
474
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Effects of diatery fiber in patients with type 2 diabetes mellitus a meta analysis
DEVAM ETMEKTE
Postmenopozlu kadinlarda gece yeme sendromu, vücut yağ yüzdesi ve yaşam kalitesi arasindaki ilişki
Bu çalışmada, gece yeme sendromu olan ve olmayan postmenopozlu kadınlarda vücut yağ yüzdesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamına 1 Mart-30 Nisan 2019 tarihleri arasında Özel Mihrimah Sultan Tıp Merkezine başvuran Gece Yeme Sendromu olan (30 kişi) ve olmayan (30 kişi), toplam 60 postmenopozlu kadın alınmıştır. Çalışmaya dahil olan kişilere ilişkin veriler; demografik bilgi ve antropometrik ölçüm bilgilerinin değerlendirildiği "Genel Anket Formu" ile, gece yeme sendromunu belirlemek için "Gece Yeme Anketi" ile ve yaşam kaliteleri "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" ile değerlendirilmiştir. Bu veriler yüz yüze anket yöntemi ve bireysel görüşme ile elde edilmiştir. Toplanan verilerin istatiksel analizleri için SPSS 21.0 paket programı kullanılmıştır. Yaş ortalaması 56,5±4,2 yıl olan postmenopozlu kadınların gece yeme anket puanları; gece yeme sendromu olanlarda 44,2±3,7 ve olmayanlarda 22,1±3,8 çıkmıştır (p<0,05). Gece yeme sendromu olanların BKİ ortalaması (32,9±3,2) ve vücut yağ yüzdesi (43,1± 4,7), gece yeme sendromu olmayanlara göre (BKİ, 27,8±4,2; vücut yağ yüzdesi, 36,2±6,5) daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Yaşam kalite alt boyutları arasında; genel sağlık algısı, yaşamsallık, sosyal fonksiyon, mental rol ve mental sağlık puanları sırasıyla; gece yeme sendromu olanlarda 42,8±16,4; 32,1±17,6; 57,5±24,4; 22,2±40,4; 42,9±14,8 ve olmayanlarda 56,3±11,6; 62,0±12,6; 87,5±16,7; 85,5±29,9; 74,9±8,7'dir. Bu alt boyutlara bakıldığında gece yeme sendromu olan ve olmayan gruplar arasında tüm parametrelerde önemli fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak postmenopozlu kadınlarda gece yeme sendromunu araştıran direkt bir çalışma bulunmadığından, bu alanda daha fazla çalışma yapılması gerekliliği düşünülmüştür.
Erkeklere uygulanan antioksidan terapisinin tekrarlayan gebelik kayıplarina etkisi: Bir meta analiz çalışması
Tekrarlayan gebelik kayıpları, iyi kalitedeki embriyoların birkaç in-vitro fertilizasyon denemesine rağmen implante olamaması ile karakterizedir. Embriyo, DNA'sının yarısını spermatozoadan almaktadır. Bu sebeple spermatozoanın DNA 'sı başarılı bir hamilelik için kilit bir rol üstlenmektedir. Subfertil ve infertil erkekler reprodüktif kanallarında yüksek miktarda reaktif oksijen türlerine sahip olduklarından bu durum spermlerinin DNA hasarı almasına ve bunun sonucu olarakta düşük fertilizasyon ve tekrarlayan gebelik kayıpları ile karşılaşılmasına neden olmaktadır. Yapılan bu tez çalışmasında, DNA fragmantasyonu gözlemlenmiş erkeklere uygulanan antioksidan terapisinin, tekrarlayan gebelik kayıpları üzerindeki etkisinin Meta analiz yöntemiyle tespiti amaçlanmaktadır. Analiz verileri Pubmed, Hindawi, Fertilty and Sterility, Elsevier, Research Gate, Theriogenology, Asian Journal of Andrology, Springle Link, Wiley, Oxford Academic, Scielo, Indian Journal of Urology, Journal Library Index kütüphanelerinden elde edilmiştir. DNA fragmantasyonu gözlemlenmiş olan erkeklere antioksidan terapisinin uygulandığı randomize kontrollü çalışmalar analize dahil edilmiştir. Bu Meta analizi kategorik verilerden oluşmaktadır. Bu sebeple analiz, verilerin frekansları üzerinden hesaplanarak gerçekleştirilmiştir. Etki büyüklüğü, Q istatistiği ve Cohen'in sınıflandırma metoduna göre sabit etkiler modeli kullanılarak hesaplanmıştır. Yayın yanlılığının kontrolü için ise Funnel plot grafiği kullanılmıştır. DNA fragmantasyonu gözlemlenen toplam 922 erkeğin dahil edildiği Meta analizinde antioksidan terapi uygulanan erkeklerin partnerlerinde tekrarlayan gebelik kaybı riskinin azaldığı görülmektedir. Sonuç olarak, erkeklere uygulanan antioksidan terapisinin tekrarlayan gebelik kaybı olgusu üzerinde güçlü bir etkisinin olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Sperm ,Embriyo kaybı , DNA Hasarı ,Oksidatif Stres, Antioksidan, Meta analiz
Yöneticilerde duygusal zeka ile otantik liderlik arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı yöneticilerde duygusal zeka ile otantik liderlik düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada, yöneticilerde duygusal zeka ile otantik liderlik arasındaki ilişki incelenmiş, cinsiyet, yaş, eğitim, medeni durum, deneyim yılı ve çalıştığı işletmedeki bulunma süresi gibi faktörlerin duygusal zeka ve otantik liderlik özellikleriyle ilişkileri ölçülmüştür. Araştırmanın önemi otantik liderlikte duygusal zekânın etkisini ölçerek şirketlere, kurumlara ve yöneticilere fayda sağlayacak olmasıdır. Yöneticilerin yönetiminde olan çalışanların performansında ve gelişiminde başarılı sonuçlar aldıracak yaklaşımı ortaya koyan bir araştırma yapılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri İstanbul ilinde bulunan işletmelerde yönetici pozisyonunda bulunan çalışanlardan "Kişisel Bilgi Formu", "Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği", "Otantik Liderlik Ölçeği" kullanılarak veriler toplanmıştır. Çalışmanın araştırma sorularının çözümlenmesinde bazı demografik değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim, deneyim yılı, altında çalışan personel sayısı) gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığının saptanması amacıyla "t" testi ve "tek yönlü varyans analizi" (Anova) kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda duygusal zekanın duygusallık ve sosyallik puanları ile otantik liderlik puanları arasında pozitif yönlü ve orta derecede bir ilişki olduğu görülmüştür. Duygusal zeka toplam DZ puanının otantik liderlik puanı ile karşılaştırması yapıldığında pozitif yönlü ve zayıf derecede bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Duygusal zeka, otantik liderlik, zeka
Varikosel olgularinda sperm protaminasyonunun incelenmesi
Erkek faktörlü infertilite tanısında semen analizi parametrelerinin infertilite nedenini tam olarak açıklayamadığı bilinmektedir. Sperm protaminasyonu spermatogenezin geç haploid fazında meydana gelen, DNA'yı paketleyen histonlar ile protaminlerin yer değiştirip, arjininden zengin çekirdek proteini oluşumu ile sperm DNA stabilizasyonu kondansasyonu sağlamasıdır. Ayrıca sperm DNA fragmantasyonları erkekte infertilite nedeni olarak kabul edilmektedir.Çalışmamızda bu amaçlaspermde protaminasyon faktörü ve sperm DNA fragmantasyonu, varikosel tanısı konmuş ve normospermi özelliği gösteren olgularda incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda normospermi ve Varikosel olgularında sperm protaminasyonunun incelenmesi için çalışma 'Biruni Üniversitesi' Girişimsel Olmayan Etik Kuruluna sunuldu ve 2019/25-18 sayı ve 24.01.2019 tarihli etik kurul onayı alındı. Çalışma ocak-Haziran 2019 tarihleri arasında Biruni Üniversite Hastanesi'nde spermiyogram analizi için başvuran hastalarda uygulandı.Bu çalışmada; Biruni Üniversitesi Hastanesine başvuran hastalardan normospermi (n:22), ve Varikosel gruplarında (n:22) DSÖ kriterlerine uygun standart semen analizi uygulanarak, asidik anilin mavisi boyama yöntemi ile sperm maturasyonu ve akridin oranj boyama yöntemi ile sperm DNA fragmantasyon hasarı, kromomisin A3 boyası ile protaminlerce pozitif olan sperm örneklerinin zayıf kromatin paketlenmesi incelendi ve varikosel olgularının kontrol olgular ile kıyaslaması yapıldı. Normospermi ve Varikosel grubu karşılaştırıldığında; sperm motilitesi Varikosel olgularında anlamlı olarak düşük bulundu.(p=0.004). Histon pozitif sperm oranının Varikosel olgularında daha yüksek olduğu görüldü. (p=0.000). Sperm DNA fragmantasyonunun Varikosel olgularında daha yüksek olduğu görüldü. (p=0.000) Spermlerde normal morfoloji oranı kontrole kıyasla Varikosel olgularında daha düşük bulundu.(p=0.004)Sonuç olarak varikosel olgularında sperm maturasyonu'nun etkilendiği, DNA fragmantasyonlarının arttığı görülmüştür. Testiküler temperatürün yükseldiği bu olgularda sıcaklığın artışının testis üzerindeki negatif etkileri gözlenmiştir. Ayrıca kromatin kondansasyonu'nun yani sperm maturasyonu'nun kullanılan iki ayrı test ile benzer sonuçlar gösterdiği de doğrulanmıştır.
Varikosel olgularında semen oksidatif stres ürünleri ve antioksidanları ile birlikte sperm mitokondriyal membran potansiyelinin değerlendirilmesi
Günümüzde infertilite sebebi ile kliniğe başuvuran çiflerde yaygın olarak görülen varikosel, testiküler toplardamarın anormal genleşmesi sonucu testisten çıkan kirli kanın geri akışına neden olan varisleşmedir. Varikosel etiyolojisi ile aşırı miktarda artan oksidatif stres hücresel homeostazı bozarak sperm DNA'sında fragmantasyon ve maturasyonu, anormal kromatin paketlenme ve mitokondriyal hasara neden olup erkek infertilitesi ile sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada amaç varikoselli ve normal olgularda spermatozoada oksidatif stres ilişkili mitokondriyal membran potansiyeli, DNA fragmantasyonu, kromatin kondensasyonu ve sperm maturasyonuna etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada; Biruni Üniversite Hastanesi Üroloji polikliniğine başvuran hastalardan varikoselli (n:24) ve normal hasta gruplarında (n:24) WHO kriterlerine uygun standart semen analizi uygulanarak ardından Anilin blue (mavisi) boyama yöntemi ile sperm maturasyon defekti, Acridine orange (turuncusu) boyama yöntemi ile sperm DNA fragmantasyon hasarı, Chromomycin A3 boyama yöntemi ile sperm kromatin kondensasyonu ve Nitroblue tetrazolium boyama ile oksidatif stresin mitokondriyal membran potansiyeline etkisi değerlendirildi. İki grup arasındaki verilerin değerlendirilmesi student-t testi analizi ile yapılarak karşılaştırıldı. Bu tez çalışmasına göre varikoselli ve normal hasta gruplarında sperm konsantrasyonu, motilitesi ve morfolojisi açısından varikosel hasta istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Karşılaştırılan iki grup arasında DNA fragmantasyonu, sperm maturasyonu, kromatin kondensasyonu ve mitokondriyal membran potansiyeli açısından anlamlı farklılık bulunmuş olup, varikosel kaynaklı oksidatif stresin mitokondriyal membran potansiyeline etkisi belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak varikosel hasta grupları sperm DNA hasarı ve anormal mitokondriyal membran potansiyeli açısından normal hasta grubuna göre daha yüksek olduğu gösterilmiş, varikosel kaynaklı oksidatif stresin negatif etkisi ortaya çıkmıştır.
Normal erkek ve varikosel hasta gruplarında sperm DNA fragmantasyonu, sperm kromatin kondensasyonu ve sperm mitokondriyal membran potansiyelinin incelenmesi
Varikosel olgularında testis hasarı ile ilgili mekanizmalar halen tartışmalıdır. Sperm DNA hasarlarının infertilitenin nedeni olduğu pek çok çalışma ile gösterilmiştir. Bu çalışmada varikosel olgularında sperm DNA fragmantasyonunun kromatin kondansasyonu, sperm apoptozu ve sperm mitokondriyal membran potansiyelinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada; Biruni Üniversite Hastanesi Üroloji polikliniğine başvuran hastalardan semen analizi normal (n:22) grup ve klinik varikosel (n:22) hasta gruplarında WHO kriterlerine uygun standart semen analizi uygulandı. Sperm maturasyonu asidik anilin blue (mavisi) boyama yöntemi ile ve CMA3 floresan boya yöntemi ile, sperm DNA fragmantasyonu Akridin oranj floresan boyama yöntemi ile ve rhodamine123/propidyum iyodür boyama yöntem ile sperm mitokondri membran potansiyeli ve apoptotik spermler değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonuçları gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda varikosel olguları normal olgular ile kıyaslandığında, sperm morfolojisi ve sperm motilitesinin istatistiki olarak anlamlı bir azalma gösterdiği görülmüştür (p<0,0001,). Sperm boyun anomalilerinin varikosel olgularında daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,0001). Sperm immaturasyonunun ve DNA fragmentasyonunun varikosel olgularında daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,0001). Rhodamine 123 ile ölçülen sperm mitokondri membran potansiyeli ve apoptotik sperm oranının (propidyum iyodür ile ölçülen) varikosel olgularında yüksek olduğu gösterilmiştir (p<0,0001). Varikoselin sperm maturasyonu ve mitokondri fizyolojisi üzerine negatif etkileri görülmüştür (p<0,0001). Varikosel olgularında yüksek oranda apoptotik sperm bulunmuştur (p<0,0001). Sonuç olarak testis venlerinin dilatasyonu ve testis temperatürünün yükselmesi ile karakterize olan varikosel ; sperm maturasyonu , sperm DNA'sını ve mitokondriyel aktiviteyi olumsuz etkilemiştir.
Akciğer kanseri nedeniyle ameliyat olan hastalarda konfor düzeyi ve konforu etkileyen faktörler
Amaç: Araştırma akciğer kanseri nedeniyle ameliyat olan hastaların konfor düzeyleri ile konforu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu araştırma Haziran– Eylül 2019 tarihleri arasında, İstanbul Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde akciğer kanseri nedeniyle ameliyat olan; bilinci açık, iletişim kurabilen, araştırmaya katılmayı kabul eden 185 hasta ile yapıldı. Veriler Hasta Tanılama Formu, Numerik Ağrı Skalası,Numerik Bulantı Skalası ve Perianestezi Konfor Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin analizlerinde ortalama, standart sapma, t-testi, Pearson korelasyon analizi, Tek yönlü (One way) Anova testi, Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanıldı. p 0.05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalamasının 58.87±12.01 olduğu, %70.3'inin erkek, %91.4'ünün evli, %70.8'inin ortaokul ve altı, %85.4'ünün çalışmadığı, %33.0'ünün sigara içtiği, %48.6'sının 1-10 yıl sigara içme öyküsü olduğu belirlendi. Hastaların, %81.1'inin ameliyat öncesi eğitim aldığı, %76'sının hemşireden, %86'sının ise doktordan eğitim aldıkları belirlendi. Hastaların ameliyat sonrası " Perianestezi Konfor Ölçeği" puan ortalaması 4.55±0.71 olarak bulundu. Genel sağlığı algısı iyi olan, şimdiki ameliyata yönelik tutum olumlu olan, ameliyat öncesi eğitim alan hastaların konfor puan ortalamalarının daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Konforu azaltan faktörler; hastaların kendilerini yabancı bir ortamda hissetmesi, çok endişeli olmaları, içinde bulundukları durumdan rahatsız olmaları, ortam ısısının yeterli olmaması olarak belirlendi. Sonuç: Akciğer kanseri nedeniyle ameliyat olan hastaların ameliyat sonrası konfor düzeyinin yüksek olduğunu belirlendi. Hemşirelerin ameliyat öncesi dönemde, bireysel gereksinimlere yönelik, planlı olarak hazırlanmış eğitimler vermesi ve cerrahi girişim sonrası hastaların konfor düzeyini belirleyerek elde edilen sonuçlara göre bakımı bireysel olarak planlaması ve uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Akciğer kanseri, göğüs cerrahisi, hemşirelik, konfor.
Farklı semen konsantrasyonlarında yapılan sperm kriyoprezervasyonunun sperm canlılığı ve DNA fragmantasyonuna etkisi
Erkek faktörü infertil çiftlerin yaklaşık %20'sinde esas neden olarak geçmektedir. Her iki tarafın birlikteliği dahil edildiğinde ise bu oran %30-%40'lara çıkmaktadır. Günümüzde, erkek infertilitesinin testinde rutin semen analizi kullanılmaktadır. Fakat infertil erkeklerin dahi yaklaşık olarak yüzde 15'inde semen analizinin sonuçlarına bakılarak infertilitenin kesin tanısı yapılamamaktadır. Dolayısıyla fertil ve infertil erkeği semen analizi haricinde kesin olarak birbirinden ayıracak, gebe kalınıp kalınmadığını anlayabilmek için farklı deneylere ihtiyaç artmıştır ve konuyla ilgili sperm DNA bütünlüğü üzerine yoğunlaşmıştır. Sperm DNA hasarlarıının infertil erkeklerde fertil erkeklere nazaran daha çok olduğu ve spermlerdeki DNA hasarının bu bireylerde fertilite oranını eksi yönde etkilediği çalışmalar sonucu belirlenmiştir. Sayının düşük olması, motilite ve normal olmayan yapı gibi bozuk semen etkenleri, çoğunlukla yüksek sperm DNA hasarı ile varlık göstermekte olup sadece normal semen özelliklerine mahsup bireylerin yüzde 8'inde sperm DNA hasarı olduğu da kanıtlanmıştır. Tüm bunlara ilaveten, hasar görmüş DNA'ya sahip spermlerin intrastoplazmik sperm enjeksiyonunda (ICSI) kullanımına bağlı olası sonuçları noktasında tereddütler mevcuttur. Farklı iç veya dış sebeplerden ötürü DNA yapısında farklı düzeyde hasarlar ortaya çıkmaktadır. DNA yapısında meydana gelen bu hasarların bazıları şunlardır; kromatin içyapısının bozulması, DNA bazlarının oksidasyonu, yanlış eşleşmesi ve tubulin polimerizasyonun baskılanması, bazların kimyasal olarak değişmesi, kromatin yapısındaki anomaliler, DNA zincirinin kırılması, DNA-DNA ve DNA-protein çaprazlaşmaları, DNA da mutasyonlar gibi bir takım yapısal değişimlerdir. Sperm kriyoprezervasyonu olarak adlandırılan bu yöntem üreme bozuklukları sonucu yardımcı tedavilerde sıklıkla kullanılan bir metoddur. Dondurma ve tekrar çözdürme aşamalarının ardından hedeflenen nokta spermlerinin en az şekilde zarar görmesidir. Çalışmamızda Biruni Üniversite Hastanesi Üroloji Polikliniğine 2018-2019 tarihleri arasında başvuran 18-50 yaş arası 33 erkek hastadan rutin semen analizi sonrası atık numune ile çalışma yapılması planlandı. Farklı semen konsantrasyonlarda sperm kriyoprezervasyonunun sperm canlılığı ve sperm DNA fragmantasyonu üzerine etkisini araştırmak amacıyla, öncelikle çalışmaya dahil edilecek tüm hastalara Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO) kriterlerine göre standart semen analizi yapılarak sperm konsantrasyonu, motilite ve morfoloji değerlendirildi. Sperm canlılık oranı tespiti için eozin boyama yapılarak ışık mikroskobunda değerlendirildi. Sperm DNA fragmantasyonu üzerine etkisini araştırmak için yayma preparat hazırlanarak 1/3 asetik asit methanol karışımında 30 dakika oda sıcaklığına veya -40 derecede (buzdolabında) fikse edilerek akridin oranj boyama yapıldı ve immunofloresans mikroskobuyla Biruni Üniversitesi tarafından desteklenendi.
Prematüre bebeklere yapılan karın masajının beslenme toleransina etkisi
Beslenme İntoleransı (Bİ) enteral beslenen prematüre bebeklerde en sık yaşanan ve olumsuz etkileri olan ciddi bir sorundur. Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde (YYBÜ) tedavi gören prematüre bebeklere uygulanan karın masajının beslenme toleransı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Randomize kontrollü gerçekleştirilen deneysel araştırmaya, 10 Temmuz–10 Aralık 2019 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 56 prematüre bebek alındı. Yoğun bakım ünitesinde prematüre bebekler üç saatte bir beslenmekteydi. Deney grubuna 7 gün boyunca, sabah-akşam, beslendikten sonraki 2. saatte (08.00-20.00) 15 dakika süre ile karın masajı uygulandı. Kontrol grubu ise rutin bakım aldı. Araştırma verileri; bebeklerin beslenme sonrasındaki 2. ve 3. saatinde hasta bilgi formu ve literatür doğrultusunda oluşturulan hasta izlem çizelgeleri ile toplandı. Verilerin analizinde NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 Statistical Software (Utah, USA) paket programı ve analitik ve tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanıldı. Sonuçlar, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Karın masajı uygulanan deney grubunda, kusma atakları ve batın distansiyonunun kontrol grubuna göre önemli ölçüde azaldığı, defekasyon sıklığının önemli ölçüde arttığı ve karın çevresi değerinin masaj uygulama öncesine göre anlamlı derecede düştüğü belirlendi (p<0.05). Araştırmada; prematüre bebeklere karın masajı uygulamasının beslenme toleransını arttırıcı etkisi olduğu sonucuna varıldı. YYBÜ hemşirelerinin enteral beslenen prematüre bebeklerde beslenme toleransını arttırmak için prematüre bebeklere uygulanan karın masajından yararlanmaları önerilir. Anahtar kelimeler: Enteral beslenme, hemşire, masaj, prematüre