
61
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Opiyat bağımlılığında agonist veya antagonist tedavisi gören bireylerin tedaviye yönelik algılarının incelenmesi
Opiyat kullanım bozukluğu gibi hızlı gelişen ve bireyde fazlaca tahribat bırakan bir bozukluğun tedavisinde bireyler, isteksiz olabilmektedirler. Bu açıdan bakıldığında bireyin tedavi için verdiği kararların bireye uygunluğu daha da önem taşımaktadır. Bu nedenle agonist veya antagonist tedavilerinin farklı dinamikleri göz önünde bulundurulduğunda bireye en uygun tedavinin yüksek verim ile sürdürüleceği düşünülmektedir. Bu çalışma opiyat kullanım bozukluğu nedeniyle AMATEM 2 ve 3. kliniklerinde yatarak agonist (buprenorfin/nalokson) ve antagonist (naltrekson implant) tedavisi gören 19-50 yaş arası 136 bireyin, tercih edecekleri tedavi biçimine yönelik algılarında değişikliğe yol açabilecek etkenlerin ortaya konulması ve bu iki grubun sosyotropik-otonomik kişilik özelliği gibi değişkenlerce karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu nedenle; bireylere, sosyodemografik verilerin, tedavinin başarısına etki ettiği düşünülen faktörlere ilişkin algıların ve kişilik özelliklerinin belirlenebilmesi için "Sosyodemografik Veri Toplama Formu", "Bağımlılık Tedavisinin Başarısını Öngören Faktörler Ölçeği (BÖF)" ve Sosyotropi-Otonomi Ölçeği (SOSOTÖ)" uygulanmıştır. Veriler, bireyler kliniklerinde yatarak tedavi gördükleri sırada kliniğin iş akışını aksatmayacak ve bireylerin tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini engellemeyecek şekilde uygun olan zamanlarda yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre, opiyat kullanım bozukluğu nedeniyle klinikte yatarak agonist ve antagonist tedavisi gören bireyler, tedavinin başarısını öngören faktörler ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri düzleminde incelenmesi ile tedavinin başarısına yönelik algıların; tedavi yöntemine (p<0,05), tedavi görme sıklığına (p<0,01), evde birlikte yaşanılan aile tipine (p<0,05), medeni duruma (p<0,05), anne-babanın hayatta olup olmamasına (p<0,05) ve bireylerin çocukken karşılaştıkları ebeveyn tutumlarına (p<0,05) göre değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Çalışmanın sonunda, bireylerin algılarına ve kişilik özelliklerine uygun tedavi yöntemlerini seçmelerinin tıbbi ve toplumsal faydaları hakkında öneriler sunulmuştur.
Denetimli serbestlik hastalarında sentetik kannabinoidlerin kullanım sıklıklarının belirlenmesi
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yetişkinler ve gençler arasında sentetik kannabinoid kullanımında hızlı bir artış görülmektedir. Bu maddeler dünyada "Spice, K2, Super Nova, Yucatan Fire, Diamond ve Cloud 9ˮ, ülkemizde de "Bonzai, Jamaica ve Jamaica Gold" gibi çeşitli adlarla internette satılmaktadır. Yasal düzenlemelerden kaçınmak için ambalaj paketleri üzerinde "Tütsü", "insan kullanımı için değildir" veya "bitkisel terapi ürünleri" şeklinde ibareler bulunmaktadır. Sentetik kannabinoidler fonksiyonel olarak tetrahidrokannabinol (THC)'e benzemekte ve sigara gibi içildiğinde esrarın etkisini taklit etmektedir. Ancak, bu ürünlerin çoğu THC'den daha güçlüdür ve daha büyük bir sağlık riski oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında; Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri (BATI) Enstitüsü'nde analiz edilen ve analiz sonucu negatif olan, üzerinde hasta bilgilerinin yer almadığı 500 idrar numunesi analiz için seçilmiştir. Alınan idrar numunelerinde sıvı-sıvı ekstraksiyon yöntemi kullanılarak, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Adli Toksikoloji Laboratuvarındaki LC-MS/MS (Likit Kromatografi Tandem Kütle Spektrometresi) cihazı ile sentetik kannabinoid taraması yapılmıştır. Çalışılan 500 idrar numunesinin 72'si (%14,4) pozitif bulunmuştur. Buna göre kullanılan ön tarama testlerinin yetersiz olduğu, idrar örneklerinin ileri kromatografik yöntemler ile doğrulanması gerektiği görülmüştür. Ayrıca bu çalışmada yalancı negatif sonuçlardan kaçınabilmek için adli toksikoloji laboratuvarlarında sentetik kannabinoidler ve metabolitlerinin tespitine yönelik hassas analitik bir yöntem geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adli Toksikoloji Laboratuvarı, Denetimli Serbestlik Hastaları, LC-MS/MS, Sentetik Kannabinoidler
Sosyal medyanın uyuşturucu ve uyarıcı maddelere ve bağımlılığa yönelik görüşe etkisi
Bağımlılık problemi biyopsikososyal bir sorun olması sebebi ile farklı açılardan incelenmeyi gerektirmektedir. Sorunun çevresel temellerine odaklanıldığında ise farklı sistemler ile kişi arasındaki etkileşim üzerinde durulmaktadır. Kişiler arası iletişim, kişinin içerisinde bulunduğu gelişim dönemi veya psikolojik konumu gibi faktörlerden de etkilenmektedir. Günümüzde insanların iletişim içerisinde olduğu sistemler fiziksel çevreleriyle sınırlı kalmamaktadır. Gelişen iletişim teknolojileri sonucunda insanlar kendilerine sanal bir dünya yaratır hale gelmişlerdir. Bu sebeple bağımlığın çevresel ve bireysel temellerine odaklanırken sosyal medya faktörünün de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu çalışma sosyal medya kullanımı ile uyuşturucu ve uyarıcı maddelere ve bağımlılığa yönelik görüşlerin arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışma örneklemini Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi 1. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma verileri Spss 25.0 paket programı ile analizi edilmiştir. Araştırma sonucunda farklı demografik özelliklerin sosyal medya kullanım alışkanlıkları üzerinde etkili olduğu öğrenilmiştir. Katılımcıların cinsiyetleri ve sosyal medya platformlarında karşılaştıkları uyuşturucu ve uyarıcı madde içerikli paylaşımlara yönelik görüşlerin incelenmesi neticesinde erkeklerin kadınlara göre daha büyük risk faktörü altında olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca yaş faktörünün de karşılaşma ve özenme anlamında etkili olduğu belirlenmiştir. Sosyal medyada geçirilen sürenin uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı üzerinde anlamlı bir etki olmamasına karşın YouTube ve Twitter kullanımının kimi görüşleri etkilediği ortaya çıkarılmıştır. Aynı zamanda sosyal medya platformlarında uyuşturucu ve uyarıcı madde içerikli paylaşımlarla karşılaşmanın kişi görüşleri üzerinde etkili olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, madde bağımlılığı ile mücadele alanında çalışan meslek uzmanlarının kişiler arası iletişimde sosyal medya faktörünün etkileri konusunda bilgilendirilmesi ile koruyucu, önleyici ve tedavi edici çalışmalarda ve sosyal uyum sürecinde danışanlara yol göstermeleri konusunda yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Su altı olay yeri incelemesinde adli fotoğrafçılık uygulamaları
Adli Bilimlerde suç çeşitlerinin sürekli olarak artması adli bilimlerin teknolojiden faydalanmasını attırmaktadır. Böylece olayların çözümü daha doğru ve güvenilir bir şekilde yapılarak adaletin sağlanmasına katkıda bulunulmaktadır. Adli bilimler içerisinde adli bilim insanlarının suç ve suçlu analizi kurmak için olay yeri inceleme çalışmalarına çok fazla değer vermektedirler. Olay yeri inceleme alanı içerisinde yeni teknik ve yöntemlerin uygulanması adli olayların çözümüne farklı bakış açısı kazandırmaktadır. Adli Bilimlerin alt disiplinlerinden olan adli fotoğrafçılık olay yeri inceleme içerisinde atılan ilk adim, soruşturmada hikâyenin başladığı yer olarak adli makamlara sunulan en somut belge kaynağı olarak yer almaktadır. Dünyamızın çok büyük kısmını kaplayan ve içerisinde birçok gizemi barındıran su altı ortamı zamanla delillerin kimyasal ve fiziksel özelliklerini yitirmesine yol açabilmektedir. Bu durumun farkında olan suçlular delil ve kanıtlardan hızlı ve kolay şekilde kurtulmak için su altı ortamını tercih etmektedirler. Adli Fotoğrafçılık olay yeri incelemenin ilk aşaması olarak tıpkı kara üzerinde olduğu gibi su altı ortamında da suç ve suçlu arasındaki bağın kurulmasını sağlama görevini devam ettirmektedir. İnsanoğlunun devamlı ziyaret etmediği su altı ortamının zorlu doğal şartları fotoğrafçılık tekniklerinin uygulanmasını engelleyerek fotoğrafçılara ek problemler ortaya çıkarmaktadır. Su altı fotoğrafçılığında son donemde yaşanan bilimsel gelişme ve çalışmalar su altı sorunlarına önemli çözüm olanakları getirmektedir. Bu tez çalışmasında ülkemizde ve dünyadaki su altı adli fotoğrafçılık ve genel su altı fotoğrafçılığı ile ilgili çalışmalar literatür taraması yapılarak, genel su altı fotoğrafçılığında kullanılan bilimsel yöntem ve tekniklerin su altı olay yeri fotoğrafçılığında nasıl uygulanması gerektiği üzerinde durulmuştur. Su altı olay yeri fotoğrafçılığı ile ilgili eksik olan bilgi ve kaynak yetersizliğinin giderilerek danışanlara yol göstermeleri konusunda yardımcı olacağı düşünülmektedir.
9mm. ateşli silahlardan elde edilen kovanların vemermi çekirdeklerinin tanımlanarak markalarının tespiti
Suç ile mücadelede ve suçun aydınlatılmasında teknolojik cihazların önemi her geçen gün artmaktadır. Küreselleşme, modernleşme ve günümüz teknolojik gelişmeler suç işleme yönteminin farklılığını da beraberinde getirmektedir. Suç işleme yöntemleri ne kadar değişirse değişsin, suç aydınlatma yöntemlerin de kullanılan cihazlarda o kadar değişmekte ve gelişmektedir. Günümüzde suçların oluşumunda suç konusu olan materyaller arasında insan hayatını doğrudan etkileyen unsurlardan biri hiç şüphesiz ateşli silahlardır. Bu çalışmada ateşli silahların kullanıldığı bir vakada, olay yerinden elde edilen 9mm.çapındaki kovan ve mermi çekirdeklerinin tanımlanarak markalarının tespiti amaçlandı. Olay yerinden elde edilen, 9mm. çapındaki kovan ve mermi çekirdeklerinin markalarının tespiti için üç farklı yarı otomatik tabanca markası (CZ, Browning ve Beretta) tercih edildi. Bu tabancalar ile 150 adet fişek, atış su tankına atış yapılarak kovanlar üzerindeki genel izler, kapsül üzeri izler ve ateşleme iğnesi izleri göz önünde bulundurularak incelenmeleri yapılmıştır. Aynı zamanda bu çalışmada mermi çekirdekleri üzerindeki yiv ve set izleri incelemeleri yapıldı. Kovan ve mermi çekirdekleri incelenmelerinde Leica Z6 APO makroskobu, Leica FSC karşılaştırma makroskobu, Dijital kumpas ölçüm cihazı ve Balistika sistemlerinden yararlanıldı. BALİSTİKA sistemi sonucunda üç farklı silaha ait kovanlar (sisteme marka belirtilmeden giriş yapılmıştır) üzeri izlerin tespitinde elde edilen başarı sonuçları genel olarak CZ %82, Browning %18 ve Beretta %82 olduğu görüldü. Kovanlar açısından kendi aralarında ait oldukları kovan gruplarının tespit edildiği ancak kullanılan silahın marka tespiti yapılamadığı görüldü. Mermi çekirdeklerinin makroskopta yapılan incelemeler sonucunda; mermi çekirdeklerinin gruplarının tespit edildiği ancak kullanılan silahın marka tespiti yapılamadığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Mermi Çekirdeği, Kovan, Balistik, Makroskop
Bilişim suç aracı olarak mobil/akıllı telefon kullanımı: Adana örneği
Yirmi birinci yüzyılın en önemli icatlarından biri akıllı telefonlardır ve insanların hayatlarında önemli bir rol oynamaktadırlar. Telefonla sesli konuşma, görüntülü konuşma ve arama, haberleşme, internet bankacılığı, cep bankacılık işlemleri, internet alış-verişleri, e-devlet, e-bilet, sınav belgeleri, sınav sonuçları, medya paylaşımları, mesajlaşma gibi örnekler, akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla giderek artmıştır. Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla, insanların günlük yaşamlarını basitleştirmesine rağmen, beraberinde olumsuzlukları da getirmiştir. Kötü amaçlı akıllı telefon kullanımı hukuki sorunlarında artmasına ve kullanıcıların problem yaşamalarına da neden olmaya başlamıştır. Günümüzde akıllı telefonlarla yapılan suçlar da artmıştır. Genellikle mobil hırsızlık, mobil dolandırıcılık, mobil hack, hizmet engelleme saldırısı vb. gibi bir suçlarda artışlar meydana gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada temel olarak, akıllı telefonlar kullanılarak işlenen suçlara odaklanılmıştır. Çalışmada kullanıcıların akıllı telefonla ilgili yaşadıkları ve suç teşkilden olayları yaşayıp yaşamadıklarıyla ilgili bilgiler toplamak amacıyla anket hazırlanmış ve anketörlerin cevaplaması için sorular yöneltilmiştir. Katılımcılara akıllı telefonların kullanımı ve bu cihazları kullanırken karşılaştıkları sorunlarla ilgili sorul arlan soruların cevapları SPSS (23) istatistik programı ile analiz edilmiştir. Akıllı telefon kullanımından dolayı katılımcıların karşılaştıkları sorunlar, geçmiş literatür ve resmi kurumların özellikle de hukuktaki çözüm sisteminin bu tür sorunları nasıl çözdüğü ile ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Çalışma sonunda, akıllı telefonların kullanıcılar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla toplumu bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve olumsuz durumlara karşı kendilerini nasıl savunmaları gerektiği hususunda davranış değişikliği kazandırma amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Akıllı telefona, Suç, İnternet, Hack, Medya.
Adana ili DR. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran bireylerin sigaraya yönelik beklentilerinin sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi
Sigara bağımlılığı sosyal, psikolojik, tıbbi ve ekonomik yönleri olan çok yönlü bir problemdir. Dünyada 1,1 milyar tütün kullanıcısı bulunmakta olup tütün kullanıcılarının %85'i sigara kullanıcısıdır. Tütün kullanımı ile başa çıkabilmek için arz ve talep ile mücadelenin yanı sıra tedavi edici yöntemler küresel politika araçları kullanılmaktadır. Sigara kullanıcılarının sigarayı bırakmasını sağlamak amacıyla ülkemizde 2009'da kurulan Sigara Bıraktırma Polikliniklerinin sayısı günümüzde 502'ye ulaşmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte yapılan bu çalışmada Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran bireylere ait sosyodemografik verilerin, tütün bağımlılığı düzeylerinin ve sigaradan beklentilerin öğrenilebilmesi için "Sosyodemografik Veri Toplama Formu" "Fageström Nikotin Bağımlılık Testi (FNBT)" ve "Sigaradan Beklentiler Ölçeği (SBÖ)" uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran bireylerin FNBT puan ortalaması ve standart sapması (4,68±2,018) olarak bulunmuştur. Cinsiyet (p=0,280), yaş (p=0,192) ve eğitim durumu (p=0,417) değişkenlerine göre FNBT puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran bireylerin Sigaradan Beklentiler Ölçeği toplam puan ortalaması ve standart sapması 5,36±1,30 olarak bulunmuştur. Sigaradan Beklentiler Ölçeği (SBÖ) sonuçlarına göre, sigara bırakma polikliniğine başvuran bireylerin cinsiyet (p=0,280), yaş (p=0,192) ve eğitim durumu (p=0,417) değişkenlerine göre SBÖ ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). FNBT ile SBÖ ve alt ölçekleri arasındaki korelatif ilişki değerlendirildiğinde sadece iştah/kilo kontrolü alt ölçeği ile FNBT arasında pozitif yönlü ve çok zayıf anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p>0,05).. Sigara bağımlılığının bireyler üzerindeki karmaşık etkisi göz önünde bulundurularak Sigara Bırakma Polikliniklerinde SBÖ uygulanması gerekmektedir.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu
Uyuşturucu madde ticareti, uyuşturucu yasağı yasalarına tabi olan maddelerin üretimi, yetiştirilmesi, dağıtımı ve satışını kapsayan küresel nitelikli bir yasadışı ticarettir. Çok büyük miktarlardaki yasa dışı uyuşturucu maddelerin uluslararası sınırlarda dolaşımı ve bu türden madde pazarının en önemli ve tehlikeli kısmını ise uyuşturucu ticaretinin oluşturuyor olması bu ticaretin sadece ülke içerisinde değil, sıklıkla uluslararası boyutta da gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenledir ki; ülkeler yasadışı olarak gerçekleştirilen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticaretine ilişkin faaliyetleri kanunlarında suç olarak yaptırıma bağlamıştır. Uyuşturucu madde tedariği ve ticareti suçu ile mücadele etmek bakımından tüm dünyada gösterilen yoğun çabalara ve artarak devam eden uyuşturucu talebini azaltma politikalarına rağmen yasadışı madde ticaretinin artarak devam ettiği bilinen bir gerçektir. Bu tez çalışmasında uyuşturucu veya uyarıcı maddeler ile ilgili genel bilgilere yer verildikten sonra Türk Ceza Kanununun 188. maddesinde suç olarak düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Ayrıca, seçilen bazı ülkelerin uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçuna ilişkin yasal düzenlemelerine yer verildikten sonra bu suçun işlenme nedenleri ve sonuçları üzerinde durulacaktır. Sonuç ve tartışma kısmında ise, bu suçun insan hakları ihlalleri ile olan ilişkisi ortaya konduktan sonra anılan suçun hangi açılardan adli bilimlerin ilgi alanına girdiği tartışılarak bu suçla mücadelede önemli olduğu düşünülen çeşitli çözüm önerilerinde ve çıkarımlarda bulunulacaktır.
Yeni tasarım psikoaktif maddelerden 5F-NPB-22'nin insan karaciğer hücre hattı inkübasyonu ile elde edilen metabolitlerinin tanımlanması
Daha soGünümüzde geleneksel yasadışı maddelerin yerini yeni tasarım psikoaktif (YTP) maddeler almaya başlamıştır. YTP'lerin kullanımının artmasına rağmen, insan metabolizması verileri yeteri kadar mevcut değildir. Dünyada bu maddelerin kullanımı 2009 yılında başladığı için, farmakolojik ve toksikolojik profilleri henüz bilinmemektedir. Mevcut çalışmalar, diğer yasadışı maddelere kıyasla daha güçlü etkilere sahip olduklarını ve metabolitlerinin MSS'deki CB1 reseptörlerine karşı afiniteyi koruduğunu göstermektedir. YTP'ler vücuda girdikten sonra farklı metabolitlere dönüşürler. Bu metabolitlerin biyolojik örneklerde tespit edilebilmesi için, metabolitlerin referans standart maddelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Fakat henüz dünya da ticari olarak 5F-NPB-22'nin metabolitlerinin referans standart maddeleri mevcut değildir. Bu çalışmada 5F-NPB-22 maddesinin THLE-2 insan karaciğer hücre hattında 3 saat inkübasyonundan sonra toplanan örneklerin yüksek çözünürlüklü kütle spektrometresi (LC/QTOF MS) ile analizleri yapılmıştır. Elde edilen kromatogramda metabolitlerin belirlenmesi için yazılım destekli veri tabanı ile tarama yapılarak toplamda üç adet ana metabolit belirlenmiştir. Bu metabolitler etil ester, ester hidrolizi ve metil ester ürünüdür. Yeni tasarım psikoaktif maddelerin insan karaciğer hücre hattındaki sitotoksik etkileri üzerine yapılan araştırmalar az olduğundan, bu çalışmada 5F-NPB-22'nin hücre üzerindeki anti-proliferatif etkisi xCELLigence DP Gerçek Zamanlı Hücre Analiz Cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Analiz sonucuna göre 5F-NPB-22 maddesi için IC50 değeri 66 µM olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma ile elde edilen bulgular sonucunda, 5F-NPB-22 maddesinin in vitro metabolizma çalışmaları sayesinde, madde alımının tespitinin ve oluşturduğu sitotoksik etkilerin belirlenmesinin klinik ve adli laboratuvarlara önemli veri sağlayacağı gösterilmiştir. nra doldurulacaktır
Kamu özel ortaklığı (şehir hastanesi) hastanesinde çalışan yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi hata eğiliminin, hemşirelikte tıbbi hataya eğilim ölçeği ve tıbbi hata tutum ölçeği ile belirlenmesi
Sağlık hizmeti sunumunun insana ve insanlığa hizmet ettiği için kesintisiz olarak devam etmesi gerekmektedir. Kesintisiz çalışma sürecinde sağlık personelleri tıbbi hata yapabilmektedir. İlgili çalışmanın amacı, kamu özel işbirliği hastanesinde çalışan yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi hataya eğilimlerinin ve tıbbi hata tutumlarının belirlenmesi ve klinik koşulların hemşirelerde tıbbi hata tutumu üzerine olan etkilerinin araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini Kasım 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında çalışmaya katılmayı kabul eden Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 131 hemşire oluşturmaktadır. Veriler "Hemşirelere İlişkin Kişisel Bilgi Formu", "Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği" ve "Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği" kullanılarak toplanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 istatistik paket programı analizinde ise tek yönlü ANOVA testi, Kruskal Wallis varyans analizi, Chi-Square ve Fisher's Exact Test testi kullanılmıştır. Tıbbi hata eğilim ölçeğinden koroner yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşireler 236,0 (224,5 – 242,0) puan, dahili yoğun bakımda çalışan hemşireler 237,0 (218,0 – 244,0) puan, çocuk yoğun bakımda çalışan hemşireler 236,5 (223,8 – 244,0) puan, beyin cerrahi yoğun bakımda çalışan hemşireler 236,0 (224,5 – 242,0) puan almıştır. Bu sonuç hemşirelerin tıbbi hataya eğilimlerinin düşük olduğunu göstermiştir Tıbbi hata tutum ölçeğinden koroner yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşireler 2,5±0,2 puan, dahili yoğun bakımda çalışan hemşireler 2,7±0,2 puan, çocuk yoğun bakımda çalışan hemşireler 2,7±0,3 puan, beyin cerrahi yoğun bakımda çalışan hemşireler 2,6±0,3 puan almıştır. Hemşirelerin tıbbi hata tutumlarının olumsuz olduğu belirlenmiştir. Yapılan post-hoc analizlerde tıbbi hata tutumu total puan farklılığın, koroner yoğun bakımlarda tedavi edilen hasta sayısının fazla olmasından kaynaklandığı tespit edildi. Yoğun bakım hemşirelerinin iş yükünün fazla olması tıbbi hata tutumlarını olumsuz etkilemektedir.