Çankırı Karatekin Üniversitesi
Discipline

Çevre Sağlığı Anabilim Dalı

Çankırı Karatekin Üniversitesi

12

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

12 Theses
Master'sOpen AccessTR

Çankırı merkezde ve Eldivan ilçesinde toprakta ve toprak solucanında ağır metallerin tespiti

Ağır metaller, yoğunluğu 5 g/cm3'den fazla olan, atom numarası 20'den büyük olan, toksisite ve kirlilik yaratan metaller olarak tanımlanabilir. Ağır metallerin başlıca kaynakları, mineral gübreler, bazı anataşlar, kanalizasyon atıkları, biyositler, atıksular, kentsel atıklar, motorlu araçların egzoz gazları ve madenciliktir. Toprak solucanları yarı ıslak alanlarda yaşamaktadır ve sucul ve karasal ortamda yer alan ağır metalleri su alımı, besin yolu ve epitelden doğrudan absorbe etme gibi farklı yollarla alabilirler. Ağır metaller toprak solucanlarının ölümüne, gelişimini engellemeye, koza üretimine ve aktivitesine etki eder. Bunun yanında toprak solucanları ağır metalleri vücutlarında biriktirerek toprağın detoksifikasyonunda kullanılabilirler. Bu çalışmada Eldivan ve Çankırı merkezden onar noktadan toprak solucanı ve bu alanlardan toprak örneği alınmıştır. Toplamda 20 solucan ve 20 toprak numunesinde Cd, Pb, Cu, Zn ve Hg ağır metallerinin tespit edilemesi için ICP-OES yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan ölçümler sırasında Cd, Cu, Zn ve Hg açısından Eldivan ile merkez örnekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken Pb örneklerinin ortalaması merkezde (3,68±1,48) Eldivan'dan (1,72±1,49) istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (P≤0,05). Bunun yanında, Eldivan'da karayolu yakını bir alanda Cd, merkezde tren yolu yakınında bir alanda Zn, Eldivan'da bir tarımsal alanda Cu ve merkezde metal işleyen fabrikada ve iki tarımsal alanda Hg sınır değerlerin üzerinde bulunmuştur. Yasal sınırların üzerinde bulunan Cd, Zn, Cu ve Hg kaynaklarının pestisitler, fungisitler, fosil yakıtlar ve trafik kaynaklı olabiliceği düşünülmektedir.

Fatma Gülay Bozkurt
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Aluminyum oksit nanopartikülünün deniz suyundan izole edilen bazı bakteri suşları üzerindeki antimikrobiyal etkilerinin araştırılması

Antibiyotiklerin insanlarda, hayvanlarda ve çevrede yaygın kullanımı, immün sistem bozukluğu yaşayan hasta sayısında artış olması, gıda endüstrisinde antibiyotiklerin kullanılması ve bakterilerdeki mutasyonlar gibi sebeplerle bakteriyel antibiyotik direnci günümüzün en önemli halk sağlığı sorunlarından biri haline gelmiştir. Bakteriyel patojenlere karşı birçok metal ve metal oksitin antibakteriyel etkiye sahip olduğu bilinmektedir; ancak alüminyum oksit nanoparçacıklarının antibakteriyel etkinliği, çinko, gümüş, demir ve bakır gibi metal oksitlerin nanoparçacıklarının antimikrobiyal özelliklerine dair literatürde çok az çalışma yer almaktadır. Bu çalışmada alüminyum oksit nanopartikülünün, deniz suyundan izole edilen bazı Gram pozitif ve Gram negatif bakteri suşları üzerindeki antimikrobiyal etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, bakteri izolatlarının antibiyotik duyarlılıkları ve biyofilm oluşumları değerlendirilmiştir. İzolatların antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesinde Kirby-Bauer Disk Difüzyon Testi, biyofilm aktivitelerinin değerlendirilmesinde ise Miktotitre Plaka Yöntemi kullanılmıştır. Aluminyum Oksit nanopartikülünün çalışmada kullanılan Gram negatif ve Gram pozitif bakteriler üzerindeki antimikrobiyal etkileri, Mikrobroth Dilüsyon Testi ile araştırılmıştır. Çalışma sonucunda, kullanılan bakteri suşlarının antibiyotik duyarlılıklarının birbirinden farklılık gösterdiği yine bu bakteri suşlarının hepsinin biyofilm oluşturma yeteneğine sahip olmadığı ve Aluminyum Oksit nanopartikülünün bu suşlar üzerindeki antibakteriyel aktivitesine bakıldığında ise Minimum İnhibisyon Konsantrasyonunun >2 mg/mL olduğu ve Minimum Bakterisidal Konsantrasyonunun >1mg/mL olduğu ortaya konmuştur. Aluminyum Oksit nanopartikülünün antimikrobiyal etkileri üzerine yapılan fazla çalışma olmaması sebebiyle, bu çalışma literatüre katkı sağlayacaktır.

Hafize Bağ
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tatlısu ekosistemlerinde mikroplastik yüzeylerinde biyofilm oluşturan potansiyel patojen mikroorganizmaların antibiyotik duyarlılığı

Her geçen gün küresel ölçekte önemli bir çevre sorununa dönüşen mikroplastiklerin üzerindeki biyofilm oluşturan potansiyel patojenlerin sucul ekosistemlere taşınmasında bir vektör rolü oluşturmaları bu endişe verici kirleticilerden kaynaklı tehditin boyutlarını arttırmaktadır. Mikroplastiklerin üzerinde oluşan biyofilm içinde bulunan patojenler, sucul ortamlarda uzun mesafelere taşınabilir ve bu durum hem insan sağlığı hem de sucul canlılar için önemli bir risk oluşturabilmektedir. Özellikle, bu biyofilm içindeki antibiyotik dirençli bakterilerin bulunması ve bu yolla yayılması, sadece toplum sağlığı açısından ciddi bir endişe kaynağı olmakla kalmayıp çevre sağlığı açısından da büyük bir risk oluşturmaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı insan faaliyetinin yüksek olduğu Susurluk Alt havzasında farklı polimer tiplerine sahip mikroplastiklerin üzerinde biyofilm oluşturan türler arasında potansiyel patojen türlerin tanımlanması ve bunların antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesidir. Bu kapsamda benzer fiziko-kimyasal özelliklere sahip 4 farklı alanda (Uluabat gölü, Karadere, Kocaçay ve Delta) manta mikroplastik kepçesi kullanılarak mikroplastik örneklemesi yapılmıştır. Toplanan mikroplastik örneklerinin polimer kompozisyonu ATR-FTIR ve Raman spektroskopik yöntemlerle tanımlanmıştır. Farklı polimer türlerinin üzerlerindeki biyofilm tabakasından izole edilen 87 adet mikroorganizma konvansiyonel mikrobiyolojik yöntemler, MALDI-TOF otomatize tanımlama sistemi ve DNA dizileme yöntemi ile cins/tür düzeyinde tanımlanmıştır. Bakteri türlerine göre önerilen çeşitli antibiyotiklere duyarlıkları disk difüzyon yöntemiyle belirlenmiştir. Mikroplastik örneklerinin polimer yapısı incelendiğinde en fazla polipropilen (PP), ve polietilen (PE) olduğu tespit edilmiştir. Bu plastik partiküller üzerlerinde oluşan biyofilm tabakasına hem Gram-pozitif hem de Gram-negatif mikroorganizmaların kolonize olduğu görülmüştür. En yüksek antibiyotik dirençliliğe sahip bakteriyel biyofilmin polipropilen türü mikroplastikler üzerinde olduğu görülmüş ve bu türlerin özellikle insan faaliyetlerinin çok yoğun olduğu Nilüfer bölgesinde bulunduğu tespit edilmiştir. Tüm polimer tipleri üzerinde oluşan bakteriyel biyofilm içinde en fazla görülen Gram-pozitif bakteri türlerinin koagülaz negatif Stafilokoklar, Staphylococcus aureus ve Enterococcus faecalis olduğu, Gram-negatif bakteri türlerinin ise Acinetobacter spp, Stenotrophomonas spp. ve Yersinia enterocolitica olduğu bulunmuştur. Gram-pozitif bakteriler arasında en fazla direncin trimetoprim/sulfametoksazol'e, Gram-negatif bakterilerin arasında ise en fazla direncin ampisilin ve sefoksitin antibiyotiklerine karşı olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak insan, hayvan ve çevre sağlığını içine alan "Tek Sağlık" perspektifinde değerlendirildiğinde mikroplastikler üzerinde biyofilm oluşturan antibiyotiğe dirençli patojen bakterilerin özellikle de kirliliğin yüksek olduğu bölgelerde oynayacağı vektör rolü ile besin ağına girmek suretiyle hem toplum hem de çevre sağlığı açısından büyük bir tehdit oluşturma potansiyelinin yüksek olduğunu göstermektedir.

Tülay Pekmez
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Microplastic pollution from past to present in freshwater ecosystems: Susurluk basin case

When evaluated on a global scale, microplastic pollution in aquatic ecosystems has become an important problem in recent years. Most of the studies on this pollution have been carried out in marine environments, but considering the transport routes, the investigation of plastic pollution in freshwater ecosystems has become an important issue. Historical data on the accumulation of plastic use in aquatic ecosystems, which increased with the industrial revolution in many parts of the world, is limited. In this study, the accumulation of microplastic pollution over time in Bursa region, where human activities and related pollutant production is high, was investigated by using paleolimnological approaches in two selected points, Uluabat Lake and Kocaçay Delta. Two short core samples were taken from the bottom sediments of both sampling points and these sediments were used for both dating and determination of microplastics deposited from top to bottom. It has been determined that there is Microplastic accumulation in Uluabat Lake starting from the 1960s. Especially in the lake where fiber dominance is high, this accumulation is thought to be related to the intense fishing activities. In the samples analyzed in the Kocaçay Delta, many different types of microplastics have been accumulated since 2014, although its dating was not as good as in the lake system due to the continuous mixing of the sediment in the Delta. In this study, in which the temporal profile of microplastic pollution in a freshwater ecosystem is researched for the first time in our country, it has shown that microplastics can be used as a good indicator in paleolimnological approaches, and in this way, it has revealed that an important development can be achieved both in understanding the plastic accumulation profile in the past and in providing data about the protection methods that can be taken for the future.

LakesPollutionMikroplastic+5
Fatma Feısal Almas
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Akarsu ekosisteminde su kalitesi değerlendirilmesinde swat modeli uygulaması: Tatlıçay havzası örneği (Çankırı, Türkiye)

Su, çevre sağlığını etkileyen en önemli aktörlerden biridir. Bu nedenle suyun doğadaki davranışının tahmin edilmesi, izlenmesi ve su kirliliğinin oluşmadan önlenmesi, çevre sağlığı açısından oluşabilecek sorunların önüne geçmeyi kolaylaştırmaktadır. Suyun davranışını tahmin etmek için hidrolojik döngünün havza bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirmeyi yapabilmek için, hidrolojik süreçlerin matematiksel temsilini yapmaya yarayan hidrolojik modellerden faydalanma potansiyeli yüksektir. Hidrolojik modeller, çevre sağlığı alanında sıklıkla karşılaşılan sorunlardan kötü su kalitesi, kirlilik, partikül ve sediman taşınımı, yağ ve petrol türevlerinin yayılması gibi problemlerin tahmini ve izlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada, Çankırı İli yerleşiminde çevre sağlığını iyileştirmeye yönelik çözümler önermek için 2 boyutlu bir yüzey suyu modeli olan SWAT kullanılarak, Tatlıçay akarsu ekosistemi ve mevcut su kalitesi simüle edilmiştir. Girilen verilerin doğruluğu ve modelin geçerliliği yapılan kalibrasyon ve validasyon çalışmalarıyla kontrol edilmiş, oluşabilecek olumsuz senaryolar karşısında hızlı, doğru ve etkili çözüm üretebilme imkanı sunulması amaçlanmıştır.

Akarsu havzalarıCoğrafi bilgi sistemleriEkohidroloji+7
Eren Germeç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı rakım seviyelerinde postnatal canlı bebeklerin 0-48saat arası satürasyon düzeylerinin araştırılması

Bu çalışma iki farklı rakım seviyelerine sahip olan Ardahan (1900 m) ve Adana (29m) illerinde yenidoğan canlı bebeklerin 0-48 saat aralığında oksijen satürasyon seviyelerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın materyalini; Adana ve Ardahan illerinde yeni doğum yapmış ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 200 yenidoğan annesi ve yenidoğan oluşturmuştur. Veriler kişisel bilgi formu ve APGAR skoru ile toplanmıştır. İllere göre yapılan postnatal O 2 satürasyon ölçümleri Ardahan ilinde 0. saat için 90.94±2.78, 8. saat için 94.26±1.78, 12. saat için 95.52±1.70, 24. saat için 96.13±1.46 ve 48. saat içinde 96.65±1.41 olduğu, Adana ilinde ise 0. saat için 90.28±2.76, 8. saat için 93.71±1.39, 12. saat için 95.05±1.34, 24. saat için 95.84±1.30 ve 48. saat içinde 96.15±1.27 olduğu tespit edilmiştir. Yapılan APGAR skorlamasında Ardahan ilinde yaşayan annelerin bebeklerinin %53'nün, Adana ilinde yaşayan annelerin bebeklerin ise %48'inin 8 puan aldıkları belirlenmiştir. Sonuç olarak, 0-48. saatler aralığında 1900 m yükseklikteki Ardahan'da doğan bebeklerin satürasyon seviyelerinin 29 m yükseklikteki Adana ilinde doğan bebeklerin satürasyon seviyelerine göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu belirlendi. Bu durum; Adana iline son dönemde artan Suriye ve Afgan uyruklu vatandaşların aşırı derecede göç ederek bölge insanının O 2 satürasyon ortalamasını düşürdüğü şeklinde açıklanabilir. Bu nedenle; farklı zaman aralıklarında yeni araştırmalar yapılarak, dönemsel rakım değişikliklerinin postnatal canlı bebeklerin satürasyon düzeylerinin nasıl etkilediğiyle ilgili çalışmaların yapılması önerilmektedir.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerOksijen satürasyonları+2
Deniz Parlak
Ardahan University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Aktaş, Çıldır Gölü ve Kura Nehri suyunun kütle soğurma katsayıları, toplam foton etkileşim tesir kesitleri, etkin atom numaraları ve elektron yoğunluklarının WinXCom yardımıyla belirlenmesi

Bu çalışmada Ardahan ilinde bulunan Aktaş, Çıldır gölü ve Kura Nehri havzalarından alınan su örneklerinin elemental analizleri ICP-MS kullanılarak yapılmıştır. Kütle soğurma katsayıları, toplam foton etkileşim tesir kesitleri, etkin atom numaraları ve elektron yoğunlukları, doğal radyasyonun önemli bir kaynağı olan Ra-226'nın, Rn-222, Bi-214 ve Po-214'e bozunurken açığa çıkan ana γ-ışını enerjileri (Rn-222 için 186.211, Bi-214 için 53.2275, 241.997, 295.224, 351.932, 785.96, Po-214 için 609.312, 665.453, 768.356, 806.174, 934.061, 1120.287, 1155.19, 1238.111, 1280.96, 1377.669, 1401.50, 1407.98, 1509.228, 1661.28, 1729.595, 1764.494, 1847.420, 2118.55, 2204.21 ve 2447.86 keV) için, WinXCom yardımıyla belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Aktaş Gölü, Çıldır Gölü, Kura Nehri, WinXCom, Radyasyon, Kütle Soğurma Katsayısı, Toplam Foton Etkileşim Tesir Kesiti, Etkin Atom Numarası, Elektron Yoğunluğu.

Aktaş GölüArdahanAtomlar+7
Rumeysa Günay Ağaoğlu
Ardahan University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sanal gerçeklik destekli ve destekli olmayan video temelliçevre eğitiminin hemşirelerin empati düzeylerine ve çevre etiği yaklaşımlarına etkisi

Çalışmada sanal gerçeklik destekli ve destekli olmayan video temelli çevre eğitiminin hemşirelerin çevre etiği yaklaşımlarına ve empati düzeylerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Randomize kontrollü üç kollu deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 01.10.2022-30.04.2023 tarihlerinde Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki bir ilde yer alan Devlet Hastanesi'nde çalışan ve örnekleme alınma kriterlerine uyan 91 hemşire [sanal gerçeklik destekli çevre eğitimi alanlar (deney 1 grubu) (n=30), sanal gerçeklik destekli olmayan çevre eğitimi alanlar (deney 2 grubu) (n=30) ve çevre eğitimi almayanlar (kontrol grubu) (n=31)] oluşturmuştur. Çalışma verileri "Hemşire Tanıtıcı Formu", "Empati Düzeyi Belirleme Ölçeğ i" ve "Çevre Etiği Yaklaşımları Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Deney 1 grubundaki hemşirelere çevre koruma, geri dönüşüm ve iklim değişikliği konularında Çevre Vakfı, Doğa ve Çevre Vakfı, Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı ve Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı tarafından hazırlanan haftada bir gün eğitim olacak şekilde iki hafta boyunca toplamda iki kere çevre eğitimi videoları ders içeriği olarak sanal gerçeklik gözlükleri ile izletilmiştir. Deney 2 grubundaki hemşirelere ise bu çevre eğitim videoları iki hafta boyunca toplamda iki kere cep telefonu ile izletilmiştir. Her bir eğitim uygulaması yaklaşık 45 dakika kadar sürmüştür. Kontrol grubundaki hemşirelere herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Girişim öncesi ve sonrası tüm gruplardaki hemşirelere veri toplama formları uygulanmıştır. Niceliksel veriler için üç ve üzeri grupların karşılaştırmasında KruskallWallis H testi; iki grup karşılaştırmasında Mann-Whitney U Testi kullanılmıştır. Ön test ve son test ölçek puanlarının karşılaştırmalarında ise Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Nitel veriler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Chi-square analizi kullanılmıştır. Ölçek puanları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi için Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p< .05 düzeylerinde değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalama değeri vii 29.52±6.35 olup, % 68.1'i kadındır. Çevre Etiği Yaklaşımları Ölçeği alt boyutu biyosentrik yaklaşım ile Empati Düzeyi Belirleme Ölçeği toplam puanı ve alt boyutlarından bilişsel empati, sosyal beceriler arasında olumlu yönde birer ilişki bulunmaktadır. Çevre Etiği Yaklaşımları Ölçeği alt boyutları ekosentrik ve antroposentrik yaklaşımlar ile Empati Düzeyi Belirleme Ölçeği toplam puanı ve alt boyutları (bilişsel empati, duygusal tepki ve sosyal beceriler) arasında istatistiksel olarak anlamlı birer ilişki bulunmamaktadır. Deney 1 grubunun biyosentrik değeri sanal gerçeklik destekli çevre eğitimi sonrası düşmüş, Empati Düzeyi Belirleme Ölçeği toplam puanı değeri ve bilişsel empati değeri yükselmiştir. Deney 2 grubunun Çevre Etiği Yaklaşımları ve Empati Düzeyi Belirleme Ölçekleri değerleri sanal gerçeklik destekli olmayan çevre eğitimi sonrası istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Kontrol grubunda ise Empati Düzeyi Belirleme Ölçeği toplam puanı değeri ve bilişsel empati, sosyal beceriler değerleri önteste göre sontest sonrası yükselmiş fakat bu değerlerin gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar göstermediği anlaşılmıştır. Çevre eğitimi sonrası deney 1 grubunun biyosentrik değerinin, deney 2 ve kontrol gruplarının biyosentrik değerlerinden daha düşük olduğu saptanmıştır. Çalışmada hemşirelere sanal gerçeklik destekli çevre eğitimi verilmesinin biyosentrik değeri azalttığı; empati değerini ve özellikle bilişsel empati değerini arttırdığı görülmüştür. Sanal gerçeklik destekli çevre eğitiminin, sanal gerçeklik destekli olmayan çevre eğitimine göre biyosentrik değeri düşürmede daha avantajlı olduğu anlaşılmıştır. Bir çevre eğitimi yöntemi olarak sanal gerçeklik destekli çevre eğitimi; hemşirelerde biyosentrik yaklaşımı azaltmak ve empati düzeyini artırmak için kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Hemşire, Çevre Eğitimi, Çevre Etiği, Çevre Etiği Yaklaşımları, Sanal Gerçeklik, Empati

Serhat Düzenci
Ardahan University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel ayak izi; seçilmiş OECD ülkelerinin küresel ayak izlerinin Topsis Yöntemiyle karşılaştırılması

İnsanlık tarihinden itibaren doğal kaynakların kullanımı sonrasında atık oluşumu meydana gelmektedir. İnsanoğlu enerji üretmek için doğal kaynakları kullanmaktadır. Üretilen bu enerjinin günlük hayatta kullanılması ihtiyaçtır. Doğal kaynakların aşırı kullanımı dünyanın geleceğini olumsuz etkilemektedir. Doğal kaynakların kullanımı dünyada küresel ayak izi kavramını ortaya çıkarmıştır. Küresel ayak izi insanoğlunun çevreye olan etkisini ifade eden bir kavramdır. Küresel ayak izi insanların doğaya etkilerini inceler ve kendine sürdürülebilirliği amaç edinir. İnsanoğlu yaşadığı çevreyi tahrip etmeden sürdürülebilir şekilde yaşamayı bilmelidir. Çevrenin düzenini ve sürdürülebilirliğini sağlamak için duyarlı olmak insanlık görevidir. Sürdürülebilir bir çevre gelecek nesiller için önem ifade etmektedir. Gelecek nesillerin refah ve temiz bir çevrede yaşamaları için çevre dostu yenilenebilir kaynaklar kullanılmalıdır. İnsanoğlu tarihinin ilk gününden itibaren üretim faaliyetlerine başlamıştır. Ancak endüstriyel üretimin artmasıyla birlikte bu üretim faaliyetleri çevreyi etkilemekte ve ciddi ölçüde atık oluşumuna sebebiyet vermektedir. Üretilen bu ürünlerin tüketilmesi sonrasında oluşan atıkların önüne geçilip geri dönüştürülebilmesi sürdürülebilirlik açısından önemlidir. Atık oluşumun önüne geçilmesi için öncelikle insanların bilinçlendirilmesi önemlidir. Bu çalışmada ülkelerin küresel ayak izleri üzerine analiz yapılması için Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemi kullanılmıştır. Öncelikle Entropi yöntemiyle seçilen OECD ülkelerinin ağırlıkları belirlenmiş daha sonra Topsis yöntemiyle ülkelerin sıralaması elde edilmiştir. Bu sayede seçilen OECD ülkelerinin küresel ayak izine olan etkisi incelenmiştir.

Mustafa Misir
Ardahan University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anaerobik biyoreaktörde atık çörek otunun (Nigella Sativa) biyoetanol üretiminde kullanım potansiyelinin araştırılması

Dünyada enerji ihtiyacının artması, alternatif enerji kaynakları arayışını zorunlu kılmıştır. Bu nedenle biyometan, biyohidrojen, biyokömür, biyodizel ve biyoetanol gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına ilgi artmıştır. Biyoyakıt üretiminde, hammadde yerine çeşitli organik kökenli atık tipleri kullanımı tercihi, maliyet ve atık yönetimi göz önüne alındığında son yıllarda daha cazip hale gelmiştir. Organik atıklar, sera gazı salınımı başta olmak üzere su ve toprak kirliliği gibi çevre sorunlarına neden olmaktadır. Bu sorunları, minimize etmek için organik atıkların yönetimine ilişkin stratejiler geliştirilmelidir. Bu kapsamda, organik atık biyokütle tiplerinin çevre dostu biyoetanol üretiminde değerlendirilmesi son yıllarda araştırmacıların odak noktası olmuştur. Bu kapsamda, Türkiye'de soğuk pres çörek otu yağı üretimi sonrası üreticiler tarafından elde edilen atık posa da biyoetanol üretimi için değerlendirilebilir. Bu atık, genel olarak çöpe atılmaktadır. Bazen de, hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Tez çalışmasının özgün yanı, organik kökenli çörek otu posası atığı kullanılarak biyoetanol üretim potansiyelini belirlemek olup, bu kapsamda literatürde herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle çalışmada, yağ üretimi sonrası üreticiler tarafından elde edilmiş atık temin edilmiştir. Bu atıklar, karışık bakteriler ile biyoetanol üretimi amacıyla ham madde olarak incelenmiştir. Tez çalışmasında, çörek otu posası atığının (i) doğrudan (5 gr çörek otu/L ve 10 gr çörek otu/L) ve (ii) dekoksiyon ön işlemi sonrası ekstrakt sıvısı (5 gr çörek otu ekstraktı/L ve 10 gr çörek otu ekstraktı/L) olarak iki şekilde kullanımı ile, farklı organik yükleme oranları ve 5.0 başlangıç pH değerinde işletilecek anaerobik kesikli reaktörlerde (ABRs), biyoetanol üretim performansının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, 5 gr çörek otu/L ve 10 gr çörek otu/L olarak doğrudan kullanımda sırasıyla maksimum 5.53 mL ve 8.07 mL biyoetanol üretimi saptanmıştır. Ayrıca, 5 gr çörek otu ekstraktı/L kullanılan biyoreaktörlerde 2.89 mL ve 10 gr çörek otu ekstraktı/L kullanılan biyoreaktörlerde 2.79 mL biyoetanol üretimi belirlenmiştir. Sonuç olarak, biyoetanol üretimi amacıyla çörek otu posasının ham madde olarak kullanılabilir olduğu saptanmıştır. Bu çalışmanın, dünyada biyoetanol üretimi ve atık yönetimine ilişkin stratejilere, literatüre önemli katkı sağlaması öngörülmektedir.

Betül Çelik
Ardahan University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Coğrafi bilgi sistemleri destekli analiz ile Kars ili Arpaçay ilçesi Kuyucuk Gölü'ndeki su çekilmesinin nedenlerinin araştırılması

Bu çalışmada, Türkiye'nin önemli Ramsar Alanlarından biri olan Kuyucuk Gölü'nün kuruma sürecini incelenmiştir. Göl ve çevresinin ekolojik ve sosyoekonomik önemi göz önünde bulundurularak, iklim değişikliğinin ve insan kaynaklı faktörlerin göl üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışmada, Meteoroloji genel müdürlüğünden meteorolojik veriler, Devlet Su İşleri'nden (DSİ) ise çalışma alanına yapılan göletlerin teknik ve hidrolojik özellikleri temin edilmiştir. Daha sonra Thornthwaite buharlaşma yöntemi analizi ile bölgedeki potansiyel buharlaşma hesaplanmış, Ters Mesafe Ağırlıklı Enterpolasyon (IDW) yöntemi ile göl yüzeyindeki sıcaklıklar tespit edilmiş ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ile gölün yüzeyinin sıcaklık haritaları oluşturulmuş ve göl havzasında bulunan göletlerin yeri ve gölü besleyen akarsuların konumları harita üzerine işlenmiştir. Göl yüzey alanında gözlenen çekilme süreci uydu görüntüleri vasıtasıyla yıllık olarak takip edilmiştir. Ayrıca, tarımsal sulama ve hayvancılık amaçlı inşa edilen göletlerin su tutma kapasiteleri hesaplanmış ve bu yapıların göl üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular ışığında Kuyucuk Gölü'nün son yıllarda artan buharlaşma ve azalan yağış miktarları ve inşa edilen göletler nedeniyle ne derece küçüldüğü belirlenmiştir. Sonuçlar, sulak alanların korunması ve sürdürülebilir yönetimi için iklim değişikliği etkilerinin dikkate alınmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Sözcükler: Kuyucuk gölü, IDW (Ters mesafeağırlıklı enterpolasyon yöntemi), Thornthwaite Yöntemi, CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri)

Çevre sağlığı
Selma Ulutaş
Ardahan University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin halk sağlığına etkisinin farkındalık ve bilgi düzeyinin araştırılması: Ardahan ili örneği

Bu çalışma, Ardahan ilinde yaşayan bireylerin küresel ısınma ve iklim değişikliğine ilişkin bilgi düzeyleri ve farkındalıklarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma yaklaşımıyla, tarama modeli kullanılarak yürütülen araştırma 350 katılımcı ile tamamlanmış; veriler Demografik Bilgiler Formu ve yüksek güvenirliğe sahip İklim Değişikliği Tutum Anketi aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular, katılımcıların iklim değişikliğini küresel ve yerel ölçekte önemli bir sorun olarak algıladıklarını ve özellikle sağlık, tarım, hayvancılık ve su kaynakları üzerindeki etkilerine yönelik yüksek farkındalık sergilediklerini ortaya koymuştur. Buna karşın, genel bilgi düzeyinin yeterli olmadığı ve yerel düzeydeki mücadele çalışmalarının yetersiz bulunduğu belirlenmiştir. Demografik değişkenler açısından, kadınların ve eğitim düzeyi yüksek bireylerin iklim değişikliğine yönelik tutum puanlarının anlamlı biçimde daha yüksek olduğu saptanırken, yaş ve ikamet yerinin tutum üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Sonuç olarak, Ardahan ili genelinde iklim değişikliğine yönelik farkındalık düzeyinin yüksek olduğu ve iklim değişikliğinin toplum tarafından önemli bir sorun olarak algılandığı belirlenmiştir. Bu kapsamda; iklim değişikliğinin halk sağlığı üzerindeki etkilerini dikkate alan politikaların geliştirilmesi, eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması ile iklim uyum stratejilerinin hayata geçirilmesinin, bölgesel dirençliliğin artırılmasına önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.

Semra Büyükkaya
Ardahan University · Institute of Graduate Studies
2026
00