
6
Archived Theses
1
DOIs Assigned
17%
DOI Rate
Departman Tezleri
Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi, tutum ve vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi düzeyi, tutumları ve mesleki vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2., 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören 420 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş; 302 öğrenci (evrenin %71.9’u) ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Basınç Ülseri Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (PUPKAI-T), Basınç Ülserlerini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) ve Vicdan Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, t testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis analizi ile Pearson ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %91.4’ü 17-24 yaş grubunda, %72.5’i kadındır. Bilgi ölçeği toplam puan ortalaması 11.14±3.56 (~%42.8) ile yeterlilik için kabul edilen %60 eşiğinin altında; tutum ölçeği toplam puan ortalaması 40.48±4.82 (~%77.8) ile olumlu düzeyde; vicdan algısı ölçeği toplam puan ortalaması ise 62.29±11.95 ile orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Öğrencilerin bilgi düzeyi ile tutumları (r=0.035; p>0.05) ve bilgi düzeyi ile vicdan algıları (r=0.075; p>0.05) arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken; tutum ile vicdan algısı arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0.189; p<0.01). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülseri önlemeye yönelik bilgi düzeyleri yetersiz, tutumları olumlu ve mesleki vicdan algıları orta düzeyin üzerindedir. Bilgi ile tutum ve vicdan birbirinden bağımsız gelişirken, tutum ile vicdan algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu doğrultuda lisans eğitiminde basınç ülseri önleme içeriğinin güçlendirilmesi ve etik duyarlılığı geliştiren yöntemlerin müfredata eklenmesi önerilmektedir.
Bolu il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran 40 yaş üstü kadınlarda ve bu merkezlerde çalışan hemşirelerde kendi kendine meme muayenesi bilgi ve uygulamalarının karşılaştırılması
Bu araştırma, 40 yaş ve üzeri kadınların ve hemşirelerin kendi kendine meme muayenesi (KKMM) bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmış, tanımlayıcı tipte bir araştırmadır.Araştırmanın örneklemini, Bolu il merkezinde 7 Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 40 yaş ve üzeri kadınlar (n=252) ve bu Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan hemşireler (n=29) oluşturmuştur. Veriler Ekim 2007-Ocak 2008 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiş, yüzdelik ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatistik testler kullanılarak analiz edilmiştir.Kadınların yaş ortalaması 54.7±11.2 yıl (40-85 yaş) olarak hesaplanmış, çoğunluğunun (%39.6) 40-49 yaş grubunda ve okur-yazar/ilkokul mezunu (%64.3) düzeyinde eğitim gördükleri, çoğunlukla evli (%75.4) ve herhangi bir işte çalışmadıkları ve ev hanımı olarak yaşamını sürdürdükleri (% 88.9), orta ve üst gelir düzeyine (%82.5) ve SSK sosyal güvencesine (%44.5) sahip oldukları saptanmıştır.Kadınların çoğunlukla KKMM ifadesini daha önce duydukları (%65.1), çoğunlukla sağlık ocağından (%56.7) bu ifadeyi duydukları ve doktora meme muayenesi yaptırma gerekliliğini ifade ettiği (%78.6) ancak çoğunlukla doktora meme muayenesi yaptırma sıklığı hakkında (%40.1) ve kontrol amaçlı mamografi konusunda da fikrinin olmadığı (%45.2), KKMM'ni yapmayı bilmediklerini ifade ettikleri (%56.7) belirlenmiştir.Kadınların çoğunluğunun KKMM yapmadığı (%57.9), KKMM yapanların (%54) 36?45 yaş arası grupta yer aldığı, çoğunun KKMM uygulama basamaklarını doğru şekilde yapmadığı belirlenmiştirHemşirelerin yaş ortalaması 30.3±3.2 yıl (26?38 yaş) olarak hesaplanmış, çoğunluğunun (%48.3) 26-30 yaş grubunda ve sağlık meslek lisesi mezunu olduğu, 3-9 yıl arası görev yaptığı (%58.6) ve evli olduğu (%82.8) saptanmıştır. Hemşirelerin tamamına yakınının (%93.1) KKMM yaptığı, 1-4 yıl arası KKMM yaptığı (%66.5), hemşirelerin çoğunluğunun KKMM uygulama basamaklarını doğru şekilde ve (%70.3) menarştan bir hafta sonra yaptığı saptanmıştır.Hemşirelerin kendi kendine meme muayenesi konusunda hem toplumsal bilincin oluşturulması hem de kendi koruyucu sağlık davranışlarını kazanması amacı ile hizmet içi eğitimlere katılması, bu doğrultuda da kadınlara yönelik bilgilendirici toplantı ve eğitimler vermesi önerilmektedir.
Nöroşirurji servisinde yatan hastaların uyku kalitesi
Nöroşirurji Servisinde Yatan Hastaların Uyku Kalitesi Bu araştırma nöroşirurji kliniğinde yatan hastaların uyku kalitesini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma tanımlayıcı olarak, Nisan 2013-Mart 2014 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi nöroşirurji kliniğinde yürütüldü. Araştırmanın evrenini Nisan 2013-Haziran 2013 tarihleri arasında nöroşirurji kliniğinde yatan tüm hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise, nöroşirurji kliniğinde en az bir haftadır yatıyor olan, araştırmaya katılmayı kabul eden, 18 yaş ve üzerinde olan, iletişim kurulabilen ve olasılıksız rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen 140 hasta oluşturdu. Araştırmaya başlamadan önce Malatya Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve Turgut Özal Tıp Merkezi Başhekimliğinden yazılı izin alındı. Veriler hasta tanıtım formu ve Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan hastaların % 43.6'sı kadın olup %33.6' sı intra kranial kitle tanısıyla hastanede yatmaktaydı. Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi toplam puan ortalaması 7.63±4.04 olan hastaların alt bileşenlerden öznel uyku kalitesi puan ortalaması 1.38±1.01, uyku latensi puan ortalaması 1.52±1.07, puan ortalaması uyku süresi 1.57±1.07, alışılmış uyku etkinliği puan ortalaması 0.61±0.94, uyku bozukluğu puan ortalaması 1.29±0.53, uyku ilacı kullanımı puan ortalaması 0.41±0.90, gündüz işlev bozukluğu puan ortalaması 0.82±0.97 olarak bulundu. Kadın hastaların erkek hastalara göre uyku kalitelerinin daha kötü olduğu bunun dışında hastaların diğer tanıtıcı ve tıbbi özelliklerinin uyku kalitesini önemli düzeyde etkilemediği belirlendi. Sonuç olarak nöroşirurji hastalarının uyku kalitesinin önemli düzeyde kötü olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Uyku, Uyku Kalitesi, Nöroşirurji, Hemşirelik, Hasta
The anxıety level of chemotherapy receıvıng patıents and theır caregıvers and affectıng factors
THE ANXIETY LEVEL OF CHEMOTHERAPY RECEIVING PATIENTS AND THEIR CAREGIVERS AND AFFECTING FACTORS This study was performed to examine the anxiety level of chemotherapy receiving patients and their caregivers together with the affecting factors. The study was conducted as correlational and descriptive in Dicle University Faculty of Medicine (DUTF) Medical Oncology Hospital between June 2013 and July 2014. Chemotherapy patients over the age of 18 and caregivers in DUTF Medical Oncology Hospital constituted the population of the study. The sample was constituted by 250 chemotherapy receiving patients and 250 caregivers performed power analysis. Patient and caregiver identification form, State and Trait Anxiety Inventory, Edmonton Symptom Scale Diagnostics (Estonian) were used in the data collection. Descriptive statistics, paired t test, independent samples t test, Kruskal-Wallis Variance, Mann-Whitney U, Analysis of Variance (ANOVA) and Pearson Correlation test were used in the evaluation of data. Among the patients who were included to the study, 97.6% were determined to be willing to continue to the treatment and 57.2% were determined to be women. It was found that average anxiety scores of women patients and the people who support the patient in coping with the disease were high and the difference was statistically significant (p<0.05). It was determined that 81.6% of caregivers did not have a disease and 54.4% were men. The average anxiety score of caregivers; women, unemployed, people with no social security, with a disease, who support the patient psychologically/emotionally, whose health condition is not affected, whose other responsibilities are affected and who have problems with the treatment were high and the difference was statistically significant (p<0.05). As a result, it was determined that patients and caregivers were negatively affected in many aspects during the chemotherapy treatment. Key words: Cancer, Chemotherapy, Anxiety Level, Patient, Caregiver
Subkutan heparin kullanan hastalarda abdominal ve deltoid bölgelerin ağrı, hematom ve ekimoz gelişimi açısından karşılaştırılması
ÖZET Araştırma, subkutan heparin kullanan hastalarda abdominal ve deltoid bölgelerin ağrı, hematom ve ekimoz gelişimi açısından karşılaştırılması amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma Haziran 2013-Temmuz 2014 tarihleri arasında yapıldı. Evreni İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi-Travmatoloji ve Göğüs-Kalp Damar Cerrahisi kliniklerinde yatan, subkutan heparin tedavisi alan tüm yetişkin hastalar oluşturdu. Örneklemi ise bu hastalar arasından araştırmaya alınma kriterlerine uyan ve olasılıksız rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen 54 hasta oluşturdu. Veri toplama aracı olarak, hastaların tanıtıcı ve tıbbi özellikleri ile ağrı, hematom ve ekimoz gelişimi ile ilgili bilgileri kayıt etmek için "Hasta Tanıtım ve İzlem Formu", ağrının değerlendirilmesi için "Görsel Kıyaslama Ölçeği", ekimoz ve hematom ölçümü için "Opsite-Flexigrid Ölçüm Aracı" ve ağrı süresi ölçümü için "Kronometre" kullanıldı. Veriler araştırmacının kendisi tarafından yüz yüze görüşme, gözle muayene, elle muayene ve ölçme yöntemleriyle toplandı. Enjeksiyonlar 24 saat ara ile ilki sağ deltoid bölgeye ikincisi sağ abdominal bölgeye yapıldı. Ekimoz ve hematom değerlendirmesi her bir enjeksiyondan sonraki 48. saatte, ağrı şiddeti enjeksiyondan hemen sonra, süresi ise enjeksiyon sırasında değerlendirildi. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Ki-Kare, bağımlı gruplarda t-testi, Kruskall Wallis Varyans ve Mann Withney U testleri kullanıldı. Araştırmada deltoid bölgede ağrı gelişme oranının istatistiksel olarak önemli düzeyde daha fazla olduğu belirlendi. Ağrı şiddeti ve ağrı süresi ortalamaları ile ekimoz gelişimi ve ekimoz büyüklüğü açısından abdominal ve deltoid bölgeler arasında görülen farklılıklar önemli bulunmadı. Heparin enjeksiyonu nedeniyle sadece bir hastada (deltoid bölgede) hematom gelişti. Enoksaparin sodyum kullanan ve kadın hastalarda deltoid bölgede daha fazla ekimoz gelişmesi istatistiksel açıdan da önemli bulundu. Anahtar Kelimeler:
Müziğin non stres testi üzerine etkisi
Bu araştırma gebelere non stres testi sırasında dinletilen müziğin test sonucuna etkisini belirlemek amacıyla, son test kontrol gruplu yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini NST polikliniğine başvuran en az bir canlı doğum yapmış olan, daha önce NST çektirmiş olan ve 33. gebelik haftasından büyük olan gebeler oluşturmuştur. Örneklemini ise; araştırmaya alım ölçütlerine uyan, yapılan güç analizine göre 0.5 etki büyüklüğünde ve %5 yanılgı düzeyi ile belirlenen %95 güven aralığında, % 98 oranla evreni temsil gücüne sahip 48 deney grubu, 48 kontrol grubu olmak üzere toplam 96 gebe oluşturmuştur. Araştırma, Adıyaman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi NST polikliniğinde Haziran 2012- Temmuz 2014 tarihleri arasında yürütülmüş olup, veriler 3 Mart- 25 Haziran 2013 tarihleri arasında NST polikliniğinde araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin toplanmasında, Katılımcı Tanıtım Formu ve NST Bulguları Kayıt Formu kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistik, bağımsız gruplarda t-testi, ki-kare testi, fisher's exact testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada, deney grubundaki gebelerin, kontrol grubundaki gebelere göre NST sırasında daha fazla olumlu duygu yaşadığı saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca araştırmada deney grubundaki gebelerin NST sonucunda fetal hareket sayısı ortalaması ve akserelasyon sayısı ortalaması, kontrol grubu gebelerin test sonucuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Deney grubu gebelerde reaktif NST sonucu, kontrol grubu gebelere göre daha yüksek idi (p<0.05). Araştırmada deney ve kontrol grubu gebeler arasında fetal kalp atım hızı ortalaması açısından önemli farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Araştırmamızda NST sırasında gebelere dinletilen müziğin, fetal hareket ve akserelasyon sayısını artırdığı ve gebelerin test sırasında daha fazla olumlu duygu yaşamasını sağladığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: NST, Müzik, Fetal kalp hızı, Fetal hareketler, Hemşirelik