
147
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Toplumsal cinsiyet bağlamında Mavi En Sıcak Renktir filminin alımlanması
Bu çalışma temel amacı Mavi En Sıcak Renktir filmi izleyicilerinin LGBTI bireylerine karşı düşüncelerini toplumsal cinsiyet kavramı bağlamı çerçevesinde incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Mavi En Sıcak Renktir filmi izleyicilerinin, filmde ki karakterlerinin cinsel eğilimleri ve bu cinsel eğilimlerini günlük hayata yansıtmaları hakkında ki düşüncelerinin alımlanması görüşme tekniği kullanılarak incelenmiştir. Çalışmanın doğasına daha uygun olacağı düşüncesiyle nitel bir yöntem kullanılmıştır, araştırma etnografi ile desteklenmiştir. Çalışmada kolay ulaşılabilir örneklem modeli ile kıstasları belirlenen Mavi En Sıcak Renktir filmini izleyen12 kişi ile görüşme yapılmış, bu görüşme neticesinde elde edilen bilgileri Stuart Hall'ın Alımlama Analizi ile incelenmiş ve analiz sonucunda temalar oluşturulmuştur. Görüşme sonucunda Mavi En Sıcak Renktir filmindeki karakterleri değerlendirirken katılımcıların toplumsal cinsiyet kavramı ve toplumsal kültür kavramından etkilendiği tespit edilmiştir. Toplumsal cinsiyet bağlamının ve toplumsal kültür kavramının, görüşmecilerin cinsel eğilimleri hakkında ne kadar etkili olduğu anlaşılmaktadır. Toplumsal cinsiyet kavramının katılımcıların gündelik yaşamlarında yer edindiği görülmüştür.
Görsel iletişim aracı olarak festival afişleri: Uluslararası Gaziantep Gastronomi Festivali 2019 afişlerinin göstergebilimsel çözümlemesi
Afiş, bir fikrin, ürünün veya olayın toplu tüketim için kamusal alanda geçici olarak tanıtılmasıdır. Modern anlamda afiş 19. y.y.'da taşbaskının afişlerde kullanımı ve rekabete dayalı ekonominin gelişmesi ile ortaya çıkmıştır. Afişler aynı zamanda sanat eserlerinin, özellikle ünlü eserlerin reprodüksiyonları için de kullanılır ve genellikle orijinal sanat eserine göre düşük maliyetlidir. Bu araştırmada afişin fonksiyonlarından olan dikkat çekici özelliği incelenmiştir. Araştırma örneklemi olarak UNESCO tarafından Yaratıcı Şehirler Ağına kabul edilen Gaziantep'in "Uluslararası Gaziantep Gastronomi Festivali'nin afişlerinin dikkat çekme fonksiyonları açısından Göstergebilim Çözümleme yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Göstergebilimsel çözümleme eserlerde görünen ardındaki mesajları analiz etmek için kullanılan bir yöntemdir. Araştırma yöntemi olarak nitel araştırma yöntemi özelliği olan, ''betimleme araştırma" yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde grafik tasarım ve afiş hakkında temel bilgiler, ikinci bölümde araştırmanın yöntemi ve göstergebilimsel çözümleme tekniği, üçüncü bölümde afişlerinin göstergebilimsel çözümlemesi yapılmış ve elde edilen bulgular sonucunda dördüncü olarak araştırmanın sonuç kısmı oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Afiş, Görsel İletişim, Göstergebilim, Gaziantep
Elazığ yerel medyasında 24 ocak 2020 deprem haberlerinin söylem analizi: Kanal 23 ve Kanal Fırat örneği
Medya tüm dünyada etkisiyle önemli bir konumda olmuştur. İçerisinde barındırdığı alt başlıklardan bir tanesi olan, belirli bir bölgede yayın yapan yerel medya; bölgesindeki insanların bilgi alma ihtiyacını karşılamasından dolayı ilgi toplamaktadır. Çeşitli zorluklardan geçerek günümüze ulaşan yerel medya bölgesinde yayın yapmanın dışında, bölgedeki sorunların çözümü için gerekli uğraşları verebilme yeteneğine sahiptir. İnsanoğlunun doğasında bilgi edinme ve merak etme vardır. Bu noktada haberin önemi ön plana çıkmaktadır. Meydana gelen bir olayı bireylere aktarma işlemi olan haber; içerisinde oluşturan kişinin ideolojilerine de barındırabilir. Bu bakımdan haber oluşturulurken ideolojiler yok sayılarak haber üretilmelidir. Aksi taktirde haberde tarafsızlık ilkesi göz ardı edilebilir. Bu bakımdan alıcı konumundaki bireyin haberi okurken iyi bir şekilde analiz etmesi gerekmektedir. Yapılan bu araştırma kapsamında Elazığ'da yayın yapan Kanal 23 ve Kanal Fırat Televizyonlarının ana haber bültenlerinde yer alan deprem temalı haberleri incelenmiştir. 24 Ocak 2020 tarihi ile 24 Mayıs 2020 tarihleri arasında yayınlanan haberler Teun Van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmada Kanal Fırat ve Kanal 23 televizyonlarının haberleri işleyiş yöntemlerinin aynı doğrultuda olduğu tespit edilmiştir. İncelenen haberlerde iki televizyon kanalının aynı olaylar ve aynı söylemler üzerinde durduğu görülmüştür. Her iki kanalda da spikerlerin bazen eleştirel bazen de yapıcı bir biçimde haberleri aktardığı tespit edilmiştir. Ayrıca bazı olayları yorumlayarak, olumlu cümleler kullanarak ve belli bir ideolojiye dayanarak izleyiciye aktarmışlardır.
Reklamlarda kadın temsili: Türkiye ve Suudi Arabistan'da yayınlanan televizyon reklamları üzerinden karşılaştırmalı bir analiz
Bu çalışmanın amacı reklamlarda ve diğer medya metinlerinde kadınların temsilinin karşılaştırmalı olarak analiz edilmesidir. Çalışmada özellikle reklam içeriklerinde, kadınların toplumsal olarak nasıl temsil edildiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Reklam içeriğinin oluşturulmasında toplumun kültürel yapısı ile paralellikler olduğu bilinmektedir. Bu durum diğer medya metinleri açısından da geçerlidir. Yani reklam ve diğer medya metinleri bir kültürel yeniden üretim aracı olarak faaliyet göstermektedir ve kadınların temsili de bu anlamda önemli bir örnektir. Bu sebeple çalışmada iki farklı tarhisel geçmişe sahip olan Türkiye ve Suudi Arabistan televizyon reklamları ve diğer televizyon metinlerinde, kadınların toplumsal olarak konumlandırılması konusu göstergebilimsel yöntem aracılığıyla analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda farklı tarihsel ve kültürel koşullara paralel olarak, iki ülke arasında reklamlarda ve diğer televizyon metinlerinde kadınların temsili bakımından önemli farklılıklar bulunduğu ortaya konulmuştur.
Yerel medyada mülkiyet ilişkilerinin haber üretim sürecine etkileri: Malatya örneği
Medya 1980 sonrası yaşadığı değişimler neticesinde esas görevinden sıyrılarak farklı amaçlara hizmet eden bir ticari sektör haline gelmiştir. Sermayenin özelleşmesi, maddi açıdan güçlü olanların medya patronluğuna soyunmaları medyayı özellikle haber anlamında doğru, güvenilir, tarafsız olmaktan alıkoymuştur. Medya çalışanları da gazetecilerin haklarının korunmadığı bir sistem içerisinde varlıklarını sürdürmek için medya patronlarının propagandaları gölgesinde çalışmaya başlamışlardır. Gerek işten atılma ve gerek bütün medya kuruluşlarından uzaklaştırma korkularıyla yerel medya çalışanları da işverenlerin istekleri doğrultusunda haberlerini oluşturmak durumunda kalmışlardır. Medyayla ilgisi olmayan zengin patronlar ve bu sistem içerisinde tarafsızca haber yapamayan gazeteciler durumun birer göstergesidir. Bu çalışmada, Malatya ilinde yayın hayatına devam eden Vuslat TV, TV Malatya ve Malatya Net Haber Gazetesi ile Bu Sabah Gazetesi'nin haber üretim sürecinde patronların haber diline etkileri yönünden incelenmiş, çalışma neticesinde gazetecilerin kendilerine otosansür uyguladıkları, haber yaparken özgür olmadıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yerel medya, otosansür, sermaye, gazeteci, iĢveren, haber.
Türk televizyonlarında roman uyarlamaları ve uyarlama sorunları
Sinema ilk dönemlerinden itibaren, romanları kaynak olarak kullanmış ve uyarlama filmler üretmiştir. Televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte dizilere de konu olan romanlar, dünyanın birçok ülkesinde, birçok yapımcı için daima önemli bir kaynak olarak görülmüştür. Bu doğrultuda Türkiye'de başlangıcından beri TRT'de, sonrasında özel televizyonlarda birçok roman televizyona uyarlanmış ve bu uyarlamalar her zaman büyük bir ilgi görmüştür. Günümüzde yapılan uyarlama diziler hem televizyon, hem de edebiyat çevrelerinde büyük tartışmalara neden olmuştur. Bu tartışmaların nedeni kaynak alınan roman ile bu romanlardan üretilmiş olan uyarlama dizilerin, birçok açıdan birbirinden farklı olmasıdır. Bu konuda değişik görüşler ileri sürülmüş olsa da genel görüş, uyarlama dizilerin kaynak aldığı romandan farklı olduğu ve bu farklılığın romana zarar verdiği yönündedir. Çalışmanın yapılmasındaki temel amaç; yazınsal bir metin olan romanların televizyona uyarlanma sürecini ve bu süreçte ortaya çıkan sorunları roman ve televizyon açısından ele alarak ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Televizyon, Roman, Uyarlama ve Uyarlama Sorunları.
Türkiye'de siyasal parti liderlerinin "Twitter" kullanma biçimleri üzerine bir inceleme: AKP-CHP-MHP-HDP örnekleri
Bu çalışma Türkiye'de siyasal parti liderlerinin sosyal medya "twitter" kullanma biçimleri üzerine bir inceleme, AKP, CHP, MHP ve HDP örnekleri araştırması kapsamında kullanılan nicel incelemeler üzerine bir değerlendirme içermektedir. Çalışmada, sosyal medya ortamlarından Twitter da Türkiye'de siyasi parti liderlerinin 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde Twitter kullanma biçimleri incelenmektedir. Bu amaçla Twitter da resmi hesaplar incelenmek üzere nicel içerik çözümlemesi yapılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde araştırmanın amacı, önemi, varsayımları, yöntemi, evreni, örneklemi incelenmiş, açıklanmaya çalışılmış, 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 genel seçimleri ele alınmış AKP, CHP, MHP ve HDP liderlerinin seçim süresinde Twitter paylaşımları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya, iletişim, siyasal iletişim, siyasi parti, genel seçim
South Park çizgi dizisindeki toplumsal norm mesajlarının göstergebilimsel analizi
Bir toplumda insanların belli olaylar karşısında nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen, onları belirli şekilde davranmaya zorlayan kurallara sosyal norm denir. Toplumlar bunu, siyaset ve medyayla ağırlıklı olarak yapar. Toplumu sürükleyen bu kurallar bütünü zamanla insanların tektipleşmesine sebebiyet verir. Bunu anlamak ya da bu gerçeğin farkında olmak için bu çizgi diziyi analiz etmek, bir sonraki sosyolojik çalışmalara katkı sağlamanın yanı sıra South Park isimli çizgi dizisi üzerine yazılmış metinlerin dışında, dizi üzerine yapılacak çalışma olarak tek olacağından, bu alandaki diğer araştırmalara da öncülük edecek olması açısından önemlidir. Araştırma kapsamında South Park çizgi dizisinin yanı sıra toplumsal normların insanla etkileşimi ve popüler kültür emperyalizmi ele alınmış olacaktır. İletişimin en etkili rollerinden biri olan görüntü sanatını sosyolojiyle kaynaştıran bu çizgi dizi, bizlere toplumsal şekillenme ve yönlenmeyi gösterecektir. Televizyon dizileri, sinema, reklam gibi iletişimi kapsayan tüm mecralar sosyalleşmede önemli bir etkene sahiptir. Bu çift yönlü etkileşimi, kendisini ele almaya fırsat sağlayan bir çizgi diziyle paradoksal bir şekilde eleştirerek, insanın toplumsal normlarla nasıl hareket ettiği, bazen gördükleri bazen görmek istemediklerini iletişime kattığı ve çağın sorunu haline gelmiş olan popülerleşmeye farklı açıdan bakılmasına bir pencere açılması umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çizgi Dizi, Toplumsal Norm, Göstergebilimsel Çözümleme, South Park
Auteur yönetmen Yeşim Ustaoğlu sinemasında ölüm imgesi olarak dans
Bir öyküleme aracı olan sinema anlatısını zenginleştirmek için edebiyat, müzik, dans gibi pek çok farklı disiplinlerle etkileşim halindedir. Bu tezde auteur yönetmen Yeşim Ustaoğlu sinemasında dansın ölümün habercisi olarak imgelendiği açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda yönetmen Ustaoğlu'nun filmlerinde yer alan dans sekanslarının ölümün habercisi olarak nasıl kodlandığı, sinematografi elemanlarının kullanımıyla nasıl işlendiği incelenmektedir. Sinemada dansın, beden üzerinden izleyiciye aktarılmasında film kahramanlarının sınıfsal konumları, kimlikleri fark etmeksizin ortak görsel temsilinin nasıl inşa edildiği ve izleyiciye nasıl aktarıldığı sosyolojik ve antropolojik paradigmalar çerçevesinde açıklanmaya çalışılmaktadır. "Ustaoğlu'nun sinemasında yer alan dans sahnelerinin ne tür imgeler taşıdığı" araştırma sorusu olurken çözümleme yöntemi olarak, İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure'un temellendirdiği göstergebilim kuramı çerçevesinde Christian Metz'in göstergebilimsel yöntemi kullanılmaktadır. Bu çalışmayı önemli kılan araştırma konusuyla ilgili yapılan literatür taramasında, yönetmen Yeşim Ustaoğlu sinemasında dansa ilişkin herhangi bir çalışmaya rastlanmamış olmasıdır. Bu çalışmayla Ustaoğlu sinemasında dans ve sinema birlikteliğine ilişkin verilerin değerlendirilmesi ve yapılacak sonraki çalışmalarda literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir.
Auteur yönetmen Yeşim Ustaoğlu sinemasında ölüm imgesi olarak dans
Bir öyküleme aracı olan sinema anlatısını zenginleştirmek için edebiyat, müzik, dans gibi pek çok farklı disiplinlerle etkileşim halindedir. Bu tezde auteur yönetmen Yeşim Ustaoğlu sinemasında dansın ölümün habercisi olarak imgelendiği açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda yönetmen Ustaoğlu'nun filmlerinde yer alan dans sekanslarının ölümün habercisi olarak nasıl kodlandığı, sinematografi elemanlarının kullanımıyla nasıl işlendiği incelenmektedir. Sinemada dansın, beden üzerinden izleyiciye aktarılmasında film kahramanlarının sınıfsal konumları, kimlikleri fark etmeksizin ortak görsel temsilinin nasıl inşa edildiği ve izleyiciye nasıl aktarıldığı sosyolojik ve antropolojik paradigmalar çerçevesinde açıklanmaya çalışılmaktadır. "Ustaoğlu'nun sinemasında yer alan dans sahnelerinin ne tür imgeler taşıdığı" araştırma sorusu olurken çözümleme yöntemi olarak, İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure'un temellendirdiği göstergebilim kuramı çerçevesinde Christian Metz'in göstergebilimsel yöntemi kullanılmaktadır. Bu çalışmayı önemli kılan araştırma konusuyla ilgili yapılan literatür taramasında, yönetmen Yeşim Ustaoğlu sinemasında dansa ilişkin herhangi bir çalışmaya rastlanmamış olmasıdır. Bu çalışmayla Ustaoğlu sinemasında dans ve sinema birlikteliğine ilişkin verilerin değerlendirilmesi ve yapılacak sonraki çalışmalarda literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir.
Karl Marx çerçevesinde sınıf ve sınıf çatışmasının sinema perspektifinde incelenmesi
Sınıf çatışması, ekonomik ve evrensel bir olgu olmakla beraber tüm insanlık tarihi boyunca var olmuştur. Toplum tipleri, dönemin şartlarına göre değişkenlik göstermiş ve sınıf çatışması gerçeği de her dönem bu değişkenlikler doğrultusunda şekil değiştirmiştir. Bu doğrultuda Marx, eserlerinde değişkenliklere rağmen tüm dönemler boyunca var olan ve var olmaya devam eden sınıf çatışmalarının tarihini ve tarihler boyunca nasıl dönüşümler yaşadığını ele almıştır. 19. yüzyılda Marx'ın ele almış olduğu bu eserler perspektifinde durumun 21. yüzyılda da aynı olduğu hatta sınıf çatışmasının artarak devam ettiği görülmektedir. Marx, sınıf çatışması üzerine çözümlemeler, çatışmaların somut olarak fark edilmemesi adına yapılan manipülasyonlar, tüm bunlara karşılık proleterlerin yaşamış ve bundan sonra da yaşayacak oldukları sorunlar ve bu sorunların hangi hamleler ile ortadan kalkacağı konusunda çalışmalar yapmış ve düşünürün bu çalışmaları da edebiyattan sinemaya kadar tüm alanları etkilemiştir. Yerli ya da yabancı birçok filmde, sınıf çatışması olgusu ele alınırken olay örgüleri çoğunlukla Marx'ın felsefesiyle temellendirilmiştir. Dolayısıyla bu çalışma için özellikle Marx'ın tercih edilmesi ve filmlerin analizinde de Marx felsefesi temelinde hareket edilmesinin sebebi de tam bu noktada açığa çıkmaktadır. Göstergebilim teknikleriyle verilmek istenen mesajların Marx anlayışı doğrultusunda olması ve burjuva-proleter çatışmasının yerli ve yabancı filmlerde birçok ortak noktaları beyaz perdeye taşıyor olmaları, çalışmaya temel oluşturmuştur.
Örgüt iklimi ve örgütsel güvenin çalışanların iş tatminine etkisi: Hemşireler üzerine bir araştırma
Araştırmanın amacı, bir organizasyon içerisindeki hissedilen örgütsel iklim ve örgütsel güvenin, çalışanların iş tatmini üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Bu çalışmayla, sağlık hizmetlerinin sunumunda algılanan örgüt iklimi ile örgüte duyulan güvene bağlı olarak algıladıkları düzeyin belirlenmesinin yanı sıra gelecekte örgütün genel havası- iş tatmini dengesinin mümkün olan en iyi durumda olabilmesi için öneriler getirmek amaçlanmıştır. Araştırmanın kapsamına, Muğla ili, Bodrum ilçesinde, özel ve kamu kurumunda görev yapan hemşireler dâhil edilmiş ve aralarındaki ilişkiyi analiz etmek amacıyla 212 kişinin katılımı ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Anket çalışması için toplam 36 sorudan oluşan bir anket kullanılmıştır. Anketlere toplamda 201 katılımcıdan geçerli yanıt gelmiştir. Elde edilen veriler SPSS istatistik programı vasıtasıyla güvenirlik, geçerlik, korelasyon ve regresyon yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda örgüt ikliminin bağ kurma, yenilikçilik ve adalet alt boyutunun iş tatmini üzerinde doğrudan ve olumlu etkileri tespit edilmiştir. Örgütsel güvenin bilişsel alt boyutunun iş tatmini üzerinde doğrudan ve güçlü olumlu etkileri görülürken duygusal alt boyutun iş tatmini güçlü ancak olumsuz yönde etkilediği tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde okuyuculara ve araştırmacılara çeşitli öneriler sunularak bulgular değerlendirilmiştir.
Şirket olağan genel kurul toplantıların hisse senetleri oynaklığı üzerine etkisi
Finansal sistem birbiriyle rekabet halinde olan pek çok yatırımcıdan oluşmaktadır. Yatırımlarından kar sağlamayı isteyen bu yatırımcılar için hisse senetlerinin oynaklığını etkileyen unsurlar oldukça önemlidir. Mevcut piyasa etkin özellikte ise, normal üstü bir kazanca izin vermez. Bu sebeple çalışma etkin piyasalar hipotezinden hareket ederek, şirket olağan genel kurul toplantılarının hisse senetleri oynaklığı üzerindeki etkisini incelemektedir. Oynaklığın etkisini tespit etmek için, GARCH ve EGARCH modelleri kullanılmıştır. Uygun modeller belirlendikten sonra olağan genel kurul toplantılarının oynaklık etkisi, modele dahil edilen kukla değişken ile incelenmiştir. Uygun modeller belirlendikten sonra olağan genel kurul toplantılarının oynaklık etkisi, modele dahil edilen kukla değişken ile incelenmiştir. Olağan genel kurul toplantılarının varyans kırılmasına yol açıp açmadığı ICSS, Kappa1 ve Kappa2 testlerinin analiz aracı olarak kullanılmasıyla test edilmiştir. Olağan genel kurul toplantılarının üç şirket dışında yapısal değişime yol açmadığı ve etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bir ilişki yönetimi olarak halkla ilişkiler: Örgüt ve kamu ilişkilerinin çözümlenmesi
İlişki yönetimi paradigması ilkin halkla ilişkilerin merkezine ilişkileri koyar ve halkla ilişkiler bu merkezle terimsel olarak da karşılığını bulur. Ancak bu tepeden halkla ilişkilerin misyonunu keşfetmek için farklı bir yöne bakmak gerekir. Dolayısıyla Halkla ilişkileri ilişkilerin yönetimi olarak açıklamak paydaşlar ve kamularla kurulan ilişkilerin yapısının çözümlenmesini gerekli kılar. Bu tez çalışması örgütün ilişkileri nasıl gördüğü ardından da hangi ilişkileri nasıl kurduğu açıklayarak örgüt ve kamu ilişkilerinin yapısını çözümleme çabasındadır. Araştırmada ilişkideki her iki tarafın, hem örgütün hem de kamuların ilişkileri "nasıl" algıladığı değerlendirilmiştir. Örgütün kuruduğu ilişki biçimlerini, ilişkilerin örgüte etkisini, bu ilişkileri yetiştirmek için kullanılan stratejileri ve örgütün beklediği ilişki sonuçlarını açığa çıkarmak için derinlemesine görüşmeler ile kamuların örgütün ilişkilerine yönelik deneyimlerini, örgütün kurduğunu varsaydığı ilişkilerle kamuların algılamaları arasındaki aynılık/farklılığı ve bu ilişki biçimlerinden doğan sonuçlar ise odak grup çalışmaları ile çözümlenmeye çalışılmıştır. Örneklem belirlenirken "Superbrands" araştırmasının yol göstericiliğinden yararlanılmış, üç süper marka sektörel farklılıklar da gözetilerek örneklem olarak belirlenmiştir. Tezin tüm bulguları genel olarak değerlendirildiğinde, ilişkiler açıkça örgütün merkezindedir, kamular için de ilişkiler değerlidir, ancak yine de aralarında örgütlerin yatırım yaptıkları kadar güçlü ilişkiler bulunmamaktadır. İlişkilerin yetiştirilmesindeki stratejiler sonucunda örgütün umduğu ilişki sonuçları da kamuların değerlendirmelerinde farklıdır. Anahtar Kelimeler: Halkla İlişkiler, İlişki Yönetimi, Kamular.
Medya okuryazarlığı eğitimi: Öğrenci, öğretmen, aile bağlamında örnek bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, ilköğretim okullarında seçmeli ders olarak okutulan medya okuryazarlığı dersini kapsamı, etkisi ve aktörleri bağlamında öğrenci, öğretmen ve aile üçgeni çerçevesinde incelemek, söz konusu aktörlerin medya kullanım alışkanlıklarının teknik ve eleştirel düşünme yeterliklerine nasıl yansıdığını ortaya koymaktır. Medya okuryazarlığı çalışmalarının en somut uygulama alanı olarak ilköğretimde, uygulayıcı (öğretmen), etkin alımlayıcı (öğrenci) ve okul-aile işbirliği kapsamında dersin bir ayağı olarak aile üzerindeki etkilerin ve olası eksikliklerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Kuramsal literatür taraması ve araştırma bölümlerinden oluşan çalışma öğrenci, öğretmen ve ebeveynlerden oluşan katılımcıların görüşlerine dayanan nitel bir çalışma olup, "Belge İnceleme" ve "Görüşme" teknikleri kullanılmıştır. Araştırma grubunun ilk ayağını Antalya'nın beş merkez ilçesinden rastlantısal olarak seçilen beş ayrı ilköğretim okulunda medya okuryazarlığı dersi alan/almış 15 kız ve 10 erkek öğrenci oluşturmaktadır. İkinci araştırma grubu ise, araştırma grubu içinde yer alan öğrencilerin velilerinden (10), üçüncü grubu ise yine araştırma grubunda yer alan ve velileri ile görüşme yapılan 10 öğrencinin medya okuryazarlığı dersi öğretmenlerinden (10) oluşmaktadır. Ebeveynleri ile görüşme gerçekleştirilen 10 öğrenci maksimum çeşitlilik örneklemesi ile seçilmiş, böylece farklı sosyo-ekonomik çevrelerden gelen kişilerden bilgi alma olanağı elde edilmiştir. Geriye kalan 15 öğrencinin aileleri ile görüşme gerçekleştirilmemiş, bu öğrencilerden alınan bilgiler verilerin desteklenmesi amacıyla kullanılmıştır. Görüşmelerde açık uçlu sorulardan oluşan "Görüşme Formu" uygulanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleri uygulanmıştır. Çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturmak üzere gerçekleştirilen belge incelemesi sonucunda elde edilen bilgiler betimsel analiz, katılımcılar ile yüz yüze gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen veriler ise içerik analiz yöntemi ile çözümlenmiştir. Çözümleme sonuçları medya okuryazarlığı dersinin; medya kullanıcısı bireylerin ilgi ve gereksinimleri doğrultusunda program geliştirme, öğretmen yetiştirme, veli işbirliğini sağlama, okulların teknolojik altyapısını oluşturma alanlarındaki eksiklikler nedeniyle medya kullanıcılarının teknik ve eleştirel yeterliklerinin geliştirilmesinde amacına uygun işlev göstermediğini ortaya koymuştur. Anahtar kelimeler: İdeoloji, pedagoji, eleştirel pedagoji, yeni teknolojiler, medya okuryazarlığı.
Türkiye'de geleneksel gazetecilik anlayışına alternatif bir yaklaşım: internet gazeteciliği
Yeni bir iletişim teknolojisi olan internet, günümüzde pek çok alanda olduğu gibi medya ve gazetecilik alanında da kullanılmaya başlamıştır. İnternetin gazetecilik alanında kullanılması, bu alanda egemen olan ana akım medya devlerine karşı alternatif bir medya ortamı yaratıp yaratamayacağına yönelik tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Buradan hareketle bu çalışmada, Türkiye'deki internet gazetelerinin ana akım medya karşısında alternatif olabilme potansiyelinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye'de faaliyet gösteren ana akım basılı gazetelerin internet versiyonları ile herhangi bir gazeteye ya da büyük bir medya şirketine ait olmayan internet gazeteleri; haberin üretim biçimi, içeriği, kaynakları ve işleyişi bakımından karşılaştırılmıştır. Eleştirel ekonomi politik bakış açısının temel alındığı çalışma sonunda, internet gazetelerinin kapitalist bir piyasa sistemi içinde faaliyet gösterdiği, ana akım medyanın internet alanında da egemen olduğu, bu nedenle internet gazetelerinin ana akım medyaya ve onların internet versiyonlarına alternatif olabilme potansiyelinin oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ekonomi Politik, Ġnternet, Yeni ĠletiĢim Teknolojileri, Gazetecilik,Ġnternet Gazeteciliği, Ġnternet Gazeteleri, Yeni Medya, Alternatif Medya.
Televizyon reklamlarında mizah kullanımına ilişkin eleştirel bir analiz
Günümüzde hemen hemen her yeri kuşatmış olan reklamlarda temel amaç, reklamı yapılan ürünün/hizmetin satın alınması yönünde insanları ikna etmektir. Bunu yapabilmek için reklamlarda sıklıkla önceden denenmiş ve tutmuş anlatım tarzlarına yer verilir. Bu anlatım tarzlarından biri de mizahtır. Tarihsel kökenine bakıldığında mizah, eleştirel bir olgu olarak karşımıza çıkar. Ancak kapitalist koşullarda mizahın egemen değerlere eklemlendiği görülmektedir. Bu bağlamda bu tez çalışmasının amacı, geçmişte bir eleştiri aracı olarak kullanılan mizahın günümüz kapitalist toplumlarında egemen ideolojiye eklemlendiği ve bunun en açık göstergelerinden birinin de mizahın, kapitalizmin en temel kurumlarından biri olan reklamlarda kullanılması olduğu savından hareketle, reklamda mizah kullanımının mevcut düzenin korunmasına ve hegemonyanın yeniden tesis edilmesine nasıl hizmet ettiğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmanın örneklemini oluşturan 413 reklam önce nicel içerik çözümlemesine tabi tutulmuş ardından çalışmanın amaçları doğrultusunda seçilen reklam örnekleri nitel içerik çözümlemesi ile derinlemesine irdelenmiştir. Sonuçta ise, 'reklamda mizah' kullanımı aracılığıyla sıklıkla abartılı hatta saçma içeriklerle, abartılı dil/ beden dili ve kılık-kıyafet-makyaj kullanımlarıyla izleyicilerin güldürüldüğü/eğlendirildiği ve böylelikle de izleyicilerin düşünmekten ve sorgulamaktan alıkonularak mevcut sisteme denk düşen zenginlik, lüks yaşam, bireycilik, hazcılık, rekabet, eğlence gibi egemen değerlerin yeniden üretildiği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Reklamlar, Mizah, Nicel/Nitel İçerik Çözümlemesi
The labour process in production of television series: An analysis of live-stage workers' working conditions
Today there is a matter of dominance of main stream analysis in the labour process, meanwhile rise of the postmodern theories which represent the critical approaches. However the political economy approach is excluded both in political and intellectual practices with the idea which claims that political economy is unsufficient to understand the changes of the labour process in the information and communication technologies based society. This study claims that the political economy should be rethought in the labour process studies. Because it has the explanation power of the media, media production and the labour process of media production. Therefore the labour process of workers and their working conditions who work at the live-stage of televison series have been analysed in this study. The results of the study point the workers' negative working conditions in the environment of TV channels, production companies, advertisers and sponsors which are connected to each other via people meter/rating tool. The live-stage workers are employed for long hours, delayed wages and in a manner devoid of labor-job protection, health and safety precautions. The boundaries between working time and leisure time increasingly have been blurred. Although the live-stage workers request the negative work conditions to get better, there is a matter of division of labour organising in cinema-television sector. The labour organisations of the cinema-television sector have been downgraded and suffered loss of power. Regardless the fact that the workers' have demands which arise from the negative conditions, the power elites who control the production, television channels which broadcast in the frame of production relations of capitalism, production companies, advertisers and sponsors have the final word. Keywords: Labour process, media, television, live-stage workers.
Sivil toplum kuruluşlarının itibarı:Türkiye'ye yönelik bir ölçek geliştirme çalışması
İtibar, 1990'lı yıllardan itibaren akademik yazında giderek önem kazanan bir çalışma alanıdır. Ağırlıkla şirketler üzerinden gerçekleştirilen itibar çalışmaları ekonomi, sosyoloji, iletişim gibi farklı disiplinlerde gerçekleştirilse de yanıt aranan ortak soru bazı örgütlerin diğerlerine nazaran neden ve nasıl öne geçtiğidir. Ekonomi disiplininde bu yanıt şirketlerin piyasa değeri ve itibarın bu değere katkısı üzerine odaklanırken sosyolojik perspektif örgütlerin paydaşlarıyla ilişkilerinin oluşturduğu toplumsal yapıya odaklanarak itibarı toplumsal sistemin tabakalaşmasında bir konumlandırma değişkeni olarak açıklamaya çalışırlar. İletişim disiplini içerisinde yapılan çalışmaların aradığı yanıt ise örgütlerin hangi niteliklerinin kendilerini diğer örgütlerden farklı kılarak paydaşları tarafından tercih edilmesine olanak sağladığı ve iletişim bu süreçteki rolüdür. Örgütleri rakipleri karşısında öne çıkaran "değişebilir, gözlenebilir" bu nitelikler itibarı oluşturmaktadır. Bu nedenle bu niteliklerin paydaşlar nezdinde hangileri olduğunun belirlenmesi örgütlerin amaçlarına ulaşmasında belirleyici olmaktadır. Başta şirketler olmak üzere diğer örgütler de itibarlarını ölçmeye ve yönetmeye giderek daha fazla önem vermeye başlamışlardır. Bununla birlikte itibarın nasıl ölçüleceği sorusu farklı ekollerden gelen araştırmacılar tarafından geliştirilen ölçeklerle yanıtlanmaya çalışılmıştır. Bu ölçekler ağırlıklı olarak şirketler için geliştirilmiş; yalnızca birkaç çalışmada kamu örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının itibarı ölçülmeye çalışılmıştır. Sivil toplum kuruluşları yapıları, işlevleri ve misyonları şirketlerden ve kamu kuruluşlarından farklı örgütlerdir. Bu nedenle paydaşlarının bu örgütlere ilişkin algılarını şekillendiren ölçütler diğer örgütlerden ayrışmaktadır. Bu çalışmada amaçlanan Türkiye'de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının itibarının paydaşlar tarafından hangi ölçütler çerçevesinde algılandığını tespit etmek ve STK itibarına yönelik bir ölçek geliştirmektir. Çalışma kapsamında öncelikle kapsamlı literatür taramasıyla STK itibarını belirleyen ölçütlerin neler olduğu tespit edilmiştir. İkinci aşamada yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinden yararlanarak bu ölçütlere hangilerinin eklenebileceği sorusu yanıtlanmıştır. Üçüncü aşamada ise bu ölçütlerden hangilerinin STK itibarını ölçtüğü anket uygulamasından elde edilen verilerin açımlayıcı faktör analizine tabi tutulmasıyla ortaya çıkartılmıştır. Buna göre Türkiye'de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının itibarı 26 değişkenden oluşan dört boyutlu bir yapı sergilemektedir. Anahtar Kelimeler: İtibar, Sivil Toplum Kuruluşları, İtibar Araştırmaları
Mizah dergileri ölçeğinde Türkiye'de İslamofobi
Gülmecenin altına ustalıkla gizlenmiş ideolojik yapıyı; okuyucularına üstünlük, uyumsuzluk veya rahatlatma yöntemlerini kullanarak sunan karikatürler, bir toplumdaki muhalif ve egemen söylemlerin mücadelesinin izdüşümlerini özet ve çarpıcı bir biçimde yansıtabilmeleri bakımından son derece zengin bir araştırma alanıdır. Yaşanan tüm toplumsal değişimlerin, çekişmelerin, siyasi ve ideolojik mücadelenin yansıdığı bir "hayal perdesi" olarak tanımlayabileceğimiz mizah yayıncılığı, pozitivist paradigmadan beslenen Batılılaşma hareketinin etkisiyle doğmuş ve ülkemizdeki serüveni boyunca "dinsel düşünceyi insanlığın, toplumların evriminde ilkel bir düşünce olarak tanımlayan" Aydınlanmacı dünya görüşünün savunucusu olmuştur. Bu cepheden İslam'ın ve Müslümanların nasıl algılandığı ve "hayal perdesine" nasıl ve neden yansıdığının cevaplarının arandığı bu çalışmada, Türkiye'de de İslam'a karşı bir korku ya da nefretin varlığı ve nedenleri sorgulanmaktadır. Çalışmada, ülkemizde yayımlanan ilk mizah dergilerinden bugüne rastgele örneklem yöntemiyle seçilen dergiler ile günümüzde en çok okunan üç mizah dergisinin 2014 yılında yayımlanan tüm sayıları olmak üzere toplam 321 dergideki yaklaşık 35.500 adet karikatür içerik analiziyle taranmış; içeriğinde dini simgelerin bulunduğu karikatürler, İslamiyet'in Batı'yla buluştuğu dönemden sömürgeciliğe, seküler çağdaki paylaşım savaşlarından medeniyetler çatışmasına uzanan bir tarihsel arka planın çerçevesinde, ilgili kitle iletişim ve mizah kuramlarının perspektifinde ve ülkemizdeki Batılılaşma serüveni ekseninde göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle incelenmiştir. Elde edilen bulgular karikatürlerde kullanılan klişelerin Batı'daki İslamofobik anlatıya çok yakın Self Oryantalist bir karakterde olduğunu, karikatürlerin tamamına yakınının "dine ait unsurların alaya alınma" ve "siyasi eleştirilerde dini ön plana çıkarma" başta olmak üzere Müslümanlığa ilişkin imgelerin sıklıkla taciz, terör, cinsel sapkınlık, gericilik ve sahtekârlıkla ilişkilendirildiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Göstergebilim, İslamofobi, Mizah, Karikatür, Sekülerizm
Stratejik halkla ilişkilerde kamu segmentasyonu: Kamuların durumsal kuramının toplumsal kültür bağlamında Türkiye'de analizi
Türkiye'deki kamuları, kamuların durumsal kuramı ile segmente etmek için geçerli bir kamu segmentasyonu aracı olup olmadığını ortaya koymayı amaçlayan bu çalışma, aynı zamanda toplumsal kültürün, kamuların iletişime geçme davranışlarını nasıl etkilediğini de incelemektedir. Toplumsal kültür boyutlarından güç mesafesi, belirsizlikten kaçınma, kolektivizm, uzun dönemli yöneliş ve erillik boyutlarının kamuların durumsal kuramının bağımlı ve bağımsız değişkenleri üzerindeki etkisi incelenmektedir. Bu doğrultuda Şubat 2014'te İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde kamuların durumsal kuramının değişkenleri, toplumsal kültür boyutları ve demografik sorulardan oluşan 443 anket formu ile ampirik bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda kuramın Türkiye'deki kamuları segmente etmek için geçerli bir araç olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kamular kurama göre aktif, uyanmış ve gizli kamu olarak segmente edilmiş ve en kalabalık kamu segmenti uyanmış kamu olarak tespit edilmesine rağmen, aktif kamunun da sayısal olarak güçlü tespit edilmesi bugüne kadar genellikle asimetrik olarak inşa edilen ilişkileri sorgulatmaya başlayacağını düşündürmektedir. Bu sorgulamanın Türkiye'de halka ilişkiler alanında var olan karmaşanın bütünlüğe kavuşması açısından üç boyutlu olarak; örgütler, uygulayıcılar ve akademi tarafından gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Bu tez aktif kamunun varlığı açısından yorumlandığında örgütler, uygulayıcılar ve akademiyi içeren halkla ilişkiler alanının üç sacayağı için bir takım sonuçlar yaratmaktadır. Araştırma kapsamında ayrıca toplumsal kültürün kamuların iletişime geçme davranışlarını nasıl etkilediği de incelenmiştir. Toplumsal kültür boyutlarından güç mesafesinin, belirsizlikten kaçınmanın, kolektivizmin, uzun dönemli yönelişin ve erilliğin kamuların durumsal kuramının bağımlı ve bağımsız değişkenleri üzerinde etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu kültür boyutları içerisinde kamuların durumsal kuramı üzerinde etkili, en dikkat çekici boyut güç mesafesi olarak görülmektedir. Özellikle güç mesafesi azaldıkça algılanan sorunun ve ilginin artması ve aynı zamanda aktif kamunun güç mesafesini en düşük algılayanlar kümesinde yoğun olarak yer alması, güç mesafesinin kamuların iletişime geçme davranışlarını etkilediğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Stratejik Halkla İlişkiler, Kamu Segmentasyonu, Kamuların Durumsal Kuramı, Toplumsal Kültür
Dezavantajlı grupların sinemadaki temsillerinde değişim: En popüler yeniden yapılmış Amerikan filmleri üzerinden karşılaştırmalı bir analiz
İnsanların ekrandaki temsilleri, gerçek hayatta nasıl algılandıkları, muamele gördükleri ve davrandıklarına aktif bir şekilde katkıda bulunmaktadır. Film sanatı, bir takım gerçekleri yansıtabildiği kadar inşa edebilme ve yeniden üretilmelerine katkıda bulunabilmektedir. Film metinleri, içinde yapılmış oldukları dönemin koşulları ve zamanın ruhuyla bağlantılı olan yasal, sosyal, kültürel vb. tür kodlanmış bilgiler barındırmakta olarak görülebilmektedirler. Film aracı ayrıca belli gruplara karşı geçmişte nasıl davranıldığı konusunda bir araştırma alanı olarak işlev görebilir. Bu çalışmanın amacı, ABD çapında en iyi tanınan veya en yüksek gişe yapmış yeniden yapılmış filmler ve orijinallerinde, iki dezavantajlı grubun temsilinde zaman içerisinde nasıl bir değişim görülebildiğini belirlemektir. Bu kategorideki başlıca beş film izlenip, dezavantajlı gruplar şöyle belirlenmiştir: görülebilir bedensel farklılıkları olanlar (doğuştan: cücelik, deformasyon; sonradan edinilmiş: engellilik, yara izleri) ve görülebilir ırksal farklılıkları olanlar (siyahi, Çinli, Avrupalı, Hispanik, İranlı, Alman, Hintli, çingene, soluk beyaz). Metin incelemeleri, Teun van Dijk'ın Eleştirel Söylem Çalışmaları çerçevesinde Thomas Huchkin'in modeline göre yapılmıştır. Zaman içerisindeki değişim, belirtilmiş olan dezavantajlı gruplar açısından ortak bir adil ve eşit temsil anlayışı bağlamında not edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeniden Yapılmış Filmler, Temsil, Dezavantajlı Gruplar, İlerleme,Irksal, Bedensel, Eleştirel Söylem Analizi, Huchkin
Türkiye'de Tek Parti'den çok partili hayata geçiş; Bir "söylem": Türk İşçisi
Tek Parti İktidarı döneminde 1946 yılında Cemiyetler Kanunu'nda yapılan değişiklikle işçi sınıfına sendika kurma hakkının tanınmasının yanı sıra çok partili yaşama geçilmede de demokratik bir adım atılmıştır. Ancak, sanayileşmenin ve örgütlenme hakkının Batı toplumlarındaki gibi sınıf çatışmalarına yol açmaması için de devlet çalışma yaşamını geleneksel olarak kendi denetiminde düzenlemek istemiştir. Devlet, yasa değişikliğinden sonra kurulan muhalif sendika ve yayın organlarını kapatmadan kısa bir süre önce de 23 Kasım 1946 tarihinde "Türk İşçisi" gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Araştırmada, siyasi iktidarın Türk İşçisi ile yeni gelişen işçi sınıfı ve hareketini kendi egemen ideolojisi doğrultusunda yapılandırmaya çalıştığı ve toplumsal güç ilişkilerini incelenen metinlerdeki söylemler aracılığıyla yeniden ürettiği varsayılmıştır. Bu bağlamda Van Dijk'ın eleştirel söylem analizi yöntemi ile ideolojilerin, kültürel değerlerin ve toplumsal güç ilişkilerinin söylem aracılığıyla nasıl şekillendiği ve yeniden üretildiği test edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucuna göre, "Türk İşçisi" haber seçiminde tarafsız davranmadığı, haberlerin sunumu ve dağıtımında dönemin egemen ideolojisinin üretimine katkıda bulunduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek Parti İktidarı, İşçi Hareketi, Eleştirel Söylem, Türk İşçisi
Türkiye'de basın işletmeciliğinin finansal yapısı: Sorunlar ve yol açtığı sonuçlar
Basın işletmeleri, diğer işletmelerle benzer bazı özelliklerinin yanında, üretim süreçlerinden tüketim aşamasına dek pek çok farklı aşamada kendine özgü değişkenlerle faaliyette bulunan işletmelerdir. Sermaye, maliyet, gelir-gider, ürün ve sahiplik yapısı ile örgütsel yapı gibi değişkenler, basın işletmelerinin söz konusu özgünlüğü çerçevesinde dönüşüm ve gelişim göstermiştir. Bir işletme olarak medyanın diğer işletmelerden ayırt edici temel özelliklerinden biri olan düşünce üretmesi ve ideolojik yönlendirme yapması ise onun, medyanın sahiplik yapısı ile eleştirel ekonomi politiği kapsamında ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Medya eleştirilerinde ya da çözümlemelerinde, önemli başvuru kaynaklarından biri olan eleştirel ekonomi politikçi yaklaşım, medyayı onun tarihsel konumunu hem ideolojik hem kültürel hem de sosyo-ekonomik işlevi ve ilişkileri çerçevesinde inceleyerek ortaya koymaktadır. Bu noktada, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de 1980 sonrası neoliberal politikalar ekseninde yeniden şekillenen ve değişen üretim tarzının, medyanın çalışma biçimi ve ilişkilerini de değiştirdiği söylenebilir. Serbest piyasa koşullarında faaliyet gösteren ve basından medyaya dönüşen söz konusu işletmeler, güçlü sermaye yapısına sahip olan ve farklı iş kollarında faaliyet gösteren büyük holdinglere eklemlenerek ayakta kalmaya mecbur bırakılmışlardır. Medyanın başlangıcından bu yana iktidarla olmazsa olmaz ilişkisi ise güçlü sermaye ve finans yapısına ihtiyaç duyan işletmeler olmasından ötürü ekonomik, toplumsal ve siyasal düzlemde git gide artan oranlarda iktidarlara bağımlı bir yapı sürmesini beraberinde getirmektedir. Günümüzde ise medya işletmeleri, kâr zarar hesabı yapan kurumlar olmaktan çıkmış; fizibilitesi yapılarak dolaylı getirileriyle yatırım kararı alınan bir alan hâline gelmiştir. Medya sektöründen kâr etmeyen hatta zarar etmeleri pahasına bu alandaki varlığını sürdüren medya sahipleri, sadece faaliyette oldukları diğer iş kollarının kaldıracı olarak işlev gören, homojen bir medya ortamının oluşmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de 2002'den bu yana varlığını koruyan güçlü muhafazakâr iktidar döneminde, medya sektörünün daha önce hiçbir dönemde izlerine rastlanmayan bazı uygulamalarla yapısal anlamda geldiği nokta, örnek olayların incelenmesi ve basın temsilcileriyle yapılan görüşmeler aracılığıyla değerlendirilmektedir. Çalışmada, söz konusu yeni dönemle birlikte medyanın, yeni yapı, yeni finansman ve işletme anlayışına hizmet eden bir yapıya dönüştüğü tespit edilmiştir. Medya işletmeciliğinin geldiği nokta için, ekonomik anlamda çoğu kez zarara uğramasına rağmen, büyük holdinglerin bünyesindeki diğer iş kollarının kâr ederek yürütülmesinde, sahiplerine dolaylı yoldan avantaj sağlayan bir sektör olarak işlev gördüğü söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Basın İşletmeciliği, Türk Basın Tarihi, Sahiplik Yapısı, Medyanın Eleştirel Ekonomi Politiği.
Kurum kültürünün oluşumunda kurumsal iletişimin rolü: Özelleştirme öncesi ve sonrasında PETKİM örneği
Kurumların işleyiş tarzını gösteren düzenleme ve faaliyetler kurum kültürünün ve kurumsal iletişimin konusunu oluşturmaktadır. Her iki unsur kurum ile çalışanları, diğer kurumlar ve toplum arasında köprü görevi yapmakta; kurumun kendini ifade ve işleyiş tarzına ilişkin mesajları taşımaktadır. Kurumsal iletişim, bir kurumda amaçların nasıl gerçekleştirileceğini, kurum kültürü de bu amaçların nasıl kalıcı hale getirileceğini göstermektedir. Kurum kültürü, bu bağlamda kurumsal iletişimin çıktısı niteliğindedir. 1985 yılından itibaren İzmir İli Aliağa İlçesinde faaliyet gösteren Petkim, 2008 yılında özelleştirilmiştir. Petkim'in özelleştirme öncesi ve sonrası kurumsal iletişim faaliyetlerinin kurum kültürünün oluşumuna etkileri bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışmada, görünen kültür unsurlarından görünmeyen unsurlara doğru sıralanan üç düzeyli kurum kültürü modeli esas alınarak bir kuramsal çerçeve oluşturulmuş ve Petkim'in kurum kültürü göstergeleri bu çerçevede incelenmiştir. Petkim'in özelleştirme öncesi ve sonrası dönemine ait nicel bilgileri, iletişim faaliyetleri ve kurum kültürü göstergeleri yazılı kaynakların incelenmesi, gözlem ve derinlemesine mülakat yöntemleri kullanılarak araştırılmış ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda Petkim'in kurumsal iletişim faaliyetlerinin kurumun kültürünü etkilediği; özelleştirme öncesi kurum kültürüne yeterince olumlu katkı yapmayan kurumsal iletişim faaliyetlerinin özelleştirme sonrası daha etkili ve yoğun yürütüldüğü ve bu durumun kurum kültürüne olumlu etkiler yaptığı anlaşılmıştır. Özelleştirme öncesinde bürokratik ve işbirliğine kapalı bir kurum kültürünün hakim olduğu; özelleştirme sonrası ise yenilikçi ve işbirliğine dayalı bir kurum kültürüne geçiş süreci yaşandığı görülmüştür. Sonuç bölümünde de, araştırmada ulaşılan tespit ve değerlendirmeler doğrultusunda, incelenen kurumun ve genel olarak bütün kurumların kurumsal iletişim faaliyetlerinin daha sağlıklı yürütülmesi ve kurum kültürünün de olumlu yönde oluşturulması ve geliştirilmesi için idari ve davranışsal tedbir önerileri getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Petkim, Kurum, İletişim, Kurumsal İletişim, Kültür, Kurum Kültürü, Özelleştirme.
Halkla ilişkileri ortam bağlamında yeniden tanımlamak: Ortam baskısının ilişki biçimine etkileri
Günümüzde halkla ilişkiler araştırmaları özgün kuramsal temeller kurmaya ve halkla ilişkilerin uygulama süreçlerini açıklamaya çalışmaktadır. Bu araştırmalarda halkla ilişkilerin ilişkileri nasıl inşa ettiği genellikle kurumun niyeti ile açıklanır ve ortaya çıkan sonuçlar kurumun taktiksel tercihi olarak ele alınır. Kurumun etkin güç olduğu klasik yaklaşımın aksine bu çalışmada ortamın belirleyici etkisi araştırılmıştır. Çalışma vaka analizleri yoluyla, ortam baskısının, kurum-paydaş ilişkilerinde meydana getirdiği etkiyi ortaya koymayı amaçlamaktadır. Beraberinde halkla ilişkilerin bir ilişki yönetimi olarak resmedilmesi gerektiği tartışılmaktadır. Çalışmada biri uluslararası, biri batı merkezli, biri ise uluslararası olmak üzere üç vaka analiz edilmiştir. Olay yapısı analizi ile elde edilen bulgular ortam baskısı ile ilişki biçimleri arasında anlamlı ilişkilerin olduğunu ortaya koymaktadır. Kurumların ortam baskısı arttıkça daha toplumsal ilişkiler kurguladıkları görülmüştür. Bu sonuç, halkla ilişkiler araştırmalarında ilişkileri açıklarken öncelikle ortam tipolojisini analiz etmenin mutlak önemini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Halkla İlişkiler, İlişki Yönetimi, Kurumsal Yönetim, Ortam Baskısı
Şöhret kültürü ve şöhret gazeteciliği: Medya profesyonelleri üzerine bir çözümleme
İlk çağlardan bu yana farklı görünümlerle var olan şöhret kültürü kapitalizmle beraber biçim değiştirmiş ve egemen çevreler lehine yeniden yapılandırılmıştır. Medyanın gündelik hayatta etkisini arttırması şöhret kültürüne de yansımış, medya bu kültürü kendi ekonomi politiği doğrultusunda yeniden üretmiştir. Günümüzün şöhretleri medya dolayımı ile kitlelere ulaşmakta, pek çok insan şöhretleri yüz yüze iletişim süreçlerinden geçerek değil, medyalar aracılığıyla tanımakta ve haklarında bilgi sahibi olmaktadır. Televizyon ve internet teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte, geçmişte belli değerler üzerinden biçimlenen şöhret kültürü günümüzde medyanın yarattığı temsiller üzerinden tanımlanmaktadır.Şöhret gazeteciliği, 1980 sonrası ağırlıklı olarak yeni sağ politikalar çerçevesinde değişen ve dönüşen gazetecilik ortamının öne çıkan kavramlarından biri olarak dikkat çekmektedir. Şöhret kültürünün basındaki tezahürü olarak nitelendirebileceğimiz şöhret gazeteciliği, öncelikle şöhret olan gazetecileri, ardından şöhretlerle ilgili yazanları ve ne aktardığından çok kim olduğuyla meşhur olan medya profesyonellerini içermektedir. Bu bağlamda özellikle yazılı basında etkin olan şöhret gazetecileri, ?şöhret kültürünü belirleyen gazeteciler?, ?kendini anlatarak şöhret olan gazeteciler?, ?meslek şöhretleri ? ve ?şöhret kültürü üzerinden şöhret kazanan gazeteciler? olmak üzere dört başlık altında sınıflandırılmıştır. Bu başlıkların her biri için örnek oluşturabilecek iki gazeteci yazı içerikleri doğrultusunda tespit edilmiş ve bu gazetecilerin, bir medya profesyoneli olarak sektördeki yerleri, magazinel söylemleri ve politik söylemleri alt başlıkları halinde incelenmiştir. Sonuçta şöhret gazetecilerinin medyada gitgide etkinliklerini arttırdığı ve çalıştıkları kurumların en gözde, en ?marka? isimlerinden olan bu medya profesyonellerinin, şöhretlerini daha da parlatmanın ilgili yayın kuruluşları için önemli bir pazar stratejisi olduğu görülmüştür.
Ulus ötesi şirketlerin halkla ilişkiler uygulamaları: Otomotiv sektöründe niteliksel bir araştırma
Otomotiv sektöründe faaliyette bulunan ulus ötesi şirketlerdeki halkla ilişkiler uygulamalarını ve uygulayıcılarını sorgulayan bu çalışmada, ulus ötesi şirketlerin yerel düzeydeki halkla ilişkiler uygulamaları, uygulayıcıların merkez şirketle ve uluslararası arenada diğer halkla ilişkiler uygulayıcılarıyla kurdukları iletişim irdelenmiş ve halkla ilişkilerin küresel mi yerel mi tartışmasına açıklık getirilmeye çalışılmıştır.
Siyaset ve sosyal medya ilişkisi (Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek örneği)
Çağımızın önemli kitle iletişim alanlarından biri olan internetin en dinamik kolunu temsil eden sosyal medya; ticaretten ekonomiye spordan politikaya kadar uzanan geniş bir yelpazede varlığını sürdürmekte ve özellikle siyasetle ilişkisinde kendini bir hayli etkin şekilde göstermektedir. Demokrasilerde siyaset daima birey ile etkileşimde kalmış, siyaset içerisinde yer alanlar kendilerini iktidara getirecek seçmen ile etkileşime girme yollarını aramıştır. Bu etkileşimlerin en yoğun yaşandığı dönemde genelde seçim süreçlerinde olmuş, siyasiler ve seçmenler en çok bu dönemlerde yakınlaşmıştır. Demokrasiler geliştikçe bireyler siyasiler tarafından belirlenen gündemi yakından takip etmiş ve bir parçası haline gelmiştir. Bu anlamda seçmen ile siyasiler arasında da bir köprü vazifesi gören Medya da bu anlamda siyaset sahnesinde önemli bir güç olarak kendini göstermiş, siyasilerin daima dirsek temasında olduğu bir mecra olmuştur. Teknolojik gelişmelere paralel, medya günümüzde farklı bir organik yapıya bürünmüş ve bu farklılaşmasını da Web 2.0 tabanlı sosyal ağlarla göstermiştir. Siyasiler de sık kullanıma sahip yaygınlaşmış bu ağlarda kendilerine yer edinerek bireylerle etkileşim için popüler olan bu mecralarda konumlarını almıştır. Bu konumu alan siyasilerin başında gelen, uzun yıllardır Türk siyaseti içerisinde yer alan ve dönemin Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı İbrahim Melih Gökçek gelmektedir. Yeni medyanın önemli araçlarından mikroblog servisi Twitter'ı sosyal medya alanında yapılan ulusal ve uluslararası araştırmalarda Türkiye'deki politikacılar arasında en yoğun ve aktif kullanan bir siyasi aktör olan Gökçek, Twitter ile ulaştığı 1.7 milyonluk takipçi sayısı ve 3 yıla aşkın kullanım ile 50 bine ulaşan tweet sayısıyla bu alanda araştırma yapanların dikkatini çekmiş ve bu araştırmanın da pratik uygulama bölümünde yerini almıştır. Bu çalışmanın teorik bölümlerinin oluşturulmasında dikkat edilen husus, örnek alınan kişinin siyasetçi olması, seçimle iş başına gelmesi, bulunduğu ülkede politikacılar arasında en aktif sosyal ağ kullanıcısı olması, söylemleriyle gündeme gelmesi ve gündem oluşturması ile bu mecrada oldukça iddialı olmasıdır. Siyaset ve sosyal medya ilişkisi çerçevesinde çalışma dört bölümde şekillendirilmiştir. Birinci bölümde; sosyal medya ve sosyal ağlar, ikinci bölümde; Türkiye'de cumhuriyet tarihi boyunca yapılmış siyasi seçimler ile medya-siyaset ilişkisi, üçüncü bölümde; gündem belirleme kuramı ve siyasal seçimlere etkisi irdelenmiştir. Son olarak dördüncü bölümde de çalışmanın analiz kısmı için örnek alınan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek'in sosyal medya kullanımı ekseninde Twitter hesabının frekans ve kategorisel içerik çözümlemesi gerçekleştirilmiştir.
Moda programlarında kadın bedeninin metalaşması
"Moda Programlarında Kadın Bedeninin Metalaşması" başlığını taşıyan bu tez çalışması; tarihsel olarak ataerkil kapitalist sistemin nasıl ve ne şekilde kadın bedenini, tüketim kültürü ve buna bağlı olarak moda aracılığıyla metalaştırdığı üzerinedir. Kapitalizmin ideolojisi olan tüketim kültürünün merkezine oturtulan kadına, ideal bedene ulaşması için sürekli metaları satın alarak tüketmesi önerilmektedir. Giyim, estetik ameliyat, makyaj, dövme, piercing, diyet ve egzersiz aracılığıyla modaya uyarak disipline edilen ve değişim değerine hizmet eden beden; kadınların kimliğini, cinselliğini ve sosyal konumunu ortaya koymaktadır. Çalışmada, toplumsal cinsiyetin erkek egemen dünyada nasıl şekillendiği ortaya konularak ekonomik politik feminist bakış açısına katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Ayrıca Marksist kuramın metalaşma kavramını ve feminist çalışmaların ataerkil kapitalist yapısını kavrama biçimleri, feminist eleştirel söylem analizi kullanılarak moda ekseninde açıklamaya çalışan bir çalışmanın olmayışının, feminist bakış açısına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu çalışma toplam altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, ataerkil kapitalist sistemde, toplumsal cinsiyet bağlamında kadının konumunun nasıl değiştiği, gerilediği ve ikinci konuma indirgendiği üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, kadının doğallaştırılarak gerileyen konumunu ataerkil kapitalist sistem bağlamında ele alan feminizmin ekonomik politiği, feminizmin ne olduğu ve feminist düşüncelerin kökenleri açıklanmaya çalışılmıştır. Feminist düşüncelerin açıklanmaya çalışılmasının en büyük nedeni, her bir feminist akımın kadının ikincil konumuna farklı açılardan yaklaşmasıdır. İkinci bölümde ise, ataerkil kapitalist sistemin kendini yeniden üretmesi ve devamlılığını sağlaması için tüketim kültürü ve tüketim toplumunu nasıl yarattığı ve bu toplumda sonsuz bir yeniden başlangıç olan modanın nasıl ortaya çıktığı üzerinde durulmuştur. Çünkü tüketim, kapitalist sistemin ideolojik işlevini yerine getirmekte bu durumu medya aracılığıyla yaygınlaştırmaktadır. Artık tüketim yok etmek, boşa harcamak ya da israf etmek anlamından uzaklaşarak alıcısına statü, mutluluk, saygınlık ve kimlik gibi değerler yüklemektedir. Tüketim toplumunda tüketilen sadece kullanım değeri olan mal değil, değişim değeri ve kullanım değerinin aynı metada olduğu göstergelerdir. Bu meta göstergelerin moda bağlamında kadın bedeninde tüketilerek anlam bulması çalışmanın üçüncü bölümünde ele alınmıştır. Bu bölümde, kadın bedeninin her bir parçası meta olarak ele alınmış ve moda açısından değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde, Osmanlı döneminden başlayarak günümüze kadar uzanan süreçte toplumsal cinsiyet bağlamında kadının ikincil konumu ele alınmış ve konu ile ilgili feminist hareketlere yer verilmiştir. Ayrıca ataerkil sistem tarafından verilen haklarla sınırlı olmak şartıyla toplumda görünür olmaya başlayan kadının konumu tarihsel bağlamında ele alınmıştır. Beşinci bölümde, kadın, dişilik, erillik, moda, söylem, kapitalist sistem, ataerkil yapı, toplumsal cinsiyet gibi konulara eğilen ve bu bağlamda çalışma açısından en iyi sonuçları verecek olan "Eleştirel Söylem Analizi"nin bir alt dalı olan "Feminist Eleştirel Söylem Analizi" yöntemi kullanılmıştır. Bu nedenle altıncı bölümde, kadın ve modayı birleştirmesi açısından çalışmanın yazıldığı dönemde yayınlanmakta olan moda programları ele alınıp Feminist Eleştirel Söylem Analizi açısından incelenmiştir. "Bana Her Şey Yakışır", "Moda Takibi" ve "Tülin Şahin'leModa" adlı moda programları; söylem, tüketim, meta, ataerkil ideoloji, toplumsal cinsiyet, ideoloji gibi temaları ön plana çıkaran ve araştırma alanı olarak bu konuları medya metinlerinde işleyen feminist eleştirel söylem analizi kullanılarak çalışmanın hipotezi (moda programları kadın bedenini metalaştırmakta ve tüketime sevk etmektedir) alt başlıklar altında temalar kullanılarak incelenmiştir. Bulguların yorumlandığı bölümde, moda programlarında kadın bedeninin metalaşmasını ve tüketime sevk etmesinin en iyi sonuçlarını verecek olan alt başlıklar ve temalar şu şekilde sıralanmıştır; sosyal aktörlerin moda programı ile ilgili söylemleri ve yorumlar (moda ve kadın, düğün, evlilik ve annelik), kadın yarışmacıların/katılımcıların bedenleri ve giyimleri hakkındaki söylemler ve yorumlar (ideal beden ve giyim, sınıf, aksesuar, kusurlu beden, moda ve uyum, diyet modası, uyumsuzluk, rol modelleri, statü), moda programlarında kadın bedeni ve giyim hakkındaki söylemler ve yorumlar (kombinasyon, arzu nesnesi, haz, meta-gösterge), programa katılan kadınların kendileri, giyimleri ve kendi bedenleri hakkındaki söylemleri ve yorumlar (estetik ameliyat modası, seyirlik nesne, makyaj modası, gençlik ve güzellik, spor modası), programa katılan kadınların/yarışmacıların diğer katılanlar/yarışmacıların beden ve giyim hakkındaki söylemleri ve yorumlar (rekabet ve ödül, güzellik miti, alışveriş ve tüketim) şeklinde ele alınmıştır. Son olarak da çalışmanın sonuç kısmı yazılmıştır.
Türkiye'de köşe yazarlarının deneyimleri çerçevesinde basın - iktidar ilişkileri, 2002 - 2014
Türkiye'de özellikle son yıllarda basın ve hükümet arasındaki ilişkiler ulusal ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken çeşitli olaylarla gündeme gelmiştir. Bu çalışma basın ve hükümet arasında gerginliği ile nitelenen ilişkileri tarihsel bir perspektiften ele alarak incelenmesini amaçlamaktadır. Bu amaçla, pratikte örtüşme, tümevarımsal ve tümdengelimsel düşünce ile harmanlama özelliği taşıyan temellendirilmiş kuram yöntemi yeğlenmiştir. Herhangi bir varsayım öngörmeyen temellendirilmiş kuram yöntemi kullanılarak, yaygın basında gazeteci ve köşe yazarı olan 19 kişi ile görüşme yapılmıştır. Elde edilen yanıtlar, NVivo 10 nitel analiz programıyla kodlanmış; gazete haberleri ve diğer yorum ve görüşler de dikkate alınmıştır. Böylece, kuramsal temellerden doğan süreçlerin işleyişi ortaya konarak, 2000'lerin basın-iktidar ilişkisinin her yönüyle anlaşılmasına çalışılmıştır. Araştırma bulguları, Türk medyasının merkezinde odak kayması yaşandığını göstermekle birlikte, merkez medya sahiplerinin ekonomik çıkarlar nedeniyle sansürü otosansürleştirdikleri, kitle gazetelerinde çalışan gazeteci ve köşe yazarlarının hükümet müdahalesine daha açık olduklarını, hükümet müdahalelerinin temel hedefinde anaakım medya olduğunu, bu durumun da gazeteci ve köşe yazarlarının alternatif medya kuruluşlarına yönelmesini hızlandırdığına işaret etmektedir. Bugüne kadar birçok akademik araştırma, farklı ülkelerde farklı siyasal yönetim biçimlerine bağlı olarak değişim gösteren iktidar karşısında basının aldığı konuma göre ortaya çıkan ilişki modelleri ortaya koymuşlardır. Türkiye'de basının bugünkü durumunu ele alırken, iletişim literatüründe geliştirilmiş bu modellerden yararlanılmıştır. Akademik literatürün kılavuzluğundaki bu çalışma, basın-iktidar ilişkisinin işleyişinde belirleyici olan etkenleri ortaya koymayı amaçlamaktadır.
COVID-19 pandemi süresince Türk devletinin aldığı sağlık politikalarına yönelik haberlerin eleştirel söylem analizi
Hakikat, bir toplumda belli bir zaman ve mekânda geçerli olan ve bu toplumun kültürel, politik ve toplumsal yapıları tarafından üretilen bir şeydir. Bu nedenle, hakikat kavramı, toplumsal yapının, iktidar ilişkilerinin ve söylemin yapılandırmasına bağlı olarak değişebilir. Foucault, hakikat kavramını incelemek için iktidar ve bilgi ilişkilerini ele alır ve söylemin, iktidarın ve bilginin birbirleriyle bağlantılı olduğunu savunur. Ona göre, hakikat, bir söylemin iktidar tarafından kabul edilmesiyle ortaya çıkar ve bu nedenle, iktidar ve bilgi ilişkileri hakikatin üretiminde önemli bir rol oynar. Foucault, hakikat rejimlerini kurumlar, disiplinler ve pratikler aracılığıyla oluşan bir güç ilişkisi ağı olarak tanımlar ve iktidarın işleyişini bu söylemsel oluşumlar aracılığıyla inceler. Kamusal söylemi şekillendiren medya, belirli bir hakikati inşa etmek veya mevcut olan bir hakikati yeniden üretmek için belirli söylemler ve pratikler kullanır. Bu söylem ve pratikler, medyanın içinde yer aldığı iktidar ilişkileri tarafından belirlenir. Foucault medyanın etkisiyle hakikatin nasıl inşa edildiği, hangi faktörlerin etkili olduğu ve kimin çıkarları doğrultusunda şekillendiği konularını ele almaktadır. Söz konusu kavramlar çerçevesinde hakikatin konumunu belirlemek üzere yapılan bu çalışma, Türkiye'de Covid-19 pandemi sürecinde Cumhuriyet, Sözcü, Yeni Şafak ve Sabah twitter haberlerinin Sağlık Bakanlığı Covid-19 politikalarının hakikat ötesi kuram çerçevesinde değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırma, covid-19 pandemi dönemindeki Cumhuriyet, Sözcü, Yeni Şafak ve Sabah twitter haberlerinin ilk üç aylık süreçteki sağlık haberleriyle sınırlandırılmıştır. Çalışma kapsamında belirlenen twitter haberlerine Van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntemi uygulanmıştır. Cumhuriyet, Sözcü, Yeni Şafak ve Sabah twitter haberlerinde yankı odası etkisi, entelektüalizm karşıtlığı, siyasal kutuplaşma ve popülist söylemlerin etkisine bakılmıştır. Araştırmanın sonucunda Cumhuriyet, Sözcü, Yeni Şafak ve Sabah tweetlerinde haberlerin ideolojik bir bakış açısıyla üretildikleri ve üretilen ideolojilerin hakikati etkiledikleri görülmektedir. Araştırmada incelenen tweetlerde entelektüalizm karşıtlığı, siyasal kutuplaşma ve popülist söylemlerin hakikat sonrası döneme etki ettikleri görülmüştür. Ayrıca tweetlere yapılan yorumlarla yankı odası etkisi gözlemlenmiştir. Sonuç olarak twitter'in haberleri ve gündemi takip etmede önemli bir araç haline geldiği ve twitter'in hakikat sonrası döneme yol açan siyasal kutuplaşmaya ve yankı odası etkisine etki ettiğini söylemek mümkündür.
Gösterişçi tüketimde gençlik dizilerinin rolü:Netflix izleyicileri üzerine bir araştırma
Dijital platformlar, medya tüketim alışkanlıklarını önemli ölçüde değiştirmiş ve televizyon dizilerinin izleyici kitlesi üzerindeki etkisini artırmıştır. Özellikle, Netflix gibi platformlarda yayımlanan diziler, lüks yaşam tarzlarını ve tüketim öğelerini yoğun bir şekilde işlemekte ve izleyicilerin tüketim davranışlarını etkilemektedir. Bu bağlamda, çalışmanın bulguları, reklam verenler ve içerik üreticileri için önemli stratejik öneriler sunmaktadır. Lüks ve gösterişçi tüketim kavramlarının tarihsel gelişimi ve teorik arka planı incelenmiş, bu kavramların modern tüketim toplumlarındaki yeri detaylandırılmıştır. Gösterişçi Tüketim Teorisi çerçevesinde, bireylerin sosyal statülerini ve prestijlerini artırmak amacıyla lüks ürünlere yöneldikleri vurgulanmaktadır. Bu tüketim biçimlerinin, bireylerin psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılama süreçlerinde önemli bir rol oynadığı literatürde sıkça belirtilmektedir. Araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemleri birbirlerini tamamlayıcı unsur olarak kullanılmıştır. Online anket kullanılarak 574 genç katılımcıya ulaşılmıştır. İki ölçeğin bir arada kullanılmasıyla araştırma sorularına yanıtlar aranmıştır. Netflix gençlik dizilerinin içeriğinde gösterişçi tüketim öğeleri tespit edilerek göstergebilimsel analiz yardımıyla tespit edilen gösterişçi tüketim öğelerinin analizi gerçekleşmiştir. Araştırmanın sonucunda, gençlerin Netflix gençlik dizilerinden etkilenerek, gösterişçi tüketime eğilimlerinin olduğu söylenmektedir. Yine göstergebilimsel analiz yardımıyla, Netflix gençlik dizilerinde gösterişçi tüketim öğeleri yer almaktadır.
Televizyon dizilerinde toplumsal cinsiyet ve hegemonik erkeklik: Yalı Çapkını dizisi örneği
Ataerkil yapı içerisinde erkekler, kadınlar üzerinde tahakküm kurmakta ve bunu gündelik hayat pratiklerinde sürdürerek toplumsal yapı içerisinde bireylerin içselleştirmesini sağlamaktadır. Ataerkil toplumsal yapı içerisinde gücü elinde bulunduran bir grup erkek, kadınlar ve diğer erkekler üzerinde kurduğu tahakkümü belli yapılar aracılığıyla meşrulaştırmaktadır. Televizyon, en kolay erişilen kitle iletişim araçları arasında yer almaktadır. Televizyon içerikleri olan diziler, reklamlar, yarışma programları vb. yayınlar izleyicilere belirli mesajlar iletmektedir. Oluşturulan bu içerikler ataerkil ideolojiye ilişkin belirli kodları içermekte, egemen söylemin iletmek istediği kurgular şeklinde sunulmaktadır. Dolayısıyla toplumdaki güç ve toplumsal cinsiyet ilişkilerini analiz edebilmek için diziler önemli konumda yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı ''Yalı Çapkını'' dizisinin incelenerek, ataerkil yapı içerisinde oluşturulan toplumsal cinsiyet ve hegemonik erkeklik normlarının dizideki gündelik hayata yansıma biçimleri aracılığıyla cinsiyetlendirilmiş iktidar ilişkilerini açığa çıkarmaktır. Dizide toplumsal cinsiyet ve hegemonik erkeklik kodları tematik olarak kategorize edilmiş, dizideki karakterlerin söylemleri, söylem analizi yöntemiyle irdelenerek eril söylemler çeşitli kategoriler altında yorumlanmıştır. Dizide kültürel normlara, ataerkil ideoloji içerisinde yüceltilen erkeklik biçimlerine sıkça yer verilmektedir. Dizide yer alan kadın ve erkek karakterler en yaşlı ve en güçlü erkeğin hegemonyası altındadır. Bu hegemonya, hegemonik erkeklik ilişkisine uygun olarak sunulmuştur. Dizide yer alan bütün kadınların erkek hegemonyası altında olması, yaşlı ve zengin erkeklerin kendinden genç ve daha zengin erkekler üzerinde tahakküm kurması, daha genç erkeklerin kendinden fakir erkekler üzerinde tahakküm kurması, patron erkeklerin çalışan erkekler üzerinde tahakküm kurması, medyadaki popüler içeriklerin ataerkil ideoloji çerçevesinden kurgulandığını göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Ataerkil Yapı, Toplumsal Cinsiyet, Hegemonik Erkeklik, Yalı Çapkını
Eko eleştiri çerçevesinde Youtube'da paylaşılan kuraklıkla ilgili haberlerin analizi (2023-2024).
Bu çalışma, 2023–2024 yılları arasında Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan haber kanallarının YouTube platformlarında paylaştıkları kuraklık temalı haber videolarında çevrenin nasıl temsil edildiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, çevresel krizlerin dijital medya söyleminde hangi anlatı ve anlam çerçeveleri aracılığıyla sunulduğunu ve bu çerçevelerin doğa–insan ilişkisini nasıl yapılandırdığını ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda çalışma, nitel bir araştırma tasarımına sahiptir. Araştırmada veri analizi yöntemi olarak nitel içerik analizi kullanılmıştır. İncelenen haber içerikleri, Iyengar'ın (1991) çerçeveleme yaklaşımı temel alınarak analiz edilmiştir. Bu yaklaşım doğrultusunda haber metinlerinin toplumsal sorunları belirli anlatı kalıpları, sorumluluk atıfları ve nedensel kurgular aracılığıyla yapılandırdığı varsayımından hareket edilmiştir. Analiz sürecinde, kuraklığın haber söyleminde hangi bağlamlar içerisinde ele alındığı, hangi aktörlerin öne çıkarıldığı ve çözüm önerilerinin nasıl sunulduğu incelenmiştir. Analiz birimini haber başlıkları, anlatı metinleri ve haber görselleri oluşturmaktadır. Çalışmada belirlenen haber çerçeveleri, ekoeleştirel bir perspektifle yorumlayıcı biçimde ele alınmıştır. Bu bağlamda, kuraklık haberlerinde doğanın çoğunlukla insan yaşamını tehdit eden bir kriz unsuru olarak mı yoksa ekolojik bütünlüğe sahip bir sistemin parçası olarak mı temsil edildiği sorgulanmıştır. Araştırma bulguları, çevresel haberlerin dijital medyada yalnızca bilgi aktaran içerikler olmadığını; aynı zamanda çevresel gerçekliği belirli ideolojik ve söylemsel çerçeveler aracılığıyla yeniden inşa eden medya pratikleri olduğunu ortaya koymaktadır.
21. yüzyılda KOBİ`ler ve KOBİ`lerin işe alım süreçlerinin değerlendirilmesi
İçinde yaşadığımız Dünyanın son zamanlardaki en önemli olgusu küreselleşmedir. Ekonomik anlamda küreselleşme süreci ülkeler arası ticari sınırların kalkmasına ve dünyanın hızla tek bir pazar haline gelmesine neden olmaktadır. Dünya Ekonomik Formu tarafından hazırlanan 2007 ? 2008 Küresel Rekabetçilik Raporuna göre dünyanın rekabet edebilirlik açısından en ileri ülkesi Amerika Birleşik Devletleri, daha sonra sırasıyla İsviçre ve Kuzey Avrupa Ülkeleri gelmektedir, Japonya ve Singapur da ilk 10 içinde yer almaktadır. Dünya Ekonomik Formunun, verimlilik ve rekabet edebilirlik açısından ülkelerin performanslarını değerlendirdiği bu raporda Türkiye 2007 ? 2008 yılları için Dünyanın en rekabetçi 53. ülkesi olarak konumlanmaktadır. Raporun ayrıntıları incelendiğinde rekabette ve verimlilikte ilk sıralarda yer alan ülkelerin bu başarılarının altında bir takım nedenlerin yattığı görülmektedir. Rekabette öne çıkan bu ülkeler, iyi işleyen temel kurumlara sahip olmakla birlikte teknolojik gelişmelere ve innovasyona büyük önem vermektedirler. Bununla birlikte rekabette lider olan ülkelerin başka bir alandaki ortak özellikleri daha dikkati çekmektedir. Bu ülkelerin iş gücü piyasalarının yapısı incelediğinde öne çıkan ortak özellik bu ülkelerdeki insan gücünün niteliğinin yüksek olmasıdır. Bu gün rekabette öne çıkan bu ülkelerin nitelikli insan gücüne önem verdiği ve bu gücü küresel rekabette öne geçmek için avantaj olarak kullandığı görülmektedir.Günümüzde işletmeler arasında rekabet üstünlüğü yaratan faktörler değişmiştir. Geçmişte rekabete avantaj sağlayan makine, tesis ve teknoloji gibi faktörler kolayca ulaşılabilir ve para ile satın alınabilir duruma gelmiştir. Bu gün işletmeler arasında rekabet üstünlüğü yaratan en önemli faktör nitelikli insan gücüdür. Bir işletmeyi başarıya götürecek stratejileri ve projeleri geliştirecek ve bunları hayata geçirecek olan işletmenin sahip olduğu nitelikli insan gücüdür. İş dünyasında yaşanan bu gelişmeler doğrultusunda nitelikli insan kaynağına verilen önemin artmasıyla birlikte, ihtiyaç duyulan insan kaynağının günümüz şartlarında hangi tür niteliklere sahip olması gerektiği, bu niteliklerin ölçülebilmesinde kullanılan yöntem ve teknikler önemli konular haline gelmiştir.Başka bir önemli konuda 21. yüzyıl KOBİ'leridir. KOBİ'ler tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye ekonomisinin de sürükleyici ve dinamik unsurlarındandır ve ülkenin sosyo-ekonomik gelişimi açısından büyük öneme sahiptirler. Ekonomik gelişimin temel gücü olarak görülen ve Türkiye'deki toplam istihdamın %76,7'sini sağlayan KOBİ'ler son 10 yılda dünyada yaşanan küreselleşme süreciyle birlikte artan rekabet ortamından önemli ölçüde etkilenmektedirler. Bu yüzden KOBİ'lerin verimliliği ve rekabet edebilirliği Türkiye ekonomisinin mevcut ve gelecekteki durumu açısından çok önemlidir. KOBİ'lerin küreselleşen dünyada verimli ve rekabet edebilen işletmeler olabilmeleri için günümüzün gerektirdiği koşullara göre kendilerini yapılandırmaları gerekmektedir. Bu yapılandırmaya öncelikle küresel rekabetin gerektirdiği şartlara uygun nitelikli insan kaynağını oluşturmayla başlanmalıdır. KOBİ'ler uluslar arası pazarda kendilerine rekabet üstünlüğü sağlayacak, rekabette fark yaratacak niteliklere sahip insanlarla çalışmalıdırlar. Bu nedenle 21. yüzyıl KOBİ'lerinin ihtiyaç duydukları niteliklere sahip insan kaynağı profilinin nasıl olduğu ve bu profile sahip insanlara ulaşmaya yönelik işe alım süreçlerinin nasıl yönetildiği KOBİ'lerin uluslar arası arenada başarılı olmaları açısından önemli bir konudur.Bu iki önemli başlık, 21. yüzyılda KOBİ'ler ve günümüz şartlarına göre KOBİ'lerce işe alımda aranılan nitelikler ve işe alım süreçlerinin değerlendirilmesi bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır.
İnternet ortamında bireylerarası iletişim: Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi bilgi yönetimi programı öğrencileri üzerine bir çalışma
Bu araştırmanın genel amacı, baştan sona çevrimiçi ortamda yürütülen Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi, Bilgi Yönetimi Önlisans Programı'nda (BYÖP) öğrencilerin iletişim davranışlarını incelemektir. Araştırmada, öğrencilerin iletişim davranışları, bilgisayar ortamındaki yeterlikleri ve bilgisayar ortamındaki iletişim kaygıları bağlamında ele alınmıştır. Çalışmayla öğrencilerin bilgisayar ortamındaki iletişim yeterlikleri, iletişim kaygıları ve ikisi arasında nasıl bir ilişki olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Öğrencilerin iletişim yeterlikleri; bilgi, beceri ve güdülenme, iletişim kaygıları ise; bilgisayarı kullanma, iletişim kurma ve yazılı iletişim kurma kaygısı alt boyutlarıyla tartışılmıştır.Nitel bir çalışma olan araştırma, durum çalışması desenindedir. Araştırmanın veri toplama araçları, nitel ve nicel olarak iki grupta toplamak mümkündür. Nitel veri toplama araçları, bireysel yarı yapılandırılmış görüşmeler ve öğrenci güncelerinin betimsel analizleridir. Nicel veri toplama araçları ise, görüşme yapılacak öğrencilerin seçme amacıyla kullanılan Bilgisayar Ortamlı İletişimYeterliği ve Bilgisayar Ortamlı İletişim Kaygısı ölçekleridir. Araştırma desenine ve amacına uygun olarak öğrencileri bilgisayar ortamındaki yeterlik ve kaygılarının neler olduğunun belirlenmesi için, altı öğrenci ile MSN aracılığıyla görüşme yapılmıştır. Görüşmecilerin seçilebilmesi için birinci sınıf öğrencilerine Bilgisayar Ortamlı İletişim Yeterliği ve Bilgisayar Ortamlı İletişim Kaygısı ölçekleri uygulanmıştır.Yapılan çalışma sonunda, öğrencilerin programın iletişim ortamlarını etkili bir şekilde kullanamadığı, özellikle öğrenci-danışman arasındaki etkileşimin yeterli düzeyde kurulmadığı belirlenmiştir. Bu konuda, hem öğrencilerin sahip olduğu iletişim davranışlarının, hem de danışmanların tutumunun önemli bir belirleyici olduğu görülmüştür. Öğrenci-danışman arasındaki etkileşim eksikliğini öğrenciler bağlamında ele aldığımızda, öğrencilerin gerek programın kendilerine sunduğu olanakları bilme ve kullanma, gerekse bilgisayarın sunduğu iletişim olanaklarını kullanma, yazarak iletişim kurma konusunda beceri eksikliğinin olduğu görülmüştür. Bunun yanında akademik danışmanların konu uzmanı olmamalarının, öğrenci-akademik danışman arasındaki etkileşimin yetersizliği konusunda önemli bir neden olduğu görülmüştür.
Küreselleşme karşıtı hareketlerin sanal iletişim ortamlarını kullanımı
Bu çalışma küreselleşme karşıtı hareketlerin sanal iletişim ortamlarını kullanım biçimlerinin tanımlanmasını amaçlamaktadır. Eleştirel perspektifin medyanın toplumun her kesiminden olanlara içeriğinde yer vermekte gücünü eşit kullanmadığına yönelik değerlendirmeleri, toplumsal hareketler, küreselleşme sürecini ele alan farklı yaklaşımlar ve sanal iletişim ortamlarının kullanımı üzerine yapılan çalışmalar tezin kuramsal çerçevesini oluşturmaktadır.Anaakım medyanın temsilinde çeşitli vurgulamalara, dışlamalara yer vermesi ve anlamlandırma çerçevelerini kullanması karşısında sanal iletişim ortamlarının kullanımına yönelen küreselleşme karşıtı hareketlerin, bu iletişim ortamlarının olanaklarını değerlendiriş biçimleri üzerine odaklanılmaktadır. Çalışmanın alt amaçları küreselleşme karşıtı hareketlerin sanal iletişim ortamlarından hangilerini nasıl kullandığını; hareketlere sağladığı avantajların neler olduğu ve bu avantajlardan hangilerinden ne şekilde yararlanıldığını; bu ortamlara yönelik herhangi bir eleştirel tutumun olup olmadığını, varsa bu eleştirilerin neden kaynaklandığını; heraketlerin üzerinde bu ortamların kullanımıyla meydana gelen dönüşümler ve bunların kullanımlarına ilişkin yapılan gelecek planlarının neleri kapsadığını ortaya koymaktır. Çalışmada bu soruların yanıtlanabilmesi için küreselleşme karşıtı hareketlerin içerisinden 30 Kasım 1999'da Seattle'daki gösterileri düzenleyen örgütler amaçlı olarak seçilmiştir. Bu amaçla üç ayrı araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Veriler 25 örgütten oluşan örneklemdeki yer alan örgütlerin web sitelerinden içerik çözümlemesiyle, iletişim sorumlularından yarı yapılandırılmış görüşmeyle ve düzenledikleri etkinliklerden de gözlemlerle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda, küreselleşme karşıtı hareketlerin anaakım medyada yaşadıkları sorunları aşmak açısından sanal iletişim ortamlarını kullanımlarının bazı engellere takıldığı belirlenmiştir. Bu ortamlar her ne kadar demokratik anlatı için açık bir iletişim sistemini sunmakta olsalar da hareketlerin yaşadıkları ekonomik sıkıntılar ve çalışan yetersizlikleri nedeniyle, küreselleşme karşıtı hareketlerin yenilikçi yönlerinden ve örgütler için avantajlı duran özelliklerinden yeterince yararlanılamamaktadırlar.Anahtar Sözcükler: Küreselleşme, yeni toplumsal hareketler, sanal iletişim ortamları, küreselleşme karşıtı hareketler, içerik çözümlemesi, yarı yapılandırılmış görüşme, gözlem.
Hentbol antrenörlerinin iletişim becerilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, hentbol antrenörlerinin iletişim becerilerinin değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye Hentbol Süper Ligi, 2008-2009 sezonunda yer alan bayan ve erkek takımlarının antrenörleri, yöneticileri ve sporcuları üzerine uygulanan Likert tipi bir ölçekle veriler elde edilmiştir. Verilerin çözümlemelerinde aritmetik ortalama, frekans ve yüzde değerlerinden yararlanılmıştır.Araştırmada antrenörlerin yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, antrenörlük kademesi, antrenörlük yapma süreleri, süper ligdeki antrenörlük süreleri, ücret, sporculuk yaşantılarının olup, olmamalarını kapsayan demografik özellikler belirlenmiştir.Araştırmada iletişim becerileri sözel, sözsüz, dinleme, geribildirimde bulunma ve başkalarıyla iletişim becerileri olmak üzere beş boyutta ele alınmıştır. Antrenörlerin iletişim becerilerini değerlendirilmesinin alt boyutlarında en düşük ortalama değer geri bildirimde bulunma becerileri (X=3,25), en yüksek ortalama değer başkalarıyla iletişim becerilerinde (X=3,97) görülmüştür.Antrenörlerin iletişim becerilerin tüm boyutlar açısından genel bir değerlendirmesi yapıldığında, en yüksek ortalama değerin başkalarıyla iletişim becerilerinde (X=3,97), en düşük ortalama değerin (X=3,25) ise geribildirimde bulunma becerilerinde olduğu görülmüştür. Antrenörlerin toplam iletişim becerileri ortalama puanı ise X=3,50'dir.Antrenörler ile sporcular arasında antrenörlerin iletişim becerilerini değerlendirmede beş alt boyutta da farklılık gözlenmiştir. Antrenörler sporculara göre kendilerini tüm boyutlarda sporcularının inandıklarından daha olumlu değerlendirmişlerdir. Burada en büyük farklılık, alt boyutlardaki en düşük ortalama puan (X=2,99) ile dinleme becerilerinde sporcuların antrenörlerini değerlendirmelerinde görülmüştür. Her üç grup için genel değerlendirmelere bakıldığında ise en düşük ortalama değerlerin sözel iletişim ve geribildirimde bulunma becerileriyle ilgili değerlendirmelerde daha düşük olduğu görülmüştür.Bu araştırma kapsamındaki antrenörlerin iletişim becerileri değerlendirmelerinin sporculara göre vasat, antrenör ve yöneticilerin değerlendirmelerine göre ise etkili fakat geliştirilmesi gereken iletişim becerilerine sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Elde edilen sonuçlara göre antrenörlerin sporcularını dinleme ve sorunlarıyla ilgilenme konusunda daha duyarlı davranmaları ve kendilerini bu konuda geliştirmeleri gerekliliği söylenebilir. Öncelikle geribildirimde bulunma ve dinleme becerilerinin daha sonrada sözel iletişim becerilerinin geliştirilmesi gerektiği söylenebilir.Elde edilen bulgular literatür ışığında yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler: İletişim becerileri, hentbol, antrenör.
Uluslararası gayrimenkul firmalarının hizmet içi eğitimlerinde iletişim becerileri: Realty World Firmasının Türkiye örneği
Günümüzde emlak sektörü büyük bir yatırım alanına dönüşmüştür. 2007 yılının başında mortgage'ın (ipotekli konut finansmanı) devreye girmesiyle birlikte önümüzdeki dönemde emlak sektöründe yeni istihdamların yaratılması, markalı gayrimenkul firmalarının ve profesyonel emlak danışmanlarının sayısında artış olması beklenmektedir. Emlak sektöründeki bu gelişme hem çalışanları hem de müşterileri farklı bir beklenti içine sokmuşken, satılan gayrimenkullerin de değerlerini arttırmıştır.Rekabetin yoğunlaştığı, profesyonel olarak çalışmayan ve müşterilerinin beklentilerini gerçekleştiremeyen birçok gayrimenkul firmasının olduğu sektörde, firmalar müşterilerine gösterdikleri ilgi, güven, samimiyet ve dostlukla farklılıklarını ortaya koymaktadırlar. Gelişen teknoloji artık insan ilişkilerini birçok yönden değiştirmiştir. Eskiden bakkaldan alışveriş yapanlar, şimdi büyük alışveriş merkezlerinden, süpermarketlerden ve hatta internet üzerinden alışverişe başlamışlardır. Günümüzün müşterisi, bilgi ve eğitim düzeyi yüksek, bilinçli ve seçici bir topluluktur. Müşteri, kendisine değer verilmesini ve bu değerin birlikte çalıştığı şirketler tarafından gösterilmesini istemektedir. Müşteriler kendilerine sunulan ürünlerin düşük maliyetli ama kaliteli olmasını arzu etmektedir. Bu ürün veya hizmetler, müşterilerin gereksinimlerini karşılamaya yönelik ve yararlı olmalıdır. Müşteriler kendileri ile dürüst, yakın, sıcak, güvene dayalı bir ilişki kurulmasını, yürütülmesini istemektedirler.Bu durum emlak sektöründe yer alan uluslararası gayrimenkul firmalarının, müşteri ile iletişime geçen, ihtiyaç ve beklentilerini gidermeye çalışan ofis sahibi ve emlak danışmanlarına sektörel eğitimin yanı sıra müşteri ile iletişim eğitimi de vermelerine yol açmıştır. Firmalar bu konu ile ilgili kurallar-prosedürler oluşturma sürecine girmişlerdir.Bu noktadan hareketle araştırmanın amacı; ?Uluslararası Gayrimenkul Firmalarının Hizmetiçi Eğitimlerinde İletişim Becerileri: Realty World Firmasının Türkiye Örneği? incelenmesine yöneliktir. Çalışmada Türkiye'de bulunan Realty World'ün hizmet içi eğitimleri incelenecek ve eğitimlerinde yer alan müşteri ile ilişkilerini şekillendiren iletişim becerileri etkinliği, eğitime katılan/katılacak emlak danışmanlarına yapılacak anketlerle ölçülecektir.
Rol yapma oyunları ve Türkiye'de rol yapma oyunları altkültürü
Bu çalışmanın ana amacı Türkiye'deki Rol Yapma Oyunları altkültürünün özelliklerini araştırmaktır.Çalışmanın ilk bölümünde oyun, oyunun özellikleri ve oyun türleri ele alınmaktadır. Rol Yapma Oyunlarının özellikleri, tarihi ve Türkiye'de Rol Yapma Oyunlarının tarihi ve şu anki durumu ortaya konmuştur. İkinci bölümde Rol Yapma Oyunları bir altkültür olarak ele alınmaktadır. Bu amaçla farklı altkültür tanımlarına yer verilmiş ve RYO grubu bir altkültür olarak tartışılmıştır.Son bölümde Türkiye'deki Rol Yapma Oyunları Grubunun özellikleri ortaya konmaktadır. Elde edilen veriler ile grubun demografik, sosyal ve altkültürel özellikleri yorumlanmaktadır.
Eğitim örgütü yöneticilerinin örgütsel stres kaynakları ve stresle başa çıkma tarzlarının benlik saygısı düzeyleriyle olan ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, eğitim örgütü yöneticilerinin örgütsel stres kaynakları, stresle başa çıkma tarzları ve benlik saygısı düzeylerinin birbirleriyle olan ilişkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda; Eskişehir il merkezinde çalışan resmi ilk ve ortaöğretim kurumu yöneticilerinin stres düzeyleri, stres kaynakları, stresle başa çıkma tarzları, benlik saygısı düzeyleri ve bunların birbirleriyle olan ilişkisi belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırma modeli olarak genel tarama modeli seçilmiştir. Bu model çerçevesinde seçilen çalışma kümesinin demografik özelliklerine, örgütsel stres düzeyine, örgütsel stres kaynaklarına, stresle başa çıkma tarzlarına ve benlik saygılarına ilişkin var olan durum saptamıştır. Bu saptamaların sonucunda stres kaynakları, stresle başa çıkma tarzları ve benlik saygılarının birbirleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir.Birinci bölümde yöneticilerin stres düzeylerini belirlemek amacı ile Lyle H. Miller ve Alma Dell Smith tarafından Stress Audit 4.2 ?OS adıyla geliştirilen Stres ölçeğinin 6. Bölümü olan örgütsel stres kaynakları ölçeği kullanılmıştır. İkinci bölümde yöneticilerin stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek için Lazarus ve Folman (1985) tarafından geliştirilen `Ways of Coping Inventory' ölçeği ve üçüncü bölümde ise Coopersmith (1986) tarafından geliştirilen `Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği' kullanılmıştır.Yapılan analizler sonucunda eğitim yöneticilerinin en çok etkilendikleri stres kaynakları, işyerinde çok fazla sorumluluk yüklenmek ve sorumlulukların yeterince belirgin olmayışı, çok fazla iş yapmak zorunda kalmak işte çok fazla acil olaylar oluşu, düzensiz çalışma saatleri ve amirlerle ilgili sorunlar/ değerlendirmedeki adaletsizlikler olarak belirlenmiştir. Eğitim yöneticilerinin stresle başa çıkma tarzlarından en fazla `Kendine güvenli' ve `İyimser yaklaşımı' tercih ettikleri, benlik saygısı düzeylerinin de orta ve yüksek düzeylerde yer aldığı sonucuna varılmıştır. Stres kaynağının arttıkça `Kendine güvenli' ve `İyimser yaklaşım' başa çıkma tarzlarını tercih etme oranının düştüğü buna karşılık `Kendine güvensiz yaklaşım', `Boyun eğici yaklaşım' ve `Sosyal destek arama yaklaşımı' oranının yükseldiği gözlemlenmiştir. Ayrıca stres kaynağının etkisi arttıkça `Benlik saygısı' düzeyinde düşüş görülmektedir. Eğitim örgütü yöneticilerinin benlik saygısı düzeyleri ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişki incelendiğinde ise benlik saygısı düzeylerinin, `Kendine güvenli yaklaşım' ve `İyimser yaklaşımla' pozitif, `Kendine güvensiz yaklaşım', `Boyun eğici yaklaşım' ve `Sosyal destek arama' davranışıyla negatif bir ilişki içerisinde olduğu tespit edilmiştir.Kendine güvensiz yaklaşım ve sosyal destek arama yaklaşımı kullanımının yaş ve kıdem artışıyla arttığı, kendine güvenli yaklaşımının kullanımı ile yaş ve kıdem arasında ise negatif ilişki gözlemlenmiştir. Bu sonuç daha genç ve daha kıdemsiz okul müdürlerinin kendine güvenli yaklaşımı, yaşça büyük ve kıdemlilere göre daha fazla tercih ettiklerini göstermektedir.
Sinematograf'tan video'ya Türkiye'de sinema deneyimi ve Türk edebiyatindaki yansımaları
Edebiyatın tarihselliği ve sosyolojik imkanlarının Türkiye'de sinemanın sosyal tarihini ve film merkezli sinema tarihçelerinde boşlukta bırakılmış konularını anlamlandırma noktasında sunacağı olası katkı ve Türk edebiyatçılarının sinemaya olan yoğun ve çok yönlü ilgisi gözetilerek hayata getirilen bu çalışmada, öykü ve roman türü ağırlıkta olmak üzere Türk edebiyatında sinema olgusu araştırılmıştır. Nitel araştırma yaklaşımına ve tarihsel bir perspektife dayalı olarak Türk edebiyatı ve Türk sinema tarihinin irtibatlandırıldığı ve sinemanın erken döneminden TV ve video teknolojisiyle sosyal yaşantıdaki merkeziyetini görece yitirdiği sürece uzanan yaklaşık doksan yıllık zaman dilimine odaklanan çalışmada, sinemanın ağırlıkla modernleşme ve Yeşilçam olgusu odağında ve bunlarla ilintili konular dahilinde edebiyata yansıdığı gözlenmiştir. Türk modernleşmesinin Batılılaşmadan Amerikanlaşmaya evrildiği zaman aralığında modernitenin simgesi ve aracı olarak sinemanın sosyokültürel platformda hangi deneyimlere konu olduğu, gelenek ve modernlik arasında yaşanan gerilimin sinema bahsindeki devamı, mekansal bir unsur olarak sinemanın kent modernleşmesindeki rolü, sinema salonlarının seyir mekanı olmanın ötesindeki kullanılış biçimleri, sinema sektörü zincirinin çeşitli halkalarında yer alan sinema emekçilerinin tipolojileri, mesleki kimlikleri ve bunların sektörün tarihsel gelişim çizgisi içindeki değişimi, sektördeki farklı seslerden Yeşilçam'ın hikayesi, Türk toplumunun sinema ve Yeşilçam sevgisi gibi mevcut sinema tarihçelerinde yer al(a)mayan konuların edebiyatın imkanları dahilinde ortaya konduğu çalışmanın, Türk sinema tarihi çalışmalarına açılım kazandıracağı düşünülmektedir.
İç ve dış paydaşların değerlendirmelerine göre Anadolu Üniversitesi'nin kurumsal itibarı
Başkalarından saygı görme ve itibar kazanma ihtiyacı tarih boyunca hep var olmuştur. Kurumlar açısından itibar kavramı ise 1990'lı yıllardan itibaren öncelikle işletmeler üzerinde yapılan araştırmalarla gündeme gelmiş ve alanyazında tartışılan bir konu olmuştur. Konu genellikle çeşitli sektörlerde etkinlik gösteren kamu ve özel kurumlar açısından incelenmektedir. Yapılan tartışmalarda pek çok alanda değişimin yaşandığı günümüz koşullarında kurumların varlığını sürdürebilmeleri ve çeşitli açılardan rekabet avantajı sağlamalarında iyi bir itibara sahip olmalarının önemli olduğu ifade edilmektedir. Bu bağlamda, eğitim kurumu olarak üniversitelerin itibarının yüksek olması gerektiği ileri sürülmektedir.Bu araştırmanın genel amacı iç ve dış paydaşlarının değerlendirmeleri açısından, Anadolu Üniversitesi'nin kurumsal itibarını ortaya çıkarmaktır. Araştırma tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma sürecinde önce konuyla ilgili alanyazın taraması yapılarak kavramsal çerçeve ortaya konulmuş, sonrasında araştırmanın amacına uygun bir ölçek uygulanmıştır. Ölçek iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm katılımcıların demografik bilgilerini içermektedir; ikinci bölüm ise yönetim ve liderlik, çalışanlar, işyeri ortamı, kurum kültürü, ürün ve hizmetler, toplumsal sorumluluk boyutlarına ilişkin toplam altmış dört maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin güvenirlik katsayısı .89 olarak bulunmuştur. Araştırmanın evreninde iç paydaşlar akademik, idari ve işçi personel alt gruplarından oluşan üniversite çalışanları ve öğrencilerinden; dış paydaşlar ise üniversite ile ilişki içinde olan esnaf, tüccar, sanayici, meslek kuruluşu yöneticileri, sivil toplum örgütü temsilcileri, basın mensupları ve kamu kurumu çalışanlarından oluşturulmuştur.Araştırma sonucunda Anadolu Üniversitesi'nin kurumsal itibarı konusunda genel olarak katılımcıların olumlu görüşe sahip oldukları görülmüştür. Ancak; iç ve dış paydaşların kendi aralarında ve bunların alt grupları arasında itibar değerlendirmeleri açısından bazı görüş farklılıkları vardır. Katılımcıların yönetim ve liderlik, çalışanlar, ürün ve hizmetler boyutlarında Anadolu Üniversitesi'nin itibarı hakkında olumlu görüş belirtmedikleri; işyeri ortamı, kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk boyutlarında ise olumlu görüş belirttikleri görülmüştür. İtibarın en iyi olarak algılandığı alan işyeri ortamı, en kötü olduğu alan ise kurumdaki yönetim ve liderlik olmuştur. Anadolu Üniversitesi'nin, hakkında olumsuz görüşlerin belirtildiği bu üç boyuttaki eksiklikleri belirlemesi, bunların giderilmesi için çeşitli uygulamaların yapılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Uluslararası bir grup tarafından satın alınan bir üretim şirketinde yaşanan kültür değişimi sürecinde, yöneticilerin iletişimci biçimlerindeki değişmenin çalışanların iletişim doyumuna olan etkisinin değerlendirilmesi
Çağımızda kurumlar, rekabette, müşteriye fiyat ve kalite konularında avantajlı koşullar sunmaya çalışmaktadırlar. Bu durum üreticilere var olan durumu ve sistemi değiştirme lüzumunu hissettirmektedir.Ülkemizde işçilik maliyetleri pek çok Avrupa ülkesine göre avantajlı durumda olup yurt dışı yatırımcılara sunulan cazip kolaylıklar da mevcuttur. Ayrıca, ülkemizdeki kuruluşların, kalitenin üst düzeyde sağlanması yönünde oluşturdukları kurum kültürü, üreticileri maliyet yanında kalite boyutuna da rekabette avantajlı hale getirmektedir. Bu nedenle, Italya orijinli Candy ? Hoover Group da bu avantajlardan yararlanmak üzere İtalya'daki pişirici ürünler fabrikasını kapatarak, bu araştırmanın yapıldığı Eskişehir'deki Doruk firmasını satın almıştır.Büyük örgütlerde, var olan örgüt kültürünün ve değerlerinin yeni dahil olan şirkete aktarılması için planlı projeler gerçekleştirilir. Bu konuda en önemli araç örgütsel iletişimdir.Örgütlerde iletişim doyum düzeyi, örgütteki yöneticilerin iletişimci biçimleri ile de doğrudan ilişkilidir. Çalışanların iletişim doyumunda olumlu değişimin, yöneticilerin iletişimci biçimlerinin olumlu değişiminden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu nedenle, yöneticilerin iletişimci biçimleri ile iletişim doyum düzeyi ilişkisi incelenmeye değer önemdedir. Doruk firmasında, satın alma öncesinde ve sonrasında yaşanacak kültür ve değer aktarımından sonra, iletişimci biçimleri ve iletişim doyum düzeylerinin araştırılması ve karşılaştırılması planlanmıştır.Genel tarama modeli kullanılarak yapılan bu araştırmada çalışma kümesi, Doruk çalışan ve yöneticilerini kapsamaktadır. Araştırma sırasında, ?İletişim Doyum Düzeyinin Belirlenmesi Anketi? ve ?Yöneticilerin İletişimci Biçimlerinin Belirlenmesi Anketi? 3 yıl ara ile iki kez uygulanarak satın alma öncesi ve sonrası durumlar karşılaştırılmıştır.Araştırma sonucunda, yöneticilerin iletişimci biçimdeki olumlu artışın, iletişim doyumunda da olumlu artışa neden olduğu görülmüştür.
Duygusal emek gerektiren mesleklerde örgütsel iletişim doyumunun duygusal emeğe bağlı iş doyumuna etkisi: Çağrı merkezlerinde bir uygulama örneği
Birey-odaklı mesleklerde müşteriler ile yüz yüze ya da telefon aracılığıyla iletişim halinde olan çalışanların, çalıştıkları kurum tarafından belirlenen uygun duygusal gösterimleri sözlü ya da sözsüz olarak sergilemeleri sürecinde harcadıkları çaba duygusal emek olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmanın genel amacını, duygusal emek öncelleri, duygusal emek davranışları, duygusal uyumsuzluk ve duygusal emeğe bağlı iş doyumu ile örgütsel iletişim doyumu arasındaki ilişkilerin ortaya koyulması ve elde edilen bulgular doğrultusunda uygun önerilerin geliştirilmesi oluşturmaktadır.Bu amaca yönelik olarak, duygusal emek yoğun mesleklerden biri olan çağrı merkezi çalışanlarının duygusal emek süreci değişkenleri ve örgütsel iletişim doyumu hakkındaki görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Duygusal emek sürecinde yer alan duygusal emek öncelleri, duygusal emek davranışları, duygusal uyumsuzluk ve duygusal emeğe bağlı iş doyumu ile örgütsel iletişim doyumu değişkenleri arasında literatüre bağlı olarak tanımlanan ilişkiler ağı 383 çağrı merkezi çalışanının görüşleri alınarak test edilmiştir. Katılımcılara 5 bölümden oluşan bir anket uygulanmıştır.Araştırmada elde edilen veriler çağrı merkezlerinin duygusal emek yoğun çalışma alanlarından biri olduğunu doğrulamaktadır. Duygusal emek sürecine bağlı olarak duygusal uyumsuzluğun yüksek ve duygusal emeğe bağlı iş doyumun ve örgütsel iletişim doyumunun düşük bulunduğu elde edilen sonuçlar arasında yer almaktadır.
Çevrimiçi öğrenme topluluklarında iletişimci biçimlerinin belirlenmesi
Bu çalışma, bireylerin yüzyüze ve çevrimiçi öğrenme topluluklarındaki iletişimci biçimlerinin belirlenmesi ve her iki ortamdaki iletişimci biçimleri arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim teknolojileri Eğitimi Bölümü'nde yürütülmekte olan BTÖ105 Etkili İletişim dersi kapsamında, 2009-2010 Öğretim Yılı Bahar döneminde pilot çalışma, 2010-2011 Güz döneminde de uygulama olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın pilot çalışma süreci farklı bölümlerde öğrenim gören 13 Kadın 18 Erkek toplam 31 katılımcıyla; uygulama süreci ise yine farklı bölümlerde öğrenim gören 13 Kadın 15 Erkek olmak üzere toplam 28 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırma nicel ve nitel yöntemlerin birlikte işe koşulduğu karma desenli bir araştırmadır. Araştırmada kullanılan farklı veri toplama araçları ile araştırma sorularına yanıt verebilmek için, nicel araştırma yaklaşımlarından tekil ve ilişkisel tarama modelleri ve nitel araştırma yöntemlerinden kültür analizi deseninden yararlanılmıştır. Araştırmanın nicel verilerini toplamak için kullanılan İletişimci Biçimleri Ölçeğinin uyarlama çalışmaları kapsamında açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Uyarlama sonucunda 11 faktör altında toplanan 47 maddelik 5'li likert biçiminde oluşturulan veri toplama aracıyla ilgili araştırma verileri toplanmıştır. Araştırmada nitel verileri toplamak üzere, Çevrimiçi İletişimci Biçimleri Kontrol Listesi olarak isimlendirilen 11 tema altında toplanan 55 alt temadan oluşan bir veri toplama aracı geliştirilmiş ve ilgili araştırma verileri bu araç yardımıyla toplanmıştır. Araştırmanın nitel verileri, açık uçlu sorulardan oluşan bir anket formu, gözlem formları, araştırmacı günlükleri ve bireylerin çevrimiçi ortamlardaki paylaşımlarını temel alan tüm görsel, işitsel, yazılı kayıtlardan yararlanarak değerlendirilmiş, veri çeşitlemesi gibi çeşitli tekniklerden yararlanılmış? ve bulgular ayrıntılı bir biçimde betimlenmiştir.Araştırma sorularının ilkini yanıtlayabilmek amacıyla; çevrimiçi öğrenme topluluğunun bireylerinin iletişimci biçimleri ile demografik değişkenler arasındaki ilişki araştırılmıştır. İletişimci Biçimleri Ölçeğinden alınan puanların, iki düzeyli değişkenlere göre fark gösterip göstermediğini görmek amacıyla bağımsız gruplar t testi, sürekli değişkenler ile arasındaki ilişkileri görmek amacıyla da korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. İkinci araştırma sorusu bağlamında bireylerin yüzyüze ortamlardaki iletişimci biçimlerini belirleyebilmek üzere İletişimci Biçimleri Ölçeği, çevrimiçi ortamlardaki iletişimci biçimlerini belirleyebilmek üzere ise Çevrimiçi İletişimci Biçimleri Kontrol Listesi kullanılmıştır. Bu kapsamda her iki boyuta ilişkin katılımcılardan elde edilen veriler aynı puanlama yöntemiyle değerlendirilmiş ve bireylerin her iki ortama yönelik 11 farklı iletişimci biçimine ilişkin puanları ortaya çıkarılmıştır. Son araştırma sorusu bağlamında ise, bireylerin yüzyüze ve çevrimiçi öğrenme topluluklarındaki iletişimci biçimleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığı ve her iki ortam arasında iletişimci biçimleri bağlamındaki ilişkiler bağımlı gruplar için t testi ve korelasyon analizleriyle, bireylerin çevrimiçi ortam ile yüzyüze ortamdaki iletişimci biçimleri arasındaki değişim ise betimsel analiz tekniği ile ortaya konmuştur.Araştırmada elde edilen bulgular her bir araştırma sorusu bağlamında değerlendirilmiştir. Buna göre iletişimci biçimleri ile öğrenim görülen sınıf dışındaki tüm demografik nitelikteki değişkenler arasında anlamlı bir farkın bulunmadığı görülmüştür. Sınıf ile rahat iletişimci biçimi arasında da düşük nitelikte bir farkın bulunduğu, buna göre öğrenim görülen sınıf yükseldikçe rahat değişkeninden alınan puanların da yükseldiği gözlenmiştir. Yüzyüze ve çevrimiçi öğrenme ortamlarında, iletişimci biçimlerini oluşturan 11 karakteristik özelliğe ilişkin alınan puanlar değerlendirildiğinde, katılımcı grubu ortalama puanlara göre yüzyüze ortamdaki en yüksek iki değer kesin ve sözsüz iletişim kuran, en düşük iki değerin ise rahat ve açık iletişimci biçimlerine ait olduğu gözlenmiştir. Aynı bireylerin çevrimiçi öğrenme topluluğundaki puanlarının ortalamasında bakıldığında ise en yüksek iki değerin rahat ve tartışmacı, en düşük iki değerin ise sözsüz iletişim kuran ve dramatize eden iletişimci biçimlerine ait olduğu gözlenmiştir. Buna göre bireylerin yüzyüze ortamdaki iletişimlerinde rahat davranamazken çevrimiçi ortamda daha rahat davrandıkları ve daha tartışmacı bir davranış sergiledikleri görülmüştür. Ayrıca görsel yolla dışa vurulan duygu ve düşüncelerin de çevrimiçi ortamın sınırlı yapısından dolayı daha az sergilendiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Yüzyüze ve çevrimiçi ortam arasında, iletişimci biçimleri bağlamında fark ve ilişkilerin araştırılması sonucunda sözsüz iletişim kuran ve açık dışında diğer dokuz iletişimci biçiminde, katılımcıların grup içindeki yüzyüze ve çevrimiçi iletişimci biçimleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Benzer biçimde etki bırakan, ilgili ve kesin hariç olmak üzere diğer sekiz iletişimci biçiminde, yüzyüze ve çevrimiçi öğrenme ortamları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunduğu gözlemlenmiştir. Araştırma bulguları genel olarak değerlendirildiğinde, yüzyüze ortamlardaki iletişim etkinliklerinde rahat, tartışmacı, açık ve baskın özellikleri yüksek olan kişilerin çevrimiçi ortamda da bu özellikleri yüksek düzeyde sergiledikleri, yüzyüze ortamlarda bu özellikleri sergilemeyen kişilerin ise çevrimiçi ortamdaki iletişim etkinliklerinde büyük ölçüde bu özellikleri sergiledikleri görülmüştür. Dolayısıyla çevrimiçi ortamın, belirli düzeydeki iletişimci özelliklerinin dışavurumu bağlamında bireylere önemli bir iletişim ortamı sağladığı söylenebilir.
Çevre iletişimi: Çevre haberlerinin yapısal analizi ve okuyucu farkındalığı
Çevre iletişimi tüm iletişim türlerini içeren, çevresel konu ve problemler hakkındaki sosyal tartışmaların kesişme noktası olarak tanımlanmaktadır. Çevre iletişimi, söylem çalışmaları, toplumsal katılım, savunuculuk, çevresel işbirliği, risk iletişimi, yeşil pazarlama, çevre gazeteciliği olmak üzere 7 boyutta ele alınmaktadır. Bu çalışmada, çevre iletişimi kavramının kuramsal çerçevesi çizilip çevre gazeteciliği üzerinde odaklanılmıştır. Türkiye'de çevre haberinin ve gazeteciliğinin profilini çıkarmak, okuyucularının çevre haberlerinin nasıl değerlendirdiklerini ortaya koymak için nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birarada kullanıldığı bir araştırma yapılmıştır. Araştırma çevre gazetecileriyle derinlemesine görüşmeyi; Radikal, Habertürk ve Zaman gazetelerindeki çevre haberlerine içerik analizini ve 7 coğrafi bölgeyi temsilen 9 Eylül, Akdeniz, Anadolu, Atatürk, Harran, 19 Mayıs, Uludağ üniversitelerinin çevre mühendisliği öğrencileriyle anket çalışmasını içermektedir. Çalışma sonucunda gazetecilerin çevre haberi yaparken çeşitli baskı ve kısıtlamalarla karşılaştığı ortaya çıkmıştır. İçerik analizinde eleştiri boyutu taşıyan haberlerin orman yangını gibi doğrudan gözlemlenebilen; uyarı niteliği taşıyan haberlerin ise, küresel ısınma gibi uzun vadede sonuçları gözlemlenebilen çevre sorunlarına ilişkindir. Öğrencilerin çevre haberlerini değerlendirmelerine bakıldığında ise çevre haberlerinin çevre sorunlarının sorumluları ve nasıl çözüleceği konusunda bilgi vermediğini sadece mevcut ve gündelik çevre sorunlarının farkına varma düzeyinde olduğunu sonucu bulunmuştur.
Otel işletmeciliğinde görev yapan yöneticilerin ve çalışanların tükenmişlik düzeyleri KKTC Merit Crystal Cove Hotel'de bir araştırma
Bu çalışmada otel işletmeciliğinde görev yapan yöneticilerin ve çalışanların tükenmişlik düzeyleri incelenmiştir. Çalışmanın evreni KKTC' de bulunan 5 yıldızlı otellerde görev yapan yönetici ve çalışan oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemine bu evrenden Merit Crystal Cove Hotel'de çalışan 34 yönetici ve çalışan alınmıştır. Çalışmada Merit Crystal Cove Hotel' de görev yapan yöneticilerin ve çalışanların tükenmişlik düzeylerini ölçmeyi hedefleyen bir anket uygulanmıştır. Otel işletmelerinde görev yapan yöneticilerin ve çalışanların tükenmişlik ile arasındaki ilişki; örgütsel çalışma koşulları, psikolojik durum ve kişisel özellikler gibi faktörler de hesaba katılarak incelenmiştir. Yöneticilerde ve çalışanlarda tükenmişlik davranışını açıklayan bazı modeller geliştirilmiştir. Yöneticilerin ve çalışanların kişisel özelliklerine ilişkin bilgi almak üzere ?Kişisel Bilgi Formu?, tükenmişlik düzeylerini belirlemek üzere ?Maslach Tükenmişlik Envanteri (Maslach Burnout Inventory=MTE)? kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulguların çözümlenmesinde ve yorumlanmasında ikiden çok grup için Anova Testi ve ikili guruplar için de t-testi kullanılmış ve sıra ortalamaları karşılaştırılmıştır. Tükenmişlik boyutlarıyla yöneticiler ve çalışanlar arasında düşük düzeyde anlamlı negatif ilişkiler tespit edilmiştir.
Yaşar Üniversitesi kurumsal imajının üniversitenin farklı paydaş grupları tarafından algılanışı
Bir örgütü hatırlatan tutum, davranış ve inançların tümü olarak tanımlanan kurumsal imaj kavramı, endüstri devrimi ve beraberinde iletişim ve bilgi teknolojilerinin gelişmesi ile ortaya çıkan rekabet ortamı sonucu önem kazanmıştır. Özellikle 1990'lı yıllarda, halkla ilişkiler çalışmalarının hız kazanması ile kurumsal imaj çalışmaları gündeme gelerek, alan yazında tartışılan bir konu olmuştur. Kurumsal imaj, iç ve dış paydaşlar üzerinde inandırıcılık ve güven yaratmak ile bu güveni sürdürmek gibi önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Kurumsal imaj, bu işlevi sayesinde kurumlara rekabet gücü katarak, devamlılıklarını korumalarına yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda, bir eğitim kurumu olarak üniversitelerin olumlu bir imaja sahip olması gerektiği ileri sürülmektedir. Bu doktora tezinin genel amacı Yaşar Üniversitesi kurumsal imajının, üniversitenin iç ve dış paydaşları tarafından nasıl algılandığını ortaya çıkarmaktır. Araştırma tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında öncelikle alan yazın taraması yapılarak kavramsal çerçeve ortaya konulmuş, ardından araştırmanın amacına uygun iki ölçek uygulanmıştır. Araştırma sonucunda Yaşar Üniversitesi'nin kurumsal imajının genel anlamda tüm paydaş gruplar tarafından olumlu yönde değerlendirildiği ortaya çıkmıştır. Ancak iç ve dış paydaşların kendi aralarında ve bunların alt grupları arasında kurumsal imaj değerlendirmeleri açısından bazı farklılıklar olduğu görülmüştür.