
431
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Ayaktan tedavi alan psikiyatri hastalarında sağlık anksiyetesi ve içselleştirilmiş damgalanma algısı ile ilaç uyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Ayaktan tedavi alan psikiyatri hastalarında sağlık anksiyetesi ve içselleştirilmiş damgalanma algısı ile ilaç uyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yürütülen araştırma 286 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Morisky Tedavi Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı testler (ortalama, standart sapma, medyan, yüzde dağılımları) ile nonparametrik testler ve kolerasyon testleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği toplam puanı 60,65±15,32 ve sağlık anksiyetesi toplam puanı 20,46±9,33 olarak hesaplanmıştır. İlaç uyumu %33 oranında yüksek, %52 oranında orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Korelasyon analizinde Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği alt boyutları ve toplam puan ortalamaları ile sağlık anksiyetesi puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu, damgalanmaya karşı direnç alt boyutu ile sağlık anksiyetesi arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Hastaların sosyodemografik özelliklerine göre incelendiğinde, 40 yaş altındakilerin, boşanmış olanların, ücretli bir işte çalışmayanların, düşük ilaç uyum düzeyine sahip olanların içsellştirilmiş damgalanma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca boşanmış olanların ve ücretli bir işte çalışmayanların sağlık anksiyetesi düzeylerinin diğer gruplara göre daha yüksek olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Psikiyatri hemşireleri, hastaların yaşadığı damgalamayı ve anksiyeteyi azaltmada ve tedaviye uyumlarını artırmada önemli rollere sahiptir. Bu nedenle hastaların iyileşme ve rehabilitasyon sürecinde dayanıklılık geliştirmelerine ve güçlenmelerine destek olacak uygulamalarda aktif rol üstlenmelidir.
Hemşirelik öğrencilerinde internet bağımlılığı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışma, hemşirelik öğrencilerinde internet bağımlılığı ve uyku kalitesi düzeylerini belirlemek, internet bağımlılığı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte yapılan bu çalışmanın evrenini, Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında Çankırı Karatekin Üniversitesi Hemşirelik Bölümünde eğitim-öğretim gören 400 öğrenci oluşturmuştur. Örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden, verilerin toplandığı tarihlerde eğitimine devam eden öğrenciler oluşturmuştur. Veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği (YİBÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ortalama, standart sapma, ortanca, Kolmogorov-Smirnov Testi, Spearman'ın Rho Katsayısı, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis H Testi, Dunn Testi ve Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre YİBÖ puan ortalaması 30,61±16,71 ve PUKİ puan ortalaması 5,96±2,68 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerden 17-20 yaşında olanların, 21 yaş ve üzerinde olanlardan (p=0,047), 1. sınıf öğrencilerinin, diğer sınıflardaki öğrencilerden (p<0,001), ev ortamında yaşayanların yurt odasında kalanlardan (p=0,010), günlük internet kullanım süresi 4 saat ve üzerinde olanların daha az kullananlardan (p=0,030), interneti sosyal medya amacıyla kullananların diğer amaçlarla kullananlardan (p=0,028) internet bağımlılığının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Uyku kalitesi bakımından, sigara kullananların (p=0,032), yurt odasında kalanların (p=0,026), günlük internet kullanım süresi 4 saat ve üzerinde olanların (p=0,001) istatistiksel olarak daha fazla düzeyde kötü uyku kalitesine sahip oldukları saptanmıştır. Ayrıca, öğrencilerin YİBÖ ve PUKİ puanları arasında pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). Sonuç olarak, internet bağımlılığı yüksek olan hemşirelik öğrencilerinin daha kötü uyku kalitesine sahip olması, internet bağımlılığının uyku kalitesi ile ilişkili önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Bu nedenle iyi uyku kalitesi ve bilinçli internet kullanımının sağlanabilmesi için, gerekli eğitim planlamaları ve psikososyal destek programlarının ivedilikle yapılması önerilmektedir.
Üniversite öğrencilerinde kumar bağımlılığı ve dürtüsellik ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmayla, üniversite öğrencilerinde giderek yaygınlaşmaya başlayan kumar bağımlılığının dürtüsellikle olan ilişkisi incelenmek istenmiş ve bu doğrultuda Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'ndeki 489 öğrencinin katılımıyla çalışma yürütülmüştür. Ankette öğrencilerin demografik bilgileri için hazırlanmış bir form, patolojik kumar oynama davranışını ölçmek için South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT) ve dürtüsellik ilişkisini incelemek için Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11-KF) kullanılmıştır. Toplanılan veriler IBM SPSS 22 paket programıyla analiz edilmiş ve bulgular bu doğrultuda tartışılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre kumar bağımlılığı ile dürtüsellik arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür (r=.26, p<.001). Aynı zamanda üniversite öğrencilerinde dürtüselliğin, kumar bağımlılığı üzerinde anlamlı, pozitif yönde ve zayıf düzeyde etkisi olduğu saptanmıştır (R=,265; R2: ,070; p<,05). Bu doğrultuda "muhtemel patolojik kumarbaz" düzeyinde puan alan (Ort.=2.31, SS.=.67) üniversite öğrencilerinin, kumar puanı daha düşük ve normal olan (Ort.=1.91, SS.=.44) öğrencilere göre dürtüsellikleri anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Psikiyatri hemşiresi olarak, kumar bağımlılığı açısından risk grubunda olan dürtüselliği yüksek bireylere psikososyal eğitimler ve danışmanlık hizmeti verilerek koruyucu önlemler alınması önerilir.
Hemşirelerde psikolojik sermayenin örgütsel özdeşleşmeye etkisi
Psikolojik sermaye, bireyin "kim olduğu" ve "kim olabileceği" ile ilgilenen, günümüz örgüt ihtiyaçları doğrultusunda gelişmiş çalışanların yeteneklerinin, psikolojik kapasitelerinin, güçlü yönlerinin örgüt için değerli, üretken ve sürdürülebilir sonuçlar elde etmede önemli rol oynayan ve bu sayede sürdürülebilir örgütsel başarı ve rekabet üstünlüğü elde etmeyi amaçlayan eşsiz bir kaynak olarak ifade edilir. Örgütsel özdeşleşme, birlik veya topluluğa ait olmayı örgüt üyesi tarafından örgütün amaçları, inançları, değerleri, davranışları, bilgi ve becerilerinin kendi amaçları, inançları, değerleri, davranışları, bilgi ve becerileri olarak görülmesi, örgütsel kararlara katılmaya, örgütsel fonksiyonlara uygun davranmaya ve örgütsel davranış biçimlerini benimsemeye yönlendiren bir kavram olarak tarif edilmektedir. Sağlık hizmetlerinin önemli bir parçası olan hemşirelerde psikolojik sermaye ve örgütsel özdeşleşme düzeylerinin belirlenmesi ve hemşirelerde psikolojik sermayenin örgütsel özdeşleşmeye etkisini ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışma; Ankara'da bir özel üniversite hastanesinde çalışan 275 hemşireden elde edilen veri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Çalışma verisi; "Psikolojik Sermaye Ölçeği" ve "Örgütsel Özdeşleşme Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Psikolojik Sermaye ölçeğinin güvenirliği Cronbach's Alpha=0,925, Örgütsel Özdeşleşme ölçeğinin güvenirliği Cronbach's Alpha=0,910 olarak yüksek bulunmuştur. Psikolojik sermaye ile örgütsel özdeşleşme arasında r=0.521 pozitif orta (p=0,000<0.05) düzeyde korelasyon bulunmuştur. Örgütsel özdeşleşme düzeyindeki toplam değişim %28,5 oranında iyimserlik, psikolojik dayanıklılık, umut, öz yeterlilik tarafından açıklanmaktadır (R2=0,285). Psikolojik sermaye ile örgütsel özdeşleşme arasındaki neden sonuç ilişkisini anlamlı bulunmuştur (F=101,856; p=0,000<0.05). Örgütsel Özdeşleşme düzeyindeki toplam değişim %26,9 oranında psikolojik sermaye tarafından açıklanmaktadır (R2=0,269). Psikolojik Sermaye örgütsel özdeşleşme düzeyini arttırmaktadır (ß=0,521).
Akran zorbalığını önlemeye yönelik okul sosyal hizmeti müdahalesi
Akran zorbalığı; mağdur, zorba ve seyirci üçgeninde geçen olumsuz bir durumdur. Kişilerin çeşitli yollarla sistematik olarak baskılanması şeklinde yaşanan bu olaydan zorba, mağdur ve seyirci farklı açılardan olumsuz olarak etkilenmektedir. Dünyada, akademik başarıda düşüş, depresyon, bağımlılık, intihar vb. sorunlara yol açabilen, zorbalık olaylarının azaltılmasına yönelik çeşitli programlar geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Bu çalışma kapsamında seyircinin müdahale becerilerini geliştirmek ve zorbalığa yönelik tutumun olumlu yönde değiştirilmesi amacıyla zorbalık rollerinden seyirciyi hedef alan okul sosyal hizmeti grup müdahale programı geliştirilmiştir. Araştırmada karma desen kullanılmıştır Çalışmanın nicel bölümünde yarı deneysel model kullanılırken nitel kısımda odak grup görüşmesinden yararlanılmıştır. Çalışma grubu 36 (18 deney grubu ve 18 kontrol grubu) 4. Sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında seyircilerin müdahale becerilerini ölçmek için Zorbalıkta Seyirci Müdahale Ölçeği ile seyircilerin zorbalığa yönelik tutumları üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla ise Çocuklar İçin Zorbalığa Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Programın etkililiğini ölçmek için nicel verilerin yanı sıra odak grup görüşmesi ile nitel veriler değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen programın öğrencilerin akran zorbalığına karşı tutumlarında ve seyircilerin zorbalığa karşı müdahale becerilerinin geliştirilmesinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Geliştirilen programın sonraki çalışmalarda kapsamının genişletilmesinin ve farklı yaş gruplarında da uygulanarak etkililiğinin test edilmesinin daha iyi sonuçlar vereceği düşünülmektedir.
Endoskopi sırasında sanal gerçeklik uygulamasının ağrı ve anskiyete üzerine etkisinin belirlenmesi: Randomize kontrollü bir çalışma
Sanal gerçeklik invaziv tıbbi işlemler sırasında ağrı ve anksiyetenin azaltılmasında potansiyel bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Endoskopi işlemi, invaziv bir girişim olduğundan, bu tür işlemler sırasında ağrı ve anksiyete sıklıkla eşlik eden faktörlerdir. Gelişmiş teknoloji sayesinde, sanal gerçeklik uygulamaları bireylerin bilişsel ve dikkat süreçlerini hedef alarak bu olumsuz duyumları azaltabilir. Sanal gerçeklik gözlükleri ile çok boyutlu bir deneyim haline gelen sanal gerçeklik sahneleri, aynı zamanda arka planda müzik eşliğinde, bireyleri mevcut tıbbi işlemin dışına çeker. Bu tür nonfarmakolojik girişimler ağrı ve anksiyete yönetiminde kullanılan hemşirelik uygulamalarında olarak kabul edilebilir. Bu araştırma Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Endoskopi Ünitesinde, endoskopi işlemi yapılan hastalarda, işlem sırasında sanal gerçeklik uygulamasının ağrı ve anksiyete seviyeleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini 22.06.2022-30.12.2022 tarihleri arasında ilgili kurumun endoskopi ünitesine başvuran hastalar, örneklemini ise 50 girişim, 50 kontrol grubu oluşturdu. Çalışmada verileri, Hasta tanıtıcı klinik özellikler formu, Visual Analog Skalası, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ile toplandı. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 25,0 istatistiksel paket programı kullanılarak analiz edildi. Elde edilen bulgular 0,05 anlamlılık düzeyinde yorumlandı. Araştırma sonucunda; Yaşları 18-65 arasında değişen hastaların yaş ortalamaları 42,90±12,65 yıl olduğu, girişimve kontrol grupları arasında, tanıtıcı özellikler bakımından faklılık olmadığı ve grupların homojen dağıldığı (p>0,05) belirlenmiştir. SG'nin endoskopi işlemi sırasında ve sonrasında ağrı puan ortalması üzerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmadığı (p>0,05) fakat endoskopi sonrası durumluk kaygı puan ortalaması değerlendirildiğinde girişim ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p=0,001). Endoskopi işlemi sırasında sanal gerçeklik uygulaması anksiyete üzerine etkindir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiye, Endoskopi,Sanal gerçeklik
Sosyal hizmet uzmanlarının Suriyeli sığınmacılara yönelik tutumlarının farklı değişkenlere göre incelenmesi
Zorunlu göç; savaş, işkence, ayrımcılık, şiddet ve korku nedeniyle bir ülkeden başka bir ülkeye yer değiştirme hareketidir. Özellikle Arap Baharı olaylarının Ortadoğu ülkelerini etkilemesi sonucunda 2011 yılında Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle ülkemizde zorunlu göç dalgasında ciddi artışlar olmuştur. Türkiye'de kayıtlı Suriyeli sığınmacıların sayısı 3.65 milyondur. Bu sayı, Türk toplumunun, sığınmacılarla birlikte hoşgörülü şekilde yaşamasını gerekli kılsa da ülkemizde Suriyeli sığınmacılara karşı çeşitli nefret söylemlerinin ve ayrımcılığın olduğu bir gerçektir. Bu araştırmanın amacı, günümüzde artan sığınmacı karşıtlığından hareketle, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneğindeki üyelerin, Suriyeli sığınmacılara dönük tutumlarını incelemektir. Araştırma 23.02.2023-06.04.2023 tarihleri arasında yapılmış, örneklem grubunu Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği üyeleri oluşturmuştur. Araştırmaya 107 kadın, 35 erkek olmak üzere toplam 142 sosyal hizmet uzmanı katılmıştır. Anket tekniğinin kullanıldığı araştırma formunda demografik sorular ve "Suriyeli Sığınmacılara Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Bu ölçeğe ek olarak araştırmacı tarafından hazırlanan, sosyal hizmet uzmanlarının sahadaki tecrübelerine yönelik 18 sorudan oluşan sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada değişkenler arası ilişkiler ve "Sosyal hizmet uzmanlarının Suriyeli sığınmacılara tutumu nasıldır?" temel sorusunun yanıtı incelenmiştir. Bulgulara göre Suriyelilere yönelik tutumların çeşitli değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Araştırma bulgularından hareketle, genel olarak sosyal hizmet uzmanlarının Suriyeliler hakkında olumlu görüşe sahip oldukları, ılımlı çözüm üretme, haklarını savunma ve onlara yardımda bulunmada olumlu görüşe sahipken, hükümetin ve halkın uyguladığı politikayı takdir etmede daha negatif tutuma sahip oldukları saptanmıştır. Sonuç olarak, Suriyeli sığınmacıların, sığınılan ülkedeki topluma uyumlarının sağlanması, ayrımcılık karşıtı uygulamaların güçlendirilmesi, medyada olumsuz temsilin engellenip kamu spotlarının hazırlanması, temel hizmetlere hak temelli yaklaşımla erişmelerini sağlayacak sosyal politikaların planlanması desteklenmelidir.
Evaluation of adults' attitudes, behaviors and beliefs toward COVID-19 vaccine
Aim: To evaluate the attitudes, behaviors, and beliefs of adults toward the Covid 19 vaccine. Method: The research is a cross-sectional study done in hospitals in the Al-Hboubi District and Al-Rifai General Hospital in Dhi Qar governorate, Iraq. Results: The mean age of the participants was 33.24±10.83, 52.6% were male and 58.5% were married. 59.2% of the research group had Covid, 87.9% had first-degree relatives with a previous covid-19 pregnancy and 33.1% had a family or relatives of death from covid-19. 66.5% of the participants were vaccinated against Covid 19. In the research group, 42.6% stated that they saw regulation against Covid 19 vaccines, 54.4% of their relatives did not approve the emergence of the covid 19 vaccine, 21.7% did not support the vaccines, and 29% stated the provisions of natural immunity. The proportion of those who received the vaccines among those with a previous history of Covid 19 disease was further investigated (p≤0.05). In addition, it is aimed that the rate of covid 19 vaccination is higher among those who have had the flu vaccine and other vaccines and those who have stated that the vaccines have been treated (p≤0.05). Conclusion: Although more than half of the research group had been vaccinated against Covid 19, 42.6% had a history of vaccinations. It has been tried to show a more positive attitude towards the covid 19 vaccine, which includes those who have the flu and other vaccines. This study suggests that the units, the importance of general inclusive donation, and the disclosure of information on vaccines and emphasizing the safety of vaccines will have a broadly positive impact on attitudes and broadly towards the covid 19 vaccine.
Determining the perceived stress level of individuals with COVID-19
Aim: To determine the individuals perceived stress level one month after they were infected with COVID-19. Methods: The study done in Baghdad, Iraq, conducted a descriptive cross-sectional study. The study sample included only 225 patients out of all patients in the two hospitals by using non probability sampling. Results: The average age of the participants is 33.19±9.98, 58.2% of them are male, 23.6% are smokers and 15.6% have a chronic disease. It was determined that 91.1% of the participants experienced covid in their family members, and 38.7% experienced death from covid in their families. 82.2% of the participants were vaccinated against covid. Participants' perceived stress scale total scores were 17.14±7.22. It has been determined that the perceived stress scale scores are higher in women and those who have died due to covid in their families (p≤0.05). Conclusions: It is observed that participants who experienced death due to Covid had higher perceived stress scores than participants who did not experience death. Nurses play a very important role in the stress management of patients, especially during long-term hospitalizations. Therefore, nurses can collaborate with other members of the healthcare team to provide patients with more effective stress management strategies. The society should be informed about covid correctly and the safety profile of the covid 19 vaccine should be emphasized.
Determination of healthy lifestyle behaviors of nurses working in hospitals in Baghdad city
Aim: This study, was aimed to determine the healthy lifestyle behaviors of nurses working in Baghdad city hospitals. Methodology: A cross-sectional descriptive study was conducted between 05.12.2021 and 01.06.2022 at Ibn El-Nafis Hospital, Ibn El-Balady Child and Maternity Hospital and Al-Kindi Training Hospital in Baghdad. The population of the study consisted of nurses working in these hospitals. The sample of the study consisted of 270 nurses who agreed to participate in the study at the data collection dates. 'Personal Information Form' and 'Healthy Lifestyle Behaviors Scale' were used to collect data. Results: The mean age of the study group was 35.60±12.21, 55.5% male, 77% married and 21.1% university graduate. The total mean score of the Healthy Lifestyle Behaviors Scale of the nurses participating in the study was 167.36 ± 88.47. It was determined that the stress management and physical activity sub-dimension scores of the Healthy Lifestyle Behaviors Scale were higher in the 36-40 age group, married, university graduates and those with normal body mass index compared to the other groups, and the difference was statistically significant (p≤0.05). Conclusion: The results of the study showed that healthy lifestyle behaviors of nurses are generally good, but physical activity and stress management levels are affected by variables such as marital status, education and body mass index.