça etkilidir. Santral sinir sistemi malformasyonlarında ve sendromlarında baş ve yüze ait ölçümlerde farklılıklar gözlenmektedir. Şimdiye kadar; Turner, Williams, Klinifelter, Fragile X ve Down sendromlu vakalarda yapılan kranyofasiyal morfometrik çalışmalarda alınan sonuçların toplumdaki sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede farklı olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızda, Tokat ilindeki 7-11 yaş arasındaki 149 erkek, 116 kız, toplam 265 olgunun kraniofasiyal ölçümleri kullanılarak engelli ve sağlıklı bireyler arasındaki farklılıkların araştırılması planlandı. Çalışmada 6 baş, 10 yüz, 4 orbital, 2 burun, 3 orolabial ve 4 kulak ölçümü olmak üzere toplam 29 ölçüm kullanılmıştır. Bu ölçümler için 22 antropometrik noktadan yararlanılmıştır. Engelli bireyler ve normal bireyler arasında baş ve yüz ölçümlerinde farklılıklar tespit edilmiştir. Bu farklılıklar mevcut sendromların etiyolojisindeki sebeplerden kaynaklanabileceği gibi, motor ve mental disfonksiyonların da bir sonucu olabilir. Ayrıca her bireye ait Z skor değerleri hesaplanarak, bunların ortalamaları alınmış ve elde edilen değerlerin optimum aralıkta (+1SD,-1SD) olduğu tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Kraniyofasiyal ölçüm, antropometri, Z skor

Antropoloji-fizikselAntropometriKraniyofasiyal yapı
Tufan Ulcay
Fırat University · Institute of Health Sciences
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Solunan formaldehitin sıçanlarda humoral immünite üzerine etkilerinin incelenmesi

Çalışmamızda subakut ve subkronik dönem olarak tanımlanan aşamalarda, inhalasyon yolu ile formaldehite (FA) maruz kalan ratların humoral immünitesinin ne derece etkilenip etkilenmediğinin araştırılması amaçlandı.Çalışma erişkin Sprague-Dawley cinsi erkek sıçanlar üzerinde gerçekleştirildi. Kontrol grubu haricindeki denekler, paraformaldehitin ısıtılmasıyla elde edilen FA gazına, özel olarak hazırlanan düzenekler içerisinde maruz bırakıldı. Deney safhalarında kontrol, subakut ve subkronik dönem olarak belirlenen toplam 6 grup seçildi. Kontrol gruplarında beşer; deney gruplarında ise yedişer sıçan kullanıldı. Sıçanlar subakut dönem için 5-10 ppm; subkronik dönem için ise 5-10 ppm FA inhalasyonuna maruz bırakıldı. Sürelerin tamamlanmasından sonra tüm ratların kanları alındı ve 3000 rpm'de beş dakika santrifüj edilerek serumlarına ayrıldı. Serumlarda Enzim İşaretli İmmün Deney (ELİZA) yöntemi kullanılarak immünoglobülin A (IgA), immünoglobülin M (IgM), immünoglobülin G (IgG) ve kompleman 3 (C3) değerlerine bakıldı.Subakut uygulamanın yapıldığı deney gruplarında, IgA, IgM ve C3 değerlerinde artış, IgG değerlerinde ise azalma tespit edildi. Subkronik uygulamanın yapıldığı deney gruplarında IgA, IgM ve C3 değerlerinde bir artış söz konusu iken subakut uygulanan gruplara göre bu değerlerde düşme, IgG değerlerinde ise subakut değerlere göre artış saptandı.Sonuç olarak bu çalışma formaldehitin, subakut uygulamalarda bağışıklık sistemini uyararak IgA, IgM, C3 değerlerini artırdığını, ancak sekonder immün yanıtı (IgG) ciddi derecede baskıladığını göstermektedir.Anahtar kelimeler: Formaldehit, humoral immünite, ELİZA

Formaldehitİmmün sistemİmmünite+1
Hilal Irmak Sapmaz
Fırat University
2010
10
DoctorateOpen AccessTR

Çeşitli disseksiyon aşamalarında beyin-beyin zarı ve gözlerin plastiklenmesi

ÖZET Beyin, beyin zarı ve gözlerin plastiklenerek makroskopik yapının korunması amaçlanmıştır. Eskiden beri yapılan insan; kadavrasının saklanma prensiplerinin gelişmeleri, günümüze dek yapılan çalışmalarla karşılaştırılmıştır. Uygulanan bu yeni yöntemin, beyin, beyin zarı ve gözlerin plastiklenmesindeki geçerliliğini kanıtlamıştır. Mumyalamanın başlangıçtan bu güne dek yapılan mumyalama ve modern mumya (PLASTİNASYON) tekniğinin içeriği ve çalışmaları yapılan plastinasyon yöntemleri ile bizim çalışmalarımız arasındaki ilişkilerine bakılmıştır. Plastikleştirilen beyin, beyin zarı ve gözlerin makroskopik yapısı, doğal rengi ve orjinal özelliklerinin korunmasını içermektedir.

BeyinGözMenenjler+1
Taner Ziylan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1985
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli disseksiyon aşamalarında böbreğin plastinasyonu

30 ÖZET... Doğal ortamından uzaklaştırılmış doku, organ veya tüm vücudun bo zulmadan uzuri küre korunması için,, bugüne değii. kullanılan, formal inde veya derin dondurucuda saklama, plastik bloklara veya parafine gömme gi bi alışılagelmiş yöntemlerin sakıncalarını ortadan kaldırmak emaciyla plastinasyon yöntemi önerilmiştir. Plastinasyon yöntemi ile doku suyu ve lipidler kaldırılarak yeri ne istenilen optik kalitede bir polimer solüsyonu geçirilir. Bu çalışmada böbreğin çeşitli disseksiyon aşamalarında, sert-çef- faf plastinasyonu yapılmıştır. Süreç, vücuttan çıkarma, renkli madde en jeksiyonu, tespit etme (fiksasyon), dondurarak kurutma ve madde yer de- ğiştirmesiyle su kaybettirme (freeze-substitution), vakumla polimer so lüsyonunun impregnasyonu ve sertleştirme aşamalarını içermiştir. Plastik madde impregnasyonu son ortamın yüksek buhar basıncı ile polimer solüsyonunun düşük buhar basıncı arasındaki farktan yararlanıla rak, başarılmıştır. İşlem sonucu plastik duruma dönüştürülen böbrekler, elle tutulabilen, şeffaf, doğal görünümlerini yitirmemiş örneklerdir. Plastik hale getirilecek böbreklerin optik ve mekanik özellikleri s polimer solüsyonu kadar su kaybettirme için kullanılan ortamın özellik lerin* de bağlıdır* Arzu edilen sonuçlar yöntemin tam olarak uygulanma sıyla elde edilmiştir.

BöbrekDiseksiyon
Behice Durgun
Çukurova University
1985
10
DoctorateOpen AccessTR

Pinealektomi yapılan sıçanlarda melatonin hormonunun hipokampus üzerindeki etkisi

Deneysel olarak gerçekleştirilen bu çalışmada, pinealektomili ve pinealektomi sonrası melatonin hormonu uygulanmış sıçanlara ait hipokampustaki değişiklikler biyokimyasal ve mikroskobik düzeylerde araştırıldı.Bu amaçla, ağırlıkları 200?250 gr arasında değişen toplam 21 adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan üç eşit gruba ayrıldı. Grup I'deki sıçanlar kontrol (sham) olarak kullanıldı. Grup II'ye ait hayvanlara cerrahi olarak pinealektomi yapıldı. Grup III'deki sıçanlara ise pinealektomi sonrası günlük dozu 1 mg/kg olan melatonin hormonu üç ay boyunca intraperitoneal olarak verildi. Deney süresi sonunda bütün sıçanlar dekapite edilerek öldürüldü ve beyinleri çıkarıldı. Sağ hemisferlerden hipokampus dokusu çıkarıldı ve süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri ile malondialdehit (MDA) seviyelerinin belirlenmesi amacıyla kullanıldı. Sol hemisferler ise total olarak parafine gömüldü. Alınan kesitlerde rutin ve immunohistokimyasal boyamalar yapılarak ışık mikroskobik incelemeler gerçekleştirildi.Pinealektomi sonrası hipokampus SOD ve GSH-Px enzim değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde azaldığı, MDA düzeylerinin ise yine anlamlı bir şekilde arttığı tespit edildi. Bu gruba ait histolojik incelemelerde ise, hipokampus CA1, CA2 ve CA3 alanlarını içeren piramidal hücre tabakasına ait piknotik hücre sayısının kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı bir şekilde arttığı gözlendi. Pinealektomi sonrası melatonin verilen sıçanlarda ise, hipokampus SOD ve GSH-Px enzim aktivitelerinin yükseldiği, MDA seviyelerinin de azaldığı tespit edildi. Ayrıca, melatonin verilen sıçanlarda, pinealektomi sonrası hipokampusta görülen piknotik hücre artışının gerilediği gözlendi.Mikroskobik ve biyokimyasal düzeylerde yapılmış olan bu çalışma sonucunda, sıçanlarda pinealektomiye bağlı olarak hipokampusta meydana gelen oksidatif doku hasarının, histolojik değişikliklerin ve apoptozisin melatonin enjeksiyonu ile önlendiği tespit edildi.Anahtar kelimeler: hipokampus, pinealektomi, melatonin, apoptozis, sıçan.

ApoptozisHipokampusMelatonin+2
Murat Abdulgani Kuş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel şizofreni modelinde prefrontal korteksteki MDA düzeyi ile apoptotik değişikliklerin saptanması ve omega-3 yağ asitinin bunlar üzerine olan etkileri

1. ÖZET Şizofreninin anatomik, histolojik, biyokimyasal olarak etyolojisi tam bilinmemektedir. Bununla birlikte patofizyolojisini açıklamaya yönelik önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Şizofrenide nöropatolojik değişikliklerin bazılarının, artmış serbest radikaller aracılığıyla ya da reaktif oksijen ürünlerinin neden olduğu nöronal hasarın sonucu olduğu yönündeki mevcut kanıtlar artmıştır. Omega-3 (n-3) yağ asitleri balık yağmda bol miktarda bulunan esansiyel yağ asitleridir. Ayrıca standart nöroleptik tedaviyle birlikte diyete eklenen n-3 yağ asitleri santral sinir sisteminin hücresel yapısının korunması için gerekli olabilir. Bu çalışmanın amacı, şizofreninin nöropatofizyolojisine lipit peroksidasyonunun etkilerini araştırmak ve lipit peroksidasyonunun önlenmesi ile muhtemelen, nöronal hücre membranlarının yapı ve fonksiyonlarında oluşan korunma aracılığıyla prognozun düzeüp düzelemiyeceğini gösterebilmektir. Yaptığımız çalışmada, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Deneysel Araştırma Merkezinden (FÜTD AM), temin edilen yetişkin, sağlıklı Wistar Albino erkek 30 sıçan 3 gruba ayrıldı. Deneysel psikoz grubuna, 5 gün 0.5 mg/kg/gün dozunda MK-801 intraperitoneal uygulandı. Tedavi grubuna psikoz grubundan 1 gün önce başlamak üzere 6 gün n-3 (cd-3) yağ asiti (800 mg/kg/gün, marincap® kapsül) peroral verildi. Kontrol grubuna ise aynı süre zarfında serum fizyolojik intraperitoneal olarak enjekte edildi. Deneyin 7. gününde sıçanlar dekapite edildi. Beyinleri çıkarılarak prefrontal kısmı histolojik ve biyokimyasal çalışmalar için ayrıldı. Histolojik preperatlar Hemotoksilen-Eozin (HE) ile boyanarak incelendi. Malondialdehit (MDA) ve protein karbonil (PC) biyokimyasal tetkikleri ise spektrofotometrik metodlarla çalışıldı. 1Histolojik incelemede, MK-801 ile prefrontal alanda apoptozis oluştuğu tespit edildi. MK-801 enjeksiyonundan önce diyetlerine n-3 yağ asitleri eklenerek benzer histolojik takip safhalanndan geçen sıçanların prefrontal korteksinde apoptotik hücre sayılarının azaldığı görüldü. Lipit peroksidasyonunun göstergesi olan malondialdehit ile protein oksidasyonunun göstergesi olan protein karbonil, MK-801 verilen sıçanların prefrontal korteksinde (PFK) kontrol grubuna göre anlamlı olarak artmış bulundu (pO.0001). n-3 tedavi grubunda prefrontal korteks dokusundaki MDA ve PC seviyelerinin, MK-801 grubuyla karşılaştırıldığında, anlamlı olarak azaldığı görüldü (pO.0001). Sonuç olarak; 0.5 mg/kg/gün dozunda 5 gün süreyle verilen MK-801'in, sıçan prefrontal korteksinde apoptotik hücre değişiklikleri ve oksidatif strese neden olabildiği ortaya konmuştur. Bu deneysel çalışma aym zamanda MK-801 ile sıçan prefrontal korteksinde oluşan nöronal değişikliklere n-3 yağ asitlerinin koruyucu etkisinin olabileceğine yönelik bazı deliller sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: MK-801, prefrontal korteks, apoptozis, omega-3 yağ asiti, malondialdehit, protein karbonil.

Birsen Özyurt
Fırat University
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Melatonin hormonunun miyometriyum kasılması üzerindeki etkileri

1. ÖZET Dişi sıçanlar üzerinde yapılan bu çalışma, oksitosin ile indüklenen izole miyometriyum kasılmaları üzerine melatonin hormonunun etkilerinin araştırılması amacıyla yapıldı. Vajinal simir ile düzenli siklus gösterdiği tespit edilen 200-250 gram ağırlığındaki gebe olmayan 30 adet yetişkin Wistar cinsi sıçanlar kullanıldı. Östrus evresindeki sıçanlar dekapite edildikten sonra, uterus çıkarılıp içerisinde krebs solüsyonu bulunan petri kutusuna alındı. 1X0.2X0.1 cm. boyutlarında miyometriyum kesitleri hazırlandıktan sonra, içerisinde %95 oksijen ve %5 karbondioksitle sürekli gazlandırılan PH 7,4 ve 37°C'de krebs solüsyonu bulunan organ banyosuna alındı. Miyometriyal kesitler 1 gramlık istirahat gerimi altında asılarak kontraksiy onlar kayıt edildi. 30 dakikalık uyum periyodundan sonra miyometriyum kesitleri oksitosin ile indüklendi. Daha sonra melatoninin farklı dozları (İmM, 3mM, 5mM) uygulandı. Benzer şekilde farklı miyometriyum kesitlerin oksitosin uygulanarak indüklendikten sonra, bir melatonin antagonisti olan luzindol (10"7 M, 10"6 M, 10"5 M, 10"4 M) kümülatif uygulanarak ilave deneyler yapıldı. Sonuç olarak sıçanlar üzerinde yapmış olduğumuz bu çalışmada, melatonin hormonunun ve luzindolun miyometriyum konfeksiyonlarını benzer şekilde inhibe ettiğini ve bu etkisini, hem iyon kanalları hem de melatonin reseptör alt grupları üzerinden yaptığı tespit edildi.

Hıdır Pekmez
Fırat University · Institute of Health Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Boyun omurlarının (C3-C7) gövde hacimlerinin stereolojik yöntemlerle hesaplanması

Boyun omurlarının (C3-C7) gövde hacimlerininstereolojik yöntemlerle hesaplanmasıSerdar ÇOLAKOĞLUÖZETOmurları ilgilendiren enfeksiyonlarda, travmatik veya travmatik olmayannedenlerle ortaya çıkan kırıklarda ve deformitelerde corpus vertebrae'da kitlekaybı ve en-boy gibi özelliklerin değişmesi söz konusudur. Böyle durumlardacorpus vertebrae'nın hacminin bilinmesi tedavi veya cerrahi müdahale için kritiköneme sahiptir.Çalışmamız servikal omur gövdelerinin hacimlerinin, BT görüntüleriüzerinden Cavalieri prensibi ile hesaplanması ve gerekiyorsa yönteminkalibrasyonunu sağlamaya yönelikti. Bunun için 2 kadavraya ait C3-C7 arasıservikal vertebraları içeren boyun bölgeleri kullanıldı. Örnekler 3 anatomikdüzlemde, 3 mm ve 5 mm olmak üzere iki kalınlıkta baştan sona kadar taranarakBT görüntüleri standart filmlere basıldı. Cavalieri prensibi kullanılarak hacimlerihesaplandı. Vertebra gövdeleri ince diseksiyonla çevre dokulardan ayrıldı. Biraltın standart olarak kullanılmak üzere suya daldırma yöntemiyle vertebragövdelerinin gerçek hacimleri ölçüldü. Üç yönelim ve iki ayrı kalınlıktaki kesitlerüzerinden Cavalieri prensibi kullanılarak yapılan hesaplamalara göre vertebragövdelerinin hacim değerleri, 3,35 cm3 ile 6,67 cm3 arasında değişirken; gerçekhacimler ise, 3,15 cm3 ile 5,50 cm3 arasında değişiyordu. Hesaplanan hacimdeğerleri ile gerçek hacim değerleri arasında yüksek korelasyon görülmesinerağmen (r=0,937) bulunan değerlerin birbirinden istatistiksel olarak farklı olması(p<0,05) hesapla bulunan değerlerin gerçek değerden sistematik bir sapmagösterdiğini ortaya koymaktaydı. Bu sistematik sapmayı gidermek üzere her biryönelim ve kesit kalınlığı için düzeltme katsayıları belirlendi. Düzeltmekatsayıları kullanılarak sistematik sapması giderilen hacim değerleri omurlarıngerçek hacim değerlerinden istatistik bakımdan farklılık göstermiyordu (p>0,05).Sonuç olarak BT görüntüleri kullanarak servikal bölge omur gövdelerininhesaplanabildiği ve her bir yönelim ve kesit kalınlığı için önerilen düzeltmekatsayılarının kullanılması durumunda sistematik sapmanın giderilebileceğigösterildi.Anahtar kelimeler: Vertebrae cervicales, corpus vertebrae, Cavalieriprensibi, hacim, bilgisayarlı tomografi

Serdar Çolakoğlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsanda erken gelişim dönemi ve termde göbek kordon yapısının ışık ve elektron mikroskobik düzeyde araştırılması

39 SUMMARY The umbilical cord functions as bridge between mother and fetus during intrauterin life, playing an important role in fetus development. The structures of umbilical arteries and vein are different from the others. In this study the anatomical structure of umbilical arteries and umbilical vein were analysed. In the study the sections were obtained from umbilical cord's fetal, mid and placental regions for investigation at light microscopy level. The material consisted of 40 samples (from 11. weeks menstrual age to full- term) for light microscopy and 10 samples for electron microscopy (from 16. weeks menstrual age to full term). The specimens were cut in 5 micron thickness for light microscopy. The sections were stained as follows; Hematoxylin and eosin, PAS (periodic acid-Schiff), Crossman's triple, resorcin fuchsin (Weigert), Carmin and reticulum. The materials obtained for electron microscopy were fixed in 5 % Glutaraldehyde solution. Afterwards, the samples were fixed in osmium tetroxide solution which prepared with Millonig phosphate buffer. The tissue blocks were dehydrated in graded ethanols and embedded in Araldite. Sections from Araldite blocks were cut at 500 A° thickness. Ultrathin sections were stained with uranyl acetate saturated in 70 % ethanol and lead citrate (Reynolds) solutions. The sections were examined under electron microscope. The lumens of umbilical arteries examined light microscopically usually were stellate and narrow. The endothelial cells didn't give protrusions to the lumen. Tunica media of the arteries were thicker than the vein. The lumen of umbilical vein was smooth and wide. The endothelial cells gave protrusions to the lumen. Tunica media of the vein was thinner than arteries. The elastic fibers were numerous in the arteries, whereas they were not observed in the veins. In the early period of gestation the reticular fibers were numerous but they were scantier in full term. The collagen fibers were more numerous in the arteries than the veins.38 dönemlerde çok irileşmiş olan mitokondriyon miyadda küçülmüştü. Miyaddaki örneklerde arter endotelinde vakuolizasyon ve dejenere alanlar gözlenirken, ven endotelinde bulunmuyordu. Aa.umbilicales'in kas hücresinde bulunan mitokondriyon, granüler endoplazmik retikulum ve glikojen miktarı miyada doğru artmıştı ve sekonder lizozomlar gözleniyordu. V.umbilicalis'in kas hücresinde granüler endoplazmik retikulum miktarı miyada doğru azalmış ve glikojen artmıştı. Erken dönemlerde normal yapıda olan mitokondriyonun yapısı miyadda bozulmuştu. İntrauterin hayattaki hızlı gelişimin gerektirdiği ihtiyaçları karşılamaya yönelik görev üstlenmiş tüm dokular, optimal katkıyı sağlamak üzere değişiklik gösterirler. Göbek kordonu da bu paralelde bir takım yapısal değişiklikleri peryodik olarak gerçekleştirir.

Umbilikal arterlerUmbilikal kordUmbilikal venler
Aymelek Çetin
Fırat University · Institute of Health Sciences
1996
00
DoctorateOpen AccessTR

Erkek tavşanlarda (Oryctolagus cuniculus) genital organlar ve eklenti bezlerinin postnatal morfolojik gelişimi üzerine araştırmalar

37 ÖZET Bu çalışmada, 60 erkek tavşanın genital organlarında postnatal dönemde meydana gelen morfolojik değişiklikler ile testislerin scrotuma inişi incelendi. Araştırmada tavşanlar, 0-4, 4-8, 8-12, 12-16, 16-20, 20-24, 24-28 ve 28-52 haftalık yaş dönemleri olmak üzere eşit olarak 8 gruba ayrıldı. Doğumda, lumbal bölgede böbreklerin gerisinde olan testisler 13. günde scrotum kesesine indi. Sağ testis, sol testis'e oranları ağırlıkta 8-12 ve 28-52. haftalıklarda, uzunlukta 4-8 ve 28-52. haftalıklarda, genişlikte 4-8 ve 8-12. haftalıklarda ve kalınlıkta ise 8-12. haftalıklarda daha fazlaydı. Diğer gruplarda tam tersi görüldü. Erişkinliğe kadar, testislerin ölçüm değerlerinde en hızlı artış sırasıyla uzunluk, genişlik ve kalınlıkta oldu. Testislerin, vücut ağırlığına olan % oranlan en yüksek değere 24-28. haftalıklarda ulaştı. Testisler, vücut ağırlığı ve eklenti bezleri arasında mükemmel bir korelasyon vardı. Testislerin histolojik olarak incelenmesinde; 0-4. haftalıklarda tubullarda spermatogonium'lar, interstitial aralıkta Leydig hücreleri, 4-8. haftalıklarda ise tubullarda spermatogonium'lar ve primer spermatosit'ler tespit edildi. 8-12. haftalıklarda sadece tubullarda genişleme oldu. 12-16. haftalıklarda tubul çapındaki artış çok yavaş olup ilk spermatozoon bu grupta 15. haftalıklarda tespit edildi. Ampulla (distal) ductus deferens'te mucosa kıvrımları ve salgı bezleri, 4-8. haftalıklarda belirmeye başladı. Gl. vesicularis'in ağırlığındaki artış, en fazla 16-20. haftalıklarda, uzunluk, genişlik ve kalınlığın en fazla arttığı dönem ise 24-28. haftalıklardı. Proprostata'nın ağırlık ve uzunluğunun en fazla arttığı dönemler sırasıyla 16-20 ve 24-28. haftalıklar, genişlik ve kalınlıktaki en fazla artış 4-8.38 haftalıklardaydı. Prostata'nın ağırlık, uzunluk, genişlik ve kalınlığı en fazla 4-8. haftalıklarda arttı. Gl. bulbourethralis'in ağırlık ve uzunluğunun en fazla arttığı dönem 24-28. haftalıklardı. Genişliğin ve kalınlığın en fazla arttığı dönemler sırasıyla 12-16. ve 20-24. haftalıklardı.

MorfolojiTavşanlarÜreme
Ali Aydın
Fırat University · Institute of Health Sciences
1998
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda oluşturulan tibial defekt hasarı üzerine kudret narı'nın (Momordica charantia) etkilerinin araştırılması

Amaç: Tibial kemik defekti oluşturulan sıçanlarda kan şekeri, kan basıncı, antilipidemik, antikanserojen, antibakteriyel, antioksidan, antiinflamatuar, yara iyileşmesi ve doku rejenerasyonu gibi pozitif regülasyonlar sağlayan Momordica Charantia'nın kemik onarımı üzerindeki histolojik ve immünohistokimyasal olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Sprague Dawley ırkı 12 haftalık ve 250-300gr ağırlığında 32 adet erkek sıçan kullanıldı. Her grupta rastgele 8 sıçan olacak şekilde 1.Grup kontrol, 2.Grup defekt (Sham), 3.Grup defekt + Momordica Charantia (MC) grubu (14 günlük), 4.Grup defekt + MC grubu (28 günlük) olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Sağ tibia kemiğinin gövdesinde 1 adet 6 mm çapında silindirik defektler oluşturuldu. Grup 1'de herhangi bir işlem uygulanmadı. Grup 2'de sadece tibial defekt yapıldı. Grup 3'te 14 gün ve grup 4'te 28 gün boyunca 600 mg/kg/gün MC ekstresi içme suyuna karıştırılıp oral gavaj yoluyla verildi. Bulgular: Defekt grubunda yükselen Malondialdehit (MDA) ve Miyeloperoksidaz (MPO) düzeyleri ile düşen Katalaz (CAT) düzeyleri M. Charantia uygulanan gruplarda anlamlı bir şekilde normal düzeye regüle olduğu saptanmıştır. Grup 3 ve 4'te sham grubuna göre osteoblastik aktivite, osteosit gelişimi artarken osteoklastik aktivitenin azaldığı osteopontin, osteonektin ekspresyonunun da pozitif olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: MC'nin uygulandığı gruplarda sham grubuna göre MDA ve CAT düzeylerini kontrol grubu düzeyine regüle ettiği için iyi bir antioksidandır. MPO düzeylerini kontrol grubu düzeyine regüle ettiği için anti-inflamatuar özelliğine sahiptir. Ayrıca kemik onarımı üzerinde olumlu etki oluşturduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Momordica Charantia, Tibial Defekt, Kırık İyileşmesi, Kemik Onarımı, Antioksidan

AntioksidanlarHayvan deneyleriKemik defektleri+6
Zeynettin Kasırga
Dicle University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçan testisinde oluşturulan deneysel iskemi/reperfüzyon hasarında quersetin etkisinin araştırılması

Amaç: Testis torsiyonu (TT) çocukluk çağı akut scrotum sebeplerinden en önemlisidir. Tedavi edilmemesi durumunda organ kaybına yol açabilecek acil cerrahi bir problemdir. Tedavide amaç İ/R hasarının azaltılması veya yok edilmesidir. Bu amaca yönelik kullanılacak yöntemlerden biride antioksidanların etkisidir. Bu çalışmada sıçanlarda deneysel olarak oluşturulmuş İ/R hasarının eşsiz bir bioflavonoid ve oksidatif hasara kaşı koruyucu olduğu bilinen bir antioksidan olan quercetin ile önlenebilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmada Sprague Dawley ırkı 12 haftalık ve 250-300gr ağırlığında 32 adet erkek sıçan kullanıldı. 4 ayrı grup oluşturuldu. 1. Grup olan kontrol grubuna hiçbir cerrahi işlem yapılmadı. Torsiyon grubuna sol testislere torsiyon uygulanarak 5 saatlik iskemi sağlandı. Torsiyon/Detorsiyon grubuna 5 saatlik iskeminin ardından 2 saatlik reperfüzyon uygulandı. Torsiyon/Detorsiyon+Quercetin grubuna ise 5 saatlik iskeminin ardından 2 saatlik reperfüzyon uygulandı ve i.p. quercetin enjekte edildi. Bulgular: Çalışmamızda 2. Grupta belirgin olarak MPO (myeloperoksidaz) ve MDA (Malondialdehit) değerleri artmış, quercetin uygulanan 4. grupta ise artışın olduğu fakat anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. TNF-α (Tümör nekroz faktörü alfa) değerlerinin quercetin uygulaması ile anlamlı şekilde azaldığı gösterilmiştir. CAT (Katalaz) ortalamasının ise torsiyon grubunda düşük olduğu ve quercetin uygulanmasının CAT seviyelerinin normale dönmesinde etkili olduğu 4. grupta gösterilmiştir. Spermetosit dejenerasyonu ve inflamasyon açısından quercetin uygulanan grupta anlamlı bir azalma olduğu gözlenmiştir. Quercetin uygulanan grupta dilatasyon verilerinde azalma görülmüş fakat istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Sonuç: Güçlü bir antioksidan etkiye sahip olan Quercetinin deneysel olarak oluşturulmuş İ/R hasarı üzerinde olumlu etkilerinin olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Testis torsiyonu, iskemi-reperfüzyon, antioksidan, quersetin, inflamasyon

AntioksidanlarHayvan deneyleriKuersetin+7
Rabia Gezer
Dicle University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında, arteria basilaris'in morfolojik olarak değerlendirilmesi

Multipl Skleroz (MS) daha çok 20-40 yaş grubunda görülen ve merkezi sinir sisteminde kronik demyelinizasyon ile karakterize olan bir hastalıktır. MS hastalarında kan-beyin bariyerinde bozukluklar, mikrokanamalar ve serebral kan akımında azalma görülür. Son araştırmalar; "vasküler MS" olarak adlandırılan yeni bir MS türü olabileceğini ortaya koymaktadır. Beyin sapı MS'in sık etkilediği alanlardan biridir ve ponsta yer alan lezyonlar infratentorial lezyonların %46'sını oluşturur. Pons'un birincil arteriyel kaynağı arteria basilaristir (BA). Bu çalışmada, MS hastaları ile sağlıklı bireyler arasında BA'ya ait varsa morfometrik farklılıkların araştırılması amaçlanmıştır. 2016-2025 tarihleri arasında Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji bölümüne başvuran hastaların MR anjiyografi görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya 18 yaş üstü 60 MS hastası ve 60 kontrol vakası dahil edildi. Ölçümler Radiant Dicom Viewer programıyla yapıldı. BA uzunluğu, çapı ve yaş değişkenlerinin normallik analizi Kolmogorov-Smirnov testi kullanılarak değerlendirilmiştir. BA çap değerinin normal dağılım gösterdiği bulunmuştur. Grup karşılaştırmaları için Independent T Test ve Mann Whitney U testleri uygulanmıştır. MS hastalarında BA çap değeri sağlıklı bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Genel popülasyon ve kontrol grubunda erkeklerde BA uzunluğunun kadınlardan anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bulgularımız, MS'in BA morfometrisini etkilediğini ve vasküler faktörlerin hastalık sürecindeki rolünü desteklemektedir. Arteria basilaris'in MS hastalarında gösterdiği morfometrik değişiklikler, hastalığın vasküler komponentinin önemini vurgulamakta ve "vasküler MS" kavramına katkı sağlamaktadır. Bu sonuçlar, MS alt tiplerinin sınıflandırılmasında kullanılabilecek radyolojik biyobelirteçlerin geliştirilmesi açısından önemli bir zemin oluşturmaktadır.

Elmas Buket Karaca
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

7-14 yaş grubu ilköğretim okulu öğrencilerinde pectus carınatum ve pectus excavatum deformitelerinin görülme oranı

Pectus excavatum ve pectus carinatum adlı göğüs deformitelerinin görülme oranını tespit etmek ve bu deformitelerin neden olduğu fiziksel etkileri araştırmak amacıyla bu çalışma planlandı. Çalışma, yaşları 7-14 arasında değişen, herhangi bir ortopedik ve kronik hastalığı olmayan 665'i erkek 677'si kız olmak üzere toplam 1342 ilköğretim okulu öğrencisi üzerinde gerçekleştirildi. Pectus excavatum ve pectus carinatum deformitelerine sahip bireylerin toraks ölçümleri yapılarak, solunum fonksiyon testleri spirometre cihazı ile gerçekleştirildi. Aynı yaş ve cinsiyetteki kontrol gruplarının da toraks ölçümleri yapılarak, solunum fonksiyon testi uygulamalarına geçildi. 1342 ilköğretim okulu öğrencisi arasından 35 kişide pectus excavatum'a, 8 kişide pectus carinatum'a rastlandı. Pectus excavatum deformitesine sahip bireylerin % 74.3'ünü erkekler, % 25.7'sini kızlar oluşturdu. Pectus carinatum deformitesi erkeklerde tespit edildi. Pectus excavatum'lu bireylerde torasik indeks değerinin, toraks çevresi ve derinliğinin kontrol grubuna göre düşük çıkması istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Solunum fonksiyon testinde ölçülen FEV1, FVC, PEF, MEF, F25, F50 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı sayılabilecek bir düşüş ya da artış saptanmadı. Pectus carinatum grubundaki olguların % 37.5'i söz konusu bozukluğun farkında olduklarını söylerlerken, pectus excavatum grubundaki olgularda farkındalık yaygınlığı % 8.6 olarak tespit edildi. Pectus excavatum ve pectus carinatum deformitelerine sahip bireylerin okul başarısı düzeyleri kontrol grubuyla kıyaslandığında, istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca

Zafer Kutay Coşkun
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00