
7
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Toplumsal cinsiyet bağlamında travmanın sanata yansımaları
"Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Travmanın Sanata Yansımaları" başlıklı raporda cinsiyet eşitsizliğinin ortaya çıkardığı travmatik durumlar toplumsal yapı içerisinde incelenmiş ve travmanın sanatla ilişkisi irdelenmiştir. Toplumsal cinsiyet sosyal yaşam içerisinde kadın ve erkeği biyolojik olarak tanımlamanın dışında iki farklı cinsin toplum tarafından belirlenen rollerine ilişkin davranışlarını gösterir. Kadın ve erkek bu davranış ve rolleri toplum tarafından kabul edilen doğrular olarak görür. Ataerkil sistemin ürettiği ve eril tahakkümün belirlediği tarih boyunca devam eden cinsiyet ayrımcılığı kadın erkek arasındaki eşitliksiz dengeyi sürdürmede en etkin araç olarak bilinmektedir. Temel bir insan hakkı ihlali olan ayrımcılık erkeğin kadını ötekileştirerek sosyal alanda oluşturduğu iktidar ilişkileriyle psikolojik olarak kadının etkilenmesine ve bu tahakküme boyun eğmek zorunda bırakılmasına sebep olmaktadır. Bunun sonucunda yapılan araştırmalar cinsiyet eşitsizliğinin sosyal yaşam içerisinde daha çok kadınları etkileyerek travmaya sebep olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada toplumsal cinsiyet bakış açısıyla travmanın yol açtığı ruhsal bunalımlar ve psikolojik rahatsızlıklar göz önünde bulundurularak travmanın sanatı, sanatçıyı ve toplumu nasıl etkilediği sorularının yanıtlarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Sanat, travma, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsiyet rolleri.
Günümüz sanatında kent-bellek ilişkisi
Kentlerin değişimi ve dönüşümü modernizm ile başlamış, küreselleşme ve neo-liberalizm ile hız kazanmıştır. Günümüzde de bu değişim ve dönüşüm hala devam etmektedir. Değişim çoğu zaman kaçınılmaz olsa da değişen kent imgesi zamanla bir bellek yitimine neden olmaktadır. Sanat ise bu noktada bir yanıyla adeta kent belleğini koruma altına alırken, diğer yanıyla kentlerin dramatik değişimlerine tanıklık etmektedir. ''Günümüz Sanatında Kent Bellek İlişkisi'' başlıklı raporda; kentlerin kimliğinde yer edinen ve kent belleği açısından stratejik öneme sahip ve çeşitli nedenlerle değiştirilip dönüştürülen, hatta yok edilen; tarihi, kültürel, coğrafi mekanların; birey, toplum ve bellek üzerinde yaratmış olduğu etkiler irdelenmiş ve bu etkilerin sanata yansımaları araştırılmıştır. Kent-bellek ilişkisi; mekân, doğa, birey, iktidar, benzeşim vb. kavramlarla ilişkilendirilmiş ve ''kent belleği'', ''kent belleğinin izini sürmek'' kavramlarından hareket edilerek kentin dününe ve bugününe dair dokümanlar/belgeler/tanıklar referans alınıp, kent belleğini görünür kılmak adına sanatsal uygulamalar yapılmıştır. Giderek yok edilen ya da tahribata uğrayan kent imgesine vurguda bulunmak; içinde yaşadığımız mekânlara odaklanıp kent belleğinin izini sürmek ve gerçekleştirilen uygulamalar aracılığıyla kent belleğini koruma altına almak öncelikli hedeflerden birisi olmuştur. Dolayısıyla kente dair mimari unsurlar, mekânlar, toplumsal olaylar, anılar vb. eşliğinde ele alınan ve kent belleğini oluşturabilecek tüm paydaşların incelenmesi yoluyla belgeleme/arşivleme çalışmaları yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bellek, kent, kent belleği, kent kimliği, sanat, arşiv, modernizm, benzeşme, mutenalaşma.
Aidiyet, kimlik, mekân kavramının ev formunda heykel plastiğine dönüşümü
İlk çağlardan beri mekânlar öncelikle barınma ve korunma gibi ihtiyaçlar için düşünülmüş ve tasarlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde mekâna farklı değerler yüklenmiş ve ilkel formları dışında farklı formlar kazandırılmıştır. Bu araştırmada mekân kavramı ev formuyla sınırlı olup, ev formu mekân, aidiyet ve kimlik kavramlarıyla ilişkilendirilmiş; bu ilişkilendirmenin mantığı hem uygulamalarda hem de metinde çözümlenmiştir. Mekân içinde mekân diye adlandırabileceğimiz en küçük mekân olan ev formuna soyut değerler (sıcaklık, sevgi, yaşam vb.) yüklenmiş ve görünmeyen değerler görünür kılınmaya çalışılmıştır. Rus Ressamı Kasimir Malewitsch' in "sıfır noktası" olarak ifade edilebilecek en temel yapıdan ilham alınarak bu en yoksul ve en yoksun nokta üzerinden bireye aidiyetlik duygusu aşılanmaya çalışılmış, kişisel çalışmalara bu yolla kimlik kazandırılmıştır. Ayrıca Christo ile Jeanne -Claude ikilisinin bina, ada, ağaç vs. gibi nesneleri paketleyerek tezat bir biçimde formları görünür kıldıkları gibi, bu çalışmada da duygular form oluşturularak görünür kılınmış; mekân, fenomolojik ve psikolojik boyuta taşınarak ortada saf bir plastik değer bırakılmıştır. Ev kavramını yapı söküme uğratıp; bu forma yüklediğimiz anlamları da (sevgi, sıcaklık, yaşam vb.) alt anlamlar olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bir kavramın, formun farklı alt anlamlarının, tamamlayıcılarının olduğu böyle bir durumda da her şeyin iç içe olduğunu, birbirini oluşturduğunu ya da yığmalar bütünü olduğunu göreceğiz. Bu alt anlamlar ve tamamlayıcılar bireylere göre farklılık göstermektedir. Formların da göreli olduğu durumda; heykele dönüşen ev formunu sanat tarihinde farklı sanat akımlarından sanatçıların nasıl plastiğe dönüştürdükleri örneklerle incelenecektir. Bu tezin amacı aidiyet ve kimlik kavramlarının duygu-durum olarak, sağlıklı bir ortamda, sağlıklı bir şekilde yeşermesi için alt anlamları görünür kılmaktır. Gelecek nesil ancak bu biçimde barış ve mutluluk içinde yaşayabilir.
19.yy İtalyan mezar heykelleri
19.yy İtalyan Mezar Heykelleri hakkındaki bu çalışmada, Avrupa mezar heykelinin nasıl oluştuğu ve 19.yy boyunca bunun en önemli gelişmelerine tanıklık eden İtalyan mezar heykelinin nasıl şekillendiği araştırılmıştır.Her ne kadar Avrupa'da kilise içi mezarlara heykel yapma geleneği var olduysa da, bunlar azizler, aristokratlar ve önemli din adamları için yapılan süsleme amaçlı heykellerle sınırlı kalmıştır. Kişisel mezarlara heykel yapımı ise gömü alanlarının yaşam alanlarından ayrılarak modern mezarlıkların kurulmasıyla başlamıştır. Şehir dışına taşınan mezarlardaki heykeller süsleme amaçlı değil de, yakınlarının ruhlarına eşlik etmesi için bir avunma niteliğinde yapılmaları ve ailelerin statülerini göstermesine araç olduğu düşünüldüğünde toplum adına psikolojik ve kültürel önemi ortaya çıkmaktadır.İki bölümden meydana gelen tezin ?Avrupa Mezar Heykeli? adlı birinci bölümünde; modern mezar heykelinin oluşum süreci incelenmiş, geleneksel yapısı ve modern mezar alanlarındaki kişisel mezar heykeli yapımına neden olan etkenler ele alınmıştır. Ayrıca, Avrupa mezar heykeli içerisinde önemli bir yere sahip olan 19.yy İtalyan mezar heykeli oluşum süreci içinde Neoklasizm, Realizm ve Sembolizm akımlarına ait örnek heykeller ve heykeltıraşlar ele alınarak araştırılmıştır.?19.yy İtalyan Mezar Heykelini Oluşturan Ögeler? adlı ikinci bölümde ise, İtalyan mezar heykeli kompozisyonlarındaki ikonografik ve sembolik ögeler açıklanarak, bu ögeler hakkında analiz yapılmaktadır.
Modernist soyut heykelden hareketle jeneratif sanat yöntemlerinin sanat üretimindeki araçsallığının gösterilmesi
Bu çalışmada sanat eserinin kurallarla tanımlanması ve üretilmesi durumuna işaret eden jeneratif sanat kavramı ile modernist soyut heykel sanatının temelleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu bağlamda, soyut sanat eserlerinin sayısal ve kurallı olarak tanımlanabilmesi ve bilgisayarların kurallı sistemler ile sanat üretebilme olanağı araştırılmıştır. Tarihsel süreçte 'Jeneratif Sanat' adı altında bir sanat alanı olarak işaret edilen jeneratif olma özelliğinin, geleneksel sanat üretimlerinde dahi özsel bir süreç olduğunu, dolayısıyla bu türden bir özelliğin ayrı bir sanat alanı olarak işaret edilemeyeceğinin gösterilmesi hedeflenmiştir. Bu temelden hareketle de, Jeneratif Sanat adı altında belirtilen dijital jeneratif üretim yöntemlerinin sanat üretiminde ancak ve ancak üretim sürecine açıklık sağlayabilecek, üretimi hızlandırabilecek ve sanatçının stilsel ilerleyişini destekleyebilecek birer araç olarak ele alınabileceği görülmüştür.
Heykel sanatında değişen ifade biçimleri bağlamında giyilebilirlik olgusu
Geçmişten bugüne insan hayatının bir parçası olan giyim, doğanın sınırlayıcı tavrına karşı geliştirdiğimiz yaratıcı bir olgu olarak karşımıza çıkmıştır. Bu yanıyla giyim ilk sanat eserleri arasında değerlendirilmiştir. İlkel dönemlerde çeşitli amaçlarla giyilen kostümlerin, maskelerin, takıların vb. heykeli çağrıştırdığı görülmüştür. Giyimin heykelle ilişkisi, neredeyse her dönem var olmuştur. Kimi zaman heykel üzerinde işlenerek, heykeli yapılan kişi ve dönemler hakkında bilgiler vermiş, kimi zaman sadece heykelin plastik değerini güçlendirmek için kullanılmıştır. Daha sonraları değişen anlayışlar doğrultusunda geleneksel sınırlarından kurtulmaya başlayan heykelde giyim tanımları da farklılaşmaya başlamıştır. 1960'lar sonrası sanatçıların yenilikçi anlayışları ve disiplinlerarası etkileşimin sonuçlarından biri olarak heykel, giyilebilir hale gelmiştir. Bu çalışmada giyim ya da giysinin heykel sanatındaki yeri araştırılmış, değişen ifade biçimleriyle giyilebilir heykel tanımına ulaşılmaya çalışılmıştır. Sözlük taramalarıyla, giyimin tanımına yer verilmiş, giyimi ortaya çıkaran nedenler sorgulanmıştır. Giyim kavramsal olarak değerlendirilirken beden, mekan ve sanatla ilişkisine değinilmiştir. Giyim tarihsel bir bakış açısıyla ele alınırken; giyim, moda ve giyilebilir teknoloji ürünlerinin sanatla ilişkisi sorgulanmıştır. Heykel sanatında giyimin tarihsel dönüşümü incelenmiş, bu incelemeler dahilinde giyilebilirliğe zemin hazırlayacağı düşünülen sanatçı ve sanat eserlerine değinilmiştir. Giyimin heykel ile olan ilişkisi bağlamında kesiştiği yollar araştırılmış; "giyilebilir heykel" tanımına yaklaşılmıştır. Sanatta giyime farklı bakış açıları sunacak, sanatçı ve sanat eserlerine yer verilmiştir.
Sanat eseri olarak mekan; Sanatta alternatif barınak üretimleri
'Sanat Eseri Olarak Mekan; Sanatta Alternatif Barınak Üretimleri' adlı bu raporda, mekan kavramının neliği, mekanın toplumlar ve kültürler üzerindeki değiştirici ve dönüştürücü etkisi tartışılmış ve mekanın kültürleri, kültürlerin ise mekanı biçimleme yolculuğuna sanatsal bir çerçeveden yaklaşılmıştır. Bu bağlamda üretilen alternatif mekan üretimlerinin toplumlar ve kültürler üzerindeki etkisi uygulamalarla araştırılmış ve irdelenmiştir. Mekan kavramı, var olan her şeye içkin bir kavramdır. Mekan, canlılığın başlaması ve gelişmesi için her zaman bir başlangıç noktası olarak görünmektedir. Her canlı, bulunduğu mekana adapte olarak, o mekanın coğrafi özelliklerine göre bir yaşama biçimi geliştirmiştir ve bu sayede canlılık, günümüzdeki çeşitliliğine kavuşmuştur. Mekanın, içinde barındırdığı canlıları değiştirdiği ve biçimlendirdiği doğruysa da, bu tek taraflı bir ilişki değildir. Mekan canlıyı değiştirirken, canlı da yaşadığı mekanı değiştirmeye, biçimlendirmeye başlar; böylece hem mekanı inşa eden birey ve o bireyin dahil olduğu toplum, hem de inşa edilen mekan süreğen bir değişimi barındıran bir ilişki içinde olurlar. Tüm canlılık gibi, insanlık tarihi de bu ilişki sonucunda oluşmuştur. İlk başta mağaralarda mesken tutan insanlar zamanla göçebe bir hayata, ardından da yerleşik hayata geçmiş ve tüm bu değişimleri, yaşadıkları mekanların gereklilikleri doğrultusunda gerçekleştirmişlerdir. Bu karşılıklı ilişki sonucunda ise toplumsal ve kültürel farklar, çeşitlilikler ortaya çıkmıştır. Raporun ilk bölümünde, mekan kavramı, kültürü biçimleyen bir kavram olarak irdelenmiş, birey/toplum ve yaşadığı mekan arasındaki benzerlikler tartışılmıştır. Mekan kavramına, bireyin dünya üzerindeki yansıması olması durumu üzerinden yaklaşılarak, dünyaya gelen bireyin mekan ile olan ilişkisi, mekan inşa etme eyleminin nedenleri, sonuçları ve bu durumun kültür üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu araştırma için spesifik olarak 'ev' kavramı üzerinde durulmuş, köy evleri ve büyük şehirlerdeki konutlar arasındaki farklılıklar araştırılmıştır. Nüfusun artması sebebiyle gün geçtikçe büyüyen şehirlerde, bireysel alanların da daralması ve düşsel alanların azalmasının toplumu ve kültürü nasıl etkileyeceği ve toplumun, fiziksel işlevi olmayan ancak düşsel bir işlev barındıran bir nesneyi nasıl kabul edeceğine, kültüründe nereye koyacağına dair sorular sorulmuş, bu sorular birkaç örnek üzerinden irdelenmiştir. İkinci bölümde, 'praksis olarak mekan' önerisi, felsefi ve sanatsal yönden açımlanmış, insan-doğa, mekan-sanat kavramları diyalektik bir ilişki içinde irdelenmiştir. Herkesin ulaşabileceği ve dahil olabileceği bir sanat yaklaşımı önerisi ortaya atılmış ve bu tarz bir sanat yaklaşımını gerçekleştirebilmek için kullanılabilecek yöntemler, çeşitli sanatçıların çalışmalarından alınan örneklerle araştırılmıştır. Son olarak, her biri başka bir kamusal alanda üretilen alternatif mekan uygulamaları denenmiş, bu uygulamalar üzerinden, önerilen sanat yaklaşımı ve bu yaklaşımın toplumlar ve kültürler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mekan, Barınak, Şehir, Doğa, Kültür, Sanat, İnsan, Mekan Üretimi.