Dicle University
Institute

Institute of Graduate Studies in Science

Dicle University

1,560

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Fırçasız çift beslemeli asenkron generatörlerin performans analizi ve kontrolü

Günümüzde rüzgar enerjisi, artan enerji talebi ile giderek daha da önem kazanmaktadır. Rüzgar enerjisinden üretilen enerji miktarı, türbinle birlikte kullanılan generatör tipine bağlıdır. Fırçasız çift beslemeli asenkron generatörler (FÇBAG), avantajlarından dolayı rüzgar türbinleriyle kullanılan generatör türleri arasında, yaygın kullanılanlardan birisidir. Fırçasız çift beslemeli asenkron generatörlerden en iyi şekilde yararlanmak için, kullanılabilecek birçok kontrol yöntemi arasından ideal bir kontrol yöntemi seçilmelidir. Bu çalışmada öncelikle FÇBAG'nin kontrol yöntemleri analiz edilmiş, ardından bu makine için uygun bir kontrol yöntemi olan model öngörülü kontrol yönteminin tasarım yöntemleri karşılaştırılarak en uygun tasarım yöntemi araştırılmıştır. Model öngörülü kontrol (MPC), rüzgar türbinleri için yaygın olarak kullanılan Fırçasız çift beslemeli asenkron generatörler (FÇBAG'ler) için önemli bir kontrol tekniğidir ve kontrol performansı MPC tasarımından etkilenebilir. Bu tez çalışmasında, FÇBAG'nin rotor tarafı vektör kontrolü için MPC tasarımında transfer fonksiyonu tabanlı model ile durum uzayı tabanlı modelin performansları karşılaştırılmıştır. Bu amaçla, FÇBAG için transfer fonksiyonu tabanlı model öngörülü kontrol (TFMPC) ve durum uzayı tabanlı model öngörülü kontrol (SSMPC) geliştirilmiştir. FÇBAG'in vektör kontrolü, tasarlanan MPC'lere dayalı olarak Matlab/Simulink ortamı kullanılarak simüle edilmiştir. Simülasyon sonuçları, TFMPC'nin SSMPC'den daha iyi sonuçlar ürettiğini göstermiştir. Elde edilen sonuçlar, TFMPC'nin hem dinamik çalışmada hem de kararsız durum çalışmasında etkinliğini ve iyi yanıtını açıkça göstermektedir. TFMPC, güç dalgalanmasını ve harmonikleri azaltarak, FÇBAG tarafından üretilen elektrik gücünün kalitesinde bir iyileşme sağlamıştır. TFMPC ile gerçek değer referans değere yaklaştırılmış ve bu sistemde geçici durumun süresi de azaltılmıştır. Çalışma, MPC'nin parametrelerini hesaplamak için transfer fonksiyonu kullanmanın diğer tasarım modellerinin dezavantajlarını ortadan kaldırabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Fırçasız çift beslemeli asenkron generatörler, Model öngörülü kontrol, Durum uzayı, Transfer fonksiyonu

Omran Alabedalkhamıs
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

İnsan immünoglobulin G'nin glikasyonu ve antijen bağlanması üzerindeki etkisi

Beslenme yönteminin yaşam kalitesini etkilediği bilinen bir gerçektir. Beslenmenin yaşlanmada veya yaşlanmaya bağlı hastalıkların tedavisinde olduğu gibi bağışıklık sistemi elemanları için de gözardı edilemeyecek bir unsurdur. Diyabette hiperglisemik durum, çeşitli plazma proteinlerinin glikasyonunu arttırmaktadır. Çalışmada, antioksidan özellikleri olduğu bilinen glutatyon oleuropein ve selenyumdan vücudun günlük ihtiyacı olan doza göre bir karışım (mix) hazırlandı. Bu hazırlanan karışımın serbest radikal söndürme sistemi üzerindeki etkisini incelemek için DPPH ve OH radikali söndürme aktiviteleri tespit edildi. Bağışıklık sistemi elemanlarından biri olan ticari insan İmmunuglobulin G proteni fruktoz ile hasara uğratıldı. Hasara uğratılan protein, karışım ile 28 günlük inkübasyona bırakıldı. Protein glikasyon çalışmasında; IgG/fruktoz/mix sisteminde, 0, 7, 14, 21. ve 28. günlerde alınan örneklere bağlanmamış şekerleri uzaklaştırmak için diyaliz yöntemiyle kullanıldı. Protein örneklerindeki fruktoz kaynaklı hasarı ve karışımın etkisini karakterize edebilmek için; α-Dikarbonil Bileşik Tayini, Fruktozamine Testi, Kongo kırmızısı spektral kayma, UV-Visible Spektroskopi, Floresan Spektroskopi, İçsel Floresans ve SDS PAGE yöntemleri kullanıldı. Yapılan biyokimyasal ve biyofiziksel çalışmaların ışığında; fruktozun IgG proteininin yapısını bozduğu ve karışımın ise IgG glikasyonu üzerindeki koruyucu etkisi tespit edildi. Sonraki aşamada ise (18-35 yaş, sağlıklı) gönüllülerden alınan kann örneklerinden izole edilen lenfosit hücrelerinde kültür ortamında fruktozun ve karışımın etkisi incelendi. Fruktozun lenfosit hücre ölümüne neden olduğu gözlendi. Bu dikkat çekici artışın nedeni selenyum oleuropein ve glutatyonun serbest radikalleri parçalaması, antioksidan etkiye sahip olması, bazı enzimleri aktive ederek toksinleri inhibe etmesi ve hücre içinde çeşitli yolları aktive ederek vitamin metabolizmasını desteklemesi olabilir.Bu çalışma, diyet AGE'lerinin lenfosit hücre döngüsü üzerinde önemli bir etkiye sahip olabileceğini düşündürmektedir. Diyet AGE'lerini temel otoimmün/enflamatuvarda incelemek, onun hastalıklardaki rolünü araştırmak ve daha geniş ölçekli çalışmalar yapmak için öncü bir çalışma olmuştur. Sonuç olarak fruktozun bağışıklık sisteminde önemli bir role sahip olduğu ve hazırlanan karışımın bağışıklık sistemi proteinlerinden IgG'yi koruyucu bir ajan olduğu önerilebileceği sonucuna varılmıştır.

Feryal Zeliha Akay
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

Antikanser özellik gösteren nıvolumab ve bevasizumab'ın kalem grafit elektrot kullanarak voltametrik yöntemlerle tayini ve dsDNA ile etkileşimlerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında, Nivolumab (NIVO) ve Bevasizumab (BEVA) ilaç etken maddelerinin kalem grafit elektrot (PGE) üzerinde elektrokimyasal davranışlarını ve DNA ile etkileşimlerini değerlendiren bir elektrokimyasal biyo algılama sensörü geliştirilmiştir. PG elektrotunun yüzey karekterizasyonu ve elektrokimyasal özellikleri, taramalı elektron mikroskobu (SEM), enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDX), elektro impedans sektroskopisi (EIS) ve dönüşümlü voltametri (CV) gibi tekniklerle karakterize edilerek detaylı bir analiz yapılmıştır. NIVO ve BEVA'nın elektrokimyasal davranışları, CV ve diferansiyel puls voltametrisi (DPV) yöntemleriyle incelenmiştir. DPV tekniği ile yapılan ölçümlerde, PGE yüzeyinde 0.02 M NaCl içeren PBS (pH 3.0) içerisinde NIVO ve BEVA biriktirilmiştir. NIVO'nun +0.88 V (Ag/AgCl'ye karşı) gerilim değerinde, BEVA'nın ise +0.90 V (Ag/AgCl) gerilim değerinde iyi bir sinyal verdiği belirlenmiştir. Geliştirilen elektrokimyasal biyo algılama sensörüyle NIVO ve BEVA'nın miktar tayini yapılmıştır. NIVO'nun 0.01-0.07 mg/mL derişim aralığında doğrusal bir yanıt verdiği ve LOD değerinin 2.49 µg/mL, LOQ değerinin ise 8.30 µg/mL olduğu tespit edilmiştir. BEVA'nın ise 0.1-0.7 mg/mL derişim aralığında doğrusal bir yanıt verdiği ve LOD değerinin 0.026 mg/mL, LOQ değerinin ise 0.086 mg/mL olduğu belirlenmiştir. NIVO ve BEVA moleküllerinin DNA ile etkileşimleri ise karekterize edilen şartlar altında adenin ve guanin sinyalleri üzerinden değerlendirilmiştir. Ayrıca etkileşimlerin UV-Vis. absorbsiyon spektrometresiyle analiz edilerek bağlanma sabitleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, NIVO ve BEVA' nın DNA ile interkalasyon ve elektrostatik bağlanma yoluyla etkileşim gösterdiğini göstermektedir. Bu çalışma, NIVO ve BEVA ilaçlarının elektrokimyasal analizi ve DNA ile etkileşimlerinin anlaşılması için önemli bir katkı sunmaktadır. Geliştirilen elektrokimyasal biyo algılama sensörü, ilaçların hızlı ve duyarlı bir şekilde tespit edilmesini sağlayarak kanser tedavisindeki antikorların analitik karakterizasyonunda kullanılabilir. Ayrıca, bu çalışma, elektrokimyasal analiz yöntemlerinin ilaç araştırmalarında ve biyoteknoloji alanında kullanılması potansiyelini göstermektedir.

Mehmet Aslan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tünel kalıp ile inşa edilen yapıların 2007 ve 2018 Deprem Yönetmeliklerine göre dayanım ve maliyet açısından incelenmesi

Coğrafi konumundan dolayı üzerinden birçok aktif fay ile öngörüde bulunulamayan birçok sismik aktiviteye maruz kalan Türkiye'de geçmiş dönemlerde bu sebeplerden dolayı birçok yıkım ve yüksek miktarda can kayıpları yaşanmıştır. Aktif faylar ve sismik aktiviteler ülke için en önemli gündem maddelerinden biri haline gelmiştir. Bundan dolayı ülkemizde yapı tasarımları yapılırken depreme karşı daha doğru davranış gösteren yapı tasarımı yapılması ile ilgili sürekli olarak çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma ile yapılarda kullanılan ve popüler hale gelen tünel kalıp sistemlerin kullanılması ile yapılan yapıların 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliğine göre analizinin yapılmasında eski ve yürürlükte olmayan 2007 deprem yönetmeliğine göre karşılaştırmalı olarak dayanım ve maliyet açısından göstermiş olduğu farklar araştırılmıştır. Bu çalışmaya ilave olarak yapıdaki kat sayısı ile tipik kat planlarının düzenli olmalarının da araştırılan sonuçları nasıl etkilediği konusu araştırılmıştır. Bu araştırma için iki tip yapı ele alınmıştır. Bu nedenle 5, 10, 15, 20, 25 ve 30 katlı yapı modelleri oluşturularak 2007 deprem yönetmeliği ve 2018 deprem yönetmeliğine göre ayrı ayrı tasarımları yapılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak yapılan analizler değerlendirildiğinde 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliğine göre yapılan tasarım analizi daha gerçekçi sonuçlar göstermiş olup tasarım analizi çevresel girdileri daha doğru olarak sağlamıştır. Yapının katlarına etki eden deprem yükü düzenli olan yapılarda 5 katlı yapılarda %2,1 artış göstermiş olup 10 katlı yapılarda %21,8 oranında 15 katlı yapılarda ise %12,2 oranında azalış göstermiştir. Daha düzensiz yapılarda ise 5 kat için %18,8 artmış, 10 katlı yapıda %11,4 ve 15 katlı yapıda %10,5 oranında azalmıştır. Maliyet açısından 5 katlı binalarda toplam maliyette %0,07 oranında bir artış, 10 katlı yapılarda %2.45 ve 15 katlı yapılarda %3,91 oranında düşüş elde edilmiştir. Bu neticelerin yanında kat sayısına bağlı olarak m² fiyatları tahmin eden ampirik bir formül oluşturulmuştur.

Beton dayanımıBetonarme binalarDeprem yönetmelikleri+6
Yılmaz Dilek
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bulanık topolojik uzayların toplamları

Tamamen ikili değerlendirmeye dayanan bir matematiksel modelleme olan klasik mantıkta her değer için sadece iki durum vardır, 1 sembolünün verildiği ve doğru anlamına gelen ilk durum ile 0 sembolünün verildiği ve yanlış anlamına gelen ikinci durum. Ancak gerçek bundan daha geniştir ve yalnızca 0 ve 1 olmak üzere iki duruma bağlı olmayabilir. Bu nedenle, yaklaşık veya spesifik olmayan bilgileri temsil etme problemini çözmek için genel çerçeveyi sağlayan yeni bir mantığa ihtiyaç duyulmuş. Bulanık mantık adı verilen bu mantık ilk olarak 1965 yılında İranlı bilim adamı Lutfi Zadeh, tarafından ortaya atılmıştır. Bulanık mantık, sıcak, soğuk, ılık, az, çok, gibi deyimler ve belirsiz ifadeler aracılığıyla tümdengelim üzerine kuruludur. Çalışma boyunca, bulanık mantığın klasik mantığın bir genişlemesi olduğu sonucuna varılmıştır. Klasik mantık, üyelik derecesi {0,1} kümesi olduğunda, bulanık mantığın özel bir durumudur, Bulanık mantık sadece kümeler teorisinde değil, yapay zekada, gelişmiş elektronik cihazlarda, endüstriyel kontrolörlerde ve hatta günlük hayatımızda büyük öneme sahiptir. Bu tezde de bulanık küme, bulanık küme türleri ve bunlarla ilgili önemli cebirsel işlemler açıklanacaktır. Sonrasında bulanık topolojik uzay tanımı verilerek bulanık topolojik uzayların toplamları üzerinde, açık kümeler, kaplı kümeler, içi, kapanış, taban, komşuluklar ve süreklilik gibi ifadeler tanımlanacaktır. Tanımlanan bu topolojik toplamlar için elde edilen bazı sonuçlardan bahsedilecektir.

Farah Alşibli
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Conservation and evaluation of the Swiss missionary hospital in Şanliurfa

In this study, titled "Conservation and Evaluation of the Swiss Missionary Hospital in Şanlıurfa", the current situation of the building was evaluated in the light of the researches and collected data on the examined building, and a documentation process was carried out regarding the building from the present to the past. As a result of this documentation process, the building, which is used as a Traditional Handicrafts Center today; It has been determined that it was a traditional Şanlıurfa house before it was used as a hospital in the past, and then it was reused as a hospital with the additions made to the sections remaining from the Şanlıurfa house. In the first stage of the study, the general characteristics of Şanlıurfa were explained so that the building could be evaluated in terms of its environment and history, and in this section, the traditional architecture and belief history of Şanlıurfa were emphasized. Since the examined building was used as a hospital for a period, data on the development of health services were collected in the second stage. Since it is known that the building was used as a hospital in the axis of missionary activities, in the next stage, the Missionary activities in the Ottoman and Şanlıurfa and the health services carried out by the missionaries within this framework were explained. In the light of these data, survey drawings describing the history, location, features and current situation of the building were made and evaluated. With the collected data and documents, analysis of the building and restitution drawings were made, and restoration proposals and restoration project were developed to protect the building. In this study, it is aimed to transfer the building to future generations without losing its historical document quality and architectural features.

Büşra Yetim
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Ahşap çerçeve sistemlerde çapraz eleman kullanımının değerlendirilmesi

Ahşap, kendini yenileyebilen doğal bir yapı malzemesidir. Doğadan temin edilir, montajı kolaydır ve fazla uzun sürmemektedir. Yıkılması gereken ahşap yapıdaki elemanlar sökülüp başka bir yapıda kullanılabilmektedir. Ahşap yapılar hafif yapılardır, deprem performansı açısından diğer yapılara nazaran daha iyidir ve uygun enkesit kullanıldığında ve birtakım kimyasal işlemler uygulandığında yangın performansı da daha iyi hale gelmektedir. Ahşap yapılar birçok açıdan avantajlı olduğu için tez çalışması kapsamında ahşap yapıların ve ahşap taşıyıcı sistemlerin özellikleri detaylıca açıklanmış olup geleneksel ahşap taşıyıcı sistemler ve modern yapım sistemleri çalışma kapsamında detaylıca ele alınmıştır. Tez çalışmasının yapısal analiz bölümünde yapıda kullanılan parametrelerin aynı olduğu, sadece çapraz kullanımının farklı olduğu 6 model tasarlanmış olup, modeller TBDY 2018 (Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği) kapsamında spektral analiz yöntemi ile ETABS programıyla analiz edilmiştir. Amaç ahşap yapıda tek yönlü çapraz eleman kullanımının yapı stabilitesine ve deprem dayanımına etkisini araştırmak olmuştur. İki farklı lokasyon için spektral analiz yapılmıştır ve analiz sonucunda bir kolon ve bir kiriş elemanda oluşan kesme kuvveti değerleri karşılaştırılmıştır. Modellerin spektral analizden elde edilen kat öteleme, tepe deplasman ve göreli kat öteleme değerleri karşılaştırılmıştır. Analiz sonuçlarına göre en elverişli modelin çapraz elemanın kenar orta açıklıklarda kullanıldığı model olduğu belirlenmiştir. Analiz sonucunda çapraz eleman kullanımının kat ötelemesi değerini ve kolonlarda oluşan kesme kuvveti değerini ciddi oranda azalttığına da ulaşılmıştır. İlerleyen çalışmalarda, çift yönlü çapraz kullanımının ve payanda kullanımının deprem dayanımına etkisi incelenebilir ve çapraz elemanların farklı açıklıklarda kullanımı ile modeller çoğaltılabilir ve her modele spektral analiz uygulanarak en elverişli modelin yani çapraz kullanımının en etkin olduğu açıklığın tespiti yapılabilir. Eşdeğer deprem yükü yöntemi ve statik itme analizi yöntemi gibi analizler de uygulanarak bu analizlerden elde edilen sonuçlar karşılaştırılabilir.

Ömer Koçar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bingöl ilindeki konut türü yapılar için hızlı değerlendirme yöntemlerinin yapay sinir ağları kullanılarak karşılaştırılması

Dünya nüfusu, 1987 Temmuz'unda Zagreb'de 5 milyarıncı bebeği olarak dünyaya gelen bebekten bugüne dek 3 milyar kişi daha arttı. 8 milyarıncı bebeğin doğumu ise Birleşmiş Milletler tarafından 2022 yılında ilan edildi. Dünya nüfusundaki bu artış hızı, belki de kaçınılmaz olarak, depremler de dâhil olmak üzere, genellikle doğal afetlerin sıkça yaşandığı yerleşim alanlarının artmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak, doğal afet modelleme ve risk azaltma alanındaki önemli ilerlemelere rağmen, afetler nedeniyle vuku bulan can ve mal kayıpları artmaya devam etmektedir. 1994 yılında gerçekleştirilen Yokohama Konferansı ile belirlenen yeni politikanın getirmiş olduğu en önemli fark "Afet Riskinin Belirlenmesi ve Riskin Azaltılması için Ulusal Eylem Planları Hazırlanması" ilkesinin benimsenmiş olmasıdır. Sismik risk değerlendirmesi, depremlerden kaynaklanan can ve mal kayıplarının azaltılmasında kritik bir bağlantıdır. Bu ilişkinin belirlenmesine dair ihtiyaç, kullanışlı, güvenilir ve esnek sayısal araçlara ve yazılımlara olan talebin hızla artmasına neden olmuştur. Bu çalışmada Bingöl ili için sismik tehlike ve risk değerlendirmesinde kullanılmak üzere yapay zekâ tabanlı bir tahmin aracı geliştirilmiştir. Bu yazılım, deterministik bir deprem senaryosu için kayıp ve hasar dağılımını hesaplama yeteneğine sahiptir. Sismik riskin tahmini esas olarak üç bileşene bağlıdır: sismik tehlike, maruz kalma ve kırılganlık. İkinci bileşen, uygun güçlendirme çözümleri ile müdahale edilerek sismik riski doğrudan azaltmak mümkün olabileceğinden özel bir önem taşımaktadır. Bu çalışmada, 2003 Bingöl Depremini yaşamış gerçek binalardan toplanan istatistiksel bilgiler kullanılarak Bingöl'deki betonarme yapı stoku için yeni bir hasar görebilirlik tahmin aracı geliştirilmiştir. Yapay Sinir Ağlarına dayalı makine öğrenmesi yaklaşımı benimsenmiş ve hasar durumu ölçütleri için daha önceki deprem tecrübeleri ışığında hasarın oluşumuna neden olduğu belirlenmiş bazı olumsuzluk parametrelerine istinaden olası depremlerin riski araştırılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde eğitilen modelin yüksek doğrulukla tahmin yaptığı anlaşılmıştır. Bu da eldeki çok yüksek miktardaki yapı stokunun, daha deprem olmadan, en azından tasnif edilebilmesi adına, ümit verici bulunmuştur.

Deprem 1 Mayıs 2003 BingölSismik hasarSismik tehlike+3
Sadık Varolgüneş
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bor yan ürünü olan öğütülmüş kolemanitin çimento yerine belirli yüzdeliklerle ikamesinin araştırılması

Günümüzde endüstriyel alanda büyük gelişmeler kaydedilmiştir ve buna bağlı olarak endüstriyel atıklar gün geçtikçe önem kazanan bir konu olmuştur. Bu doğrultuda atık malzemelerin hammadde olarak kullanılması, kullanılmış hammaddelerin tekrar değerlendirilmesi gibi atık yönetimi konuları oldukça önem kazanmıştır. İnşaat sektörünün en temel elemanlarından bir tanesi betondur. Beton karışımında çimentonun yerini alabilecek endüstriyel atıklardan birtaneside bordur. Türkiye bor rezervi açısından oldukça önemli bir konumda bulunmaktadır. Bu çalışmada borun yan ürünü olan öğütülmüş kolemanitin çimento yerine belirli yüzdelerle kullanılması ve elde edilecek beton, dayanım ve dayanıklılığı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Elde edilen beton türlerine, taze beton deneyleri yapılmış olunup,150x150x150 mm'lik küp formundaki kalıplar yağlanarak taze beton örnekleri yerleştirilmiştir. Bir gün kalıplarda kalan numuneler kalıplardan çıkarılarak oda sıcaklığında kirece doygun suda 7,28 ve 90 gün bekletilmiştir. Sudan çıkarılan numuneler üzerinde basınç, yarma, su emme, deneyleri ile dayanım ve dayanıklılık özellikleri araştırılmış ve öğütülmüş kolemanit etkisi gözlemlenmiştir.7 günlük kırımlardan elde edilen sonuçlara göre şahit numunenin ortalama basınç dayanımı değeri 51,35MPa olurken %0,5 katkılı numunenin ortalama basınç dayanım değeri 47,39MPa , %1,0 katkılı numunenin ortalama basınç dayanım değeri 47,08MPa, %1,5 katkılı numunenin ortalama basınç dayanım değeri 42,87MPa, olarak ölçülmüştür. Erken dayanımda öğütülmüş kolemanit miktarının artmasına bağlı olarak dayanımın kademeli olarak düştüğü gözlemlenmiştir. Ancak 90 günlük dayanımlara bakıldığında 90 günlük şahit numunenin ortalama basınç dayanımının 73,67MPa %0,5 katkılı numunenin ortalama basınç dayanımının73,79MPa %1 katkılı numunenin ortalama basınç dayanımının 74,48MPa ve %1,5 katkılı numunenin ortalama basınç dayanımının 74,36MPa olarak ölçülmüştür. Basınç dayanım değerlerine bakılarak uzun vadede kolemanit katkılı numunelerin basınç değerlerinin şahit numuneyi yakaladığı hatta geçtiği gözlemlenmiştir. Sonuç olarak bor yan ürünü olan öğütülmüş kolemanitin belirli yüzdelerle çimento yerine kullanılabileceği görülmüştür.

Cem Tulay
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Soğutma sistemlerinde R404A yerine R452A kullanılmasının deneyselolarak incelenmesi

Soğutucu akışkanların ozon tüketme potansiyellerinin ilk kanıtlarının 80li yıllarda keşfedilmesi ile ozon tüketme potansiyeli akademisyenler ve hükûmetler için önemli bir endişe kaynağı oldu. Bu sorunun çözümü için hükümetler Hidroflorokarbonların (HFC) ve Kloroflorokarbonların (CFC) çevreye olan olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için bazı antlaşma ve protokoller imzalamışlardır. Hükümetler HFC ve CFC soğutucu akışkanların kullanımını azaltan veya yasaklayan politikaları takip etmişlerdir. Montreal protokolü 2009'da organize edildi ve yaklaşık 200 ülke tarafından imzalanmıştır. Bu çalışmalar ve diğer protokol ve anlaşmalar sayesinde HFC ve CFC soğutucu akışkanlarının kullanımı ve üretimi azalmıştır ve ozon tabakasında bozulma durmuş bazı iyileşmeler rapor edilmiştir. Fakat soğutma endüstrisinin çevreye olan olumsuz etkileri ozon tüketimi ile sınırlı değildir. Küresel ısınma potansiyeli diğer bir önemli endişe kaynağıdır ve hükümetler yüksek GWP değerine sahip soğutucu akışkanlar için yeni düzenlemeler ve yasaklar getirmektedir. Bu düzenlemelerden biri olan Avrupa F-gaz düzenlemesi GWP değeri 2500'ü aşan soğutucu akışkanların bazı sistemlerde kullanımını yasaklamıştır.Bu çalışmada R452A, R404A için direk yer değiştirilebilir bir alternatif olarak değerlendirilmiştir. 2141 GWP değerine sahip olan R452A, R404A için kısa vadeli bir alternatiftir. Çalışmada soğutucu akışkanların performans verileri bir soğutma sistemi ve iç içe borulu iç ısı değiştirici (IHX) elemanı eklenmiş bir soğutma sistemi için toplanmıştır. Soğutucu akışkanların çevresel etkilerinin karşılaştırılması için toplam eşdeğer ısınma etkisi (TEWI) analizi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Soğutucu akışkan, R452A, R404A-GWP, TEWI, COP

Derviş Berat İlhan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00