Çukurova University
Discipline

Beyin-sinir ve Omurilik Cerrahisi Anabilim Dalı

Çukurova University

8

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

8 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel omurilik yaralanmasında ürolitin A ve nar ekstresinin mitofaji ve inflamasyon üzerine etkisi

Giriş: Ratlarda oluşturulan deneysel spinal kord yaralanması sonrasında uygulanan Ürolitin A ve Nar Ekstresinin mitofaji ve inflamatuar parametreler üzerine etkilerinin araştırılması. Yöntem: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Laboratuarı'nda, immünhistokimya çalışmaları Bezmialem Vakıf Üniversitesi Histoloji Laboratuarı'nda, elisa ve Western blot testleri Bezmialem Vakıf Üniversitesi Beykoz Araştırma Merkezi Beyin ve Sinir Cerrahisi Laboratuarı'nda gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız 4 gruptan oluşup tüm gruplarda 8'er adet olmak üzere toplamda 32 adet Sprague Dawley cinsi sıçanlar kullanıldı. Tüm deney gruplarına T9- T10 laminektomi yapıldı. Sham grubu dışındaki gruplara laminektomiyi takiben dura ortaya kondu ve Yaşargil Anevrizma Klibi ile omuriliğe kompresyon uygulanarak hasar oluşturuldu. Travma sonrası sham ve travma grubuna tedavi verilmezken Ürolitin A grubuna 12, 24 ve 36. saatlerde 50 mg/kg dozunda Ürolitin A gavaj ile verildi. Nar Ekstresi grubuna ise yine 12, 24 ve 36. saatlerde 1 ml Nar Esktresi verildi. Denekler daha sonra 48. saatte sakrifiye edilerek immünhistokimya, Elisa ve Western blot incemelesi için spinal kordlarındaki hasarlı doku örnekleri alındı. Bulgular: İnflamasyon markerlarından IL–6 ve TNF-α seviyesinin ELİSA ile değerlendirilmesinde istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilemedi. İmmunohistokimyasal incelemede hematoksilen eozin ile boyanmada sham grubu histolojik yapısı en iyi korunan grup olurken Nar Ekstresi grubu sham grubuna en yakın grup oldu. Nix ile immun boyanmada Nar Ekstresi grubu travma grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak görüldü (p = 0,020). Ürolitin A grubu da aynı şekilde nix ile daha az reaksiyon vermesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,769). Nix'in Western blot ile değerlendirmesinde de bu immünhistokimya sonuçlarına paralel bir sonuç elde edildi. Parkin ise her ne kadar mitofajide önemli bir molekül olsa da gerek immünhistokimya ile gerekse Western blot ile değerlendirmede anlamlı sonuç vermedi. Sonuç: Çalışmamızdaki verilerin neticesinde travmatik spinal kord hasarında Ürolitin A ve özellikle de Nar Ekstresinin aşırı mitofajiyi azaltarak tedavide etkili olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Travmatik spinal kord hasarı, Ürolitin A, Nar Ekstresi, mitofaji, inflamasyon

Bitki özütüMitofajiNar suyu+5
Selçuk Yapar
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fare beyin metastazı modelinde optimal stereotaktik radyocerrahi yönteminin belirlenmesi ve immünolojik etkilerinin araştırılması

Kanser hastalarında morbidite ve mortalitenin hala en önemli nedeni olan beyin metastazlarında, tümör hücrelerinin immün supresif özellikleri ve geliştirdikleri direnç mekanizmaları nedeniyle bu tümörlerin lokal kontrol başarı oranları düşmektedir. Stereotaktik radyocerrahinin beyin metastazlarında ve primer beyin tümörlerinde, immün yanıtı ve tümör mikroçevresini düzenlemede etkili olduğu artık bilinen bir gerçektir ancak hipofraksiyone radyocerrahinin beyin metastazlarında immün sistem üzerine etkisi üzerine yeterli bilgi yoktur. Ayrıca, farklı kanser türlerinde tedaviye direnç oluşumunda rolleri kanıtlanan ısı şok proteinleri ve Hippo yolağının, beyin metastazlarında radyasyon ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi doz ve fraksiyonasyonlarının bu moleküller üzerine etkisini araştıran çalışmalar kısıtlıdır. Bu amaçla B16F10 fare melanoma hücre serisi ile C57BL/6J farelerde beyin metastazı modeli oluşturduk. Fareleri kontrol ve Gamma Knife ile farklı doz ve fraksiyonlarda (15Gy, 3x7Gy, 5x5Gy) tedavi edilmek üzere dört gruba ayırdık. Her grupta sağkalım sürelerini ölçtük. Ölüm sonrası sakrifiye edilen beyinden sağlam ve tümörlü dokular ayrıldıktan sonra tümörlü dokulardan immünohistokimya ile radyasyona direnç ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi tedavi şemalarının bu moleküller üzerine etkisini değerlendirmek için HSP90 ve YAP1 düzeylerini ölçtük. ELISA ile tümörlü ve sağlıklı beyin dokularında immün yanıtı değerlendirmek için CCL4 ve IL-17A seviyelerini analiz ettik. Toplanan tüm verileri istatiksel açıdan karşılaştırdık. 15 Gy dozunda Gamma Knife tedavisi uygulanan grupta en fazla olmak üzere tedavi alan gruplar ile kontrol grubu arasında sağkalımda anlamlı fark saptadık. İmmünohistokimyasal analizde HSP90 ve YAP1 düzeyleri için gruplar arasında; ELISA ile de, CCL4 ve IL-17A düzeyleri için gruplar arasında ve her grupta sağlıklı beyin dokusu ve tümör dokusu arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark tespit etmedik. Stereotaktik radyocerrahinin immün yanıt üzerine etkinliği kanıtlanmış olsa da, özellikle beyin metastazlarındaki radyasyona direnç mekanizmalarının üstesinden gelmek için, radyocerrahinin etkin ve güvenilir doz ve fraksiyonasyonlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmamızın, ileriki çalışmalara yol gösterici olacağını umuyoruz.

Beyin neoplazmlarıDoz-cevap ilişkisi-radyasyonEnzime bağlı immünosorbent testi+6
Güven Gönen
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

MK-801 ile oluşturulan deneysel şizofreni modelinde prefrontal korteks ve hipokampusta aquaporin-4 kanallarının dağılımı

Giriş: Glimfatik sistemin önemli bileşenlerinden biri aquaporin-4 (AOP-4) kanallarıdır. Nörodejenerasyona neden olan patolojilerde glimfatik sistem ve AOP-4 kanallarında değişiklikler olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızda N-metil D-aspartat (NMDA) reseptör blokajı ile oluşturulan deneysel şizofreni modelinde AQP-4 kanallarının prefrontal korteks ve hipokampusta dağılımının araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Deneysel şizofreni modeli oluşturmak için yetişkin Balb/c farelere 11 gün boyunca NMDA reseptör antagonisti MK-801 periton içine uygulandı. Fareler (N=10-11) ilaç uygulamasının beşinci günüden itibaren uzaysal öğrenme-bellek performanslarının değerlendirilmesi amacıyla Morris su havuzu (MWM) testine alındı. MWM'de farelerin platformu bulma süresi, hedef kadranda geçirdikleri süre ve yüzme hızı Ethovision XT ile kayıtlandı. Bir grup farede (N=5) ise MWM testine alınmadan 10. günde enjeksiyondan yarım saat sonra sakrifiye edilerek hipokampus ve prefrontal korteks izolasyonu yapıldı. İmmünohistokimyasal ve elektron mikroskobik olarak AQP-4 kanalları prefrontal korteks ve hipokampusta incelendi. Davranış testlerinin istatistiksel analizinde repeated measure ANOVA, immünohistokimyasal verilerin analizinde Mann Whitney-U testi kullanıldı. Bulgular: MWM testinde, MK-801 uygulanan farelerde kontrol grubuna göre platformu bulma süresinde anlamlı artma, hedef kadranda geçirilen sürede ise anlamlı azalma bulundu (p<0,001). İmmünohistokimyasal olarak hipokampusta glia hücreleri, perinöronal alan (p<0,01) ve kapillerde (p<0,0001) AQP-4 kanallarında artma, prefrontal kortekste glial hücreler (p<0,01) ve kapillerlerde (p<0,001) anlamlı artma gösterildi. Elektron mikroskopisinde, MK-801 uygulanan farelerde hipokampal ve prefrontal kortekste glia hücrelerinde ve nöronlarda çekirdekte kromatin artışı, sitoplazmada organel harabiyeti, kapiller damar etrafında ise ödemli alanların olduğu tespit edildi. Bilişsel işlevlerde bozulmaya neden olan deneysel şizofreni modelinde prefrontal korteks ve hipokampusta AOP-4 kanallarında artma ve histolojik olarak nörodejenerasyon meydana geldi. Sonuç: NMDA reseptör blokajı ile bilişsel işlevlerde bozulmaya paralel olarak prefrontal korteks ve hipokampusta nörodejenerasyon meydana geldiği ve metabolizma son ürünlerinin ortamdan uzaklaştırılması için AQP-4 kanallarında artma olduğu ileri sürülebilir.

Akuaporin 4AkuaporinlerBellek+3
Ömer Burak Eriçek
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koyun omurları üzerinde değişik tipteki pedikül vidalarının değişik yerleşim pozisyonlarındaki sıyrılma dirençlerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Bu çalışmada en fazla osteoporotik hasta grubunun sorunu olan vida sıyrılmasını azaltmak için kullanacağımız cerrahi teknikle ve enstrümanlarla ilgili değerlendirmenin, deneysel biyomekanik tarzda yapılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Koyun omurları üzerinde değişik tipteki pedikül vidalarının değişik yerleşim pozisyonlarındaki sıyrılma dirençleri ölçülerek kayıt altına alındı. Çekim işlemlerinden önce BT görüntülemesi yapıldı. Sıyrılma dirençleri dört ana grupta ölçüldü. Bunlar; tek pozisyon-dört tip vida, tek tip vida-dört farklı pozisyon, PMMA vida–dört farklı pozisyon ve ikili vidarod sistemi idi. BULGULAR: PMMA enjekte edilmiş kanüllü vidanın en güçlü sıyrılma direncine sahip olduğu görüldü. Trapezoidal diş yapısındaki silindirik vidanın trapezoidal diş yapısındaki konik vidadan daha fazla sıyrılma direncine sahip olduğu görüldü. En güçlü sıyrılma direncine sahip olan yerleşimin ekstrapediküler yerleşim olduğunu, sonra sırasıyla bikortikal, CBT ve unikortikal yerleşimlerin geldiğini saptadık. CBT yönteminin, unikortikal yerleşimle karşılaştırıldığında anlamlı miktarda daha fazla sıyrılma direncine sahip olduğu görüldü. CBT gönderimde PMMA'nın anlamlı bir katkısının olmadığı istatistiksel olarak ortaya çıktı. Rodlu sistemlerle yapılan çekme işlemlerimiz sonucunda PMMA enjekte edilen kanüllü vidaların sıyrılmaya daha dirençli olduğunu gördük. TARTIŞMA: Pedikül vidasına ait sıyrılma direncini hem cerrahi teknik hem de vida tipi ve özellikleri birlikte etkilemektedir. PMMA enjekte edilmiş kanüllü vidaların ve trapezoidal diş yapısındaki vidaların sıyrılma dirençleri daha yüksektir. Özellikle osteoporotik hastalarda PMMA enjekte edilmiş kanüllü vidaların iyi bir seçenek olarak düşünmekteyiz. Bikortikal kurtarma 81 cerrahisinde ciddi komplikasyonlar göz önüne alındığında; kurtarma cerrahisinde CBT güçlü bir alternatif olarak görülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Omurga stabilizasyonu, osteoporoz, kurtarma cerrahisi, vida sıyrılması, malpozisyon.

FiksasyonKemik vidalarıKoyunlar+3
Coşkun Köseoğlu
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel travmatik beyin hasarında melatoninin nöroprotektif etkinliğinin kaspaz bağımlı apoptotik sinyal yolakları yönünden incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada travmatik beyin hasarı (TBH) oluşturulan ratlarda melatonin nöroprotektif etkisi kaspaz bağımlı apoptotik sinyal yolakları açısından incelenmiştir. Gereçler ve yöntem: Dicle Üniversitesi Sağlık Bilimleri Uygulama Araştırma Merkezinden temin edilen 21 adet fare 3 gruba (Kontrol, Travma,Travma+Melatonin) ayrıldı. Kontrol grubundaki hayvanlar deney süresince herhangi bir uygulamaya tabi tutulmayarak deney sonunda sakrifiye edilerek beyin dokuları toplandı. Travma ve Travma + melatonin grupları genel anestezi altına alındı ve hazırlanan büret standı ve boru düzeneği vasıtasıyla 80 cm yükseklikten 30 gr ağırlık hayvanların frontal loblarına gelecek düzeyde serbest düşüş ile deneysel TBH modeli oluşturuldu. Travma modeli oluşturulan hayvanlara 30 dk sonra intraperitoneal yolla 10 mg/kg melatonin injeksiyonu yapıldı ve enjeksiyondan 1 saat sonra hayvanlar dekapitasyon ile sakrifiye edilerek kan ve beyin dokuları alındı. Toplanan beyin örnekleri %10'luk tamponlanmış formalin solüsyonu içerisinde fikse edildi ve rutin histolojik takibe tabi duduldu. Parafine gömülen dokulardan alınan 5 µm kalınlığındaki kesitler Hematoksilen & Eozin (H&E), Luxol Fast Blue ile rutin histopatolojik değerlendirme amacıyla boyandı. Ayrıca beyin dokularından alınan seri kesit örneklerine Bax, Bcl-2, Kaspaz-3 ve Kaspaz-9 immunohistokimya uygulanarak apaoptotik proteinlerin ekspresyon düzeyleri incelendi.İstatistik analizde, Kruskal Wallis Medyan Testi kullanıldı. İkili karşılaştıramalarda Mann-Whitney U testi kullanıldı. Bulgular Kontrol grubunda serebral nöronların, nörogliaların ve büyük bir kısmı miyelinli olan sinir liflerinin normal görüntüde olduğu izlendi. Travma ve Travma + melatonin gruplarında travmaya bağlı korteks bölgesinde beyin doku kaybı açıkça gözlendi. Miyelin boyaması yapılan örneklerde kontrol grubunda miyelinli sinir liflerinin ak maddede büyük bir alan kapladığı izlenirken travma grubunda daha soluk boyanan durum demiyalinasyonu göstermekteydi. travma + melatonin grubunda ise hem soluk boyanan hem de miyelinli sinir liflerinin gözlendiği koyu boyama alanlarının varlığı tespit edildi ve demiyelinasyonun travma grubuna göre azaldığı tespit edildi. İmmunohistokimya boyaması yapılan örneklerde kontrol grubunda Bax dağılım oranının %27,12±1,83 olduğu bunun travma grubunda anlamlı şekilde arttığı ve %47,79±8,86'lık bir oran oluşturduğu, melatonin tedavisi uygulanan grupta ise Bax immunopozitivifliğinin %34,81±6,20'lik bir oran elde ettiği ve her iki grubun arasında bir yer aldığı tespit edildi. Bcl-2 immunohistokimya analizi sonucunda kontrol kesitlerinde dokuların %4,00±0,18'lik oranda pozitifliğin varlığı izlendi. Bu oranın travma grubunda %6,50±,13'e yükseldiği ve travma+melatonin grubunda ise artışın her iki gruptanda anlamlı derecede farklı olarak %7,91±2,17'ye yükseldi. Kaspaz-3 immunohistokimya analizlerimizin sonucunda kontrol grubunda dokuların %1,60±0,08'lik kısmında immunopozitivitenin varlığı izlendi. Travma grubunda bu oranın %3,51±0,74'lük orana yükselerek anlamlı şekilde artış gösterdiği, travma + melatonin grubunda ise %1,60±0,08'lik oran elde edilerek kontrol grubuna benzer immunpozitifliğin varlığı tespit edildi. Kaspaz-9 immunpozitivite değerlendirmesi yaptığımız analizlerde kontrol grubunda %1,50±0,09'luk oranın varlığı görüldü. Buna karşın travma grubunda immunopozitivitenin %3,12±0,49'a anlamlı şekilde arttığı, travma + melatonin grubunda ise bu immunpozitivite oranının %1,60±0,06 olduğu ve kontrol grubu ile benzer olduğu tespit edildi. Sonuç Çalışmamız sonucunda travmatik beyin hasarının hem iç hem de dış apoptozis ile ilişkili proteinlerin ekspresyon düzeyinde artışa neden olarak nörodejenerasyonu tetiklediği tespit edildi. Uygulamış olduğumuz 10 mg/kg'lık melatonin dozunun planlanan deney hayvan modelinde TBH kaynaklı apoptotik protein ekspresyon düzeylerini ve demiyelinasyonu hafiflettiği, ayrıca anti-apoptotik protein ekspresyonunu tetiklediği sonucuna ulaşıldı Anahtar kelimeler: Travmatik beyin hasarı, Melatonin, Apoptozis, Nörodejenerasyon, Fare

Sezer Onur Günara
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebral anevrizma tedavisinde uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: İntrakranyal anevrizmalarda, cerrahi ve endovasküler tedavi yöntemlerinin 18 yıllık dönemde retrospektif olarak sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntemler: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahi Anabilim Dalı'nda 2001-2018 yılları arasında "intrakranyal anevrizma" tanısı konulmuş toplam 1183 (722 kadın, 461 erkek; yaş ortalaması 51,3±12,4 yıl) hasta incelendi. Cerrahi ve endovasküler tedavi yöntemlerinin sonuçları, epidemiyolojik veriler, anevrizmanın lokalizasyonu, World Federation of Neurosurgical Societies (WFNS) derecesi, hastaneye başvuru semptomları, tedavi öncesi ve sonrası saptanan nörolojik muayene bulguları, mortalite ve morbiditeye etki eden diğer hastalıkları, komplikasyonlar, mortalite, geçici ve kalıcı gelişen nörolojk defisitler, kontrol "digital substraction angiography" (DSA)'de rest dolum olup olmaması, taburculuk sırasındaki Glasgow Sonuç Ölçeği (GSÖ) gibi değerleri göz önüne alınarak karşılaştırıldı. Sonuçlar: Cerrahi ve endovasküler tedavi yöntemlerinin ortalama GSÖ skorları kovaryans analizi ile karşılaştırıldığında her iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,542). Ancak, anevrizmalar lokalizasyonlarına göre sınıflandırılarak değerlendirildiğinde anterior komunikan arter (AKoA) anevrizmalarında cerrahi grubun GSÖ sonuçlarının endovasküler gruba göre istatistiksel anlamlı yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,004). Diğer lokalizasyonlarda iki tedavi yöntemi arasında istatiksel olarak anlamlı fark belirlenmemiştir. Özellikle İKA ve VBS anevrizmalarında son yıllarda sıklıkla endovasküler yöntemin tercih edilmesi sebebiyle, cerrahi yöntem ile kapatılan anevrizma sayılarının azlığı, bu çalışmanın kısıtlılıklarından bir tanesidir. İşlem sonrasında yapılan kontrol DSA sonuçları incelendiğinde cerrahi tedavi gören grupta %11,5, endovasküler tedavi grubunda %41,6 oranında rest anevrizma izlenmiştir (p=0,001). Her iki yöntemin mortalite ve morbidite oranlarına bakıldığında da iki yöntem arasında anlamlı fark saptanmamıştır. AKoA anevrizmaları gibi cerrahi tedaviye uygun lokalizasyonlarda bile son yıllarda endovasküler yöntemin tercih edilme oranlarının arttığı görülmüştür.

AnevrizmaBeyinBeyin hastalıkları+3
Barış Peker
İstanbul University
2021
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrakranial anevrizma tedavisinde kullanılan platin koile karşı beyin dokusundaki hücresel reaksiyonun değerlendirilmesi

Herhangi bir nedenle subaraknoid mesafeye (subaraknoid membran ile pia mater arasına) olan kanamalar subaraknoid kanama (SAK) olarak isimlendirilir. Kanama bir noktadan olmasına rağmen; kan, beyin omurilik sıvısı (BOS) aracılığı ile supratentorial, infratentorial ve spinal subaraknoid mesafeye yayılır. Yani, SAK santral sinir sisteminin belli bir bölgesini değil, tamamını ilgilendiren bir patolojik durumdur. SAK serebrovasküler ölümlerin %25'ine neden olur. Son yıllarda tanı ve tedavideki ilerlemelere rağmen, SAK yüksek mortalite ve morbiditesi nedeni ile ciddi bir sağlık problemi olmaya devam etmektedir. Genel olarak toplumda yılda ortalama 10/100000 oranında travmatik olmayan SAK görüldüğü kabul edilmektedir. Hastaların yaklaşık %75-90 ında sebebin anevrizma kanaması olduğu gösterilmiştir. SAK her yaşta görülebilirse de sıklıkla 50-65 yaş arasında meydana gelmektedir. Anevrizmal SAK'ın en ciddi komplikasyonu ikinci kanamadır. Birinci kanamadan sonra mortalite %30 iken, ikinci kanama sonrası mortalite %60'a ulaşmaktadır. Rüptüre anevrizma tedavisinde ön plandaki iki yöntem; cerrahi klipleme ve endovasküler koil embolizasyondur. İki yöntem karşılaştırıldığında 2002 yılındaki ISAT ( International Subarachnoid Aneurysm Trial ) çalışmasında endovasküler koil embolizasyon yönteminin cerrahi kliplemeye göre mortalite ve morbidite açısından daha düşük oranlara sahip olması, daha öncelikli kullanılır ve tercih edilir yöntem olarak ortaya çıkarmıştır. Endovasküler tedavide ana hedef anevrizmanın total oklüzyonudur. Yapılan çalışmalarda anevrizma ne kadar sıkı doldurulursa da anevrizmal kese içine konulan koil hacminin anevrizma kesesi hacmine oranının en fazla %33,3 olduğu bilinmektedir. Anevrizmal kan akımının azalması, intraanevrizmal trombüs oluşumu, koili serbestleştirmek için kullanılan elektrik akımı gibi mekanizmalar sonucunda fibrozise kadar ilerleyen bir oklüzyon periyodu düşünülmektedir. İntrakranial anevrizmaların endovasküler tedavisinde platin koiller yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda platinin inert ( kimyasal olarak aktif olmayan ) olduğu ve fibrozis sürecinde etkisinin zayıf olduğu düşünülmektedir. Ancak özelikle rüptüre olmuş anevrizmalarda platin koil ile tedavi sonrası beyin dokusu ile temasında etkisiyle fibrozis sürecinin etkilendiği düşünülmektedir. Bu çalışmada ratların beyin dokusu ile temas eden platin koile karşı gelişen hücresel değişiklikler ve platin koilin fibrozis gelişimindeki rolü akut ( 3 gün ) ve kronik ( 10 gün ) dönemde histomorfolojik açıdan incelenmiş olup, rüptüre anevrizmalarda koil embolizasyon ile anevrizma tedavisinin güvenirliliğinin değerlendirilmesine rehberlik edecek bir proje olması hedeflenmiştir. Çalışmamızda ağırlıkları 250-300 gr arasında olan 40 adet genç-erişkin Winstar-Albino Rat deney hayvanı kullanılmıştır. Ratlar Gaziosmanpaşa Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırmaları Birimi'nde üretilmiş olup deney boyunca (hayvanın yaşadığı dönemdeki deney aşaması) sabit 21 (± 1) °C sıcaklıkta ve %50 (± 10) nemli ortamda tutulmuştur. Yapay gün/gece ortamı 12 saatlik devreler halinde aydınlatmayla sağlanmıştır. 40 adet rat randomize olarak, her bir grupta 10 tane olmak üzere akut ve kronik dönemde incelenmek amacıyla 4 gruba ayrıldı. Hayvanlara yapılacak tüm girişimler genel anestezi altında uygulandı. Antibiyotik profilaksisi olarak cerrahiden 30 dakika önce 20 mg/kg sefazolin sodyum, işlem sırasında xylazine 3-10 mg/kg ve ketamine 90 mg/kg olarak tüm ratlara uygulanmıştır. 10'lu şekilde 4 gruba ayrılmış olan hayvanların akut ve kronik grup olmak üzere 2 gruba kranial orta hattan burr hole açılıp, interhemisferik aralığa platin koil konulmuş, diğer 2 gruba da sham operasyonu yapılmıştır. Hemostazı takiben tabakalar anatomik planda kapatılıp takiben 72 saat sonunda akut dönem etkileri ve 10. gün sonunda kronik dönem etkileri incelenmek amacıyla hayvanlar sakrifiye edilmiştir. Sakrifikasyon sonrası ratların beyin dokuları çıkarılıp histomorfolojik incelemeye tabi tutulmuştur. Histolojik analizler Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji laboratuvarında hemotoksilen ve eosin ile boyanıp ışık mikroskobu altında gerçekleştirilmiştir. Platin koile karşı gelişmiş olan hücresel değişiklikler ve fibrozis gelişimi açısından değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde; yapılan analizler sonucunda işlem gerçekleştirilen alanda oluşan reparatif dokunun en az koil+3günlük grupta olduğu, en fazla reperatif doku oluşumunun ise koilsiz 10 günlük grupta olduğu görüldü. Koilsiz 3 günlük grup ile koil+10 günlük gruplarda ise tamir dokusu oluşumu diğer gruplara göre ortalama düzeyde idi. Bu iki grup istatistiksel olarak birbirleri ile benzer, diğer gruplardan ise farklı olarak saptandılar. Sonuç olarak platin koilin; doku reaksiyon gelişimini azalttığı, bu durumun belki tam oklüzyon gelişimi açısından dezavantaj olmakla birlikte, tromboemboli ihtimalini azalması ayrıca protrüde olan koil kısımlarının beyin dokusuna irritan bir etki yapmadığının gösterilmiş olması açısından önemli olduğu düşünülmüştür. Ve tarafımızca yapılmış deneysel çalışma benzeri bir araştırma literatür incelendiğinde görülememiş olmakla beraber platin koile karşı gelişen reaksiyonların değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Kalıcı oklüzyon sağlanabilmesi amacıyla embolizasyon işleminde kullanılan koillere karşı gelişen reaksiyonların değerlendirilebilmesi için daha uzun süreli ve mekanizmaların değerlendirilebilmesi için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Subaraknoid kanama, anevrizma, platin koil

AnevrizmaBeyinHücreler+3
Yasin Taşkın
Tokat Gaziosmanpaşa University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda bilateral ana karotid arter oklüzyonu ile oluşturulan serebral iskemi ve reperfüzyon modelinde karvakrolün nöroprotektif etkilerinin araştırılması

Serebral iskemi gelişmiş toplumlarda kanser ve kalp damar hastalıklardan sonra ensık üçüncü ölüm nedenidir. İnmenin tedavisine baktığımızda özellikle son yıllarda en önemli tedavi protokollerinden biride nöroprotektif tedavidir ve bu tedavi ile enfarkt sahasında meydana gelen hücre hasarını sınırlamaktadır. Antienflamatuar etkisi olan karvakrolün enfarkt gelişmiş serebral dokuda nöroprotektif etkinlik göstermektedir fakat bu etkisi yeterince moleküler düzeyde aydınlatılamamıştır. Bizim çalışmamızdaki amaç laboratuvar ortamında serebral dokuda global iskemi oluşturarak karvakrolün plazma TBARS, GSH, SOD, CAT, GPx,IL-1 BETA, IL-4 ve TNF-ALFA seviyelerine etkilerini araştırmaktır. Herbiri on tane Wistar albino rat içeren 4 grup oluşturuldu. Anestezi ve analjeziyi takiben ilk iki guruptaki hayvanlarda bilateral karotis kominis arterleri 15 dk süre ile anevrizma klipsleri ile klemplendi. İskemi oluşturulan bu iki gurubun ilkine (IR+karvakrol gurubu) 50mg/kg/gün karvekrol 15 gün süre ile verildi diğer iskemi oluşturulan guruba (IR gurubu) ise ise karvecrol'ün içinde çözüldüğü 50mg/kg/gün dozunda sadece CMV 15 gün süre ile verildi İskemi oluşturulmayan diğer iki guruba ise sadece karotis diseksiyonları oluşturulup tekrar sütüre edildi bu iki gurubun; ilkine (karvakrol gurup) 50mg/kg/gün karvakrol 15 gün süre ile verildi iskemi oluşturulmayan ikinci guruba (kontrol gurup ) ise 50mg/kg/gün sadece CMV 15 gün süre ile verildi. Bütün bu tedavilerden sonrası 15. günün sonunda, bütün bu gurupların plazmaları alındı ve beyin dokuları çıkarıldı. Plazmaları incelenen ratların karvakrolün saydığımız parametreler üzerindeki olumlu etkileri ve etkilemediği parametreleri tablo ve grafiklerle sunuldu. Bu çalışmanın sonunda karvakrolün iskemi oluşturulmayan serebral doku üzerindeki olumlu etkileri istatistiksel olarak anlamlı sonuç vermezken ıskemi oluşturulan serebral doku üzerindeki olumlu etkilerinde anlamlı sonuçlar elde edildi. Anahtar kelimeler: CAT, GPx, GSH, IL-1 beta, IL-4, SOD, Tbars, TNF-alfa,

Arteryel oklüzif hastalıklarBeyin iskemisiKarotis arteri hastalıkları+7
Mustafa Başaran
İnönü University
2017
00