Dicle University
Discipline

Veterinerlik Doğum ve Jinekolojisi Anabilim Dalı

Dicle University

40

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

40 Theses
Master'sOpen AccessEN

The investigation of levels of anti-mullerian hormone, kisspeptin 1 and kisspeptin 1 receptor in rats

In this thesis study, it was aimed to investigate the levels of kisspeptin 1 receptor in ovaries, Anti-mullerian hormone (AMH) and kisspeptin 1 (KiSS-1) in blood sera with cystic ovarian degeneration (COD), ovarian hyperstimulation (HS) experimentally, estrus and diestrus stages of sexual cycle in rats. For this purpose, 28 Sprague Dawley female rats aged 3-4 months were used. Rats divided into 4 groups; group 1 consisted animals in the cycle of estrus (n=7); group 2 from animals in the cycle of diestrus (n=7); group 3, animals with HS (n=7); group 4 consisted animals with COD (n=7). Animals in group 1 and 2 were decapitated when they were in estrus and diestrus cycles, group 3 and 4 were decapitated after HS and COD were created. Ovaries of animals from all groups were collected. AMH and KiSS-1 concentrations in blood sera obtained and kisspeptin 1 receptor levels in ovaries were determined using commercial ELISA kits. At the end of statistical analysis of the data obtained after the measurements revealed that the levels of kisspeptin 1 receptors on the ovary tissue were higher in estrus (1,271.43 ± 51.98 pg/ml) and HS (1,191.43 ± 85.67 pg/ml) group (p <0.05). AMH levels in blood sera were found to be higher in the group of estrus (16.91 ± 2.12 ng/ml) (p <0.05). There was no difference between the groups in terms of KiSS-1 concentrations in the blood serum. As a result, it was observed that AMH levels were lower in the experimental HS and COD cases than in the estrus phase and that the kisspeptin 1 receptor levels were similar to the estrus period in the HS rats.

Antimullerian hormoneKisspeptinOvarian diseases+4
Pınar İpek
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Koyunlarda meydana gelen nonenfeksiyöz abortların önlenmesinde bazı vitamin ve minerallerin etkilerinin araştırılması

Bu tezde, koyunlarda enfeksiyonlara bağlı olmayan abortlardan korunmak için uygulanan Cu, Co, Zn ve Se mineralleri ile A, D, E ve B vitaminlerinin koruyucu etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma materyali, yaşları 3 ile 5 arasında değişen daha önce en az bir doğum yapmış 1600 baş gebe koyundan oluşturuldu. Koyunlar Hamdani ve Akkaraman ırkı iki sürüden seçildi. Her çalışma grubunda iki yüz (200)'er hayvan olacak şekilde, hayvanlar 4 gruba ayrıldı. Mineral ve vitamin preparatları koçların sürüden ayrıldığı gün başlangıç kabul edilerek uygulanmaya başlandı. Gebeliğin 70. gününde, 1. gruptaki hayvanlara B1, B2, B6 ve B12 vitaminleri, 2. gruptaki hayvanlara A, D ve E vitaminleri, 3. gruptaki hayvanlara Cu, Co, Zn ve Se mineralleri içeren preparatlar uygulandı. Her iki ırkta 4. grup koyunlar kontrol olarak belirlendi ve herhangi bir uygulama yapılmadı. Gebelik süresince koyunlar takip edildi. Abort yapan hayvanlar kayıt altına alındı. Her abort yapan hayvan için brucella analizi yapıldı ve abort gerçekleşen tüm hayvanlardan negatif sonuç alındı. Sürülerde doğumlar tamamlandıktan sonra, elde edilen veriler kaydedildi. B vitamini (B1, B2, B6 ve B12) uygulanan hayvanlarda 9 adet koyunda (Akkaraman, 200/4, Hamdani 200/5), A, D ve E vitamini uygulanan hayvanlarda 9 adet koyunda (Akkaraman, 200/5, Hamdani 200/4), mineral madde (Cu, Co ve Se) uygulanan hayvanlarda 10 adet koyunda (Akkaraman 200/4, Hamdani 200/6) yavru atma gözlenirken, bu sayı kontrol grubu hayvanlarda 18 adet (Akkaraman 200/9, Hamdani 200/9) olarak tespit edildi. İstatistiki değerlendirme sonucunda sürülerde ırk faktörü, kullanılan mineral madde ve vitaminlerin abort görülme oranı üzerinde gruplar arasında önemli bir etki oluşturmadığı, ancak kontrol grubu hayvanlar ile karşılaştırıldığında gebelik sırasında kullanılan mineral maddelerin ve vitaminlerin abortları önlemede önemli bir etkiye sahip olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Koyun, yavru atma, A, D, E ve B vitamini, Cu, Co, Se, Zn, Hamdani, Akkaraman

AbortusAbortus-veteriner hekimlikAkkaraman koyunları+7
Seyitcan Gürbüz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Östrüs döneminde uygulanan buserelin asetat'ın (GNRH analoğu) in vivo inek miyometriyal kontraksiyonları üzerine etkisi

Bu tezde, ineklerde östrüs döneminde tohumlama sırasında, ovulasyonun uyarılması amacıyla yaygın şekilde kullanılan bir GnRH agonisti olan buserelin asetat'ın, uterus kontraktilitesi üzerine in vivo etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada östrüste olan 26 adet inek kullanıldı. Açık uçlu kateter tekniği ile uterus içi basınç (UİB) ölçüm sisteminin kurulumu tamamlandıktan sonra serum progesteron (P4) düzeyinin belirlenmesi amacıyla kan örneği alındı. Çalışmanın ilk 30 dakikası süresince uterusun spontan kasılmaları (T1-3) izlendikten sonra birinci gruptaki inekler (n=7, KON) kontrol grubu olarak belirlenerek 5 ml serum fizyolojik, ikinci gruba (n=6, BUS1) 0,01 mg buserelin asetat, üçüncü gruba (n=6, BUS2) 0,02 mg buserelin asetat ve dördüncü gruba (n=7, OXT) 50 IU oksitosin damar içi yolla uygulandı. Gruplara uygun ajanların enjeksiyonu sonrası uterus kasılmaları 60 dakika (T4-9) süre ile kaydedildi. Uterusun spontan ve uygulama sonrası kasılma özellikleri, kasılmaların sıklığı (kasılma sayısı/10dk), büyüklüğü (mmHg), süresi (sn) ve eğri altında kalan alanları (EAKA, mmHg X sn) yönünden irdelendi. Uterusun spontan kasılmalarının (T1-3), östrüs döneminde düzenli ve şiddetli olduğu belirlenirken, uygulama gruplarında enjeksiyon sonrası (T4-9), kasılmaların sıklığı ve süresinde farklılık tespit edilmedi (P>0,05). KON, BUS1 ve BUS2 gruplarında, spontan kasılmaların izlenmesinin ardından uygulanan ajanların kasılmaların büyüklüğünü değiştirmediği (P>0,05), OXT grubunda ise 50 IU oksitosin uygulamasının kasılmaların büyüklüğünü önemli ölçüde artırdığı belirlendi (P<0,05). Kasılmaların EAKA'da, KON, BUS1 ve BUS2 gruplarında, ajanların uygulanmasından sonra farklılık tespit edilmezken (P>0,05), OXT grubunda ise önemli düzeyde artış belirlendi (P<0,05). İneklerde östrüs döneminde 0,01 mg ve 0,02 mg buserelin asetat uygulamasının, uterusun kontraktil aktivitesi üzerine etkili olmadığı, 50 IU oksitosinin ise uterusun kontraktil aktivitesini artırdığı, kasılmaların büyüklüğü ve eğri altında kalan alanlarını artırırken, sıklığını ve süresini değiştirmediği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Buserelin asetat, Kontraktilite, Uterus, İn vivo, İnek

BuserelinGnRHKas kontraksiyonu+5
Halef Doğan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Keçilerde prepartum uygulanan bazı vitamin ve minerallerin ıgg düzeyleri, oksidatif stres, pasif transfer ve metabolik profil üzerine etkileri

Bu çalışmada, keçilerde gebeliğin son döneminde uygulanan bazı vitaminlerin ve iz elementlerin; annedeki IgG düzeyi, oksidatif stres parametreleri, kolostrum brix ve IgG düzeyleri, metabolik profil test parametreleri ile yavrularda pasif transfer yetmezliği ve oksidatif stres üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Sunulan çalışmada gebeliğin 3. ayında bulunan sağlıklı 60 keçi çalışma (n=40) ve kontrol (n=20) grubu olarak ayrıldı. Gebeliğin 3. ve 4. ayında çalışma grubundaki keçilere vitamin ve mineral enjeksiyonları, kontrol grubundaki keçilere ise serum fizyolojik uygulaması yapıldı. Her iki gruptan gebeliğin 3. ayında kan, doğum esnasında kan ile kolostrum örnekleri alındı. Alınan kanlardan IgG, TAS, TOS ve OSİ düzeyleri, kolostrumda ise brix değeri ve IgG konsantrasyonları ölçüldü. Gebeliğin 4. ayında, doğum esnasında ve doğumdan 21 gün sonra alınan kan örneklerinden metabolik profil parametreleri ölçüldü. Oğlaklardan ise doğumdan 24-48 saat sonra IgG ve TP düzeylerinin ölçülmesi için, 72-96 saat sonra ise TAS, TOS, OSİ düzeylerinin ölçülmesi için kan örnekleri alındı. Ayrıca oğlakların doğum ağırlıkları, canlı ağırlık artışları, sağ kalım oranları ve keçilerde mastitis oranları belirlendi. Elde edilen bulgulara göre; Keçilerde, IgG seviyelerinde zamana bağlı (p=0,440) ve yavru sayısına bağlı (p=0,034) olarak anlamlı bir fark oluşmamıştır. TAS, TOS, OSİ değerlerinde zamana bağlı anlamlı değişim görülürken (p<0,001) TAS ve TOS düzeylerinde gebelik ve doğum dönemlerinde anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Yavru sayısına göre TAS düzeylerinde anlamlı bir fark görülmezken TOS düzeylerinde iki grupta da düşüş görülmüştür (p<0,001). OSİ düzeylerinde gruplar arasi anlamlı bir fark oluşmuştur (p>0,042) çalışma grubunda OSİ düzeyinde düşüş daha anlamlı olmuştur (p=0,046). Kolostrum brix değerlerinde (p<0,001) ve IgG düzeylerinde (p=0,038) çalışma grubu anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Her iki grupta da ikiz yavruların hem brix (p=0,021) hem de IgG (p=0,024) düzeyleri tek yavrulara göre daha yüksek bulunmuştur. Brix düzeylerinde çalışma grubunun ikizlerinin ortalaması kontrol grubu ikizlerinden anlamlı derecede daha yüksekti (p=0.027). Oğlakların serum IgG ve TP seviyelerinde grup içi ve gruplar arası anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Oğlaklarda TOS ve OSİ düzeylerinde anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), TAS değerinde anlamlı fark görülmüştür (p=0,011). Doğum ağırlığı ve canlı ağırlık artışında anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Sağ kalım oranlarında çalışma grubunda oğlak kaybı daha az olmuştur (p=0,008). Mastitis açısından çalışma grubunda daha az mastitis vakasına rastlanmıştır. Metabolik profil için ölçülen parametrelerin hepsinin zamana bağlı anlamlı değişim gösterdiği görülmüştür (p<0,001). BUN, Glu, GGT, Ca, NEFA, GLDH, TG parametrelerinde zamana bağlı anlamlı bir fark görülürken (p<0,001) gruplar arası gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemlerde anlamlı bir fark oluşmadığı saptandı (p>0,05). AST, ALB, CHOL, Mg, P, BHBA düzeylerinde doğum esnasında, TP, GLB düzeylerinde gebelik ve doğum sonrası alınan kan örneklerinden yapılan ölçümlerde gruplar arası anlamlı bir fark oluştuğu görüldü (p<0,001). Yavru sayısına göre; BUN (p<0,05), AST (p<0,001), GGT (p<0,001), ALB (p<0,001), TP (p<0,001), GLB (p=0,003), CHOL (p=0,008), Mg (p=0,010), P (p=0,008), BHBA (p=0,008) parametrelerinde çalışma ve kontrol gruplarında anlamlı bir fark oluştuğu görülmektedir. Sonuç olarak, veteriner hekimlerin ve yetiştiricilerin kolaylıkla ulaşabileceği ve uygulayabileceği vitamin ve minerallerin keçilerde IgG seviyeleri, oksidatif stres ve metabolik profil parametreleri üzerine etkileri ortaya konulmuş oldu. Çalışmada elde edilen bu sonuçların bilim dünyasına ve ülkemiz hayvancılığına faydalı olacağı düşünülmektedir.

Yavuz Musabeşeoğlu
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ovariohisterektomi yapılan kedilerde meloksikam ve rektal ozon uygulamasının postoperatif ağrı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Kedilerde ovariohisterektomi operasyonu orta şiddette ağrıya sebep olan en yaygın cerrahi prosedürlerden biridir. Bu çalışmanın amacı rutin ovaryohisterektomi (OHE) operasyonu geçiren sağlıklı kedilerde farklı analjezik prosedürlerinin postoperatif ağrı üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışma Burdur Mehmet Akif Ersoy Veteriner Fakültesi'ne ovariyohisterektomi talebiyle gelen 72 dişi kedi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Kediler meloksikam (Grup- 1, n=24), ozon uygulama (Grup- 2, n=24) ve kontrol grubu (Grup- 3, n=24) olmak üzere rastgele 3 gruba ayrılmıştır. Çalışmadaki kedilerin anestezisi için 0.08ml/kg dozunda medetomidin, 0.05-0.075 ml/kg dozunda ketamin intramuskuler olarak uygulanmıştır. Ketamin uygulamasından 10 dakika sonra kedilere iki ağrı kesici tedaviden biri uygulanmıştır. Ozon uygulama grubuna, 30 μg/ml rektal ozon insuflasyonu gerçekleştirilmiştir. Meloksikam grubuna ise 0.2 mg/kg subkutan meloksikam enjeksiyonu yapılmıştır. Kontrol grubuna ise hiçbir analjezik uygulanmamıştır. Tüm kedilerin benzer koşullar altında, median hattan ovariyohisterektomi operasyonu gerçekleştirilmiştir. Her kedi için UNESP-Botucatu çok boyutlu bileşik ağrı ölçeğine göre takip formu oluşturulmuş ve kedilerin postoperatif gözlem sonuç bilgileri kayıt edilmiştir. Ağrının değerlendirilmesi için postoperatif 0, 1, 2, 4, 6, 10 ve 24. saatlerde kullanılarak puanlama yapılmıştır. Tüm gruplarda postoperatif ilk saatlerde, sonraki zaman noktalarına kıyasla ağrı skorlarının en yüksek olduğu belirlenmiştir. Zaman ilerledikçe kedilerin ağrı skorlarında belirgin bir düşüş olmuş ve bu düşüş özellikle 4. saat sonrasında anlamlı hale gelmiştir. Dördüncü saatten itibaren, kontrol grubundaki kedilerin ağrı skorlarının, meloksikam ve ozon uygulanan gruplara kıyasla anlamlı şekilde yükseldiği belirlenmiştir. Meloksikam ve ozon grupları arasındaki istatistiksel fark ise altıncı saatten sonra belirginleşmiştir. Bu bulgular doğrultusunda, meloksikamın ağrıyı en hızlı şekilde kontrol altına alan yöntem olduğu, ozon uygulamasının ise zamanla etkili bir analjezik alternatif olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kedi, Meloksikam, Ovariyohisterektomi, Ozon, Postoperatif Ağrı

Özlem Önür
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Keçilerde östrus senkronizasyonu amacıyla uygulanan uzun ve kısa süreli intravaginal progestagen uygulamalarının süt bileşenleri ve oksidatif stres indeksi üzerine etkilerinin doğal aşım süreci ile karşılaştırmalı analizi

Bu çalışmada mevsim içi dönemde bulunan Saanen keçilerinde uygulanan uzun ve kısa süreli intravaginal progestagen protokollerinin süt bileşenleri ve oksidatif stres indeksi (OSİ) üzerindeki etkileri araştırılmış ve sonuçlar doğal çiftleşme ile karşılaştırılmıştır. Yaşları 2 ile 4 arasında değişen, laktasyonun ortasında bulunan ve en az bir kez doğum yapmış toplam 60 sağlıklı keçi kullanılmıştır. Hayvanlar rastgele üç gruba ayrılmıştır. Grup 1 (n=20) 12 gün süreyle intravaginal sünger uygulamasına; Grup 2 (n=20) 7 gün süreyle aynı uygulamaya tabi tutulmuştur. Grup 3 (n=20) ise herhangi bir hormonal müdahale yapılmaksızın doğal çiftleşmeye bırakılmıştır. Çalışma süresince, süt örneklerinde yağ, protein, laktoz, yoğunluk, yağsız kuru madde (YKM), tuz, pH ve donma noktası parametreleri değerlendirilmiştir. Kan örneklerinde ise toplam antioksidan kapasite (TAS), toplam oksidan kapasite (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) analiz edilmiştir. Gebelik muayeneleri 30. günde ultrasonografi ile gerçekleştirilmiştir. Bulgulara göre Grup 1'de süt bileşenleri zaman içinde daha stabil bir seyir sergilemiştir. Grup 2'de bazı parametreler başlangıçta hızlı bir artış göstermiş, ancak takip eden haftalarda dalgalı bir seyir gözlenmiştir. Grup 3'te ise bazı süt bileşenlerinde azalma eğilimi tespit edilmiştir. OSİ açısından istatistiksel olarak anlamlı artış yalnızca Grup 2'de gözlenmiştir; Grup 1'deki artış ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Gebelik oranları Grup 1'de %80, Grup 2'de %85 ve Grup 3'te %75 olarak belirlenmiştir (p>0.05). Çalışma süresince hiçbir grupta klinik mastitis vakasına rastlanmamıştır. Bununla birlikte, sünger uygulanan gruplardaki bazı hayvanlarda geçici vaginitis bulguları gözlenmiş ve bu durum herhangi bir tedavi gerekmeksizin kendiliğinden iyileşmiştir. Sonuç olarak, uzun süreli progestagen uygulamasının kısa süreli protokole kıyasla süt bileşenlerinde daha stabil sonuçlar ve oksidatif stres düzeylerinde daha kontrollü bir seyir sağladığı görülmüştür. Bununla birlikte bu bulguların genellenebilirliğini artırmak amacıyla daha fazla sayıda hayvanın yer aldığı ve farklı mevsimsel koşulların değerlendirildiği çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır

İsmail Akar
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde Ligasure destekli ovariohisterektomi operasyonlarından sonra uygulanan lazer tedavisinin yara iyileşmesi üzerine etkisinin termal kamera ve doppler ultrasonografi ile takip edilmesi

Bu tez çalışmasında dişi kedilerde uygulanan farklı ovariohisterektomi (OHE) tekniklerinin ardından lazer tedavisinin yara iyileşmesi üzerine olan etkileri termal kamera ve renkli Doppler ultrasonografi ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında klinik olarak sağlıklı, anöstrus döneminde bulunan toplam 40 dişi kedi rastgele olarak dört gruba ayrılmıştır. Bu gruplar Grup 1 (LigaSure™ destekli OHE + lazer tedavisi), Grup 2 (LigaSure™ destekli OHE + plasebo tedavi), Grup 3 (geleneksel ligatür tekniği ile OHE + lazer tedavisi) ve Grup 4 (geleneksel ligatür tekniği ile OHE + plasebo tedavi) olarak isimlendirilmiştir. Tüm operasyonlar aynı cerrahi ekip tarafından eşit koşullarda gerçekleştirilmiştir. Yara bölgesine ait deri sıcaklığı termal kamera ve Doppler ultrasonografi kullanılarak belirlenen ROI (region of interest) alanı üzerinden değerlendirilmiştir. Ayrıca sistemik inflamatuvar yanıtın değerlendirilmesi Serum Amiloid A (SAA) düzeyleri operasyon öncesi ve postoperatif 24., 48., 72. saatler ile 7. günde ölçülmüştür. Elde edilen bulgulara göre en kısa operasyon süresi LigaSure™ uygulanan gruplarda kaydedilmiş, geleneksel teknik uygulanan gruplarda süre anlamlı düzeyde uzamıştır (p<0.05). Termal görüntülemelerde, lazer tedavisi uygulanan gruplarda minimum yüzey sıcaklığındaki düşüş postoperatif dönemde daha kısa sürede normale dönmüştür. Bu durum yara bölgesinde daha hızlı bir termal toparlanma süreci olduğunu düşündürmüştür. Doppler ultrasonografi bulgularına göre, özellikle ilk 24 saatte tüm gruplarda vasküler parametrelerde anlamlı bir azalma görülmüş, ancak lazer uygulanan gruplarda 7. gün itibarıyla bu parametreler preoperatif değerlere yakın düzeylere ulaşmıştır (p < 0.001). SAA düzeyleri değerlendirildiğinde, lazer uygulanan gruplarda daha sınırlı inflamatuvar yanıt gözlenmiş, özellikle 48. saatte Grup 1 ile Grup 4 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p < 0.05). Sonuç olarak, LigaSure™ cihazı ile gerçekleştirilen OHE operasyonları, cerrahi sürenin kısaltılması ve doku travmasının azaltılması açısından avantaj sağlamaktadır. Postoperatif dönemde uygulanan lazer tedavisinin ise yara iyileşmesini hızlandırdığı, mikrovasküler perfüzyonu desteklediği ve sistemik inflamatuvar yanıtı azaltarak iyileşme sürecine olumlu katkıda bulunduğu belirlenmiştir.

Erdem Şahin
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gebe kediler ile piyometralı kedilerde serum amiloid A (SAA) ve bazı hematolojik değerlerin karşılaştırılması

Bu çalışma, gebeliğin erken ve erken-orta dönemlerinde kedilerde serum amiloid A'nın (SAA) seyri ile piyometra olgularındaki SAA ve hemogram/biyokimya profillerini karşılaştırmayı amaçladı. Toplam 14 dişi kedi iki gruba ayrıldı: gebe grup (GK, n=7) ve piyometralı grup (PK, n = 7). Gebe grupta 12-18. gün ve 20-30. gün olmak üzere iki farklı zamanda, piyometralı grupta ise tanı anında kan örnekleri alındı. Hemogram, temel biyokimya parametreleri ve SAA analizleri aynı gün gerçekleştirildi. Grup içi karşılaştırmalar eşleştirilmiş testlerle, gruplar arası farklar bağımsız testlerle, zaman ve grup etkileri ise doğrusal karma model (LMM) ile değerlendirildi. Gebe kedi grubunda iki zaman noktası arasında SAA ve temel hemogram/biyokimya değişkenlerinde anlamlı farklılık saptanmadı. LMM analizinde eritrosit sayısı (RBC) (β = −0,67; p = 0,03) ve albümin (ALB) (β = −0,73; p = 0,01) düzeylerinde azalma belirlendi. Gruplar arası karşılaştırmada piyometralı kedilerin orta hücre popülasyonu (MID) (p = 0,05) ve ortalama korpusküler hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) (p = 0,01) anlamlı olarak daha yüksekti ve lökosit (WBC) (p = 0,07) ve lenfosit sayısı (LYM) (p = 0,08) artış eğilimi gösterdi. Piyometralı grupta alkalin fosfataz (ALP) düzeyleri daha düşüktü (p = 0,07). LMM analizinde piyometralı grupta WBC (p = 0,04), MID (p = 0,03) ve MCHC (p = 0,03) yüksek; ALP ise düşük (p = 0,05) saptandı. SAA düzeyi piyometralı grupta artış eğilimi gösterdi (p = 0,06). Sonuç olarak, gebeliğin erken ve erken-orta dönemlerinde SAA düzeyleri fizyolojik sınırlar içinde kalmakta ve durağan seyretmektedir. Piyometra olgularında ise SAA'da artış eğilimi, nötrofilik yanıt ve MID yükselişi dikkat çekmektedir. SAA'nın hemogram ve biyokimya paneli ile birlikte ve seri ölçümlerle değerlendirilmesi, klinik tanısal değerini artırmaktadır.

Doğuş Oyar
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı vitrifikasyon yöntemleri ile dondurulan sığır oositlerinin çözdürme sonrası in vitro maturasyon başarıları

Bu çalışmanın amacı; immatür sığır oositlerinin OPS ve SSV vitrifikasyon yöntemleriyle dondurulması ve bu yöntemlerin maturasyon üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Mezbahada kesilen hayvanların ovaryumlarından toplanan oositler stereomikroskop altında incelendi ve etrafı en az 3 kat sıkı kumulus hücreleriyle çevrili 450 oosit kullanıldı. Vitrifikasyon yöntemine göre OPS, SSV ve kontrol grubu olarak 3 grup oluşturuldu. OPS grubundaki oositler; %20 CS, %10 EG ve %10 DMSO içeren TCM199 medyumunda 30-45 sn bekletildi ve %20 CS, %20 EG, %20 DMSO ve 0.5M sükroz içeren TCM199 medyumunda 20 sn bekletilerek OPS yöntemiyle vitrifiye edildi. SSV grubundaki oositler; %20 CS ve %4 EG içeren TCM199 medyumunda 12-15 dk bekletildi ve %20 CS, %35 EG, %5 PVP ve 0.4 M trehaloz içeren TCM199 medyumunda 25-30 sn bekletilerek SSV yöntemiyle vitrifiye edildi. Vitrifiye edilen oositler, sıvı azot içerisinde en az 1 ay saklandıktan sonra çözdürülerek IVM'a alındı. Kontrol grubundaki oositler, vitrifiye edilmeksizin IVM'a alındı. IVM işlemi, %10 FCS, 5 µg/ml LH, 0.5 µg/ml FSH, 27.5 µg/ml Na-piruvat ve antibiyotik içeren TCM199 medyumu kullanılarak, 38.5°C'deki %5 CO2'li etüvde 24 saatte yapıldı. Maturasyon sonrasında kumulus ekspansiyonu incelendiğinde, OPS grubunda 146 oositten 118'inde (%80.82) 2 derecede, 22'sinde (%15.07) 1 derecede ve 6'sında (%4.11) 0 derecede kumulus ekspansiyonu gözlendi. SSV grubunda 144 oositten 113'ünde (%78.47) 2 derecede, 20'sinde (%13.89) 1 derecede ve 11'inde (%7.64) ise 0 derecede kumulus ekspansiyonu gözlendi. Kontrol grubunda 150 oositten 144'ünde (%96.00) 2 derecede, 4'ünde (%2.67) 1 derecede ve 2'sinde (%1.33) ise 0 derecede kumulus ekspansiyonu gözlendi. Soyulan oositlerde polar body incelendiğinde, OPS grubunda 138 oositten 32'sinde (%23.19) polar body bulunduğu, 96'sında (%69.56) polar body bulunmadığı ve 10 oositin (%7.25) ise dejenere olduğu belirlendi. SSV grubunda 134 oositten 28'inde (%20.90) polar body bulunduğu, 95'inde (%70.90) polar body bulunmadığı ve 11 oositin (%8.20) ise dejenere olduğu belirlendi. Kontrol grubunda 137 oositten 108'inde (%78.83) polar body bulunduğu, 25'inde (%18.25) polar body bulunmadığı ve 4 oositin (%2.92) ise dejenere olduğu belirlendi. OPS ve SSV grupları arasında önemli derecede bir fark bulunmadı (p˃0.05). Vitrifikasyon grupları, kontrol grubuna kıyasla önemli derecede düşük bulundu (p˂0.001). Çalışmanın sonucunda, immatür sığır oositlerinin OPS ve SSV vitrifikasyon yöntemleriyle vitrifiye edilebileceği gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çözdürme, İn vitro maturasyon, Sığır oositleri, Vitrifikasyon yöntemleri

Dondurarak saklamaOositlerSperm+4
Şöhret Güler
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The compration of TWO different vaginal cytology staining and rapid progesterone test in bitch different time of sexuel cycle

In this study, we aimed to compare the advantages and disadvantages of two different vaginal cytology staining methods in different stages of sexual cycles in female dogs and to find out the reliability of the results of the determined sexual period and fast progesterone test results. In the study material, 37 female dogs were used, and female dogs were divided into three groups (10 dogs in each group) according to their sexual period (prooestrus, oestrus, metoestrus). A group of different female dogs with pyometra was also formed. As a result of smears performed during the progestus period, both erythrocytes and neutrophils were observed in both staining methods. 12.3 ± 2.89% parabasals, 52.4 ± 1.67% intermediates, 27.5 ± 1.23% superficials and 7.8 ± 1.07% keratinized superficial cells with papanicolaou staining method; 10.5 ± 2.7% parabasals, 52.4 ± 1.28% intermediates, 28.4 ± 1.43% superficials with nucleus, 8.7 ± 1.07% keratinized superficial cells were seen by diff quick staining method. Papanicolau staining method when applied during the oestrus period 77.5 ± 0.93% keratinized superficials, 20.3 ± 1.14% superficials with nucleus, 2.2 ± 0.786% intermediary cells; in the diff quick staining method, 78.7 ± 1.08% keratinized superficials, 20 ± 1.06% superficials, 1.3 ± 0.473% intermediary cells were observed and no parabasic cells were observed in both of the methods. Papanicolaou staining method was applied as diuretic stage with 0.8 ± 0.512% keratinized superficials, 11.7 ± 1.12% superficials, 29 ± 1.18% intermediates, 58.5 ± 1.80% basal-parabasal cells; In diff quick dyeing, 1.5 ± 0.885% keratinized superficials, 14% 1.29 core superficials, 28.8 ± 1.19% intermediates, 55.8 ± 1.74% basal-parabasal cells and metoestrus cells were seen in both staining methods. At the same time, a large amount of basal and parabasal type cells, neutrophils and bacteria were seen in smears of group pyometra. The progesterone test kit showed C1-C2 in the proestrous phase, C4 in the estrous stage,C4 in the diestrus stage and C2 scale in the pyometra case. Two different staining methods were compared in terms of cost, ease of use, reliability, image quality of cells. The reliability of the test was determined by comparing the sexual cycle determined by vaginal cytology and rapid progesterone test color scale. The same procedure was applied to dogs with pyrometers. As a result of this study; reliability, advantages and disadvantages were compared by using two different staining methods in vaginal cytology method and it was found that the differentiation of vaginal cells with papanicolaou staining method was easier than diff quick painting method, however, diff quick staining method could be preferred because of its rapid results in clinics. In addition, it was concluded that vaginal cytology and progesterone test kit can be used to diagnose the periods of sexual cycle Key Words: Progesterone test kit, Pyometra, Sexual cycles, Vaginal cytology

Animal diseasesDogsProgesterone+5
Birol Can Eren
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Holştayn düve ve ineklerde serum anti müllerian hormon düzeyleri il fertilite ilişkisinin araştırılması

Sığırlarda Anti Müllerian Hormon (AMH) konsantrasyonları ile antral folikül sayısı pozitif olarak ve yüksek seviyede ilişkilidir. Bu nedenle ovaryum rezervinin belirlenmesinde, oosit kalitesi, süperovulasyon cevabı, fertilite, verim ömrü gibi kriterlerin belirlenmesi için biyomarker olarak kullanılabilmektedir. Bu çalışmada inek ve düvelerde serum AMH düzeyleri ile fertilite parametreleri arasında olası ilişkilerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmada 44 düve ve 40 inek materyal olarak kullanıldı. İneklerde ilk tohumlama gebelik oranı, gebelik başına ortalama tohumlama sayısı, postpartum 200 günde gruplarda gebelik oranları, açık gün sayısı fertilite parametreleri olarak analiz edildi. Düvelerin ilk tohumlamada gebe kalma oranları, gebe kalmayanların ikinci ve üçüncü tohumlama gebelikleri de ilave edilerek iki grubun gebelik oranları ve gebelik başına ortalama tohum sayıları karşılaştırıldı. Düvelerde ve ineklerde en düşük AMH düzeyi 0,001 ng/ml iken en yüksek seviye her iki grupta da 0,7 ng/ml olarak bulunmuştur. İnek ve düvelerde ortalama AMH düzeyi sırasıyla 0,26±0,17 ve 0,21±0,16 ng/ml±SD olarak belirlendi (p>0,05). AMH ölçümlerinden sonra tohumlanan ineklerde ve düvelerde 1., 2. veya 3. tohumda gebe kalanlar ile gebe kalmayanların ortalama AMH düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki görülmedi (p>0,05). Sonuç olarak düvelerde ve ineklerde tohumlamalar sonrasında gebelik oranlar ile AMH seviyeleri arasında bir ilişki kurulamamıştır. İnek ve düvelerde bireyler arasında AMH düzeyleri açısından varyasyonun çok yüksek düzeyde olması dikkat çekici bir bulgu olmuştur. İneklerde AMH düzeyleri ve fertilite ilişkisini ortaya koymak için yeni araştırmalar yapılarak bu konudaki bilgi birikiminin arttırılması gerekmektedir Anahtar Kelimeler: AMH, Fertilite, Ġnek, Düve

Antimüllerian hormonDüvelerFertilite+2
Esra Saltık
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akkaraman ve pırlak ırkı koyunlarda serum antimüllerian hormon seviyeleri ile koyun başına düşen kuzu sayısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Yetiştiricilikte kullanılacak olan koyunların fertilite durumlarının tahmin edilebilmesi, hayvan yetiştiriciliğini daha kârlı hale getirebilmek için önem taşımaktadır. Bu bağlamda ovaryum rezervinin belirlenmesi, çiftlik hayvanlarının döl verimleri hakkında bilgi verebilme potansiyeline sahiptir. Bazı çalışmalarda, sağlıklı ve gelişmekte olan foliküller tarafından üretilebildiği bilinen antimüllerian hormon konsantrasyonları ile morfolojik olarak sağlıklı foliküller arasında pozitif bir ilişki olduğu bildirilmektedir. Bu bilgiden yola çıkarak yapılan bu çalışmada, Pırlak ve Akkaraman koyunlarında serum AMH seviyeleri ile koyun başına düşen kuzu sayısı arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu amaçla, serum AMH seviyelerini belirlemek için üreme mevsimi öncesinde, 40 baş Pırlak ve 40 baş Akkaraman koyunundan kan örneği toplanmıştır. Serum AMH seviyeleri ELISA yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Doğum yapan koyunların sayısı, doğum tipi (tekiz, ikiz, üçüz), kuzuların cinsiyetleri, doğum kolaylığı gibi veriler kaydedilmiştir. Yapılan çalışmada; Pırlak koyunlarının serum AMH değerlerinin (51.29 - (9.8 -180.12) pg/ml), Akkaraman koyunlarının serum AMH değerlerinden (20.66 - (10.49 - 49.97) pg/ml) istatistiksel olarak yüksek olduğu (p<0.01) ve Pırlak koyunlarında çoğul gebeliği bulunan koyunların, tek yavru doğuran koyunlara oranla istatistiksel olarak daha yüksek serum AMH seviyesine sahip olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak Pırlak koyunlarında çoğul gebe kalma ihtimali yüksek hayvanların seçilmesinde serum AMH düzeyinin bir belirteç olabilme potansiyeline sahip olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Antimülerian Hormon, Fertilite, Koyun

Akkaraman koyunlarıAntimüllerian hormonFertilite+4
Cengiz Çırak
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anöstrus döneminde; 9 gün ve 12 gün süreyle progestagen içeren intravaginal sünger ile senkronize edilen koyunlarda kızgınlık ve gebelik oranlarının araştırılması

Araştırmada 2-3 yaşta, ortalama 40-50 kg canlı ağırlığında 300 adet mor karaman ırkı koyun kullanılmıştır. Koyunlar, herbirinde 100 adet koyun bulunacak şekilde 3 gruba ayrılmıştır. I. gruba 9 gün süreyle, II. gruba ise 12 gün süreyle intravaginal sünger uygulaması yapılmıştır. III. grup ise kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Süngerlerin çıkarılmasını takiben 500 IU PMSG enjeksiyonu yapıldı. 24- 48 saat içinde kızgınlığa gelme oranlarına bakılmıştır. Kızgınlığa gelen ve çiftleşen koyunlara 39. gün ve 42. gün ultrasonla gebelik muayenesi yapıldı. İntravaginal süngerin uygulandığı 0. gün, 5. gün, 9. gün ve 12. günlerde koyunlardan kan alınarak progesteron değerlerine bakıldı. Bu sonuçlara göre; 12 gün süreyle uygulanan intravaginal süngerin ikizlik ve üçüzlük sayısı bakımından daha başarılı sonuçlar verdiği kanısına varılmıştır.

AnöstrusGebelikKoyunlar+4
Özer Dalaman
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İneklerde farklı sürelerde yapılan progesteron uygulamalarının gebelik oranına etkisinin araştırılması

Bu araştırmada, ineklerde döl verimini artırmak amacıyla farklı sürelerde kullanılan intravaginal gereçlerin gebelik oranlarına etkisi araştırıldı. Araştırmada 1-3 laktasyon geçirmiş 100 baş Holştayn ırkı inek kullanılmıştır. İnekler, her grupta 50 adet bulunacak şekilde CL olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrıldı. I. gruptaki ineklere progesteron içeren silikon 7 gün süreyle, II. gruptakilere ise progesteron içeren silikon 12 gün süre ile uygulanmıştır. Her iki gruba silikonların çıkarıldığı gün PGF2α enjeksiyonu yapılmıştır. İneklere PGF2α uygulamasından 60 saat sonra fix time suni tohumlama ve suni tohumlama esnasında GnRH enjeksiyonu yapılmıştır. Tohumlamadan sonraki 30. gün USG ile gebelik muayenesi yapılmış ve gebelik oranları, sırasıyla %56 (28/50) ve %44 (22/50) olarak belirlenmiştir ve farkın istatistiki olarak önemli olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, progesteron içeren intravaginal araçların, uzun süreli uygulamalar yerine kısa süreli uygulamalarında alternatif olabileceği görüldü.

Fatih Onay
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sütçü ineklerde mastitis aşısının etkinliğinin araştırılması

Sütçü inekler üzerinde gerçekleştirilen bu araştırma, mastitis aşısının etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Postpartum 20. günden başlayarak 100 gün boyunca, aşı uygulanan ineklerden alınan süt örnekleri üzerinde somatik hücre sayısı (SHS) değerleri incelenmiştir. Araştırmada, 200 gün ve üzeri (200-220 gün aralığında) olan 1-3. laktasyon döneminde bulunan 80 baş Holstein ırkı inek kullanılmıştır. Belirli zaman aralıklarında Kalifornia Mastitis Testi (CMT) yapılmış ve CMT pozitif sonuç veren meme çeyreklerinden alınan süt örneklerinde mikrobiyolojik analiz yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre çalışmada aşı (n=40) ve kontrol grubu (n=40) olmak üzere iki farklı grup oluşturulmuştur. Aşı grubuna dahil edilen hayvanlara ticari bir mastitis aşısı (Startvac® , Spain) uygulanmıştır. Aşılama prosedürü, aşı prospektüsüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Aşı ve kontrol gruplarındaki hayvanlardan, doğumdan sonraki 20. günden itibaren her 10 günde bir süt örneği alınmış ve somatik hücre sayısı incelenmiştir. Her meme lobu için ayrı istatistiksel analizler yapılmıştır. Yapılan analizlere göre; sağ ön meme, sağ arka meme, sol ön meme ve sol arka meme için SHS değerlerinde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (P>0,05). Gerekli profilaksi uygulamalarının gerçekleştirilmediği işletmelerde mastitis aşısı uygulamasının tek başına meme enfeksiyonlarını önlemede yetersiz olduğu ve böylece SHS'nı etkin şekilde düşüremediği sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar, aşının etkinliğinin değerlendirilmesinde çevresel koşullar, sağımhane şartları ve profilaktik önlemler gibi faktörlerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

AşılarMastitSomatik hücre sayısı+6
Emre Büyükkal
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elbistan Termik Santrali'nin etrafında yetiştirilen sığırların folikül sıvılarında ağır metal ve oksidatif stres parametrelerinin değerlendirilmesi

Termik santraller, çevreye saldıkları zararlı gazlar ve tozlar aracılığıyla ağır metaller yaymaktadır. Bu ağır metallerden su, hava, toprak etkilenmektedir. Buna bağlı olarak insan ve hayvan sağlığı da zarar görmektedir. Çiftlik hayvanları her geçen yıl daha fazla artan yoğunlukta bu kirliliğe maruz kalmaktadır. Bu kirliliğin olası etkilerinden birisi de hayvanların üreme sistemi üzerine olmaktadır. Bu tezde Elbistan Termik Santrali çevresinde yetiştirilen ineklerde ovaryum folikül sıvılarının ağır metal düzeylerinin tespit edilmesi ve folikül sıvısının biyokimyası üzerine olası etkilerini belirlemek için oksidatif stres parametrelerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Elbistan Termik Santrali çevresindeki (n=25) ve Elâzığ'daki (n=14) mezbahalarda kesilen ineklere ait folikül sıvıları kullanıldı. Folikül sıvısında kadmiyum (Cd), kurşun (Pb), cıva (Hg) ölçümleri atomik absorpsiyon spektrometresi ile malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH) düzey ölçümleri ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px) aktivitesi spektrofotometre ile kolorimetrik olarak ölçüldü. Daha sonra elde edilen parametrelerin istatistiki analizleri yapıldı. Sonuç olarak; Elbistan Termik Santrali çevresinde yetiştirilen ineklerin folikül sıvılarında Pb konsantrasyonunun (22,27 ±1,73 µg/dl, P<0,05) ve Elazığ yöresinde yetiştirilenlerde ise MDA konsantrasyonun (85,77 ± 10,40 µmol, P<0,05) yüksek olduğu, ancak Cd, Hg, GSH düzeylerinin ve GSH-Px aktivitesinin farklı olmadığı tespit edildi (P>0,05).

Ağır metallerFoliküler sıvıHayvan yemleri+5
Serkan Ali Akarsu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebe olmayan izole sığır uterus kontraksiyonları üzerine Ceftiofur ve Meloxicam`ın etkileri

Bu çalışmada üçüncü kuşak bir sefalosporin olan ceftiofur ve nonsteroit antiinflamatuvar olan meloxicam'ın izole gebe olmayan inek ve düve miyometriyumunun spontan kasılmaları üzerine etkileri araştırıldı.Siklusun foliküler döneminde bulunan inek ve düvelerden alınan miyometriyal şeritler, % 95 oksijen % 5 karbondioksit içeren gaz ile sürekli gazlanan, 38?C'deki ve pH'sı 7.4 olan, 5 ml Krebs solusyonu bulunan izole organ banyosuna asıldı. Doksan dakikalık gerime uyum süresi sonunda, düzenli spontan kasılma gösteren şeritlerin kasılmaları, izometrik güç çevirgeci (transducer) kullanılarak 10 dakika süre ile kaydedildi ve bu veriler kontrol olarak kullanıldı. Daha sonra şeritlerin bulunduğu banyo sıvısına 500, kümülatif 1000 ve 2000 µM dozlarında ceftiofur (n=16); veya 0.5, kümülatif 1.0 ve 1.5 µM meloxicam (n=17) ilave edildi. Her doz eklemesinden sonra kasılmalar 10 dakika süreyle kaydedildi. Ceftiofur ve meloxicam'ın 10 dakikalık periyotta, spontan kasılmaların frekans (sıklık), amplitüd (büyüklük) ve eğri altında kalan alan (EAKA) değerleri üzerine etkisi değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde Wilcoxon Signed Ranks Testi ve Pearson Korelâsyon Analiz Testi'nden yararlanıldı.İzole organ banyosuna eklenen tüm dozlarda ceftiofur'un kasılmaların sıklığını azalttığı (P<0.05), büyüklüğünü etkilemediği (P>0.05) belirlendi. 500 ve kümülatif 1000 µM ceftiofur ilavesi sonrası EAKA'daki artış istatistikî olarak önemsiz iken (P>0.05), kümülatif 2000 µM sonrası artışın önemli olduğu (P<0.05) tespit edildi.Organ banyosuna eklenen 0.5 µM meloxicam'ın kasılmaların sıklığını artırdığı (P<0.05), kümülatif 1.0 µM'lük dozun sıklığı etkilemediği (P>0.05), kümülatif 1.5 µM ilavenin ise kasılmaların sıklığını belirgin şekilde azalttığı (P<0.05) gözlendi. Ayrıca meloxicam'ın doza bağlı olarak kasılmaların büyüklük ve EAKA'ını da belirgin olarak azalttığı (P<0.05) belirlendi.İn vitro nitelikli olan bu çalışmada, ceftiofur'un tüm dozlarda kasılmaların sıklığını azalttığı, büyüklüğünü etkilemediği, EAKA'ı ise yüksek dozlarda artırdığı; meloxicam'ın ise düşük dozlarda sıklığı artırırken orta dozlarda etkilemediği, yüksek dozlarda azalttığı, tüm dozlarda büyüklük ve EAKA'da belirgin olarak azalmaya yol açtığı söylenebilir. Sonuç olarak ceftiofur ve meloxicam'ın gebelik ve postpartum dönemde kullanılırken bu etkilerinin göz önünde bulundurulmasının klinik açıdan önemli olabileceği kanaatine varıldı.

KasılmalarMiyometriumİnekler
Nevzat Saat
Fırat University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

İneklerde oksitosin enjeksiyonlarının luteal regrasyon üzerine etkisi

28 6. ÖZET Bu çalışmada, ineklere kızgınlık siklusunun erken (4, 5 ve 6. günlerinde) ve. geç (14, 15 ve 16. günlerinde) luteal döneminde, deri altı uygulanan oksitosinin luteal regresyon üzerine olan etkilerini ortaya koyma amaçlandı. Çalışmada materyal olarak, toplam 20 inek kullanıldı. Hayvanların östrüsleri 1 1 gün ara ile iki defa 25 mg Dinoprost trometamin kas içi enjekte edilerek senkronize edildi. Daha sonra hayvanlar, A ve B olmak üzere, rastgele 10'arlı 2 gruba ayrıldı. A grubundaki 10 ineğe, 1. kızgınlık siklusunun 4, 5 ve 6. günlerinde, bölünmüş iki doz halinde, 12 saat ara ile deri altı 20 mi % 0.9 NaCl; 2. kızgınlık siklusunun aynı günlerinde, günlük 100 IU oksitosin, bölünmüş iki doz halinde, 12 saat ara ile deri altı enjekte edildi. Aynı uygulamalar, B grubu hayvanlara 1. ve 2. kızgınlık sikluslarının 14, 15 ve 16. günlerinde yapıldı. Her iki grup hayvandan, iki kızgınlık siklusu boyunca gün aşın kan örnekleri alındı. Kan serumu progesteron değerleri double RIA ile tayin edildi. Siklusun erken döneminde oksitosin uygulanan A grubu hayvanlardan birinde siklus kısalırken, bir hayvanda da 32. güne kadar yapılan klinik gözlemde kızgınlığa gelmediği, diğer 8 inekte ise siklus sürelerinin oksitosin uygulamalarından etkilenmediği görüldü. Geç luteal dönemde oksitosin uygulaması yapılan B grubunda, bir hayvanın siklusu uzarken, bir hayvanın da 32. güne kadar yapılan takipte kızgınlığa gelmediği, diğer 8 inekte ise, siklus sürelerinin uygulamadan etkilenmediği belirlendi. Progesteron yönüyle, A grubu hayvanların, 2. kızgınlık siklusunun 4, 6, 10 ve 12. günlerindeki progesteron düzeyinin, 1. kızgınlık siklusuna göre düşük olduğu; B grubunda ise, 2. kızgınlık siklusunun 8 ve 18. günlerindeki progesteron değerlerinin 1. siklusun aynı günlerine göre yüksek olduğu belirlendi. Sonuç olarak, ineklere kızgınlık siklusunun erken ve geç luteal döneminde, belirtilen doz ve süre ile uygulanan oksitosinin, kızgınlık siklus süresi ve kan serumu progesteron düzeyleri üzerine belirgin bir etkisinin olmadığı tespit edildi.

Hamit Yıldız
Fırat University · Institute of Health Sciences
2000
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ bölgesine ithal edilen ineklerin doğum sonrası fertilite durumlarının araştırılması

38 6. ÖZET Bu çalışma, Elazığ ve çevresine 1991-1996 yılları arasında ithal edilen Simental ve Holştayn ırkı ineklerde doğum sonrası fertilite durumlarının takip edilmesi ve bölgeye uyumlarının araştırılması amacı ile yapıldı. Bölgeye gebe olarak getirilen Simental ve Holştayn ırkı ineklerin doğumdan önce kayıtlan tutuldu. Hayvanların beslenme durumu, barınaklar, idari faktörler değerlendirildi. Doğumdan sonra, hayvanlar iki gruba ayrıldı. Birinci grubu oluşturan hayvanlar, gebe kalıncaya veya 5. tohumlamaya kadar takip edildi. İkinci grubu oluşturan hayvanlar, postpartum 15-60. günler arası, haftada iki defa, alınan kan örneklerinde, plazma progesteron değerleri ve haftada bir defa yapılan rektal ve ultrason muayeneleri ile izlendi. Simental ırkı ineklerde, uterus involusyonu, doğum-ilk tohumlama aralığı, doğum-gebe kalma aralığı ve buzağılama aralığı sırası ile 46.25±10.80, 80.47+3.25, 136.88±5.22 ve 417.10±5.21 gün, Holştayn ırkı ineklerde aynı parametreler 45.25±7.68, 90.42+5.30, 132.16+7.86 ve 410.83+7.78 gün olarak hesaplandı. İki ırk arasında, involusyon süresi, doğum-ilk tohumlama aralığı, doğum-gebe kalma aralığı ve buzağılama aralığı arasında istatistiki olarak önemli fark görülmediği tespit edildi. Gebelik başına tohumlama sayısı, ilk tohumlamada gebelik oranı ve toplam gebelik oranı Simental ırkı ineklerde, 2.20, % 18.31 ve % 18.91 iken, Holştayn ırkı ineklerde sırası ile 1.78 % 33.33 ve % 29.69 olarak bulundu. Toplam gebelik oranında ırklar arasında istatistiki olarak önemli fark görülmez iken, birinci tohumlamada gebelik oranının Simental ırkı ineklerde daha düşük ve gebelik başına tohumlama sayısının daha yüksek (P<0.05) olduğu belirlendi. Doğum sonrası görülen hastalıklardan retensiyo sekundinarum Simental ırkı ineklerde % 37.03, Holştayn ırkı ineklerde % 19 oranında görüldü. Metritis, Pyometra, servisitis, Holştayn ırkı ineklerde sırası ile % 21, % 2, % 5, Simental ırkı ineklerde ise % 25.92, % 0 ve % 4.62 oranında görüldü. Simental ırkı ineklerin % 15.74 ve Holştayn ırkı ineklerin ise % 14'ünde ovaryum kisti tespit edildi. Simental ırkı ineklerde, güç doğum ve abortus oranı sırası ile % 18.50, % 4.62, Holştaynlarda ise % 13, % 2 idi.39 Simental ırkı inek yetiştiricilerinin % 78.16'sı sun'i tohumlama, Holştayn ırkı inek yetiştiricilerinin % 53.84 boğa ile tohumlama yapmaktadır. Bölgede sürüden çıkarma oranı Simental ırkı ineklerde % 30.5, Holştaynlarda ise % 16 olarak tespit edildi. Sonuç olarak, hayvancılığı geliştirme açısından bir seçenek olan damızlık hayvan ithalinin, yeterli alt yapı ve barınak oluşturulmadan, yetiştiriciye tam bir eğitim verilmedikçe ve bu konuda yeterli uzman yetiştirilmedikçe, başarıya ulaşılması oldukça zor görülmektedir.

Muhterem Aydın
Fırat University · Institute of Health Sciences
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Koyunlarda gebelik ilişkili glikoproteinler (PAGS) ile gebelik teşhisi

Amaç: Gebelik ile ilişkili glikoproteinler (PAGs) koyunları da kapsayan ruminantlarda gebelikte trofoblastik hücrelerden köken alan iki çekirdekli hücreler tarafından üretilmektedir. Sunulan bu çalışmada koyunlarda erken gebelik ve tüm gebelik boyunca kan plazmasındaki PAGs konsantrasyonunun belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma için toplam 16 baş gebe koyun kullanıldı. Birinci çalışma (gebelik boyunca PAGs profilinin izlenmesi) için 8 baş koyundan gebeliğin 0, 55, 85, 113 ve 145. günlerinde kan plazması toplandı. İkinci çalışma (erken gebelikteki PAGs profilinin belirlenmesi) için ise gebeliğin 18, 21, 25, 28 ve 35. günlerinde kan plazma örnekleri toplandı. Elde edilen plazma örneklerinde PAGs değerleri ticari (Sheep Pregnancy Associated Glycoproteins) ELISA kiti ile ölçüldü. Bulgular: Sonuçlar değerlendirildiğinde gebeliğin 0. gününde plazmada bazal seviyede PAGs olduğu tespit edilmiştir (14,99±1,63 ng/ml). Birinci çalışmada gebeliğin 0. günü ile kıyaslandığında; gebeliğin 55, 85, 113 ve 145. günlerindeki değerleri arasında istatistikî olarak önemli bir fark tespit edilmiştir (p<0,05). İkinci çalışmada ise gebeliğin 35. gününde plazma PAGs değerinin 18. gün ile kıyaslandığında önemli ölçüde arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç: Elde edilen sonuçlar değerlendiğinde koyunlarda gebelik boyunca plazma PAGs düzeyinin sürekli artan bir profil çizdiği görülmektedir. Yine bu sonuçlara göre çalışmada kullanılan PAGs kiti ile en erken 35. günde gebelik teşhisi yapılabileceği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: gebelik ile ilişkili glikoproteinler (PAGs), gebelik, ELISA, koyun, gebelik teşhisi

Enzime bağlı immünosorbent testiGebelikGlikoproteinler+3
Uğur Uçar
Dicle University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Koyunlarda erken gebelik teşhisinde sığır gebelik ilişkili glikoprotein kitlerinin kullanılabilirliğinin araştırılması

TÜRKÇE ÖZET Amaç: Gebelik ilişkili glikoproteinler (PAGs) ruminantlarda gebelik sırasında çift çekirdekli trofoblastik hücrelerden sentezlenir ve maternal kan dolaşımına geçerler. Bu çalışmada, koyunlarda erken gebelik teşhisinde ticari sığır gebelik test kitinin kullanılabilirliği araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla, 13 baş gebe Konya Merinosu koyundan çiftleşme sonrası 21, 28, 35, 42, 49, 56, 63 ve 70. günlerde kan örnekleri alındı. Koyunların gebeliği doğumlar ile teyit edildi. Elde edilen plazma örneklerinde PAGs değerleri ticari (Bovine Pregnancy Associated Glycoproteins) ELISA kiti ile ölçüldü. Üretici firmanın talimatına göre, PAGs'ın plazma seviyesi 0,3'ün üzerindeyse gebelik için pozitif kabul edildi. Bulgular: Pozitif PAGs değerlerinin oranı gebeliğin 21, 28, 35, 42, 49, 56, 63 ve 70. günlerde sırasıyla %7,69, %30,77, %69,23, %61,54, %76,92, %92,31, %100 ve %100 olarak tespit edildi. Bu sonuçlar göz önüne alındığında, sığır PAGs testinin duyarlılığı gebeliğin ilerlemesiyle artmaktadır. Sonuç: Elde edilen sonuçlara göre, gebelik pozitif için 0,3 değeri esas alındığında gebeliğin erken döneminde koyunlar için hala bir hata payı olmasına rağmen koyunlarda gebelik teşhisinin özellikle gebeliğin 35. gününden sonra sığır PAGs kiti kullanılarak yapılabileceği kanısına varıldı.

GebelikGebelik-hayvandaKoyunculuk+5
Yasemin Kaplan Bilmez
Dicle University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Suböstrüslu sütçü ineklerde norgestomet ile birlikte prostaglandin kullanımının fertilite üzerine etkisi

Bu çalışmada, postpartum dönemde suböstrüs sorunu gözlenen sütçü ineklerde Crestar (Norgestomet içeren kulak implantı+PMSG) ve Crestar-Plus (Norgestomet içeren kulak implantı+PGF2?+PMSG) uygulamalarının çeşitli fertilite parametreleri (östrüs gösterme oranı, östrus gösterme aralığı ve ilk tohumlamada gebe kalma oranı) üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Aynı işletmedeki son doğum tarih üzerinden 60 gün geçmiş, 11 gün ara ile yapılan rektal muayenelerde ovaryumlar üzerinde CL rastlandığı halde östrus beldekleri göstermeyen 40 sütçü inek rastgele olarak iki gruba ayrıldı. Grup 1'deki ineklere (n=20) sıfırıncı günde norgestomet içeren kulak implantı yerleştirildi ve aynı anda norgestomet ve oestradiol valerate içeren enjektabl solüsyon kas içi olarak uygulandı. Dokuzuncu günde implantların çıkartılmasını takiben 500 IU PMSG im olarak enjekte edildi. Deri altı implantlarının çıkartılmasını takiben 48-72. saatlerde çift sun'i tohumlama yapıldı.Grup 2'deki ineklere (n=20) ise aynı protokole ek olarak 7. günde 250 ?g cloprostenol enjeksiyonu yapılarak uygulandı. Deri altı implantlarının çıkarılmasını izleyen 56. saatte tohumlama yapıldı. Tedavilerin bitiminden itibaren 5 gün süreyle günde 2 kez östrüs beldekleri takip edildi. Östrüs gösterme oranı, östrüs görülme aralığı (saat) ve ilk tohumlamada gebe kalma oranları sırasıyla Grup 1'de %35, 52,80±3,67, %30 ve Grup 2'de %65, 48,31±2,19, %45 olarak kaydedildi. Yapılan istatistiki incelemeler sonrası her iki grupta önemli bir farklılık gözlenmedi (p>0.05).Özet olarak, norgestomet tedavisine ilave olarak PGF2? kullanılan ineklerde östrüs görülme ve gebe kalma oranlarının daha yüksek, östrüs görülme aralığının ise daha kısa olduğu ancak bu verilerin istatistiksel açıdan önemli olmadığı görülmüştür. Ancak çalışmanın daha fazla denek kullanılarak yinelenmesinin daha detaylı veriler elde edilmesi açısından gerekliliği görülmüştür.Anahtar Sözcükler: östrüs senkronizasyonu, norgestomet, suböstrüs, sütçü inek.

Barış Ulutaş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Sıcak stresi altındaki süt ineklerinde tohumlama protokolü sonrası epidural GnRH uygulamasının gebelik oranı üzerine etkisi

Bu çalışma ile tohumlama protokolü uygulanarak tohumlanan ve tohumlamadan 12 gün sonra epidural GnRH uygulamasının sıcak aylardaki süt verimi yüksek ineklerde luteal fonksiyonun stimüle edilmesi ve böylece artan progesteron üretiminin luteal yetersizlikten kaynaklanan embriyonik ölümlerin azaltılabileceği ve gebelik oranlarının yükseltilebileceği amaçlanmıştır.Çalışma Aydın ilinde sıcaklıkların en yüksek olduğu Temmuz-Eylül ayları arasında gerçekleştirildi. Çalışma materyalini, Aydın ilindeki özel bir süt ineği çiftliğinde yaşları 3?7 arasında değişen, en az bir kez doğum yapmış ve son buzağılama tarihinden en az 50?70 gün geçmiş toplam 42 baş Holstein ırkı süt ineği oluşturdu. Çalışmada kullanılan inekler, herhangi bir sağlık ve yapılan rektal muayene sonucunda herhangi bir fertilite problemi bulunmayan inekler arasından seçildi. Bütün hayvanlar buzağılamadan sonra dengeli bir rasyonla beslendi ve yarı açık serbest duraklı ahırlarda barındırıldı. İnekler üç gruba ayrılarak sabit zamanlı tohumlama için senkronizasyon işlemine tabi tutuldu. Birinci gruptaki ineklere, 0. gün GnRH (25 mg/ml Lesirelin asetat, Dalmarelin®, Vetaş) enjeksiyonu, 7 gün sonra 2 ml PGF2? (0.075 mg/ml D-Kloprostenol, Dalmazin®) enjeksiyonu, 48 saat sonra ikinci GnRH uygulaması yapıldı ve bunu takiben inekler 16?22 saatlerde tohumlandı. İneklere tohumlandıktan 12 gün sonra sakro-koksigeal epidural yolla 2 ml GnRH analoğu (25 mg/ml Lesirelin asetat) uygulandı. İkinci ve üçüncü gruptaki ineklere, grup 1'de yapılan senkronizasyon protokolü aynen uygulandı. Ek olarak, 2. grubundaki ineklere tohumlandıktan 12 gün sonra kas içi (İM) yolla 2 ml GnRH ve 3. gruptaki ineklere ise sakro-koksigeal epidural yolla 2 ml %0.9'luk fizyolojik serum uygulandı.Tohumlamayı takiben 60?62. günlerde yapılan rektal muayeneler sonucu ineklerin kesin gebelik tanıları konuldu. Tohumlama sonrası çalışma gruplarında gebe inek sayısı ve gebelik oranları sırasıyla Grup 1'de 5 (%35,7), Grup 2'de 5 (%35,7) ve Grup 3'de ise 4 (%28,6) olarak tespit edildi. Sabit zamanlı ilk tohumlamada elde edilen gebelik oranları bakımından üç grup arasında istatistiksel olarak önemli bir fark gözlenmedi (p>0,05).Sonuç olarak, sıcak stresi altındaki süt ineklerinde tohumlamadan 12 gün sonra hem epidural hem de intra muscular (im) GnRH uygulamasının ilk tohumlamada gebelik oranını kontrol grubuna göre artırmasına rağmen elde edilen artışın istatistiksel açıdan önemli olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte GnRH'ın, elde edilen gebelik oranları üzerinde istatistiksel yönden önemli bir etkisinin olmadığı görülse de, bu yöndeki çalışmaların daha fazla hayvan kullanılarak yürütülmesinin daha kesin ve detaylı veriler elde edilebilmesi açısından gerekliliği görülmüştür.Anahtar Sözcükler: inek, sıcak stresi, epidural, GnRH

Gebelik-hayvandaGnRHGonadorelin+4
Ziver Üstün
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Sığırlarda gebeliğin son döneminde uygulanan vitamin e ve selenyumun postpartum dönem sorunları üzerine etkisi

Bu çalışma ineklerde prepartum dönemde yapılan vitamin E ve selenyum enjeksiyonunun postpartum dönemde görülen retensiyo sekundinarum, puerperal akut metritis, puerperal mastitis ve postpartum östrus görülme oranı üzerine etkisinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışma materyalini, İzmir ilinde özel bir damızlık süt sığırı işletmesinde bulunan 22-26 aylık yaşta, 104 damızlık holstein ırkı düve oluşturdu. Materyal olarak seçilen 104 adet Holstein ırkı düve 2 gruba ayrıldı. Uygulama grubu hayvanlara (Grup 1, n=52), beklenen doğum tarihinden 10 gün önce Vitamin E ve Se içeren preperat (ml çözeltide 100 mg vitamin E asetat?a eşdeğer 100 IU Vitamin E, 1.03 mg saf selenyuma eşdeğer 3.0 mg Sodyum selenit 5 H2O, Seleject, Bremer Pharma Gmbh) 15 ml intramuskuler olarak enjekte edildi. Kontrol grubu hayvanlara (Grup 2, n=52) ise 5 ml izotonik NaCl enjekte edildi. Çalışma sonucunda uygulama grubu düvelerin 3?ünde (5,8%) retensiyo sekundinarum tespit edilirken, kontrol grubunda ise 10 düvede (19,2%) retensiyo sekundinarum tespit edildi. Metritis oranları uygulama ve kontrol gruplarında sırasıyla 23,1% (n=12) ve 42.3% (n=22) olarak bulundu. Doğum sonrası mastitis gösterenlerin sayısı uygulama grubunda 12 (23,1%) iken konrol grubunda bu sayı 7 (13,5%) olarak belirlendi. Postpartum 45 gün içinde östrus gösteren düvelerin sayısı da uygulama ve kontrol gruplarında sırasıyla 17 (32,7%) ve 18 (34,6%) olarak tespit edildi. Retensiyo sekundinarum ve metritis görülme oranları açısından uygulama ve kontrol grupları arasındaki fark istatistiki olarak önemli bulunurken (p<0,05), doğum sonrası östrus görülme oranları ve klinik mastitis görülme oranları açısından bulunan farklılık istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Bu çalışmanın sonucunda; yapılan uygulamanın retensiyo sekundinarum ve puerperal metritis olgularının oranını düşürdüğü, buna karşın puerperal mastitis ve pospartum östrus görülme oranına herhangi bir etkisinin olmadığı kanısına varılmıştır.

Postpartum dönemSüt inekleri
Ümit Feyyaz Kocaarslan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Tavşanlarda gebelik boyunca B-mod ve doppler ultrasonografi yardımıyla fötal gelişimin incelenmesi

Sunulan çalışmada, gebe tavşanlarda yapılacak periyodik kontrollerle B-mod/ Doppler USG yöntemleri ile fötus-fötusların intrauterin gelişiminin incelenmesi amaçlandı. Çalışma 10 adet sağlıklı Yeni Zelanda ırkı dişi tavşanda yürütüldü. Aynı ırktan fertil erkek bireylerlerle çiftleşmeyi izleyen 7-9. günler arasında transabdominal USG ile gebelik tanısı yapıldı. Gebelik pozitif olan bireylerde 9-13-16-20-23-27 ve 30 günlerde B-mod ve Doppler USG muayeneleri yapıldı. Fötal canlılık tespiti yapıldıktan sonra örnekleme için sol abdomenin en kaudalinde gözlenen yavru seçildi. Çalışma sonucunda CRL ve TD değerleri ile gebelik günü arasında yüksek pozitif korelasyon kaydedildi (r=0,971; P < 0,001). CRL değeri 16. günden sonraki muayenelerde ekrana sığmadığı için pratik bir şekilde ölçümü mümkün olmadı. Bu parametreler içinde BPD değerinin en yüksek pozitif korelasyon değerini taşıdığı (r=0,981; P < 0,001) ve gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde pratik olarak ölçülebildiği tespit edildi. FHR değerinin gebelik yaşı ile pozitif korelasyon gösterdiği (r=0,562; P < 0,001) ve gebelik ilerledikçe kademeli olarak arttığı kaydedildi. Gebeliğin 20. gününde FHR pik değerine ulaştığı, 27. günde ise azaldığı gözlendi (P < 0,05). Pulsatilite ve rezistans indeks değerlerinin gebelik yaşı ile negative korelasyon gösterdiği (r=-0,383; P < 0,01), (r=-0,730; P < 0,001) görüldü. Pulsatil indekste gebelik boyunca önemli bir değişim kaydedilmedi (P > 0,05). Rezistans indekste ise gebeliğin 20. gününe kadar artış (P < 0,01) ardından doğuma kadar stabil seyrettiği gözlendi. Sonuç olarak bu çalışma ile sağlıklı tavşan fötuslarının intrauterin gelişimi ve umbilical arterdeki Doppler indekslerine ait standart eğri çıkarılmış oldu. Diğer evcil hayvan türlerinden farklı olarak, gebeliğin ikinci trimesterinde FHR değerinin giderek artan bir eğri gösterdiği kaydedildi.

Fetal gelişimGebelikTavşanlar+3
Berkay Turna
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıcaklık stresi altındaki sütçü ineklere uygulanan vitamin c' nin bazı kan parametrelerine ve gebelik oranına etkisi

Bu çalışmada, yaz döneminde sıcaklık stresi altındaki ineklerde vitamin C enjeksiyonlarının gebe kalma oranları üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışma materyalini, Muğla ili Milas İlçesi'nde bulunan süt sığırı işletmesinde yaşları 3–7 arasında değişen, en az bir kez doğum yapmış ve son buzağılama tarihinden en az 45–80 gün geçmiş toplam 80 adet Holstein- Friesian ırkı inek oluşturdu. Materyal olarak seçilen 80 adet Holstein-Friesian ırkı inek 2 gruba ayrıldı. Uygulama grubu ineklere (n=40) tohumlamanın yapıldığı gün (0. gün) ve izleyen 4, 8 ve 12. günlerde, 09.00-10.00 saatleri arasında 4 mg/kg dozda vitamin C kas içi yolla enjekte edildi. Kontrol grubu ineklere (n=40) de aynı şekilde 10 ml izotonik NaCl kas içi yolla enjekte edildi. Her iki gruptan rastgele seçilen 11 ineğin vena jugularislerinden, 0, 4, 8 ve 12. günlerde, saat 12.00-13.00 arasında kan örnekleri alındı. Elde edilen serum ve plazma örnekleri ölçümler yapılana kadar -20 ̊C'de derin dondurucuda muhafaz edildi. Sıcaklık değerlerinin ve sıcaklık nem indeksinin belirlenmesi amacıyla T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Türkiye Meteorolojik Veri Arşiv Sistemi (TÜMAS) verilerinden faydalanıldı. Çalışma günleri içerisinde hesaplanan SNİ değerlerine göre kritik eşik olan 72 seviyesinden yüksek olduğu ve orta düzeyde bir stresin oluştuğu belirlendi. Tohumlamayı takiben 30. günde her iki gruptaki ineklere ultrasografik muayene ile gebelik muayeneleri yapıldı. Çalışma sonucunda uygulama grubunda 13 inekte (% 32,5), kontrol grubunda 9 inekte (% 22,5) gebelik tespit edildi. Serum progesteron (P4), glutatyon (GSH), malondialdehit (MDA) ile plazma 8-hidroksideoksiguanozin (8-OHdG) düzeyleri ELISA yöntemiyle belirlendi. Yapılan istatistiki değerlendirmede P4, GSH, 8-OHdG düzeylerinin gerek kontrol grubunun günleri arasında gerekse uygulama grubunun günleri arasında grup içinde istatistiki olarak fark olmamasına rağmen (p>0,05), uygulama ve kontrol gruplarının 4, 8 ve 12. günlerindeki 8-OHdG düzeyleri arasında farkın önemli olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, postpartum dönemde tohumlama sonrası uygulanan vitamin C'nin 8-OHdG düzeylerini düşürdüğü, gebelik kalma oranını numerik olarak artırdığını, MDA düzeylerini istatistiki olarak önemli bulunmasa da numerik olarak azaltabileceği, ancak P4 ve GSH üzerine herhangi bir etkisinin olmadığı kanısına varıldı.

Askorbik asitGebelik-hayvandaGlütatyon+7
Armağan Kirdeci
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde seksüel siklusun farklı dönemlerinde uterus ekojenitesinin değerlendirilmesi

Seksüel siklus döneminin belirlenmesi vajinal sitoloji, klinik muayeneler, alınan anemnez bilgileri ve serum progesteron düzeyinin ölçülmesi ile gerçekleştirilebilmektedir. Ancak köpeklerde ultrasonografik muayene ile uterusun ortalama gri değerinin (MGL) değerlendirilmesiyle seksüel siklus döneminin belirlenmesine yönelik bir çalışma bulunmamaktadır. Sunulan çalışmanın amacı köpeklerde seksüel siklus döneminin uterus MGL değerleri üzerine bir etkisinin olup olmadığının araştırılmasıdır. Bu amaçla Afyon Kocatepe Üniversitesi Hayvan Hastanesi Doğum ve Jinekoloji kliniğine getirilen 52 adet köpek kullanıldı. Köpeklerin siklus dönemleri vajinal sitoloji yöntemi ile belirlendi. Ultrasonografi muayeneleri sonucunda elde edilen görüntülerden uterusun MGL (ortalama gri değer) ölçümleri yapıldı. Yapılan ölçümler sonucunda proöstrüs, östrüs, diöstrüs ve anöstrüs dönemindeki köpeklere ait uterus görüntülerinin MGL değeri ortalamaları sırasıyla 72,81 (σ:20,95), 61,03 (σ:15,59), 79,39 (σ:20,05) ve 75,10 (σ:15,88) olarak bulundu. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda MGL değerleri bakımından seksüel siklus dönemleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P = 0,110). Proöstrüs ile östrüs dönemleri bir grup (foliküler dönem), diöstrüs ile anöstrüs dönemleri bir grup olarak değerlendirildiğinde foliküler dönemdeki köpeklere ait MGL değerleri ortalaması 66,9 (σ: 19,0), diöstrüs-anöstrüs dönemlerindeki köpeklere ait MGL ortalama değerler ise 77,6 (σ: 18,2) olarak bulundu. MGL değerleri bakımından gruplar arasındaki fark istatistiki olarak önemli bulunmasa da foliküler dönemde MGL değerleri düşme eğilimindeydi (P = 0,058). Çalışmada elde edilen bulgular sonucunda uterusun ekojenite değerlendirmesinin köpeklerde seksüel siklusun belirlenmesinde tek başına kullanılabilecek bir parametre olmadığı belirlendi. Bununla birlikte foliküler dönemdeki MGL değerlerinin düşme eğiliminde olması nedeniyle, bu ölçümlerin köpeklerin foliküler dönemde olup olmadıkları hakkında fikir verebileceği ve klinik muayeneyi desteklemek için kullanılabileceği düşünülmektedir.

Cinsel yaşamCinsellikKöpekler+7
İrem Çal
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sakarya ve Balıkesir bölgelerindeki inek ve düvelerde şekillenen güç doğumların retrospektif olarak değerlendirilmesi

Sunulan çalışmada, Sakarya ve Balıkesir şehirlerindeki inek ve düvelerde görülen güç doğumların retrospektif olarak etiyolojisini belirlemek, güç doğum sonrası inek ve düvelerin sağlık değerlerini ölçmek ve buzağıların yaşama gücünü belirlemek amacıyla Sakarya ve Balıkesir bölgelerinden 20'şer tane olmak üzere toplam 40 veteriner hekim ile yüz yüze anket çalışması yürütülmüştür. Bu araştırmada hazırlayıcı faktörlerin güç doğumlardaki etkisinin önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Katılımcılara açık uçlu sorular, kapalı uçlu seçenekli sorular ve 5ʹli likert tipi ölçek soruları yöneltilmiştir. Toplanan verilerin analizinde betimsel analiz testleri kullanılmıştır. Çalışmanın bulguları neticesinde güç doğumlar veteriner hekimlere göre %46,0 Holstein, %71 kapalı ahırlarda ve %46,0 oranında kış mevsiminde gerçekleşmektedir. Etiyolojik olarak güç doğumlar katılımcılara göre %50 maternal, %50 fötal kaynaklı olabilmektedir. Fötopelvik orantısızlıkta %47,03 relatif, %52,97 oranında absolut orantısızlık şekillenebilmektedir. Maternal nedenlerden, doğum kanalına bağlı güç doğumlarda pelvik kanal yetersizliği, serviks kanal yetersizliği, uterus vaziyet değişikliği ve vulvajinal kanal yetersizliğini katılımcılar, ineklerde sırasıyla %30,2; %26,4; %28,3; %13,0 oranında; düvelerde ise sırasıyla 46,2; %26,9; %13,5; %9,6 oranında karşılaşıldığını belirtmişlerdir. Doğan buzağının ilk 15 gün yaşama gücü üzerine veteriner hekimlerin %60ʹı prematüre buzağının nadiren yaşadığını, %52,5ʹi dev yavrunun sık sık yaşadığını, %82,5ʹi ikiz veya çoğul buzağıların sık sık yaşadığını, %62,5ʹi sezaryen operasyonu sonucu doğan buzağının sık sık yaşadığını belirtmişlerdir. Güç doğum sonrası inek ve düvelerde metabolik ve reprodüktif hastalıklarının arttığı araştırmacıların ortak kanısıdır. Çalışmada katılımcıların %57,5ʹi güç doğum sonrası retensiyo sekundinarum ile sık sık karşılaştıklarını, %40ʹı metritis ile sık sık karşılaştıklarını, %37,5ʹi ketozis ile ara sıra karşılaştıklarını, %42,5ʹi mastitis ile ara sıra karşılaştıklarını, %42,5ʹi ayak hastalıkları ile nadiren karşılaştıklarını, %55ʹi paraliz ile ara sıra karşılaştıklarını belirtmişlerdir. Güç doğum sonrası buzağılama-gebe kalma süresi ise katılımcıların %45,8ʹsine göre 90-120 gün aralığında olmaktadır. Sunulan çalışmanın sonuçlarına göre yetiştiricilerimiz güç doğuma risk teşkil edebilecek konularda bilinçlendirilmelidir. Kuru dönem içindeki hayvanların refah standartları yükseltilmeli, hayvan beslenme yeterli ve dengeli olmalıdır. Anahtar Kelimeler: Düve, Güç doğum, İnek, Retrospektif

Merdan Çakır
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ovariohisterektomi yapılan köpeklerde sprey lidokain uygulamasının postoperatif ve oksidatif stres ile ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Sunulan çalışmada, ovariohisterektomi yapılan köpeklerde intraperitonal ve ensizyonal olarak sprey şeklinde kullanılan lidokainin, operasyon sonrası stres ve oksidatif stres ile ağrı yönetiminde etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada, köpekler rastgele olacak şekilde kontrol grubu (n=12) ve deneme grubu (n=12) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kontrol grubunda ovaryumlara, uterus ligamentleri üzerine, serviks uteri önüne abdominal boşluğun sağına, soluna, kranial ve kaudal kısımları ile ensizyon bölgesine sprey tarzında% 0.9 NaCl, deney grubunda ise % 50 oranında % 0.9 NaCl ile seyreltilmiş lidokain uygulandı. Serum kortizol, total antioksidan durum (TAS) ve total oksidan durum (TOS) ölçümü için sedasyon öncesi, operasyonun bitimi, operasyon sonrası ½. saat ile 1., 2., 4. ve 6. saatlerde venöz kan örnekleri alındı. Oksidatif stres indeksi (OSİ) TOS/TAS oranları belirlenerek hesaplandı. Ağrının değerlendirilmesi için Modifiye Melbourne (MM) Ağrı Skalası kullanıldı. Serum kortizol düzeyleri kontrol grubunda fark oluşturmazken deneme grubunda operasyon sonrası 2. saate kadar yükseldiği ve 4. saatten sonra düşmeye başladığı gözlendi (p<0.001). Çalışmada her bir ölçüm zamanına göre kontrol ve deneme grupları arasında fark izlenmedi. Gruplardaki TAS değerlerinin kontrol ve deneme gruplarında ölçüm zamanlarında ve gruplar arasında farklılık oluşturmadığı belirlendi. Kontrol grubunda TOS değerleri fark oluşturmazken deneme grubunda sedasyon sırasında ölçülen değerlerin sonraki ölçüm zamanlarında yükseldiği ve en yüksek TOS değerinin operasyon sonrası 1. saatte oluştuğu (p<0.05)izlendi. Diğer taraftan, 1. saatteki TOS düzeyinin deneme grubunda kontrol grubuna göre yüksek olduğu izlendi (p<0.05).Kontrol ve deneme gruplarında ölçüm zamanlarında ve gruplar arasında OSI değerlerinin istatistiksel olarak bir fark izlenmedi. Kontrol grubundaki ağrı skorlarının 4. saate kadar arttığı (p<0.000) ve 6. saatte de bu yüksek ağrı skorunu koruduğu gözlendi. Deneme grubundaki ağrı skorunun 1. saate kadar yükseldiği (p<0.001) ve takip eden saatlerde aynı kaldığı belirlendi. Deneme grubunda ağrı skorlarının 2. (p<0.05), 4. (p<0.05) ve 6. (p<0.05) saatlerde kontrol grubuna göre daha düşük olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, operasyon sonrası ağrı yönetiminde intraperitoneal ve ensizyonal olarak lidokain uygulamasının etkili olduğu ifade edilmekle birlikte oksidatif stres yanıt açısından postoperatif sürecin uzun sürede takip edileceği çalışmaların yapılması gerektiği kanısına varıldı.

AğrıAğrı-postoperatifHidrokortizon+6
Ender Çolak
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ ilinde bulunan süt sığırcılığı işletmelerinde sağım hijyeni uygulamaları ile tank sütü somatik hücre ve toplam bakteri sayılarının karşılaştırılması

Tekirdağ İlinde Bulunan Süt Sığırcılığı İşletmelerinde Sağım Hijyeni Uygulamaları ile Tank Sütü Somatik Hücre ve Toplam Bakteri Sayılarının Karşılaştırılması Sunulan tez çalışması ile Tekirdağ ilindeki süt işletmelerinin meme sağlığı ve sağım hijyeni uygulamalarının incelenmesi, işletmelerden alınan tank sütü örneklerinde SHS ve toplam bakteri sayısı sonuçlarının değerlendirilmesi ve elde edilen sonuçların karşılaştırılarak ortaya çıkan eksiklik ve hataların ortaya konulması amaçlandı. Çalışmada kullanılan tank sütü örnekleri Tekirdağ ilinde bulunan aile tipi süt işletmelerinden elde edildi. Tekirdağ ilinin farklı bölgelerde bulunan 50 farklı işletme seçilerek, otomatik karıştırıcı ile sürekli karıştırılan içi soğutulmuş süt dolu tanklardan 150 ml'lik steril kaplarla steril bir şekilde süt örnekleri alındı. Süt örneklerinde SHS ve toplam canlı bakteri sayısı Bentley FTS/FCM Combi 400 cihazı ile ölçüldü. Tank sütü örneklerinin alındığı gün aynı işletmelerin çalışanlarına ya da işletme sahiplerine anket uygulaması yapılarak işletmede uygulanan mastisis kontrol programlarına ait bilgiler değerlendirildi. Alınan tank sütü örneklerinde SHS ortalaması 560.204,08 (±12.399,769) hücre/ml, toplam canlı bakteri sayısı ortalama 1.796.718,36 (±156.573,31) kob/ml olarak tespit edildi. Ankete verilen yanıtlar değerlendirildiğinde, işletmelerde sağmal inek sayısı ortalama 19,74 olarak belirlenirken, günlük süt üretim miktarı ortalama 347,24 litre ve inek başına ortalama günlük süt üretim miktarı 23,20 litre olarak tespit edildi. 50 işletmenin 43'ünde herhangi bir personel çalışmadığı ve tüm işlemlerin aile fertleri tarafından gerçekleştirildiği, 7 işletmede ise yalnızca 1 adet personel çalıştığı öğrenildi. İşletmelerin tamamında sabah-akşam olmak üzere günde 2 kez sağım yapıldığı; 41 adet işletmede yarı otomatik sistem ve 9 adet işletmede otomatik sağım sistemlerinin kullanıldığı; yalnızca 10 adet işletmede özel sağımhane bölümünün bulunduğu ve diğer 40 işletmede herhangi bir sağımhane bölümünün olmadığı belirlendi. İşletmelerde sağım öncesi meme başlarının yıkanması, kurulanması, teat dipping, ön sağım ve ön sütün kontrolü, kuru dönem idresi ve meme sağlığı kontrollerinin neredeyse hiç uygulanmadığı görüldü. İnek başına ortalama günlük süt üretim miktarı ile SHS arasında pozitif bir korelasyon bulunurken, sağım sisteminin bakım sıklığı ve her bir inek için ortalama sağım süresi ile SHS arasında negatif bir korelasyon olduğu tespit edildi (p<0,05). Sağım sisteminin bakım sıklığı ve ortalama sağım süresi ile toplam canlı bakteri sayısı arasında da, SHS'nda olduğu gibi negatif korelasyon belirlendi (p<0,05). İşletmedeki hayvan sayısı ve sağmal inek sayısı ile bakım sıklığı arasında negatif korelasyon orta derecede önemli bulunurken (p<0,05), yine hayvan sayısı ve sağmal inek sayısı ile ortalama sağım süresi arasında yüksek derecede önemli korelasyon belirlendi (p<0,01) Sonuç olarak, Tekirdağ ilinde bulunan küçük ve orta ölçekli aile tipi sütçü işletmelerde tank sütü SHS ve toplam canlı bakteri sayısının kabul edilebilir değerlerin üzerinde olduğu, bunun sebebinin işletmelerde uygulanmayan veya dikkat edilmeyen meme sağlığı kontrol programları olabileceği kanısına varıldı. Bu bölgedeki sütçü işletmelere gerek Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ilgili bölümlerince, gerekse bölge üniversitelerinin ilgili bölümlerinde görevli öğretim üyeleri ve bölge Veteriner Hekimler Odaları tarafından bu konuda yoğun eğitim seminerleri ve/veya bilgilendirme toplantılarının yapılmasının uygun olacağı kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler: İnek, Tank Sütü, Somatik Hücre Sayısı, Toplam Bakteri Sayısı, Mastitis Kontrol Programları

BakterilerHijyenMastit+7
Sıla Tosun
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İneklerde periparturient dönem sorunları ve negatif enerji dengesinin meme sağlığına etkisi

Bu çalışmada, süt ineklerinde periparturient dönemde şekillenen sorunların ve negatif enerji dengesinin (NED) gönüllü bekleme süresinin sonunda meme sağlığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini 44 adet Holştayn ve 59 adet Simental ırkı inekler oluşturdu. Periparturient dönemde güç doğum, retensiyo sekundinarum, prolapsus uteri, metritis, ketozis, hipokalsemi, laminitis geçmişi olan hayvanlar Grup-I (n=48) olarak, periparturient dönemde herhangi bir hastalık geçmişi olmayan sağlıklı hayvanlar Grup-II (n=55) olarak belirlendi. Postpartum dönem ≤42. ve 43-80. günler arasında kan ve süt örnekleri alındı. Kan örneklerinde beta hidroksi bütirik asit (BHBA), esterleşmemiş yağ asitleri (NEFA) analizleri ile NED belirlendi. Süt örneklerinde ise somatik hücre sayısı (SHS) ve mikrobiyolojik üreme analizi ile meme sağlığı değerlendirildi. Çalışmadaki toplam 103 adet inekten 32 tanesinde (%30,8) mastitis gözlendi. Çalışmada, Grup-I'de bulunan 48 hayvandan 11 tanesinin (%22,9), Grup-II'de 55 adet hayvanın 21 tanesinin (%38,1) mastitis yönünden pozitif olduğu tespit edildi. Mastitis yönünden pozitif olan 33 hayvanın sadece 14'ünde mikrobiyolojik üreme gözlendi. Periparturient dönemde patoloji yaşamış 48 adet hayvanda meme sağlığının durumu değerlendirildiğinde, meme sağlığının olumsuz yönde etkilendiğine dair anlamlı bir fark belirlenmedi. Sonuç olarak, değerlendirilmeye alınan metabolik ve reprodüktif hastalıklara sahip ineklerde sağlıklı ineklere göre meme sağlığına olumsuz etki oluşturma bakımından önemli bir fark görülmemiştir (p>0,05). Ancak bu reprodüktif ve metabolik hastalıklara sahip örneklem sayısı artırılarak veya her bir hastalığa spesifik olarak planlanacak daha geniş kapsamlı meme sağlığı değerlendirme çalışmalarının verimli olabileceği kanaatine varıldı.

MastitMeme hastalıklarıPeriparturient dönem+5
Ece Tunç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İneklerde gebe kalma ile suni tohumlama zamanı süt somatik hücre sayısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma, ineklerde gebe kalma ile suni tohumlama zamanı süt somatik hücre sayısı arasındaki ilişki belirlenmiştir. Meme bezinin sağlık durumu, follikül çapı, SHS, ve gebelik muayenesini kapsayan çalışma ortaya konulmuştur. Çalışmanın materyalini Afyonkarahisar ili Bolvadin ilçesi ve çevre köylerindeki işletmelerden 50 baş inek oluşturdu. Çalışmada 50 baş östrüs göstermekte olan inekler kullanıldı. İneklerin kızgınlık zamanında sütlerinden CMT yapıldı, SHS sayımı için 10 ml süt alınarak numuneler Afyonkarahisar İl Gıda Konrol Laboratuvarına gönderildi. Suni tohumlama öncesi folikül çapı ölçüldü. Suni tohumlama yapılan ineklerde 24 saat sonra ovulasyon kontrol edildi. İneklerde tohumlamadan 28-30 gün sonra gebelik kontrolü gerçekleştirildi. Mastitis pozitif bulunanların süt örneklerinde SHS Mastitis negatif olanlardan önemli derecede yüksek bulundu (p <0.0001). Ovulatör follikül çapları Mastitis pozitif olanlarda Mastitis negatif olan hayvanlardan daha küçük olarak ölçülmüştür. Grupların ovulatör follikül çapları arasında belirlenen farklılık istatistiki olarak önemli değildi (p < 0.136). Çalışmaya katılan hayvanlarda yapılan ovulasyon kontrolü sonrasında ovulasyon oranlarında bir aksama olmadığı, Mastitis pozitif ve Mastitis negatif olan hayvanlarda bezer ovulasyon oranlarının oluştuğu gözlendi. Çalışmada kullanılan 50 baş inekten 46 başında ovulasyon şekillendi. Mastitis pozitif olan ineklerde gebelik oranı (% 17,85), Mastitis negatif olan ineklerden (% 54,54) daha düşük olduğu belirlendi ((p<0,005). Tohumlama yapılan 50 baş inekten 17 başı gebe kaldı. Sonuç olarak; östrüs belirtileri gösteren ve subklinik mastitis bulunan ineklerde yapılan suni tohumlamalardan sonra gebelik oranı önemli ölçüde azaldığı gözlenmiştir. İneklerde suni tohumlamaların subklinik mastitisin varlığı araştırılarak yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Dölleme-yapayFolikülGebelik-hayvanda+4
Ahmet Baştürk
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum farklı günlerde Double-Ovsynch ile senkronize edilen ineklerde bazı reprodüktif parametrelerin incelenmesi

Bu çalışmada postpartum farklı günlerde uygulamaya başlanan Double-ovsynch protokolünün çeşitli fertilite parametreleri üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışma, İzmir ili Dikili ilçesinde modern bir işletme elinde bulunan 51 adet Holstein ırkı inek üzerinde yürütüldü. Grup 1 (n=12) postpartum 25. gündeki ineklerden oluşturuldu. Bu ineklere 0. gün GnRH, 7. gün PGF2?, 10. gün GnRH, 17. gün GnRH ve 24. gün PGF2? uygulandı. PGF2? uygulamasından sonraki 56. saatte GnRH uygulaması yapıldı ve bunu takiben 16-20. (18. saatte) saatlerde sun'i tohumlama işlemi uygulandı. Grup 2 (n=12) ve grup 3 (n=12) de bulunan ineklerde sırayla postpartum 32. ve 39. günlerde bulunan ineklerden oluşturuldu. Grup 2 ve grup 3' de bulunan ineklere de grup 1'de uygulanan Double-Ovsynch programı uygulandı ve ilk GnRH enjeksiyonu 0. gün olarak kabul edildi. Kontrol grubundaki hayvanlara (n=15) ise postpartum 40. güne kadar hiçbir uygulama yapılmadı, bu günden sonra östrus gösterenlere sun'i tohumlama işlemi uygulandı.Çalışma gruplarında senkronizasyon oranları %66,66 ile %91,66 arasında değişirken, geç uygulamaya başlanan grupta daha yüksek oranda senkronizasyon gözlendi. Çalışmada birinci tohumlamada en yüksek gebe kalma oranları uygulamaya postpartum 32. ve 39. günlerde başlanan gruplarda (%58,33) belirlendi. Çalışma grubundaki hayvanlarda yüksek oranda seröz akıntı saptanırken, ilk suni tohumlama sırasında çok az oranda östrus belirtileri gözlendi.Sonuç olarak, ovulasyon senkronizasyon metotlarından biri olan Double-Ovsynch protokolü sayesinde hayvan sayısı fazla olan işletmelerde östrus takibinin yapılamamasından doğan ekonomik kayıpların önlenebileceği, iş gücünden ve zamandan tasarruf sağlanarak işletmeye artı ekonomik katkı sunulabileceği belirlendi.Genel sonuç olarak, Double-ovsynch protokolü uygulanan hayvanlarda gerçekleştirilen zamanlı suni tohumlama işlemi sırasında östrus belirtisi gözlenmediği tespit edildi. Bununla birlikte en yüksek senkronizasyon oranının postpartum 39. günde uygulamaya başlanan grupta elde edildiği, birinci tohumlamada en yüksek gebelik oranlarının postpartum 32. ve 39. günde senkronizasyona başlanan gruplarda belirlendiği, primipar ve multipar hayvanlar için en yüksek ilk tohumlamada gebe kalma oranlarının ise sırasıyla postpartum 32. gün ve postpartum 39. günde senkronizasyona başlanan grupta oluştuğu tespit edildi.Özellikle Double-Ovsynch senkronizasyon protokolüne postpartum 32. ve 39. günlerde başlanması ile daha yüksek senkronizasyon ve gebelik oranları elde edilebileceği tespit edildi.

Dölleme-yapayFertiliteSığırlar+2
Ozan Bilgen
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Kisspeptinin koyunlarda bazı reprodüktif parametrelere etkisi

Bu çalışmada, Kp-10 uygulamasının koyunlarda bazı reprodüktif parametreler ile preovulatör LH profili üzerine olan etkileri araştırıldı. Materyal olarak benzer yaş ve ağırlıkta 60 pırlak koyunu kullanıldı. Koyunlar her grupta 20 koyun olacak şekilde rastgale 3 gruba ayrıldı. Koyunların östrüs siklusu üreme döneminde, 10 gün ara ile çift doz PGF2 ? (cloprostenol 250 µg, i.m) uygulaması yapılarak senkronize edildi. Grup 1'e, ikinci PGF2 ? enjeksiyonu takip eden 40. saatte bir kez Kp-10 (1 µg/kg, i.v) uygulanırken, Grup 2'ye 40 ve 50. saat olmak üzere iki kez Kp-10 (1 µg/kg, i.v) uygulaması gerçekleştirildi. Grup 3'e ise Kp-10 uygulaması yapılmadı. Tüm gruplardaki koyunlar 42-43. saatler içerisinde elde sıfat yöntemiyle koç ile çiftleştirildi.Grup 2'nin 50.5 saat plazma LH düzeyi (22,06 ± 28,90 ng/ml) Grup 1 (9,15 ± 11,44) ve Grup 3'e (2,27 ± 3,12) göre daha yüksek bulundu (p=0.005). Preovulatör LH dalga başlangıcı ve LH pik zamanı tüm gruplarda benzer saatte gerçekleşti. Grup 2'nin (38,45 ± 27,51) preovulatör LH pik düzeyi Grup 1 (24,68 ± 11,69) ve Grup 3'e (21,11 ± 17,97 ng/ml) göre daha yüksek tespit edildi (p= 0.030). Grup 1, 2 ve 3'te LH dalga süresi sırasıyla 18,63 ± 7,21, 18,03 ± 5,00 and 12,55 ± 6,93 saat (p= 0.009) olarak belirlendi. Grup 1 (126,58 ± 79,96) ve Grup 2'nin (168,05 ± 132,91) 55. saat LH AUC düzeyi grup 3'e (83,05 ± 82,89) göre daha yüksek bulundu (p= 0.042).Gruplar arasında P4 ve E2 hormon profilleri benzer olarak tespit edildi. Gebelik tanısı çiftleşmeyi takib eden 30 ve 60. günlerde ultrasonografi (Real-Time, B-mode 6.0/8.0 MHz) ile gerçekleştirildi. Tüm gruplarda gebelik, prolifikasyon ve fekondasyon oranları benzer olarak tespit edildi.Sonuç olarak, yapılan bu çalışmada Kp-10 uygulamasının LH profilini istatistiksel açıdan önemli derecede değiştirdiği ancak reprodüktif parametreleri etkilemediği belirlendi.Anahtar kelimeler: kisspeptin, koyun, Pırlak, preovulatör LH, reprodüktif parameterler.

FertiliteHormonlarKisspeptin+4
Muhammed Kürşad Birdane
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bolu Mudurnu bölgesinde bulunan süt ineklerinde subklinik mastitis insidansının belirlenmesi

Sunulan çalışma Bolu'nun Mudurnu ilçesinde bulunan çeşitli süt inekçiliği işletmelerinde subklinik mastitis insidensini araştırmak ve Kaliforniya Mastitis Test (CMT) skorları ile mikrobiyolojik üreme sonuçlarına etki eden faktörleri belirlemek için yürütüldü.Otuziki işletmedeki 195 Holştayn, Esmer ve Simental ırkı sütçü ineklerin 774 meme lobuna öncelikle CMT uygulandı ve en az bir meme lobu CMT pozitif reaksiyon veren 100 adet ineğin 125 meme lobu çalışmaya dahil edildi. Alınan süt örneklerinde mikrobiyolojik yoklamalar ve antibiyotik duyarlılık testleri yapıldı.Çalışmada CMT pozitif inek oranı %51.28 olarak belirlenirken, bu hayvanların %63'ünün meme loblarından alınan süt örneklerinde üreme gözlendi. İneklerin meme lobundan (n:774) %16,14'ünde CMT pozitif reaksiyon gözlenirken, bu meme loblarının % 60,80'inde üreme gözlendi. İşletmelerin tamamında CMT +1 olan 99 numunenin % 57,58'inde, CMT +2 olan 20 numunenin %85'inde ve CMT +3 olan 6 numunenin % 66,67'sinde üreme belirlenirken, CMT skorları ve üreme verileri arasında pozitif korelasyon olduğu, ancak bunun istatistiki olarak önemli olmadığı tespit edildi.Mikrobiyolojik yoklamalarda sırasıyla E. coli %28.9, Maya %24.21, S. uberis ve KNS %19.53, S. aureus %3.9, Proteus spp. %2.34 ve Bacillus spp. %1.56 oranlarında izole ve identifiye edildi.CMT pozitif sonuç veren hayvanların yerleşim yerlerine göre laktasyon sayısı/dönemi ve yaş ortalamaları arasında istatistiki fark belirlenemedi. Bunun yanı sıra hayvanların yerleşim yerinin, yaşlarının, laktasyon sayılarının/dönemlerinin, ırk özelliklerinin ve numunelerin alındığı meme lobu lokalizasyonunun CMT skorlarına ve mikrobiyolojik üreme sonuçlarına etkilerinin olmadığı gözlendi. Çalışmada üreyen bakterilerin Amoksisilin+Klavulonik asit ve Oksitetrasiklin gibi antibiyotiklere duyarlı oldukları, Gentamisin, Seftiofur, Enrofloksasin ve Kobaktam'a dadirençli oldukları tespit edildi.Sonuç olarak, her bölgede olduğu gibi çalışmanın yürütüldüğü bölgede de mastitisin problem olmaya devam ettiği; hayvanın yaşından, laktasyon sayısından/döneminden, ırkından daha ziyade işletmelerde meme lobları arasında enfeksiyon bulaşmasında sağım sisteminin, kötü hijyenin ve mastitis kontrol programlarının uygulanmayışının etkili olduğu gözlenmektedir. Ayrıca bilinçsizce kullanılan antibiyotik tedavilerinin bazı antibiyotiklerin bakterilere karşı dirençli hale gelmesinde önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Sütçü İnek, subklinik mastitis, insidens, antibiyotik duyarlılık testi

AntibiyotiklerBolu-MudurnuMastit+3
Resul Koçyiğit
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

İneklerde ovaryum fizyolojisinin mevsim sıcaklığı ile ilişkisinin postmortem belirlenmesi

Bu arastırmada mevsimle iliskili olarak çevre sıcaklıgı ve nispi nemde meydana gelen degisimlerin ovaryum follikül sayısı, follikül çapı ve korpus luteum çapına etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Arastırma materyali olarak Elazıg yöresinde yetistirilen 400 adet sviçre Esmeri ve melezi inek kullanıldı. Kesimin hemen sonrasında diger genital organlardan uzaklastırılan ovaryumlara ait fonksiyonel yapıların morfolojik degerlendirilmesinde; iç ve dıs görünüs, follikül çapı, korpus luteum çapı ve vaskülarizasyon gibi kriterler kullanıldı. neklere ait 400 çift ovaryum üzerindeki 10.946 adet follikül; 3-5 mm (Grup I), 6-9 mm (Grup II) ve 10 mm (Grup III) olarak sınıflandırıldı ve sayımları yapıldı. Dominant ve subordinat folliküller ile korpus luteum çapları ölçüldü. klimsel veriler ile Sıcaklık/Nem ndeksi hesaplanmasında kullanılan çevre sıcaklıgı ve nispi nem oranları Elazıg'daki meteoroloji müdürlügünden temin edildi. Sıcaklık/Nem ndeksi düzeyleri ile ovaryum fizyolojisinin iliskili oldugu, bu duruma baglı olarak folliküler dinamiklerin ve korpus luteumun çesitli derecelerde etkilendigi belirlendi. Ovaryum fizyolojisi ile ilgili olarak incelenen mevsimsel degisimlerin bir kısmının sıcaklık stresi ile iliskili olmayan diger çevresel faktörlerden de etkilendigi degerlendirildi. Sonuç olarak, Elazıg yöresinde yetistirilen sviçre Esmeri ve melezi ineklerin reprodüktif performanslarının mevsim sıcaklıgı ile iliskili olumsuz etkilerden korunması maksadıyla; yaz süresince serinletme programlarının uygulanmasının, mevsim geçisleri sırasında ani bakım, besleme degisikliklerinden kaçınılmasının ve yıl boyunca rasyonun enerji dengesine dikkat edilmesinin faydalı olacagı degerlendirildi. Konuyla ilgili olarak yapılacak yeni çalısmalarda özellikle ilkbahardan yaz mevsimine geçis dönemi üzerinde durulması ve bulguların hormon analizleriyle desteklenmesinin, yaz aylarında azaldıgı bildirilen gebelik oranlarının bilinmeyen sebeplerinin ortaya çıkarılmasında yararlı olacagı kanaatine varıldı.

Aydın Oltu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

İneklerde spontan ovidukt kasılımları üzerine nitrik oksitin etkisinin in vitro olarak belirlenmesi

Bu çalışmada, östrüs siklusunun farklı evrelerindeki ineklerde, ovidukt'un spontan kasılımları üzerine nitrik oksit (NO)' in etkisinin in vitro olarak belirlenmesi ve nitrik oksit sentaz (NOS) enzimlerinin ekspresyon modellerinin ortaya konulması amaçlandı.Özel mezbahalardan elde edilen 64 Holstein ineğin 88 oviduktu değerlendirildi. Hayvanlar seksüel sikluslarına göre metöstrüs, erken diöstrüs, geç diöstrüs ve folliküler evre olmak üzere 4 gruba ayrılarak progesteron (P4) ve NO düzeylerinin belirlenmesi için kanları alındı. İzole organ banyosu çalışmaları için 40 ineğe ait luteal yapı bulunan ovaryum tarafındaki oviduktun istmus ve ampulla kısımlarından longitidunal ve sirküler düz kas şeritleri hazırlandı. Dokularda endojen NO etkinliğini belirlemek amacıyla L-arjinin, Nitro-L-arjinin-metil-ester (L-NAME) + L-arjinin ve metilen mavisi (MB) + L-arjinin uygulanırken, eksojen NO etkinliğini belirlemek için sodyum nitro prusid (SNP) verildi. İmmünohistokimyasal boyama, RT-PCR ve Western blot yöntemleriyle 24 ineğe ait oviduktun istmus ve ampulla kısımları değerlendirilirken, Western blot analizinde bu hayvanların her iki oviduktu da kullanılarak NOS izoformlarının ekpresyonlarına bakıldı.L-arjininin istmusun longitidunal düz kas dokusunda geç diöstrüs ve folliküler evrede, sirküler düz kasta erken diöstrüste kasılım şiddetini değiştirmediği, diğer gruplarda arttırdığı gözlendi. Ampullanın longitidunal düz kasında geç diöstrüs, sirküler düz kasında ise geç diöstrüs ve folliküler evre gruplarında kasılım şiddetini değiştirmediği ancak diğer gruplarda arttırdığı belirlendi.İstmus ve ampullanın longitidunal ve sirküler düz kaslarına metöstrüs, geç diöstrüs ve folliküler evre gruplarında L-NAME sonrası uygulanan L-arjininin, kasılım şiddetini değiştirmediği veya arttırdığı, erken diöstrüste longitidunal düz kasta azalttığı, sirkülerde ise değiştirmediği izlendi. Bu dokularda MB sonrası uygulanan L-arjininin erken diöstrüs, geç diöstrüs ve folliküler evre gruplarında kasılım şiddetini değiştirmediği veya azalttığı, metöstrüste değiştirmediği veya arttırdığı gözlendi.SNP' in istmusun longitidunal düz kas dokusunda metöstrüs ve folliküler evre gruplarında kasılım şiddetini azalttığı, erken diöstrüste fark oluşturmadığı ve geç diöstrüs grubunda arttırdığı görüldü. İstmusun sirküler düz kasında metöstrüs, erken diöstrüs ve folliküler evre gruplarında kasılım şiddetini azalttığı, geç diöstrüste fark oluşturmadığı izlendi. Ampullanın longitidunal ve sirküler düz kaslarında metöstrüs ve folliküler evre gruplarında azalma izlenirken, erken ve geç diöstrüs gruplarında SNP' nin etkili olmadığı görüldü.İmmünohistokimyasal olarak tüm gruplarda istmus ve ampulladaki endoteliyal NOS (eNOS) ekpresyonu seroza, kas katmanı ve lamina propriadaki kan damarları endotelinde ve epitelyumda gözlendi. Nöronal NOS (nNOS)' un epitel hücreler ile seroza, muskuler katman ve lamina propriada bulunan sinir fibrillerinde pozitif boyama gösterdiği belirlendi. Epitel tabakada eNOS' un istmus ve ampullada metöstrüs grubunda şiddetli, folliküler evrede orta ve diğer gruplarda zayıf reaksiyon, nNOS' un metöstrüs ve folliküler evre gruplarında istmusta şiddetli, ampullada orta derece reaksiyon verdiği gözlendi. Sinir fibrilleri sıklıkla metöstrüs ve folliküler evre gruplarında pozitif boyama gösterdi. RT-PCR analizinde ise bütün gruplarda eNOS, nNOS ve iNOS izoformları belirlendi. Western Blot yönteminde nNOS için herhangi bir bulguya rastlanılmazken, eNOS ve iNOS proteinlerinin ipsilateral ve kontralateral olarak varlığı gözlendi.Sonuç olarak, ineklerde spontan ovidukt kasılımları üzerine NO' nun in vitro olarak bir etkisinin olmadığı, bunun nedeninin NOS enzim etkinliğinden kaynaklanmadığı, aynı zamanda hormonal durumun NOS enzim etkinliğini değiştirebileceği, NOS / NO sisteminin oviduktun kasılım mekanizmasında değil sekretörik ve siliar aktivitelerinde rol oynayabileceği kanısına varıldı.

Oktay Yılmaz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

İneklerde inaktif parapoxvirus ovis paraimmunite aktivatörünün mastitis profilaksisi ve subklinik mastitis tedavisindeki etkinliği

Bu tezde, subklinik mastitisten korunmak ve subklinik mastitis olan hayvanları daha kısa sürede sağaltabilmek amacıyla paraimmunite aktivatörü olan, inaktif Parapoxvirus ovis D1701 suşu (İPPVO) süt sığırlarında kullanıldı. İki bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde İPPVO'in profilaktik etkileri araştırıldı. Holştayn ırkı, California Mastitis Test (CMT) yönünden (-) olan n=60 adet sığırlardan A1 grubu (n=30) ve A2 grubu (n=30) oluşturuldu. A1 grubuna 0, 2 ve 9. günlerde İPPVO uygulanırken A2 grubuna aynı doz serum fizyolojik uygulandı. Her iki gruptan 0, 9, 15 ve 30. günlerde toplanan süt örneklerinde; CMT, somatik hücre sayısı (SHS) ve elektirik iletkenliği (Eİ) sonuçları değerlendirildi. CMT yönünden 0, 9 ve 15. günlerde istatistiki açıdan önemli fark görülmezken 30. gün istatistiki açıdan önemli fark görüldü (P˂0,001). SHS yönünden 0 ve 9. günde istatistiki fark önemli bulunmazken, 15 ve 30. gün istatistiki fark önemli bulundu (P˂0,001). Elektirik iletkenliği yönünden istatistiki olarak önemli fark görülmedi (P>0,05). Çalışmanın ikinci bölümünde İPPVO'in mastitis sağaltımındaki etkinliği araştırıldı. Subklinik mastitisli Holştayn ırkı, n=90 adet sığırlardan B1 grubu (n=30), B2 grubu (n=30) ve B3 grubu (n=30) oluşturuldu. B1 grubuna 0, 2 ve 4. günlerde İPPVO uygulandı. B2 grubuna 0, 2 ve 4. günlerde İPPVO ve antibiyotik uygulandı. B3 grubuna ise sadece antibiyotik uygulandı. Tüm gruplardan 0, 9 ve 15. günlerde toplanan süt örneklerinde; CMT, SHS ve Eİ değerleri ölçüldü. CMT skorları ve SHS sonuçlarına göre istatistiki açıdan önemli bir fark görülmezken (P>0,05), Eİ değerlerinde 9. gün (P˂0,001) ve 15. gün (P˂0,01) istatistiki önemli fark görüldü. Sonuç olarak; bulgular tümüyle değerlendirildiğinde; İPPVO paraimmunite aktivatörünün, subklinik mastitis profilaksisinde etkili olduğu bulunurken, tedavide etkisiz olduğu kanaatine varıldı.

Hayvan hastalıklarıMastitParapoxvirus+5
Tuğçe Demirlek
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İneklerde iki farklı yöntemle östrus senkronizasyonunu takiben foliküler gelişim ve gebelik oranlarının karşılaştırılması

Amaç:İneklerde östrusların doğru zaman içeresinde belirlenebilmesi ve bu işe harcanan zamanın azaltılabilmesi ile birlikte gebelik oranlarının artırılabilmesi için yoğun çalışmalar yapılmaktadır.Son yıllarda, değişik hormon preparatlarının tek başına ya da kombine kullanıldığı östrus senkronizasyon programları geliştirilmiştir.Yapılan bu çalışmada; saha şartlarında östrus tespiti için harcanan zaman ve işgücü kaybının önlenmesi ile birlikte, kızgınlık gösteren hayvanların, sabit zamanlı suni tohumlama uygulamasına imkan sağlanması için iki farklı yöntemin etkinliğinin karşılaştırılması, gebelik oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot:Erzurum ilinde faaliyet gösteren özel bir süt inekçiliği işletmesinde 1 doğum yapmış Simental ırkı postpartum 45.gün ve üzerinde olan 16 inek 8'erli iki ayrı gruba ayrıldı. Birinci grupta bulunan ineklere 11 gün arayla PGF2α uygulandı, ikinci gruptaki hayvanlara 10 gün süreyle intravaginal progesteron uygulandı. Birinci gruptakilere ikinci enjeksiyondan 72 ve 96 saat sonra, ikinci gruptaki hayvanlara ise progesteronun uzaklaştırılmasından 48 ve 72 saat sonra iki kez tohumlama yapıldı. USG ile suni tohumlama sırasında foliküler gelişmeler izlendi ve suni tohumlama sonrası 35.günde gebelik tanısı yapıldı. Bulgular: İlk suni tohumlama günü raaf falikül çapları Grup 1' de 9.1±1.12 mm, Grup 2' de ise 19.0±2.56 mm (P=0.16) olarak tespit edildi. Gebelik oranları ise Grup 1'de 4/8 (%50), Grup 2'de 3/8 (%37,5) olarak belirlendi. İki grup arasında istatistiki olarak bir fark olmadığından, senkronizasyon için iki yöntemin de kullanılabileceği, ancak daha net sonuçlar elde edebilmek adına materyal sayısının arttırılması gerektiği kanısına varıldı.

DinoprostGebelikProgesteron+4
Fahri Önder Seyhan
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Köy bazlı süt sığırı işletmelerinde uygulanan sağım yönetiminin süt ve meme yapısı üzerine etkileri

Bu tez çalışmasında sağım tekniklerinin meme sağlığı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Samsun ili, Havza ilçesi köylerinde bulunan elle sağım yapılan 33 ve makine ile sağım yapılan 27 olmak üzere toplam 60 işletme hakkındaki bilgiler değerlendirilmiştir. Bu işletmelerde bulunan elle sağılan 71 ve makine ile sağılan 61 ineğe ait muayene sonuçları da incelenmiştir. Sağım teknikleri hakkındaki sorular ile birlikte sağımcı ve sağım teknikleri ile ilgili sağımcıların yaş, cinsiyet, eğitim, muhafaza şartları, sağım makinaları hakkında bilgileri gibi konular hakkında işletmelerde yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Elle sağım yapılan işletmelerdeki hayvanlarda, makine ile sağım yapılan işletmelerdeki hayvanlara göre daha az oranda mastitis olduğu sonucuna varılmıştır. Elle sağım yapılan ineklerin meme yapıları değerlendirildiğinde, zemin ile meme arasındaki mesafenin daha az olduğu tespit edilmiştir. Yetiştiricilerin büyük oranının 51 yaş üstü erkekler olduğu görülmüştür. Hayvan sayısı 10'un altında olan işletmelerdeki sağımcıların çoğunlukla kadın olduğu görülmüştür. Makinalı sağım yapan işletmelerdeki sağımcıların kullandıkları makinalar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları kanatine varılmıştır. Anahtar Sözcükler: İnek, Mastitis, Sağım teknikleri, Sağımcı

KöylerMastitMeme hastalıkları+7
Cihan Özgül
Ondokuz Mayıs University · Institute of Health Sciences
2023
00