Demiroğlu Bilim University
Discipline

Uygulamalı Psikoloji Anabilim Dalı

Demiroğlu Bilim University

24

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

24 Theses
Master'sOpen AccessTR

Genç Parkinson hastalarının ruhsal işleyişlerinin narsistik eksen ve nesne kaybı problematiğinde değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında psikanalitik literatürde yeterinde çalışılmamış bir hastalık olan, nörolojik olarak beyinde dopamin hücresi kayıplarının hareket kayıplarına yol açması şeklinde görünen Parkinson hastalığının ruhsallıkta görünümlerinin çalışılması hedeflenmiştir. Bu çalışmada, 13 Genç başlangıçlı Parkinson hastasının ruhsal özellikleri Rorschach ve TAT testleri ile nesne kaybı problematiğinde ve narsisistik eksende incelenmiştir. Parkinson hastalığı (PH) beyin sapında dopamin üreten hücrelerin hasarı veya kaybı ile vücutta hareket bozukluğuna sebep olan bir hastalıktır. Beyin sapında gerçekleşen bu hasarın nasıl ortaya çıktığı, neden bazı insanlarda olduğu, neden bazı insanlarda olmadığı henüz tespit edilememiştir. Parkinson hastalığı 40 yaşın üzerindeki her yüz bin kişide yüz ile iki yüz kişi etkileyen hastalıktır. Ortalama tanı yaşı 70 olan bu hastalığın daha önceki yaşlarda ortaya çıkması durumunda erken başlangıçlı/genç Parkinson hastalığı denilmektedir. Tez çalışmasında hareket bozukluğuna dair bedensel kırılganlık ile narsisitik kırılganlık birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularında Genç başlangıçlı Parkinson hastalarının narsisistik olarak kırılgan bir benliğe sahip olduğu bunun sonucunda da narsisistik savunmaları kullandıkları ve nesne kaybına dair yoğun endişelerinin olduğu dikkati çekmiştir.

Eksen kaymasıGençlerHareket bozuklukları+4
Duygu Kurulay
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl sklerozlu kişilerin bağımlılık özelliklerinin saldırganlık bağlamında projektif testler ile değerlendirilmesi

Multipl Skleroz hastalığı en büyük iş gücü kaybına neden olan nörolojik hastalıklardan birisidir. Bu araştırma, Multipl Skleroz hastalığına sahip bireylerin bağımlılık özellikleri ve saldırganlığı işleme yöntemlerinin bağımlılık bağlamında projektif testler ile değerlendirmektedir. Bu araştırma ile hastalığın psikodinamik özelliklerini araştırarak hastalığa dair bilgi birikimine katkı yapılması, araştırmanın sonuçlarını klinik deneyimde kullanarak bu hastalar ile yapılacak psikoterapi çalışmalarına yardımcı olunması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, MS tanısı almış 18 gönüllü katılımcı ile klinik ön görüşme yapılmış ardından Rorschach Testi ve Tematik Algı Testinden oluşan projektif test bataryası uygulanmıştır. Uygulanan testler Fransız Ekolü ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın bulguları, MS'li hastaların ruhsallığında, bağımlılık ihtiyacının yoğun olduğu ve ayrılma-bireyselleşemeye yönelik çatışmaların ruhsallıklarında önemli bir rol oynadığı, bu bağlamda MS'li hastaların saldırganlığı bütünleştirmekte zorlandığı ve saldırganlığı kontrol etmeye yönelik ruhsal faaliyetin yoğun olduğunu bulgulamıştır.

BağımlılıkMultipl sklerozProjektif testler+5
İbrahim Deniz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunan erkek ergenlerde özdeşim problematiğinin sembolizasyon kapasitesine etkisinin projektif testlerle incelenmesi

Bu çalışmanın temel amacı, kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunan ve bulunmayan erkek ergenlerde baba işlevi, üst benlik gelişimi ve özdeşim problematiğinin sembolizasyon kapasitesine etkisi arasındaki farkların projektif testler aracılığıyla incelenmesidir. Kendine fiziksel zarar verme davranışı ölüm niyeti olmaksızın tekrar tekrar vücudun yüzeyinde derin olmayan fakat acı veren yaralar açılması eylemi olarak tanımlanmaktadır. Kendine fiziksel zarar verme davranışında bulunurken çeşitli yollar tercih edilebilmektedir. Bu yollardan en yaygın tercih edileni bedene kesi yoluyla zarar vermedir. Bu çalışmada bedene kesi yoluyla zarar veren 15-20 yaş arasındaki 12 erkek ergen ve zarar verme davranışında bulunmayan 8 erkek ergen arasındaki farklılıklar projektif yöntemler aracılığıyla incelenmiştir. Kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunan katılımcılara Maltepe Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu vasıtasıyla; kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunmayan katılımcılara ise kartopu yöntemiyle ulaşılmıştır. Katılımcılara yarı-yapılandırılmış psikanalitik öngörüşme sonrası Rorschach Testi ve TAT uygulanmış olup, bu malzemeler, Fransız Okulu'na özgü içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunan ergenlerin baba işlevini içselleştirmekte güçlük yaşadıkları ve üst benlik işlevlerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Bununla birlikte bu ergenlerin özdeşim kurma güçlüğü yaşadıkları ve bu yetersiz işlevlerin sembolizasyon kapasitesini etkilediği çalışmanın bulguları arasındadır.

Babalık işleviBenlik gelişimiErgen psikolojisi+7
Ayşenur Şafak
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kendini kesen kız ergenlerde babayla ilişkinin cinsel dürtü organizasyonundaki rolünün projektif testlerle değerlendirilmesi

Bu çalışmanın konusu, kız ergenlerin babalarıyla olan ilişkilerinin niteliğinin cinsel dürtü organizasyonlarına nasıl etki ettiğinin incelenmesidir. Araştırmanın amacı, kendini kesme davranışı olan kız ergenlerin ruhsal dünyasına ışık tutmak ve bu ergenlerle yapılan ruhsal çalışmalara fayda sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, cinsiyeti kız olan, her iki ebeveyni de hayatta olan, bir veya birden fazla kez kendini kesme girişimi bulunan ve psikiyatrik takibi devam eden 15-19 yaş arası 12 ergenle klinik ön görüşme yapılmış, Rorschach ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Uygulanan Rorschach Testi'nden elde edilen bulgular, "Rorscach Türk Ergen Normları" ile karşılaştırılmış ve yanıtlar buna göre kodlanmıştır. Rorschach ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen bulgular Fransız ekolü çerçevesinde içerik analizi yöntemiyle incenmiştir. Bu analiz sonucunda kendini kesme girişimi olan 12 ergenin öngörüşme ve test bulgularından sağlanan bilgiler ışığında, cinsel dürtünün organize edilmesinde ve ödipal arzunun bastırılmasında güçlük yaşandığı, bu ergenlerde kendini kesme eyleminin otoerotik bir faaliyet olarak deneyimlendiği sonucuna ulaşılmıştır.

Baba- çocuk ilişkisiBaba-çocuk etkileşimiCinsel dürtü+7
Aylin Çıtakbaş
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Üstün başarılı ergenlerde mükemmelliyetçiliğin ahlaki mazoşizm kavramı kapsamında projektif yöntemler ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada, üstün entelektüel potansiyeli olan ve mükemmeliyetçi tutum gösteren altı ergenin mazoşistik yatırımları incelenmektedir. Araştırmanın amacı, literatürde çeşitli isimlerle ele alınan üstünlük potansiyelini, mükemmeliyetçi tutum üzerinden incelemek ve bu ergenlerle yapılan ruhsal çalışmalara fayda sağlamaktır. Bu amaçla üstün entelektüel potansiyeli olan ve mükemmeliyetçi tutum gösteren 16 yaşlarında 6 ergenle yarı yapılandırılmış ön görüşme yapılmış, Rorschach ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Ergenlere uygulanan Rorschach ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen bulgular, "Rorschach Türk Ergen Normları" ile karşılaştırılmış ve buna göre değerlendirilmiştir. Rorschach ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen bulgular Fransız Okulu'na uygun olarak içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İçerik analizi sonucunda, 6 üstün başarılı ergenin öngörüşmesinden ve test bulgularında erken dönem nesne ilişkilerindeki problematiklerin üstün entelektüel gelişimle ilişkisi gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra, mükemmeliyetçi tutum görünümündeki mazoşistik yatırımın ergenliğin ruhsal çatışmaları karşısında üstünlük potansiyelinin sonucu oluşan bir savunmasal örgütlenme olduğu bulgulanmıştır.

Akademik mükemmeliyetçilikErgenlerErgenlik+7
Naci Doruk Çakmak
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İmkansız bir yas deneyimi: Çocuğunu öldüren anneleri projektı̇f testlerle değerlendı̇rme

Bu çalışmada çocuğunu öldüren annelerin kendi anneleriyle olan ilişkileri ve öldürdükleri çocukluklarının ardından ayrılık, kayıp ve yas duygulanımını nasıl deneyimledikleri araştırılmıştır. Cezaevinde çocuğunu öldürmek suçundan bulunan 6 kadın ile bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Katılımcılarla psikanalitik yönelimli ön görüşme yapıldıktan sonra Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi uygulamıştır. Uygulanan testler Fransız Okulu'na özgü içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Bulgular erken dönem anne imgesinin korkutucu, zarar verici olduğu ve yoğun bir persekütif endişe uyandırdığını aynı zamanda çok yoğun simbiyotik arzunun olduğunu göstermektedir. Çocuğu öldürmenin anneyle olan bu ölümcül simbiyotik bağın yok edilmesi anlamına geldiği düşünülmektedir. Suçun açığa çıkması ile birlikte uzun süredir reddedilen ıstırap deneyimlerinin bu kadınları baskıdan kurtardığı görülmektedir. Eylemin çaresiz doğası nedeniyle ayrılık, kayıp ve yas duygularını işlemlenemediği, bu anne için çocuğun ölümünün imkansız bir yasa tekabül ettiği çünkü annenin ancak çocuğunu öldürerek kendini bu ölümcül füzyondan kurtarabildiği ve hayatta kaldığı görülmüştür.

Ana-çocuk etkileşimiAna-çocuk ilişkisiAnneler+7
Mukaddes Kamalı Arınç
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Lösemi teşhisi almış ergenlerin ruhsal işleyişlerinin ölüm dürtüsü üzerinden incelenmesi

Bu çalışmada, lösemi teşhisi almış ergenlerin ruhsal işleyişleri ölüm dürtüsü üzerinden incelenmiştir. Psikanalitik psikosomatik kuram çerçevesinde olguların ruhsal dünyaları, tasarımları ve duygulanımları araştırılmıştır. Araştırmanın amacı kanser teşhisi alan ergenler ile yapılan çalışmalara ve literatüre katkı sağlamaktır. Araştırma, lösemi teşhisi almış 14-18 yaş arası 5 ergen ile yürütülmüştür. Katılımcılar ile klinik ön görüşme yapılmış; katılımcılara projektif testler olan Rorschach ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Bulgular "Rorschach Türk Ergen Normları" kullanılarak ve Fransız Okulu ile değerlendirilmiştir. Tüm bu verilerin analizi sonucunda katılımcıların zihinselleştirme konusunda zorlandıkları, depresif duygulanıma sahip oldukları ve bedene yönelik yıkıcı saldırgan düşlemlere sahip oldukları görülmüştür. Tüm bu veriler ışığında dürtüsel yaşamlarında yıkıcılığın hakim olduğu ve ölüm dürtüsünün işlediği söylenebilir.

Depresif duygulanımErgenlerLösemi+6
Aylin Ezgi Yılmaz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Konversiyon bozukluğu tanısı alan kadınların libidinalizasyon ve nesne ilişkileri ekseninde projektif testler ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın konusu Konversiyon Bozukluğu teşhisi almış kadınların ruhsal dünyalarının libidinalizasyon ve erken dönem nesne ilişkileri ekseninde incelenmesidir. Geleneksel olarak histerik nevroz ile ilişkilendirilen konversiyon hakkında güncel bilgiler gözden geçirilerek, bu teşhisi almış kadınların ruhsal dünyalarında nesne ilişkilerinin, kadınsı tasarımların niteliğinin, dürtüsel işleyişlerinin, benlik tasarımlarının projektif testlere nasıl yansıtıldığını ortaya koymak ve bu tanıyı almış kadınların ruhsal işleyişlerindeki ortak noktaların projektif testler aracılığıyla keşfedilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla son 6 ayda Konversiyon Bozukluğu teşhisi almış 8 kadın katılımcıya sırasıyla yarı yapılandırılmış klinik görüşme, Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Test sonuçları Fransız Okulu sistemine göre incelenmiş ve içerik analizi yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre KB tanısı almış kadınların nesne ilişkileri arkaik persekütif endişenin varlığı ekseninde belirginleşmektedir. Kadınsı tasarımların niteliğinin de yoğunlukla saldırgan ve olumsuz olduğu ve benlik tasarımının da narsisistik açıdan kırılganlıklar içerdiği ortaya çıkmıştır. Bu durum, pre-ödipal dönemde nesne ile ilişkide uyarıcı kalkan işlevinin de etkin şekilde edinilememiş olacağını düşündürmüştür Bu nedenle libidinalizasyon süreci; yani katılımcıların dürtüsel işleyişleri incelenmiştir. Katılımcıların libidinal ve agresif dürtüyü ruhsallık içerisinde etkin savunmalar ile taşıyamadıkları ortaya çıkmıştır. Tüm bunlardan hareketle konversiyonun bir tür bedensel eyleme geçiş olduğu görüşüne varılmıştır.

DürtüDürtüsellikHisteri+6
Seren Ülker
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Transseksüel kadınlarda baba imgesi ve otoritenin projektif testlerle değerlendirilmesi

Bu çalışmanın temel amacı, cinsiyet geçiş ameliyatları için başvuruda bulunmuş olan transseksüel kadınların baba imgesi ve otorite açısından projektif testler kullanılarak incelenmesidir. Transseksüel, doğuştan getirdiği bedensel cinsiyetinden hoşnutsuzluk duyup, karşı cinsin biyolojik, ruhsal ve toplumsal özelliklerine sahip olmak isteyen bireylere denmektedir. Transseksüel kadın ise doğuştan erkek cinsiyet özelliklerine sahip olup, kadın olmak isteyen bireylere denilmektedir. Bu çalışma hastaneye cinsiyet değiştirme ameliyatı için başvurmuş ve takibi yapılan, 18-45 yaşları arasında Cinsiyet Disforisi tanısı almış 15 gönüllü transseksüel kadın ile yürütülmüştür. Katılımcılara yarı-yapılandırılmış psikanalitik ön-görüşme sonrası Rorschach Testi ve TAT uygulanmış olup, bu malzemeler, Fransız Okulu'na özgü içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, baba imgesi ve otoritenin bu bireyler için değersizleştirildiği, mesafe alındığı ve buradan hareketle babasal anlamda bir otorite güçlüğünün ortaya çıktığı söylenebilir. Bununla birlikte otorite imgesi incelendiğinde, daha çok annesel üstbenliğin baskınlığı, anneyle oluşan simbiyotik tarzda bir ilişki paterni de çalışmanın sonuçları arasındadır.

BabalıkCinsiyet değişimiKadınlar+3
Ayşegül Güner Uysal
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ekzema hastalarında psikosomatik işleyişin deri-benlik kuramı bağlamında araştırılması

Deri hastalıkları arasında yer alan ekzema hastalığının psikosomatik doğası çeşitli kaynaklarda ele alınmıştır. Bu tez, ekzema hastalığının ruhsal kökenlerini ayrıntılı bir biçimde psikanalitik kuramsal temellere dayalı olarak araştırmayı hedeflemektedir. Kronik ekzeması olan ve tıbbi tedavilere direnç gösteren 15 hastanın ruhsal işleyişleri ön görüşme ve projektif testler aracılığıyla değerlendirilmiştir. Rorschach ve Tematik Algı Testi'nin verileri Paris Okulu'nun yönergeleri doğrultusunda içerik analizi yapılmıştır. Psikosomatik işleyişin incelenmesinin yanı sıra, söz konusu hastalığın deri üzerinde yer almasından dolayı Didier Anzieu'nun deri-benlik kuramı araştırmalara dahil edilmiştir. Deri, yaşamın erken dönemlerinde anne ve bebek arasında bir ara yüz oluşturmaktadır. Anne tarafından fiziksel ve duygusal ihtiyaçların giderilmesiyle birlikte çocuğa bu şekilde libidinal aktarımda bulunulmaktadır. Deri hastalığının oluşumunda annesel işlevlerin kalitesi sorgulanmış olup hipotezler bağlamında araştırılmıştır. Aynı zamanda, hipotezlerde psikosomatik işleyişle ilintili olan bedensel kaygılar ve sınırların niteliğine değinilmiştir. Fisher ve Cleveland'ın geliştirdiği 'Zar ve Nüfuz Etme Değişkenleri' Rorschach Testi alt ölçeği hastaların ruhsal ve bedensel sınırlarını değerlendirmek amaçlı kullanılmıştır. Hipotezlerin büyük ölçüde doğrulandığı görülmektedir. Ekzema hastalarının deri-benlik yapılanmalarındaki eksikliklerin annesel işlevlerde yetersizliklerle ilişkilendirilmektedir. Beden içine yönelik kaygılara ek olarak beden bütünlüğünün dağılmasına yönelik korkuların yaşandığı tespit edilmiştir. Fisher ve Cleveland'ın çalışmalarında deri hastalığının uyaranlara karşı bir zar görevi gördüğü vurgulanmıştır. Bu araştırmanın bulgularında, ekzema hastalarının ruhsal sınırlarında zar ve nüfuz etme dinamiklerinin eş zamanlı görüldüğü, yer almaktadır.

Benlik kavramıDeriDeri Benlik Kuramı+6
Kübra Göçer
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anoreksiya Nervozada nüfuz edici anne imgesi sorunsalının projektif testlerle değerlendirilmesi

Bu çalışma, anoreksiya nervoza tanısı almış ergenlerin anneleriyle olan erken dönem ilişkilerinin projektif testler aracılığıyla incelenmesini içermektedir. Çalışmanın amacı, anoreksiya nervoza hastalarının sahip olduğu anne imgesinin, bu hastaların ruhsallığına olan etkisinin ortaya konmasıdır. Bu amaçla, yaşları 13-17 arasında değişen dört anoreksiya nervoza hastası ve aileleriyle çalışma yürütülmüştür. Hastalardan ikisi çalışma yürütüldüğü dönemde İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Yeme Bozuklukları servisinde yatmakta; diğer iki hasta ise İstanbul'da özel bir psikoterapi merkezinde tedavi görmektedir. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan bu hastalarla önce ailelerinin de katıldığı aile görüşmeleri yapılmış, sonrasında hastalarla bire bir olarak psikanalitik ön görüşme ve Rorschach ve Tematik Algı Testlerinin uygulanmasını içeren bir görüşme yapılmıştır. Rorschach testinden ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen veriler Fransız Okulu'na bağlı kalınarak içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. İçerik analizi sonuçlarından elde edilen bulgular, anoreksiya nervoza hastası ergenlerin anne imgesini nüfuz edici nitelikte algıladıkları, preödipal dönemde yaşadıkları sorunlar sebebiyle ebeveynsel üstbenlik karşısında çocuksu bir üstbenlik yapılanmasına tutundukları ve annesele yönelik düşlemlerinin ayrılma-bireyleşme süreçlerinde zorluklara yol açtığını işaret etmektedir. Bulgular, anneden ayrılmaya dair hem bir arzu hem de endişe taşıyan hastaların, anneleriyle olan ilişkilerinde ambivalan duygular içerisinde olduklarını göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Anoreksiya nervoza, anne-çocuk ilişkisi, projektif testler, ayrılma-bireyleşme, nüfuz edici.

Ana-çocuk ilişkisiAnnelerAnnelik+6
Berfin Yapa
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelik dönemindeki kadınların ruhsal dünyalarının narsisistik eksende projektif testlerle değerlendirilmesi

Bu çalışmanın konusu gebelik dönemindeki kadınların ruhsal dünyalarının narsisistik eksende incelenmesidir. Çalışmanın amacı gebelik sürecinde kadınların ruhsal dünyalarındaki değişimleri ile ilgili bilgi edinmek, anne adayının nesne ilişkilerinin, özdeşimlerinin narsisistik eksende projektif testlerde nasıl işlendiğini ortaya koymak ve gebelik sürecinde anne adaylarının ruhsal işleyişlerindeki ortak noktaların projektif testler aracılığıyla keşfedilmesidir. Bu amaçla ilk gebeliğinin ilk trimesterinde bulunan 10 katılımcı ile sırasıyla yarı yapılandırılmış klinik görüşme, Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Test sonuçları Fransız Okulu sistemine göre incelenmiş ve içerik analizi yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre gebelik döneminde kadınların narsisistik ve çocuksu savunmalara başvurdukları, kendilerine ve bedenlerine dair meşguliyetlerinde artış görülmüştür. Katılımcıların nesne ilişkileri narsisistik eksende simbiyotik tarzda belirgin hale gelmektedir. Bununla birlikte katılımcıların dünyaya gelmesi beklenen bebeğe, kendi ödipal dönem çatışmalarının yeniden işlenmesi bağlamında narsisistik açıdan önem atfettikleri, anne adaylarının aktüel gebelik süreçleri ile ilgili kendilerine dönük dikkat çekici bir narsisistik konsantrasyon içinde oldukları görülmüştür.

GebelikKlinik psikolojiNarsisizm+4
Duygu Kaya Fidan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Alopesi areata hastalarında işlemsel düşünce/aleksitimi ve başa çıkma tutumlarının incelenmesi

Bu çalışma, alopesi areatalı (AA) hastalarda işlemsel düşünce/aleksitimi özellikleri ile başa çıkma tutumlarını incelemeyi hedeflemiştir. Çalışmanın örneklemini, çok büyük oranda İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı-Saç Kliniği'nde ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalında tedavi gören, alopesi areata tanısı almış, yaşları 19-62 yaş aralığında değişen, 6 kadın ve 6 erkek olmak üzere, toplam 12 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 32,5'tir. Çalışma kapsamında katılımcıların sosyo-demografik bilgileri alınmış, katılımcılarla araştırma hipotezleri doğrultusunda psikanalitik yönelimli klinik görüşmeler yapılmış, Rorschach testi ve Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ) ile Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) uygulanmıştır. Toplanan veriler; hem niceliksel, hem de niteliksel analize tabi tutulmuştur. Rorschach testinin içerik analizi Fransız Okulu sistemine göre ve kullanılan ölçeklerin niceliksel analizi ise SPSS paket programı ile yapılmıştır. Niceliksel veri analizinde; TAÖ sonuçlarına göre katılımcıların önemli bir kısmının aleksitimik özellikler gösterdiği anlaşılmıştır. COPE test; problem odaklı, duygu odaklı ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumları şeklinde üç genel başlık altında ele alındığında, katılımcılar tarafından toplam puan ortalamalarına göre, en fazla problem odaklı başa çıkma tutumlarına başvurulduğu, en az ise işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına başvurulduğu görülmüştür. Niteliksel veri analizinde; klinik görüşme bulguları incelendiğinde, rüya kapasitesine ilişkin eksiklikler, anı bilgisi vermede sıkıntılar, güncel yaşamda monotonluk ve söylemde duygunun olmayışı ile gelecek planlarına ilişkin hayal kurmada yetersizlikler gibi işlemsel düşünceye işaret eden bazı bulgular saptanmıştır. Başa çıkma konusunda ise bazı katılımcıların yetersiz kaldıkları vurgusu dikkat çekmiş olup; genel olarak kullanılan başa çıkma tutumları ele alınmıştır. Bunlara ek olarak, katılımcıların önemli bir çoğunluğunun hastalık öncesi travmatik yaşantılar üzerinde durduğu görülmüştür. Hastalıkla ilgili söylemler incelendiğinde, hastaların genellikle kendi ruhsal dünyaları ile bağlantı kurmakta zorlandıkları görülmüştür. Rorschach testinde; işlemsel düşünceye ilişkin bulgular incelendiğinde, özellikle anket yanıtlarında eksiklikler görülmüş olup, bunun ardından hareket yanıtlarında ve renk yanıtlarındaki eksiklikler dikkat çekmiştir. Hasta grubunda genel olarak işlemsel düşünce/aleksitimi özelliklerinin görüldüğü, bazı hastaların başa çıkmada yetersiz kaldıkları anlaşılmıştır. Bulgular literatür kapsamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alopesi Areata, İşlemsel düşünce, Aleksitimi, Rorschach testi, Başa Çıkma

AleksitimiAlopesiAlopesi areata+3
Uğur Salman
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Obez olan ve olmayan bir grup bireyde diyet uyum davranışının psikososyal yordayıcılarının incelenmesi: Planlı davranış kuramı çerçevesinde bir batarya geliştirme ve model sınama çalışması

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından obezite, bireyin vücudunda sağlığını bozacak derecede yağın birikmesi olarak tanımlanmaktadır (DSÖ, 1997). Genetik, çevresel ve psikolojik etkileşimler sonucu oluşabilen obezite, birçok tıbbi problemi beraberinde getirdiği için tedavi edilmesi gereken kronik bir hastalıktır. Obezite tedavisinde yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri diyet tedavisidir. Araştırma bulguları, risk grubunda olan kişilerin diyete başlama ve uyum göstermede zorluklar yaşadığını göstermektedir. Bu araştırmanın temel amacı: diyet uyum davranışının psikososyal neden ve yordayıcılarını Planlı Davranış Kuramı (PDK) perspektifinde ele alan bir diyet uyum bataryasının geliştirilmesidir. Araştırmanın diğer amacı ise, PDK'nın yapıları arasında öngördüğü: tutumlar, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrolün davranışı niyet üzerinden dolaylı olarak yordayacağı; davranışın en güçlü yordayıcısının niyet olacağı yönündeki modelin sınanmasıdır. Bu kapsamda geliştirilen Planlı Davranış Kuramı Diyet Uyum Bataryası (PDKDUB); tutumlar, öznel normlar, algılanan davranışsal kontrol, niyet ve davranış yapılarını ölçümleyen iki endeks ve 13 ölçekten oluşmaktadır. Batarya ölçeklerinin geçerlik ve güvenirlik çalışması İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde eğitim görmeye devam eden, 18-59 yaş arası, 303 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Güvenirlik kapsamında iç-tutarlılık katsayıları hesaplanmıştır. Geçerlik kapsamında ise madde analizi ve faktör analizi gerçekleştirilmiş; bataryanın içerisinde yer alan ölçeklerin birbirleri ve Yeme Bozukluğunu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ), Yeme Tutum Testi (YTT-26), Hasta Sağlık Anketi (HSA), Kısa Form-36 Sağlık Taraması (SF-36), Diyet Özyeterlilik İnançları Ölçeği (DÖİÖ) ile arasındaki korelasyon katsayıları incelenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, PDKDUB'nin 68 maddeden oluştuğu, içinde yer alan ölçeklerin geçerli ve güvenilir olduğu gözlemlenmiştir. Davranışsal niyeti en fazla dolaylı tutumların; davranışı ise niyetin yordadığı görülmüştür. Tutumlar ve özyeterlik ile davranış arasında davranışsal niyetin kısmi aracı etkisi bulgulanmıştır. Sonuç olarak, ilgili bulgular bataryanın geçerlik ve güvenirliği ile PDK öngörülerine dair kanıtlar sunmakta olup, diyet uyum davranışı konusunda PDK temelli oluşturulacak müdahale programlarında özellikle tutumlar ve özyeterlik yapılarının göz önünde bulundurulmasının önem taşıdığını düşündürmektedir.

Beslenme bozukluklarıDiyetDiyet tedavisi+6
Bircan Akmercan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uyku bozuklukları ekseninde anne bebek ilişkisi ve annenin ruhsal dünyası

Bu araştırmada uykuya dalmakta güçlük çeken ve/veya gece sık uyanan bebeklerin annelerinin ruhsal dünyasının ve yaşanan problemin anne-bebek ilişkisi içindeki yerinin incelemesi hedeflenmiştir. Niteliksel yöntemle yapılan araştırmaya katılan yedi katılımcı ile yarı yapılandırılmış ön görüşme yapılmış, ardından katılımcılara Rorschach ve Tematik Algı Testleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler Fransız Okulu sistemine göre içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular, katılımcıların nesne kaybı endişesine karşı manik savunmalar kullandıklarını göstermektedir. Annenin yaşadığı kaygıların ve kullandığı savunmaların bebeğin uyarılmasına sebep olduğu ve bebeğin doyum yoluyla rahatlayarak uykuya dalmasını engellediği düşünülmektedir. Uyarılımlara karşı uyarı-kalkanı sistemi henüz gelişmeyen bebek için bu işlev anne tarafından yerine getirilir. Katılımcıların dışsal uyaranlar karşısındaki kontrollerini kolayca yitirebildikleri, içsel heyecanlarını kontrol etmekte güçlük yaşadıkları ve uyarı kalkanlarının heyecanları karşılamada yetersiz kaldığı görülmüştür. Erken dönem nesne ilişkileriyle ilişkili bulgularda ayna rolünü ve tutma işlevini yerine getirmede yetersiz, kapsayıcılıktan uzak anne imgeleri ile karşılaşılmıştır. Katılımcıların kaygı ve uyarılımlar karşısında iç nesnelerden dayanak alarak rahatlayamadığı ve kendini sakinleştirme yöntemlerine başvurdukları ve bebeklerine de ancak böyle bir yolla sakinleşme sağlayabildiği düşünülmektedir.

Anne-bebek etkileşimiAnnelerUyku bozuklukları+1
Afife Hande Erkenci
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Obezite tanısı almış ergenlerin narsisistik eksende projektif yöntemler ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın konusu, obezitenin, ergen beş bireyin narsisistik yatırımlarına olan etkisini incelemektir. Araştırmanın amacı, obez ergenlerin ruhsal dünyasına dair bilgi edinerek, obez ergenlerle yapılan ruhsal çalışmalara fayda sağlamaktır. Bu amaçla obezite tanısı almış, 12-18 yaş arası 5 ergenle klinik ön görüşme yapılmış, Rorschach ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Ergenlere uygulanan Rorschach Testi'nden elde edilen bulgular, "Rorscach Türk Ergen Normları" ile karşılaştırılmış ve buna göre değerlendirilmiştir. Rorschach testi ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen bulgular Fransız Okulu'na uygun olarak içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İçerik analizi sonucunda 5 obez ergenin öngörüşmesinden ve test bulgularından elde edilen bilgilere göre, erken dönem nesne ilişkilerine dair problematikler, ergenlikte bireyin geçirdiği dönüşüme bağlı dinamikler ve depresif duygulanımın işlenemesine dair problematikler ve narsisitik dayanakların yetersizliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Obezite, Ergenlik, Narsisizm,Rorschach Testi, Tematik Algı Testi

Pelin Gülen Çelebi
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik dayanıklılık ve anksiyetenin COVİD-19 korkusu üzerindeki etkisi

Bu araştırmanın amacı, psikolojik dayanıklılık ve anksiyetinin COVID-19 korkusu üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Araştırmaya Bahçeşehir Üniversitesi, Demiroğlu Bilim Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi psikoloji bölümü lisans düzeyinde eğitim gören ve 17-46 yaş aralığında bulunan 416'sı kadın ve 105'i erkek olmak üzere toplam 521 kişi katılım göstermiştir. Veri toplamak amacıyla sunulan Kişisel Bilgi Formu'na ek olarak araştırmacılar tarafından geliştirilmiş olan Psikolojik Dayanıklılık, Beck Anksiyete ve COVID-19 (Koronavirüs) Korkusu ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmada, anksiyete ve psikolojik dayanıklılığın Covid-19 korkusu üzerindeki etkisini belirlemek için çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. COVID-19 korku puanları ile değişkenleri karşılaştırmak için bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Yapılan araştırmada katılımcıların COVID-19 korku düzeylerinin orta, anksiyete düzeylerinin düşük ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin yüksek olduğu görülmektedir. Anksiyete puanları arttıkça COVID-19 korku puanlarının da arttığı gözlenmiştir. Kendini adama, kontrol ve genel psikolojik dayanıklılık puanlarının artmasıyla COVID-19 korku puanlarının azaldığı gözlemlenmiş, meydan okuma puanları ve COVID-19 korku puanları arasında anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. COVID-19 korku puan ortalamalarının cinsiyet, kronik rahatsızlığa sahip olma, sosyal mesafe, maske kullanımı, temizlik ve eğitim hayatını olumsuz etkileme durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak anksiyete ve psikolojik dayanıklılık bileşenleri COVID-19 korkusundaki değişimin %16'sını açıklamaktadır. Anksiyete ve psikolojik dayanıklılık birlikte ele alındığında, anksiyetenin psikolojik dayanıklılığa göre COVID-19 üzerinde daha etkili olduğu anlaşılmaktadır. Anksiyete COVID-19 korkusunu pozitif yönde etkilemektedir.

AnksiyeteCOVID 19Korku+3
Hüsnü Mert Güçlü
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Migren tanılı hastalarda problem çözme becerileri ve duyguları ifade etme biçimlerinin ilişkisi

Bu araştırmada baş ağrısı hastalarının sahip oldukları ağrı ve hastaların sosyal problem çözme ve duyguları ifade etme becerileri arasındaki ilişkiyi detaylı bir şekilde incelenmiştir. Araştırmada baş ağrısı olan katılımcılar ile çalışılmıştır ancak belirli bir alt grup oluşturulmamıştır. Araştırma, baş ağrısı tanısı bulunan 269 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar 15-68 yaş aralığında gönüllü kişilerdir. Çalışmaya Cerrahpaşa Hastanesinde tedavi görmekte olan hastalar ve online form dolduran hastalar katılmıştır. Araştırma baş ağrısı süresi, duyguları ifade etme becerileri ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkiye odaklanmıştır. Çalışmada kullanılan veri toplama araçlarından olan "Demografik Bilgi Formu" araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Sosyal problem çözme becerileri anlamak amacıyla, D'Zurilla ve arkadaşları tarafından 1995 yılında hazırlanıp, Mehmet Eskin ve Zeynep Aycan tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Problem Çözme Envanteri Kısa formu kullanılmıştır. Duyguları ifade etme biçimlerini anlamak amacıyla, King ve Emmons tarafından 1990 yılında geliştirilen, Yaşar Kuzucu tarafından 2011 yılında Türkçeye uyarlanan Duyguları İfade Etme Ölçeği kullanılmıştır. Baş ağrısı hastalarının, duyguları ifade etme ve sosyal problem çözme becerileri arasındaki, araştırmada bulunması hedeflenen ilişkinin, tedavisi gereken hastalarda nasıl bir tedavi uygulanması gerektiği konusunda etkili çözümler sunacaktır. Yapılan analizler doğrultusunda, probleme olumsuz yönelme üzerinde cinsiyet, kaçınmacı yaklaşım üzerinde cinsiyet, eğitim durumu, ilk baş ağrısı yaşı, olumlu duygu ifadesi üzerinde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş, ilk baş ağrısı yaşı, yakınlık ifadesi üzerinde ailede baş ağrısı öyküsü, DİEB toplam puanı üzerinde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş ve ilk baş ağrısı yaşının etkili olduğu görülmüştür. Ölçekler arası yapılan analizler doğrultusunda ise probleme olumlu yönelme, akılcı problem çözme ve kaçınmacı yaklaşım ile yakınlık ifadesi, olumlu duygu ifadesi ve DİEB toplam puan arasında doğrusal ilişkilerin olduğu gözlenmiştir. Son olarak, araştırmanın sınırlılıklara ve gelecek araştırmalara ışık tutması için önerilere yer verilmiştir.

Duyguları ifade etmeHastalarMigren hastalıkları+2
Merve Yıldırım
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve narsisizm arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve narsisizm düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya, 179 kadın ve 103 erkek olmak üzere toplamda 282 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, 2020 yılında kartopu örnekleme yöntemi ile internet üzerinden çevrimiçi anket platformu kullanılarak toplanmıştır. Veri toplamak amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formuna ek olarak Narsistik Kişilik Envanteri (NKE), Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Verilerin normal dağılıma uygunluğu Tek Örneklem Kolmogorov Smirnov testi ile test edilmiştir. Anlamlılık değeri 0,05'den küçük olduğu için ileri düzey çözümlemelerde parametrik olmayan testler kullanılmıştır. Parametrik olmayan testlerden iki bağımsız değişken için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla bağımsız değişken için Kruskal-Wallis testi, ilişki analizleri için ise Spearman's korelasyon katsayıları kullanılmıştır. Araştırmada Narsistik Kişilik Envanteri puanları, katılımcıların sosyal medya bağımlılık düzeylerine göre karşılaştırıldığında; Narsistik Kişilik Envanteri 'Teşhircilik' ve 'Hak İddia Etme' alt boyutu puanları aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur. Değerlendirme sonuçlarına göre; sosyal medya bağımlılık düzeyi 'çok yüksek bağımlı olan' katılımcıların Narsistik Kişilik Envanteri 'Teşhircilik' ve 'Hak İddia Etme' alt boyutu puanları, öteki sosyal medya bağımlılık düzeylerine sahip katılımcılara göre yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak sosyal medya kullanımı ve narsistik yapılanma düzeyi arasında bir ilişki olduğu saptanmıştır Anahtar sözcükler: Üniversite öğrencileri, sosyal medya bağımlılığı, narsisizm

BağımlılıkNarsisizmSosyal medya+2
Recep Sağır
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yeme tutumu, ayrılık anksiyetesi ve yetişkin ayrılık anksiyetesi arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı, bireyin yeme tutumunun, ayrılık anksiyetesi ve yetişkin ayrılık anksiyetesi ile ilişkisini gözlemlemek ve sosyodemografik özelliklerin bu veriler üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın evreni 18 yaş ve üzeri bireylerden oluşmaktadır. Çalışmaya 293 kadın ve 91 erkek olmak üzere toplamda 384 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, 2020 yılında T.C. Demiroğlu Bilim Üniversitesi öğrencilerinden ve Türkiye genelinde kartopu örnekleme yöntemi ile internet üzerinden çevrimiçi anket platformu kullanılarak toplanmıştır. Veri toplamak amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formuna ek olarak Yeme Tutum Testi (YTT), Ayrılık Anksiyetesi Belirti Envanteri (AABE) ve Yetişkin Ayrılık Anksiyetesi Envanteri (YAA) kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Speraman's kolerasyon katsayısı kullanılmıştır. Bu araştırmanın bulguları incelendiğinde; ayrılık anksiyetesi ve yetişkin ayrılık anksiyetesi arasında bir ilişki olduğu ve bunların da yeme tutumunu etkilediği saptanmıştır. Ek olarak; yeme tutumununun, ayrılık anksiyetesinin ve yetişkin ayrılık anksiyetesinin; bireylerin yaşından (YTT hariç), cinsiyetinden (sadece YTT ve AABE 'Ayrılma Anksiyetesi' alt boyutu için), medeni durumundan (YTT hariç) ve eğitim düzeyinden (AABE 'Ayrılma Anksiyetesi' alt boyutu ve YAA hariç) etkilendiği saptanmıştır. Bu konudaki araştırılmaların arttırılması ve bireylerin farkındalığının artması adına kurumlarda ve işyerlerinde bu konuda seminerlerin düzenlenmesi daha sağlıklı bir nesil için önemlidir. Anahtar sözcükler: yeme tutumu, ayrılık anksiyetesi, yetişkinlik dönemi

Ayrılık kaygısıYeme tutumuYetişkinler+1
Lale Sağır
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde ilişki özyeterlik, evlilik doyumu ilişkisi ve etkili iletişim becerilerinin aracı rolü üzerine bir araştırma

Bu çalışma; Evli bireylerde ilişki özyeterlik, evlilik doyumu ilişkisi ve etkili iletişim becerilerinin aracı rolündeki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Bu araştırmanın çalışma grubunu 242 birey (134 kadın, 108 erkek) oluşturmaktadır. Araştırma nicel, ilişkisel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırma katılımcıları her çiftten bir kişi alınacak şekilde, veriler kolayda örneklem yöntemi ile toplanmıştır. Çalışmada; kişisel bilgi formu ve "İlişki Özyeterlik"; "Evlilik Yaşamı"; "Etkili İletişim Becerileri" ölçekleri kullanılmıştır. Analizlerde demografik değişkenlerden yaşa, cinsiyete, çalışma durumuna, evlilik süresine, flört süresine ve evde hayvan olma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca ilişki özyeterlik ve evlilik doyumu arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. İlişki özyeterliğin alt boyutu olan duygusal kontrol ile evlilik doyumu arasında etkili iletişim becerilerinin alt boyutlarından kendini tanıma-kendini açma ve empatinin aracı etkisi olduğu görülmüştür. İlişki özyeterliğin alt boyutu olan farklılaşma ile evlilik doyumu arasında etkili iletişim becerilerinin alt boyutlarından kendini tanıma-kendini açma, empati ve egoyu geliştirici dilin aracı etkisi olduğu görülmüştür. Sonuç olarak evli bireylerde ilişki özyeterliğin evlilik doyumu üzerinde etkili bir faktör olduğu görülmüştür. Etkili iletişim becerilerinin de ilişki özyeterlik ile evlilik doyumu arasındaki ilişkiyi etkileyen bir rolü olduğu görülmüştür. Bu nedenle evli bireylerde evlilik doyumunun arttırılması için ilişki özyeterlik ve etkili iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmaların yapılması önerilebilir.

Etkili iletişimEvli çiftlerEvlilik+5
Gizem Dilber
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı ilişkisinde bedeni beğenme düzeyinin aracı rolünün incelenmesi

Bu araştırmada Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı arasındaki ilişki ve bedeni beğenme düzeyinin Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı arasındaki ilişkide aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 204 kadın 105 erkek olmak üzere 309 kişiden oluşmaktadır. Araştırma online platformda form oluşturarak katılımcılar rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırma nicel araştırma türü olan tarama modelidir. Araştırmanın verileri gerekli yazılı ve sözlü onay alındıktan sonra bireylere Instagram Bağımlılığı Ölçeği, Çevrimiçi Alışveriş Bağımlılığı Ölçeği ve Bedeni Beğenme ölçeği uygulanarak elde edilmiştir. İncelemeler sonucunda demografik değişkenlerden yaş, eğitim durumu ve medeni duruma göre anlamlı farklılıklar gözlenmiş, ancak katılımcıların çalışma durumu, gelir düzeyi ve cinsiyetine göre anlamlı bir farklılık olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bedeni beğenmenin Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı arasındaki ilişkide aracı rolü olduğu saptanmıştır. Bulgular incelendiğinde Instagram bağımlılığının çevrimiçi alışveriş bağımlılığını güçlü düzeyde etkilediği görülmüştür. Bu durumda çevrimiçi alışveriş davranışını azaltabilmek adına öncelikle Instagram kullanım yoğunluğu konusunu ele almanın faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Instagram bağımlılığı, çevrimiçi alışveriş bağımlılığı, bedeni beğenme

Tuana Nur Yazıcılar
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım çalışanlarının taşıdığı ölüm kaygısının tükenmişlik algılarına etkisinde başa çıkma tutumlarının aracı rolü

Bu araştırmada yoğun bakım ünitelerinde çalışan doktor, hemşire ve yardımcı sağlık personelinin tanık oldukları ölüm vakalarının sonucunda ölüm kaygısından etkilenme düzeylerinin mesleki olarak tükenmişlik algıları ve başa çıkma tutumları ile ilişkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Sağlık sisteminde önemli bir yere sahip olan yoğun bakım çalışanlarının, ölümle en fazla karşılaşan kişiler arasında yer almalarının etkilerinden biri olarak ölüm kaygısı taşımalarına dikkat çekilmiştir. Bu varoluşsal kaygı durumu, yoğun bakım çalışanlarının mesleki açıdan tükenmişlik çekmelerine sebep olabilmektedir. Verimli ve sürdürülebilir bir sağlık sistemi için vazgeçilmez konumda yer alan yoğun bakım çalışanlarının psikolojik yönden desteklenmelerinin gerekliliğine dikkat çekilen bu çalışmada, daha önceki araştırmalara ek olarak literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırmaya gönüllü olarak katılım sağlayan yoğun bakım çalışanlarının toplam sayısı 149 olmuştur. Bilgilendirilmiş onam formu ile katılımcıların gönüllü olarak araştırmaya katılım sağladıkları teyit edilmiştir. Demografik ve genel bilgiler ölçekler öncesinde bir Demografik Veri Formu, formu dolduran hakkında genel bilgiler adı altında sunulmuştur. Ölüm Kaygısı Ölçeği, Mesleki Yorgunluk Tükenmişlik Toparlanma Ölçeği ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin analizleri sonucunda yoğun bakım çalışanlarının orta düzeyde ölüm kaygısı taşıdıkları görülmüştür. Kadın çalışanlar, erkek çalışanlara kıyasla daha yüksek düzeyde ölüm kaygısı taşımaktadırlar. Bekar çalışanlar ise ölümün belirsizliği boyutunda evli çalışanlara kıyasla daha yüksek düzeyde ölüm kaygısı taşımaktadırlar. Yoğun bakım çalışanlarında ölümü düşünme düzeyi artış gösterdiğinde akut ve kronik yorgunluk düzeyleri de artış göstermektedir. Bu durum, ölüm kaygısının mesleki tükenmişliğe etkisi olarak görülebilmektedir.

Başa çıkmaTükenmişlik-meslekiÖlüm kaygısı
Ahmet Demir
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bireyin içine doğduğu aile iklimi ile benlik gelişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, bireyin içine doğduğu aile ortamının bireyin benlik gelişimi ile nasıl bir ilişkisinin olduğunu araştırmaktır. Araştırmamız, İstanbul ilinde yaşayan 18 yaş ve üstü bireylerin Aile İklimi ile Benlik Kurgusunun kuşaklararası ilişki bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada niceliksel tarama yöntemi ile çalışılmış olup, 200 kadın olacak şekilde 400 kişiye kişisel bilgi formu, aile iklimi ölçeği ve özerk-ilişkisel benlik ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri, SPSS 20 programı kullanılarak, t Testi, Tek yönlü ANOVA testi, Pearson Korelasyon testi ve Regresyon testi uygulanarak değerlendirilmiştir. Araştırmamızın sonucunda; aile ikliminin kişilik benlik kurgusunu etkilediği bulunmuştur. Ayrıca; kadınların ve evli bireylerin, tüm alt boyutlarda benlik kurgularının, bireyin içine doğduğu aile iklimi ile ilişki görülmüştür. Ayrıca, kuşaklararası otorite ve bilişsel uyum ile özerk benlik ve özerk-ilişkisel benlik gelişimi alt boyutlarının kuşaklar açısından farklılaştığı bulunmuştur. Z kuşağının diğer kuşaklara göre Özerk ve Özerk-İlişkisel benlik geliştirmede önde olduğu görülmüştür. Bireyin eğitim durumuna göre; eğitim düzeyi arttıkça, aile içi ilişkisellik ile özerk benlik ve özerk-ilişkisel benlik ortalamalarının da arttığı görülmüştür.

Özerk ilişkisel benlikİlişkili özerklikİçsel aile sistemleri
Sevan Bulgur
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00