
20
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yabancıların petrol kanunu kapsamındaki yatırımları
Tezimizin konusu, ?Yabancıların Petrol Kanunu KapsamındakiYatırımları?dır. Çalışmamızın amacı ise, Türkiye'de Petrol Kanunukapsamında yatırım yapacak olan yabancılara sağlanan yatırım ortamınıaçıklamaktır.Günümüzde enerji, ülke ekonomileri için hayati öneme sahiptir. Birülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyi arttıkça enerjiye olan bağımlılığı daartmakta, bu da yeni enerji kaynaklarının bulunması gereksiniminiberaberinde getirmektedir.Petrol, 20. yüzyılda olduğu gibi, günümüzde de dünyanın en önemlienerji kaynağını oluşturmaktadır. Petrol, dünya enerji tüketiminde halenbirinci sıradadır ve yakın gelecekte de bu durumun değişmesi olasıgörülmemektedir. Bu sebeple, dünyadaki her ülke, daha fazla petrole sahipolmaya çalışmaktadır.Petrolün sözkonusu önemi dolayısıyla dünya ülkeleri ve tabii olarakülkemiz de petrol arama faaliyetlerine büyük önem vermektedir. 6326 sayılıPetrol Kanunu ile Türkiye'de yapılacak petrol arama ve işletme faaliyetlerihukuki düzenlenme altına alınmıştır.Günümüzde, ekonomik kalkınma için yatırım yapılmasının birzorunluluk olduğu, yatırım yapılmadan üretimin artmayacağı ve kalkınmanınsağlanamayacağı ve bu sebeple, özellikle kaynak sıkıntısı çeken, gelişmekteolan ülkeler açısından yabancı yatırımların büyük bir öneme sahip olduğukabul edilmektedir.Ev sahibi devletler, yabancı yatırımların söz konusu önemi dolayısıylabu yatırımları ülkelerine çekmek istemektedirler. Bu sebeple, ev sahibidevletler, yabancı yatırıma uygulayacakları muameleyi belirlemek amacıylaulusal yatırım mevzuatlarını yürürlüğe koymaktadırlar. Ülkeler bumevzuatlarla, sadece yabancı yatırımlara ilişkin sınırlamaları kaldırmaklakalmamakta aynı zamanda, yabancı yatırımcıya çeşitli teşviklersunmaktadırlar. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu bu niteliktebir kanundur.Petrol Kanunu da, yabancı yatırımlara ilişkin bu mülahazalarla, petrolarama ve işletme faaliyetlerine yabancı müteşebbislerin katılımına olanaksağlamış ve yabancı müteşebbislere birçok teşvik ve kolaylıklar sağlamıştır.Anahtar Sözcükler1. Petrol Kanunu2. Petrol arama ve işletme faaliyetleri3. Yabancı yatırım4. Teşvik5. Doğrudan Yabancı Yatırımlar KanunuÖZSU, Güray. Yabancıların Petrol Kanunu Kapsamındaki Yatırımları, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012.Tezimizin konusu, ?Yabancıların Petrol Kanunu Kapsamındaki Yatırımları?dır. Çalışmamızın amacı ise, Türkiye'de Petrol Kanunu kapsamında yatırım yapacak olan yabancılara sağlanan yatırım ortamını açıklamaktır.Günümüzde enerji, ülke ekonomileri için hayati öneme sahiptir. Bir ülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyi arttıkça enerjiye olan bağımlılığı da artmakta, bu da yeni enerji kaynaklarının bulunması gereksinimini beraberinde getirmektedir.Petrol, 20. yüzyılda olduğu gibi, günümüzde de dünyanın en önemli enerji kaynağını oluşturmaktadır. Petrol, dünya enerji tüketiminde halen birinci sıradadır ve yakın gelecekte de bu durumun değişmesi olası görülmemektedir. Bu sebeple, dünyadaki her ülke, daha fazla petrole sahip olmaya çalışmaktadır.Petrolün sözkonusu önemi dolayısıyla dünya ülkeleri ve tabii olarak ülkemiz de petrol arama faaliyetlerine büyük önem vermektedir. 6326 sayılı Petrol Kanunu ile Türkiye'de yapılacak petrol arama ve işletme faaliyetleri hukuki düzenlenme altına alınmıştır.Günümüzde, ekonomik kalkınma için yatırım yapılmasının bir zorunluluk olduğu, yatırım yapılmadan üretimin artmayacağı ve kalkınmanın sağlanamayacağı ve bu sebeple, özellikle kaynak sıkıntısı çeken, gelişmekte olan ülkeler açısından yabancı yatırımların büyük bir öneme sahip olduğu kabul edilmektedir.Ev sahibi devletler, yabancı yatırımların söz konusu önemi dolayısıyla bu yatırımları ülkelerine çekmek istemektedirler. Bu sebeple, ev sahibi devletler, yabancı yatırıma uygulayacakları muameleyi belirlemek amacıyla ulusal yatırım mevzuatlarını yürürlüğe koymaktadırlar. Ülkeler bu mevzuatlarla, sadece yabancı yatırımlara ilişkin sınırlamaları kaldırmakla kalmamakta aynı zamanda, yabancı yatırımcıya çeşitli teşvikler sunmaktadırlar. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu bu nitelikte bir kanundur.Petrol Kanunu da, yabancı yatırımlara ilişkin bu mülahazalarla, petrol arama ve işletme faaliyetlerine yabancı müteşebbislerin katılımına olanak sağlamış ve yabancı müteşebbislere birçok teşvik ve kolaylıklar sağlamıştır.Anahtar Sözcükler1. Petrol Kanunu2. Petrol arama ve işletme faaliyetleri3. Yabancı yatırım4. Teşvik5. Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu
Yabancı nafaka ilâmlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi
Çalışmamızın konusunu `Yabancı Nafaka İlâmlarının Türkiye'de Tanınması ve Tenfizi' oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı, uygulamasının yeni sayılabilecek bir nitelikte olduğu 5718 sayılı MÖHUK ve MÖHUK bakımından önceliği olan milletlerarası sözleşmeler karşısında nafaka ilâmlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizine ilişkin ilkelerin ortaya konabilmesidir. Çalışmada karşılaştırmalı hukuk açıklamalarına girilmeyerek, kanunda ve milletlerarası sözleşmelerde yer alan tanıma ve tenfiz şartları ile usulü detaylı bir şekilde incelenmiştir.Çalışmada yabancı nafaka ilâmlarının tanınması ve tenfizine ilişkin MÖHUK ve milletlerarası sözleşme hükümlerinin uygulaması somutlaştırılmaya çalışılırken, Yargıtay kararlarından ve öğretide yer alan görüşlerden yararlanılmıştır.
Milletlerarası Tahkim Kanunu ve UNCITRAL tahkim kuralları çerçevesinde Ad Hoc tahkim usulü
Milletlerarası Tahkim Kanunu ve UNCITRAL Tahkim Kuralları Kapsamında Ad Hoc Tahkim Yargılama Usulü? isimli çalışmamızın amacı esas itibariyle, uluslararası ticari tahkimin bir türü olan ad hoc tahkim usulünün, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu ve UNCITRAL Tahkim Kuralları hükümleri çerçevesinde incelenmesidir. Çalışmanın ilk bölümünde, genel olarak uluslararası tahkim konusu ele alınmış ve bu bölümde ilk olarak tahkim kavramına ilişkin temel konulara değinilmiştir. Buna göre, taraflar arasında doğmuş veya doğması muhtemel bir hukuki uyuşmazlığın, taraflarca seçilen hakemler tarafından nihai olarak karara bağlanması olarak tanımlanan tahkim kurumu; tahkim anlaşması, hakem sözleşmesi, esas sözleşme, tahkim usulü ve tahkimin esasına uygulanacak olan hukuk kurallarını kapsamaktadır.Tezin ikinci bölümünde ise Milletlerarası Tahkim Kanunu kapsamında gerçekleşen ad hoc tahkimde, tahkim usulünün tabi olacağı kuralların UNCITRAL Tahkim Kuralları çerçevesinde incelenmesi konusu ele alınmıştır. Ad hoc tahkim, tahkim sürecinin, uyuşmazlığa mahsus olmak üzere, taraflarca kararlaştırılan usul kuralları çerçevesinde, belli bir kuruma bağlı olmadan yürütülmesini sağlamaktadır. Ad hoc tahkimde, hakem mahkemesi ve tahkim yargılamasının tabi olacağı kurallar, tarafların anlaşması sonucunda somut uyuşmazlık bakımından geçici olarak oluşturulmaktadır. UNCITRAL Tahkim Kuralları, ad hoc tahkimi tercih eden taraflara, yol gösterici ve kendi iradeleriyle şekillendirebilecekleri nitelikte esnek kurallar sunmaktadır. Esas itibariyle ad hoc tahkimi düzenleyen Milletlerarası Tahkim Kanunu da, UNCITRAL Tahkim Kuralları ile paralel düzenlemeler öngörmekte ve içeriği itibariyle, hukukumuz bakımından uluslararası tahkim alanında kaydedilen gelişimi göstermektedir.
Uluslararası ticarette sözleşmelerin hazırlanması
Uluslararası nitelikli ticari sözleşmelerden kaynaklananuyuşmazlıkların niteliği karmaşık ve çözümü masraflıdır. Bu türuyuşmazlıkların önlenmesi için sözleşmenin müzakere ve düzenlenmesiaşamalarında taraflarca bazı hukuki tedbirler alınabilir.Bu yüksek lisans tezi, uluslararası nitelikli ticari sözleşmelerinmüzakere ve düzenlenmesi aşamalarının, doğması muhtemeluyuşmazlıkların önlenmesine yönelik bazı hukuki tedbirlerin incelenmesiniamaçlamaktadır.Bu tezde ayrıca uluslararası nitelikli ticari sözleşmeler konusundauluslararası kuruluşlarca hazırlanan düzenlemelerde incelenmiş ve budüzenlemelerin sözleşmelere dâhil edilmesi ve uygulanması incelemekonusu yapılmıştır.Sonuç itibariyle, uluslararası nitelikli ticari sözleşmelerdenkaynaklanan uyuşmazlıkların tamamen önlenmesi mümkün değildir. Ancak,bu tür sözleşmelerin müzakere ve düzenlenmesi aşamasında yapılacakdüzenlemeler ile uyuşmazlıklar büyük ölçüde önlenebilir.Anahtar Kelimeler1. Uluslararası ticari sözleşme2. Sözleşme müzakeresi3. Sözleşmenin düzenlenmesi4. Sözleşmeye dâhil etme5. Model Kanun
Yabancılar Hukukunda göçmenler
Uluslararası uygulamanın aksine Türk hukukunda göçmen kavramı farklı bir anlama gelmektedir. Göçmen, bir ülkeyi terk edip, yerleşmek niyetiyle bir başka ülkeye giden kişileri ifade etmektedir. Elbette, göç alan ülke için yabancı statüsüne sahip olan göçmenler, Türk hukukunda İskân Kanunu kapsamında ise özel bir statüye sahip olmaktadırlar. Bu durumda yabancılar hukuku açısından göçmenler, ?Türk soylu olmayan göçmenler? ve ?Türk soylu göçmenler? olarak bir ayrıma tabi tutulabilir.?Türk soylu olmayan göçmenler?, yabancı statülüdürler. Bu göçmenler, Türkiye'ye girişleri, seyahat ve ikametleri ve Türkiye'de çalışmaları konusunda yabancılara uygulanan yasal mevzuata tabidirler.?Türk Soylu Göçmenler? ise, İskân Kanunu ve diğer yasal mevzuat gereğince farklı bir statüye sahiptirler. Bu tür göçmenlerin, ülkeye giriş, seyahat ve ikametleri hususunda diğer yabancılar karşısında ayrıcalıklı olmakla beraber, bu tür göçmenlerin Türk Vatandaşlığına geçmeleri de daha kolaydır.
Milletlerarası tahkimde yabancı hakem kararlarının kesinleşmesi ile tanıma ve tenfizi
Tezin amacı, milletlerarası tahkimde yabancı hakem kararlarının tespiti ve bu kararların kesinleşme aşaması ile tanıma ve tenfiz aşamalarının incelenmesidir. Tez konusu, Milletlerarası Tahkim Kanunu'nda yer alan hükümler başta olmak üzere, yabancı sözleşmeler kapsamında incelenmiş ve Yargıtay'ın konuya ilişkin kararları ışığında değerlendirilmiştir. Ayrıca, diğer ülke mevzuatlarından da örnekler sunularak bu ülkelerin uygulamaları tez kapsamına alınmıştır. Tezin hazırlanması aşamasında, konuya ilişkin yerli ve yabancı kaynaklardan yararlanılarak doktrindeki çeşitli görüşlere ve uygulamadaki farklılıklara yer verilmiştir. Ayrıca, kapsamlı bir şekilde Yargıtay'ın konuya bakışı üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak, yabancı hakem kararlarına karşı kesinleşme aşamasında başvurulacak kanunyolları aynı çalışma altında toplanmış olup, Türkiye'nin daha cazip bir tahkim merkezi olabilmesi açısından mevcut düzenlemelerde değişikliklere ihtiyaç olduğu gerekliliği ortaya konulmuştur.
Yabancı bankaların Türkiye'de kuruluşu ve faaliyetleri
Bilindiği üzere, bankacılık sektörü her ülkede ekonomik hayatın vazgeçilmez bir unsuru olarak görülmektedir. Ekonomik hayatın devamlılığı ve etkinliğini sürdürebilmesi aynı zamanda bu sektörün kendisinden beklenen amaçları yerine getirebilmesi ile gerçekleşebilecektir. Bu alanda etkinliğin, verimliliğin ve devamlılığın sağlanabilmesi ancak bu alana hizmet edebilmesi için yürürlüğe sokulmuş olan kuralların ve ekonomik hayatın kendine özgü prensiplerinin varlığı ile mümkün olabilecektir.Bu temel nedenlerle, iki bölümden oluşan tezin ilk bölümünde, ilk olarak bankacılık kavramının ifade ettiği anlam, ekonomi alanındaki yeri ve önemi ile Türkiye'de bankacılık alanındaki tarihsel gelişimde nasıl bir süreçten geçildiği ve bu alanda yürürlüğe sokulan hukuki mevzuatlar ve bu mevzuatların getirdiği yenilikler üzerinde durulmuştur. Ayrıca, bu bölümde, yabancılar hukuku ve vatandaşlık hukuku çerçevesinde bankaların kuruluşu ve konunun bütünlük içinde algılanabilmesi için devletin ekonomik hayata müdahale nedenleri ve bu nedenleri oluşturan önemli unsurlardan biri olan 5411 Sayılı Bankacılık Kanununun uygulanmasını sağlayan BDDK'nın neden bağımsız bir idari otorite olarak nitelendirilmesi konuları açıklığa kavuşturulmuştur.Tezin ikinci bölümünde ise, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun amaç ve kapsamı çerçevesinde yerli ya da yabancı sermayeli bankaların Türkiye'de bankacılık sektörüne girmek için almaları gereken kuruluş ve faaliyet izni sürecinin nasıl işlediği, kuruluş ve faaliyet izni olan iki aşamalı bir izin sisteminin nedenleri ile yabancı bankaların Türkiye'de bankacılık sektöründe hangi şekillerde faaliyette bulunabilecekleri ve uygulamada yerli bir bankadan farklı bir uygulama ile karşılaşıp karşılaşmadıkları üzerinde bir değerlendirme yapılmıştır.Öte yandan, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun uygulanma alanı itibarıyla özel bir kanun olması nedeniyle, DYYK'ya tabi olmayışına da değinilerek, DYYK'nın amacı ve kapsamı da ortaya konulmuştur. Yabancı bankaların DYYK'ya tabi olmayışının temel nedeni olarak, devletin düzenleme yaparak müdahale etmek istediği ekonomik alandaki özel düzenlemelerin uygulanmasının daha öncelikli bir öneme sahip olması gelmektedir. Bu nedenle, DYYK amaç ve kapsam maddeleri çerçevesinde ancak uygulanacak olduğu alanda özel bir düzenleme ya da uluslararası bir antlaşma yok ise hüküm ifade edecektir.Anahtar Sözcükler1.Banka2.Yabancılar Hukuku3.Kuruluş İzni4.Faaliyet İzni5.Yabancı Banka
Türk Hukukunda yabancıların taşınmaz mal edinmeleri
Yabancıların taşınmaz mal edinmeleri, Türk hukukunda olduğu kadar diğer hukuk sistemleri içinde önem taşımaktadır. Yabancıların taşınmaz mal edinme haklarının varlığı kural olarak kabul edilmekle birlikte, bu hakkın kayıtsız ve şartsız olarak bir devlet tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Kamunun çok yönlü çıkarları karşısında ülke vatandaşları için sınırlanabilen bu hakların, yabancılar yönünden de sınırlandırılması, demokratik esaslara aykırı görülmemelidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne bağlı 1 No'lu Protokolün 1. maddesinde de, devletler hukukunun genel prensipleri çerçevesinde yabancı kişilerin mülkiyet haklarının kamu yararı ve genel yararın gerektirmesi durumunda kanun ile kısıtlanabileceği açıkça kabul edilmiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin tanıdığı bu sınırlandırma imkânı, Türk hukuk sisteminde olduğu gibi diğer birçok hukuk sisteminde de kabul edilmiştir.Taşınmaz mülkiyetinin sosyal ve ekonomik yönden taşıdığı önem, ülke vatandaşları dışında, ülke sınırları içerisinde yabancıların taşınmaz edinimi konusunda sınırlamalar getirilmesinin esas gerekçesini oluşturmaktadır. Bu nedenle, yabancıların taşınmaz mal edinimi konusunun tarihsel gelişim seyri içerisinde geçirdiği aşamaların ayrıntılı olarak ele alınıp incelenmesi ve konunun tarihsel kaynaklarının ele alınması büyük önem taşımaktadır. Diğer taraftan konuyla ilgili mukayeseli hukukta ve uluslararası hukukta kabul edilen esasların incelenmesi, bu araştırmanın önemini daha da arttırmaktadır. Ayrıca Türk hukukunda konuyla ilgili hukuki düzenlemelerde son yıllarda meydana gelen değişiklikler ile yargı kararlarında ortaya çıkan gerekçelerin incelenmesi uygulamada karşılaşılan sorunlara ışık tutulması bakımından büyük önem taşımaktadır.4916 sayılı Kanun ile değişiklik yapılan Tapu Kanunu'nun 35. maddesindeki düzenlemeye kadar yabancı tüzel kişilerin Türkiye'de taşınmaz mal edinme haklarının olmadığı doktrinde genel kabul görmüştü. Gerek bu kanunda gerekse bu kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi sonucunda Tapu Kanununda değişiklik yapan 5444 sayılı Kanun'da taşınmaz mal edinme hakkına sahip tüzel kişiler, tüzel kişiliği haiz yabancı ticaret şirketleri olarak sınırlanmıştır.Bununla birlikte, yabancı sermayeli şirketlerin taşınmaz mal edinme hakları, 5782 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen Tapu Kanunu'nun 36. maddesinde hüküm altına alındığından söz konusu madde ile bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce uygulanan Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nun 3/d. maddesi de önem arz etmektedir. Bu nedenle, Türkiye'de taşınmaz mal edinme hakkına sahip yabancı unsurluları; yabancı gerçek kişiler, tüzel kişiliği haiz yabancı ticaret şirketleri ve yabancı yatırımcı statüsündeki şirketler olarak sınıflandıran Tapu Kanunu'nun 35 ve 36. maddeleri tüzel kişiler bakımından ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Milletlerarası Usul Hukukunda arabuluculuk
Uyuşmazlıklar, insan ilişkilerinin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Öte yandan toplumsal barışın sağlanabilmesi; ancak uyuşmazlıkların tarafları tatmin edici bir şekilde çözümlenmesiyle sağlanabilecektir. Bu anlamda, her türlü uyuşmazlığın intikali nedeniyle tıkanan medeni yargının sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlamak amacıyla alternatif yöntemler geliştirilmiştir. Söz konusu yöntemler, uyuşmazlıkların kısa zamanda, etkin ve ekonomik çözümü arayışının doğal bir sonucudur. Bu arayışın ışığında; arabuluculuk, arabuluculuk-tahkim, kısa duruşma vb. yöntemler geliştirilmiş ve yargıya intikal eden uyuşmazlık sayısının bir ölçüde azaltılması amaçlanmıştır.Yukarıda değinilen eğilim, milletlerarası ticarette de görülmektedir. Bilindiği gibi devlet yargısı milletlerarası ticaret açısından çeşitli sakıncalarla başvurulabilir bir yöntem olarak kabul görmemiştir. Bu alanda en çok tercih edilen yöntem olan tahkim de bazı uyuşmazlık türleri açısından tarafları tatmin etme noktasından oldukça uzaktır. Bu ihtiyaçlara paralel olarak, Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL), Milletlerarası Ticaret Odası (MTO-ICC), Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıkları Çözüm Merkezi (ICSID) tarafından bazı kurallar geliştirilmiştir.Yukarıda değinilen gelişmeler çerçevesinde, iki bölümden oluşan tezimizin ilk bölümünde; alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kavramı, olumlu ve olumsuz yönleri, türleri ve ülkemizdeki gelişmeler incelenmiştir. Tezimizin ikinci bölümünde alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kurumu bu alandaki milletlerarası kurallara odaklanmak suretiyle incelenmiştir. Bu çerçevede özellikle UNCITRAL Uzlaştırma Kuralları ve bu alanda düzenleme yapacak ülkelere yol göstermek amacıyla hazırlanan Model Kanun incelenmiştir. İkinci olarak taraflara uzlaştırma (arabuluculuk) dışında da pek çok seçenek sunan Milletlerarası Ticaret Odası İhtilafların Dostane Halli Kuralları incelenmiştir. Son olarak yatırım uyuşmazlıklarında tahkim dışında bir çözüm önerisi sunan ICSID Uzlaştırma Kuralları ayrıntılarıyla incelenmiştir.
Milletlerarası Özel Hukukta inşaat sözleşmelerinde müteahhidin sorumluluğu
Milletlerarası alanda, birden fazla ulus mensubu tarafların, hukuk, örf, adet yönünden görüş ve anlayış birliğini temin etmelerinin zorluğu karşısında milletlerarası bir tip sözleşmenin varlığına ihtiyaç duyulmuştur. Milletlerarası ticarî uygulamada ise, inşaat sözleşmelerine ilişkin olarak çeşitli tip sözleşmeler (standart kurallar) kullanılmaktadır.Bu anlayışla inşaat sözleşmelerinde var olan teknik ve hukukî ihtiyaç sonucunda hazırlanan FIDIC standart kuralları, Dünya Bankası gibi kuruluşların da tavsiyesi ve finansmanını sağladığı işlerde kredi şartları arasında araması sonucunda, uygulamada birçok inşaat sözleşmesinde benimsenmektedir.Genel olarak inşaat sözleşmelerinde taraflar arasında bir denge kurmak ve tarafların, henüz düzenleme aşamasındayken dahi sözleşmeye duydukları güveni pekiştirmek sağlamak amacıyla oluşturulan FIDIC kurallarında bu amacın büyük ölçüde gerçekleştirilmiş olduğunu söylemek mümkündür.Taraflar, FIDIC standart kurallarının sözleşmelerine uygulanmasını benimsemeleri halinde, hem zamandan tasarruf edecekler hem de önceden tayin edilmesi zor olan durumları henüz sözleşme düzenlenirken belirleyerek hukukî uyuşmazlıklara meydan verilmesini çoğu zaman önleyebileceklerdir. Buna karşılık, FIDIC tip sözleşmeleri, uyuşmazlıkların çözümünde her zaman tek başına yeterli olamayacağından, tarafların ek düzenlemeler yaratma yahut bir hukuk sisteminin uygulanması yoluna gitmeleri gerekmektedir.İnşaat sözleşmelerinde esasa uygulanacak hukukun Türk hukuku olarak kanunlar ihtilafı kuralları gereğince yahut taraf iradeleri tarafından belirlenmesi durumunda ise 818 sayılı Borçlar Kanunu ve diğer ilgili iç hukuk düzenlemeleri uygulama alanı bulacaktır.İnşaat sözleşmeleri, teknik ve karmaşık yapısı nedeniyle özel bir düzenleme gerektirmektedir. Buna karşılık, hukukumuzda ise 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun eser sözleşmelerine ilişkin hükümleri ve inşaat sözleşmelerine ilişkin teknik hükümler içeren 18540 sayılı Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi hükümleri genel olarak uygulanmaktadır.Hukukumuzda, inşaat sözleşmelerine ilişkin özel hükümler içeren düzenlemeler oldukça az ve yetersizdir. Gerek 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda gerekse yakın zamanda kanunlaşması beklenen Borçlar Kanunu tasarısında yalnızca eser sözleşmelerine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Ancak, teknik ve karmaşık yapısı nedeniyle özellik arz eden inşaat sözleşmeleri hakkında hukukumuzda özel düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.İnşaat sözleşmesinde tipik edim borçlusu müteahhidin borçlarını ve bundan doğan sorumlulukları, inşaatın teslimine kadar ve inşaatın tesliminden sonra olmak üzere iki aşamada ele almak mümkündür.Bu tez çalışmasında, konu üç ana bölüme ayrılarak incelenmiştir. Birinci bölümde müteahhidin inşaatın teslimine kadar olan borçlarına ve bunlardan doğan sorumluluk hallerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, inşaatın tesliminden sonraki aşama, yani ayıplı ifadan doğan sorumluluk, şartları ve sonuçları ile birlikte incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise müteahhidin sorumluluğunda esasa uygulanacak hukuk tespit edilmek istenmiştir. Bu tespitin yapılması amacıyla, 2675 sayılı mülga MÖHUK ile 2007 yılında yürürlüğe giren 5718 sayılı MÖHUK hükümleri karşılaştırmalı olarak incelenmiş, bununla birlikte FIDIC kurallarının da ilgili hükümlerine yer verilmiştir.
Kazak Hukukunda yatırımların korunması
Tezimizin amacı Kazakistan'da yabancı sermayenin tarihçesi ile yabancı sermayenin ülkeye hangi hukuki yöntemlerle yapılabildiğini, en çok hangi şekilde kurulduklarını, Türkiye ile Kazakistan arasındaki yatırım ilişkileri ile yabancı sermayenin ulusal ve uluslararası alanda korunması gibi konuları incelenilmiştir.Yabancı şirketler bir ülkede yatırıma karar verirken karlılık olanakları, ekonomik ve politik istikrar, hükümet politikaları gibi birçok ekonomik, siyasal, psikolojik ve hukuksal faktörü göz önünde tutmaktadır. Bu nedenle, yabancı yatırımcılara, yabancılara sağlanan olağan imkânlardan farklı olarak, sermaye getirdikleri için birtakım hak ve kolaylıklar sağlanmaktadır. Başka bir deyişle, ülkeye yatırım yapan yabancıya, yatırım yaptığı için kural olan hükümlerin dışında güvenceler de getirilmektedir.Bu nedenle Kazak Hukukunda yatırımların korunmasını ve yabancı sermayenin hangi alanlarda teşvik edilmesinin daha yararlı olacağı konusu incelenerek yabancı yatırım deyiminin kapsamı içinde yazılmıştır.Tez yazımı esnasında öncelikle ekonomik kavramlar kullanılmış ve Devletler Özel Hukuk disiplini içerisinde yazılmıştır.Bu çalışma, üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde, yatırım ve yabancı sermayeye ilişkin kavramları, türleri, ülkeye gelişi ve etkisi işlenmektedir. İkinci Bölümde, Kazak Hukukunda yatırımları düzenleyen ?Yatırımlar Kanunu? esası incelenmektedir. Türkiye ile Kazakistan arasındaki yatırım ilişkileri de bu bölümde ele alınacaktır. Üçüncü Bölümde ise, yabancı yatırımlara ilişkin iki taraflı ve çok taraflı sözleşmelere yer verilecektir.Böylece Devletler Özel Hukuk ve Ekonomik ilkelerine sık sık gönderme yapılarak kavram ve terminolojisi de baskın şekilde kullanılmıştır.Kazakistan'a yabancı yatırımı çekebilmek için yatırım ikliminin iyileştirilmesi, vergi ve yasama sistemlerini sağlamlaştırmaya devam etmek ve uluslararası piyasalarda Türkiye ve Kazakistan arasındaki dostluk ve ekonomi imajını güçlendirme stratejisini geliştirmeye devam etmek gelmektedir.Yatırım ortamının uluslararası standarda kavuşturulması için gerekli yasal ve kurumsal düzenlemelerin yapılması sonucunda, etkin bir tanıtım kampanyası ile yabancı yatırımları koruması ve bu çalışmada belirtilen hedeflere uygun artışların sağlanması mümkün olabilecektir. Dolayısıyla kanun bu amaca hizmet edecek öncü düzenleme olup, ardından gelecek diğer düzenlemelerle yabancı yatırım faaliyetlerinin hukuksal zemini tamamlanmış olacaktır.Bu çalışmada Kazak hukuku esas alınarak ve yeri geldiğinde Türk hukukuyla benzeyen ve benzemeyen hususlara da işaret edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1. Türkiye,2. Kazakistan,3. Doğrudan Yabancı Yatırımlar,4. Yabancı Sermaye,5. Yatırımcı,6. Uyuşmazlıkların Çözümü.Key Words:1. Turkey,2. Kazakhstan,3. Direct foreign investment,4. Foreign investment,5. Investor,6. Decision of case.
FIDIC kapsamında uyuşmazlıkların çözümü
?FIDIC? (Milletlerarası Müşavir Mühendisler Federasyonu- Fédération Intérnationale des Ingénieurs-Conseils) 1913 yılında Belçika'da kurulmuştur. FIDIC, 1957 yılında inşaat projeleri için standart sözleşmeler hazırlamaya başlamıştır. Günümüze dek birçok standart sözleşme yayınlayan FIDIC, 1999 yılında standart sözleşmelerinin sistematiğinde bazı değişiklikler yaparak dört standart inşaat sözleşmesinin yeni versiyonlarını yayınlamıştır. Bunlar; Kırmızı Kitap ?İnşaat İşleri Standart Sözleşmesi?, Sarı Kitap ?Mekanik ve Elektrik Proses Tesisleri ve Tasarım Yapım Standart Sözleşmesi?, Gümüş Kitap ?Mühendislik/Tedarik/Yapım- Anahtar Teslimi Standart Sözleşmesi?, Yeşil Kitap ?Kısa Sözleşme Formu?'dur.1999 yılında yayınlanan ve ?FIDIC Gökkuşağı (FIDIC Rainbow)? olarak bilinen dört kitapta, uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yer alan maddelerde esaslı değişikliklerle yeni düzenlemeler yapılmıştır.Bu tez çalışmasında FIDIC standart sözleşmelerinde uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yer alan düzenlemeler incelenmiştir. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde FIDIC'ın yapısı, görevleri, amaçları, FIDIC tarafından yayınlanan standart sözleşmeler ve onların hukukî niteliği ve 1999 yılında yayınlanan yapılan değişiklik öncesindeki uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin düzenlemeler üzerinde durulmuştur.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise 1999 yılında yayınlanan ve ?FIDIC Rainbow? (FIDIC Gökkuşağı) olarak da bilinen yenilenmiş FIDIC standart sözleşmeleri esas alınarak, ilgili sözleşmelerdeki uyuşmazlıkların giderilmesine ilişkin düzenlemeler incelenmiştir. Bu inceleme kapsamına uyuşmazlığa hangi hukukun uygulanacağı ve tahkim yerinin belirlenmesi konuları da dâhil edilmiştir.
Türk yabancılar hukukunda yabancıların turizm sektöründeki faaliyetleri
ÖZETYÜKSEL, İlksen. Türk Yabancılar Hukukunda Yabancıların Turizm Sektöründeki Faaliyetleri, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2007.Türk Yabancılar Hukukunda Yabancıların Turizm Sektöründeki Faaliyetleri konusu incelenirken üzerinde durulan, Turizmi Teşvik Kanununa göre yabancı uyruklu gerçek veya tüzel kişiler, Türk uyruklu gerçek veya tüzel kişilerle ortaklık şartı aranmaksızın, Türkiye'de turizm işletmesi sahibi olabilmektedir. Turizm işletmeleri ise tüm teşvik, istisna, muafiyet ve haklardan yerli-yabancı ayırımı yapılmaksızın yararlanmaktadır. Örneğin teşvikler kapsamında, yabancı turizm işletmelerine de taşınmaz mal tahsis edilebilmektedir. Ayrıca yerli veya yabancı turizm işletmelerinde yabancı personel çalıştırılması imkanı da sağlanmıştır. Kanun, deniz turizmi konusunda da yabancılar için oldukça elverişli hükümler içermektedir.Türkiye'de turizm yatırımı ve/veya işletmeciliği yapmak ya da bir turizm işletmesinde çalışmak isteyen yabancıların, öncelikle Türkiye'de genel hükümler dahilinde ikamet hakkına sahip olması gerekmektedir. Belgeli turizm işletmelerinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca verilen izinle yabancı uzman personel ve sanatkarlar çalıştırılabilir. Bu yabancılara çalışma izinleri genel hükümlere göre verilecektir. Turizmi Teşvik Kanununda "Deniz Turizmi" başlığı altında düzenlenen hükümler, Kabotaj Kanununa istisna teşkil etmekte ve yabancılara elverişli imkanlar sağlamaktadır. Turizm mevzuatının yabancı turizm yatırımcılarına sağladığı en önemli kolaylık, taşınmaz mal tahsisi konusunda getirilmiştir. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerindeki taşınmaz malların iktisabı, Tapu Kanununda yer alan yabancı uyruklularla ilgili tahditlerden Bakanlar Kurulu Kararı ile istisna edilebilmektedir. Turizm mevzuatında, Türk turizm sektöründe faaliyette bulunan yabancılarla vatandaşlar arasında herhangi bir ayırım gözetilmediği gibi turizmin sektörünün gelişimi amacıyla yabancılar için önemli istisnaların sağlandığı görülmektedir.Anahtar Sözcükler1.Yabancılar2.Turizm Yatırımları3.Yabancıların Çalışması4.Deniz Turizmi5.Taşınmaz Tahsisi
Yabancıların sınırdışı edilmesi
Sınırdışı etme işlemi, suçluların geri verilmesiyle birlikte, Anayasanın 19.maddesinde hükme bağlanan kişi dokunulmazlığı ve güvenliğine, yabancılar hukuku açısından getirilmiş bir istisnadır. Türk hukuk düzeninde sadece "yabancı" gerçek kişilerin sınırdışı edilebileceği hükme hükme bağlanmıştır. Bu çalışmanın temel amacı; yabancıların sınırdışı edilmesi kurumunun iç hukukla birlikte, uluslararası sözleşmeler açısından ortaya konulmasıdır.Çalışmanın içeriğini; sınırdışı etme kavramı, tarihsel gelişimi, kaynakları, hukuki niteliği ve sınırdışı etme işleminin hem iç hukuk hem de uluslararası sözleşmeler bakımından incelenmesi oluşturur.Söz konusu çalışmada öncelikle yabancıların sınırdışı edilmesi genel olarak incelenmiştir. Daha sonra, sınırdışı etme işlemi iç hukuk metinleri göz önünde bulundurularak ele alınmış, ardından da konu ile ilgili uluslararası sözleşme hükümleri değerlendirilmiştir.Yabancıların sınırdışı edilmesi konusu iç hukukta; Anayasa, Yabancıların İkamet ve Seyahatlari Hakkındaki Kanun, Pasaport Kanunu, Türk Vatandaşlık Kanunu, Cezaların İnfazı Hakkında Kanun ve Yeni Türk Ceza Kanunu hükümleri ele alınarak, uluslararası alanda ise; İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi ve Ek Protokolleri, Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Avrupa İkamet Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı, Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair 1951 Tarihli Cenevre Sözleşmesi ve 1954 Tarihli Vatansızların Hukuki Durumu Hakkındaki Sözleşme hükümleri açısından açıklanmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda bütün bu hukuk metinleri çalışmamızın sınırını oluşturmuştur.Çalışmada yapılan inceleme sonucunda, sınırdışı etme işleminin idari bir işlem olduğu ve idari makam tarafından yerine getirildiği görülmektedir. Sınırdışı etme işlemiyle ilgili düzenlemelerde, kamu düzeninin korunmasının genel bir sınırdışı etme nedeni olarak kabul edildiği ortadadır. Sınırdışı etme işleminin alınması aşamasında, söz konusu işleme maruz kalan yabancıya yeteri kadar güvence tanınmamış olduğundan, yasal düzenlemeler yapılarak bir takım güvencelerin tanınması yerinde olacaktır. Bu güvencelerin tanınmasında ise, iç hukukun bir parçası haline gelen uluslararası sözleşmeler dikkate alınmalıdır.
Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu hükümleri uyarınca yabancıların sınır dışı edilmeleri
Sınır dışı etme, kişi dokunulmazlığı ve güvenliği ilkesine yabancılar hukuku açısından getirilmiş olan bir istisnadır. Çalışmamızda yabancıların sınır dışı edilmeleri konusu iki bölümde incelenecektir. İlk bölümde, Türk Hukukunda yabancıların sınır dışı edilmeleri başlığı altında öncelikle genel olarak sınır dışı etme kavramı sınır dışı işlemine karşı geliştirilen koruma mekanizmaları ile benzer kavramlar ile olan ilişkisine değinilerek anlatılacak; daha sonra Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası düzenlemelerde ve iç hukukumuzda konunun düzenleniş şekli Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu öncesindeki dönem de anlatılarak incelenecektir. İkinci bölümde ise, 1 Ekim 2016 tarihinde çıkarılan 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen değişiklikleri de kapsayacak şekilde Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu hükümleri uyarınca yabancıların sınır dışı edilmeleri başlığı altında yabancıların sınır dışı edilmesi sebepleri, sınır dışı edilmeyi önleyici sebepler, sınır dışı kararının alınması ve uygulanması, karara karşı yargı yolu ve nihayet sınır dışı kararının sonuçları incelenecektir. Anahtar Kelimeler Sınır Dışı Etme, Yabancı, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, İdari Gözetim, Geri Gönderme Merkezi.
Milletlerarası derdestlik
Yabancılık unsuru içeren bir uyuşmazlığa ilişkin davanın yetkili bir ülke mahkemesinde açılmış ve hali hazırda görülmekte iken, tarafları, sebebi ve konusu aynı olan ikinci bir davanın diğer bir yetkili ülke mahkemesinde açılması durumunda milletlerarası derdestlik meselesi ortaya çıkmaktadır. Geniş anlamda milletlerarası derdestlik, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan birbirine paralel iki veya daha fazla yargılamanın, eş zamanlı olarak farklı devlet mahkemeleri önünde, tahkimde farklı hakem heyetleri önünde veya aynı anda devlet ve hakem mahkemesi önünde görülüyor olmasını kapsar. "Milletlerarası Derdestlik" başlıklı doktora tez çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, öncelikle genel olarak milletlerarası derdestlik kavramı açıklanmış, daha sonrasında konunun daha iyi kavranması bakımından önemli görülen, konuyla yakından ilgili bazı müesseseler incelenmiştir. Bu kapsamda, kesin hüküm itirazı ve paralel davalar olgusu ele alındıktan sonra tahkim yargılamasında milletlerarası derdestlik konusuna dair açıklamalara yer verilmiştir. İkinci bölümde, mukayeseli hukukta milletlerarası derdestlik konusunda kabul edilen yaklaşımlar üç temel alt başlık esas alınarak açıklanmıştır. Öncelikle Kıta Avrupası hukuk sistemi tarafından benimsenen lis pendens doktrini, daha sonrasında ise müşterek hukuk sistemi ülkelerince benimsenen forum non conveniens doktrini ve anti-suit injunction kararları ele alınarak, söz konusu yaklaşımların milletlerarası derdestlikten kaynaklanan paralel davalar sorununa olan etkileri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, milletlerarası derdestlik konusu Türk hukuku kapsamında ele alınmıştır. Bu anlamda, iç hukukta düzenlenen derdestlik müessesesi, Türk hukukunda doktrinde milletlerarası derdestliğin dikkate alınması hususunda kabul edilen farklı görüşler, milletlerarası derdestlik itirazının şartları ve milletlerarası derdestliğin hukuki niteliği konusundaki tartışmaların incelenmesinin ardından, Türk hukukunda milletlerarası derdestliğe etki tanınan durumlar öncelikle Türkiye'nin taraf olduğu bazı milletlerarası sözleşmeler kapsamında açıklanmış, bunun ardından konu, Türk hukukunda milletlerarası derdestlikle yakından ilişkili olduğu kabul edilen, Türklerin kişi hallerine ilişkin davalarda Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin düzenleme altına alındığı 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m. 41 hükmü ve yetki anlaşması ve sınırları konusunun düzenlendiği m. 47/1 hükmü kapsamında değerlendirilerek konuya ilişkin görüşlerimiz açıklanmıştır.
Milletlerarası tahkimde dava açma yasakları
Milletlerarası tahkim hukukunda; ülkeler arasındaki hukuk sistemi farklılıklarından ve küreselleşen ticari ilişkilerden kaynaklı en güncel ve tartışmalı konulardan biri de, dava açma yasakları (anti-suit injunctions) tedbirleridir. İngiltere başta olmak üzere Common Law hukuk sisteminde sıklıkla kullanılan ve Kıta Avrupası hukukunda da son zamanlarda yeni yeni dikkat çeken bu tedbirleri ele alan çalışmamız; dava açma yasaklarını, gerek karşılaştırmalı hukuk gerek Türk hukuku bakımından çeşitli yönleriyle detaylıca ele almaktadır. Milletlerarası tahkimin küresel ve yaygın karakterinden ötürü; normalde hukuk sistemlerinde ve uygulamalarında bu tür tedbirlere yer vermeyen devletler de, kendi vatandaşlarına karşı bu tedbirlerin kararlaştırılması dolayısıyla etkilenmektedirler. Zira dava açma yasağı uygulaması olan bir ülkenin örneğin İngiltere'nin tahkim yeri seçilmesi durumunda; bir tarafa karşı verilen bu tür bir tedbir, tarafların milli hukuklarına bakılmaksızın uygulanmakta ve uygulanma safhasında tarafların vatandaşlığının bulunduğu ülke mahkemelerini de etkileyebilmektedir. Dava açma yasağı kısaca; davacıya başka bir forumda açmayı düşündüğü bir davayı açmaktan vazgeçmesini veya açılmış bir dava var ise, bu davaya devam etmekten kaçınmasını emreden bir tedbir kararı olarak tanımlanabilir. Bu tedbirle genel olarak amaçlanan şey ise; taraflarca uzlaşılan forum dışındaki başka mahkeme veya hakem heyetlerinde uyuşmazlığın görülmesini engellemek ve görülmekte ise de, bu yargılama faaliyetini bir an önce sonlandırıp davacıyı sözleşmeye bağlılık ilkesi (pacta sunt servanda) çerçevesinde uzlaşılan asıl foruma çekmektir. Böylece hem asıl forumun yetkisi korunmuş olmakta; hem de uzlaşılan forumdan uzaklaşan davalı asıl foruma çekilmek suretiyle, paralel davaların yürütülmesi nedeniyle çelişkili kararların ortaya çıkması da engellenebilmektedir.
Milletlerarası Özel Hukukta aynı cinsiyetten kişilerin birlikteliği
Günümüzde aynı cinsiyetten iki kişinin birlikteliği, hayat arkadaşlığı, tescil edilmiş hayat ortaklığı ve evlilik yoluyla yabancı hukuk sistemlerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Aynı cinsiyetten kişilerin evliliği ve evlilik dışı birliktelikleri, Türk hukukunda mevcut olmayan ve Türk hukukuna yabancı olan müesseselerdir. Ancak aynı cinsiyetten kişilerin birlikteliklerinden kaynaklanan ve yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıkların, Türk mahkemeleri önüne gelmesi mümkündür. Söz konusu çalışma, aynı cinsiyetten kişilerin birlikteliklerinden kaynaklanan ve yabancılık unsuru içeren uyuşmazlıkların Türk milletlerarası özel hukuku açısından doğuracağı sorunları ve bunların çözüm yollarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Uluslararası Ticari Tahkim ve geçici hukuki koruma tedbirleri
Yargılama sürecinin yaratabileceği olumsuzluklardan hak arayan kişileri korumaya ve onlara hukuki güven ortamı sağlamaya yarayan geçici hukuki koruma tedbirleri tüm hukuk sistemleri açısından yargılamanın etkinliğinin teminatıdır. Devlet yargısında olduğu gibi, özellikle ticari uyuşmazlıklar açısından büyük önem taşıyan tahkim yargılamasında da bu tür tedbirlerin varlığına ihtiyaç gün geçtikçe artmaktadır. Çalışmamızda, uluslararası ticari tahkime konu olan uyuşmazlıklarda geçici koruma tedbirlerine hükmedebilme yetkisi, bu yetkinin sınırları ve bu tür tedbir kararlarının icrası meseleleri gerek mahkemeler gerekse hakemler açısından incelenmiştir.
Türk Hukukunda geçici koruma rejimi
Bu çalışmanın odak noktası, Türk hukukunda geçici koruma rejimidir. Bu kapsamda öncelikle, uluslararası koruma hukukunun temel kavramları ve uluslararası hukukta geçici koruma rejiminin kavramlaşmasına zemin hazırlayan unsurlar ana hatlarıyla incelenmiştir. Ardından, Türk hukukunda geçici koruma rejimi ele alınmıştır. Bu kapsamda geçici korumanın tanımı, kişi bakımından kapsamı, bu statünün sağladığı asgari koruma standardı ve geçici korumanın sona ermesi meseleleri ele alınmıştır. Asgari koruma standardı kapsamında, geri göndermeme ilkesi, geçici korunanlara sağlanan sağlık, eğitim ve iş piyasasına erişim hizmetleri incelenmiştir. Ayrıca, geçici korunanların Türkiye'de karşılaşması muhtemel görülen bazı milletlerarası özel hukuk meselelerine de değinilmiştir. Sona erme kapsamında ise geçici koruma rejiminin sona ermesinin usulünün yanı sıra geçici korunanların sınır dışı edilmesi ve kalıcı çözüm yolları açıklanmıştır. Bu çalışma kapsamında Türk hukukunda geçici koruma rejiminin incelenmesi ve geçici korumaya ilişkin hukuk kurallarının gerek kaleme alınış biçimi gerekse uygulanmasındaki aksayan yönlerin tespit edilmesi amaçlanmaktadır.