Çukurova University
Discipline

Gastroenteroloji Anabilim Dalı

Çukurova University

8

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

8 Theses
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Kronik viral hepatitlerde serum nitrit ve nitrat seviyeleri

ÖZET Kronik Viral Hepatitlerde Serum Nitrit Ve Nitrat Seviyeleri Nitrik oksit (NO) sinyal molekülü olarak vücuttaki tüm dokularda bulunan bir serbest radikal gaz molekülüdür. Bir çok iltihabi bozukluğun patogenezinde rol alıyor gibi gözükmektedir. NO'in inflamasyondaki rolü fizyolojinin en fazla çalışılan ancak halen tartışmalı olan konularından biridir. NO'in güçlü anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğunu gösteren bir çok rapor vardır, oysa bir çok çalışma NO'in inflamasyonu artırabildiğini göstermektedir. Hepatit B ve C virüsleri akut ve sıklıkla kronik karaciğer hastalığına neden olurlar. NO'in karaciğerde bir çok etkisi ve hücresel kaynağı vardır ve hepatosit hasarında aracı olabilir. Fakat, literatürde, NO'in karaciğer hücre hasarının birincil bir aracısı mı yoksa hasar verici uyarıya karşı güçlü bir koruyucu mekanizmamı olduğu konusunda karışık veriler vardır. Bu çalışmada biz, kronik hepatit B ve C'li hastalarda kolorimetrik metod ile serum nitrit ve nitrat seviyelerini ölçtük. Serum örnekleri kronik hepatit B'li 29 (26 erkek, 3 kadın), kronik hepatit C'li 27 (13 erkek, 14 kadın) hasta ve ortalama kan basıncı uyumlu olan 25 (1 1 erkek, 14 kadın) sağlıklı gönüllüden alındı. Ortalama serum nitrit, nitrat ve nitrit+nitrat seviyeleri kontrol grubunda sırasıyla 23,95±2,51, 23,95±2,51 ve 53,30±2,86 mikromol/L idi. Hepatit B hastaları grubunda bu seviyeler sırasıyla 20,1 1±1,78, 27,12+1,84 ve 47,23+2,54 mikromol/L idi. Hepatit C hastaları grubunda ise sırasıyla 18,55+1,41, 26,54±1,34 ve 45,10±2,22 mikromol/L idi. Sonuç olarak, her ne kadar hepatit gruplarında bu seviyeler kontrol grubuna göre daha düşük ise de istatistiksel analizler gruplar arasında anlamlı farklar olmadığını gösterdi. Fakat, hepatit C'li hastaların toplam nitrit+nitrat değerleri kontrol grubunun toplam nitrit+nitrat değerlerine göre anlamlı olarak düşüktü. Anahtar sözcükler: Nitrat, Nitrik oksit, Nitrit, Viral hepatit VII

Fatih Yüksel Işıksal
Çukurova University
2003
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Kolesterol kese taşlarının etyolojisinde heliobakter pilori

ÖZET Yapılan çalışmalar, kolesterol ve pigment safra kesesi taşlarının oluşmasında, farklı mekanizmaların rol oynadığını göstermektedir. Yakın zamanda, çoğu araştırmacı kolesterol kese taşlarının oluşmasında, infeksiyonun rol oynayabileceğini göstermiştir. Bu çalışmada biz, kolesterol kese taşlarının bakteryel yapısı, bu taşlarda ve kese dokusunda mikrobiyolojik kültür, histopatolojik boyama, polimeraz zincir reaksiyon (PCR) yöntemleri ile Helikobakter pilori varlığını araştırdık. Bu çalışmada safra kesesi taşı olan 48 hasta incelendi. Helikobakter pilori ve diğer bakteriler için safra kesesi kültürü yapıldı. Safra kesesi aynı zamanda 3 histopatolojik boyama metodu (Warthin-Starry, haematoxylin-eosin and gram boyama) ile H.Pilori araştırıldı. Safra kesesi taşlarında, 16S rRNA-PCR amplifikasyon ile H.pilori araştırıldı. Kontrol grubu olarak postmortem, kese taşı olmayan hastaların keselerinde 3 histopatolojik metod ile Helikobakter araştırıldı. Safra kesesi kültürlerinde, E.coli:6, pseudomonas:4, clostridium:2, H.pilori:3 hastada üretildi. Safra kesesi taşlarında, PCR amplikasyon ile 4 hastada H.pilori bulundu. Helicobacter, 3 histopatolojik metod (hemotoxilen-eozin:l, Warthin-Starry:6 and gram:l) ile toplam 7 örnekte gösterildi. Helikobakter 2 farklı histopatolojik metod ile bir örnekte bulundu. H.pilori, 3 farklı metod (safra kesesi kültürü, taş-PCR ve warthin-starry) ile 1 hastada bulundu. Sonuç: Bizim bulgular, kolesterol kese taşlarında, Hpyloriyi de içeren bakterilerin önemli rollerinin olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: H.pilori, histopatolojik boyama, kolelitiazis, kültür, PCR VI

Bahri Abaylı
Çukurova University
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Neoplastik ve nonneoplastik kolorektal poliplerin helikobakter pilori ile ilişkisi

Helikobacter pilori (H. pilori), üre enzimlerini ve vakuolus toksinlerini salgılayabilen mide mukozasında bulunan yaygın bir gram negatif bakteridir. Çalışmalar, genel popülasyonda H. pilori enfeksiyonu prevalansının %50'den fazla olduğunu göstermiştir. Bazı çalışmalarda H. pilori ile kolon adenomatöz polipleri ve kolon kanseri arasında anlamlı düzeyde istatiksel bir ilişki olduğu bildirilmektedir. Ancak kolorektal poliplerin H. pilori ile olan ilişkisi hala net olarak açıklanamamıştır. Bu retrospektif çalışmamızda gastroskopi ve kolonoskopi yapılan hastalarda midede H. pilori varlığı ile nonneoplastik ve neoplastik kolorektal polipler arasındaki ilişki araştırıldı. 2019 ile 2023 arasında endoskopi uygulanan 18-100 yaş arası hastalar dahil edildi. Kolorektal polibi olan hastalar çalışma grubu ve olmayan hastalar kontrol grubu olarak ayrıldı. Çalışma grubu hastaları da nonneoplastik ve neoplastik polip saptanılan hastalar olarak alt gruplara ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri yaş, cinsiyet, Charlson-komorbidite-indeksi, vücut kitle indeksi olarak değerlendirildi. Hastaların mide mukoza biyopsisinde aktif ve kronik gastrit durumu, Sydney sınıflamasındaki bulguları (lenfoid hiperplazi, inflamasyon, mononükleer aktivasyon, metaplazi, atrofi), H. pilori varlığına ve derecesine bakıldı. Kolorektal poliplerde de kolonda yerleştiği bölge, saplı veya sesil morfoloji, soliter veya multipl oluşu, polip boyutları, displazi, karsinoma in situ ve malignite varlığına bakıldı. Veriler %95 güven aralığında p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Kolorektal polibi olmayan kontrol grubunda 71 hasta olup bunların K/E oranı 0,9 ve ortalama yaşı 54,7 yıldı. Çalışma grubunda 118 hasta olup K/E oranı 0,6 ve ortalama yaş 62,2 idi. Kolorektal polip olan hastaların 66'sında neoplastik polip, 56'sında da nonneoplastik polip saptandı. Neoplastik polip olan hastalarda çoğunlukla (%58, n:38) tübüler adenomatöz polip saptandı. Neoplastik polipler sıklıkla (%47, n:31) sigmoid kolon-sol kolonda yerleşikti. Neoplastik poliplerin %83'ünde (n:55) displazi, %5'inde (n:3) karsinoma in situ ve %5'inde (n:3) kolon karsinomu saptandı. Nonneoplastik polip olan hastaların çoğunluğunda (%75, n:42) hiperplastik polip saptandı. Nonneoplastik polip olan hastalarda en çok (%32, n:18) rektumda polip saptandı. H. pylori, kontrol grubunda %60,6 (n:43), kolorektal polipi olan grupta %31 (n:38) oranında saptandı ve istatiksel olarak bu fark anlamlıydı (p: 0,0001). H. pylori, nonneoplastik kolon polipleri olan hastalarda %35,7 (n:20), neoplastik polip saptanılan hastalarda %28,8 (n:19) oranında saptandı ve kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p: 0,001). Nonneoplastik ve neoplastik kolorektal polip hastaları arasında, H. pylori varlığı açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p: 0,43). Araştırmamızda kolon polipleri ile H. pilori arasında bir ilişki olmadığı görüldü. Yani H. pilori varlığı kolon poliplerinin oluşumunda etkili değildir. Ancak diğer taraftan bu araştırmanın, farklı bölgelerde yapılması, daha farklı sonuçlar elde edilebileceği göz önüne alınarak daha büyük gruplar ile yapılması da düşünülmelidir. Anahtar Kelimeler: Helikobakter pilori, kolon polipleri, neoplastik polipler, nonneoplastik polipler

Sabahattin Destek
Bezmialem Vakıf University · Gastroenteroloji Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda proton pompa inhibitörlerinin glisemik kontrol üzerine olan etkileri

Amaç: Tip 2 diabetes mellitus tedavisinde son yıllarda glisemik kontrolü sağlamaya yönelik kullanılan ilaçlara ek olarak fonksiyonel ß hücre rezervini arttırmaya ve/veya kalan ß hücrelerini korumaya yönelik yeni tedavi seçenekleri ortaya sürülmüştür. Bu tedavi seçeneklerinden bir tanesi gastrindir. Diyabetik hastaların sık olarak kullandıkları proton pompa inhibitörlerinin mide asit salgısını baskılayarak hipergastrinemi yaptığı bilinmektedir. Bu nedenlerle bu ilaçların diyabet seyrini etkileyip etkilemediği merak uyandırmıştır ve bu konuda sınırlı sayıda çalışma yapılmıştır. Oysa ki sıklığı giderek artan bu hastalığın tedavisi için hem yeni tedavi seçenekleri ortaya çıkarmak hem de PPI kullanımı sırasında diyabetik hastalarda hipergastrineminin kan şekeri üzerine olan etkileri ile ortaya çıkabilecek sonuçları öngörebilmek önemlidir.Gereç ve Yöntem: Bu amaçla Fakültemiz Hastanesi'nde takipli, dispeptik yakınmaları nedeniyle proton pompa inhibitörü tedavisi başlanması planlanan tip 2 DM, bozulmuş açlık glukozu ve/veya bozulmuş glukoz toleransı tanılı insülin tedavisi kullanmayan 43 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların tedavi başlangıcında ve 12 haftalık tedavi sonrası vücut ağırlıkları, serum insülin, C-peptid, hemoglobin A1c ve gastrin düzeyleri tayin edildi. İstatistiksel analiz ile bazal ve tedavi sonrası değerler arasında anlamlı fark olup olmadığı araştırıldı.Bulgular: 43 hastanın 36'sı (% 83,7) tedavi sonrası kontrole geldi. Hastaların başlangıç ve 12 haftalık tedavi sonrası ortalama gastrin değerleri arasında anlamlı fark varken (p<0,001) diğer verilerde anlamlı fark saptanmadı. Hastaların hiçbirisi tedavi sırasında hipoglisemi atakları tariflemedi.Sonuç: Proton pompa inhibitörleri ile indüklenen hipergastrineminin diyabet tedavisinde kullanılabilmesi sınırlı sayıda hayvan deneyi ve retrospektif çalışma ile desteklense de, daha fazla sayıda hasta içeren, verileri güvenilir, prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar sözcükler: ß hücre rezervi, Diabetes mellitus, Dispepsi, Gastrin, Proton pompa inhibitörleri

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Dispepsi+2
Burçak Evren Taşdoğan
Çukurova University
2011
10
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Kronik inflamatuvar barsak hastalıklarında D vitamin (25(OH)d3) düzeyinin serum th1(İnterferon-gamma)/TH2 (IL-4), TREG ( IL-10), TH17 (IL-17), IL-23 sitokinlerine ve hastalık seyrine etkisi

ÖZETGiriş ve Amaç: Kronik inflamatuvar barsak hastalarında 25(OH)D3 vitamindüzeylerinin hastalık seyrinde serum Th1 (Interferon-gamma)/Th2(IL-4), Treg ( IL-10),Th17 (IL-17), IL-23 seviyelerine etkisini klinikte tedavi ve hastalık remisyonunayönelik katkısının araştırılması amaçlandı..Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvurankronik inflamatuvar barsak hastalarında (Crohn (CH) N:48, Ülseratif Kolit (ÜK) N:97 )ve sağlıklı bireylerde (N:80) 25-OHD3 bakıldı.80 sağlıklı bireyin 70'inde, 97 ülseratifkolitli hastanın 65'inde ve 48 Crohn'lu hastanın 43'ünde interlökin [Th1 (Interferongamma)/Th2 (IL-4), Treg (IL-10), Th17 (IL-17), IL-23] seviyeleri çalışıldı. Alınanserum örneklerinden 25(OH)D3 vitamini, serum Th1(Interferon-gamma)/Th2 (IL-4),Treg (IL-10), Th17 (IL-17), IL-23 sitokin düzeyleri ELISA ve HPLC yöntemleri ileçalışıldı. D vitamini düzeylerini, ?15 ve ?15 ?g/l olarak kategorize ettiğimizde, ?15?g/l düzeyleri D vitamini eksikliği olarak kabul edildi.Bulgular: Kronik inflamatuvar barsak hastaları (Crohn N:48, Ülseratif KolitN:97) ve sağlıklı bireylerle (N:80) yaptığımız çalışmada kontrol ve toplam hastagruplarında D vitamini (25(OH)D3) düzeylerinin karşılaştırılması sonucu istatistikselolarak anlamlı bir fark saptandı (sırasıyla 15,9±10,1, 19,6±9,8, p=0.001).İkilikarşılaştırmalarda kontrol grubu ile ÜK ve kontrol grubu ile CH arasında anlamlı farksaptanırken, ÜK ile CH arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0,439). D vitaminieksikliğinin ÜK ve CH hastalığı şiddetinde ve IL-17 düzeylerinde artışa neden olduğutespit edildi. D vitamini eksikliğinde ÜK'li hastalardaki IL-17 değişimi istatistikselolarak anlamlıdır (p:<0,05). D vitamini eksikliği ÜK ve CH hastalığı şiddetinin ve IL-23 düzeylerinin artışına neden olduğu görülmektedir. D vitamini eksikliğinde ÜK'ligrupta anlamlı değilken,CH'lı hasta grubunda değişim istatistiksel olarak anlamlıdır(p:<0,05). CH aktif grupta INF Gamma ile D vitamini düzeyleri arasında istatistikselolarak anlamlı bir ilişki olmamasına rağmen zayıf negatif korelasyona rastlandı (r:-0,15,p:0,57). 25(OH)D3 eksikliği ÜK ve CH hastalığı şiddetinin ve IL-4 düzeylerinin artışınaneden olduğu görülmektedir. D vitamini ?15 ve >15 ?g/l şeklinde kategoriyeayrıldığında gruplar arasında IL-10 düzeylerinin karşılaştırılması sonucu istatistikselolarak anlamlı bir fark saptanmamıştır.Sonuç: İnlamatuvar barsak hastalarında D vitamini düşüklüğü anlamlıdır. Busonuçlar İBH'de D vitaminin, Th1/Th2/Th17/Treg ve IL-23 immün yanıtta önemli birmodülatör rolü olabileceğini ortaya koyabilir. Bununla birlikte, bu konuyla ilgiliyapılacak olan başka çalışmalarla D vitamini ve İBH ilişkisi daha iyi anlaşılacaktır.Anahtar Kelimeler: Ülseratif Kolit, Crohn Hastalığı, D Vitamini ve Sitokinler.

Crohn hastalığıKolit-ülseratifSitokinler+5
Berrin Yalınbaş Kaya
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal özofagusta heterotopik gastrik mukoza "inlet patch": klinik, manometrik ve ph metrik özellikler

Giriş: Heterotopik gastrik mukoza (HGM), proksimal özofagusta yer alan sarımsı pembe renkte, çevre mukozadan keskin bir sınırla ayrılan renkli adacıklardır.Amaç: Heterotopik gastrik mukoza saptadığımız hastaların klinik özelliklerini, özofagus motor fonksiyonlarını ve pH profillerini araştırmak ve HGM'nin bu parametreler üzerine olan olası etkilerini saptamaktı.Gereç ve Yöntemler: Heterotopik gastrik mukoza saptanan 30 hasta çalışmaya alındı. Hastalar reflü belirti sorgulamasına göre reflü pozitif ve reflü negatif 2 gruba ayrıldı. Tüm hastalara özofagus manometre testi ve çift kanal pH probu ile 24 saat ambulatuvar pH ölçümü uygulandı.Bulgular: Otuz servikal HGM' li hasta reflü belirti sorgulamasına göre 18 (%60)'i reflü pozitif ve 12 (%40)'si reflü negatif olarak değerlendirildi. Hastaların belirti sorgulamalarında: Disfaji (%30), globus histerikus (% 40), ağza acı su gelmesi (%60), kronik öksürük (%26), kısık ses (%10), ağız kokusu (%40), boğazı temizleme hissi (%53), >6 ay devam eden boğaz ağrısı (%20), horlama (%40), dilde yanma (%16), gece apneleri (%0), sabah ses kısıklığı (%33) oranlarında saptandı. Reflü semptomu olan HGM'li vakalarda disfaji (%44.4'e karşılık %8.3; p=0.04), boğaz ağrısı (%33.3'e karşılık 0; p=0.031) ve sabah ses kısıklığı (%50'ye karşılık %8.3; p=0.021) mevcuttu. Olguların 4'ünde distal pH metrede asit reflü bulguları saptandı. Bu 4 olgunun 3 ünde proksimalde asit reflüsü bulgusu mevcuttu. Hiçbir hastada proksimalde, distalden bağımsız asit reflü atağı saptanmadı. Hiçbir hastada özofagus motor fonksiyon bozukluğu izlenmedi.Sonuç: Heterotopik gastrik mukoza birçok olguda gastroözofageal reflü hastalığının supraözofageal bulguları ile ortaya çıkabilmektedir. Heterotopik gastrik mukozanın salgıladığı az miktardaki asidin reflü semptomları üzerinde katkısı yoktur. Heterotopik gastrik mukoza özofagusda motor fonksiyon ve asit reflü parameterleri bozukluğuna yol açmayan iyi huylu bir lezyondur.Anahtar kelimeler: Servikal inlet patch, gastro özofageal reflü, pH ölçümü, Özofagus manometri

Esin Korkut
Düzce University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel konstipasyon ve konstipasyon baskın irritabl barsak sendromlu hastalarda kolon transit zamanı

Bu çalışmada Roma II kriterlerine göre fonksiyonel konstipasyon veİBS-C olarak değerlendirilen hastalara radyoopak marker ile kolon transit zamanı ölçümü yaptık. Fonksiyonel konstipasyonlu 15, İBS-C'li 15hasta çalışmaya alındı. Fonksiyonel konstipasyonlu, İBS-C'li hastalara 7 gün boyunca 30 g/gün lifli diyet sonrası radyoopak marker verdik. Marker verilmesini takiben 5. günde hastalara ayakta direk karın grafisi çekip kolonda ve rektosigmoidde bulunan markerları saydık.Fonksiyonel konstipasyonlu 15 hastanın 4'ünde (%27) ve İBS-C'li 15 hastanın 1'inde (%7) kolon transit zamanını uzamış olarak bulduk. Yaşla uzamış kolon transiti arasında korelasyon saptadık.Sonuç olarak fonksiyonel konstipasyonlu hastalarda kolon transit zamanında uzama İBS-C'li gruba oranla daha sık saptanmıştır.

Kabızlık
Mohammad Mustafa Omar
Gazi University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Safra taşlarının oluşumunda enfeksiyonun rolü

C. Fuat Yağcı
Dicle University
1975
00