Dokuz Eylül University
Discipline

Nuclear Medicine

Dokuz Eylül University

13

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

13 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zorunlu iyodinasyon sonrası endemik guatr bölgesinde mng olgularının tiroid fonksiyonları: İdrar iyot düzeyleri, Tc99m perteknetat uptake'leri ve I-131 uptake'leri arasındaki ilişki

Çalışmamızda amaç; multunodüler guatr (MNG) hastalarının idrar iyot düzeylerine bakarak yeterli iyot alımının olup olmadığını belirlemek, idrar iyot düzeyleri ile tiroid Tc99m perteknetat uptake (TcPU) düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Ayrıca ötiroid, subklinik ve klinik hipertiroid hasta gruplarında TcPU değerlerinin farkı araştırılacaktır. Bunun dışında TcPU ve I-131 uptake değerleri arasındaki ilişkiye bakarak radyasyon dozu ve kullanım avantajlarından dolayı TcPU değerlerinin I-131 uptake yerine kullanılıp kullanılamayacağını belirlemektir. Çalışmaya yaşları 24-74 yaş (ort. 52.8±11,2 yıl) arasında olan, MNG tanısı almış 29 hasta (23 K, 6 E) dahil edildi. Hastaların kan ve idrar örnekleri alındıktan sonra TcPU'leri yapılarak tiroid sintigrafisi görüntüleri alındı ve tiroid ultrasonografileri yapılarak değerlendirildiler. Daha sonra I-131 uptake ölçümü yapılarak 4., 24. saat uptake'leri elde edildi. Çalışmamızda 29 hastadan 21'inde (%72) idrar iyodu, yeterli iyot alımını gösteren 100 μg/gr kre düzeyinin üzerindeydi. Hastaların median idrar iyodu düzeyi 130 μg/gr kre olarak bulundu. Hastaların idrar iyot düzeyleri ile TcPU değerleri arasında literatürle uyumlu anlamlı negatif korelasyon bulundu. TSH değerlerine göre bakıldığında 18 hasta ötiroid iken 11 hasta hipertiroid (6 subklinik, 5 klinik) idi. TcPU değerlerinin hipertiroid hastalarda ötiroid hastalardan yüksek olduğu saptandı, ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ötiroid olan 18 hastanın 9 tanesinde sintigrafik olarak aktif nodül izlendi. Hastaların TcPU değerleri ile I-131 4. ve 24. saat uptake değerleri arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı. Sonuç olarak hastalarımızda median idrar iyot düzeyi 130 μg/gr kre olarak yeterli düzeyde bulunmuştur. İyodinasyon sonrası olguların %37'sinde yüksek oranda hipertiroidi olduğu saptanmıştır. Ötiroid hastaların yarısında tiroid sintigrafisinde hiperaktif nodüllerin yer aldığı saptanarak MNG hastalarının değerlendirilmesinde tiroid sintigrafisinin önemli rolü olduğu gösterilmiştir. TcPU ile I-131 uptake arasında anlamlı pozitif korelasyon bulunarak çok daha pratik bir yöntem olan TcPU kullanılarak I-131 uptake'lerin hesaplanabileceği gösterilmiştir. Daha geniş hasta serilerinde gerek idrar iyodu ile TcPU arasındaki ilişkinin, gerek ötiroid hastalarla hipertiroid hastalarının uptake'leri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinin yararlı olacağı düşünülmüştür.

Arzu Cengiz
Akdeniz University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal prostatektomi ve/veya küratif radyoterapi sonrası biyokimyasal rekürren prostat kanserinde yeniden evrelemede GA⁶⁸-PSMA PET/BT'nin yeri

Çalışmamızın amacı küratif tedavi almış biyokimyasal rekürrens gelişen prostatik adenokarsinom tanılı hastalarda yeniden evreleme amacıyla yapılan Ga68-PSMA PET/BT incelemesi ile Gleason skor, ISUP grade, eş zamanlı serum PSA değerleri ile PSMA pozitif lezyon saptanabilirliği arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Ayrıca hasta takibiyle PSMA PET/BT'nin diagnostik performansının ve doğruluğunun belirlenmesi, tedavi yönetim kararlarının incelenmesi de amaçlanmıştır. Aralık 2015-Ağustos 2022 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'nda yeniden evreleme amaçlı yapılmış 58 hastaya ait Ga68-PSMA PET/BT görüntüleri retrospektif incelendi. PSMA tutulum düzeyleri 0 ve 2 arasında gruplandırıldı (0= negatif, 1= şüpheli, 2= pozitif). Pozitif ve şüpheli tutulum alanlarından SUV değerleri kaydedildi. Aktivite tutulum lokalizasyonları prostat/prostat yatağı, pelvik lenf nodu, abdominal lenf nodu, supradiyafragmatik lenf nodu, kemik, visseral organ olarak sınıflandırıldı. PSMA PET/BT bulgularına göre hastalık yaygınlığına karar verildi (pelvis sınırlı ve uzak metastatik). Hastalar PSMA PET pozitif veye negatif, RP ve RT sonrası BR olarak gruplandırıldı. Bu gruplar arasında gleason skor, ISUP grade, PSA, PSAdt, PSAvelosite, anatomik bölgelerden elde edilen patolojik SUVmax değerleri karşılaştırıldı. Ga68-PSMA PET/BT'nin sensitivite, spesivite, pozitif prediktif değer ve negatif prediktif değer sırasıyla %73,2, %78,6, %90,9, %50 olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 30 hastada PSMA PET/BT pozitif, 25 hastada negatif, 3 hastada şüpheli pozitiftir. Hasta bazlı deteksiyon oranı %57 olarak bulunmuştur. PSA seviyesi <1 ng/ml iken deteksiyon oranı %23,8, 1-4 ng/ml arasında iken %68,8, 4 ng/ml'ın üzerinde iken %81'dir. Ga68-PSMA PET/BT pozitifliği ile yaş, BR zamanı, Gleason skor, ISUP grade, PSA düzeyi arasında istatistiksel anlamlı ilişki bulunmuştur. Prostat lojunda RT sonrası BR hasta grubunda istatistiksel olarak daha fazla pozitif tutulum izlenmiştir. Anatomik bölge SUVmax değeri ile RP ve RT sonrası BR hasta grupları arasında fark izlenmemiştir. PET pozitif hastalarda PSA değeri anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur ancak PET pozitif olan hastalarda daha hızlı PSAdt ve PSA velosite değerleri izlenmemiştir. PSA için eşik değer 1,0050 ng/ml , PSAdt için 3,8 ay ve PSAvelosite için 1.25 mg/ml/yıl olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan eşik değeri istatiksel olarak anlamlı olan ve tanısal değeri en yüksek olan PSA'dır. Kemik tutulumu varlığında Gleason skor ortalaması ve PSA daha yüksek bulunmuştur. Visseral tutulum, supradiyafragmatik LN tutulumu ve kemik tutulumu ile ISUP Grade kategorileri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. PSA ile kemik SUVmax arasında ise istatistiksel olarak anlamlı güçlü pozitif korelasyon izlenmiştir. Uzak metastatik hastalarda PSA değeri belirgin şekilde yüksek izlenmiştir. Bunun dışında hastalık yaygınlığı ve PSAdt arasında anlamlı ilişki saptanmasa da özellikle tutulumun arttığı durumlarda (metastatik durum, pozitif tutulumlarda) PSAdt değerinin daha kısa olduğu dikkat çekmiştir. Sonuç olarak biyokimyasal rekürren prostat kanserinde Ga68-PSMA PET/BT nüks tespitinde güvenilir performans göstermiştir. PSA serum seviyesi 1 ng/mL'nin üzerinde olduğunda ise bu performans daha iyidir. Ga68-PSMA PET/BT görüntülemesi küratif tedavi almış prostat kanser hastalarında biyokimyasal nüks saptandığında ilk basamak görüntüleme yöntemi olarak düşünülmeli ve kullanılmalıdır. Anahtar sözcükler: Ga68-PSMA PET/BT, biyokimyasal rekürrens, deteksiyon oranı, yeniden evreleme, tedavi yönetimi

Ceyda Nur Dündar Çağlayan
Akdeniz University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preoperatif timik epitelyal tümör karakterizasyonunda 18F-FDG PET/BT'nin katkısı

Amaç: Timik epitelyal tümörler (TET) oldukça nadir görülen tümörler olmakla birlikte anterior mediastenin en sık patolojisidir. WHO histopatolojik sınıflandırma sistemine göre TET düşük gradlı timoma, yüksek gradlı timoma ve timik karsinom (TK) olmak üzere üç grupta incelenmektedir. TET'lerde 18F-FDG PET/BT görüntülemesinin evreleme amacıyla rutin kullanımı ile ilişkili klinik kılavuzlarda yer alabilecek düzeyde yeterli kanıt gösterilmemiştir. Ancak güncel kılavuzlarda yüksek gradlı timoma ve TK'larda yüksek FDG tutulumlarının izlenebildiği ve beklenmedik bölgelerde metastaz gösterebileceği sebebiyle ileri evre hastalıkta kullanılabileceği ifade edilmektedir. Bu çalışmada amacımız 18F-FDG PET/BT'nin operasyon planlanan timus kaynaklı lezyonlarda sağlayacağı metabolik bilginin operasyon sonrası elde edilen histopatolojik bilgiler ışığında değerlendirilmesi ve bu sayede hasta yönetimine yapacağı katkının belirlenmesidir. Gereç-Yöntem: Aralık 2010-Ekim 2021 tarihleri arasında primer timus kaynaklı benign/malign tümör şüphesi/tanısı ile metabolik karakterizasyon/evreleme amacıyla ameliyat öncesi 18F-FDG PET/BT görüntülemesi yapılan toplam 100 hasta çalışmaya dâhil edildi. Primer timus kaynaklı benign patolojiler çıkarıldıktan sonra TET grubunda 73 hasta mevcuttu. Vizüel değerlendirme, semikantitatif PET ve heterojenite indeks (HI-1 ve HI-2) parametreleri kullanılarak 18F-FDG PET/BT'nin WHO histolojik sınıflandırma sistemine göre tümörün gradını ve rutin kullanılan evreleme sistemlerine göre ileri evre hastalığı öngörme gücü araştırıldı. Ayrıca 18F-FDG PET/BT görüntülemesi ile elde edilen ekstratorasik metastaz ve ekstratimik bulgular incelendi. Bulgular: TET grubunda 42 erkek hasta (%58), 31 kadın hasta (%42) mevcuttu (ortanca yaş: 52). WHO histolojik sınıflandırma sistemine göre 26 hastada (%36) düşük gradlı timoma, 36 hastada (%49) yüksek gradlı timoma ve 11 hastada (%15) timik karsinom mevcuttu. Ortalama SUVmax değeri, düşük gradlı timomada 5.14, yüksek gradlı timomada 6.58 ve TK'da 15.41 idi. SUVmax, MTV ve TLG değerleri TK grubunda hem timomalara göre hem de subgrup analizinde yüksek gradlı timomalara göre istatistiksel olarak anlamlı olarak daha yüksekti. SUVmax için 7.25 eşik değer alındığında %91 sensitivite ve %74 spesifite ile TK timomalardan ayrılmakta idi. Düşük gradlı timomalarda da yüksek gradlı timomalara göre daha düşük SUVmax, MTV ve TLG değerleri izlenmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı fark mevcut değildi. Evreleme amacıyla rutinde en sık kullanılmakta olan Masaoka-Koga ve TNM evreleme sistemlerine göre hem tüm TET grubunda hem de WHO histopatolojik sınıflandırma sistemine göre tanımlanan subgrupların kendi içerisinde de ileri evre hastalıkta SUVmax, MTV, TLG değerleri erken evre hastalığa göre daha yüksekti. SUVmax değeri için 6.34 eşik değer alındığında Masaoka-Koga evreleme sistemine göre ileri evre hastalığı ayırmada sensitivite ve spesifite sırasıyla %75 ve %84 idi. HI-1 ve HI-2 değerleri de hem TK grubunu timomalardan, hem de her iki evreleme sistemine göre ileri evre hastalığı erken evre hastalıktan oldukça yüksek sensitivite ve spesifite ile ayırmaktaydı. HI-1 ve HI-2 parametrelerinin ayrım gücü özellikle TK grubunu timomadan ayırmada SUVmax başta olmak üzere diğer semikantitatif PET parametrelerine göre daha yüksek olmakla birlikte SUVmax'ın kolay ulaşılabilir ve yaygın kullanımı da dikkate alındığında SUVmax'a göre belirgin üstün olduğu düşünülmemiştir. Sonuç: 18F-FDG PET/BT görüntülerinin vizüel değerlendirmesi, başta SUVmax olmak üzere kantitatif bilgiler ile birlikte kullanıldığında, TET'lerde hem rutin evreleme sistemlerine göre ileri evre hastalığı hem de WHO histopatolojik sınıflandırma sistemine göre primer kitlenin gradını güvenilir bir şekilde öngörebilmekte olup, hasta yönetimi ve prognoz tayini açısından umut vaat eden bir metabolik görüntüleme yöntemi olarak rutin klinik pratikte preoperatif değerlendirmeye önemli katkılarda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: 18F-FDG PET/BT, Timik Epitelyal Tümörler,

EpitelNeoplazmlarPozitron emisyon tomografi+2
Caner Civan
İstanbul University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer karaciğer malignitelerinin tanısında [18f]FDG PET/BT ve diğer görüntüleme yöntemlerinin karşılaştırılması:[18f]FDG PET/BT, [68GA]-FAPI-04 PET/BT ve MRG

Amaç: Primer karaciğer maligniteleri dünya genelinde kanser ilişkili ölümlerin en sık 3.sebebidir. Erken evrede bu hastalarda cerrahi ile küratif tedavi sağlanabilirken, ileri evre hastalıkta prognoz kötüleşmektedir. Hastanın tanı alması ve doğru evrelemesi hem tedavi hem prognoz tayini açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada primer karaciğer lezyonu saptanan hastalarda MRG, F18-FDG PET/BT ve Ga68-FAPI PET/BT deki bulguların karşılaştırılması, laboratuvar ve histopatoloji ile korelasyonu amaçlandı. Gereç-Yöntem: Çalışmaya İstanbul Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalında primer karaciğer kaynaklı malign tümör ön tanısı veya tanısı nedeniyle 18F-FDG PET/BT görüntülemesi yapılan hastalardan yakın zamanlı MRG veya histopatoloji sonucu olanlar değerlendirildi. Bu hastalar içerisinden aynı dönemde bir hafta içerisinde Ga68 işaretli PET/BT bileşikleri ile görüntülemesi yapılan toplam 32 hasta çalışmaya dahil edildi. Altın standart olarak histopatoloji ve MRG alındı. Her iki PET/BT çalışmasının tanısal değerleri hesaplandı ve lezyon bazında karşılaştırıldı. Ayrıca lezyonların maksimum standart uptake değeri (SUDmax), normal karaciğer parankiminin ortalama standart uptake değeri (SUDmean) ve tümör/zemin aktivite oranı (TBR= SUDmax/SUDmean) değerleri de karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmadaki 32 hastanın 18'i (%56,2) erkek 14'ü (%43,8) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 59.2±12.8 idi. 18 hasta intrahepatik kolanjiyokarsinom (İKK), 14 hasta ise Hepatosellüler karsinom (HSK) tanılı/ön tanılı idi. Hastaların 28'inde MRG ve 20'sinde histopatolojik değerlendirme vardı. Tüm primer karaciğer lezyonlarında 18F-FDG PET/BT ve 68Ga-FAPI PET/BT'nin duyarlılık, özgüllük, PPD, NPD değerleri sırasıyla %57,4, %40, %83,8, %14,8 ve %83,3, %50, %90, %35,7 olarak bulundu. Metastatik lezyon tanısında ise duyarlılık 18F-FDG PET/BT için %54,9 bulunurken 68Ga-FAPI PET/BT'de %96,7 olarak bulundu. İKK lezyonlarında 18F-FDG PET/BT ve 68Ga-FAPI PET/BT'nin duyarlılık, özgüllük değerleri sırasıyla %48,1, %25 ve %92,5, %50 olarak; HSK tanısında ise sırasıyla %66,6, %100 ve %74,0, %50 olarak bulundu. Primer karaciğer lezyonlarında ve İKK grubunda ortanca SUVmax ve TBR değerleri 68Ga-FAPI PET/BT'de 18F-FDG PET/BT'ye göre anlamlı olarak yüksek saptandı (12,6 vs 6,8 p<0,001; 6,2 vs. 3,6 p:0,001). Metastatik lezyonların da ortalama SUVmax değerleri anlamlı olarak yüksek saptandı (10,5 vs. 5,2 p:0,02). Sonuç: Primer karaciğer kanserlerinin tanısında özellikle İKK alt grubunda 68Ga-FAPI PET/BT, 18F-FDG PET/BT'ye göre daha yüksek tanısal değer göstermektedir. Hastaların doğru evrelemesinde ve tedavi seçiminde önemli rol oynayabilir. SUVmax ve TBR değerleri de 68Ga-FAPI PET/BT'de daha yüksek olduğu için FAPI işaretli radyoaktif tedavi ajanları tedavi seçeneklerini tükenmiş hastalarda alternatif yöntem olabilir.

Karaciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmlarıManyetik rezonans görüntüleme+3
Seyfullah Karadoğan
İstanbul University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radyoaktif iyot tedavisi almış iyi diferansiye tiroid kanseri hastalarının tedavisi ve takiplerinin multiparametrik analizi

Çalışmamızın amacı iyi diferansiye tiroid kanserinde prognostik risk sınıflamasının ve laboratuvar parametrelerinin tedavi yanıtı ile ilişkisinin araştırılması, takipte uygulanabilecek farklı yöntemlerinin incelenmesidir. Bölümümüze 2008-2020 yılları arasında başvurmuş, tiroid kanseri tanısı ile total tiroidektomi olan, patoloji sonucu papiller veya foliküler tiroid karsinomu ile uyumlu olan ve radyoaktif iyot tedavisi uygulanmış hastalar retrospektif olarak incelendi ve dahil edilme kriterlerini sağlayan 173 hasta araştırma kapsamı içine alındı. Hastaların ilk başvuru anındaki ve tedavi öncesi stimüle TSH, Tg, AntiTg değerleri, tedavi öncesi bakılan hemogramda nötrofil ve lenfosit değerlerinin birbirine oranı, ortalama 1. yıl sonunda bakılan Tg, ATg değerleri, boyun ultrasonografi incelemeleri, varsa tanısal 5 mCi I-131 tüm vücut tarama (TVT) sintigrafisi ve varsa FDG PET/BT tetkikleri ve diğer anatomik görüntülemeleri incelendi. Hastalar 2015 ATA kılavuzuna göre patolojik olarak düşük, orta ve yüksek riskli olarak sınıflandırıldı. Hastalar ortalama 1. yılda tedaviye verdikleri yanıta göre 2015 ATA kılavuzu baz alınarak mükemmel tam yanıt, biyokimyasal inkomplet yanıt, yapısal inkomplet yanıt ve indetermine yanıt olarak sınıflara ayrıldı. İstatistiksel analiz yapılabilmesi için gruplar arasında hasta sayısı dağılımındaki fark nedeniyle biyokimyasal inkomplet yanıt, yapısal inkomplet yanıt ve indetermine yanıt grubundaki hastalar "mükemmel tam yanıt vermeyen" hastalar olarak ortak bir grupta birleştirildi. Hastaların tedavi öncesi stimüle Tg düzeylerinin, tedavi sonra I-131 TVT'de izlenen tutulumların, patolojik risk gruplarının, tedavi öncesi nötrofil/lenfosit oranının, radyoaktif iyot dozunun tedavi yanıtı ile ilişkisi araştırıldı. Düşük patolojik riskli hastaların mükemmel tam yanıt oranı orta ve yüksek riskli hastalardan anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Düşük patolojik riskli grupta uygulanan 100 mCi ile daha düşük dozların tedavi yanıtı ilişkisi değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.

Hasta takibiKanser hastalarıNeoplazmlar+4
Zeynep Gül Kıprak
Akdeniz University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik kastrasyona dirençli prostat kanserinde lu-177 PSMA tedavisinin etkinlik, nefrotoksisite ve hematotoksisitesinin değerlendirilmesi

Metastatik Kastrasyona Dirençli Prostat Kanserinde Lu-177 PSMA Tedavisinin Etkinlik, Nefrotoksisiste ve Hematotoksisitesinin Değerlendirilmesi Amaç: Metastatik kastrasyona dirençli prostat kanseri tanılı hastalarda serum prostat spesifik antijen (PSA) düzeyleri ve Ga-68 PSMA PET/BT ile Lu-177 PSMA tedavisinin etkinliğini değerlendirmek, toplam sağkalım ve progresyonsuz sağkalım sürelerini belirlemek, bu süreleri etkileyen faktörleri belirlemek, tedavinin nefrotoksisite ve hematotoksisite profilini değerlendirmektir. Yöntem: 13.10.2015 - 19.10.2018 tarihleri arasında Dokuz Eylül Hastanesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'na başvuran, Lu-177 PSMA tedavisi uygulanan 56 hasta belirlenmiştir. Kontrol kan değerleri bulunan 48 hastanın tedavi öncesi ve sonrası serum PSA, LDH, ALP, BUN, Cr, eGFR değerleri, hemogram parametreleri, Ga-68 PSMA PET/BT görüntüleri, tedavi sonrası kontrol görüntülemesi olan 21 hastanın Ga- 68 PSMA PET/BT görüntüleri incelenmiştir. Hastaların tedaviye yanıtları Prostat Cancer Working Group-3 (PCWG-3) ve Solid Tümörlerde Pozitron Emisyon Tomografisi Yanıt Kriterlerine (PERCIST) göre değerlendirilmiş, PSA ve Ga-68 PSMA PET/BT'ye göre yapılan tedavi yanıt değerlendirme sonuçları karşılaştırılmıştır. Hastaların toplam sağkalım, progresyonsuz sağkalım süreleri hesaplanmış, bu sürelere etki eden faktörler belirlenmiştir. Tedavi sonrası nefrotoksisite ve hematotoksisite durumları Common Terminology Criteria for Adverse Events Version 5.0 (CTCAE v5.0) kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların %33,3'ünde PSA'da tedavi öncesine göre %50 ya da üzerinde azalma, %24,4'ünde %50'den fazla olmayan azalma ya da % 25'ten fazla olmayan artış, %42,7'sinde ise %25'ten fazla artış görülmüştür. Hastaların %52'sinde herhangi bir düzeyde PSA düşüşü görülmüştür. Tedavi sonrası kontrol Ga-68 PSMA PET/BT çekimi yapılan 21 hastada PSA'da %50 ya da üzerinde düşüş tedavi yanıtı için altın standart olarak kabul edildiğinde Ga-68 PSMA PET/BT'nin tedavi yanıtını belirlemedeki sensitivitesi %75, spesifitesi %77,8, pozitif prediktif değeri %81,8, negatif prediktif değeri %70 olarak hesaplanmıştır. PSA'da %25 ya da üzerindeki artış progresyon için altın standart olarak değerlendirildiğinde Ga-68 PSMA PET/BT'nin progresyonu belirlemedeki sensitivitesi %71,4, spesifitesi %71,4, pozitif prediktif değeri %55,6, negatif prediktif değeri %83,3 olarak hesaplanmıştır. İlk kür sonrasında PSA'da %50 ya da üzerinde düşüş görülen hastaların toplam sağkalım süreleri ortalama 21,8 ± 2,1 ay, progresyonsuz sağkalım süreleri ortalama 11,7 ± 1,4 ay, aynı düzeyde düşüş izenmeyen hastalarda ise toplam sağkalım ortalama 13,7 ± 2,5 ay, progresyonsuz sağkalım ortalama 5,6 ± 0,7 ay olarak daha kısa bulunmuştur (p değerleri sırasıyla 0,025 ve 0,001). İlk kür sonrasında bazale göre herhangi bir düzeyde PSA düşüşü görülen hastaların ortalama toplam sağkalım süreleri 19,1 ± 1,9 ay, ortalama progresyonsuz sağkalım süreleri 10,6 ± 1,0 ay, aynı düzeyde PSA düşüşü izlenmeyen hastalarda toplam sağkalım süreleri 13,8 ± 3,4 ay, ortalama progresyonsuz sağkalım süreleri 4,0 ± 0,6 ay olarak daha kısa bulunmuştur (p değerleri sırasıyla 0,048 ve 0,000). Tedavi öncesi ALP düzeyleri normal olan hastalarda yüksek olan hastalara göre toplam sağkalım ve progresyonsuz sağkalım (23,7 ± 3,2 ay, 9,8 ± 1,3 ay) ALP düzeyleri 120 IU/L ya da üzerinde olan hastalara göre (11,7 ± 1,8 ay, 5,8 ± 0,8 ay) daha uzun bulunmuştur (p değerleri sırasıyla 0,008 ve 0,009). Tedavi öncesi hemoglobin değeri normal olan hastalarda düşük olan hastalara göre toplam sağkalım süreleri daha uzun bulunmuştur (32,7 ± 4,5 ay - 13,8 ± 1,6 ay, p: 0,011). Cox regresyon analizi sonucunda tedavi öncesi hemoglobin düşüklüğü olması daha düşük toplam sağkalım için bağımsız bir risk faktörü olarak bulunmuştur (risk oranı 4,810, %95 güven aralığı 1,080-21,428, p: 0,039). Hastaların %12,8'inde birinci ya da ikinci derece kreatinin artışı, %13,3'ünde eGFR'de birinci ya da ikinci derece azalma mevcuttur. Hastalarda akut nefrotoksisite saptanmamıştır. Takip sürecinde üçüncü ya da dördüncü derece nefrotoksisite görülmemiştir. Tedavi sonrasında hastaların 3 %33,6'sında bazale göre birinci ya da ikinci derece hemoglobin düşüşü, %2,1'inde üçüncü derece hemoglobin düşüşü görülmüştür. Hastaların %10,5'inde birinci ya da ikinci derece lökopeni görülürken üçüncü ya da dördüncü derece lökopeni görülmemiştir. Hastaların %6,3'ünde birinci derece trompositopeni, %2,1'inde dördüncü derece trombositopeni saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız sonucunda ilk kür Lu-177 PSMA tedavisi sonrası PSA düzeyinde düşüş görülen hastaların daha uzun sağkalım sürelerine ulaştığı bulunmuş, bu hasta grubunda radyonüklid tedavinin başarılı olacağı sonucuna ulaşılmıştır. İlk kür sonrası %25 ya da daha fazla PSA artışı görülen hastalarda ise sağkalım süreleri daha kısa bulunmuş, bu hasta grubunda radyonüklid tedavi yüksek oranda tedavi başarısızlığı ile sonuçlanmıştır. Ancak bu hasta grubunda düşük oranda da olsa "flare fenomeni" ile ilişkili olarak geçici PSA yüksekliği görülebilir. Lu-177 PSMA tedavisinin nefrotoksisite ve hematotoksisite profili literatürdeki pek çok çalışmaya benzer şekilde güvenilir olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Lu-177 PSMA, etkinlik, toplam sağkalım, progresyonsuz sağkalım, nefrotoksisite, hematotoksisite, Ga-68 PSMA PET/BT.

NefrotoksisiteNeoplazm metastazlarıNeoplazmlar+6
Ogün Bülbül
Dokuz Eylül University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

GA68-PSMA PET/BT görüntülemesinde radyofarmasötik biyodağılımı ve biyodağılımı etkileyen faktörler

Çalışmamızın amacı, prostat kanseri hastalarında Ga68-PSMA-617-PET/BT'de tutulum gösteren organ ve dokular, primer prostat tümörü, lenf nodu ve kemik metastazlarındaki tutulum aralığını saptayarak radyofarmasötiğin (Ga68-PSMA-617) fizyolojik ve patofizyolojik dağılımını belirlemek ve biyodağılımda klinik ve laboratuvar bulgulara göre görüntü değerlendirmeyi etkileyecek farklılıklar olup olmadığını araştırmaktır. Ayrıca, primer tümörü normal prostat dokusundan, metastatik lenf nodu ve kemik lezyonlarını fizyolojik tutulumdan ayırt etmek için eşik değerler belirlemek amaçlanmıştır. Ocak 2018- Mayıs 2018 tarihlerinde bölümüzde Ga68-PSMA PET/BT görüntülemesi yapılan prostat kanseri tanısı almış 229 hasta retrospektif olarak incelendi. Ga68-PSMA PET/BT görüntülemesinde patolojik aktivite tutulumu izlenmeyen (negatif grup) ve patolojik aktivite tutulumu izlenen (pozitif grup) hastaların organ ve dokularının SUV değerleri karşılaştırıldı. Pozitif grup içerisinde Gleason skor gruplamasına, PSA değerlerine, görüntüleme öncesi alınan tedavilere, metastatik duruma, ALP değerlerine, LDH değerlerine ve serum kreatinin değerlerine göre alt gruplar oluşturuldu. Pozitif grup içerisindeki bu alt gruplardaki hastaların organ, doku ve patolojik lezyonlarının SUV değerleri alt gruplarda kendi arasında karşılaştırıldı. Ayrıca pozitif grup içerisindeki alt gruplar, negatif grup ile karşılaştırıldı. PSMA-617, PSMA-11 ve PSMA-I&T ile görüntü değerlendirmesini belirgin etkilemeyen küçük farklılıklar dışında benzer biyodağılım göstermektedir. Lenf nodu ve kemikte fizyolojik tutulumları değerlendirmek amacıyla mediastinal lenf nodu ve iliak kemik SUV değerleri incelendiğinde, gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. ADT alan grupta, kemik metastazı SUV değerleri daha yüksek izlenmiş olup submandibular bez ve böbrek korteksi SUV değerleri ise daha düşük izlenmiştir. RT alan hasta grubunda ise normal prostat dokusu SUV değerleri daha yüksek izlenmiştir. Submandibular bez, serebellum, meme, testis, kas SUVmax ve SUVmean değerleri ile karaciğer ve kan havuzu SUVmean (otomatize) değerleri serum LDH değeri yüksek olan hasta grubunda düşük olarak izlenmiştir. Serum kreatinin değerleri yüksek olan hasta grubunda, submandibular SUVmax ve SUVmean değerleri ile karaciğer ve kan havuzu SUVmean (otomatize) değerleri daha yüksek izlenmekle birlikte mesane ve böbrek korteksi SUV değerleri ise daha düşük olarak saptanmıştır. Primer prostat lezyonu için SUVmax eşik değeri 6,945, lenf nodu metastazı için 4,72, kemik metastazı için 4,25 olarak saptanmıştır. Pozitif grupta, negatif gruba göre PSA değerleri daha yüksek izlenmiş olup iki grup arasında PSA eşik değeri 1,505 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, PSMA-617 görüntülemede kullanılan diğer PSMA ligandları ile benzer biyodağılım göstermektedir. Prostat kanserinde en çok metastaz izlenen lenf nodu ve kemik dokusu fizyolojik tutulum değerleri, incelediğimiz faktörlerden etkilenmemektedir. RT alan hastalarda normal prostat dokusu SUV değerlerinin artabileceği, ADT alan hastalarda patolojik ve fizyolojik tutulum gösteren organların PSMA ekspresyonu değişimine bağlı tutulumlarının farklılık gösterebileceği ve tümör yükünün biyodağılımı etkileyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

BiyodağılımDağılımNeoplazmlar+3
Ayça Arçay Öztürk
Akdeniz University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik kemik ve yumuşak doku sarkomlu hastalarda f-18 FDG pet/bt'nin klinik katkısı

Pediatrik yaş grubunda görülen kemik ve yumuşak doku sarkomları birbirine benzeyebilen semptomlarla ancak farklı etiyolojik faktörlerle karşımıza çıkmakta, her bir tanının tedavisi benzer modaliteleri içermekle birlikte ciddi farklılıklar gösterebilmektedir. Bu heterojen hastalık grubunda F-18 FDG PET/BT görüntülemenin klinik uygulamadaki yeri ve hastalık yönetimine katkısı da birbirinden farklı olabilmektedir. PET/BT incelemesinde elde edilen primer tümöre ait SUVmax, SUVmean, MTV ve TLG parametrelerinin prognostik belirteç olarak kullanılabileceğini belirten çalışmaların sayısı hızla artmaktadır. Bu doğrultuda; çalışmamızda, evreleme F-18 FDG PET/BT bulguları ve primer tümöre ait metabolik parametrelerin prognostik öneminin retrospektif olarak araştırılması amaçlandı. Çalışmamıza 0-18 yaş aralığında kemik veya yumuşak doku sarkomu tanısı almış ve evreleme F-18 FDG PET/BT incelemesi yapılmış ve en az 9 aylık takip verisi bulunan 63 hasta dahil edilmiş olup, hastalar histopatolojik tanılarına göre Ewing sarkom, osteosarkom, rabdomyosarkom ve rabdomyosarkom dışı yumuşak doku sarkomu grupları altında ayrı ayrı değerlendirildi. Primer tümöre ait evreleme görüntülerinden elde edilen kantitatif parametreler ve metastatik durumun progresyonsuz ve genel sağkalım sürelerine etkisi araştırıldı. Sağkalım analizlerinde Kaplan Meier sağkalım analizi ve univariate Cox regresyon analizi kullanıldı. Kantitatif parametreler ile metastatik durum, progresyon ve ölüm arasındaki ilişki non-parametrik Mann Whitney U testi ile; metastatik durum ile progresyon ve ölüm arasındaki ilişki ise Pearson Ki-Kare ve Fisher exact test ile araştırıldı. Çalışmamızda, pediatrik grupta kemik ve yumuşak doku sarkomu tanılı hastalarda evreleme F-18 FDG PET/BT görüntülemesinden elde edilen primer tümöre ait yüksek SUVmax, SUVmean, MTV ve TLG değerlerinin uzak metastaz sıklığında artış ile ilişkili olduğu, yüksek MTV ve TLG değerlerinin yumuşak doku sarkomu tanılı hastalarda ölüm sıklığında, kemik sarkomu tanılı hastalarda ise hem progresyon hem de ölüm sıklığında artış ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Buna ek olarak Ewing sarkom ve rabdomyosarkom dışı yumuşak doku sarkomlarında MTV değerinin sağkalım süresini etkilediği saptanmıştır. Bu veriler doğrultusunda; evreleme FDG PET/BT incelemesinde primer tümöre ait MTV ve TLG düzeylerinin prognostik bir belirteç olarak kullanılabileceği ve hastalığın tedavi ve takip süreçlerinin yönetimine katkı sağlayabileceği sonucuna varılmış olup bulguların daha geniş serilerde prospektif çalışmalar ile desteklenmesi gerekmektedir.

GlikolizKemik neoplazmlarıKemik ve kemikler+6
Müge Nur Engin
Akdeniz University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat CA tanılı hastalarda evreleme amaçlı çekilen GA-68 PSMA PET/BT'nin volümetrik ve doku analizi parametreleri ile değerlendirilmesi

Amaç: Evreleme Ga-68 PSMA PET/BT görüntülerinden elde edilen volümetrik ve radyomik verilerin, PSA, risk grubu, Gleason Grade (GG) grupları, metastaz varlığı ile ilişkisini incelemektir. Materyal-Metot: Ocak 2015-Eylül 2018 tarihleri arasında prostat adenokanseri tanısıyla evreleme amacıyla Ga-68 PSMA PET-BT tetkiki uygulanan 88 hastanın görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Görüntüler LIFEx programında değerlendirildi. Prostat bezi, lenf nodu ve uzak organ metastazlarındaki zemin aktivitenin üzerindeki PSMA tutulumları %40 threshold ile çizildi, radyomik ve volümetrik veriler elde edildi. Bulgular: Tüm hastalarda PSA ile PSMA-TVtotal arasında orta düzeyde (p<0,001, r=0,580), TL-PSMAtotal arasında yüksek düzeyde (p<0,001, r=0,636) korelasyon mevcuttu. PSMA- TVprostat ve TL-PSMAprostat değerleri, lokal ve lokal ileri/metastatik hastalarda farklıydı (p=0,020 ve 0,006, sırasıyla). PSMA-TVprostat ve TL-PSMAprostat değerleri, düşük-orta ve yüksek riskli hastalarda (p<0,001 ve <0,001, sırasıyla), metastaz izlenen ve izlenmeyen hastalarda (p=0,008 ve <0,001, sırasıyla) anlamlı olarak farklıydı. PSMA-TVprostat-total, TL-PSMAprostat-total değerleri, GG ≤3 ve >3 olan hastalarda anlamlı olarak farklı izlenmekteydi (p=0,030, <0,001, 0,002 ve <0,001, sırasıyla). TL-PSMAprostat ile GG grupları arasında zayıf düzeyde korelasyon izlenirken (p=0,001, r=0,358), PSMA-TVprostat değerleri ve GG grupları arasında anlamlı korelasyon mevcut değildi (p=0,137). Tüm hastalarda PSMA-TVtotal ile GG grupları arasında zayıf düzeyde ve TL-PSMAtotal ile orta düzeyde korelasyon mevcuttu (r=0,305 ve 0,470, sırasıyla). Lokal ve lokal ileri/metastatik grupları ayırt edebilme gücü en yüksek olan doku analizi parametresi GLZLM_HGZE idi (EAA=0,678). D'Amico risk sınıflamasına göre düşük-orta ve yüksek risk grupları ayırt edebilme gücü en yüksek olan doku analizi parametresi de GLZLM_HGZE olarak saptandı (EAA=0,771). GG ≤3 ve>3 olan hastaları (EAA=0,748); tüm hasta grubunda ve metastaz izlenmeyen grupta yüksek riskli hastalarla düşük-orta riskli hastaları en iyi ayırt edebilen SUV parametresi SUVpeak idi. GG gruplarını (>3 ve 3≥) tahmin etmede metastaz varlığı ve radyomik veriler naive bayes (model:0,731, test:0,753) ve GG gruplarını (≥3 ve 3>) tahmin etmede random forest algoritması (model:0,788, test:0,727) ile EAA değerleri hesaplandı. Sonuç: İnvaziv yöntemler kullanılmadan, tanı amaçlı elde edilen PSMA PET/BT görüntülerinde primer tümörün heterojenitesi ve agresifliği, GG gruplarının tahmini mümkün olabilir; bu durum bireyselleştirilmiş hastalık yönetiminde umut vaadetmektedir.

Doku analiziMakine öğrenmesiNeoplazm evreleri+4
Ayşegül Aksu
Dokuz Eylül University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanseri olgularında geç çekim PET/CT bulgularının klinik ve immünohistokimyasal prognostik faktörlerle ilişkisi

AMAÇ: Çalışmaya yeni meme kanseri tanısı almış, kemoterapi veya radyoterapi uygulanmamış, ikincil primeri olmayan, evreleme ve tedavi monitörizasyonunda 18F-FDG PET/BT kullanılan toplam 82 kadın (yaş ortalaması 50,0 ±1,5 yıl, yaş aralığı 26-82) dahil edildi. Hastalar patolojik sonuçlarına göre invaziv duktal kanser, mixt tümörler ve diğerleri olarak üç gruba ayrıldı. MATERYAL VE METOD: Bütün hastaların deskriptif parametreleri, patolojik tanıları, grade'leri, reseptör değerleri (ER, PR, C-erb-B2), kanser antijeni değerleri (CA-15-3, CEA); aksiller lenf nodu metastazı mevcudiyeti, tümör alanı değerleri, erken ve geç çekilmiş PET/BT den hesaplanmış kantitatif parametreleri elde edildi. Kafa tabanından üst femoral bölgeye kadar 8-9 yatak pozisyonunda, 20 kesitli multidedektör spiral BT entegre edilmiş, LSO kristalli, TOFF ve HD özelliklerine sahip PET/BT ile görüntüleme yapıldı. BULGULAR: İnvaziv duktal karsinom ve dışı grubunda tümör alanı ve CA 15-3 değerleri anlamlı farklıydı (p=0,01 ve p=0,008). Tümör alanı ile 18F-FDG uptake parametreleri arasında invaziv duktal kanser grubunda düşük korelasyon (R=0,158-0,2, p>0,05) varken invaziv duktal dışı meme kanserlerinde erken SUVmax ve geç SUVmax değerleri arasında yüksek korelasyon dikkati çekmekteydi (R=0,724 ve 0,818, p=0,002 ve p<0,0001). İnvaziv duktal dışı kanserlerde erken SUVmax ile CEA değeri arasında anlamlı korelasyon mevcuttu (R=0,850, p<0,0001). C-erb-B2 pozitif ve negatif gruplar arasında CA 15-3 değerleri için anlamlı farklılık mevcuttu (p=0,043). Aksiller lenf nodu pozitif ve negatif gruplar arasında yaş, tümör alanı ve CA 15-3 değerleri için anlamlı farklılık saptandı (p=0,023, p=0,007 ve p=0,043). Erken SUVmax ile geç SUVmax değerleri arasındaki korelasyon invaziv duktal kanserde (R= 0,965, p<0,001) ve diğer kanserlerde (R= 0,929, p<0,001) anlamlı yüksek iken SUVmax değerleri ile SUVmax RI değerleri arasında anlamlı korelasyon yoktu (R= (-0,069)- 0,263 ve p>0,05). Estrojen ile progesteron reseptörü pozitif ve negatif gruplar arasında kantitatif parametreler açısından anlamlı farklılık saptanmadı. 90 SONUÇ: İnvaziv duktal karsinom ve invaziv duktal karsinom dışı grubunda tümör alanı ve CA 15-3 değerleri anlamlı farklıydı. Erken SUVmax ile geç SUVmax değerleri arasındaki korelasyon invaziv duktal kanserde (R= 0,965, p<0,001) ve diğer kanserlerde (R= 0,929, p<0,001) anlamlı yüksek iken SUVmax değerleri ile SUVmax RI değerleri arasında anlamlı korelasyon yoktu (R= (-0,069)- 0,263 ve p>0,05). Tümör alanı ile 18F-FDG uptake parametreleri (erken SUVmax ve geç SUVmax) arasında invaziv duktal kanser grubunda düşük; invaziv duktal dışı meme kanserlerinde yüksek korelasyon dikkati çekmekteydi. Retansiyon indeksinin hasta takibinde SUVmax değerinden daha az kullanılabilir bir parametre olabileceğini düşündük.

Meme neoplazmlarıNeoplazmlarPrognoz+2
Vedat Subaşı
İnönü University
2014
00
Master'sOpen AccessEN

Saçılma düzeltmesinin kantitatif kardiyak perfüzyon spect çalışmalarına etkisi: Bir Monte Carlo çalışması

This thesis explores the effect of scatter correction (SC) techniques on image qual ity in quantitative myocardial perfusion SPECT imaging through a simulation-based ap proach. Using the SIMIND Monte Carlo program and the 4D XCAT phantom, projection data were generated for eight dynamic frames representing different phases of the car diac cycle. The study systematically evaluated two common scatter correction methods: Dual Energy Window (DEW, with k = 0.5) and Triple Energy Window (TEW), applied across various photopeak window widths (2, 4, and 6 keV) and configurations (overlapped and non-overlapped). Images were reconstructed using the CASTOR software with the OSEM algorithm, including three reconstruction conditions: uncorrected (UC), scatter corrected (SC), and both attenuation and scatter corrected (ACSC), with attenuation maps derived from SIMIND. Quantitative image analysis focused on four metrics: signal to-noise ratio (SNR), contrast-to-noise ratio (CNR), defect contrast, and relative noise to background (RNB). Non-parametric statistical tests (Friedman and Wilcoxon signed rank tests) were used due to non-normal data distributions. Results demonstrated that ACSC consistently achieved the highest values in CNR, SNR, and defect contrast across all configurations, confirming its superiority over SC and UC. Notably, SC alone reduced image noise but also led to lower defect contrast compared to UC, indicating a poten tial trade-off when applied without attenuation correction. The influence of photopeak window width and overlap configuration on image quality metrics was minimal, with no statistically significant improvements observed. Furthermore, comparison between DEW and TEW methods revealed no significant differences in most image quality metrics, suggesting both methods yield comparable performance.

Mounıa El Bab
Boğaziçi University · Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Teknesyum 99m perteknetat ile tiroid uptake ve tiroid ağırlık hesaplaması

Bu çalışmamızda tiroid bezinin yatay, dikey uzunluklarını ve ağırlığını (TA) sintigrafık yöntemlerle ölçmeyi ve bunları tiroid uptake (TU) oranları ile karşılaştırarak, bu ölçümlerin farklı tiroid hastalıklarında ne şekilde değiştiğini araştırmayı amaçladık. Çalışmada 18-77 (Ort ± SD; 42.3 ± 15.6) yaşları arasında 73'ü kadın 38'i erkek olmak üzere 111 hasta incelendi. Bu 111 hastanın 219 tiroid lobu sintigrafık görünümlerine göre; normal tiroid bezi, hipoaktif nodüler tiroid bezi, hiperaktif nodüler tiroid bezi, minimal derecede diffüz hiperplazik tiroid bezi, orta derecede diffüz hiperplazik tiroid bezi ve mixt (hiperaktif + hipoaktif) nodüler tiroid bezi olmak üzere toplam 6 grup halinde sınıflandırıldı. Oluşturulan bu 6 gruptaki hastaların tiroid loblarının sintigrafık değerlendirilmesi sonucunda: 39 adet sağ tiroid lobu ve 35 adet sol tiroid lobu normal sınırlarda, 27 adet sağ tiroid lobu ve 30 adet sol tiroid lobu hipoaktif nodüler görünümde, 13 adet sağ tiroid lobu ve 16 adet sol tiroid lobu hiperaktif nodüler görünümde, 26 adet sağ tirod lobu ve 26 adet sol tiroid lobu minimal derecede diffüz hiperplazik, 2 adet sağ tiroid lobu orta derecede diffüz hiperplazik, 3 adet sağ tiroid lobu mixt (hiperaktif + hipoaktif) nodüler görünüm ve 2 adet sol tiroid lobu mixt nodüler görünüm olarak tesbit edildi. Daha sonra bu loblann herbirinin uptake oranları, ağırlık ve tiroid loblarının dikey ve yatay uzunlukları ayrı ayrı değerlendirildi. Bu 6 gruba ait uptake değerleri, tiroid ağırlığı, tiroid lobunun dikey ve yatay uzunlukları Post Hoc Tukey yöntemi kullanılarak ANOVA testi ile istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Aynı grup içerisindeki tiroid uptake değerleri, tiroid ağırlığı, tiroid lobunun dikey ve yatay uzunlukları arasındaki korelasyonun değerlendirilmesi için Pearson korelasyon yöntemi kullanıldı. Bu 6 gruptaki tiroid ağırlık, tiroid uptake, tiroid yatay ve dikey uzunluk ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede fark olduğu gösterildi. Aynı grup içerisinde tiroid ağırlığı ile tiroid boyutları arasında anlamlı korelasyon mevcut olduğu halde uptake değerleri ile ağırlık, yatay ve dikey uzunluklar arasında arasında anlamlı bir korelasyon elde edilemedi. Bu da çeşitli tiroid hastalıklarında tiroidin büyüklük, ağılık ve uptake' inin birbirinden bağımsız şekilde değişebileceğini göstermektedir. Tc-99m perteknetat tiroidin morfolojisinin değerlendirilmesi,in ağırlığının hesaplanması ve uptake'inin ölçülmesi gibi değişik nükleer tıp yöntemlerinde kullanılabilecek güvenilir radyoizotoptur.

Cem Gökhan Şişman
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanserli hastalarda tedavi yanıtının belirlenmesi ve hasta yönetiminde Galyum-68 prostat spesifik membran antijen pozitron emisyon tomografi/bilgisayarlı tomografi yönteminin tanısal değeri

Amaç: Retrospektif çalışmamızda prostat kanserinde Galyum-68 prostat spesifik membran antijeni (Ga-68 PSMA) pozitron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografi (PET/BT) görüntülemeden elde edilen kantitatif değerlerin biyokimyasal yanıt ile korelasyonunu ve tedavi yanıtını değerlendirmedeki potansiyel katkısını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Tedavi öncesi ve sonrası Ga-68 PSMA PET/BT görüntüleme uygulanmış, total prostat spesifik antijen (tPSA) değerleri mevcut 40 hasta incelendi.Tedavi öncesi görüntülemede metastatik lezyon alanlarından en yüksek intensiteye sahip birer hedef lezyon belirlendi.Prostat bezinin ve hedef lezyonların tedavi öncesi ve sonrası görüntülemelerdeki SUVmaks,SUVmean,PSMA tümör volüm (PSMA-TV) ve total lezyon PSMA (TL-PSMA) değerleri kaydedildi.Hastaların tPSA değerlerinde ve lezyonların kantitatif değerlerinde tedavi sonrası yüzde değişimler hesaplandı.Kantitatif değişkenler arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesinde Spearman korelasyon analizi, kantitatif değerlerin karşılaştırılmasında Wilcoxon testi kullanıldı.İstatistiksel olarak p<0.05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların yaş aralığı 53-84 yaş olup, yaş ortalaması (±ss) 69±7 yaş idi.Hastaların tPSA değerleri tedavi öncesi 0,824-8211 ng/ml, tedavi sonrası 0,003-504,9 ng/ml aralığında idi.Hastaların tPSA değerleri yüzde değişimi prostat bezi ve lenf nodlarının SUVmaks,SUVmean,PSMA-TV değerlerindeki yüzde değişimler ile anlamlı korelasyon göstermezken, kemik lezyonlarının aynı parametrelerindeki yüzde değişimler ile orta düzeyde korelasyon göstermekteydi.Hastaların tPSA değerleri yüzde değişimi prostat bezi TL-PSMA değerleri yüzde değişimi ile düşük (R=0,445; p=0,006), lenf nodu TL-PSMA değerleri yüzde değişimi ile orta (R=0,500; p=0,014) ve kemik lezyonları TL-PSMA değerleri yüzde değişimi ile kuvvetli (R=0,700; p=0,004) düzeyde anlamlı korelasyon göstermekteydi.Yalnızca prostat bezinde PSMA reseptör ekspresyonu izlenen, metastaz bulgusu olmayan 16/40 hastada tPSA yüzde değişimi prostat bezi TL-PSMA değerlerindeki yüzde değişim ile kuvvetli düzeyde (R=0,711; p=0,002) korelasyon göstermekteydi.Tedavi sonrası lezyonların kantitatif değerlerinde ve tPSA değerlerinde izlenen değişim istatistiksel olarak anlamlıydı (tPSA için p<0,001). Tartışma ve Sonuç: Prostat bezi ve lenf nodlarında TL-PSMA, kemik lezyonlarında ise TL-PSMA başta olmak üzere SUVmaks,SUVmean,PSMA-TV parametreleri Ga-68 PSMA PET/BT ile tedavi yanıtının değerlendirilmesinde potansiyel öneme sahiptir.Bulgularımız bu konuda geniş hasta grupları ile yapılacak prospektif çalışmalarla doğrulanmaya ihtiyaç duymaktadır. Anahtar Kelimeler:Prostat Kanseri, PET tarama, Prostat spesifik antijen, tedavi yanıtı

Samed Eslemez
Ondokuz Mayıs University
2023
00