Çankaya University
Discipline

Kentsel Tasarım Anabilim Dalı

Çankaya University

75

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Kültürel miras alanlarının toplumsal bellek bağlamında yeniden işlevlendirilmesi: Haydarpaşa örneği

Dinamik yapıya sahip olan kentler zaman içinde değişen fiziksel, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlardan dolayı sürekli değişmekte ve dönüşmektedir. Özellikle son yıllarda kentlerdeki endüstrileşmenin getirdiği değişen üretim biçimi, hızlı nüfus artışı, barınma ihtiyacı, kentsel altyapı yetersizliği ve sosyo-ekonomik yapının değişmesi ile mevcut kentsel alanların günümüz ihtiyaçlarını karşılayamaması sonucu kentsel dönüşüme ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Bu değişimler sonucunda endüstriyel alanlar projelerin odağı haline gelmiştir. "Kültürel miras" kavramı endüstri devrimi sonrasında yaşanan kentsel dönüşümlerin kent kimliğini yok edilmeye başlanması ile önemsenmeye başlanmıştır. Daha sonra Avrupa "endüstriyel kültür mirası" kavramının çıkmasına öncülük etmiş, sanayi yapılarının/alanlarının kültürel kimlik açısından taşıdığı öneme dikkat çekmiştir. Böylece bu alanlarda koruma çalışmalarına başlanmıştır. Endüstriyel alanlara yönelik Wehdorn'un üç tip koruma yaklaşımı üzerinde durulmaktadır: özgün işlevin devamı, üretimin durdurularak korunması ve yeniden işlevlendirme. Tren istasyonları ve hatları kentlerin gelişimlerinde önemli bir yere sahip olan, yapıldığı dönemin teknolojisini ve toplumsal yaşam biçimlerini yansıtan önemli endüstriyel miras alanlarındandır. Tarihsel değer taşıyan, kent kimliğinde ve toplumsal bellekte önemli bir yere sahip olan bu alanların korunarak gelecek nesillere aktarılması önem arz etmektedir. Bu kapsamda tren istasyon ve hatlarına yönelik "Yeniden İşlevlendirme" yaklaşımı ve bu yaklaşımın kentsel kimlik ve toplumsal bellek üzerinde etkisi çalışmanın ana çerçevesini oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında "Tren istasyonlarının ve tren hatlarının kolektif bellek açısından ne anlam taşıdıkları, kente nasıl entegre edilebildiği" soruları Haydarpaşa Garı için önemli bir çerçeve oluşturacak şekilde Dünya'dan ve Türkiye'den farklı proje tipleri ile koruma kriterleri referans alınarak açıklanmıştır. Dünya'dan Amerika'dan The High Line Park, Lowline, Barselona'dan Ramla de Sants, Paris'ten Promenade Plantee, Orsay Müzesi ve İtalya'dan Leopolda Tren İstasyonu; Türkiye'den ise Edirne Karaağaç ve İzmit Tren İstasyonları gibi yeniden işlevlendirmeye yönelik proje örnekleri verilmiştir. Dünyada ve Türkiye'deki proje yaklaşımları birbirinden oldukça farklıdır. Dünya'da tarihi tren hatlarına yönelik yeniden işlevlendirme projeleri de ön planda iken Türkiye'de daha çok yapı ölçeğinde uygulamaların ön plana çıktığı görülmektedir. İstanbul'da yaşayan veya yaşamayan herkesin anılarında önemli bir yere sahip olan Haydarpaşa Gar'ı yıllar içinde mimarisi ile İstanbul'un simgesi; tarihi ve işlevi ile toplumsal belleğin önemli bir parçası haline gelmiştir. Günümüzde ulaşım işlevi durdurulmuş olan Haydarpaşa Garı mevcut durumda turistik amaçlı, restoran ve zaman zaman kamusal etkinliklerin yapıldığı yer olarak kullanılmaktadır. 2018 yıl sonunda Marmaray Projesi bittiğinde Gar'ın Marmaray'a entegre edilmesi ve ulaşım işlevine devam etmesi planlanmaktadır. Çalışma kapsamında farklı kullanıcı gruplarına yönelik yapılan anket çalışması ile Haydarpaşa Garı'nın kolektif bellekte ne anlam ifade ettiğini ve alan ile ilgili yeniden işlevlendirme söz konusu olursa kullanıcıların alanı nasıl kullanmak istediklerini anlamaya yönelik sorular sorulmuştur. Anket çalışmasının sonucunda kültürel bir miras olan Haydarpaşa'nın İstanbul'da yaşayan ve yaşamayan kullanıcıların anılarında önemli bir yere sahip olduğu, kentin imgelerinden biri olarak görüldüğü, tarihi öneminin farkında olunduğu görülmektedir. Haydarpaşa Garı'nın Wehdorn'un koruma yaklaşımlarından biri olan mevcut mimarisinin korunarak yeniden işlevlendirilmesi söz konusu olduğunda kullanıcıların %40'ının yapıyı kent müzesi, %23'ünün Marmaray'a entegre istasyon olarak görmek istedikleri sonucuna varılmıştır. Korumanın işlev ile birlikte ele alındığı yeniden işlevlendirme projelerinde halkın kullanımına yönelik mekan veya yapıların halkın görüşlerinin alınarak karar alınması kent belleğinin canlı tutularak korunmasını sağlayacaktır. Günümüzde tren istasyonları ve garları özgün işlevlerine devam ederek veya yeniden işlevlendirilerek kente fiziksel olarak, kentlinin hayatına ise sosyal olarak dahil edilmektedir. Yerel kimliği yansıtan istasyonlar kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası olan önemli tarihsel değerlerdendir. İşlev değişikliğine uğrayan tren hat ve yapıları kent imajını ve kent kimliğini önemli ölçüde etkilemektedir. Haydarpaşa Garı'nın yeniden işlevlendirilmesi toplumun farklı kesimleri tarafından gerekli görülmektedir. Buranın kültürel miras olduğu unutulmadan, bu izlerin korunarak günümüze aktarılması ve Gar'ın yeniden işlevlendirilmesi burası için en sürdürülebilir çözümlerden biridir. Çünkü işlev kaybı istasyonun tarihi değer olarak gün geçtikçe değerinin azalmasına neden olacaktır.

Nesil Uzunoğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mudanya'nın kıyı kullanımının kentsel gelişimdeki rolü

Kıyı alanlarının, ait olduğu kentin en kritik konularından biri olduğunu vurgulayan bu çalışmanın amacı, kıyı kullanımının kentsel gelişimdeki payını ve kentlilerin hayatındaki önemini ortaya koymaktır. Bu tez kapsamında, kentsel açık alan gerçekliğine dayandırılan kıyı kullanımının kentsel gelişimdeki rolünü tanımlamak üzere, Marmara Bölgesi'nde stratejik bir konuma sahip olan Mudanya ilçesinin kent merkezinde yer alan kıyı alanı özelinde bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda oluşturulan tezin ana kurgusuna göre, ilk bölümde kentsel açık alan kavramı, bileşenleri ve türleri ortaya konmuştur. Demokratik, kapsayıcı, erişilebilir ve kamu yararı kavramlarının vurgulandığı kentsel açık alanlar için kavramsal oluşum diyagramı hazırlanmıştır. Çalışmanın bir sonraki aşamasında kentsel kıyı alanları üzerine yoğunlaşan detaylı çalışmalar ışığında kıyı alanlarının ve kıyı kullanımının kentsel literatürdeki ve kent hayatındaki yeri vurgulanmıştır. Tezin son bölümünde ise, kentsel kıyı alanları ile kazanılan yaklaşım biçimine göre; Mudanya kıyı alanı, kültürel miras ve kimlik ve oluşturulan dört kıyı kavramı çerçevesinde irdelenmiştir. Ardından Mudanya özelinde yapılan analizlerin sonuç değerlendirmesinde değerlendirme modeli, GZFT analizi yapılarak, öneriler sıralanmış ve en sonunda Mudanya kıyı alanı için öneri niteliğinde vizyon tanımına yer verilmiştir. Kıyı alanları araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi ve sonuca bağlanması gereken meselelerle karşı karşıyadır. Günümüzde kıyılar sahip olduğu ve topluma kattığı değerleri büyük ölçüde kaybetmiştir. Kentsel kimliklerini önemli ölçüde kaybettiklerinden, önceleri kıyılar üzerinden toplumsal okuma mümkün iken günümüzde bu durum geçerliliğini yitirmiştir. Geçmişte olan kıyı etkinlikleri yok olmuş, kıyıya özgü işlevler değişime uğramıştır. Bununla birlikte kıyının geçmişle bağını kuran yapılar ve kıyı alanları giderek kaybolmuştur. Buna göre tezin altyapısını oluşturan temel bakış açısı şudur; kıyı alanlarının ortak misyonu, her anlamda doğrudan hayatın içinde ve topluma her anlamda fayda sağlamak olmalıdır. Su kenarları çekiciliği, davetkar ölçeği, farklı coğrafyası ve birincil yerleşim yeri olması nedeniyle bulunduğu kente farklı kimlik kazandırmaktadır. Bu nedenle, kıyı alanları sahip olduğu marka gücü ve kimliği iç içe geçmiş durumdadır. Kıyı kullanımının kent hayatındaki önemi de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kıyı kentlerinin tarihleri incelendiğinde kıyı kullanımının köklü bir geçmişi olduğu görülebilir. Nitekim Mudanya'daki Myrelia Antik Kenti bunun bir kanıtı niteliğindedir. Zira kıyı alanları kentsel hafızanın mekânlaşmış halidir. Günümüzde Girit Evleri'nin bulunduğu kentsel sit alanı, bir bütün olarak o yerleşmenin ait olduğu dönemin yaşam biçimini gelecek nesillere aktarmaları sebebiyle oldukça değerli alanlardır. Bu açıdan bakıldığında kıyı alanları tarihin izlerini sürmemiz gereken ilk durak olduğu söylenebilir. Kıyı alanları geçmişte suyla direkt erişim imkanı sunan, kullanıcıyı fiziksel ve ruhsal olarak destekleyen kentsel alanlar iken, günümüzde kullanıcılarını yalnızlaştırmaktadır. Mudanya örneğinde de olduğu gibi kentin ve kentlilerin kıyı ile bağları zayıflamış olduğundan dolayı, kıyı alanları artık kendinden bekleneni karşılamamakta ve kentsel gelişimde etkisiz bir faktör olarak kalmaktadır. Kıyı alanları ekonomik gelir kaynağı olmalı, bireysel gelişimi desteklemeli, aidiyet hissini sağlamalı, çevresel kaliteyi arttırmalı, yerel halka rehabilitasyon imkanı sunmalı, rekreasyon ihtiyacını karşılamalı, erişilebilir olmalı, yaşayan kentsel alanlar olarak canlı, hareketli ve üretken olmalı, iyi yönetilmeli ve doğal çevre ve yapay çevre arasında dengeye sahip çevresel baskılardan korunmuş alanlar olmalıdır.

Dilara İnceoğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sinema mekanlarının kamusallık işlevi ve İstanbul kentindeki dağılımı

Kentsel mekanlar arasında önemli bir yeri olan sinema mekanları tarihten bugüne insan hayatının vazgeçilmez kültür ve eğlence mekanlarındandır. Sinema mekanı ilk gösterimden bu yana modern kent hayatının bir parçası olarak insan yaşamına dahil olmuştur. Sinema mekanları film izlenilen ve eğlenmek için gidilen mekanlar olmalarının yanında bireylerin toplumla bir araya geldiği, sosyalleştiği ve ortak bir ilgiyi paylaştıkları yerlerdir. Sinema mekanları bir topluluğun iletişim halinde oldukları, bir paylaşımda bulundukları yerler olma niteliğini taşımasından dolayı kamusal mekanlar olarak değerlendirilmelidir. Sinema mekanlarının kamusal alan kavramındaki yerini ortaya koymak ve geçmişte ve günümüzde sinema salonlarının kent hayaındaki rolünü tartışmak bu tezin araştırma konusudur. Sinema mekanlarının kentteki gelişimi ve bulunduğu yerlere etkisi de araştırmanın diğer bir kısmını oluşturmaktadır. Araştırma İstanbul kenti özelinde yapılmaktadır. Bu kapsamda İstanbul'da bulunan sinema salonlarının resmi kayıtları incelenmiş ve bu kayıtlarda yer alan sinema salonlarının adreslerine göre haritalama yapılmıştır. Bu şekilde günümüzde sinema salonlarının kentteki dağılımı görülebilmektedir. Araştırma kapsamında sinema mekanlarının kamusallık işlevini değerlendirmek için sinema sektöründe yer etmiş kişilerle mülakatlar yapılmıştır. Mülakatlar içerik analizi yöntemiyle incelenerek veri haline getirilmektedir. İçerik analizi yönteminde tez özelinde kurgulanan bir kodlama sistemi kullanılmaktadır. İçerik analizinde yapılan bu kodlama ile mülakatlar, sinema mekanlarının kamusallık ve kullanım, zamansal durum ve kentte bulundukları konumlar açısından değerlendirilmesini sağlamaktadır. Yapılan araştırmalar ve mülakatlar sonucunda elde edilen veriler, sinema mekanlarının kamusal mekan olarak kent mekanları arasındaki yerini ortaya koymaktadır. Geçmişte kent insanının sinemaya gitmek eylemini bir yaşam tarzı olarak gördüğü, sinemaların bir sosyalleşme mekanı olduğu sonuçları ortaya çıkmaktadır. Çıkarılan diğer bir sonuç ise günümüzde sinema mekanının bu işlevlerinin değişmiş olmasıdır. Sinema salonları çoğunlukla alışveriş merkezlerinde konumlanmaktadır. Önceden bir deneyim ve sosyalleşme mekanı olarak görülen sinema mekanlarının günümüzde aynı karaktere sahip olmadığı izlenebilmektedir. Sinemaların, kentsel mekan değişimleri sonucu ortaya çıkan yeni kamusal mekanların, yani alışveriş merkezlerinin, bir eklentisi olarak var olduğu görülmektedir. Dönemsel sosyalleşme biçimlerinin ve yaşam tarzlarının farklılaşması ile sinema mekanları geçmişteki sosyalleşme, paylaşım, deneyim gibi işlevlerinde değişiklik göstermiş, sinema mekanları film izleme deneyimine karşılık veren mekanlar haline dönüşmektedir.

Zeynep Saz
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Özel alanlarda kullanıcı müdahalesinin kamusal alanlar üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi Etiler, Nispetiye Caddesi örneği

Kamusal alanlar ve özel alanlar kenti meydana getiren alanların sınıflandırılmasında mülkiyet ilkesine göre değerlendirilen ve birbirine zıt anlam ifade eden iki kavram olarak tanımlanmaktadırlar. Bu iki kavram kentsel tasarım çerçevesinde değerlendirildiğinde birbirilerini tamamlayan, etkileyen ve dönüştüren niteliklere sahiptirler. Özel alanda ortaya çıkan her türlü mimari form kullanıcısı ya da mülk sahibi için bir mekan sağlarken aynı zamanda kamusal alanların fiziksel ve sosyal anlamda biçimini ve karakterini de ortaya çıkarmaktadır. Toplum içerisindeki her bireyin hem kamusal hem de özel olan iki varoluş düzeninde yer aldığı düşünüldüğünde kişilerin hem kendi özel alanları hem de kamusal alan ile olan ilişkileri yaşam kalitelerini belirlemektedir. Özel alanda ortaya çıkarılan yapılı çevre belirli bir kamusal kontrol süzgecinden geçerek bir tasarımcı tarafından kullanıcı ya da mülk sahibinin ihtiyaç ve beklentilerine yönelik olarak ortaya çıkarılmaktadır. Yapıların kamusal bir ürün olarak ortaya çıkarılmalarının ardından başlayan kullanım süreci ise kullanıcı ya da mülk sahibinin çeşitli nedenler ile yapı üzerinde değişikliklerde bulunabildiği bir süreçtir. Bu süreç içerisinde yapı üzerinde gerçekleştirilen değişiklikler yapının kendisini ilgilendirdiği kadar kamusal alanları, yapının kullanıcısı ya da mülk sahibini ilgilendirdiği kadar kentliyi de ilgilendiren etkiler doğurabilmektedir. Bu tezin amacı günlük yaşam pratiğimizin geçtiği kamusal alanlarda yapısal çevre üzerinde sıklıkla karşılaştığımız kullanıcı ya da mülk sahibi müdahalelerinin oluşum nedenlerini araştırmak, kamusal alan üzerinde yarattığı etkileri belirlemek ve bu olgunun yarattığı olumsuz etkileri kontrol altına almak için öneri ve yöntemler geliştirmektir. Bu kapsamda tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmada incelenecek problemin tanımı yapıldıktan sonra tezin amacı, kapsamı ve izlenecek yöntem açıklanmıştır. İkinci bölümde tezin temel iki kavramı olan kamusal alan ve özel alan kavramının kavramsal analizi yapılmış bu kavramların tarihsel süreç içerisinde oluşum ve gelişim evreleri incelenmiş ve kent bağlamında birbirleri olan ilişkileri ele alınmıştır. İkinci bölümün devamında kullanım sürecinde kullanıcı ya da mülk sahibinin özel alanındaki yapısal çevre üzerinde değişiklik yapma nedenleri ve bunların ortaya çıkardığı sonuçlar ele alınmış bölüm sonucunda ise bu değişikliklerin kamusal alan üzerinde yarattığı etkiler ortaya konulmuştur. Tezin üçüncü bölümü ise özgün araştırma kısmının yer aldığı bu olgu karşısında alınabilecek önlem ve bu olgunun yarattığı olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için önerilebilecek yöntemleri içermektedir. Bu bölümde alan çalışması olarak çalışma konusunda tanımlanan problemin görülebildiği bir kamusal alan olarak Etiler mahallesi, Nispetiye Caddesi seçilmiştir. Cumhuriyetin erken döneminde ortaya çıkan bu Caddenin Tarihsel süreç içinde gelişimi ve evrimi incelenmiş ve günümüzdeki mevcut durumu ortaya konulmuştur. Cadde üzerindeki özel alanlar kapsamında yer alan yapılı çevre son 30 yıl içerisinde değişen kentsel dinamikler etkisi altında işlevsel anlamda büyük bir değişime uğramıştır. Bu işlevsel değişim ise mevcut yapılar üzerinde kullanıcı ya da mülk sahibinin çeşitli müdahaleler gerçekleştirmesine ve kamusal alanın bu durumdan olumsuz olarak etkilenmesine sebep olmuştur. Bölüm kapsamında özel alanda görülen müdahale tipleri ve bunların kamusal alan üzerinde yarattığı etkiler ortaya konulmuş, Bu etkiler karşısında çözüm önerileri geliştirilmiştir. Bölümün sonucunda ise yere özgü olarak kamusal özel alan etkileşimini düzenleyen bir kentsel tasarım önerisi hazırlanmıştır. Dördüncü bölümde tez çalışmasının genel bir değerlendirilmesi yapılmış kullanıcı ya da mülk sahibinin özel alanda yaptığı değişikliklerin kamusal alan üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin önlenmesi için öneriler ortaya konulmuştur. Kentlerde ortaya çıkan bu olgunun nedeni olarak özel alanda yapı kullanım sürecini düzenleyen kuralların içeriği ve uygulanmasındaki eksiklikler, tasarımların oluşturulmasında kullanıcı katılımının eksikliği, ve yapı kullanım sürecini ilgilendiren yönetim stratejisinin olmaması durumları saptanmış ve bu durumun kentsel çevrenin ve kamusal alanların sağlığı için özel alanı bağıtlayacak şekilde düzenlenmesi önerilmiştir.

Erman Özdemir
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kamusal mekanların geliştirilmesi sürecinde özel sektörün etkileri; POPS uygulaması ve potansiyelleri, Şişli Büyükdere Caddesi için bir değerlendirme

Kamusal mekanlar, kullanıcıların bir araya geldiği, bireysel ya da sosyal aktivitelerle toplumsal bilincin oluştuğu, kamusal belleğin ve kent kimliğinin ortaya çıktığı önemli kentsel alanlardır. Bu anlamda kamusal mekanlar kentlerin vazgeçilmez parçalarından biri niteliğindedir. Tarihsel süre boyunca incelendiğinde kamusal mekanlar kentin kendisi gibi sürekli değişim halindedir. Ancak sanayi devrimi neticesinde değişen ekonomik ve toplumsal değişimle birlikte kamusal mekanda gerçekleşen benzersiz değişimler kavramsal pek çok tartışmaya yol açmaktadır. Sanayi devrimi sonucu yaşanan ekonomik ve toplumsal değişimler sonucu kamusal mekanların sayıları ve mekânsal nitelikleri özellikle kentsel gelişme alanlarında gün geçtikçe azalmaktadır. Toplumsal yaşamın en önemli mekansal yansıması olan kamusal mekanların sayı ve niteliklerinin geliştirilmesi tez çalışmasının gözettiği en önemli unsurdur. Çalışmanın temel motivasyonu soru kamusal mekanların toplumu oluşturan bireylerin kullanım talepleri doğrultusunda gerekli sayı ve niteliklerde üretilmesi için uygulanabilecek alternatif yöntemlerin incelenmesidir. Bu kapsamda uygulanan alternatif yöntemler arasında POPS (Privately Owned Public Spaces), yani özel mülkiyetli kamusal mekanlar yer almaktadır. POPS alanları mülkiyeti özel sektöre ait olan bakım ve yönetimi yine özel sektör tarafından sağlanan kamusal mekanlar üretilmesi, karşılığında özel sektöre inşaat imtiyazlarının tanındığı üretim yöntemidir. Tez kapsamında POPS uygulaması incelenmiş olup kentlerde kamusal mekan üretiminin sayı ve niteliklerinin iyileştirilmesi bağlamında taşıdığı potansiyeller değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında İstanbul'un önemli kentsel gelişme akslarından biri olan Büyükdere Caddesi ve yakın çevresi incelenmiş olup POPS ve benzeri uygulamalarla özel sektör işbirliğinin sağlanması yöntemi ile elde edilebilecek potansiyeller ortaya konmuştur. Çalışma boyunca kamusal mekan ve POPS uygulamasına ilişkin teorik bilgi ortaya konmaktadır. Alan araştırması bölümünde Büyükdere Caddesi üzerindeki mevcut ve potansiyel kamusal mekanlar gözlem ve anket sonuçlarına göre analiz edilmiştir. Analizler çerçevesinde elde edilen bulgular sonuç bölümünde değerlendirilerek toplumsal ihtiyaçların yanıtlanması için gerekli kamusal mekanların üretimine ilişkin stratejiler belirlenmiştir.

Nilay Özger
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji etkin tasarımda kentsel açık alanların potansiyellerinin değerlendirilmesi: Beşiktaş 4. Levent örneği

20. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan çevresel hareketle birlikte gündemimize giren sürdürülebilirlik yaklaşımları 21.yüzyılda hemen hemen her alanda kendine yer bulmuş durumdadır. Kentler bu çerçevede karşımıza çıkan en önemli sorun ya da potansiyel alanlarından biridir. 2050 yılında dünya kent nüfusu oranının % 66 olacağı düşünülmektedir. Bu durum kentlerin enerji ihtiyacının giderek artacağı anlamına gelmektedir. Bu doğrultuda farklı disiplinlerden bilim insanları ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları aramakta, farklı yöntemler geliştirmektedirler. Yeni yerleşmelerin enerji etkin tasarım kriterleri açısından ele alınarak planlanması, mevcut yerleşmelerin de bu doğrultuda iyileştirilmeye çalışılması büyük önem arz etmektedir. Klasik arazi kullanım yaklaşımları ve tek işlevli bölgeleme mantığı ile yapılan çalışmalar bugünün sorunlarına ve gelecekte karşı karşıya kalınacak sorunlara çözüm sunmakta yetersiz kalmaktadır. Bu noktada kentsel açık alanlar planlamanın çözüm sunmakta zorlandığı ve yetersiz kaldığı konularda karşımıza bir değerlendirme alanı olarak çıkmaktadır. Kentsel tasarım ise kentsel açık alanların sağlayabileceği faydaları keşfedebilmek, potansiyelleri değerlendirebilmek ve yeni çözüm önerileri sunabilmek için önemli bir uygulama aracıdır. Bu çalışma ile kentsel tasarım ve enerji etkin tasarım yaklaşımları, mahalle sürdürülebilirlik değerlendirme araçları ile kentsel açık alanlar ve sınıflandırılması kavramları birlikte değerlendirilerek enerji etkin tasarımda kentsel açık alanların rolü ve olası potansiyeller araştırılmıştır. Tezin giriş bölümünde çalışmanın amacı, hipotez ve hangi yöntemler ile konunun ele alındığı anlatılmıştır. İkinci bölümde sürdürülebilirliğin tarihsel gelişimi üzerinden sürdürülebilirlik kavramı ve ölçülebilirliği, kentsel sürdürülebilirlik ile uluslararası yeşil sertifika sistemlerinin mahalle sürdürülebilirlik değerlendirme araçları incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde kentsel tasarım ve enerji etkin tasarım yaklaşımları anlatılarak, dördüncü bölümde kentsel tasarımın konusu olan açık alanlar ve bunların sınıflandırma kriterleri üzerinde durulmuştur. Oluşturulan kavramsal çerçeve doğrultusunda örnek alanın değerledirilmesi beşinci bölümde yapılmıştır. Değerlendirme ve sonuç bölümünde enerji etkin tasarım kriterlerinin kentsel açık alanlarda kullanılmasının daha etkili hale getirilmesi için enerji temelli tasarım çerçevesi önerilmiştir. Tez çalışması kapsamında önerilen çerçeve ile kentsel tasarım ölçeğinde karar alma ve uygulama süreçlerine entegre edilebilecek enerji verimliliğine ilişkin bir yaklaşım sunulmuş, böylelikle kavramdan uygulamaya dönük sistemli bir yöntem ortaya konulmuştur.

Açık alanlarKentsel tasarım
Ayşe Erkek
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Eleştirel toponimi bağlamında toplumsal hafızanın mekandaki kodları: Bomonti'de yer isimleri

Araştırma, eleştirel kentsel toponimi bağlamında toplumsal hafızanın mekandaki kodlarının izini sürerken, yer isimleri -toponimler- ile toplumsal hafızanın ilişkisine odaklanmaktadır. Kentsel mekan, toplumun bir ihtiyacı ve toplumsal ilişkilerin bir ürünü olarak ortaya çıkmış; toplumsal ilişkilerin, normların ve hafızanın yeniden üretilmesinde etkili olmuştur. Nesneler, değerler ve deneyimlerin oluşturduğu soyut ve somut kavramların bir toplamı olan kentler, hakim ideolojilere bağlı olarak evrilirken, toplumsal hafıza da kolektif olarak üretilmekte ve kentsel mekanda yer isimleri aracılığıyla kodlanmaktadır. Anlamı ve dolayısıyla toplumsal hafızayı mekanda görünür kılan isimler, kentsel mekanı anlamlı/hafızası olan yerlere (topos) dönüştürdüğü gibi; hafızayı manipüle ederek ya da kesintiye uğratarak anlamı olmayan ya da diğer bir deyişle hafızası olmayan yerlere (atopos) dönüştürmektedir. Bu süreçte hakim ideolojinin meşrulaştırılması, ulus kimliği inşası ve toplumsal gerçekliğin inşasında ideolojik bir araç olarak kullanılarak hatırlama ve unutma arasındaki seçimleri etkileyerek toplumsal hafızayı manipüle eden yer isimlendirme politikalarının ideolojik bir araca dönüşme sürecinin tartışılması gereği ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda, araştırmanın amacı, eleştirel toponimi bağlamında toplumsal hafızanın kentsel mekandaki kodlarını ve izlerini yer isimleri üzerinden okumak ve yer isimlendirme politikalarının toplumsal hafıza üzerindeki gücünü Bomonti semti örneği üzerinden sorgulamaktır. Araştırmanın hedefleri ise, toplumsal hafızanın mekansallığını ve mekandaki kodlarını yer, yer olmayan ve yer isimleri üzerinden tartışmak, eleştirel toponimi bağlamında yer isimlendirme politikalarının toplumsal hafıza üzerindeki etkisini irdelemek ve Bomonti'nin toplumsal hafızasının kentsel mekandaki kodlarını yer isimleri ve isimlendirme politikaları üzerinden okumaktır. "Eleştirel toponimi bağlamında, yer isimlerinin toplumsal hafıza üzerindeki gücü nedir?" sorusuna yanıt arayan araştırmanın çıkış noktasını oluşturan problemler doğrultusunda tanımlanan amaç ve hedefleri gerçekleştirmek, araştırma sorularına yanıt vermek amacıyla kavramsal çerçevenin oluşturulması, alan çalışmasının tasarımı, alan çalışması ile sonuç ve öneriler olacak şekilde araştırma dört bölümden oluşmaktadır. Araştırma problemi, amaç ve yöntemin sunulduğu giriş bölümünü takip eden araştırmanın ikinci bölümünde, uluslararası ve ulusal literatür üzerinden gerçekleştirilen okumalar ile odaklanılan temel kavramlar sorgulanarak bunlara yönelik kuramsal altyapı oluşturulmaktadır. Kavramsal çerçeveyi yer isimleri, toplumsal hafıza, kentsel mekan ve eleştirel toponimi kavramları oluşturmaktadır. Birinci ve ikinci araştırma sorusuna yanıt vermeyi hedefleyen bu bölümde toplumsal hafıza, yer ve yer isimlerinin ilişkisi eleştirel toponimi bağlamında ortaya konulmaktadır.

Sezen Türkoğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Entsel aktif yaşamda tasarım rehberlerinin rolünün değerlendirilmesi Kuzguncuk Mahallesi örneği

İnsanlar yaşadığı çevreyi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirmişlerdir. Kırsal alanlardan kentlere olan göç ve nüfus artışı ile birlikte kentleşme hız kazanmıştır. Buna bağlı olarak kentler giderek yaşanması problemli yerler haline gelmiştir. Hükümetler ve politikaları bu durumu engellemek amacı ile gerek hukuksal boyutta gerekse kent planlamasında bir takım önlemler almaya çalışmıştır. Yeni yapılan kent planlamaları, sağlıklı mekanlar yaratmak, daha yaşanabilir alanlar oluşturmak adına yapılmıştır. Günümüzde kentlerde yaşanan sorunların, klasik problemlerin ötesine geçmiş olduğu ve bu sorunların kent sakinlerini kültürel, sosyal, psikolojik ve fiziksel sağlıkları açısından olumsuz etkilediği görülmektedir. Bu sorunların çözümüne yönelik yapılan çalışmalar neticesinde kentsel mekanlarda kalite kavramı ortaya çıkmıştır. Kentlerde ortaya çıkan fiziksel ve sosyal problemler aynı zamanda kent mekanında ve kent kimliklerinde sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu sebeple kentsel tasarım,rehber, kentsel planlama kavramları ortaya çıkarılarak daha detaylı biçimde fiziki çevrenin sağlıklı bir duruma getirilmesi için çalışmalar yapılmaya başlanmış olup halen devam etmektedir. Kentsel tasarım ve kentsel tasarım rehbelerlerinin ortaya çıkması ve kullanılması ile planlama bütünselinde ortaya çıkan eksik bağlantılar tamamlanmıştır. Bu sayede sürdürülebilir, birbiri ile bağlantılı çözüm önerilerinin bulunduğu bir planlama dizgesi ortaya konulmuştur. Günümüz koşullarında çözüm odaklı yaklaşımların getirilmesi kentsel tasarım uygulama aracı olan rehberlerin kullanılması ile mümkün olmaktadır. Bu kapsamda çalışma içerisinde kentsel tasarım rehberlerinin neler olduğu, kentsel aktif yaşam rehberlerinin ortaya çıkma nedenlerine değinilmiştir. Bu bağlamda kentsel aktif yaşam rehberlerinin yalnızca fiziksel açıdan problemlere çözüm sunmak amacı dışında sosyo-ekonomik durum, psikolojik ve fiziksel sağlık konularında da hazırlanarak kentleri korumak ve yönlendirmek anlamında önemi ortaya konulmuştur. Bu kapsamda çalışma 5 farklı bölüm içerisinde ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde tezin yöntemi, amacı ve kapsamı açıklanmıştır. İkinci bölümde; kentsel tasarım rehberlerleri literatür araştırması yapılarak incelenmiş olup ortaya çıkması süreci, tarihsel gelişmesi, dönemsel olarak değindiği konu başlıkları, farklı yaklaşımlara göre tasarım rehberlerinin neler olduğu açıklanmıştır. Aynı zamanda aktif yaşamın, aktivite olgusunun tasarım rehberlerinde konu halinde ele alınması, rehberlerin ihtiva ettiği konu başlıklarının değişime değinilmiştir. Üçüncü bölüm içerisinde de tasarım, aktif tasarım, sağlık kent tanımları literatür çalışması ile öne çıkarılmıştır. Bununla beraber kentsel aktif yaşam tasarım rehberlerinde ön plana çıkan kavramlar, prensipler, konu başlıkları seçilen örnekler ile incelenmiştir. Seçilen rehber örneklerinde rehberlerin tasarım konusunda ortak noktada birleştiği ve temelde sağlıklı yaşam için sağlıklı kent dokularını oluşturmak adına bir takım öneriler sunduğu ortaya çıkarılmıştır. Dördüncü bölümde ise çalışma alanı olarak belirlenen Kuzguncuk mahallesi için yazılmış basılı kaynaklar kelime bulutu analizi ile irdelenmiş ve yerin öne çıktığı başlıklar belirlenmiştir. İkici olarak çalışma alanı kentsel aktif yaşam tasarım rehberleri kapsamında ele alınarak fiziksel ve sosyal yapısı incelenmiştir. Bu bağlamda yapılan iki çalışma sonucunda aktif tasarım rehber önerisinde sunulancak başlıklar ortaya çıkarılmıştır. Çalışma alanı için yapılmış bir diğer analizde ise sosyal medya kullanılarak çalışma alanında hangi mekanların en çok ne amaçla tercih edildiği ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışma alanında yapılan mülakatlar ile birlikte aktif yaşam anlamında karşılaşılan sorunlar, kullanıcı profili, aktif yaşam bilinci tespit edilmiş ve sunulmuştur. Sonuç olarak bu tez çalışması ile kent yaşamına ait günümüz sorunu olan hareketsizlik ve sağlıksız yaşam adına çözüm üretmek, daha sağlıklı yaşam alanları yaratmak ve tüm kentsel alanın aktif biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla; tasarım rehberlerinin ortaya koyduğu klasik çözüm önerileri ile birlikte kentsel aktif yaşam tasarım rehberleri için çözüm önerileri oluşturularak aktarılmaya çalışılmıştır.Ayrıca önerilen tasarım rehberlerinin bir tasarım ve planlama çalışmasında ehliyet olarak kullanılmasının önem ve gerekliliği öne çıkarılmıştır. Anahtar kelimeler; Kentsel Kalite, Kentsel Tasarım Rehbeleri, Kentsel Aktif Yaşam, Aktif Yaşam, Aktivite

Aycan Çaynak Duman
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel tasarımda görselleştirme tekniklerinin yanıltma gücü

Planlama, mimarlık ve kentsel tasarım disiplinleri için önemli bir araç olan temsil, bir dizi görselleştirme tekniklerinden yararlanılarak gerçekleştirilmektedir. Geleneksel temsil yöntemlerinin yanı sıra yaşanan teknolojik ilerlemelerle beraber görselleştirme araç ve tekniklerinin dijital türevleri günümüzdeki yerini sağlamlaştırmıştır. Dijital görselleştirme teknikleri sayesinde bilginin iletilmesi, paylaşılması, güncellenmesi hızlanmıştır. Görselleştirme tekniklerinin kullanım amaçları ve odakları farklılık göstermektedir. Her türlü kullanıcı grubu için anlaşılması daha kolay olan üç boyutlu dijital modeller, kentsel mekanın kurgulanmasına, tasarım ve planlamanın algılanmasına, detayların incelenebilmesine olanak tanımaktadır Üç boyutlu dijital modeller üzerine uygulanan fotogerçekçi düzenlemeler ile tasarım pek çok açıdan tamamlanırken görsellerin gerçekçilik boyutu tartışılmaktadır. Görsellerde kullanılan özel ve parlak renkler, ışık ve gölgelendirme düzenlemeleri görselin estetik cazibesini arttırmaktadır. Projelerin gerçek dışı bitkilendirilmesi ve hatta bitkilendirme ile istenmeyen yüzeylerin kapatılması yaygın olarak yapılan iyileştirilmelerdir. Projelerin kent bağlamından kopartılarak etrafının soluklaştırılması veya yok edilmesi ile kullanıcıların mekansal düzeyde bilgi edinebilmeleri sınırlandırılmaktadır. Tasarımların üç boyutlu modellerinden görüntü alınırken açının özellikle yaya kotu görünümüyle bağdaşmaması da yanıltıcı uygulamalar arasındadır. Kadraja giren ve görüntüyü engelleyen objelerin silinmesi tasarımın ayrıntılı incelenmesini sağlarken, projelerin bitmiş haliyle kıyaslandığında farklılıklar göze çarpmaktadır. Üç boyutlu dijital görseller tasarımcıların amaçlarına göre farklı detay ve soyutlama düzeylerinde hazırlanmaktadır. Tasarım süreçlerinde mekansal kurgunun anlaşılabilmesi için soyut modeller yeterli olurken, pazarlama ve satış için yüksek derecede detaylandırılmış görseller tercih edilmektedir. Tasarımcı tasarımının hangi özelliklerini ne düzeyde vurgulayacağını, hangi özelliklerini saklayacağını detaylandırma seviyeleri ile belirlemektedir. Bu çalışma ile üç boyutlu kentsel modellere yapılan fotogerçekçi düzenlemelerin kullanıcı algısı üzerindeki etkisi tartışılmaktadır. Çalışma üç boyutlu modellere yapılan fotogerçekçi düzenleme ile yapılan temsillerin algılanma düzeylerinin incelenmesi ve kullanıcı grupları üzerindeki yanıltma gücünün tespit edilmesi amaçlamaktadır. Temsilde verilen kararların kullanıcıyı yönlendirdiği savunulmaktadır. Çalışma için benzer özelliklerde kullanıcıların yer aldığı iki gruba anket yapılmıştır. İki kullanıcı grubundan birine çalışma alanının gerçek görüntüleri diğerine ise fotogerçekçi dijital model görüntüleri sunulmuştur. Sunulan görsellerin çalışma için düzenlenen anket sorularına göre değerlendirilmesi istenmiştir. Anket ile kullanıcıların alanın kullanımı, boyutu ve mekansal içeriğine dair bilgisi ölçülmüş, alanda göze çarpan veya yansıtılmayan özellikler tespit edilmeye çalışılmış, kentsel tasarım unsurlarının algılanma düzeyi sorgulanmıştır. Anketin son bölümünde semantik çevresel ölçek yönteminden yararlanılarak kullanıcıların çevreyi değerlendirmeleri istenmiştir. Sadece silüet görselleri üzerinden yapılan pilot çalışma, tezin motivasyonunu sağlamıştır. Semantik çevresel ölçek kavramlarının kullanıcılar tarafından derecelendirilmesiyle gerçekleştirilen çalışmada güç ve sosyal statü faktörleri fotogerçekçi dijital model görüntülerinin değerlendirilmesinde baskın değerler almıştır. Bunun sebebinin görsellerde proje alanlarının bulundukları mekandan koparılarak sunulması olduğu düşünülmüştür. Tez çalışması kapsamında yapılan ankette kullanıcıların cevapları değerlendirildiğinde proje alanının tahmin edilmesinde başarısız oldukları gözlenmiştir. Kullanıma dair bilgiler tam ve eksiksiz cevaplandırılamamıştır ancak verilen cevaplar gerçekle tutarlıdır. Proje alanının büyüklüğü kullanıcılar tarafından doğru tahmin edilememiştir. Kullanıcılara projenin en fazla öne çıkan özelliği sorulduğunda gerçek görüntüleri değerlendiren kullanıcı grubu alanın çevresini vurgularken, fotogerçekçi dijital model görüntülerinde çevresel değerlendirmenin yalnızca proje alanının dış mekan tasarımı ile ilgili olması dikkat çekmektedir. Kentsel tasarım unsurları bağlamında yapılan değerlendirmelerde fotogerçekçi dijital model görüntüler için aydınlatma elemanlarının algılanma düzeyinin yüksek çıkması beklenmeyen bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır. Bitkilendirme düzeyleri de gerçek görüntü ve fotogerçekçi dijital model görüntülerinde farklılaşmıştır. Fotogerçekçi görüntülerde baskın olarak yer alan park ve meydan fonksiyonunun bu sonuç üzerinde etkisi olduğu düşünülmüştür. Yükseklik, iki kullanıcı grubunun da vurguladığı bir özellik iken büyüklük gerçek görüntüler için ön plana çıkmıştır. Alanın yansıtılamayan özellikleri için iki kullanıcı grubu da iç mekan cevabını baskın şekilde vermiştir. Sunulan görsellerde iç mekan gösterilmemesi bu sonuçla bağdaşmaktadır. Ayrıca gerçek fotoğrafların sunulduğu kullanıcılar alanın aktif olarak kullanılıp kullanmadığı konusunda çelişki yaşamışlardır. Küller'in sekiz faktörünün değerlendirildiği bölümde en büyük farklılıklar güzellik, bütünlük ve kapalılık faktörlerinde olmuştur. Fotogerçekçi düzenlemelerin estetik algıyı yönlendirdiği ve bu sebeple güzellik faktörünün yüksek çıktığı düşünülmektedir. Gerçek görüntülerde projenin çevresinin de yer alması ile bütünsel uyumsuzluk göze çarpmış, bütünlük faktörü düşük değer almıştır. Fotogerçekçi dijital model görüntülerde ise çevredeki yüksek yapıların silinmesi ile projenin kapalılık hissi düşürülmüştür. Tez çalışması kapsamında seçilen görseller projenin sadece silüet üzerinden değil daha detaylı incelenmesine yardımcı olmuştur. Ölçek ve açı farklılığı kullanıcıların farklı nitelikleri inceleyebilmesine ve değerlendirebilmesine olanak tanımıştır.

Görme algısıKentsel modelleme
İrem Düzgünoğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kamusal mekanların akıllı kent mobilyaları kullanılarak düzenlenmesi üzerine bir öneri: Maltepe dolgu alanı Orhangazi Şehir Parkı örneği

Dünyada yaşanan hızlı kentleşme olgusu, değişen yaşam şartları, değişen toplum yapısı ve teknolojideki gelişmeler, kentlerin gelişimlerini ve değişimlerini etkilemektedir. Kentler bu gelişimin ve değişimin dışında kalmamak için gerek yönetimsel gerekse de vatandaşının ihtiyaçlarına yönelik yeni hizmetler ve uygulamalar yapmaktadır. ''Kamusal mekanların akıllı kent mobilyaları kullanılarak düzenlenmesi üzerine bir öneri'' isimli bu tezde; bu konunun Dünya genelindeki ve Türkiye'deki önemi, gelişmeleri ve bu gelişmelerin kamusal mekana yansıdığı örnekler incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı; tüm Dünya'da son yıllarda bilgi teknolojileri etkisiyle gelişen akıllı kent yaşamında, kentte yaşayanların sosyal yaşamlarının belirlenmesinde etkin rol oynayan kamusal mekanların en önemli elemanlarından olan akıllı kent mobilyalarının kullanılabilirliğini irdelemektir. Bu çalışma kapsamında Dünya'daki ve Türkiye'deki akıllı kent mobilyası uygulamalarının mevcut durumlarını araştırmak ve değerlendirmelerini yapmak; bu değerlendirmelere göre de Türkiye'deki kamusal mekanlar için teknolojik değişim ve gelişim ürünü olan yeni akıllı kent mobilyası uygulama önerileri geliştirmek amaçlanmıştır. Bu anlamda tez kapsamında; kentsel mekan ve kent mobilyası ilişkisi, kent mobilyalarının oluşum ve gelişim süreçleri, akıllı kent kavramı, Dünya'da ve Türkiye'de uygulanan ve planlanan akıllı kent çalışmaları, akıllı kentlerin etkisiyle oluşan akıllı kent mobilyası kavramı ve uygulamaları, kamusal mekan projelerinde akıllı kent mobilyalarının kullanımına ait Dünya'dan örnek projeler, kamusal mekan projelerinde akıllı kent mobilyalarının kullanımına yönelik bir düzenleme önerisi olarak Maltepe dolgu alanı Orhangazi Şehir Parkı incelemesi, sonuç ve öneriler kısmı yer almaktadır. Günümüzde; kentleşme ve sosyal çevre üzerinde etkisi tartışılmaz olan akıllı kent mobilyalarının, Dünya'daki mevcut durumunu, yapılan uygulamaları ve örnekleri inceleyip, Türkiye'deki mevcut durumun analizinin yapılması, bu konuda yapılacak çalışmalarda da kullanılabilecek literatür araştırmalarıyla beraber, Türkiye'deki kamusal alanlarda kullanılabilecek akıllı kent mobilyaları ile kent içerisinde daha canlı, yaşayan, ihtiyaçlara cevap veren mekanlar kazandırmak ve Türkiye'deki akıllı şehirleşme çalışmalarına katkı sağlamak hedeflenmektedir. Tez çalışmasının birinci bölümü olan giriş bölümünde; kentlerimizde değişen yaşam koşulları ve gelişen teknolojik etkiyle oluşan değişimden, bu değişimin insanların yaşamlarındaki etkilerinden ve oluşan ''akıllı kent''ve ''akıllı kent mobilyası'' kavramlarının öneminden bahsedilmiştir. Bu bölümde ayrıca araştırmanın kapsamı ve çalışma süresince izlenecek yöntemler anlatılmıştır. İkinci bölümde kent mobilyaları kavramı üzerinde literatür çalışması yapılmış; kentsel mekan ve kent mobilyası ilişkisi, kent mobilyalarının oluşum ve gelişim süreçleri, tanımı, tarihçesi, kullanım alanları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde; gelişen teknoloji ve bilimsel değişimler sonucu oluşan akıllı kentler ve bu kavramın insanların yaşamlarındaki etkisi olan akıllı kent mobilyası kavramları ele alınmıştır. Akıllı kentler incelenirken; geleneksel kentlerin ve akıllı kentlerin karşılaştırılması, akıllı kenti oluşturan birimler, akıllı kentin yapı taşları, temel özellikleri ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Akıllı kent mobilyaları kavramı incelenirken; oluşum süreci, ihtiyaçlar ve kullanım alanları da ele alınmıştır. Dördüncü bölümde; akıllı kent kavramının kamusal mekanlara yansıması sonucu oluşan akıllı kent uygulamaları ele alınmış, Dünya'daki ve Türkiye'deki örnek uygulamalar incelenmiştir. Beşinci bölümde ise; İstanbul'un kamusal alanlarından olan Maltepe dolgu alanında yer alan Orhangazi Şehir Parkı'nın mevcut projesinin tasarımı, kullanım alanları, kullanılan kent mobilyaları belirtilmiş, akıllı kent mobilyaları kullanılarak parkın gelişimi ve değişimi üzerine belirlenen alanda akıllı park önerisi getirilmiş ve akıllı şehirleşme çalışmalarının önem kazandığı İstanbul ve Türkiye üzerindeki olası etkileri açıklanmıştır. Sonuç ve öneriler bölümü ile tez tamamlanmıştır.

Akıllı kentler
Burcu Demir
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of outdoor thermal comfort in a suburban university campus with the use of ENVI_met program

Open spaces where people spend their leisure time and engage in various activities have always been considered as a part of a successful environment. However, the conditions of open spaces have been extremely important for people to use and further enjoy these open spaces. In a suburban university campus, where the high population spending all day within the campus has been considered, the importance of open spaces rises. Yet, understanding the issues affecting open spaces has been crucial; in accordance with that the characteristics of urban microclimate and outdoor thermal environment offer new opportunities for the improvement of open spaces. Modeling of an urban microclimate has been fundamental at this point, as it allows understanding the present and future microclimate dynamics of open spaces. Although there have been numerous tools and indices developed for assessment of outdoor thermal comfort, due to the complex frame of parameters included, their use has been disregarded during the preliminary/post design process. For this reason, the aim of the thesis is to propose a model in order to inquiry the impacts of the parameters on outdoor thermal comfort and create an assessment methodology for open spaces. Further, the proposed model has been applied on a suburban university campus with the use of a simulation program, ENVI_met. Outputs obtained have been used for evaluation of meteorological and physical environmental parameters over open spaces. In addition, outdoor thermal comfort perception has been simulated with the use of BIO_met tool embedded in ENVI_met program, according to PMV index. The effect of user-related parameters, such as clothing, activity and height-to-weight ratio has been examined. As an essential "tool" in urban design, the impact of vegetation, specifically tree, on thermal comfort perception has been investigated, as well. With simulation results, the effect of environmental and user related parameters on outdoor thermal comfort has been determined. Air temperature and exposure to solar radiation have been affecting the outdoor thermal comfort to a significant extent. Wind direction and speed also affect the outdoor thermal comfort. As highlighted through literature review, not only the meteorological parameters, but the physical environment affects the outdoor thermal comfort remarkably. The geometry of the buildings, surface materials and tree presence has verified their impact on outdoor thermal comfort. The geometry of buildings has been affecting the wind pattern and solar radiation access; as a consequence, the PMV values have been changed according to the building geometries. Additionally, the presence of trees has the crucial role in the summer season and again has positive effects in the winter season if used in a proper way. Surface materials tend to affect solar radiation reflection and the perception of outdoor thermal comfort. This study provides a link between the theoretical background on outdoor thermal comfort and the planning or design processes. The proposed model can be used as a tool for the urban designer in order to assess the effect of design strategies on outdoor thermal comfort and creation of successful open spaces and urban environment at all. The outdoor thermal comfort can be achieved by implementing appropriate design strategies, previously simulated with assessment tools and minimizing the possible discomforts that would occur.

OutdoorOutdoor designUrban physical environment+6
Mujesıra Bakovıc
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Endüstriyel peyzaj bağlamında endüstri mirası alanlarının incelenmesi: Ayvalık örneği

Sanayi devrimi sonrasında hızlı bir ivme ile inşa edilen sanayi yapı ve alanları, 20.yy'da yaşanan teknolojik ve ekonomik gelişmelerden sonra işlevlerini yitirmiştir. Kent merkezlerinde önemli yer tutan işlevini yitirmiş bu sanayi yapıları 20.yy'ın ortalarına kadar bakım ve onarım görmeden atıl halde bırakılmış ve çevrelerinde çöküntü alanları oluşturmuşlardır. 20.yy'ın ortalarından sonra işlevini yitirmiş olan sanayi yapılarının yapıldığı dönemin izlerini taşıması sebebi ile miras değeri taşıdığı görülmüş ve endüstri mirası ile ilgili çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Endüstri mirası yapıları UNESCO Dünya Miras Listesi'nde de yer almaktadır. Listede kültürel miras kategorisinde değerlendirilen endüstri mirası alanları "endüstriyel köy/şehir/kasaba", "madencilik şehri/peyzajı" ve çalışma kapsamında ayrıntılı olarak değerlendirilecek olan "endüstriyel peyzaj" gibi farklı tanımlarla betimlenmiştir. UNESCO kararlarına bakıldığında bu tanımlar için çizilen belirli bir çerçeve olmadığı, bu doğrultuda benzer özelliklere sahip miras alanlarının farklı şekilde kategorize edilmesinin karmaşa yarattığı görülmektedir. Tez kapsamında "endüstriyel peyzaj" kavramının ayrıntılı olarak incelenmesi ve UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan benzer nitelikli örneklerin sahip olduğu farklı tanımlamalar üzerinden detaylı incelemeler yapılarak, UNESCO'nun yarattığı çelişkinin ortaya konulması hedeflenmektedir. Ayrıca yine çalışma kapsamında "Ayvalık Endüstriyel Peyzajı" başlığı ile Dünya Miras Geçici Listesi'ne alınan Ayvalık örneğinin benzer nitelik taşıyan ve aynı kategoride listeye alınmış olan örneklerle karşılaştırılarak, UNESCO sürecinde izlemesi gereken stratejileri ve doğru koruma yaklaşımlarını belirlemek amaçlanmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda, beş bölümden oluşan çalışmada; öncelikle endüstri mirası kavramı irdelenmekte ve kültürel sürdürülebilirlik bağlamında değerlendirilmektedir. Dünyada ve ülkemizde endüstri mirası korunması ve yeniden işlevlendirilmesinde başvurulan yaklaşımlar örneklendirilerek açıklanmaktadır. Daha sonra "endüstriyel peyzaj" kavramı incelenmekte ve UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan endüstri mirası alanları bu kavram çerçevesinde irdelenmektedir. Bir sonraki aşamada Ayvalık coğrafi özellikleri, tarihi gelişimi, sahip olduğu miras değerleri bakımından incelenmekte ve Ayvalık'ın Dünya Miras Geçici Listesi'ne girme süreci değerlendirilmektedir. Son aşamada Ayvalık, Dünya Miras Listesi'ndeki diğer endüstriyel peyzaj örnekleri olan Blaenavon Endüstriyel Peyzajı, Fray Bentos Endüstriyel Peyzajı, Champagne Yamaçları, Evleri ve Mahzenleri ve Banska Stiavnica Tarihi Kenti ve Çevresindeki Teknik Anıtlar örnekleri ile karşılaştırılarak, Ayvalık'ın "endüstriyel peyzaj" olma niteliği ve UNESCO sürecinde uygulanması gereken koruma ve yönetim stratejileri araştırılmaktadır. Bu araştırma iki aşamada yapılmaktadır. Miras alanları ilk aşamada UNESCO kriterleri doğrultusunda, ikinci aşamada ise çalışma kapsamında belirlenen kriterler çerçevesinde karşılaştırılmaktadır. Referans kaynaklar doğrultusunda belirlenen kriterler alanların endüstriyel peyzaj olma niteliğini ve bugünkü durumlarını değerlendirmek üzere ikişer ana ve ikişer alt kriter başlıklarına ayrılmaktadır. Endüstriyel peyzaj olma niteliğini ölçen a kriterlerinin alt başlıkları; "oluşum süreci ve bulunduğu çevre" ve "endüstri faaliyetleri ve yerleşime etkisi" olarak belirlenmiştir. Bugünkü durumu değerlendiren b kriterlerinin alt başlıkları; "ekonomik, sosyal ve kültürel durum" ve "koruma stratejisi ve yönetimi" olarak belirlenmiştir. Bu kategorilerde toplamda 11 adet kriter bulunmaktadır. Belirlenen kriterlerle yapılan karşılaştırılmanın ilk aşamasının sonucunda Ayvalık'ın diğer endüstriyel peyzaj alanları ile büyük oranda ortak özellikler taşıdığı belirlenmiştir. Blaenavon ve Fray Bentos örneklerinden önemli noktalarda ayrılan Ayvalık'ın Champagne ve Banska örnekleri ile daha fazla ortak nokta barındırdığı görülmüştür. Karşılaştırmanın ikinci aşamasında ise belirlenen kriterler ışığında elde edilen sonuçlara göre; bundan sonraki süreçte Ayvalık'ın miras değerlerinin korunması ve yönetimi konusunda yapılması gerekenler ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Buna göre; bölge ile ilgili stratejik gelişim planları hazırlanmasında ve uygulanmasında görev alacak resmi kurumlar, sivil toplum örgütleri ve halk birlikteliği ile kurulmuş bir komite oluşturulması gerekmektedir. Bölgenin sahip olduğu miras değerlerinin ayrıntılı bir envanter çalışması ile ortaya konulması ve bütünleşik koruma yaklaşımı ile işlevsiz kalmış yapı ve alanların günümüz fonksiyonlarına entegre edilmesi sağlanmalıdır. Yeniden işlevlendirme yaklaşımlarında ise yine bütüncül bir organizasyonla çalışmalar yürütülmeli ve kamu yararına olan işlevlere öncelik verilmelidir. Ayvalık'ın sahip olduğu potansiyeli değerlendirebilmesi, gelecek nesillere aktarabilmesi ve kentte sürdürülebilir kalkınma sağlanması için doğru koruma stratejisi ve alan yönetiminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu konu Ayvalık'ın UNESCO Dünya Miras Listesi'ne girmesi ve uluslararası bilinirlik ve koruma desteği sağlaması açısından önem taşımaktadır.

Kültürel mirasKültürel peyzajUNESCO
Gülru Kabukçu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Küçük ölçekli parkların etki alanlarına kattığı değerlerin ve kullanım potansiyellerinin irdelenmesi: İstanbul-Beşiktaş ilçesi örneği

Endüstri devrimi ile kırsal alanlardan kentsel alanlara doğru olan göç hareketleri büyük şehirlerde hızlı nüfus artışına sebep olmuştur. Kentlerin büyümesi plansız yapılaşmalarla devam etmiş ve bu da günümüz de dahil olmak üzere engellenemeyen bir problem olmuştur. UNWUP (2014) verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık %54'ü kasaba ve şehirlerde yaşamaktadır ve bu oranın 2050'li yıllarda %70'e çıkacağı öngörülmektedir. Türkiye'de 1950li yıllarda yaşanan ekonomik gelişmeler ile gerçekleşen göç sonrası büyük şehirlerde nüfus artışı yaşanmıştır. The World Bank verilerine göre ülkemizde 1990 yılında %59 olan kentleşme oranı 2015 yılında %73 olmuştur. Yaşanan bu nüfus artışları ile kişi başına düşen yeşil alan oranları azalmakta, imar planlarında ve çeşitli literatürlerde söz konusu olan normlar sağlanamamaktadır. Türkiye kentleri için 14.06.2014 Resmî Gazete'de yayımlanan 'Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'ne göre hizmet etki alanı 500 m. olan Sosyal Açık ve Yeşil Alanların kişi başına 10m² olarak belirlenmesine rağmen İstanbul'da bu oran Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın 2010-2011 İstanbul Çevre Durum Raporu'na göre 6,05 m²'dir. Kentleşme ile beraber şehirlerdeki mevcut yeşil alanlar her geçen gün tahribata uğramakta, yeşil alanların maddi ve manevi değeri artmakta fakat miktarı azalmakta, yeşil alana erişim giderek daha güç olmaktadır. Kentsel yeşil alanlar kentlilerin günlük rekreasyon ihtiyacını karşılarken, insan ve doğa arasında bozulan ilişkiyi onarmaktadır. Yoğun yapılaşmaya maruz kalan kentlerde büyük ölçekli yeni yeşil alanların oluşturulması güçleşirken birbirinden bağımsız çok sayıda küçük ölçekli yeşil alan bulunabilmektedir. Bu küçük ölçekli yeşil alanlar kentlilerin dinlenme amacıyla kullandığı, çocuklarının oynadığı, salıncakta sallandığı veya geçerken fark etmediği alanlar olabilmektedir. Kentlilerin kolaylıkla erişebileceği bu yeşil alanlar büyük ölçekli parkların uygulamaya konulamadığı alanlarda hizmet verebilmektedir. Küçük ölçekli parkların hizmet etki alanına kattığı değerlerin ve kullanım potansiyellerinin incelendiği bu tez çalışmasının birinci bölümde küçük ölçekli parkların kent ve kentliler için önemine dair bir giriş yapılmış, tezin amacı belirlenmiş, kapsamı ve yöntemi tarif edilmiştir. İkinci bölümde kentsel yeşil alan ve park kavramının tanımları yapılmış, farklı ülkelerde yapılan park sınıflandırmaları incelenmiştir. Parkların hizmet etki alanlarına kattıkları sosyo-ekonomik, ekolojik ve sağlık işlevlere değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde küçük ölçekli parkların etki alanına kattığı değerlerin ve kullanım potansiyellerinin incelenmesi için Beşiktaş İlçesi çalışma alanı olarak seçilmiştir. İlk olarak Beşiktaş İlçesi'nin genel özellikleri, kentsel gelişimi araştırılmıştır. Beşiktaş'ta yer alan parklar incelenmiş, hizmet etki alanları ölçülmüştür. Tezde araştırma yöntemi olarak 1.000 m²'nin altında park bulunan her mahalleden bir park seçilerek 15 parkta toplam 375 adet kişi ile yüz yüze anket yapılmıştır. Elde edilen veriler ile küçük ölçekli parkların kullanıcı profilleri, kullanım amaçları, hizmet etki alanı ve çevresine kattıkları değerler saptanmıştır. Çalışmanın son bölümünde küçük ölçekli yeşil alanların kullanıcıları, kulanım şekilleri, kullanım amaçları hakkında yapılan değerlendirmelere yer verilmiştir. Bu parkların çevresine kattıkları sosyo-ekonomik, ekolojik ve fiziksel işlevlere değinilmiştir. Yapılan gözlemler ve anket sonuçlarına göre küçük ölçekli parkların geliştirilmesi ile ilgili hem genel ve hem de Beşiktaş özelinde önerilerde bulunulmuştur. Sonuç olarak akademik literatürde yer almayan fakat yerel yönetimler tarafından yapılan sınıflandırmalarda yer alan küçük ölçekli parklar hizmet etki alanlarına sosyo-ekonomik, ekolojik, fiziksel ve sağlık yönünden çok sayıda fayda sağlamaktadır. Alan çalışmasının verileri Kopenhag'da yapılan benzer araştırmayla kıyaslanınca kullanıcıların yaş aralıkları, parkı kullanım saatleri, günleri ve sıklığı, parkta geçirdikleri süre, parka ulaşım şekilleri ve mesafeleri, parkı kullanım türleri ile ilgili benzer sonuçlar ortaya çıktığı görülmektedir. Küçük ölçekli parklar tüm yaş gruplarına hitap etmesine rağmen daha çok 25-44 yaş grubu tarafından kullanılmaktadır. Parklar hafta içleri tercih edilirken, kullanım saatleri genelde öğleden sonralarıdır. Kullanıcılar parka ortalama 300 m. mesafeden yürüyerek gelmektedir. Parklarda çeşitli kullanımlar yer almasına rağmen kullanıcılar daha çok dinlenme ve sosyalleşme amacıyla bu alanları kullanmaktadır. Araştırma sonucunda, kentlerde artan yapılaşmaya karşı küçük ölçekli yeşil alanların daha etkin kullanılması önerilmektedir. Bu kapsamda yapılacak planlamaların kullanıcıların ve kentin ihtiyacına yönelik olması gerekmektedir. Küçük ölçekli parklar kullanıcıların 300m. içerisinde ulaşabildiği dinlenme ve sosyalleşme alanlarıdır. Yeni yapılacak olan uygulamaların parkların hizmet etki alanında yer almayan bölgelerde olması ve çok çeşitli fonksiyonlar yerine yeşil alan dokusunun ortaya çıkarılması önerilmektedir. Parkların ekolojik faydalarını arttırmak için uzmanlar ile iş birliği yapılmalıdır. Yol kenarında yer alan parklarda araç gürültüsünü ve egzozunu absorbe edecek bitkilendirmeler tasarlanmalıdır. Kentlilerin artan yeşil alan ihtiyacını karşılamak için, kullanılmayan ve terk edilmiş alanların küçük ölçekli parklara dönüştürülmesi kentlerin yaşam kalitesini arttırmak için önemli bir rol oynayacaktır.

Kentsel yeşil alanlar
Bahar Deniz Gürsoy
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kapalı sitelere yönelik hane halkı hareketliliğinin kullanıcı memnuniyeti üzerinden değerlendirilmesi: Ataköy örneği

Konut olgusu tarih boyunca iç mekân organizasyonundan, kent ölçeğine kadar, insan yaşayışını, davranış biçimlerini ve toplumsal dengeleri sosyo-ekonomik anlamda etkilemekle beraber, 1980'lerden beri etkisi artan neo-liberal politikaların ve küreselleşmenin etkisi ile günümüzde toplumsal bir sembol niteliği kazanmıştır. Toplumun ve bireylerin yaşam biçimini ifade eden ev, günümüzde barınmanın ötesinde bir anlam kazanmış, tüketim kültürünün bir parçası haline gelmiştir. Hızla gelişen kentlerde giderek nüfus artışına bağlı olarak yapılaşmakta olan yeni konut yerleşimlerinin belirli bir toplumsal tabakayı hedefliyor olması, son yıllarda konut pazarında görülen en yaygın durumdur. Neo-liberal politikaların ve tüketim ideolojilerinin etkisi ile değişen kent, küreselleşmenin hüküm sürdüğü bir dönüşüm içerisinde olup, bu dönüşümün en belirgin iz düşümü olan kapalı site olgusu ile karşı karşıyadır. Kullanıcının, ihtiyaçlarına cevap verebilen nitelikli konutlar yerine, lüks, pahalı, kapalı, güvenlikli, çok büyük metrekarelerde daireleri ve siteleri tercih ediyor olması, ev imgesinin tüketim kültürünün bir parçası haline geldiğini göstermektedir. Bu durum, kent içerisindeki farklı gelir gurupları arasında yeni hayat tarzları doğurmuş ve hane halkının kentleşme deneyimlerini birbirinden farklılaştırmıştır. Toplumun ekonomik olarak güçlenen yeni üst ve üst-orta gelir gurubunun, özel yaşamlarına önem vermeye başlaması ile beraber, konutun fiziksel özelliklerinden çok kullanıcının sosyo-kültürel isteklerine cevap verebiliyor olması ön plana geçmektedir. Bu yeni toplumsal tabaka, gelir artışına bağlı olarak sosyal statülerini gösterebileceği bir konut mekânında yaşama isteğine girmiş ve yaşamakta oldukları konut alanlarını terk etmeye ve değiştirmeye başlamıştır. Bu hareketlilik, kenti yeniden biçimlendirmekle beraber kent içerisinde sosyal, mekânsal değişimlere sebep olmakta aynı zamanda sosyal ve mekânsal kutuplaşmaları da beraberinde getirmektedir. Günümüzde dünyada birçok metropolde olduğu gibi İstanbul'da da bu dönüşümün etkilerini görmek mümkündür. İstanbul'un Osmanlı dönemine ait bazı yapılarını içerisinde barındıran, sahil semti Ataköy, bu değişim ve dönüşümün kentsel yaşam üzerindeki en güncel izlerini taşımaktadır. 1950'lerde Adnan Menderes hükümeti döneminde temellerinin atıldığı ilk uydu kent projesi olan Ataköy, ilk olarak 2005'de kapalı site tipolojisi ile öne çıkan Ataköy Konakları ve şimdilerde hem sahilde hem de E-5 aksında yapılaşmakta olan kapalı sitelerce baskı altındadır. Bu çalışma Ataköy Konakları'nın yapılması ile Ataköy yerleşiminde başlayan hane halkı hareketliliğini, konut ve çevresinden memnuniyetle ilişkili olarak irdelemekte, konut tecrübelerini hane halkı demografik yapısı ile birlikte ele almaktadır. Ataköy'ün insan ölçeğine yakın, düzenli, planlı bir yerleşim alanı olmasına karşın, ikamet etmekte olan hane halkının burada yapılaşan kapalı sitelere doğru hareketliliği ve bu tercihin sebeplerini etkileyen faktörlerin araştırılması çalışmanın ana kapsamını oluşturmaktadır. Öncelikli olarak konut olgusunu ele alan bu çalışma literatür araştırması ve alan çalışmasına dayanmaktadır. Araştırmanın ilk bölümü tezin kuramsal çerçevesini oluşturan konut memnuniyeti ve hareketlilik yaklaşımları hakkında geniş bir literatür taramasını içermektedir. Hane halkı hareketliliğine ilişkin konut ve çevresinden duyulan memnuniyet, kent içi hareketlilik yaklaşımları üzerinden interdisiplinler bir bakış açısı ile ele alınmıştır. Alan çalışması anket, derinlemesine görüşme, gözlem ve tespitlerden oluşmaktadır. Ataköy yerleşiminde ve Ataköy Konakları bölgesinde, hane halkı hareketliliği eğilimi ve nedenlerine yönelik olarak toplam 88 katılımcının görüşmelerine dayanan bir anket çalışması yapılmıştır. Aynı zamanda dernek ve kuruluş üyeleri ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan derinlemesine görüşmelerden ve anketlerden elde edilen veriler, SPSS programı yardımı ile analiz edilmiş, anlamlı bir biçimde gruplandırılmış ve kavramsal olarak değerlendirilmiştir. Literatür taraması, anket verileri ve derinlemesine görüşmeler sonucunda elde edilen bulgular araştırmanın temel hipotezlerini test etmiş ve doğrulamıştır. Bu çalışma, ikametgâh hareketliliği bağlamında, konut tercihlerini irdelemekte olan nadir ampirik çalışmalardan biri olma özelliğine sahiptir. Tez çalışması sonucunda Ataköy hane halkının konut tercihleri hakkında veri sağlamış olup günümüze dair genel bir kullanıcı profili tariflemeye, bugüne ve geleceğe dair kullanıcının konut kariyeri üzerinden konut talebi hakkında ipuçları elde edilmeye çalışılmıştır. Ataköy'de yapılaşmakta olan yeni konut yerleşimleri ile değişen sosyal ve mekansal çevre irdelenmiş geleceğe dönük tahminlerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kapalı Siteler, Konut Tercihleri, Memnuniyet, Kent İçi Hareketlilik

Gözde Bodamyalı
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Geçicilik ve süreksizlik penceresinden kent, kentleşme ve mülteciler: İstanbul'da kent-kamp-kent

Bu araştırma, süreksiz şehirciliğin, kentsel alanın esnekliği ve dönüştürülebilirliği bağlamında hızla değişen koşullar için geçici bir organizasyon aracı olarak nasıl işlev gördüğünü sorgular. Suriyeli mültecilerin İstanbul'da, süreksiz şehircilik bağlamında devlet yardımlarının ötesinde kendi kendilerini organize etme yolları üzerine bir anlatım sunmaktadır. Etnografik anlatım, kentsel alan ve sakinler arasındaki kısa ömürlü ilişkileri, alanın subjektif niteliklerini, günlük yaşam uygulamalarını, kişisel deneyimlerini ve hikâyelerini belirleme ve keşfetme konusunda değiştirilebilir perspektifler için ortak bir zemin oluşturmak adına bir yöntem olarak kullanılmıştır. Bu sayede, süreksiz yaşam biçimlerine dayalı kolektif anılar üzerine bir öykü sunması ve araştırmanın sonuçlarının, kalıcı sosyo-mekânsal çözümler için bir ortam yaratmada rehberlik etmesi umulmaktadır. Kentlerimiz, eşi görülmemiş güçlü siyasi, ekonomik, dinsel ve etnik çatışmalardan ötürü büyük bir hareketliliğe sahipken, süreksiz şehircilik, kentsel planlama ve tasarım alanlarında önem kazanmıştır. Geçici şehircilik konusundaki geleneksel ortodoks görüş ile ilgili olarak, dini yerleşim yerlerinden mülteci topluluklarına ve kamplara kadar çeşitli alanlarda kamplar, karmaşıklığı ve organizasyonu özerk olarak geliştiren geçici şehirler olarak faaliyet göstermektedir. Süreksiz şehirciliğin bu tür doğrudan biçimleri, zamansallığı paylaşırken mekân ve sosyal etkileşimlerin yeniden yapılandırılmasına izin verir. Öte yandan şehirler, giderek artan bir geçicilik kazanırken, eski göçmenler ve yeni mülteciler arasındaki diyalektiğin bir parçası olarak, kentler, birer kamp gibi işlev kazanmaktadırlar. Radikal kentsel dönüşüm projelerine dayanan deplasmanlardan Suriyeliler'in muazzam göç dalgalarına kadar bugün İstanbul, şehir içi kentsel alanın dönüştürülebilirliği bağlamında kalıcı süreksizlik dinamiklerini keşfetmek için önemli bir örnek oluşturmaktadır. Türkiye, resmi mülteci statüsü başvurularını engelleyen 1951 Cenevre Sözleşmesi - Birleşmiş Milletler Mültecilerin Statüsüyle İlgili Sözleşmesi'ne coğrafi bir sınırlama getirmektedir, bu nedenle Türkiye'deki Suriyeli mülteciler 'misafir' olarak adlandırılmaktadır. 2011'de Suriyeliler için ev sahipliği ve acil yardımı ile başlayan durum, Suriyeliler'in geçici olarak korunması ve ülkenin farklı yerlerine dağılması şeklinde gelişmiştir. Mülteci krizini ve dünya çapında artış gösteren insan akışını ve göç olgusunu istatistiklere indirgemek krizin boyutlarını sadece matematiksel olarak algılamamıza yardımcı olmaktadır. İstatistikler, anlamları, günlük dinamikleri ve ötesindeki hikâyeleri anlamakta yetersiz kalmaktadır. 'Konuklar' ya da 'ev sahipleri' açısından ciddi sorunlar, anlatıları anlamanın bir gereğini doğurmaktadır. Araştırma iki aşamadan oluşmaktadır: Araştırmanın 'Geçici Kent, Süreksizlik ve Süreksiz Şehircilik' başlıklı ikinci bölümünde sunulan birinci aşaması geçicilik ve süreksiz şehirciliğe ilişkin kavramsal ve kuramsal çerçeve sunmaktadır. İlk olarak, 'Geçici kent, Süreksizlik ve Süreksiz Şehircilik' başlığı altında, geçicilik kavramına ilişkin uluslararası akademik çalışmalar ve kavramsal çerçeve yer almaktadır. Bu bölümde, süreksizlik (i) zaman; (ii) hareketlilik; (iii) eylem ve (iv) belirsizlik kavramları ile irdelenmektedir. İkinci olarak, 'Geçici Mekândan Süreksiz Şehirciliğe: Kent-Kamplar' başlığı altında, süreksiz şehircilik ekseninde kavramsal çerçeve ve uygulama alanlarına ilişkin örnekler sunulmaktadır. Bu bölümde süreksiz şehirciliğin (i) kutlamalar; (ii) festivaller; (iii) alışveriş-pazarlar; (iv) madenler; (v) askeriye; (vi) doğal afetler ve (vii) iltica olmak üzere farklı formları sunulmaktadır. Araştırmanın üçüncü bölümünde sunulan ikinci aşaması 'Süreksiz Şehircilik ve Mülteciler: Kent-Kamp-Kent'i İstanbul Üzerinden Okumak'; (i) Mülteciler, Mülteci Politikaları ve İstanbul'da Geçicilik; (ii) Vefa ve Yarımburgaz'da Mülteciler; (iii) Bölüm Sonucu: Kent-Kamp-Kent Üzerine Bir Tartışma alt başlıklarında Vefa ve Yarımburgaz'daki bulgular sunulmakta ve irdelenmektedir. İkinci aşamada, ilk olarak süreksiz kentleşmenin kamp yerleşimleri hakkında kavramsal çerçeve ve uygulama alanlarına ilişkin örnekler sunulmuştur. Dünya genelinde ve Türkiye özelinde, göç ve mültecilik genel kapsamıyla, mülteci politikaları, istatistikler ve süreçte yer alan aktörlere ilişkin verilerle birlikte yer almaktadır. 2011'de başlayan Suriye iç savaşından kaçan ve İstanbul'da yaşayan mülteciler hakkında kronolojik bir çerçeve çizilmektedir. İkinci olarak, Yarımburgaz ve Vefa semtlerinde yapılan görüşmelerle elde edilen anlatıları, günlük pratiklere ilişkin hikâyeleri, görsel materyelleri ve gözlemleri kapsayan bulguları içermektedir. Araştırma bu yönüyle, Suriyeli mültecilerin İstanbul'da devletten öte, kendilerini organize etme yolları üzerine etnografik bir anlatı sağlamaktadır. Kentsel alan ve sakinler arasındaki kısa ömürlü ilişkileri, alanın subjektif niteliklerini ve günlük yaşamın uygulamalarını tanımlamak ve keşfetmek için değiştirilebilir perspektifler için ortak bir zemin, kişisel deneyimler ve hikâyeler sunmaktadır. Araştırmanın devamında, Yarımburgaz ve Vefa çalışma alanlarında yapılan görüşmelerden elde edilen bulgular, araştırmanın kavramsal çerçevesi içerisinde çerçevesinde değerlendirilmekte ve kent-kamp-kent olgusu tartışılmaktadır. Araştırma süreksiz şehirciliğin ani mekânsal ve sosyal değişiklikleri organize eden hızlı bir araç olarak nasıl işlev kazandığını, etnografik bir anlatımla sunarken, politik muğlaklığın süreksiz olma fikrini güçlendirdiğini ve bunun kent mekânına farklı yollarla yansıdığını savunmaktadır. Bu anlamda, araştırmanın sosyo-mekânsal çözümler için ortak bir anlayış yaratmada rehberlik etmesi umulmaktadır. Bugün mülteci kampları, süreksiz yerleşimler olarak sınıflandırılmalarına rağmen, yarım asırı aşkın bir süre boyunca varlığını sürdürebilen, kendine ait metabolizması, sosyal çeşitliliği ve farklı mekânsal formları olan, kentsel donatılara sahip, politik söylem üretebilen mekânlardır. Kamplar, materyalin doğasından çok daha öte, sosyal ağların ve kent paradigmasının ortaya çıktığı mekânlardır. Kent-kamp tartışmasına itafen, kamplar sadece, ne içeride ne dışarıda olabilen, biyolojik varlığı sürdürmeye yönelik yerler değildir, sadece başka bir yerdir. Öte yandan, kentler de mekânsal ayrışmanın ortaya çıktığı, ne içeride ne dışarıda olabilen topluluklar için başka yerler yaratır. Kentteki bu başka yerlerde de tıpkı kamplarda olduğu gibi, zaman gündelik, sınırlar görünmez, eylem kısıtlı ve belirsizlik kalıcıdır. Kamplar, bir amaç doğrultusunda inşa edilen mekânlar olarak tanımlanabilir fakat emeğin, işi ve eylemi boyunduruğu altına aldığı, sadece yaşamayı sürdürebilme çabasının var olduğu mekânlar, bir amaca yönelik olmasa dahi kamp paradigmasını ortaya koymaktadır. Süreksiz şehircilik üzerinden okunduğunda, kent ve kamp, günümüzde keskin çizgilerle birbirinden ayrılamaz, kent-kamp-kent diyalektiği birbirini üreten ve biribirine dönüşen süreçler bütünüdür.

Gülşah Eker
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel dönüşümün kentin morfolojik yapısına etkisi: Gaziosmanpaşa örneği

Son yıllarda kentlerdeki risk içeren alanların kentsel dönüşüm uygulamaları ile iyileştirilmesi yaygın bir çözüm yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bir çok kentte büyük , küçük risk içeren alanlar 6306 sayılı kanun kapsamında riskli alan ilan edilerek, dönüşüm uygulamaları ile kentin kalanıyla bütünleştirilme amacı ile dönüştürülmektedir. Yapılan bu uygulamalar ile kentsel formda köklü müdahaleler ile mevcuttan tamamen bağımsız, morfolojik yapısı bütünüyle değişen yeni kentsel parçalar ortaya koymaktadır. Bu uygulamaların asıl amacı kentsel alandaki köhnemiş alanların kente adapte olması iken kentin kalanından bağımsız yeni dokular ortaya konmaktadır. Bu tez riskli alan ilan edilen kentsel dönüşüm alanlarının üst ölçek planlar ve master planlar yoluyla morfolojik açıdan nasıl değişmekte sorusu üzerine geliştirilmiştir. Yapılan teorik araştırmalar ve alan çalışması sonucu kentsel dönüşüm uygulamaları ile ortaya çıkan yeni morfolojik dokunun üst ölçek planlar yoluyla mevcut gelişime aykırı olup olmadığı test edilmiştir. Kentsel dönüşüm uygulamalarındaki kente yapılan müdahalenin doğurduğu morfolojik sonuçların önemi üzerinde durulmuştur. Yapılan kentsel dönüşüm uygulamalarındaki morfolojik sonuçlar incelenirken kentsel formdaki dönüşümleri inceleyen Conzen, Muratori, Moudon gibi ekollerin yaklaşımları,teorileri ve teorilerini test ettikleri alan çalışmaları değerlendirilmiştir. İngiliz morfoloji okulunun en temel teorilerini ortaya koyan Conzen'in kentsel morfoloji yaklaşımı diğer ekollerin yaklaşımlarına göre kente ve kentsel formu oluşturan elemanlara daha bütüncül bir yaklaşım getirdiği görülmüş ve çalışma için temel analiz ve yaklaşım yöntemi olarak belirlenmiştir. Kentsel formu oluşturan elemanların (Sokak dokusu, bina dokusu, parsel ve yapı adası) kentsel dönüşüm kavramının etkisi altında yaşadığı morfolojik süreç incelenmektedir. Kentsel formu oluşturan bu elemanlar niteliksel ve niceliksel olarak kentsel dönüşüm öncesi ve sonrası morfolojik doku için ayrı ayrı değerlendirilmiş ve karşılaştırılmıştır. Köhnemiş kent dokusunun kentin kalanıyla bütünleşmesini amaçlayan kentsel dönüşüm projelerinde geçmiş dokunun izlerini belirli noktalarda koruma amacı olmalıdır. Bu tez kapsamında kentsel dönüşüm projelerinin kentsel forma yaptığı müdahaleler farklı ölçeklerde kentsel morfoloji bağlamında incelenmiştir. Kavramsal çerçevenin incelenmesi sonucu İstanbul'un 6306 sayılı kanun kapsamında en büyük riskli alanlarına sahip, yaklaşık olarak ilçe nüfusunun %20'lik kısmının riskli alanlarda kaldığı Gaziosmanpaşa İlçesinde yaşanan dönüşüm ile yaşanan morfolojik değişim Gaziosmanpaşa kentsel dönüşüm master planı üzerinden farklı ölçeklerde incelenmiştir. Gaziosmanpaşa İlçesi yapılan dönüşüm uygulamaları bakımından ilk kez master planı çalışılan ve bu yönüyle diğer kentsel dönüşüm alanlarından ayrılan bir ilçedir. Ayrıca ilçede planlanan yatırım kararları ile riskli ilan edilen alanların dönüşümü sağlanırken ilçenin yeni bir altmerkez olması yönünde plan kararları geliştirilmiştir. Alan çalışması sonucu ilçe genelinde riskli alan öncesi ve sonrası morfolojik yapı birbiri üstüne gelişen iki farklı katman olarak değerlendirilmiş, yapılan bölgelemeler ve çakıştırmalar ile kentsel form ve morfolojik değişim farklı ölçeklerde ortaya konmuştur. Bütüncül bir yaklaşımla ilçe genelinde dönüşümün meydana getirdiği yeni doku master plan üzerinden okunmuş ve morfolojik dokudaki değişimin kentsel formu oluşturan elemanlar üzerinden kalıcılığının farklılaştığı tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışmanın riskli alan ilan edilen ya da dönüşüm uygulaması yapılan alanlarda uygulanan kentsel dönüşüm planlarının, kent formunu oluşturan elemanlarda yapılan değişimlerin kentin geleceğinde köklü değişim yaptığını göstermesi amaçlanmıştır.

Gülşah Uysal
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Marinaların kamusal kıyı kullanımı açısından değerlendirilmesi: Ataköy, Fenerbahçe ve Kalamış örnekleri

Artan nüfus ile birlikte önemi günden güne artan kıyı alanlarının gözde parçası olan marinalar, uygulandığı her yerde benzer yapılara sahip olsalarda bulundukları coğrafyanın şekillendirdiği kıyı çizgileri ile olan konumlanmalarından dolayı farklı tasarlanmaktadırlar. Her kıyının kendine özgü olan topoğrafik, ekolojik ve coğrafik vb. özellikleri o alanda tasarlanan marinaya avantaj ve dezavantaj sağlamaktadır. Marinaların mevcut araziye ve kıyı çizgisine uyumlu şekilde yerleşimlerinin planlanması, kara - su arasındaki kıyı çizgisinin bozulmaması anlamında önemlidir. Yalnızca kıyı konumlanmalarından dolayı değil, yansıttıkları kültürel, sosyal ve ekonomik potansiyellerinden dolayı da özel alanlar olan Marinaların, kara ve deniz arasındaki çok yönlü mekânsal beklentileri de karşılaması beklenmektedir. Çalışma, Adie (1975)'e göre kara ve denizdeki konumlanmaları göz önünde bulundurularak sınıflandırılan marinaları İstanbul kenti genelinde inceleyerek, belirlenen çalışma alanları özelinde araştırmayı hedeflemektedir. Bu kapsamda, çalışmanın "Kıyı Alanları" bölümünde, konu ile ilgili kıyı kavramına değinilerek İstanbul'un kıyı alanları, kıyı alanlarda yasal süreç ve kamusal mekan olarak kıyı alanları tez bağlamında ele alınmıştır. Daha sonra ikinci genel başlık olan "Marina" kavramı incelenerek kıyı alanlarında marinaların konumu, sahip olması gereken genel özellikleri, yurtdışındaki ve ülkemizdeki marinaların derecelendirme sistemi ve Adie (1975)'e göre marinaların sınıflandırılması konuları ele alınmıştır.Bu sınıflandırmaya göre su ve kara ilişkisindeki yapısal konumlanmaya bağlı olarak 4 farklı tip marina belirlenmiştir. Kıyı çizgisi uzunluğunun önemli olduğu bu sınıflandırmalarda belirlenen tipolojilere göre örneklendirilen her bir marinanın avantaj ve dez avantajları değerlendirilmiştir.İstanbul'da yer alan ve aktif olarak kullanılan marinalar olan Ataköy Marina, Kalamış Marina, Fenerbahçe Marina,West İstanbul Marina, Marin Türk İstanbul, Viaport Tuzla, Güzelce Marina tablo aracılığı ile tüm özellikleri kıyaslanmıştır. İstanbul'daki marinaların sınıflandırılması yapılırken marinaların doğal kıyı sınırını koruyup korumadığı, alanın dolgu alanı ise doğal kıyı sınırı ile nasıl konumlandığı gibi özelliklerine bakılmıştır. Belirlenen her bir tipolojinin açıklamaları Türkiye'de ve dünyada eşleştiği marina tipleri ile örneklendirilmiştir. Çevreye olan etkileri açısından Türkiye'den Turgutreis Marina, Setur Çeşme Altınyunus Marina, Setur Marmaris Netsel Marina ve Milta Bodrum Marina yurtdışından ise Diversey Marina, Marina Belmont, Porto Ottiolu marina, Street Harbour ve Dusable Marina örnek olarak ele alınmıştır. "Kamusal Kıyı Alanları Kapsamında İstanbul'daki Marinaların İncelenmesi" bölümünde, İstanbul'da iki farklı yakayı ve farklı marina tiplerini temsil eden Ataköy Marina ve Fenerbahçe – Kalamış Marina çalışma alanları olarak belirlenmiştir. İki çalışma alanı da 1982 yılından günümüze değişen kıyı izleri, dolgu alanları başta olmak üzere arazi kulllanımları, marina içi yerleşim planları göz önünde bulundurularak kapsamlı diyagramlar aracılığı ile aktarılmıştır. Tez konusu bağlamında kamusallık değerlendirmesini kıyı alanları ve marina ile ilişkilendirilerek yapabilmek için araştırma parametreleri belirlenmiştir. Bu parametreler; alanın ulaşılabilirliği (yürünebilirliği), fonksiyon dağılımı ve görsel – deniz algısı fonksiyon ilişkisi şeklindedir. Her iki alan da bu ana başlıklar çerçevesinde diyagramlar aracılığı ile açıklarak bölüm sonu çıkarımları ile önerilere altlık oluşturulmuştur. Öneriler kısmında bu parametrelere yöndelik sorunlar ve potansiyeller analizleri yapılarak iki alanında kıyaslanması sağlanmaktadır. Çalışmanın "Değerlendirme ve sonuç " bölümünde ise tüm bu analizler ve değerlendirmelerden faydalanarak iki alan için de öneriler getirilmiştir. Bir önceki bölümde yer alan analizler ve anket sonuçları ışığında marinaların genellikle içe dönük yapılanmaları ve kıyı yaya sirkülasyonunun kesintiye uğramasından dolayı kamusal kıyı kullanımını olumsuz yönde etkilediği ortaya çıkmaktadır. Bu duruma yönelik etkili rollerden biri, marinaların yerleşim planlarının kamusal yararı göz ardı ederek planlanması şeklindedir. Bu bağlamda yapılan çalışmanın anket sonucuna istinaden getirilen önerilerin her iki alanda da kıyı alanı kullanıcılarının marina yerleşimlerini daha fazla ziyaret ederek, deniz ile iç içe olmak istediklerinde görsel ve hatta fiziksel temaslarını arttıran faaliyetlerde bulunmalarını teşvik edici yönde olduğu görülmektedir. Ancak kentleşme sürecini hızlı bir şekilde yasamakta olan Türkiye'de toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından marina kültürünün kavranamamış olması ve marinalara tekne otoparkı gözüyle bakıldığı gerçekleştirilen anketlerle de ortaya çıkmıştır. Genellikle öncelik olarak marinayı tercih eden tekne sahiplerinin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak marinalar tasarlansada, çevresiyle bütünleşmiş, doğal kıyı çizgisini bozmayan ve kamusal kıyı kullanımını engellemek yerine denize teşvik eden yaklaşımlarla planlanmaları için bu tür çalışmaların faydalı olması amaçlanmaktadır.Bu tür planlama yaklaşımları kıyı alanların rant oluşturduğu ülkemizde pek yaygın bir yaklaşım olmasada, yurtdışında örneklerine sıkça rastlanmaktadır. Çalışmanın iki alan özelinde de sonuçlarını genellemek gerekirse Ataköy Marina kullanıcıları marina kavramından bağımsız şekilde kıyı kullanımını tercih ederken Fenerbahçe ve Kalamış marinalarının nispeten halkı içine alan yapısından dolayı kullanıcıların yanaşma halindeki teknelerin manzarasından ve denizle görsel temaslarının kesilmemesinden dolayı hoşnut oldukları görülmektedir. Yapılan analizler ve anket çalışması sonucunda yapılan önerilerin mevcut kullanıcıların memnuniyetlerini arttıracağı öngörülerek, marinaların özellikle metropol kentlerde deniz kültürünün bir parçası olarak yapılması, marina-çevre ilişkisinin nasıl sağlanması gerektiği önerileri içeren diyagramlarla açıklanmaktadır. Sonuç bölümünde iki alanın analizler kısmında elde edilen sonuçları kıyaslanarak 5 Altın Çıpa ödüllü Ataköy Marina'nın,4 çıpalı Fenerbahçe ve Kalamış Marina'ya göre kamusal açıdan kıyı kullanımına daha az izin verdiği, denizin görsel algı ve fonksiyon ilişsinin ikinci çalışma alanına göre zayıf kaldığı ve ulaşımda yönlendirme eksiklikleri nedeniyle de Fenerbahçe ve Kalamış Marina'ya göre kıyı kullanımında daha az tercih edildiği belirlenmiştir. Bilinçli bir kamusal kıyı kullanım alanlarının oluşturulması için, bu gibi akademik çalışmaların yanı sıra yöneticiler, şehir plancıları, mimarlar, peyzaj mimarları gibi disiplinlerin özellikle en fazla rant sağlanan kıyı alanlarında etkin rol oynaması, yüksek katlı konutların gölgesinde kalmadan nitelikli kamusal kıyı alanların topluma kazandırılmasında önemlidir. Anahtar Kelimeler: Kıyı Alanları, Kamusal Açık Alanlar, Marina

Ezgi Zehra Kocazeybek
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Farklılaşan sosyo-ekonomik yapının meydanlardaki kullanıcı tercihi ve meydan tasarımına etkisinin değerlendirilmesine yönelik yöntem önerisi: Bursa örneği

Bireylerin içinde bulundukları kültürün ve coğrafyanın etkisiyle oluşturdukları mekân, insan ve çevrenin dinamik etkileşimi sonucunda tutum ve davranışları oluşturur. Bu ilişkide mekân, kişilerin kendi yaşam koşullarını belirlemesine ve kendilerini yeniden şekillendirmesine ortam sağlamaktadır. Birey, mekânı oluşturucu etkisinin yanı sıra kullanıcı rolündedir. Farklı değerlere, geleneklere, etnik kökene ve sosyal gruplara ait olan insanları barındıran kentlerde, insanlar arası iletişimin gerçekleştiği mekânlar kentsel kamusal alanlardır. Ortak yaşam alanları olan kamusal alanların kavranması, toplumsal algının ve ilişkilerin yorumlanmasını sağlar. Kentteki çeşitliliğin en iyi anlaşılabileceği kamusal alanlar, birey ve toplum arasındaki ilişkinin desteklenerek sosyal dokunun şekillendiği kent meydanlarıdır. Bu çalışma meydanlardaki kullanıcı ihtiyaçlarının meydanın bulunduğu çevrenin sosyo-ekonomik yapısına göre belirlenmesi üzerine kurulmuştur. Yapılan literatür araştırmasında meydanla ilgili çalışmaların çoğunlukla merkezi kent meydanları üzerine yapıldığı ve alt kademe meydanların incelenmediği görülmüştür. Alt kademe meydanların kent merkezindeki meydanlara göre daha tanımlı bir kullanıcı grubuna hitap etmesinin getirdiği kullanıcıların beklentilerini daha kolay analiz etme ve karşılama avantajına rağmen bulunduğu çevreyi yansıtmayan şekilde tasarlanması temel problem olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla toplumsal yapının etkilerini belirlemek için karma bir kitleye hizmet eden merkezi meydanlardan ziyade, baskın bir sosyal yapıyı yansıtan alt kademe meydanları analiz etmek çalışma amacına uygun bulunmuştur. Meydanın bulunduğu çevrede yaşayanların sosyo-ekonomik özelliklerini tespit etmek meydan kullanıcılarını ve kullanıcı ihtiyaçlarını belirlemek açısından önemlidir. Araştırmanın amacı, kullanıcıların meydanla ilişkisinin hangi dinamiklere dayandığını analiz etmek ve fiziksel çevre kurgusunu insanı da dahil ederek incelemektir. Örneklem alanı olarak sosyal yapının göç ve gelir nedeniyle belirgin biçimde farklılaştığı görülen Bursa ili seçilmiştir. Çoğunlukla bulunduğu mahalle ile ilişkili ve yerel özelliklere sahip alt kademe meydanların, mekansal ve sosyal çevre özelliklerine göre belirlenen birtakım aşamalardan geçmesi sonucunda Mütareke Meydanı, Adalet Meydanı ve Yunusemre Meydanı olmak üzere üç farklı meydan seçilmiştir. Kent meydanları kadar heterojen olmayan sosyal yapıya ve yakın fiziksel özelliklere sahip bu meydanlar düşük-orta-yüksek sosyo-ekonomik grupları temsil etmektedir. Seçilen alt kademe meydanlarını fiziksel, sosyal ve idari yapı özelliklerine göre incelemek üzere saha analizleri, kullanıcı anketleri, muhtar mülakatları ve belediye mülakatları yöntemleri uygulanmıştır. Anket soruşturması her meydan için rastgele 30 kullanıcı ile gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda her meydan için tespit edilen bulgular fiziksel, sosyal ve idari boyutlara göre karşılaştırılmıştır. Kullanıcı anketleri; çapraz sorgulamalar, kategorik değişkenlerin gruplanması ve faktör analizi ile değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar diğer araştırma yöntemleri olan fiziksel çevre analizleri ve kurum mülakatları ile yorumlanmıştır. Değerlendirme sonucunda meydanların hizmet ettiği mahallelerdeki sosyo-ekonomik farklılaşmanın kullanıcıların meydanı kullanma tercihleri, meydanın mekansal tasarımı ve idarenin sağladığı hizmetler üzerindeki etkisini ölçen üç ayrı hipotez test edilmiştir ve araştırmanın hipotezi desteklediği belirlenmiştir. Tez çalışması beş bölümden oluşmaktadır ve tüm bölümler fiziksel yapı-sosyal yapı-idari yapı omurgası üzerine kurgulanmıştır. Giriş bölümünde araştırmanın kurgulanmasından önce bilinmesi gereken temel kavramlar olan kamusal alan, mekân ve toplum kavramları irdelenmiştir. Kamusal alan kavramı farklı disiplinlerdeki ve dönemlerdeki tanımı, tarihsel süreci, mimarlık ve şehircilikteki önemi, kamusallık derecesi kıstasları, kent içindeki rolleri, kamusal yaşamı şekillendiren faktörler ve başarılı kamusal alan özellikleri ile incelenmiştir. Kamusal alanın erişilebilir olması ve insanlarla bağ kuracak niteliklere sahip olması temel yaklaşımlardır. Mekân kavramı çeşitli tanımlar, mekânın rolleri ve kentsel mekân kavramı şeklinde ifade edilmiştir. Toplum kavramı ise bazı önemli kuramcıların tanımları ile açıklanmıştır ve insanları bir araya getiren ortak kültür ve değerler üzerinde durulmuştur. Temel kavramların birlikte değerlendirilmesi ile başarılı tasarımların ortaya konması için farklı disiplinlerin beraber çalışarak kamusal alanın tüm rollerini eksiksiz yerine getirmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu noktada kamusal alanın mekân olabilmesi için toplumla bağ kurması önemsenmektedir. İkinci bölümde çalışmanın yöntemini oluşturmaya yönelik literatür araştırması kent meydanları kapsamında açıklanmıştır. Kent için önemli kamusal alanlardan biri olan meydanın tanımlarından, tarihteki yerinden ve ülkemizdeki meydan kültürü eksikliğinden bahsedilmiştir. Meydanların boyuta, kullanıma, mimari forma, konuma vb. özelliklere göre sınıflandırdığını ancak çoğunlukla işlevine ve biçimine göre sınıflandırıldığı belirlenmiştir. Meydanların fiziksel yapısı mekânın formu, tasarım özellikleri, çevresindeki yapılar ile ilişkisi, çevreleyen yapıların özellikleri ve mekânın kapasitesi ile açıklanmıştır. Meydanın toplumu bir araya getirme, sosyal yaşama katkı sağlama, toplumun kültürünü yansıtma ve faliyetlere ev sahipliği yapma durumu sosyal yapı özellikleri olarak ifade edilmiştir. Meydan-sosyal yapı-kullanım ilişkisi ile yapılan detaylı değerlendirme sonucu bireylerin topluma dahil olabileceği fırsatı yaratan kent meydanlarının önemi vurgulanmıştır. Bu noktada yere bağlılık kavramı ön plana çıkmıştır ve mekânla kurulan bağın yoğun olduğu birimler olan mahalle özellikleri incelenmiştir. Meydan yönetimi ise kentsel politikalar içinde meydanın rolü ve yöneticiler için meydanın ne ifade ettiği şeklinde açıklanmıştır. Tasarım ve uygulama sürecinde karar verici olan kamu otoritelerin rolü önemlidir. Birçok alanda kullanılan kalite kavramı mekânın başarısını ölçmek için meydanlar özelinde tanımlanmıştır. Meydanın kalitesi, mekanın fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlara aynı anda yanıt verebilme kapasitesi ile ilişkilidir ve meydanın kullanımını arttırmaktadır. Kalite üzerine birçok kuramcının çalışmasında kriterler başarılı mekân, çevresel kalite, tasarım prensipleri, başarılı meydanlar, mekânsal kalite ve kamusal alan kalitesi başlıklarıyla tanımlanmıştır. Temel ilkelere bakıldığında çevredeki fonksiyon çeşitliliği, erişilebilirlik, görsel estetik, kent mobilyaları tasarımı, konfor, aktivite çeşitliliği, güvenlik ve bakım çalışmaları kent meydanlarındaki kaliteyi belirleyen önemli parametreler olarak tespit edilmiştir. Meydan-kullanıcı ilişkisi insan mekan ilişkisi, insan ihtiyaçları ve aktiviteler ile incelenmiştir. İnsan ihtiyaçları sonucu oluşan davranışlarla mekân arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Literatürde ihtiyaçların tüm insanları genelleyerek tanımlandığı görülmüştür. Üçüncü bölüm literatür araştırmasından edinilen bilgiler ışığında hipoteze ve örneklem alanlarına uygun parametrelerin belirlenmesi ve yöntemin oluşturulması ile ilgilidir. Ayrıca sosyo-ekonomik sınıflandırma ile örneklem alanlarının belirlenme aşamaları detaylı şekilde bu bölümde açıklanmaktadır. Meydanların fiziksel yapısı fiziksel özellik, estetik özellik, erişilebilirlik, kullanım ve işlevsellik özelliklerine yönelik 48 parametre ile incelenmiştir. Meydanların sosyal yapı ile ilişkisi mahalle özellikleri, meydan tanımı ve meydan kullanımı ile ilgili 46 parametre incelenmiştir. İdari yapının meydanla ilişkisi ise meydan tanımı, meydan yönetimi ve katılımcılık özellikleri ile 17 parametreden yararlanılarak değerlendirilmiştir. Belirlenen parametreler fiziksel çevre analizleri, kullanıcı anketleri, belediye mülakatı ve muhtar mülakatı ile ölçülmüştür. Fiziksel çevre analizleri belirlenen alt bölgelere yönelik gözlem verileri ile ve haftanın üç farklı günününde yapılan kullanıcı sayımları ile gerçekleştirilmişir. Kullanıcı anketleri her meydanda eşit olmak üzere toplamda 90 katılımcı ile rastgele olarak yapılmıştır. Anket ve mülakat soruları fiziksel, sosyal ve idari yapının ölçülmesi için belirlenen parametreleri içerecek şekilde oluşturulmuştur. Dördüncü bölüm araştırma bulgularındna oluşmaktadır. Bursa ili hakkında bilgiler verildikten sonra seçilen alt kademe meydanların bulundukları mahalle içindeki konumları ve yürüme mesafesinin meydanın erişimine ve kullanımına etkisi değerlendirilmiştir. Devamında meydanlara dair ön araştırma bilgileri yorumlandıktan sonra sosyo-ekonomik yapısıyla farklı grupları temsil eden Mütareke Meydanı, Adalet Meydanı ve Yunusemre Meydanı'na dair fiziksel çevre analizleri, kullanıcı anketleri ve kurum mülakatları sonucu elde edilen bulgular belirtilmiştir. Meydan değerlendirmelerinde saha analizlerinde gözlemlendiği kadarıyla meydanın genel fiziksel yapısı tanımlanmış ve fiziksel konfora dair belirlenen problemler açıklanmıştır. Kullanıcı anketlerinde katılımcıların kişisel bilgileri ve meydan kullanımı arasındaki ilişki ki-kare testine dayandırılarak çapraz sorgular ile incelenmiştir. Belirlenen ilişkiler saha analizleri ve kurum mülakatlarıyla birlikte irdelenmiştir. Bölüm sonucunda meydanların bulunduğu çevrenin özelliklerinin mekâna olan etkisini ölçmek için üç farklı sosyo-ekonomik yapıdaki meydan karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma yöntemi olaran faktör analizi ve değişkenlerin ortalama puanları analizinin detayları açıklanmıştır. Faktör analizi sonucu altı faktör grubu elde edilmiştir ve veri setini %57,97 oranında açıklamaktadır. Kategorik değişkenlerin analizi için anket yanıtları beşli ölçeğe uygun şekilde kodlanmıştır. Yapılan analizlerin sonuçları fiziksel organizasyon, toplumsal yapı ve idari yapı başlıkları altında ayrı ayrı değerlendirilmiştir ve mülakatlarla birlikte yorumlanmıştır. Beşinci bölümde ise farklı sosyo-ekonomik seviyedeki meydanların karşılaştırılmasından elde edilen sonuçlar ve genel değerlendirmeler açıklanmıştır. Uygulanan yöntem sonuçlarının belirlenen hipotezler ile paralellik gösterdiği tespit edilmiştir. Özetle sosyo-ekonomik seviyesi düşük olan toplumlar bir araya gelmek ve sosyalleşmek için meydanlara ihtiyaç duymasına rağmen idare tarafından yeterince desteklenmediği ortaya çıkmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçla meydanları tasarlayan aktörlere kılavuz olarak daha nitelikli meydanların üretilmesine katkı sağlaması hedeflenmiştir.

Gökçe Şahin
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel dönüşümün biçimsel organizasyonu: Bomonti örneği

Kentsel dönüşüm projeleri, sosyal ve ekonomik amaçlarının yanında; genel olarak kentsel mekânda erişilebilirlik ve yaşanabilirlik gibi değerlerin arttırılmasına yönelik müdahaleleri kapsamaktadır. Çalışmanın amacı; kentlerin yaşadığı sosyal, ekonomik ve politik süreçlerin kentsel mekânda doğurduğu değişim ve yenilenme ihtiyacının bir yansıması olan kentsel dönüşüm olgusunun, fiziksel boyutunu analiz etmek ve kentsel dönüşüm müdahalelerinin, kent biçimi ile yaşanabilirliği nasıl etkilediğini ölçmektir. Bu bağlamda, yeniden işlevlendirmeden, yıkıp yeniden yapmaya; parsel ölçeğinden, yapı adası ölçeğine çeşitli kentsel dönüşüm projelerinin gerçekleşmiş ve halen gerçekleşmekte olduğu, İstanbul'un Bomonti semti ve yakın çevresi çalışma alanı olarak seçilmiştir. Bölgede yaşanan işlev değişikliğinin ve devamında gelen kentsel dönüşüm sürecinin, kent mekânını nasıl etkilediği araştırılmıştır. Çalışmanın hipotezi; kentsel dönüşümün amacının fiziksel iyileştirme boyutunun ötesinde, kentsel dokuyu ve sokak kurgusunu iyileştirmek, kentin erişilebilirliğini ve yaşanabilirliğini arttırmak ve günlük sokak deneyimini olumlu yönde etkilemek olduğudur. Fakat bu durumun Türkiye'de göz ardı edildiği; inşaat alanını ve dolayısıyla rantı arttırmaya yönelik müdahaleleri kapsadığı düşünülmektedir. Bu nedenle alan çalışmasının kurgusu kentsel dönüşüm ve yaşanabilirlik kavramına kentsel morfoloji bakış açısı ile yaklaşarak, Bomonti'nin geçirdiği dönüşümün fiziksel boyutlarının araştırılması üzerine kurulmuştur. Araştırma yöntemi olarak; kent biçimini, kentin yaşadığı süreçler üzerinden tanımlayan ve bu bağlamda ortaya mekânsal ve sosyal veriler koyan kentsel morfoloji yaklaşımı seçilmiştir. Farklı meslek gruplarının farklı şekillerde yaklaştığı kentsel morfoloji çalışmaları yine bu meslek gruplarının bakış açıları dâhilinde bölge ölçeğinden bina ölçeğine çeşitli bulgular sunmaktadır. Çalışmada ele alınan kentsel morfoloji yaklaşımları, coğrafi yaklaşım (İngiliz Okulu), tipolojik yaklaşım (İtalyan Okulu) ve mekân dizimi yaklaşımıdır. Bu bağlamda, yapı adası dokusu, yapılı alan yoğunluğu, arazi kullanımı, bina yüksekliği sokak genişliği oranı, bina konumu- sokak ilişkisi ve alanda yeni gelişen bina tipolojileri incelenmiş ve alanın morfolojik dokusunun nasıl değiştiği irdelenmiştir. Mekân dizimi yöntemi ile de bütünleşme, tercih, kavranabilirlik ve sinerji analizleri yapılmış ve sokak kurgusunun da gerçekleşen değişimler incelenmiştir. Bunlara ek olarak alanda gerçekleşen dönüşümün yaşanabilirliği nasıl etkilediğini araştırmak adına yaşam alanı indeksi kullanılmıştır. Çalışma kapsamında kent biçimini tanımlamaya yönelik geliştirilen farklı yaklaşımlar bir arada kullanılarak, bölgede gerçekleşen mekânsal dönüşümün farklı ölçeklerde tanımlanması hedeflenmiştir. Bu nedenle dönüşüm öncesi olarak 2000 yılı, dönüşüm sonrası olarak ise 2018 yılı kent dokuları ele alınmıştır ve her iki dönem için belirlenen analizler yapılmış ve karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Yapılan analizler ve karşılaştırmalı değerlendirmeler sonucu, ortalama blok boyutu küçüldüğü ve sokak dokusu daha geçirgen bir hale geldiği görülmüştür. Çok katlı lüks konut, ofis ve otel projeleri ile birlikte yapılı alan yoğunluğu artmıştır. Sanayi ve yeşil alanlarda yaşanan azalmaya karşılık konut, turizm ve diğer işlevler artış göstermiş, alanın işlev şeması değişmiştir. Ortalama kat sayısının artması ile sokak ölçeğinde kapalılık hissi artmıştır. Yapı tipolojisinin değişmesi ve kat sayısının artmasıyla beraber, bina konumu sokak ilişkisi değişmiş ve ortalama ön bahçe mesafesi artmıştır. Büyük ölçekli projeler; karma kullanımlı, kule ve baza katlarından oluşan yapı tipolojilerine odaklanmaktadır. Bu durum alanın mimari dokusunu değiştirmiştir. Kentsel dönüşüm süreci kent kurgusunu olumlu yönde etkilemiş, erişilebilirlik ve anlaşılabilirlik artmıştır. Büyük ölçekli lüks projelerin konumları ile global bütünleşme arasında ilişki kurulmuştur. Çalışmanın ana noktalarından birisi olan yaşanabilirlik yaşam alanı endeksi çerçevesinden bakıldığında; park alanı ve kaldırım alanının artmasına karşılık, yapılı alan yoğunluğunun da artmış olması yaşanabilirliği azaltmıştır. İmar planında park olarak belirtilen yerlerin, özel kullanıma sahip olmaları ve alandaki yeşil dokunun süreç içinde azalması, Bomonti'nin kentsel açık alan potansiyelinin yeterince değerlendirilmediğini göstermektedir. Yapılan analizlerde kentsel dönüşüm projelerinin kent biçimine etkilerinin, kentin oluşturan elemanlara farklı şekillerde etki ettiği ortaya konmuştur. Sokak kurgusunun erişilebilirliği dönüşüm sürecinden olumlu etkilenmişken; çok katlı yapıların artması ile insan ölçeği kötü yönde etkilenmiştir. Yapılı alan yoğunluğunun artması, alanın yaşanabilirliğini olumsuz etkilemiştir.

Neslihan Kolancı
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Meydanların iklimsel konfor kriterleri ve kullanım- kullanıcı ilişkileri kapsamında performans değerlendirmesi

Meydanlar, yerleşmelerin tarihi boyunca dönemin önemli olaylarına tanık olan, hem fiziksel hem de sosyal olarak kente kimlik katan kamusal açık alanlardır. Günümüzde artan nüfus, kullanıcı tercihlerinin değişimi, açık alan planlama ve tasarım kararlarında iklimsel konfor ve yerel özellikleri gözetmeyen yaklaşımların da etkisiyle kent meydanları yerine alışveriş merkezleri gibi alternatif mekanların kullanımı ve yeni teknoloji olanakları ile sanal sosyalleşme mekanları tercih edilmektedir. Bu bağlamda, açık alanlarda termal konfor sağlanması, geniş çevre koşulları bileşenleri ile ele alınması gereken bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğal, mekansal ve sosyal parametrelerin başarılı bir şekilde irdelenerek tasarlanması açık alanların hem doğal kaynaklardan optimum yarar sağlaması, hem de mekan kalitesinin artırılmasını sağlayacaktır. Bu kapsamda kent meydanlarının kentin mekânsal, sosyal ve iklimsel özellikleri ile uyum içinde olması iklimsel konfor ve çevre kalitesi, dolayısıyla kullanıcı sağlığı ve konforu açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada, kent meydanlarının meteorolojik, coğrafi, mekansal özellikleri ile kentsel açık alan kullanıcılarının bireysel ve sosyal özellikleri irdelenerek, kent meydanlarının tasarım süreçlerine entegrasyonunu sağlayacak tasarım parametrelerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Tez kapsamında Türkiye'nin beş farklı iklim bölgelerinden seçilen kentlerin kent meydanları ekolojik tasarım ve iklimsel konfor kriterleri irdelenerek enerji performansları değerlendirilmiştir. Kent içinde seçilecek kent meydanları konum bazlı verilerin Phyton programlama dili aracılığıyla, kullanıcılar tarafından tercih edilebilirliğine göre, beş farklı iklim bölgesinden kentin tarihi ve yeni meydanları arasından olmak üzere on adet meydan seçilmiştir. Seçilen kent meydanlarının, bulundukları iklim bölgeleri ve belirlenen iklimsel performans parametrelerine uygunluğu incelenmiş; termal özellikler, kentsel doku özellikleri ve tasarım parametreleri kapsamında diğer meydanlar ile karşılaştırmaları yapılmıştır. Önerilen yöntem sadece mekansal parametrelerle sınırlı kalmayıp örneklem alanlarının değişen iklimsel ve tasarım özelliklerinin beraberinde getirdiği günlük ve mevsimlik döngülerle kullanım yoğunluğu arasındaki ilişkiyi de değerlendirilmektedir. Bu bağlamda meydan özellikleri ve kullanıcı-kullanım ilişkisinin dinamik analizini ve teknoloji olanakları ile yönetilmesini sağlayacak veri kaynaklarından yararlanılmıştır. Örneklem alanlarında iklim, rakım, rüzgar yönü, yağış, sıcaklık, yapılaşma yoğunluğu, arazi kullanımı gibi mekansal veriler ArcGIS ve ENVI-met yazılımları kullanılarak vaziyet planı, model ve simülasyon verileri birlikte değerlendirilerek çalışma alanlarının iklimsel konfor açısından bölgeye uygunluğu incelenmektedir. Meydan kullanım performansları ise açık paylaşım ortamlarındaki büyük veri kümelerinden yazılımla elde edilmiş kullanıcı verisinin ArcGIS yazılımına entegrasyonu ile verinin mekansallaştırılması sağlanarak kent meydanlarındaki kullanım yoğunluğu, kullanıcı talep verisi analiz edilmektedir.

Ezgi Güler
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel etkinlikler kapsamında festivaller ve kentsel mekana etkileri: İki mekan iki festival

Kent hayatı ile kültürel etkileşimlerin birleşimini yansıtan "kentsel festivaller" küçük etkinlikler ile büyük farklılıklar yaratırlar. Yerel ve uluslararası ölçekte kentsel hareketliliğe katkıda bulunurlar. Kentsel festivaller, "mutlu bir şehir" olma yolunda en önemli adımlardan biri olan yerel etkinlikler aracılığıyla kamusal alanlarıyla başarılı bir şekilde iletişim kurmuş olan kullanıcıların kentlerde şehir ile barışık olarak yaşamasını sağlıyor. Kentsel festivaller, kentle kullanıcı bağlantılarının kurulması, ayrıca yerel halk ile turistlerin de etkili bir şekilde dahil olduğu kentsel gelişim politikalarının irdelenmesi ve kentin dinamik yapısında birlikte gelişebilecekleri bir şehir modeli oluşturmak için önemli bir araç haline gelmiştir. Kamusal alanlar, bireysel odaklı olarak kenti birbirine bağlayan, sanat - kültür - yaratıcılık üçgeninde gelişen, kullanıcı odaklı yerel faaliyetleri destekleyecek şekilde tasarlandığında, bu alanlardaki turizm faaliyetlerinin kentsel kimlik üzerindeki olumlu etkisi kaçınılmazdır. Yerel yönetim, özel sektör ve insanlar tarafından organize edilen bu etkinlikler, kullanıcılarla sağlıklı iletişimi teşvik etmek ve uluslararası katılımı çekmek için geçici kamusal alan kullanımını arttırmaktadır. Bu kentleri geleceğe birlikte taşımanın en iyi yolu olarak görülebilir. Tüm bu olumlu etkilerin yanı sıra, etkileşim seviyelerinin göz önünde bulundurularak tüm festivallerin olumsuz yönlerinin de araştırılmasının tüm festival literatüründe eksik kaldığı görülmüş; kentin akupunkturu haline gelen festivallerin negatif etkilerinin de yadsınmayacak kadar görünür olduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda çerşitli görüşmeler yapılmış, kente ve festivallere hakim, kentsel hafıza açısından iz bırakmış etkinlikler içerisinde bulunmuş kişiler ile söyleşi gerçekleştirilmiştir.

Büşra Yılmaz Şirin
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel koruma alanlarında kamusal açık mekanların ve kentsel boşlukların değerlendirilmesi Beşiktaş Köyiçi örneği

Kentsel koruma alanları, bulundukları alan için çok önemli değerler olmasına ek olarak, uluslarası ölçekte korunma gerekliliği kabul edilmiş alanlardır. Bu alanların çevreleriyle birlikte bir bütün olduğu, yalnızca yapılardan ibaret olmadığı, müze olarak değil yaşayan alanlar olarak, sürdürülebilir bir biçimde korunması gerektiği kabul edilen olgulardandır. Tez çalışması kapsamında, bu kabulden yola çıkarak, kentsel koruma alanlarında, yaşayan mekanlar yaratmak için, koruma amaçlı imar planlarından fazlasının yapılması gerektiği önerilmektedir. Sözü edilen 'daha fazla', alanların daha kapsamlı ancak daha detaylı bir biçimde incelenmesi ve buna yönelik çalışmalar yapılması gerekliliğini ifade etmektedir. Ancak bu detaylı inceleme, yalnızca yapılar üzerinde değil, toplumun kesişme ve buluşma alanları olan kentsel boşluklar ve kamusal açık alanlar üzerinde önerilmektedir. Çünkü korunması gereken yalnızca tescilii kültür varlıkları değil, sit alanının veya tarihsel çevrenin bütünsel dokusu, karakteri ve sosyo-kültürel yapısıdır. Bir kentsel sit alanının değerini bunların tamamı birlikte tanımlar. Buna göre tez çalışmasının amacı kentsel sit alanı olarak kabul edilmiş alanlarda, yapıların çevrelerinde bulunan ve önemli değer taşıyan açık kamusal mekanların ve kentsel boşlukların değerlendirilerek alanın bir bütün olarak kente ve kentsel yaşama kazandırılmasını ve çevresel kalitesinin yükseltilmesini sağlamak için neler yapılabileceğinin, nasıl bir yöntem izleneceğinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda "kentsel koruma alanlarındaki kamusal açık alanlar ve kentsel boşluklar kentsel kaliteyi yükseltmek için ne şekilde değerlendirilebilir, bu amaçla nasıl bir yöntem izlenmesi gerekir?" sorusunun cevabı aranmaktadır. Bu amaca yönelik olarak, tez kapsamında, birinci bölümde genel çerçeve ve çalışmanın önemi açıklanmış, belirlenen problem tanımlanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, koruma / tarihsel çevrelerin korunması, kamusal açık mekanların mevcut kentsel dokularda ve tarihsel çevrelerdeki öneminin anlaşılmasına yönelik kavramlar irdelenmiştir. Tarihsel çevrenin bir bütün olarak korunması bilinci artık dünyada ve ülkemizde kabul edilmiştir. Bu bölümde bu bilincin gelişimi açıklanmıştır. Aynı zamanda önerilecek tasarımı yönlendirmesi için ülkemizdeki yasal çerçeve araştırılmış, korumayla ilgili konularda bütünsel yaklaşımın gelişmemiş olmasına eleştiriler getirilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde bu amaca yönelik olan bu irdeleme uluslararası çalışmaların incelenmesiyle yapılmıştır. Koruma alanlarına yönelik değerlendirme çalışmaları olarak tanımlanabilecek bu çalışmalarda hangi yöntemlerin uygulandığı, nasıl bir sistem izlendiği, hangi detayda ve kapsamda araştırmalar sunulduğu irdelenmiştir. Çalışmanın bir sonraki bölümünde, sözü edilen değerlendirme örneklerinin irdelenmesi, açıklanması ve karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkan bilgiler ışığında, 'kentsel koruma alanlarında kamusal açık mekanların ve kentsel boşlukların değerlendirilmesine yönelik model önerisi' getirilmiştir. Bu model öncelikli olarak irdelenen değerlendirme örneklerinin sistem ve yaklaşımlarının ülkemiz şartları ve koşulları da göz önünde bulundurularak, yukarıda, değerlendirme çalışmaları irdelenirken belirlenen soruların cevaplanması ve her alanın ve bu alan içerisindeki kentsel boşlukların kendi karakterine özel olarak değerlendirilmesini sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Son bölümde ise bu modelin nasıl uygulanacağının açıklanması ve gösterilmesi için ise Beşiktaş Köyiçi Kentsel Sit Alanı üzerinde çalışma yapılmıştır. Tez kapsamında yapılan araştırmalara göre, kentsel / kamusal açık mekanların ve kentsel boşlukların tarihsel çevreler içerisinde büyük önem taşıdığı ve bu alanların daha iyi tasarlanması ile koruma kalitesinin artacağı kabul edilmiştir. Bu kabul ile incelenen örnekler, örneklerde üzerinde çalışılmış alanların mevcut durumu, tez kapsamında oluşturulan alt sorulara yanıt vermiş, önerilebilecek yöntem için altlık oluşturmuştur. İncelenen örnekler yalnızca önerilere yönelik olarak değil, değerlendirme, analiz, veri toplama ve özellikle Beşiktaş Köyiçi Kentsel Sit Alanı ile ilgili verilerin kayıt altına alınması anlamında da yöntem geliştirmeye yaramıştır. Bilinen planlama analizlerinin dışına çıkarak daha detaylı çalışmalar geliştirilmesi için altlık oluşturmuştur. Oluşturulan model sonrasında yapılan planalama ve tasarım çalışmalarına ek olarak önerilen geliştirmeler ile tarihsel çevrenin bütünleşik olarak korunması, bu karakteristik özel doku için önem taşıyan açık kamusal mekanların ve kentsel boşlukların kentsel koruma alanına kazandırılmasının ve tarihsel çevrenin kalitesinin yükseltilmesinin sağlanacağı kabul edilmektedir. Sonuç olarak ortaya çıkarılan çalışma, kentsel koruma alanı üzeride, öncesinde araştırılmış ve ortaya çıkarılmış olan, farklı yöntemler / anlayışlar ile oluşturulmuş bir kentsel tasarım çalışmasıdır. Tasarımın tek bir doğrusu yoktur ancak kentsel alandaki sorunlara çözüm üretmek için kararlar geliştirilmesi önem taşımaktadır. Kentsel tasarım çalışmasına ek olarak, Beşiktaş Köyiçi Kentsel Sit Alanı üzerinde, sözü edilen farklı yöntemler kullanılarak yapılan analizler ve irdelemeler de önem taşımaktadır. Bu analizlerin, mevcut durumu kayıt altına almak anlamında, planlama & tasarım disiplininde yeri bulunmaktadır.

Fatma Nihan Balkan
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel toplumsal hareketlerin kentlerin dönüşümüne etkilerinin değerlendirilmesi

Kentler ve kentsel mekanlar, tarihsel süreçte üretime bağlı ilişkiler ve ekonomik sistemlerin dönüşümünün doğrudan etki ettiği dolayısıyla da bütün sosyal ve toplumsal ilişkilerin biçimlendiği en görünür mekansal düzlemlerdir. Tarımsal üretimle ortaya çıkan kentlerden 20. yüzyılda endüstriyel üretim ve küreselleşen ekonomilerin şekillendirdiği bugünün kentlerine, fiziki mekan yeniden yapılandırılırken sosyal ve mekansal eşitsizlikler ve yeni tipte sosyal dışlanmaları beraberinde getiren toplumsal ilişkilerin üretimini de ortaya çıkarmaktadır. Batı'da 70'lerde fordist şehir planlamanın yarattığı krizlerin etkisiyle atıl kalan şehir merkezlerinin rehabilitasyonu gerekliliğiyle ortaya konan merkeziyetçi kentsel yenileme politikaları ve uygulamaları, günümüz kentsel dönüşüm pratiklerinde politik-kültürel dinamiklerin değişimiyle kurumsal temeli sivil insiyatife dayalı 'karşı-kültürel kentsel hareketler' olarak tanımlanan kentsel muhalefet dinamiklerini görünür hale getirmiştir. Modern kentlerde, kent içinde ve çevresinde yer alan çoklukla kentsel dönüşüm politikalarının bir sonucu olarak işlevlerini kaybetmiş fakat kent için kullanım ve dönüşüm değeri taşıyan 'yitik alanlar', söz konusu kentsel toplumsal muhalefetin ifade edildiği sosyo politik kentsel mekanlar olarak öne çıkmaktadır. Bu tip kentsel alanların, kentte yaşayan bireyler için faydalı ve kent mekanını dolayısıyla da kentsel yaşamı canlandırıcı bir rol üstlenmesi bakımından taşıdıkları potansiyellerin kentlerin dönüşümü ekseninde değerlendirilmesi gerekmektedir. İşgal evleri, kullanılmayan ve metruk haldeki yapılara yerleşerek, barınma ve sosyal amaçlı kullanma geleneği olarak bilinen ve Batı'da 'squatting' olarak kavramsallaşan, 70'li yıllardan beri Avrupa'nın birçok ülkesinde yaygın olarak gerçekleştirilen bir kent hareketi olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte günümüz modern toplumlarında kentsel muhalefet biçimi olarak görülen işgal evi hareketleri, kentsel yaşam ve yapılı çevredeki etkileri farklı kavramlara işaret eden ve kentte yaşayan herkesin gündelik pratiklerini de doğrudan etkileyen önemli bir kentsel harekettir. İşgal evleri, farklı coğrafyalarda kendi politik ve kültürel dinamikleriyle ortaya çıkmakla beraber hemen hemen bütün Batılı ülkelerde temelde bazı ortak değerleri temel alarak şekillenmektedir. Bunlar arasında barınmaya, sosyal ve kültürel ihtiyaçları gidermeye yönelik bir mekansal örgütlenme arayışı hemen hepsinde ortak özellik olarak görünmektedir. Dolayısıyla mevcut düzenlemelerin karşısında alternatif düzen arayışında oluşu itibariyle sözü edilen kentsel işgaller bilinçli ya da bilinçsizce değiştirdiği sosyal düzen ve mülkiyet ilişkileri bağlamında politik eylemlerdir. Modernizm öncesi dönemin işgalleriyle bugünün 'kent mekanını kazanmak' adına ortaya konan işgalleri, değişen politik ve sosyo kültürel koşullar anlamında farklılaşmaktadır. Kentsel mekanın belirli ihtiyaçlara cevaben işgal edilmesi olarak da tanımlanan işgal evi eylemleri, yapılı çevreyle olan ilişkisi anlamında kentsel mekanın dönüşümünde de doğrudan bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda işgal evleri, küreselleşen kentlerin yaşadığı kentsel çelişkilerin doğurduğu mekansal problemlere karşı yeni toplumsal ve mekansal örgütlenmeler vadeder. Bir kentsel muhalefet biçimi olan ve kentsel aktör olarak orta sınıf kentlilerin kentsel çelişkilerin giderilmesine yönelik ortaya koydukları bu örgütlenmeler diğer taraftan başka kentsel çelişki dinamiğini de barındırması adına çok katmanlı bir bakış açısıyla değerlendirilmeyi gerektirmektedir. İşgal evleri her ne kadar ilk olarak kentsel ve mekansal çelişkileri ortadan kaldırmaya yönelik ortaya çıkmış hareketler olarak düşünülse de yerel dinamikler ve diğer kentsel aktörlerle olan ilişkisi ölçüsünde münferit ve doğrudan soylulaştırmaya yönelik bir başka dönüşümün katalizörü olarak da görülebilmektedir. Avrupa'da işgal evleri ile başlayan dönüşümlerin bir kısmı, bir süre sonra bu alanların sosyal ve kültürel cazibe alanlarına dönüştürülmesiyle yatırımcılar tarafından ilgi odağı haline gelmiş, arazi rantları ve spekülasyonlarıyla da desteklenerek özellikle münferit yatırımcılar için rant aracı haline getirilmiştir. 'Yeni tip soylulaştırma' olarak da tanımlanabilecek bu dönüşüm, genellikle keşfedilen bölgeye yeni açılan kafeler, atölyeler, sergi alanları gibi yeni sosyal-rekreasyonel fonksiyonların bireysel insiyatiflerle hayata geçirilmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Kentsel çelişkilerin karşısında ona bir çözüm olarak ortaya konan kentsel hareketler diğer taraftan mevcut yapıların bireysel insiyatiflerle dönüşümü sonucu oluşan yeni tür bir soylulaştırma hareketine hizmet etme sorunsalını da potansiyel olarak taşımaktadır. Neil Smith'in 'modern sınıfın kent merkezlerini istilası' olarak tanımladığı soylulaştırma bu noktada ister kentlinin haklarını aramak üzere mevcut büyük çaplı projelerin karşısında isterse tekil olarak karşısında durduğu dönüşüme rant odaklı bir başka dönüşümü önermesi anlamında eleştirel bir düzlemde durmaktadır. Tez kapsamında hem kentsel mekanın dönüşümünde dikkate değer bir potansiyel taşıyan hem de soylulaştırmaya neden olan kentsel dönüşümü tetikleyerek ortaya çıkardığı kentsel çelişkiler bağlamında işgal evlerinin çok katmanlı yapısı farklı yönleriyle ele alınmıştır. Bu bağlamda İstanbul'daki ilk işgal evi olan Kadıköy Yeldeğirmeni Mahallesi'ndeki Don Kişot Sosyal Merkezi ve bu bölgede sonrasında kentsel anlamda yaşanan değişimler incelenerek söz konusu değişimlerin kentsel mekana olan etkileri ve kentsel dönüşümle olan ilişkisi değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: İşgal, Kentsel yenileme, Kentsel dönüşüm, Kentsel toplumsal hareketler, Kentsel koruma, Soylulaştırma, Yeniden işlevlendirme, Yitik alanlar

Deniz Özdeniz
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel alanlarda oluşan ısı adası etkisinin kentsel tasarım yöntemleri ile azaltılması:aksaray meydanı örneği

Küresel iklim değişikliği kent yaşamını gün geçtikçe daha çok olumsuz yönde etkilemektedir. Nüfus artışı, sanayileşme gibi fiziksel faktörlerin yanı sıra, üretim-tüketim biçimleri, ekonomik sistemler, yönetim ve siyaset ilişkileri gibi sosyal faktörlere bağlı olarak gelişen kentsel alanlar, küresel ısınmanın etkileri bakımından farklı araştırma alanlarınca incelenmektedir. Kentsel tasarım da, çevreye duyarlı bir kentsel gelişmenin sağlanmasında önemli uygulama ve araştırma alanlarının başında gelmektedir. Dünya nüfusunun %54'ünün yaşadığı kentsel alanlarda mevcut kaynakların koruma kullanma dengesinin sağlanması için, başta enerji tüketimi olmak üzere ekolojik parametrelerin kentsel tasarım çalışmalarında dikkate alınması gerekmektedir. Küresel iklim değişikliğinin kent yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinden biri de ''kentsel ısı adalarıdır.'' Çevresindeki kırsal alanlara göre daha sıcak olan kentsel alanlar olarak ifade edilen kentsel ısı adalarının, yüksek düzeyde etkilerinin görüldüğü mevsimler, sıcaklık farklarının da yüksek olduğu yaz ve kış mevsimleridir. Kentsel alanlarda doğal yer örtüsünün yerini koyu renkli, kuru ve geçirimsiz yüzeylerin alması, bitki örtüsünün tahrip edilmesi, yüksek düzeyde enerji tüketilmesi, yoğun ve yüksek yapılaşma nedeniyle sıcaklıklar artarak kentsel ısı adaları oluşmaktadır. Kentlerde ısı adalarının olumsuz etkisini azaltmanın en temel faktörleri albedo (yansıtabilirlik) değerleri yüksek olan yansıtıcı yüzey kaplamalarının tercih edilmesi ve kentsel alanlarda ağaç-bitki örtüsü yüzeylerinin arttırılmasıdır. Kentsel ısı adası etkisinin değerlendirilmesinde kullanılan en önemli parametrelerden olan ve genel olarak güneş ışığını yansıtma kapasitesini ifade eden albedo, mevsimsel koşulların dışında yüzeylerin malzemelerine ve geometriye bağlı olarak değişebilir. Bu çalışmada, Aksaray Meydanı ve yakın çevresinde oluşan ısı adası etkisinin kentsel tasarım uygulamalarıyla azaltılması incelenmektedir. Çalışmanın amacı; küresel iklim değişikliğinin bir çıktısı olarak kentsel alanlarda toplumsal çevre ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen ısı adası etkisinin azaltılmasına yönelik geliştirilen kentsel tasarım hedef ve stratejilerini belirlemektir. Tezin amacına uygun olarak geliştirilen hedefler:  kentsel alanlarda oluşan ısı adası etkisinin kentsel tasarım özellikleri üzerinden tespit edilmesi,  gelecekte yapılması planlanan tasarımların ısı adası oluşumuna etkilerinin ölçülmesi, xx  geometri ve malzeme gibi kentsel alanlarda ısı adası oluşumuna neden olan faktörler göz önünde bulundurularak, ısı adası etkisini azaltmaya yönelik kentsel tasarım stratejilerinin geliştirilmesidir. Belirtilen bu amaç ve hedefleri gerçekleştirmek üzere Aksaray Meydanı ve yakın çevresini kapsayan 26,85 hektarlık alan çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Aksaray, İstanbul'un kent içi ulaşımında düğüm noktası olmasının da etkisiyle yoğunluğu gün geçtikçe artan önemli bir tarihi ve ticari merkezdir. Çalışmada Aksaray Meydanı ve yakın çevresindeki ısı adası etkisi albedo, bitki örtüsü, geometri ve antropojenik ısı olmak üzere dört parametre üzerinden incelenmektedir. Alanın yüzey albedoları avwa (albedo viewer web application) matematiksel modeli kullanılarak hesaplanmakta ve mevcut alanın kentsel ısı adası oluşumuna etkisi değerlendirilmektedir. Alandaki bitki örtüsün etkisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan renkli solar radyasyon haritalarıyla, geometri etkisi rüzgar analizleri ve arazi kesitleriyle, antropojenik ısı etkisi ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Aksaray Hava Kalitesi İzleme İstasyonu'ndan alınan verilerle incelenmektedir. Ayrıca bu dört parametre meydanın 2018 yılında tamamlanması planlanan kentsel tasarım uygulaması için de incelenerek, alandaki kentsel ısı adası etkilerinin azaltılmasına yönelik öneriler geliştirilmektedir. Elde edilen bulgulara göre, mevcut alandaki albedo değerleri 0.19 olarak belirlenerek ısı adası potansiyeli oluşturmaktadır. Aksaray Meydan Projesi ile albedo değerinin 0,22'ye çıkması öngörülerek meydan tasarımı ile alandaki ısı adası etkisi önlenememektedir. Alandaki mevcut bitki örtüsünün güneş radyasyonunu azaltıcı yönde etki ettiği görülse de, yeşil alanların doğal soğutma etkisi verimli bir şekilde kullanılmamaktadır. Geometri ve antropojenik ısı bulgularında ise alandaki ısı adası potansiyelini arttıracak büyüklükte bir etken tespit edilmemesine karşı, değerlerdeki artış gösteren eğilimler dikkate alınarak planlanan kentsel tasarım uygulaması için iyileştirme önerilmektedir.

Büşra Ekinci
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Atıl kent mekanının geçici kullanım yaklaşımı ile değerlendirilmesi: Kadıköy, Yeldeğirmeni örneği

Küresel bir dünyada politik, ekonomik pek çok dinamiğin etkisiyle günümüz kenti, hızlı kentleşme ekseninde toplumun bir araya gelebildiği açık kamusal alanları baskı altında, iletişimin daha çok teknoloji esaretinde yapıldığı ve kamusal alan kavramının farklı eksenlere kaydığı sorunlu bir tabloyu tariflemektedir. Bu yapı içerisinde kent kurgusu değişirken, kent mekanının tariflenme durumu da değişmekte, belirli dinamiklerin etkisiyle atıllaşmaktadır. Kentte, farklı nedenlerle meydana gelen, sorunlu bir yapı ya da tam tersi bir bakış açısıyla rant kaynağı olarak görülen bu alanlar, günümüzde artan görüş birliği ile potansiyelleriyle kent ve kentliler için katkı sağlayacak alanlar olarak kabul görmeye başlamıştır. Çalışma kapsamında kamusal canlılığın sağlanabilmesi için atıllaşan kent mekanlarının yeniden değerlendirilerek kente kazandırılmaları gerekliliği, sorunların çözümüne yönelik alternatif bir yol olabileceği düşünülen geçici kullanımlar üzerinden değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu noktada atıl alanların sahip olduğu geniş kapsam nedeniyle çalışma, kentsel dış mekanlar üzerine yoğunlaşarak, yapı adası bazında bir ölçek yaklaşımı ile yürütülmüştür. İstanbul'un değişime açık yapısıyla kent mekanlarında atıllaşma süreçlerinin değerlendirilebileceği bir kent olacağı düşüncesi, Yeldeğirmeni Semti'nde yürütülen alan çalışması üzerinden ele alınmıştır. Çalışmanın temelinde, semtin kamusal açık alanların azlığı sorununa yönelik, atıl kent mekanlarının sınırlı hareket imkanı içerisinde rezerv ve çözüm alanı olarak değerlendirilebileceği düşüncesi bulunmaktadır. Kamusal canlılığın sağlanabilmesi için bu alanların, geçici kullanımlar üzerinden ele alınarak, mevcut sorunlara yere özgü sistematik bir öneri getirmek amaçlanmış, bu amaçla Yeldeğirmeni atıl alan varlığının tespiti, yere özgü tipolojileştirilmesi ve olası geçici kullanımların belirlenmesi çalışmaları yapılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, atıl alanların geçici kullanımlarla değerlendirilmesi ile elde edilecek deneysel ve katılımcı ortamın, kamusal alan oluşturulması ve canlandırılması adına önemli fırsatlar sunabileceği görülmüştür.

İstanbul-Kadıköy-Yeldeğirmeni
Gökşen Ezgi Boz
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel mekan olarak meydanların başarı kriterlerinin değerlendirilmesi: Aydın kent meydanı örneği

İlk kurulan şehirlerden günümüze dek kentsel mekân olarak meydanlar kentliler için toplanma, bir araya gelme ve etkileşim alanı olarak önemli bir yere sahip olmuşlardır. Tüm kentlinin özgürce erişebildiği, dilediğince zaman geçirebildiği bu mekânlar birlik ve beraberliği oluşmasına, sosyal farklılıkların yok olmasına büyük katkı sağlamıştır. Kentsel mekân olarak meydanlar zaman içinde değişen sosyal, politik, ekonomik, fiziksel şartlara ve güncel olaylara göre şekillenen dinamik alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle meydanlar sürekli tartışma ve çalışma konusu olmaktadır. Özellikle son dönemlerde meydanların gücü ve önemi yeniden gündeme gelmiş, meydanlar konusu farklı açılardan tekrar tartışılmaya başlanmıştır. Bu mekânlar kentin ve kentlinin ihtiyaçlarını gidermek için tasarlanırken birçok kriteri de yerine getirmesi gerekmekte ve beklenmektedir. Bu kriterler temel olarak, meydanın başarılı olmasını sağlayan; erişilebilirlik, konfor ve imaj, kullanım ve aktiviteler ve sosyalleşme olanakları olarak sıralanabilir. Bu çalışmanın amacı, en önemli kentsel mekânlardan biri olan meydanların başarı ilkelerinin irdelenmesidir. Çalışma alanı olarak büyükşehir belediyesi olduktan sonra ihtiyaç çerçevesinde yeni bir meydana kavuşan Aydın kenti, kent için bir prestij projesi, imaj ve kimlik öğesi olarak tanımlanan Aydın Kent Meydanı seçilmiştir. Tez kapsamında, belirlenen başarı kriterleri Aydın Kent Meydanı'nda foto analiz yöntemi ile incelenmiş, meydan kullanıcısının görüşünü ve değerlendirmesini anlamak adına anket uygulanmıştır. Yapılan foto analiz ve anket çalışması sonucunda benzer bulgulara ulaşılan kriterler olmasına rağmen tamamen farklı sonuçlar da ortaya çıkmıştır. Bu bulgular üzerinden tartışılarak meydanın başarısının değerlendirilmesi, öneriler de bulunulması hedeflenmiştir. Çalışma boyunca yapılan gözlem, analiz, anket ve yüz yüze görüşmeler sonucunda, Aydın Kent Meydanı ışığında, büyümekte ve gelişmekte olan kentlerde ihtiyaç çerçevesinde oluşturulan yeni kentsel mekânların başarılı olmasını sağlayacak ölçütler ortaya konmuş, dikkat edilmesi gereken noktalar vurgulanmıştır. Bu çalışmada; imaj ve kimlik, çekim noktaları, konfor, esnek tasarım, mevsimsel strateji, erişilebilirlik, iç ve dış çember, çevreden ulaşım, idarenin merkezi rolü ve çeşitli kaynaklar ile desteklenmesi özelliklerinin karşılaması durumunda meydan başarılı olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra, kentsel mekân olarak meydanlarda bu ilkelerin sağlanmasıyla birlikte kentin ve kentlinin temel ihtiyaçlarını giderdiği, bu sayede kullanıcı tarafından başarılı olarak algılanarak tercih edilen ve kullanılan meydanlar olduğu ortaya konmuştur.

Sinem Becerik
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul kent çeperlerinde kırsal arazilerin dönüşümü Ağaçlı-Yeniköy yöresi örneği

Kentlerin yakın çevrelerinde yer alan kırsal araziler, sanayi devrimi ve üretim ilişkilerinin değişmesi sonucunda ortaya çıkan kentsel büyüme ile dönüşüm sürecine girmişlerdir. Sanayi devriminden, günümüzdeki küreselleşme dönemine kadar kent-kır ilişkileri, dönemlerin politik ve ekonomik ortamı içerisinde farklılaşmıştır. Sanayi dönemine değin, kent kırdan bağımsız düşünülemeyen, varlığını sürdürebilmek için kırsalda yapılan üretime muhtaç ve kırsalın ürettiği artı ürünle oluşmuş yerleşmelerdir. Sanayi devrimi ile birlikte bu olgu tamamen farklı bir yöne evrilmiştir. Sanayi devrimi ile başlayan dönemden itibaren kent kır üzerinde baskın olan, onu dönüştüren taraf olmuştur. Küreselleşmeye değin kentin kırı sömürdüğü ve dönüştürdüğü bir eksende devam eden kent-kır mücadelesi, küreselleşme ile birlikte, yeni bir tip ilişkiye evrilmiştir. Dünyada kır-kent etkileşiminde gelinen son noktada, artık kır ve kentin birbirinden farklı iki kavram olamayacağı, kentlerin çevrelerinde yer alan kırsal yerleşmelerle birlikte, çok merkezli mekânsal sistem kurgusu ile küresel dünyaya ve küresel ekonomiye doğrudan katılan çok merkezli bölgeler olması gerekliliği kabul edilmektedir. İstanbul kentleşme tarihine bakıldığında, her dönem farklı bir politikanın etkisinde gelişen kentleşme stratejileri ile büyüdüğü izlenmektedir. Kentin büyürken çeperlerindeki kırsal arazileri dönüştürerek kente katmış, kentleştirerek sahip oldukları özgün nitelikleri tamamen yitirmelerine, kentsel karakteristikler ile donanmalarına sebep olmuştur. Günümüzde hala hızla büyümeye devam eden kent, bu döneme özgü küreselleşen ortam ve neoliberal politikalar ekseninde, kuzeyinde yer alan son kırsal araziler ve kırsal yerleşmeler üzerinde bir tehdit oluşturmaktadır. Kentin ekonomik sürdürülebilirliğin en büyük aracı olan kentsel rant üretimi üzerinden büyümeye devam etmesi, ekolojik sınırlarına dayanmış olan yapılaşmış alanların sermaye çevrimi adına yeterli gelmemesi sebebi ile kalan son kırsal yerleşmeler üzerinde büyük bir tehdit oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bu tezin amacı kapsamında, İstanbul'un 1950'lerle başlayan geç sanayi döneminden itibaren çeperlerindeki kırsal arazileri üzerindeki dönüştürücü etkisi, kırsal arazilerin ve kırsal yerleşmelerin yok olarak kente eklemlenmesinde farklı dönemlerdeki sebepleri ve bu dönüşümün dinamikleri incelenmiştir. İstanbul'un çeperlerinde yer alan kırsal arazilerin dönüşümü kapsamında, güncel bir örnek olan Ağaçlı – Yeniköy yöresi ele alınarak, kır-kent etkileşiminin İstanbul ekseninde geldiği son nokta anlaşılmaya çalışılmıştır. İstanbul'un kuzeyinde yer alan, Terkos gölü, Belgrad Ormanları ve Karadeniz ile çevrelenmiş olan Ağaçlı-Yeniköy yöresinin bilinen tarihi bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır. İstanbul'un kuzey ormanlarının büyük bir kısmını kapsamakta, su havzalarının en önemlilerinden olan Terkos havzasını kapsamakta, birçok habitata ev sahipliği yapmakta ve tüm kendin ekolojik sürdürülebilirliği anlamında kritik bir noktada durmaktadır. Diğer yandan yöre eski bir Trak yerleşmesi olduğundan hem arkeolojik değeri hem de 19.yüzyıl başlarından beri devam eden madencilik aktiviteleri sebebi ile kentsel bellekte yeri olan endüstriyel geçmişe sahiptir. Yörede 18.yüzyıl sonlarında Balkanlardaki bağımsızlık hareketlerinin başlaması ile İstanbul'a gelen göçmenler, köylerde yaşayan Bulgar ve Rum nüfus ile yer değiştirmişlerdir. Yörede yaşayan yerel halkın büyük bir çoğunluğunu, bu göçmenlerin dördüncü kuşak torunları oluşturmaktadır. Yerel halk, ailelerinden miras kalan arazilerde bir asırdan fazla zamandır tarım ve hayvancılık aktivitelerine devam etmekte, İstanbul'un gıda ihtiyacını karşılamada önemli bir rol üstlenmektedirler. Havzada yer alması ve akarsuların bolluğu sebebi ile tarımsal üretim için elverişlidir, dsiğer yandan sulak alanların varlığı, balçık yüzeyi ve iklimsel koşulları sebebi ile manda yetiştiriciliği adına uygun bir coğrafyadır. Bu sebeple yörede yapılan gıda üretiminin büyük bir çoğunluğunu sebze-meyve ve süt üretimi oluşturmaktadır. Ağaçlı-Yeniköy yöresi, 2011 yılından sonra gündeme gelen İstanbul'un mega projelerinden, ölçeği ve dönüştürücü etkisi en büyük olan 3.havalimanı, 3.köprü ve Kanal İstanbul'un kesişiminde yer almaktadır. Yörede yer alan kırsal yerleşmeler her ne kadar proje sınırlarının dışında bırakılmış olsalar da, tarımsal üretimini devam ettirmenin araçları olan ortak kullanımlı mera, orman, çayır, gölet gibi alanların büyük bir bölümünü kapsamaktadır. Yöre, mega projelerin kamuoyuna duyurulması ile birlikte kapsamlı bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu tarihten itibaren yöredeki tarımsal üretim ve hayvan sayısı azalmaya başlamış, öte yandan hem kamuya hem şahıslara ait olan arazilerde mülkiyet örüntüleri ve kullanım amacı değişimi başlamıştır. Çalışma konusu olan Ağaçlı-Yeniköy yöresinin seçilmesinin bir amacı da yakın zamanda tamamıyla farklı bir yerleşme yapısına bürünecek olan yörenin, hem mevcut durumunu hem de geçirmekte olduğu dönüşümü aktarmak ve kayıt altına almak, dönüştürmeden geliştirmenin olanaklarını tartışmaktır. İstanbul ve Ağaçlı – Yeniköy yöresinde yaşanan değişimi anlayabilmek amacı ile öncelikle kır-kent ilişkilerinin geçirdikleri evrimin kavramsal araştırması yapılmıştır. Kentin ne zaman ve ne şekilde kırdan ayrı bir yerleşme olarak ortaya çıktığı, Sanayi devrimine kadar süregiden çift taraflı fayda ilişkisinin ne zaman kenti kıra vahşi bir şekilde müdahale ettiği bir döngüye girdiği araştırılmıştır. Kır ve kent ilişkisinin çatışmadan birlikteliğe evrilmesi adına üretilen proje ve akademik çalışmalar incelenmiş, bu ilişkinin küreselleşme ile birlikte geçirdiği dönüşüm ve günümüzdeki kır-kent algısının geldiği son nokta tartışılmıştır. Küreselleşme ile ortaya çıkan sermayenin uluslararası döngüsü, kır ve kentin birbirinden ayrı olmadığı, her bir merkezin kendi içinde üretken sistemler olarak kurgulanıp karşılıklı ham madde, işgücü, kültür, hizmet,enerji gibi akışlar içerisinde ve kuvvetli ulaşım ağlarıyla birbirine bağlanarak çalıştığı yeni bir sistem algısını gündeme getirmiştir. Kır ve kent etkileşiminin geçirdiği süreci Türkiye ve İstanbul ekseninde incelediğimizde, İstanbul çeperlerinde yer alan kırsal arazilerin mülkiyet örüntüleri değişiminin 18.yüzyıl sonlarında kabul edilen, özel mülkiyete izin veren "arazi kanunnamesi"nin kabulü ile olmuştur. Bu kanun ile birlikte, mülkiyete devlete ait üretken araziler hanedan mensuplarına ve devletin üst düzey yöneticilerine aktarılmaya başlamıştır. Osmanlı'nın çöküşü ile birlikte, Balkanlardan gelen göçmenlere satılan araziler, çeperlerde yer alan mülkiyet örüntüleri değişimine ilk örnektir. 1950'li yıllara kadar kentin çevresinde oluşan bu çiftlik arazileri, I.Dünya savaşı ile ekonomik zorluklarla mücadele etmiş olsa da, varlığını ve aktif üretimini sürdürmeye devam etmişlerdir. 1950'lere kadar devam eden kırsal kalkınmacı anlayış kentlerin hızla büyümesini engellemiş, kırsal alanların kendine has karakteristiklerini ve üretimlerinin korunmasını ve gelişmesini sağlamıştır. 1950lerden sonra, sanayileşme ve tarımda mekanizasyon ile birlikte büyük bir hızla göç alan İstanbul hızla büyüyerek çeperlerinde yer alan kırsal arazilere ilk müdahalelerine başlamıştır. Kamulaştırmalar, arazi satışları ve artan nüfusa ihtiyaç verecek konut arzına yönelik inşai faaliyetler ile üretken topraklar yavaş yavaş kentsel karakterlere bürünmeye başlamışlardır. 1980'ler ile başlayan dönem Türkiyenin neolineral politikalar ile ilk karşılaştığı dönemdir. Sanayi üretimini desantralize eden kent, küresel sermayeyi çekmek adına hizmet, finans, turizm gibi yeni fonksiyonları taşıyacak şekilde yeniden üretilmiştir. Kent çeperleri artan özel araba sahipliği, bireysel ulaşımı merkeze alan ulaşım projelerinin gelişimi ve desantralize olan sanayiyi besleyen konut alanları gibi sebeplerle dönüşmeye ve toprak kaybetmeye devam etmiştir. Günümüzde iyice belirginleşen küreselleşme ve neoliberal politikalar, sermaye çevrimini gerçekleştirebilmek ve uluslararası semrayeyi kente çekmek adına mega projeler öncülüğünde büyümekte ve dönüşmektedir. 1950'lerden günümüze kadarki süreçte her dönemin kendine özgü politik dinamiklerinin, kent büyümeye devam ettikçe kırsal arazileri de farklı sebeplerle dönüştürmeye devam ettiği görülmektedir.Günümüzde küreselleşme ve etkisi iyice belirginleşen neoliberal politikalar, artık ekolojik sınırlarına kadar büyümüş olan kentin, sermaye çevrimini sürdürebilmek için doğal alanların ve yakın çeperlerinde kalan son kırsal toprakların mega projeler aracılığı ile köklü bir dönüşüm sürecine girmesine sebep olmuştur. Ağaçlı-Yeniköy yöresi çevresinde planlanan dört büyük mega ulaşım projesi ile bu kentleşme politikalarının etkisinin en görünür olduğu bölgelerden biridir. Çok yakın bir gelecekte, bu projelerin etkisi ile yöre mevcut durumundan tamamen farklı bir kentsel yerleşmeye evrilecektir. Üretimi son bulan yerli halk, farklı sektörlerde kendine yaşam olanakları arayacak veya göç etmek mecburiyetinde kalacaktır. Çalışma kapsamında, mega ulaşım projelerinin yöredeki varlığı kabul edilmekle birlikte, dönüşümün niteliği tartışılmıştır. Kent ve kırın birlikte ve birbirini farklı yönlerden besleyerek var olabildiği, birbirinden ayrı algılanmadığı günümüz kır-kent tanımlamalarına göre, yörenin alternatif dönüşüm senaryolarının neler olabileceği irdelenmiştir. Halihazırda devam eden dönüşüm, yörenin sahip olduğu yerel özellikleri dikkate almamakta, burada devam eden üretimin ve ekolojik değerleri hiçe saymakta ve bu özelliklerin sağlayabileceği ekonomik potansiyali gözardı etmektedir. Ağaçlı-Yeniköy yöresi için, kırsal niteliklerin korunması ve geliştirilmesinin, aynı zamanda ekonomik anlamda hem kıra, hem de kente artı değer kazandırabilecek bir dönüşüm politikasının nasıl olabileceği sorgulanmıştır.

Gülce Kantürer
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kent morfolojisi ve kültür: Anadolu ve İtalya kentleri karşılaştırmalı analizleri

Bu çalışmanın amacı, medeniyetlerin kültürel kompozisyonunun mekansal yapı üzerindeki etkisini, kent morfolojisi ve mekan dizimi yöntemiyle açıklamaktır. Bu araştırmanın altında yatan nokta, Roma İmparatorluğu döneminde İtalya yarımadasında yer alan yerleşimlerle aynı dokuya sahip Anadolu kentlerinin, Anadolu Türklerinden Osmanlı'ya kadar farklı kültürlerin yerleşmesiyle İslam etkisi altında değişmesidir. Öte yandan, Roma ve Ortaçağ dönemleri, mekansal yapılarını İtalya'nın tarihi kentlerinde sürdürmeye devam etmiştir. Seçilmiş kentlerin tarihsel haritalarına ve kent dokularını gösteren örneklemelere dayalı, morfolojik çalışma ile mekan dizimi yaklaşımıyla elde edilen matematiksel değerler arasındaki karşılıklı ilişki, bu çalışmanın metodolojisini oluşturmaktadır. Antalya – Cenova, Antakya – Verona, İznik – Lucca ve Bursa – Ravenna, çalışma doğrultusunda seçilen örnek kentlerdir ve çalışma alanları Roma İmparatorluğu dönemi sur izlerine dayanmaktadır. Kentler arasındaki eşleştirme, kuruldukları zamana, konumlarına ve yer aldıkları bölge içindeki önem ve statü gibi özel unsurlara dayanmaktadır. İlk olarak, ArcGIS programı ile oluşturulan aks haritaları ve yapı adaları haritaları, toplumun kültürel yapısını yansıtan tarihi yapıların işlendiği haritalarla birlikte incelenmiştir. Bir sonraki aşamada ise bu elde edilen bilgiler, matematiksel bakış açısı getiren bir yöntem eşliğinde, UCL DepthMap programı aracılığı ile oluşturulan segment analizine dayalı bütünleşme, tercih, kavranabilirlik ve sinerji parametreleri ile ilişkilendirilmiştir.

Kahraman Eskidemir
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel gerilim örneği olarak Gezi Parkı

Kent, çeşitlilik ve farklılıkların kesişim noktası olarak özelleşmiş yerleşim biçimidir. Kentin sahip olduğu farklılıklar, kendini mekanlarda göstermesinden önce bireyler arasındaki temelde gösterir. Kent yaşamı farklı düşünceleri temsil eden bedenleri bir arada yaşamaya zorunlu kılar. Zorunlu yaşama hali çeşitlilik ve farklılık ortamı oluş-tururken bu ortamın neden olduğu çelişkileri veya çatışmaları da yaratır. Bireyler, kent yaşamında karşılaştığı çelişkileri toplumsal bilinç doğrultusunda toplumla pay-laşması ile toplumsal yaşam döngüsünün bir parçası olur. Bu döngünün diğer parçası ise sorunların dile getirildiği mekanlar ve bireyler arasındaki bağlantıdır. Sorunların dile getirildiği süreçlerde tarafların değişken olduğu toplumsal yaşamda uzaklaşma-lar gerçekleşir. Toplumdaki uzaklaşmaların mekan düzleminde ortaya çıkması birey-lerin sorunlarını dile getirdikleri mekanın önemini gösterir. Bireylerin sorunları dile getirilmek için seçtiği mekanlar dikkate alındığında kamusal ortak alanlar olması toplumsal bilinçle gerçekleşen bir kesişim olduğu görülür. Toplumların özgünlüğü-nün ve özgürlüğünün bireylerin ifadesinde başladığı düşüncesi dikkate alındığında benzer süreçlerde bireylerin ifadeleri içinde yaşadığı toplumun durumunu gösterir. Tez çalışmasının amacı, Türkiye'deki ilk ve etkili kentli hareketi olarak Gezi Parkı olayları üzerinden kentte yaşanan uzaklaşmaların birey, mekan ve ifade bağlamın-daki ilişkisini ele almaktır. Bu amaçla geliştirilen tez çalışmasının hedefi, taraflar arasındaki uzaklaşmaların nedenleri ve bireyin varoluşundaki bedenin ifade aracı olarak kullanmasıyla gerçekleşen hareketlerin mekansal düzlemle bağlantısını ortaya koymaktır. Bu hedef doğrultusunda mimarlık, şehir ve bölge planlama, kentsel tasarım ve sosyoloji, hukuk gibi farklı disiplinlerin girift bir ilişki ağı ile bağlandığı kent, birey ve yaşam konusunda üretilen kaynaklardan veri toplama yöntemi kullanı-larak literatür araştırması yapıldı. Gezi Parkı olayına dair veriler dijital ağırlıklı platformlardan sistematik tarama çalışması yapılarak değerlendirildi. Deneysel bir çalışma aralığı belirlenerek literatür araştırmaları ve gözlemler birarada değerlendi-rilerek sürecin kronolojik envanteri oluşturuldu. Kronolojik envanter üzerinden sürecin gözlemsel gerilim diyagramı ortaya konularak, gerilimin ortaya çıkışı, nedenleri, yayılması, mekan ve birey etkileşimi, tarafların gerilim sürecindeki ifadesi incelendi. Literatür taraması, kronolojik envanter ve gözlemsel diyagram sonucunda tespit edilen bulgular eşliğinde tezin hipotezi test edilerek, 'Kentlerdeki gerilimin, bireyin ifade biçimi ile mekansal düzlemde ortaya çıkması güçlü ve bütünsel bir ilişkiyi tanımlamaktadır' düşüncesi doğrulandı.

Hilal Bakkaloğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Alışveriş merkezlerinde doğal peyzaj ögelerinin değerlendirilmesi

Tarihin her döneminde alışveriş kavramı, tüketim olgusunun yanında farklı sosyal etkinlikleri içinde barındırarak kent merkezlerinde var olmuş, insanlar için toplumsallaşma aracı olarak, bir araya geldiği mekânları oluşturmuştur. Kamusal alanlarda gerçekleşen alışveriş eylemi, zamanla mekânsal değişime uğramıştır. Kentlerde yaşanan nüfus artışıyla birlikte mekânların dönüşümü ve sanayi toplumundan bilgi çağına geçen toplumun gereksinimleri doğrultusunda yeniden düzenlendiği bir süreç başlamıştır. Bu süreçte, yaşanan değişimler sonucu ticari ve sosyal faaliyetlerin gerçekleştiği yeni mekânlar olan alışveriş merkezleri, önem kazanmış ve tüketim davranışlarına farklı bir anlayış getirmiştir. Özellikle Sanayi Devrimi'nden sonra alışveriş alışkanlıklarında köklü dönüşüme uğramıştır. Bu değişimler sonucu ticari ve sosyal faaliyetlerin gerçekleştiği yeni mekânlar olan alışveriş merkezleri, önem kazanmış ve tüketim davranışlarına farklı bir anlayış getirmiştir. Günümüzde alışveriş merkezleri hızlı bir gelişme göstermekte ve sundukları imkânlar da gün geçtikçe artarak devam etmektedir. İnsanların çevreyle etkileşiminde alışveriş merkezlerinde kullanılan doğal peyzaj ögeleri önemli bir yer tutmaktadır. Doğanın bir parçası olan insanların çevre ile etkileşiminin sürdürülmesi açısından, alışveriş merkezlerinde doğal peyzaj ögelerinin etkin kullanımı önem taşımaktadır. Alışveriş merkezlerinde kullanılan doğal peyzaj ögeleri kendi içinde farklı nitelikte estetik değeri yüksek mekânlar oluşturmasının yanı sıra alışveriş merkezlerinde ayırt edici unsurlar olarak da ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı; değişen tüketim alışkanlıklarının oluşturduğu; yeni kamusal mekânlar olan alışveriş merkezlerinde kullanılan doğal peyzaj ögelerinin etkilerinin yansımalarını incelemektir. Bu bağlamda merkezi iş alanı içinde yer alan dört farklı alışveriş merkezi seçilerek, burada doğal peyzaj ögelerinin etki değerlendirilmesi yapılmıştır. İstanbul'un merkezi iş alanı içinde yer alan bu dört alışveriş merkezi açık ve kapalı özelliklerine göre seçilerek iki grup şeklinde ayrılmış, burada kullanılan doğal peyzaj ögelerinin etkin kullanımı anket yöntemi ile araştırılmıştır. Bu değerlendirme sonucunda; açık alışveriş merkezlerinde, doğal peyzaj ögelerinin etkinliğinin kapalı alışveriş merkezlerine göre fazla olduğu görülmüştür. Doğal peyzaj ögelerinden su ögesinin etkilerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Alışveriş merkezi kullanıcıları da kendi içinde çalışanlar ve ziyaretçi olarak ayrılmış ve etki değerlendirmesindeki farklılıkları ortaya konmuş, buna göre çalışanların doğal peyzaj ögeleri ile etkileşiminin daha fazla olduğu görülmüştür.

Doğal peyzajKamusal alanKamusal mekanlar+4
Ece Şahin
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kırsal yerleşmelerde tasarım rehberi-süreç ve değerlendirmeler: Bursa örneği

Kırsal yerleşmeler sahip oldukları özgün dokuları doğal peyzajları, sivil mimari örnekleri ve toplumsal hayatıyla kendine özgü alanlardır. Bu alanlar medeniyet tarihinin ilk zamanlarından günümüze kadar gelenekselleşmekte ve günümüz kentlerinin de özünü oluşturmaktadır. Tarım devrimiyle insanın yerleşik hayata geçmesi ve üretim için kendine yer seçmesi, tarihsel süreç içinde deneme yoluyla tecrübe edilen bilgilerin üretimiyle günümüze ulaşmıştır. Kendi içinde yatay ve dikey ilişkiler geliştirerek yerleşmelere dönüşen bu alanlar, topografyayla uyumlu, vernaküler mimari örneklerine sahip, geçmişi günümüze taşıyan yerlerdir. Günümüzde kentlerde yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşme, yetersiz altyapı ve sosyal mekanın yok olması kentlerdeki yaşam kalitesinin düşmesine yol açmıştır. Kentlerdeki monoton yaşantı ve yapı örneklerinin aksine, kırsal alanlar kendine özgü dokusu ve mimari karakterleri, bunun yanında sosyo kültürel zenginlikleriyle yöreden yöreye farklılıklar göstermektedir. Ancak ekonomik faaliyetlerin yoğunlaştığı ve hızlandığı kentler, artan nüfusun da etkisiyle kırlar üzerine baskı kurmaya başlamış, sanayi ve ticaret faaliyetler üzerine alınan kararlar ile gelişme adı altında kır mekanlarını tehdit etmeye başlamıştır. Kentlerde ki düzensiz kentleşme sorunları dolayısıyla negatif etkilenen toplumsal düzen ve yaşam standartları toplumu, doğal ve kültürel özellikleri açısından zengin olan kırsal bölgelere itmiş ve kırsal yaşam özlemini tetiklemiştir. Kırsal yerleşmeler kentlilerin günübirlik turizm faaliyetleri ve ikincil konutları için çekici yerler haline gelmiş ve dokuyu göz ardı edecek yapılaşmaların ve yatırımların hedefi haline gelmişlerdir. Buna bağlı olarak doğal, kültürel ve tarihi değerlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Kırsal alanda kentin etkilerinin dışında kendi içinde yüz yüze kaldığı sorunlar da kırsal alanı tehdit etmektedir. Dünya genelinde alınan tarım kararları, Türkiye'nin tarım politikaları nedeniyle köylerdeki tek geçim kaynağı olan tarım faaliyetleri de zayıflamış, yoksulluğa bağlı göçlerle köyler boşalmaya başlamıştır. Kentsel ve kırsal alanlar arasında yaşanan gelişmeler ve kırsal alanların durumu dolayısıyla kırsal alanın dokusunun, sosyokültürel yapısının ve doğal peyzajının korunması ve canlandırılması için gerekli olan adımların atılması şarttır. Köy envanterleri, köy tasarım raporları ve bunlara girdi verebilecek analiz ve tespit çalışmaları ve üretilecek uygulanabilir çözümler bu anlamda kritik bir öneme sahiptir. Kırsal alanların korunması ve kalitelerinin artırılması için geniş planlama çalışmalarına ihtiyaç duyulmakta, tasarım rehberleri çerçevesinde sadece fiziki mekan düzenlemeleri değil aynı zamanda, sosyo-ekonomik durum ve planlama anlamında da önerilere gereksinim olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde dünyada farklı ölçekler ve temalarda hazırlanan tasarım rehberleri bu amaçla yaygın bir şekilde hazırlanıp, koruma ve yönlendirme fonksiyonlarıyla uygulamaya konulmaktadır. Köy tasarım rehberleri esas itibariyle köydeki değişime rehberlik etmek ve yönetmek için yerel karaktere katkıda bulunan tüm özelliklerin bir değerlendirmesi ve bunlar hakkındaki sorunların belirlenmesi, durumun özetlenmesi ve önerilerin sunulmasıdır. Rehberi sadece yapılar açısından düşünmek yerine köy ve çevresini bir bütün olarak düşünüp ele almak daha etkin sonuçlar verecektir. Bu kapsamda bu çalışmada kırsal alanlarla ilgili literatür taraması ve güncel durumlarının araştırılmasından sonra çalışma alanı olan Bursa kırsalı üzerinde hem sosyo-ekonomik alanda hem de fizik mekanda incelemelerle kırsal yerleşme karakterlerinin bozulmasının nasıl önüne geçilebileceği araştırılmaktadır. Rehberi hazırlama esnasında araştırılacak birçok özellik ve sorulacak birçok soru olabilir. Bunlar çalışma alanına göre farklılık gösterebilir. Ancak uygulanacak metoda göre köyün profili ve yapısı ile bundan etkilenerek oluşan köy mekansal özellikleri inceleme adımlarının ana başlıkları olarak belirlenmiştir. Alan çalışması araştırma, gözlem ve odak gruplarla yapılan anket ve testlerle yürütülmüş, yerinde tespit çalışmaları video ve fotoğraflarla kayda alınmıştır. Yerel halka yüz yüze görüşmeler yapılarak ve odak gruplarla 'Place Standarts' inceleme metodu uygulanarak kullanıcıların köyleri hakkındaki algı ve görüşleri sunulmuştur. İnceleme adımlarından ilkinde köyün konum özellikleri, sosyoekonomik ve sosyokültürel özellikleri, doku ve peyzaj değerleri ortaya konmuş daha sonra fizik mekan ile ilgili tespitler ve ölçümlere yer verilmiştir. Elde edilen objektif ve algısal verilerden hareketle köylerin niteliği belirlenmiştir. Mevcut durum üzerinden köy mekanının kalitesinin artırılması, sosyal ve fiziksel mekanın özgün kalitelerinin korunması adına tasarım ilke ve kararları belirlenmiş belirlenen sorun ve potansiyellere uygulanabilir çözümler getirilmiştir. Ülkemizde kırsala alanlara üzerine getirilen mekansal ve ekonomik kararlar kırsal alan ve kır toplumlarını daha da güçsüz hale getirmektedir. Tasarım rehberleri, koruma planları ve bunlara girdi verecek çalışma metotları bu alanların korunması ve kalkındırılması için önerilen araçlardır. Çalışmanın bu bakımdan, tasarım rehberlerine girdi verecek koruma ve geliştirme yöntemleri sunacağı, kırsal alanlar hakkında yapılacak gelecek çalışmalar için tecrübe olacağı ve çalışma alanı olan bursa köyleri için envanter olacağı düşünülmektedir.

Kent planlamaKent rehberleriKentsel tasarım+3
Selman Küçükoğul
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessEN

The impacts of land use change on place identity: The case of Istiklal Street

Cities and places regardless from the scale, tend to change constantly. Users of a place, on the other hand, are affected by this change considering that people and places are linked. Identity of a place changes and therefore redefined as the conditions of the environment transforms. Although this change may be multidimensional, it is possible to consider the change in land use as well. Previous studies either consider land use change on a city scale, which generally include zoning or deal only with functional organization itself without its reflections on the users. Existing studies on place identity, on the other hand, are often associated with cultural impact or neighborhood environment. This study, however, adopts the concepts of land use and place identity on a street scale and evaluates them through a case study to be able to gain a different perspective. Therefore, the aim of this research is to find out how the interaction between land use change and users in main pedestrian street affects the identity of a place. Therefore the study is built upon the hypothesis that "Users of the place and the change in land use are in a mutual interaction; therefore any change that occurs in land use has an effect on changing the perceptions of users towards a place. Accordingly, a change of users in a place can trigger the land use change. The interrelation of them both reconstructs the identity of the place". Considering increased amount of shuttered stores along the street, İstiklal Street is chosen as a case study area. The hypothesis is tested by employing the following research methods; explaining the change in land use by mapping method, evaluating the vitality of the street by pedestrian counting, and conducting a questionnaire survey to understand how the meaning attributed by the users has changed. According to land use findings, the number of empty stores constitutes 16% of the total number of stores in the street which is critical considering that it is the main pedestrian street of the city. Second, the pedestrians along the street are counted on specific locations. The results show that there is a significant decrease in the number of pedestrians compared with the same data from 2013. This decrease, which has increased to 53% in some time intervals, can be interpreted as a sign of some problems in İstiklal Street. Third, two questionnaire surveys have been carried out to evaluate this problem through the perceptions of users and shop owners or shopkeepers. Degraded into certain keywords, findings from the questionnaire survey are crosschecked and reevaluated. The data obtained from users' surveys is mainly focused on the impact of closed shops and the reduction in both user diversity and the variety of activities along the street. It can be concluded that inhabitants' feelings towards closed shops were mainly related to the memories they had in those places. Inhabitants were disturbed by the closure of these places, saying that these places were important constituting the identity of the street. Thus, it is stated that inhabitants perceived these actions as interventions for destroying the memory of the street. Instead of associating the stores with memories, foreign participants are disturbed by the fact that local stores have been closed down and turned into chain stores. Besides, both inhabitants and foreign participants stated that Middle Eastern user type is pretty dominant in İstiklal Street. Since healthy public space includes a diversity of both users and activities, having a predominant user type would lead an unhealthy public space. Parallel with users survey, the data obtained from questionnaire survey of shop owners is mainly focused on the impact of closed shops and the decrease in both user diversity and the variety of activities. Shop owners stated that they are disturbed by the closure of stores considering the negative impact on the users. Decreased variety of activities is also indicated as a negative element because of the same reason. Moreover, shop owners or shopkeepers demonstrated dissatisfaction depending on the amount of customers they have. It is pointed out by some shop owners that having a predominant type of users harmed their businesses. However it is critical to consider that the shop owners or shopkeepers who provide services mostly to Middle Eastern users, are the ones who are pleased with the current environment. Consequently, it can be concluded that when the urban setting, main pedestrian street in this case, experiences changes in land use; attributed meaning for these particular places transformed. Therefore in the light of the findings, it can be argued that users of the place and the change in land use are in a mutual interaction; therefore any change that occurs in land use has an effect on changing the users of a place. Accordingly, a change of users in a place can trigger the land use change. The interrelation of them both reconstructs the identity of the place. Based on the findings, it can be argued that the hypothesis has been verified. Accordingly, the identity of İstiklal Street is regenerated. Apart from the positive elements such as its central location, historical and architectural features, its vitality and atmosphere; there are some negative features that constitute the current identity of İstiklal Street such as diminishing diversity of activities, closure of the stores, absence of greenery, safety problems, never-ending construction, presence of beggars. Since place identity represents uniqueness, the concept wouldn't allow generalizations. However, the theoretical framework obtained from components of place identity is a useful tool to use in any case. As well as developing a unique tool for further studies, the findings of this case study are valuable as an opportunity to build healthier and sustainable image for İstiklal Street. The study contains four chapters. In the first chapter, the aims and methodology of the study, and limitations and structure of the research are introduced. In the second chapter, the literature regarding these concepts is reviewed. A theoretical framework is created based on the components of place identity. Previous case study on the interrelation of land use change and identity of places is analyzed. How the identity of that place is affected by land use change is investigated. Eventually, a case study that is conducted in İstiklal Street is detailed in the third chapter. In the forth and concluding chapter, the findings of the study are filtered and the key findings are highlighted. The findings of the research were reevaluated through the theoretical framework.

Urban identityUrban land useSpace identity
Sena Çam
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Upcycling design proposals in urban design competitions: Bandirma Park competition

Are design proposals as an outcome of the competition processes merely a waste of creativity, time and money; or can they be utilized as the rich resources for knowledge production that they are? Design competitions are an ancient model for obtaining the best possible design solution comprising more than one design team responding to the same brief under the same circumstances. Unlike multiple competition entrants there is only a single winner in every competition. Following the results of a competition all of the design proposals except the winner becomes an unused surplus. Considering the short life of a design proposal which begins by the submission date and ends -If it is not a winner- soon afterward the results are announced, this study tries to construct the so called 'revival' and 'second life' of the design proposals as a research material to find the voice and common sense of a competition. By studying the outcome of a competition through analysing all the entries the design proposals will be upcycled from short-lived underdogs to everlasting knowledge material. Although competition research is an emerging field and there are many studies conducted on design proposals of various competitions, the acclaimed potential of design proposals is mostly evaluated by the authors' specific research questions with regard to shed a light on a subject outside the very competition itself. More often than not we never search for the tendency of the outcome of a competition which can be useful in various ways. Consequently, the following questions seem important to investigate, is it possible to contribute to the city, urban design and competition scene with the knowledge that will be derived from the systematic analysis of design proposals from a competition? Does identifying the trends of a competition contribute to the way in which subsequent competitions are organized? Is it possible to create a template for studying design proposals that is applicable for subsequent competitions with the goal of finding the common sense? How can an ordered, refined and holistic system be designed to study design proposals? This can happen through a strategized analytic approach done by the rapporteurs of the competition. With that being said, how can the attempt upcycling of design proposals become a part of the competition process? The hypothesis is that the upcycling of design proposals after competitions will generate knowledge that will contribute to both the city and the profession as well as the competition environment. After the competition we can create knowledge by refining or distilling the given data on design solutions. The scope of this thesis includes a literary review of the general topic and a theoretically linked case study of an open international urban design competition which was announced in 2016 and resulted in 2017: Bandırma Park Competition. Keywords: Urban design, competitions, upcycling, data analysis

Architectural competitions
Elif Demiroğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel dönüşümle değişen gündelik hayatın ritimanalizi: Sütlüce- Örnektepe kentsel dönüşüm alanı örneği

Kentlerin, kullanıcıların gündelik hayatları karşısında, günlük beklentilerini ve ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli olarak bir dönüşüm içinde olması gerekmektedir. Yani kentsel mekânlar, kullanıcıların ihtiyaçlarına göre şekillenirken, aynı zamanda kullanıcıları etkileyerek sürekli bir dönüşümün temelini oluşturmaktadır. Bu yüzden de gündelik hayatın içinde ritimler; zamansal, mekânsal ve toplumsal olarak birçok katmanlılık oluşturmaktadır. Toplumsal yaşamın ve gündelik yaşamın içinde var olan, geçici ve kalıcı ritimler, mekânın kullanılırlığını içermektedir. Bu doğrulta da kentsel dönüşümün etkisiyle değişen mekânsal yaşam koşullarının, kentlilere alışkın oldukları ritimler yerine yeni ritimler dayatması ya da oluşturması çok boyutlu sorun ve olanaklar meydana getirmektedir. Bu yüzden de çalışma boyunca kentsel dönüşüm öncesinde ve sonrasında, kentlilerin var olan gündelik ritimlerinin nasıl değiştiği ve kentlilerin bu değişime nasıl uyum sağladıkları gibi sorulara cevap aranmaktadır. Bu çalışmada kentsel dönüşüm kavramı ile Lefebvre (2017)'nin ortaya koyduğu ''Ritimanaliz'' kavramını birleştirerek, kentsel dönüşüm projelerinin gündelik hayata ne gibi etkiler bıraktığını anlamlandırmayı amaçlamaktadır. Kentsel dönüşüm ile değişen gündelik hayatın ritimanalizinin temel amacı; ise kentsel dönüşüm sonucunda kentlerde yaşayanların gündelik hayatında değişen ritimsel değerlerin neler olduğunu, bu değişimlerin sonucunda ne gibi etkiler ortaya çıktığını tespit etmektir. Bu çerçevede kentsel dönüşüm ile değişen ritimsel hareketliliklere bakarak, kullanıcılarının gündelik hayatlarında değişen değerler açıklanmaktadır. Çalışma, katılımcılar ile yapılan derinlemesine görüşmeler sonucunda deneyimledikleri alanların, haritalandırılması yapılmış ve somut analiz verilerine (derinlemesine görüşmede katılımcıların verdiklere cevaplara) dayalı olarak incelenmiştir. Seçilen 11 katılımcının gündelik yaşantılarında meydana gelen değişiklikler, kiracı- ev sahipliği ya da kadın- erkek kriterlerine göre değişiklik göstermektedir. Bunun sonucunda ise genel olarak kullanıcıların deneyimledikleri mekânları ve sosyal ilişkilerin azaldığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak ise toplu olarak yapılan eylemlerin yerine daha çok bireysel olarak yapılacak eylemlere yer verilmektedir. Bu yüzden kentsel dönüşüm öncesinde, kullanıcılar için var olan mekânsal ve zamansal değerleri ölçmek, kentsel dönüşüm sonrasına yönelik yeni mekânların tasarlanmasına ve bu mekânlara sosyal ilişkilerin aktarılmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu sayede, değişen ritimsel değerler üzerinden kentsel dönüşüm projelerine farklı bir bakış açısı kazandırılmış olunacaktır. Bu çalışma, öte yandan kentsel dönüşüm alanlarında kullanıcıların gündelik hayatları içerisindeki, zamansal ve mekânsal deneyimlerine dair tespit edilen bulgular üzerinden, kentsel dönüşüm projelerinde karar verme sürecine dair önemli politika girdilerine katkı sağlayacaktır.

Özge Karaman
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya kent merkezindeki yayalaştırma projelerinin karşılaştırmalı değerlendirmesi

Geçmişten günümüze kadar gelinen süreçte kamusal alanlar, kentlerin gelişimini ve kentlilerin yaşam kalitesini etkileyen faktörlerden biri haline gelmektedir. Kamusal alanların temel elemanı olan sokaklar hareketli ve canlı mekânlardır. Sokaklara tarihsel süreçte farklı işlevler kazandırılarak, kamusal mekân kalitesinin artmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri olan yayalaştırma uygulamaları kentlerin ihtiyacına ve yapısına özgü planlanarak kentlerin gelişimini etkilemektedir. Başarılı bir yayalaştırma çalışması olması adına belirlenen birtakım kamusal mekân kalitesi kriterleri ile çalışmalar değerlendirilmektedir. Bu tez çalışmasında amaç, Kütahya kent merkezinde bulunan, Cumhuriyet ve Bekir Avlupınar Caddeleri yayalaştırılmış sokak uygulamalarını kamusal mekân kalitesi kriterleri bakımından karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, 2007 yılında yayalaştırılan ve tarihi kent merkezi ve kent meydanı arasında ticaret aksı olarak işleyen Cumhuriyet Caddesi(Sevgi Yolu) ile 2021 yılında yayalaştırılan ve kent merkezi çeperindeki konut alanında yer alan Bekir Avlupınar Caddesinde kamusal mekân kalitesi kriterleri tespit edilmiştir. Kütahya'daki yayalaştırılmış sokakların dünyadaki başarılı yayalaştırılmış sokak uygulamalarına göre nitelikleri belirlenmiştir. Bunun için fiziksel çevre analizleri yapılmış, kişisel ve ekolojik gözlem olmak üzere iki gözlem yöntemi kullanılmıştır. Gözlemler sonucunda oluşturulan puanlama sistemi ile çalışma alanları karşılaştırmalı değerlendirilerek mekân kalitesi ortaya koyulmuştur. Tüm analiz bulguları fotoğraf, tablo ve haritalar kullanılarak sunulmuştur. Araştırmada Dünya'daki başarılı yayalaştırma uygulamalarından seçilen üç örnekler incelenmiş ve birçok teorisyenin ortaya koyduğu kamusal mekân kalitesi kriterleri açısından değerlendirilmiş, çalışma alanın kamusal mekân kalitesi kriterlerini taşıyıp taşımadığı tespit edilmiş ve böylece yayalaştırma çalışmalarının başarısı ortaya koyulmuştur. Araştırmanın bulgularından biri, Cumhuriyet Caddesinin erişim ve bağlantılar, kullanım ve aktiviteler açısından başarılı, Bekir Avlupınar Caddesinin konfor ve imaj, sosyallik kriterleri bakımından başarılı olduğudur. Kütahya şehir merkezinde uygulanan yayalaştırma çalışmalarının genel olarak kente olumlu yönde katkı sağladığı saptanmış ve yayalaştırma çalışmalarının bulunduğu yere ve mekânda bulunan kentsel elemanlara göre kullanıcı ve kullanım farklılığı olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda başarılı yayalaştırılmış sokak çalışmalarının belirli bir amaç doğrultusunda ve kentlerin yapısına uygun olarak tasarlanması durumunda mekânsal kalitesi yüksek kamusal mekânlar elde edileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Kamusal mekân, yayalaştırma, yayalaştırılmış sokak, mekân kalitesi, Kütahya.

Kamusal mekanlarKütahyaMekan+1
Merve Kaymaz
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamusal açık alan geliştirme stratejileri kapsamında bir değerlendirme: Bursa/Yıldırım örneği

Kamusal alanlar, cinsiyet, ırk, etnik köken ve sosyo-ekonomik düzeyden bağımsız olarak tüm insanlara açık ve erişilebilir mekanlardır. Bu alanlar topluluk bağlarını kuvvetlendirir, sosyal yaşamı destekler ve bu özellikleriyle toplumsal problemlerin önlenmesine yardımcı olurlar. Kentsel çevrenin kalitesinin iyileştirilmesinde önemli rolü olan kamusal alanlar, fiziksel ve mental sağlığa faydalar sunmaları nedeni ile de kent sağlığı için kritik öneme sahiptirler. Her kullanıcı grubundan kentlileri bir araya getirerek sosyalleşme, sivil katılım ve aidiyet duygusunun ortaya çıkmasında büyük bir rol oynarlar. Toplumsal ve bireysel hayatta önemli bir yere sahip olan bu alanlar, son yüzyılda hızlı ve plansız kentsel gelişmeler, özelleşme, tüketim gibi ekonomik ve sosyal baskılar sonucunda değişime uğramış ve giderek özelliklerini yitirmeye başlamışlardır. Bu değişiklikler kamusal alanda, nitelik ve nicelik olarak azalma, ticarileşme ve geleneksel kamusal alanların bozulması olarak kendini göstermektedir. Bursa'nın nüfus bakımından ikinci büyük ilçesi olan Yıldırım, yoğun ve genellikle nitelikli olmayan bir kentsel dokuya sahiptir. Çalışma kapsamında bu yoğun kentsel doku içinde bulunan kamusal alanların mevcut durumlarının ortaya konulması ve geliştirilmesine dair önerilerin oluşturulması amaçlanmıştır. Tez çalışması kapsamında kamusallık kavramı ve kamusal alanların, özellikleri ve tarihsel gelişim süreçleri hakkında literatür araştırmaları yapılmış, dünyanın farklı kentlerinde ve farklı ölçeklerde kamusal alanları iyileştirmeyi hedefleyen örnek alan çalışmaları incelenmiştir. Problemin kentsel çevrede araştırılması ve çözümüne yönelik öneri ve yöntemlerin geliştirilmesi amacıyla Bursa İl'i ve Yıldırım İlçesi'nin özellikleri ortaya konulmuş ve Yıldırım ilçesindeki kentsel dokuyu temsil eden mahallelerde örnek alan çalışmaları yapılmıştır. Literatür taramaları, örnek alan incelemeleri ve saha çalışmalarından elde edilen bulgular doğrultusunda alanda uygulanabilecek kamusal alan geliştirme stratejisinin temel ilkeleri geliştirilmiştir. Anahtar kelimeler: Kamusal alan, Yıldırım, Kamusal alan geliştirme stratejileri.

BursaGelişme stratejileriKamusal alan+1
Ayşe Özcü
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İklim değişikliği dirençlilik senaryosu: Artan sel riski çerçevesinde Bursa alan çalışması

Sanayileşme ile birlikte artan iklim değişikliğinin etkisi giderek daha fazla hissedilmektedir. Küresel bir sorun olan iklim değişikliğinin kuraklık, sel, fırtına vb. gibi afetlerin artmasında büyük rolü vardır. Kentler iklim değişikliği etkilerinin sıklıkla görüldüğü ve afetlerin yaşandığı yerler haline gelmiştir. Özellikle hızlı kentleşmenin sonucu olan plansız yapılaşma, iklim değişikliği sonucunda artan afetlerin boyutunun artmasına neden olmaktadır. İklim değişikliğinin kentlerdeki etkilerine ve azaltım araştırmalarına literatürde daha çok yer verilmelidir. Literatürde özellikle ülkemizde iklim değişikliği ve sel riski konusunda yapılmış çalışmaların artırılmasına ve geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Dünyada ve Türkiye'deki literatür araştırılmış olup ayrıca ülkelerin azaltım politikaları ve uygulamaları hakkında da araştırmalara yer verilmiştir. Tez kapsamında, iklim değişikliğinin arttırdığı sel felaketleri konusu ve Bursa kentinde iklim değişikliği dirençlilik senaryosu çalışılmıştır. Kentte yaşanan ani yağışlar kentteki geçirimsiz yüzeylerin fazla olması sebebiyle yüzey akışına geçmekte ve sel felaketlerine neden olmaktadır. İklim değişikliğinin sel etkisine karşı kentlerde dirençliliğe yönelik planlamalar yapılmalıdır. Bu çalışmanın amacı Bursa kenti için seçilen bir alanda mevcut sel riski analizi yapılması, riskli bölgeler için dirençlilik senaryo önerileri geliştirilmesi ve dirençlilik senaryolarının da analize dahil edilerek senaryoların sel riskini azaltma durumunun değerlendirilmesidir. Çalışma kapsamında iklim değişikliğinin artırdığı sel riski hakkında dünyadan, Türkiye'den ve Bursa kentinden örnekler verilmiş ve kentsel uygulamalar hakkında literatür araştırmasına yer verilmiştir. Bursa kentinde seçilen alan için analitik hiyerarşi süreci yöntemi kullanılmış ve coğrafi bilgi sistemi programı olan ArcGIS'te ağırlıklı sel riski analizi yapılmıştır. Risk analizi sonucunda Bursa kentinde 19 mahalleyi kapsayan alanda, riskli çıkan bölgeler için senaryo önerileri geliştirilmiştir. Senaryo önerileri (yeşil drenaj, kentsel yeşil alan ve geçirimli zemin, sarnıç) ArcGIS programında sayısallaştırılmış ve senaryo sonrası risk analizi yapılmıştır. Risk analizi sonrasında mahallelerdeki risk durumları tekrar değerlendirilmiştir. Sonuç olarak risk değerlendirmesinde, coğrafi faktörlerin yanında kentsel alandaki yapılaşmanın ve zemin geçirimlilik özelliğinin sel riskine etkisi okunabilmektedir. Bursa'da seçilen alan için eğim faktörünün etkili olduğu, fakat senaryo önerileri ile sel riskinde etkili bir azaltım sağlanabileceği görülmüştür.

Analitik hiyerarşi süreciBursaCoğrafi bilgi sistemleri+3
Ayşe Sena Çıldır
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi mekânların yeniden işlevlendirilmesinin kentsel tasarım üzerindeki etkileri

Koruma kavramının şekillenmesini sağlayan kuram ve ilgili mevzuatlar, 18. yüzyıldan günümüze kadar gelişirken, yeniden işlevlendirme kavramı ise ilk olarak Carta Del Restauro kapsamında ifade edilmiştir. 1931 yılında yayınlanan bildirge, yeni işlev kazandırılarak korumada temel söylemler ele alınmış ve yaşamını devam ettiren anıtlara, yalnızca özgün işlevinden farklı olmayan ve yapıda gerekli uyarlamaların ciddi hasara neden olmayacak şekilde yapılabileceğini açıklamıştır. 1964'te yayınlanan Venedik tüzüğünde de daha fazla anıtsal nitelikli yapıların yerinde korunması, işlev kazandırılarak korunacak yapılarda, özgün malzeme kullanılarak onarılması, yapılan onarımın özgün yapıdan ayırt edilmesine ve onarımda varsayımlara dayanan müdahalelerin yapılmaması önemle belirtilmiştir. Bu nedenle Venedik tüzüğünde yeni işlev kazandırılarak kullanıma sunulan anıtların plan şemasının ve süslemelerinin değiştirilmemesini, yeni işlevin gerektirdiği değişikliklerin kurallara uygun olarak tasarlanmasına izin verildiği söylenmektedir. Türkiye'de ise koruma, 16.06.2005 kabul tarihli, "Tarihi ve Kültürel Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması" hakkındaki kanunlarla yasa haline getirilmiştir. 1995 yılında alınmış olan onarım ilkelerindeki karar, yeni işlev kazandırılan yapılarda, yapılacak öngörülen eklerin yapının niteliğinin ve tarihi yapıyla bütünleşmesi bir tasarım sorunu olarak görülmüş ve kurul kararına bağlı olarak uygulanabilir olduğuna kanaat getirilmiştir. Yapıya özgün işlevinden farklı bir işlev kazandırılarak, yapı farklı amaçlara hizmet etmek amacıyla kullanılabilmektedir. Zamanın ilerlemesi, teknolojinin gelişmesi ve bu gelişmelerden kaynaklanan yeni talepler nedeniyle çoğu tarihi yapı günümüzün ihtiyaçlarını işlevsel olarak karşılayamamaktadır. Bu durumda yapı fiziksel olarak yıpranmış ise yeniden inşa edilerek işlevlendirilmektedir. Ancak, eski ve değerli bir yapı işlevsel olarak eskiyse farklı işlevler verilerek yenilenebilmektedir. Bu yapıları yeniden işlevlendirip kullanılması kültürel değerlerin sürekliliğini sağlamakta ve atıl duruma düşmelerine engel olmaktadır. Yapıların dönüşümlerinin başarılı bir şekilde gerçekleşebilmesi, bu yapıların yaşamın içinde yeniden var olabilmesi, insanın algılamasına ve benimsemesine bağlıdır. Ülkemizde medreseler, hanlar, surlar, fabrikalar ve kervansaraylar gibi birçok yapı şu anda özgün işleviyle kullanılmamaktadır. Anadolu tarihinde birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu şehirde, tarihin her döneminden yapılar karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple Bursa şehrinde yeniden işlevlendirme ve yeniden kullanım bağlamında zengin bir yapıya sahiptir. Bu çalışma da var olan yeniden kullanım ve yeniden işlevlendirme örneklerinin tüm doğru ve yanlışlarıyla değerlendirilerek, konuya katkıda bulunmaz üzere hazırlanmıştır.

Serkan Kaya
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Savaş sonrası yeniden geliştirme bağlamında kentsel iyileştirme tasarım ilkeleri: Halep örneği

Tarih boyunca Halep gibi birçok şehirde meydana gelen savaşlar, kentsel doku ve nüfus üzerinde derin etkiler bırakarak yaygın yıkıma neden olmuştur. Bu tür yıkımlar karşısında, karar vericiler genellikle normale dönüşü hızla sağlamak ve savaştan önceki koşullardan daha sürdürülebilir ve adil bir kentsel gerçekliğe ulaşmak amacıyla yeniden inşa ve iyileştirme süreçlerini hızlandırmak zorunda kalırlar. Halep özelinde bu çabalar, geçmiş yeniden yapılanma ve savaş sonrası iyileşme deneyimlerinden elde edilen birikmiş bilgiye dayalı, dikkatle tasarlanmış hükümet stratejilerini gerektirir. Bu zorluğa yanıt olarak, bu çalışma Halep'in savaş sonrası en fazla zarar görmüş ve sosyal olarak en çok dışlanmış mahallelerinden biri olan Tal el-Zarazeer için bütüncül ve bağlama duyarlı bir kentsel yeniden gelişim planı önermektedir. Proje, küresel Kentsel İyileştirme Tasarımı (Urban Recovery Design) ilkelerini, yerel bağlamın özgün özellikleriyle birleştiren çok aşamalı ve çok ölçekli bir kentsel tasarım yaklaşımını benimser. Çalışma, mahallenin mevcut durumunun kapsamlı bir değerlendirmesiyle başlar; bu değerlendirme, bina ve altyapı yıkımının boyutlarını, sosyal parçalanmayı ve ekonomik durgunluğu belgeler. Bu teşhise dayanarak, iki aşamalı bir tasarım stratejisi geliştirilmiştir: ilk aşama makro ölçekte arazi kullanımının yeniden düzenlenmesine, ikinci aşama ise bölgenin topoğrafik ve sosyoekonomik özelliklerine uygun ayrıntılı bir kentsel plan ve işlevsel-mimari programa odaklanır. Başlıca planlama müdahaleleri arasında, temel hizmetlerle entegre dört ana konut kümesinin (A–B–C–D) kurulması, sivil ve toplumsal yaşam için çok işlevli bir kentsel merkez geliştirilmesi ve Ramouseh sanayi bölgesine bitişik el sanatları ve hafif sanayi alanlarının tahsis edilmesi yer alır. Proje, çevre dostu konut prototipleri, güneş enerjili aydınlatma sistemleri ve "15 dakikalık şehir" modeli kapsamında yeşil alan dağılımı gibi sürdürülebilirlik ilkelerini de içermektedir. Katılımcı bir planlama yaklaşımı temelinde inşa edilen bu proje, karar alma sürecine sakinlerin aktif katılımını ve sosyal uyumun korunmasını hedefleyen aşamalı bir uygulama stratejisini benimsemektedir. Sonuç olarak çalışma, kentsel iyileştirmenin yalnızca fiziksel altyapının yeniden inşasından ibaret olmadığını, aynı zamanda toplulukları güçlendirmeyi, kolektif kimliği yeniden inşa etmeyi ve daha kapsayıcı, dirençli ve sürdürülebilir bir kentsel gelecek inşa etmeyi amaçlayan toplumsal ve siyasal bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır.

Moayed Abdan
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel donatı elemanlarının mimari yapı karakteri ile ilişkisinin incelenmesi: mersin 50. Yıl Mahallesi örneği

Kentsel donatı elemanlarının değişen ve gelişen dünya düzeni ile birlikte kentlerde yaşamakta olan kullanıcıların istek ve ihtiyaçlarına hitap edebiliyor olması gerekmektedir. Tasarım aşamasında estetik ve işlevsel fonksiyonları göz önünde bulundurularak kent kimliği ile bütün oluşturacak şekilde konumlandırılmalıdır. Kentsel donatı elemanlarının mimari karakter ve çevresel bağlamla uyum içerisinde tasarlanması, kullanıcı deneyimini ve kent estetiğini doğrudan etkileyen temel kriterlerden biridir. Donatı elemanlarının biçim, renk, malzeme, doku ve yerleşim düzeni gibi tasarım parametrelerinin, bulundukları alanın mimari kimliğiyle bütünleşik bir şekilde kurgulanması; kamusal alanların algısal niteliğini artırmakta ve kullanıcıların bu alanlara dair aidiyet duygusunu güçlendirmektedir. Bu çalışmada, Mersin ili Yenişehir ilçesi 50. Yıl Mahallesi'nde konumlanan Çevre Parkı örneği üzerinden, kentsel donatı elemanlarının çevredeki mimari karakter ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın temel amacı, parkın çevresinde yer alan farklı yapı tipolojilerine sahip konut alanları ile park içinde kullanılan donatı elemanları arasındaki görsel, işlevsel ve biçimsel uyum düzeyini ortaya koymaktır. Bu kapsamda, park çevresinde bulunan villa tipi konutlar, orta katlı müstakil yapılar ve yüksek katlı apartman blokları gibi farklı mimari karakterler belirlenmiş; bunlarla ilişkili olarak park alanındaki oturma birimleri, aydınlatma elemanları, çocuk oyun grupları, yürüyüş yolları ve diğer donatı elemanları görsel bütünlük, malzeme uyumu ve tasarım dili açısından analiz edilmiştir. Yerinde gözlemler, uzman/kullanıcı görüşleri doğrultusunda yapılan değerlendirmelerde, mevcut donatı elemanlarının mimari çevre ile çoğu zaman bağ kurmakta yetersiz kaldığı, estetik sürekliliğin sağlanamadığı ve mekânsal bütünlük açısından parçalı bir yapı sergilediği tespit edilmiştir. Donatı elemanlarının, çevresindeki mimari yapılarla bütünleşik bir tasarım diline sahip olmaması, kullanıcı algısında uyumsuzluk hissi yaratmaktadır. Bu bağlamda, malzeme seçimi, renk paleti, biçimsel düzenleme ve yerleşim stratejileri açısından çeşitli revizyon önerileri geliştirilmiş ve parkın çevresel bağlamla estetik ve işlevsel bir bütünlük kuracak şekilde yeniden ele alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma Çevre Parkı'nın sadece bir rekreasyon alanı değil, aynı zamanda çevresindeki mimari doku ile etkileşim hâlinde olan kentsel bir organizma olduğunu vurgulamaktadır. Donatı elemanlarının mimari çevre ile bütüncül bir yaklaşımla yeniden tasarlanması hem kent estetiği açısından hem de kullanıcı deneyimi ve mekânsal aidiyet duygusu bakımından önemli katkılar sunacaktır.

Seniha Karataşlı
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyo-mekânsal katmanların kent kimliğine katkısı: Bursa hisar surları ve etkileşim çevresinin incelenmesi

Bursa, farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan çok katmanlı yapısıyla Türkiye'nin en köklü tarihî kentlerinden biridir. Bu çok katmanlılık, yalnızca fiziksel çevrede değil; aynı zamanda kültürel, sosyal ve mekânsal pratiklerde de kendini göstermektedir. Özellikle kentin ilk yerleşim çekirdeğini oluşturan Hisar Bölgesi ve bu bölgeyi çevreleyen sur dokusu, Roma'dan Bizans'a, Osmanlı'dan Cumhuriyet dönemine uzanan kesintili ve süreklilik içeren bir tarihsel zaman çizelgesini barındırmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Bursa Hisar Surları ve çevresinin çok katmanlı sosyo-mekânsal yapısını inceleyerek, bu yapıların kent kimliği üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Çalışma, "palimpsest kent dokusu" kavramı çerçevesinde tarihsel süreklilik ve dönüşüm ilişkilerini disiplinlerarası bir yaklaşımla değerlendirmektedir. Araştırma, beş ana tarihsel dönem (Bitinya, Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet) ekseninde, kent dokusunun izlerini sürerken; söz konusu dönemlerin mimari, yönetsel, sosyal ve mekânsal yansımaları hem arşiv belgeleri hem de yerinde gözlemler aracılığıyla analiz edilmiştir. Bu bağlamda, tarihî haritalar, eski gravürler, arkeolojik bulgular ve fotoğraf belgeleri üzerinden yapılan arşiv çalışmaları; alanın zamansal derinliğini ortaya koymak amacıyla kullanılmıştır. Ayrıca, alanda gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler (mahalle sakinleri, muhtar, sanat tarihçisi, belediye yöneticileri vb.) ve mimari gözlemler aracılığıyla, günümüz kullanıcı deneyimi ve sosyal ilişkiler ağı çözümlenmiştir. Tez kapsamında elde edilen nitel veriler, dijital ortamda işlenerek hem metinsel (görüşme transkriptleri, alan notları) hem de görsel (fotoğraflar, haritalar, kroki ve diyagramlar) çıktılarla desteklenmiştir. Bununla birlikte, mimari fotoğraf okuma yöntemi ile tarihî dokunun mevcut durumuna ilişkin görsel belgeleme yapılmış; kent belleği, mekânsal süreklilik ve kültürel aidiyet bağlamında yorumlayıcı analizler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kullanılan çok katmanlı analiz yöntemi, tarihî süreklilikle birlikte güncel sosyo-mekânsal örüntülerin de karşılıklı etkileşimini ortaya koymuştur. Bu yöntemsel yaklaşım sayesinde, Bursa Hisar Surları'nın kent kimliğine katkısı yalnızca tarihî bir belge olarak değil, aynı zamanda güncel toplumsal pratiklerin şekillendiği bir mekân olarak okunmuştur. Çalışmanın özgün katkısı, Bursa Hisar Surları'nı yalnızca fiziksel bir koruma nesnesi olarak değil, dinamik bir sosyo-mekânsal bileşen olarak ele almasıdır. Böylelikle, tarihî çevrelerin korunmasında yalnızca fiziksel yapıların değil, aynı zamanda kolektif hafıza, toplumsal ilişkiler, gündelik yaşam pratikleri ve kültürel süreklilik unsurlarının da dikkate alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Çalışma, kent kimliği, tarihî çevre koruma politikaları ve katılımcı planlama süreçlerine dair öneriler sunarak, mekânın sürekliliği ile toplumsal aidiyet arasında kurulan ilişkinin güncel şehircilik pratikleri için taşıdığı önemi ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Bursa Hisar Surları, yalnızca fiziksel bir sınır değil; geçmişle bugün arasında kültürel, toplumsal ve mekânsal bir bağ kuran dinamik bir miras alanıdır. Çalışma, kent kimliği, koruma yaklaşımları ve planlama politikaları açısından, tarihî kent bölgelerinin nasıl yeniden yorumlanabileceğine dair özgün katkılar sunmayı amaçlamaktadır.

Merve Yalçınkaya Taşkesen
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

II. abdülhamid döneminde eğitimi modernleştirme çabaları: Bursa'da inşa edilen mesleki ve teknik okullar üzerine tarihsel ve mimari bir inceleme

Bu çalışma, II. Abdülhamid Dönemi'nde (1876-1909) eğitim sisteminin modernleşme çabalarını, Bursa kentinde inşa edilen meslekî-teknik eğitim kurumları üzerinden tarihsel, mimari ve kentsel ölçekte çok boyutlu olarak ele almaktadır. Çalışmanın temel sorunsalı, Geç Osmanlı Dönemi'nde gerçekleştirilen modernleşme hamlelerinin yalnızca idarî ve pedagojik düzeydeki reformlarla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda mimari üretim ve kent mekânı aracılığıyla da nasıl görünür kılındığını; bu süreçte Bursa gibi taşra kentlerinde modernleşmenin hangi özgün biçimlerde tezahür ettiğini ortaya koymaktır. Böylelikle araştırma, imparatorluk merkezinden taşraya yayılan modernleşme politikalarının fiziksel izdüşümlerini inceleyerek Osmanlı modernleşmesine mekân üzerinden yeni bir okuma önerisinde bulunmaktadır. Bu kapsamda Bursa'da kurulan Hudâvendigâr Hamîdiye Ziraat Ameliyat Mektebi, Mekteb-i Fünun-u İdadi, Harîr Dârü't-Talimi (İpekçilik Mektebi), Bursa Mekteb-i İdadi-i Mülki, Hamîdiye Sanayi Mektebi ve Bursa Hamidiye Medrese-i Muallimîn gibi eğitim yapıları, dönemin eğitim politikalarının taşra kent mekânında somutlaştığı başlıca yapılar olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada söz konusu okullar yalnızca eğitimi örgütleyen yapılar olarak değil, aynı zamanda modernleşen Osmanlı Devleti'nin ideolojik söyleminin mekânsal ve görsel temsil araçları olarak ele alınmıştır. Bu yapılar kentin topoğrafyası üzerindeki konumlanışları, yeni açılan yollar ve dönüşen mahalle dokusu ile kurdukları ilişkiler üzerinden incelenmiş; böylece modernleşme sürecinin nizamnameler ve pedagojik programlarla sınırlı kalmadığı, kentlerin morfolojisini ve toplumsal belleğini yeniden şekillendirecek kadar kapsamlı bir dönüşüme işaret ettiği ortaya konmuştur. Araştırmada yöntem olarak; arşiv belgeleri, salnameler, eski haritalar, dönem fotoğrafları ve yapı planları titizlikle incelenmiştir. Literatür taraması ile dönemin mimari anlayışı ve eğitim politikaları teorik düzeyde çerçevelenmiş; yerinde gerçekleştirilen gözlemler ve karşılaştırmalı mekân analizleriyle okulların plan tipolojileri, cephe kurguları, malzeme tercihleri gibi özellikleri ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Bu çok katmanlı inceleme ile yapıların ortak ve farklı yönleri belirlenmiştir. Bu çalışma, özellikle II. Abdülhamid Dönemi'nde devlet otoritesinin ve modernleşme ideolojisinin mekân aracılığıyla taşra üzerinde nasıl bir etki yarattığını ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Kentin yeniden düzenlenen ulaşım aksları, açılan geniş caddeler ve bu caddelere cephe veren anıtsal okul binaları, modernleşmenin fiziksel izdüşümleri olarak öne çıkmakta; böylece taşranın geleneksel dokusu içinde modern devletin simgesel gücünü görünür kılmaktadır. Bu tez, söz konusu eğitim kurumlarını yalnızca mimarlık tarihi açısından incelenen yapılar olmaktan çıkararak, Osmanlı modernleşmesinin Bursa ölçeğinde mekâna yansıyan ideolojik ve kültürel araçları olarak yorumlamaktadır. Böylece çalışma, döneme ilişkin katmanlı bir perspektif ortaya koyarken Osmanlı kent tarihi, eğitim mimarisi ve modernleşme literatürü açısından daha derinlikli bir okuma geliştirmeyi amaçlamaktadır. Anahtar kelimeler: II. Abdülhamid Dönemi, Osmanlı Modernleşmesi, Eğitim Yapıları, Bursa

Muhammed Furkan Araz
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel tasarım perspektifinde mekânın estetik kalitesinin irdelenmesi- Bursa 2.Osmangazi Caddesi örneği

Geçmişten bugüne insanlar yapılara yansıttığı sanatsal dokunuşları kentlere de yansıtmışlardır. Her medeniyet beraberinde kendine özgü kentsel estetik değerleri de getirmektedir. Ancak kentleşme sürecinde bu kentsel estetik değerler zarar görebilmekte hatta tamamen yok olabilmektedir. Ülkemizde kent estetiği konusu kentsel planlama ve tasarım süreçlerinde hak ettiği kadar öne çıkarılmamaktadır. Uygulamalar genellikle sürecin son aşamasında parsel bazlı yapılan geçici rötuşlar şeklinde gerçekleşmekte, bütüncül anlayışla ele alınmamaktadır. Çalışma alanı olarak seçilen Bursa ili ülkemizin nüfus bakımından en kalabalık dördüncü şehridir. Ekonomik açıdan ülkenin en gelişmiş kentlerinden biri olup doğal ve tarihsel zenginlikleriyle de özel bir konuma sahiptir. Kentin tarihi merkez bölgesinde yer alan ve Osmangazi ilçesi sınırlarında bulunan 2. Osmangazi Caddesi ise tarihi kültürel turizm potansiyeli oldukça yüksek bir aks niteliğindir. Cadde üzerinde tescilli anıtsal yapılar ile tescilli sivil mimarlık örneği yapılar yer almaktadır. Tarihi kültürel değeri oldukça yüksek olan aks üzerinde yer alan ve cadde silüetine etki eden kentsel mekânların günümüzde yapılan bazı yanlış uygulamalar nedeniyle estetik sorunlarının bulunduğu görülmüştür. Araştırma kapsamında cadde üzerinde yer alan kentsel mekânların estetik problemlerine yönelik tespitler yapılmıştır. Çalışma alanı 'uyum, ölçek, ritim, düzen, karmaşıklık ve bakım' olarak belirlenen estetik parametreleri kapsamında incelenmiştir. Elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve mekânın tarihi dokusuna, bütüncül kompozisyonuna zarar veren estetik sorunların çözümüne ve estetik değerinin yükseltilmesine yönelik öneriler geliştirilmiştir.

Estetik
Gülşah Rogola Coşkun
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi kent merkezlerinde yeniden canlandırma politikaları üzerine değerlendirme, İzmir Kemeraltı örneği

Tarihi kent merkezleri, kentte meydana gelen gelişmelerden olumsuz yönde etkilenmekte, zaman içerisinde çok sayıda sorunu barındıran çöküntü bölgelerine dönüşmektedir. Bu nedenle özellikle son 20 yıllık dönem içerisinde, Avrupa'da ve ülkemizde metropoliten kentlerin tarihi merkez alanlarında yeniden canlandırma projeleri gerçekleştirilmektedir.Yeniden canlandırma projeleri kapsamında tarihi dokularda kentsel dönüşüm projeleri, kamu mekanlarının, meydanların, sokakların, tarihi yapıların cephelerinin sağlıklaştırılması ve yeniden düzenlenmesi, yayalaştırmalar gibi pek çok uygulama gerçekleştirilmektedir.İzmir'in tarihi kent merkezi olan Kemeraltı, yüzyıllardır kentin ticaret merkezi olarak varlığını sürdürmektedir. Son yıllarda alanda, yeniden canlandırmaya yönelik çok sayıda uygulama yapılmaktadır. Bu çalışma kapsamında, yapılan uygulamalar incelenerek, Tarihi Kent Merkezi'nin yeniden canlandırılmasına katkıları değerlendirilecektir.

Tarihi kent merkeziİzmir-Kemeraltı
Rabia Zeybek Çetin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre estetiğinin konut fiyatları üzerindeki etkisinin hedonik fiyat yöntemi ile modellenmesi

Konut, eski çağlardan beri insanların öncelikle barınma ihtiyacını ardından değişen insan ihtiyaçları doğrultusunda güvenlik, konfor, sosyalleşme ve kendini ifade etme ve estetik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir araç halini almıştır. İnsan ve kent yaşamının en geniş alanını oluşturan konut ve konut piyasası, literatürde sıklıkla incelenmiştir. Konut fiyatlarını inceleyen çalışmalarda genel ekonomik özellikler, konut alıcısı ile ilgili özellikler, konutun hukuki özellikleri, konutun mevkisi ile ilgili özellikler, konutun bulunduğu mahalle özellikleri ve konutun fiziksel özellikleri araştırılmıştır. Konut ihtiyaçlarından estetik gereksinmeler ise ya göz ardı edilmiş ya da sınırlı değişkenler ile incelenmiştir.Konut fiyatı çalışmaları genellikle Amerika ve Avrupa ülkelerinde yapılmıştır. Türkiye'de bu konuda yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu sebeple bu çalışma çevre estetiğinin konut fiyatlarına olan etkisini İzmir ili içinde, apartman tipi kiralanmış veya satın alınmış konutlar üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır.Çalışma kapsamında İzmir ili Karşıyaka ilçesi sınırında belirli bir alan seçilmiş ve bu alan içinde kalan 18 adet emlakçıdan, 42'si kiralanmış, 52'si satın alınmış 100 konut hakkında bilgiler toplanmıştır. Bilgileri elde edilen konutların cephesinin ve çevresinin durumunu gösteren fotoğrafları çekilmiştir. Bu fotoğraflar kullanılarak algısal, biçimsel ve sembolik estetik değişkeni gruplarına göre bir estetik anketi hazırlanmış ve Bornova Kız Meslek ve Teknik Lisesi 9., 10., 11. ve 12. sınıf öğrencilerinden 101 kişilik bir katılımcı grubuna anketler uygulanmıştır. Böylece fiyatı ve diğer fiziksel özellikleri bilinen konutların kendilerinin ve çevrelerinin estetik özelliklerine ait veri toplanmıştır. Konut anketleri ve estetik anketlerinden elde edilen veri hedonik fiyat yöntemi ile analiz edilmiştir.Analiz sonuçlarına göre çevre estetiği değişkenlerinden konuta sahip olma isteği, konutun bulunduğu çevrenin karmaşıklığı ve konutun bulunduğu çevrenin bakımlı olması estetik değişkenleri konut fiyatları ile ilişkili çıkmıştır. Bu çalışmanın bulguları çevre estetiği literatüründe beğeniyi ve memnuniyeti etkilediği öne sürülen fiziksel çevre faktörlerinin ekonomik değerlerinin tartışmaya açılması bakımından önemli olacaktır.

EstetikKonutKonut fiyatları
Gözde Ekşioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel tasarım ile ekolojik sürdürülebilirliğin ilişkilendirilmesi ve toplu konut bölgelerinde örneklenmesi

İnsanoğlunun yerküre üzerindeki hakimiyet kurma hırsı, doğaya çeşitli müdahaleler yapmasına ve bunun sonucunda ekolojik dengenin bozulmasına hatta ekolojik tehdidin geri dönülemez boyutlara ulaşmasına neden olmuştur. Oysa insanoğlunun varlığının sürekliliği ekolojik sürekliliğin sağlanmasıyla mümkün olabilecektir. Günümüzde ekolojik sürdürülebilirlik söylemleri giderek her alanda gündeme gelmektedir. Bu sebeple böylesine önemli bir konunun kendi meslek alanımızla da ilişkilendirilmesi gerekliliği doğmaktadır. Bu çalışmada öncelikle kentsel tasarımın çerçevesi çizilmeye çalışılmış, dünyada ve ülkemizde kentsel tasarımın nasıl yönlendirildiğinin saptamaları yapılmıştır. Kentsel tasarım, dünyada gelişmiş ülkelerdeki uygulamalar üzerinden, ülkemizde ise akademik ortamlarda yapılan çalışmalar ve kendisine tek uygulama alanı bulabildiği yarışma platformları üzerinden incelenmiştir. Kentsel tasarımı yönlendiren konular irdelendikten sonra ekolojik sürdürülebilirlik konusu ile ilişkilendirilmesi kendi eylem alanı içerisindeki bir konu üzerinde bağlantı kurularak gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Kentlerimizin en büyük problemlerinden biri olan hızlı nüfus artışı ve beraberinde getirdiği konut ihtiyacı ve buna çözüm olarak yapılan toplu konut olgusu bu kapsamda ele alınarak, ekolojik sürdürülebilirliğin toplu konut yerleşmelerindeki uygulanabilirliği ve ekolojik sürdürülebilir toplu konut tasarım ilkeleri belirlenmeye çalışılmıştır. Tüm bu çalışmalar neticesinde edinilen bilgiler, mevcut bir toplu konut yerleşimi olan İzmir, Buca Evka-1 toplu konutlarının ekolojik sürdürülebilirlik bağlamında kritik edilerek değerlendirilmiştir.

Toplu konutlar
Sevgi Girginer
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Ayvalık tarihi kent merkezinde kentsel yenileme projesi

ÖZET Ayvalık Ege bölgesinin mimari açıdan en iyi korunmuş yerleşimlerinden birisidir. Tarihi geçmişi ve iyi korunmuş yapılan ile turistik açıdan büyük potansiyele sahiptir. Fakat bu potansiyel çeşitli nedenlerden dolayı değerlendirilememektedir. Proje alanı, yerleşim içinde merkezi konuma sahip olmasma rağmen ekonomik ve sosyal açıdan verimli olarak kullanılamamaktadır. Bu alanın seçilmesindeki ana neden budur. Yapılan bu yenileme projesi ile seçilen bu alana yeni bir kullanım kazandırılmak amaçlanmıştır. Sosyal ve ekonomik faaliyetlere ağırlıklı olarak yer verilmiş ve Ayvalığ'ın turistik açıdan gelişmesine bir katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Ayvalık is one of the well protected settlements acording to architecture in Aegean region. İt have got big tourism potential with its historical pass and historical buildings. But this potantial can not utilized becouse of different reasons. The defined project area cannot used acording to social and economical potantial in spite of central location in Ayvalık. The main reason of choice of this area is this. To bring a new usage in this area is aimed with this project.

Balıkesir-AyvalıkKent merkeziTarihi kent dokusu
İsmail Bülent Erdem
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Master'sOpen AccessEN

Urban design focus on urban renewal: A case study of Barbaros neighborhood in Atasehir

Urban renewal is an improvement effort to adapt physical areas that have lost their old identity and function to today's social and economic needs using contemporary and technological approaches. Urban areas where problems such as deindustrialization, globalization, slums, poverty and deprivation, earthquakes, unplanned urbanization, and lack of urban services are observed in developed or developing countries need renewal. Contrary to popular belief, urban renewal is not just about renewing a building. A successful urban renewal project is a multidimensional process designed to create healthy, high-quality, livable cities and urban areas by assessing the physical, socioeconomic, and legal dimensions of the areas and applying one or more of the urban renewal methods appropriate to the existing area to find solutions for the areas to be renewed over time. The design dimension of urban renewal is one of the essential dimensions for projects. Renewal is an action that should be addressed to a large extent in the context of urban design. Urban design guides, one of the tools to implement an urban design, play an important role in the healthy development of cities. The guides, which are effectively used worldwide, have not yet been implemented in Turkey, so similar and unqualified buildings have appeared in most Turkish cities. However, it is known that efforts have been made in recent years to encourage local governments to create their guides under the guidance of the relevant ministries. As the study area, the slum area of Barbaros neighborhood located in Ataşehir district, on the Anatolian side of Istanbul, was examined. The reason why this area was selected as the study area is that it is foreseen that it will undergo urban renewal soon. In this context, the study area's current socio-economic and physical condition has been determined based on the field investigations and user surveys made by the municipality to form a base for the urban renewal project planned to be implemented in the Barbaros neighborhood. The problems, observations, and survey results identified in the area were compiled, proposals for application were presented, and a design guide was prepared.

Urban designUrban redevelopmentİstanbul-Ataşehir
Melek İnce
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Derelerin günyüzüne çıkarılması: Ankara için etkin bir peyzaj altyapısı

While politicians prefer to make investments on visible projects, sanitary and ecological infrastructure projects are not generally preferred or postponed due to their long-term results. Infrastructure investments, which are realized by spending a large amount of public taxes, are mostly considered problems that engineers have to solve and do not attract most people, including designers. The most crucial infrastructure problem for cities is Urban Water. For instance, water flows when we turn on the tap and discharges when we flush the toilet; however, we do not think where the water comes from and where it goes to unless a problem occurs. Nevertheless, urban morphological transformations are guided by urban water infrastructures. In this context, the relation between natural waterways, the essential component of the geomorphological process in the city, and the urban remains distant, too. For example, the streams, which have played an important role in the formation of the settlements of Ankara, are now disappeared. Throughout the 20th century, it was common for small streams to be channelized first, then covered and turned into a sewer line. However, the alarming condition of ecological phenomena like global warming, climate change, and depletion of resources in the 21st century has more clearly revealed the fact that resources should be used sustainably. The tension between economy and ecology has caused political decisions to be taken in favour of economic interests. However, it has appeared that engineering and infrastructure solutions that serve economic interests are not profitable in the long term, and ecology-oriented engineering and design solutions have begun to be implemented in the cities through the lens of landscape infrastructure. Stream daylighting projects have started to be implemented in several metropolises of the world, where the streams are channelized, transformed into a sewage line, and covered in the cities. These projects serve purposes such as flood prevention, transition to separate sewage systems, efficient use of treatment facilities, human-nature interaction, and increasing biodiversity. Hydrological features of Ankara have been neglected in the formation of the city since the 1960s. The capital, which has been struggling with flood and infrastructure problems due to rapid urbanization, is studied in terms of stream daylighting. The disappearance of waterways, which were once a determinant of urban formation, is considered as an urban planning, design, and infrastructure problem. In the 21st century, policies and infrastructure solutions for urban streams are developed not only by engineers but also by design and ecology-oriented disciplines collectively. This study investigates the historical relationship between infrastructure and urban streams through Ankara case by using city maps and various reports. It presents the "Disappeared Streams Map of Ankara" for 100 km2 area within the city center. Moreover, the criteria for stream daylighting were identified, and the sites, which can be applied, were evaluated, and the potential sites were determined for Ankara.

Urban landscapeSustainable urbanizationTechnical infrastructure
Özge İdali Özden
Middle East Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kırklareli ili İğneada beldesinde iklim değişikliği etkilerinin tespit edilmesi ve sorunların çözümüne yönelik tasarım stratejilerinin geliştirilmesi

Özellikle Sanayi Devrimi'nden sonra iklim değişikliğinin etkileri hızlanmış ve iklim değişikliği küresel bir kriz haline gelmiştir. Bu süreç, sera gazı salınımlarının artması, küresel sıcaklıkların yükselmesi, deniz seviyelerinin yükselmesi, ekstrem hava olaylarının artması gibi birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Doğal alanlarda ve yapılaşmış çevrede bu etkileri ortaya koymak ve etkin yönetimini sağlamak kritik bir konu haline gelmiştir. Birçok organizma için yaşam alanı olan, birçok faaliyetin gerçekleştirildiği ve halkın eşit kullanım hakkı olan kıyı alanlarının korunması ve sürdürülmesi bu alanların doğal süreçlerin ve ekolojik dengenin korunması açısından kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma İğneada Belde sınırları kapsamında, iklim değişikliğinin kıyı çizgisi ve yüzey sıcaklığına etkilerinin ortaya konulması ve bu etkilerin hafifletilmesine yönelik tasarım stratejilerinin geliştirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bu doğrultuda toparlanan ve üretilen veriler CBS ve Google Earth Engine yazılımları kullanılarak analiz edilmiştir. Hesaplanan yer yüzey sıcaklığı YYS değerleri CORINE 1990, 2000, 2006 ve 2018 verileri ve doğal eşikler ile entegre edilerek YYS ve arazi örtüsü değişimi arasındaki etkileşim ortaya konmuştur. Alana ilişkin ada bazlı analizler hazırlanarak bu analizlerin YYS ile ilişkisi kurulmuştur. İklim değişikliği etkilerinden biri olan deniz seviyesi yükselmesine bağlı kıyı değişimini görebilmek amacıyla 1990 ve 2023 yıllarına ait kıyı çizgileri oluşturulmuştur ve ilerleme durumu ortaya konmuştur. Böylece çalışma alanındaki iklim değişikliğinin doğal ve yapılı çevre üzerindeki etkileri analiz edilmiş ve etkilerin hafifletilmesine yönelik öneriler geliştirilmiştir.

Ayşe Yüksel Kahyaoğlu
Kırklareli University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00