Recently Added Theses
View AllBir vakıf hastanesinde çalışan vardiyalı ve vardiyasız sağlık personellerinin yeme davranışları ve uyku kalitelerinin karşılaştırılması
Hizmetin mecburi olarak tüm gün sürdürülmesi durumunda vardiyalı çalışma sistemi tanımından bahsedilmektedir. Vardiyalı çalışma sistemi insan fizyolojisi ve psikolojisi üzerinde çeşitli olumsuz etkilere neden olmaktadır. Yapmış olduğumuz bu araştırmada vardiyalı çalışmanın sağlık personellerinin uyku kalitesi ve yeme davranışları karşılaştırılırken, bu yeme davranışının uyku kalitesi üzerindeki de etkisi araştırılmıştır. Çalışma İstanbul'daki bir vakıf hastanesinde çalışan 110 gönüllü sağlık personeli üzerinde yapılmıştır. Yeme davranışlarının belirlenmesinde Hollanda Yeme Davranışı (DEBQ), uyku kalitesinin değerlendirilmesinde Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar kullanılmıştır. Katılımcıların 60'ı vardiyalı çalışırken, 50'sini ise vardiyasız çalışmaktadır. Vardiyalı çalışanların %76,7'si, vardiyasız çalışanların ise %42,0'sinin kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. Vardiyasız çalışan kadın sağlık personellerinin BKİ düzeyleri 23.47 (±2.71) kg/m2, vardiyalı çalışanların BKİ düzeyine 21.52 (±2.07) kg/m2 göre daha yüksek bulunmuştur. Yeme davranışları karşılaştırıldığında vardiyalı çalışanların emosyonel yeme davranışı puanı 2.49 (± 1.28), vardiyalı çalışmayanların emosyonel yeme davranışı puanı puanlarından 1.97 (± 0.96) yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı, dışsal yeme davranışı puanı grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli değildir (p>0.05). Vardiyalı çalışanlarda; sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı, emosyonel yeme davranışı puanı, dışsal yeme davranışı puanı, yeme davranışı puanı ortalamalarının uyku kalitesi durumu değişkenine göre grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Vardiyasız çalışanlarda uyku kalitesi kötü olan sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı 2.89 (± 0.76), uyku kalitesi iyi olan sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı puanlarından 2.23 (± 0.80) yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sağlık çalışanlarının emosyonel yeme davranışı puanı, dışsal yeme davranışı puanı, grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Vardiyasız çalışan sağlık personellerinde kısıtlayıcı yeme davranışının olumsuz etkileri anlatılarak, oluşturulacak sağlıklı beslenme planı ile normal BKİ ortalamalarına sahip olmaları sağlanarak uyku kalitelerinin daha iyi seviyeye ulaşması sağlanabilir.
Sağlık sektöründe çalışanların çatışma yönetim tarzları ile yönetici liderlik davranışlarını algılama biçimleri arasındaki ilişki
İnsanın yaratılışıyla birlikte çatışma olgusu da oluşmuştur. Çatışma sadece insanlar arasında değil tüm canlılar arasında az ya da çok kendini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı sağlık sektöründe çalışan bireylerin çatışma çözme tarzları ve liderlerini algılama biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliği'nde çalışan, yaş aralığı 21-53 olan, 46'sı erkek (%38), 75'i kadın (%62) olmak üzere toplam 121 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılara, Kozan ve Ergin (1999) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Çatışma Yönetimi Tarzları Anketi (ÇYTA) ve Tengilimoğlu (2005) tarafından Türkçe' ye çevrilen Liderlik Davranış Ölçeği (LDÖ) uygulanmıştır. Bu çalışmada, çalışılan bölümlere göre katılımcıların lider algılarının ve çatışma çözme tarzlarının farklılaşıp farklılaşmadığının değerlendirilmesi için ANOVA testi uygulanmıştır. Ayrıca, katılımcıların lider algılamalarıyla çatışma çözme tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, İdari ve Mali Hizmetler Başkanlığı'nda çalışan katılımcıların lider algılamalarıyla çatışma çözme tarzları arasında anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur. Tıbbi Hizmetler Başkanlığı'nda çalışan katılımcıların tümleştiren ve ödün veren çatışma çözme tarzlarına göre, Tıbbi Hizmetler bölümü lehine anlamlı bir fark yarattıkları saptanmıştır. Ayrıca, eğitim düzeyi arttıkça yöneticilerin çatışma çözme tarzı açısından ödün veren tarzda bir eğilim gösterdikleri tespit edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, lideri algılama biçiminin kişilerin çatışma çözme tarzını belirleme üzerinde bir etkisinin olmadığı, çalışanların kendi bireysel özelliklerine göre çatışma çözme tarzını belirlediği görülmektedir.
İnfertil hastalardaki tedavi süreçlerinin embriyo parametreleri ve in vitro fertilizasyon (IVF) sonuçları üzerine etkileri
İn vitro fertilizasyon (IVF) tedavisi, günümüzde infertilite tedavisinde en fazla kullanılan yardımcı üreme tekniklerindendir. Yardımcı üreme teknikleri ile yapılan her embriyo transferi için canlı doğum oranının yaklaşık %30 olduğu bilinmektedir. Çalışmamız kapsamında infertilite tanısı konan 455 çiftin endikasyonları ve gebelik oranları incelenmiştir. Çalışmaya alınan çiftlerin endikasyonları sıklık dereceleri sırasıyla incelendiğinde; erkek faktörü, açıklanamayan infertilite ve kadın faktörlerinin oluşturduğu tespit edildi. Yapılan çalışmada %20 oranında gebelik varlığı görülen grup ile %63,7 oranında gebelik görülmeyen grup, in vitro fertilizasyon parametreleri olan hormonal değerler, oosit sayısı, döllenmiş oosit sayısı ve embriyo kalitesi, fertilizasyon oranları açısından incelendi ve elde edilen bulgular arasındaki ilişki istatistiksel olarak analiz edildi. Veriler; sayı, yüzde, ortalama ve t-testi, ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Embriyo kalitesi değerlendirilirken blastomerlerin eşit büyüklükte olup olmadığı, yuvarlak ve şeffaf sitoplazma içerenler ve fragmantasyon içermeyen embriyo parametreleri göz önünde bulundurularak derecelendirme sistemine göre sınıflandırıldı. Fragmantasyon oranı %20 olan embriyolar grade I, blastomer farklılıkları artan ve fragmantasyon %20 den büyük ve %50 aralığında olan embriyolar grade II, blastomer sayı, şekil ve büyüklükleri birbirinden farklı olanlar grade III, fragmantasyon oranı %50'den fazla ve blastomer sitoplazmaları koyu, heterojen görünümlü embriyolar ise grade IV olarak seçildi. İn vitro fertilizasyon hastalarından kontrollü overyan hiperstimulasyon sonucu elde edilen foliküller oosit pick up işlemi ile toplanarak oositin etrafındaki granuloza hücreleri ayrıldı. Sonuçlarımız, gebelikte ilişkilendirilen hormon değerlerinin gebe kalan kadınlarla gebelik oluşmayan kadınlar arasında istatistiksel olarak değerlendirildi. Verilen ilaç protokolu ile fertilizasyon arasında analizler yapıldı. Oosit kalitesi iyileştikçe fertilizasyon oranında artma izlendi. Yapılan retrospektif çalışmanın ilaç protokollerinin uygulamaları ve in vitro fertilizasyon parametreleri açısından incelenerek, IVF uygulamalarında yol gösterici etkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.
Dondurulmuş embriyo transferi sonuçlarının farklı endikasyonlara göre değerlendirilmesi
Dondurulmuş embriyo transferi (DET) tüm dünyada yaygın olarak kullanılmakta ve kümülatif gebelik oranlarını arttırmaktadır. Transfer edilen taze embriyo transferi sayısının giderek azaltılmasıyla daha çok sayıda embriyo dondurulup sonraki sikluslarda kullanılmaktadır. Günümüzde iki farklı embriyo dondurma yöntemi mevcut olmasına karşın daha iyi sonuçlar elde edilmesi nedeniyle en sık vitrifikasyon yöntemi kullanılmaktadır. Çalışmamızda farklı endikasyonlarla intrasitoplazmik sperm injeksiyonu (ICSI) ve embriyo transferi (ET) siklusuna katılan, fazla embriyolarını dondurduğumuz ve daha sonra çözüp transfer ettiğimiz 258 çift değerlendirmeye alınmıştır. Bu amaçla endometriozis, polikistik over, zayıf over yanıt, tubal faktör, açıklanamayan infertilite ve erkek faktör olan çiftler değerlendirilmiştir. Amaç farklı endikasyonlarla infertilitesi olan ve DET uygulananlarda klinik gebelik oranlarının karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya 40 yaşın altında başka sistemik bir hastalığı olmayan uterin kavitesi normal kadınlar alınmıştır. Testiküler sperm kullanılanlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışmaya alınan çiftlerde erkek ve kadında ortalama yaş ve transfer edilen dondurulmuş embriyo sayıları karşılaştırılam grupla arasında benzer bulunmuştur. DET sonrası klinik gebelik oranları incelendiğinde endometriozis hastaları için %29.6 (8/27), polikistik over sendromlu hastalar için %30.2 (13/43), zayıf over yanıtlı hastalar için %28.9 (11/38), tubal faktör hastaları için %34.2 (12/35), açıklanamayan infertilite hastaları için %28.2 (11/39) ve erkek faktörü için %28.9 (22/76) olarak bulunmuştur. Gruplar arasında klinik gebelik oranları açısından istatistiksel bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, DET sikluslarında klinik gebelik oranları, değişik endikasyonlar ile infertilite tanısı konulan çiftlerde farklılık göstermemiştir. Ovulasyon indüksiyonu sonrası fazla embriyoların sonraki sikluslarda kullanılmak amacıyla dondurulması ve daha sonra kullanılması kümülatif gebelik oranlarını arttıracaktır. Yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ile uğraşan laboratuarlarda mutlaka embriyo dondurabilecek; özellikle vitrifikasyon yapabilecek donanım ve deneyimli ekip bulundurulmalıdır.
Özel hastane çalışanlarının hasta haklarına yönelik bilgi ve tutumlarının ölçülmesi
Hasta haklarına yönelik uygulamaların verimliliği hem hasta memnuniyetini artırmakta hem de son yıllarda artan hasta ve sağlık personeli arasındaki şiddet gibi problemlerin önüne geçilmesinde fayda sağlayabilmektedir. İnsan olmanın temel haklarından biri olan hasta haklarının sağlık personeli tarafından benimsenmesi ve uygulanması önemli kriterlerdendir. Bu araştırma ile , sağlık personelinin cinsiyet, eğitim, yaş gibi kriterlerinin yanı sıra hasta hakları konusunda eğitim alıp almamış olmasının , hasta haklarına yönelik bilgi ve tutumlarını nasıl etkilediği ölçümlenecek , bu ölçümlemenin kullanılması ile hasta haklarına yönelik uygulamalar iyileştirilebilecektir.
Polikistik over sendromlu (PKOS) hastalarda hormonal parametrelere bağlı olarak embriyo gelişiminin incelenmesi
Overde folikül gelişimi hipotalamus-hipofiz-gonadal aksın senkronize ve koordineli çalışması sonucu gerçekleşmektedir. Hipotalamustan pulsatil olarak salınan Gonadotropin-Releasing Hormon (GnRH), Hipofizi uyarır ve Hipofiz bezinden FSH ve LH salınması gerçekleşir. GnRH titreşim sıklığının artışı, GnRH'ye yanıt artışı ve yüksek östrojen düzeylerine neden olmaktadır. Bu dinamik süreçte çeşitli nedenlerle bozulma/aksama, farklı klinik tablolara yol açmaktadır. Polikistik over sendromu (PKOS) da bu klinik tablolardan birisidir. PKOS, doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrin bozukluktur. Klinikte ortaya çıkış oranı %6-8 oranında değişkenlik göstermektedir. PKOS'lu bireylerde serum AMH (Anti-Müllerian Hormon) düzeyi, testosteron ve LH düzeyi ile orantılı olarak artmaktadır. AMH günümüzde yumurtalık cevabını öngörmede belirteç olarak sıkça kullanılmaktadır. Farklı serum AMH konsantrasyonları, oosit maturasyonu ve kalitesi, embriyo gelişimi ve IVF-ICSI (In-vitro fertilizasyon-Intrakraniyoplazmik sperm enjeksiyonu) sonuçları ile yakından ilişkili olduğu yapılan çalışmalar ile gösterimiştir. Bu çalışmada 2016 ile 2017 tarihleri arasında PKOS (31) tanısı koyulmuş ve kontrol (açıklanamamış infertilite) (115) grubunda, ICSI ile IVF tedavisi gören 146 kişi çalışmaya dahil edildi. Kadın ve erkek yaşı, VKI, total oosit sayısı, fertilize oosit sayısı, total embriyo sayısı, hormon parametreleri (FSH, HCG günü E2, LH, inhibin B, AMH, LH/FSH), embriyo takibi (GV, Dejenere, MI, MII, erken bölünme), sperm parametreleri ve gebelik oranları değerlendirildi. Erkek faktörünün bulunmadığı PKOS'lu hastaların kontrol grubuna göre Vücut Kitle İndeksleri (VKI), AMH, LH/FSH ve Antral Folikül Sayısı (AFS) verileri anlamlı düzeyde yüksek bulunmakla birlikte, Gonadotropin düzeyleri düşük bulunmuştur. AMH ve LH/FSH düzeyi gebe olan PKOS'lu hastalarda gebe olmayan PKOS'lu hastalara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. PKOS ve kontrol grubuna ait embriyo parametreleri incelendiğinde PKOS'lu hastalarda diğer gruba göre total oosit sayısı, GV ve dejenere oosit sayısı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (P<0,05).
