
4
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kardiyopulmoner baypass cerrahisinde kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanılı hasta ile kronik obstrüktif akciğer tanısı almamış hastanın karşılaştırılması
Amaç: Bu araştırmada kardiyopulmoner baypas uygulanan açık kalp cerrahisi hastalarından kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tanısı almış hastalar grubu ile KOAH tanısı almamış hasta grubunun entübasyon sürelerinin, yoğunbakımda (YB) kalış sürelerinin, plazmadaki laktat değerlerinin, enfeksiyon gelişme durumlarının karşılaştırılması ve kardiyopulmoner baypas (KPB) ile ilişkilerinin ne olduğunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, Haziran 2013 – Haziran 2015 arasında İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahi Servisinde Kardiyopulmoner Baypas eşliğinde elektif açık kalp ameliyatı olan hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Retrospektif olarak verilerin elde edildiği deneysel çalışmada KOAH tanısı almış 40 hastanın oluşturduğu deney grubu ile KOAH tanısı almamış ve 40 hastadan oluşan kontrol grubunun entübasyon süreleri, yoğunbakımda kalış süreleri, plazmada laktat değerleri, kan transfüzyonu alan ve almayan hastalarda enfeksiyon gelişme durumları incelenmiş ve bunlara ait veriler toplanarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Hem deney hem de kontrol grubu arasında yaş, ortalama x-klemp süresi ve ortalama KPB süresi bakımından anlamlı bir farklılık yoktur (p > 0,05). Deney ve kontrol gruplarına ait entübasyon süreleri (sırasıyla 327,4 ve 313,6 saat), YB kalış süreleri kontrol grubu lehine daha kısa olsa da (sırasıyla 4,2 gün ve 3,9 gün) aralarında anlamlı bir farklılık yoktur (p > 0,05). YB ilk saatte alınan plazma laktat değerlerine bakıldığında deney grubunda skorun kontrol grubuna göre daha yüksek olmasına rağmen (sırasıyla ) her iki grup arasında anlamlı bir fark yoktur (p > 0,05). İki grup arasında enfeksiyon oranları karşılaştırıldığında kontrol grubu hastaların % 12,5'inde enfeksiyon gelişmişken, deney grubu hastaların % 40'ında enfeksiyon görülmüştür. Kan transfüzyonu alan hastalar karşılaştırıldığında kontrol grubu hastaların % 16,7'sinde enfeksiyon gelişmiş (p < 0,05) diğer taraftan deney grubunda ise kan transfüzyonu alan tüm hastalarda enfeksiyon gelişmiştir (p < 0,05). Sonuç: Deney ve kontrol grupları karşılaştırıldığında, hastaların entübasyon süreleri, YB kalış süreleri, plazmada laktat değerleri açısından anlamlı farklılıklar görülmezken KPB uygulanan KOAH'lı hastaların YB sürecinde enfeksiyona daha meyilli olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Kardiyopulmoner Baypas, Plazmada Laktat, Entübasyon Süresi, Enfeksiyon
Pulmoner endarterektomi ameliyatlarında ototransfüzyon sisteminin homolog kan ve kan ürünleri kullanımı üzerine etkisi
Giriş: Uygulama oranlarına bakıldığında, açık kalp cerrahisinde kan transfüzyonunun oldukça yüksek miktarlarda kullanıldığı görülmektedir. Hastaları kan transfüzyonunun komplikasyonlarından korumak için kan koruma yöntemleri kullanmaya yönelim artmıştır. Bu araştırmanın amacı otolog kan transfüzyonu yöntemlerinden biri olan ototransfüzyon tekniğinin pulmoner endarterektomi ameliyatlarında kullanılmasının homolog kan ve kan ürünü kullanımına etkisini incelemektir. Materyal ve metod Araştırmamız Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Mayıs2016-Mayıs2017 tarihleri arasında Pulmoner Endarterektomi ameliyatı olan erişkin 40 hastada retrospektif veri incelemelerine göre yapılmıştır. Çalışmaya daha önce açık kalp ameliyatı ve Pulmoner Endarterektomi ameliyatı geçirmemiş,18 yaş ve üstü,75 yaş ve altı, hematolojik ve malignite öyküsü olmayan yetişkin hastalar dahil edilmiştir. Aynı hastanenin perfüzyon kayıtları, yoğun bakım hasta takip çizelgelerinin arşiv taraması ve veritabanı taraması verilerine dayanarak yapılmıştır. Çalışma grupları ''ototransfüzyon kanı kullanılmayan'' (Grup I ) ve ''ototransfüzyon kanı kullanılan'' (Grup II ) hastalar olarak 20'şer hastadan oluşan iki gruba ayrıldı. Bulgular Çalışma şartlarına uygunluk gösteren 40 hasta, 21(%52.5)'i erkek ve 19(47.5)'i kadın şeklinde basit randomize olarak belirlenmiştir. Araştırmada bulunan hastaların yaşları ve BSA ile ilgili istatiksel anlamlı bir fark saptanmadı (sırası ile p=0.562,p=0.130). Gruplar arasında pre-op hct değerleri arasında istatiksel anlam bulunmadı (p=0.84). Her iki grup arasında ameliyat esnasında bakılan 190C de ve 370C deki htc değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (sırası ile p=0.469, p=0.204).Grup I'deki ameliyat sırasında kan ve kan ürünü kullanımı ortalaması Grup II'den anlamlı ölçüde yüksek bulundu (p=0.00). Grup II nin post-op 6.saatteki ortalama htc değeri Grup I'e göre anlamlı yüksek bulundu (p=0.01). Gruplar arasında post-op 12. ve 24. saatlerdeki htc değerinde anlamlı fark bulunmadı (sırası ile p=0.083, p=0.468). Post-op 6. Saatte kan ve kan ürünü kullanımı Grup I'in ortalaması Grup II den anlamlı yüksek olduğu saptandı (p=0.01). Gruplar arasında post-op 12. ve 24. saatte kan ve kan ürünü kullanımı anlamlı bulunmadı (sırası ile p=0.267, p=0.324). İki grup arasında post-op 6. , 12. ve 24 saatlerdeki drenaj miktarları arasında anlamlı fark bulunmadı (sırası ile p=0.413, p=0.531, p=0.253). Sonuç Pulmoner Endarterektomi ameliyatlarında koroner aspiratör dahil edilerek kullanılan ototransfüzyon cihazı kanının kullanılmasının homolog kan ve kan ürünü kullanımını azalttığı saptandı. Ototransfüzyon ile trombositlerin ve plazmaların ayrışmasının post-op dönemde kanamaya yolaçmadığı görülmektedir. Başka ameliyatlarda yapılacak prospektif ve randomize çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kardiyopulmoner bypass, Pulmoner Endarterektomi, kan transfüzyonu, kan koruma, ototransfüzyon
İki farklı kardiyopleji solüsyonu kullanılan olguların retrospektif değerlendirilmesi
Giriş: Miyokard koruma yöntemleri açık kalp cerrahisinin temel konularından birisidir. İskemi-reperfüzyon hasarına ikincil olarak ortaya çıkan kardiyak fonksiyon bozukluğu postoperatif morbidite ve mortalite ile doğrudan ilişkilidir. Bu çalışmamızda ekstrakorporeal dolaşım sırasında uygulanan kardiyopleji yöntemleri olan modifiye Del Nido kardiyoplejisi ile tam kan kardiyoplejisi uygulamalarının kardiyak ve renal fonksiyonlar üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesini amaçladık. Materyal ve metod: Çalışmamız Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniğinde Ocak 2015-Ocak 2017 tarihleri arasında açık kalp cerrahisi uygulanmış toplam 100 hastada yapılmıştır. Hasta grupları retrospektif veri analizlerine dayalı olarak taranmıştır. Bilgiler hastaların ameliyattaki perfüzyonist kayıtlarından, ameliyat notlarından ve yoğun bakım hasta takip formlarından elde edilmiştir. Bu veriler Özel Denizli Cerrahi Hastanesi arşiv kayıtlarından ve veritabanından temin edilmiştir. Bu hastalar içerisinden 30 yaş ve üstü erişkin hastalar, elektif şartlarda ilk kez açık kalp ameliyatı olan hastalar ve aort kros klemp süresi 60 dakika ve üstü olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma grupları "Modifiye Del Nido Kardiyopleji solüsyonu" kullanılan (Grup I) ve "Tam Kan Kardiyopleji solüsyonu" kullanılan (Grup II) hastalar olmak üzere 50'şer hastadan oluşan eşit sayıda iki gruba ayrıldı. Bulgular: Hastalar kullanılan kardiyopleji solüsyonu tipine göre modifiye Del Nido kardiyoplejisi (Grup I) (n=50) ve tam kan kardiyoplejisi (Grup II) (n=50) grubu olarak eşit sayıda iki gruba ayrıldı. Araştırma kriterlerine uygun olarak seçilen 100 hasta, 56 (%56)'sı erkek ve 44 (%44)'ü kadın şeklinde basit randomize olarak seçilmiştir. Çalışmadaki hastaların yaş ortalaması 59,79 ± 11,43 olarak saptandı. İki grup arasında yaş ortalamaları açısından anlamlı fark saptanmadı (p=0.3). Hastaların ortalama kardiyopulmoner baypas(KPB) ve aortik kros klemp(AKK) süreleri sırası ile 153,50 (94 / 347) dakikave 95 (61/290) dakika olarak saptandı. İki grup arasında ortalama KPB ve AKK süreleri açısından anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla; p=0.598 ve p=0.414). Hastaların postoperatif ortalama pH değeri 7,39 ± 0,03 olarak saptandı. Hastalar baz açığı değerleri açısından değerlendirildiğinde ise tüm hastaların ortalama baz açığı -1,22 ± 1,63 olarak saptandı. İki grup arasında pH ve baz açığı değerleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla; p=0,057 ve p=0,212). İki grup arasında Diabetus mellitus(DM) ve hipertansiyon(HT) tanıları açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla; p=0.541 ve p=0.548). İki grup arasında postoperatif dönemde inotrop kullanımı, pacemaker ve defibrilasyon ihtiyacı gelişimi açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla; p=0.803, p=0.356 ve p=0.269). Hastalar pre-op ve post-op LVEF değişimlerine göre değerlendirildiğinde ise Grup I'deki LVEF değişimi Grup II'ye göre anlamlı yüksek saptandı (p<0,001). Hastalar ayrıca böbrek fonksiyon testlerindeki değişim açısından üre ve kreatinin değerlerindeki değişimler açısından değerlendirildi. İki grupta da post-op dönemde üre değerlerinde anlamlı artış olduğu saptandı (p<0,001). Grup II'deki üre artışının Grup I'den istatistiksel açıdan anlamlı şekilde daha fazla olduğu saptandı (p<0,001). Grup II'deki post-op hastalardaki kreatinin artışının Grup I'den istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Sonuç: Sonuç olarak, açık kalp cerrahisinde "modifiye Del Nido kardiyopleji solüsyonu" kullanımı, "tam kan kardiyopleji solüsyonuna" benzer klinik sonuçlara sahiptir. Bununla birlikte "modifiye Del Nido kardiyopleji solüsyonu", postoperatif dönemde "tam kan kardiyopleji solüsyonuna" göre daha iyi renal ve kardiyak koruyucu etkilere sahip olduğu görülmektedir. Bu konuda daha geniş katılımlı randomize prospektif çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar kelimeler:Kardiyopulmoner baypas, miyokard koruma, kan kardiyoplejisi, modifiye Del Nido kardiyopleji.
Koroner bypass operasyonu yapılan erişkin hastalarda kardiyopulmoner bypass sırasında vakum destekli venöz drenaj uygulamasının hemodilusyon ve postoperatif kan ürünleri kullanımı üzerine etkisi
Kardiyak operasyonların tamamına yakınında uygulanan kardiyopulmoner bypass, (KPB) kalp ve akciğerlerin fonksiyonlarının geçici olarak bir kalp akciğer makinesi (KAM) tarafından yerine getirilmesidir. Vakum destekli venöz drenaj (VDVD) ; venöz rezervuara vakum uygulaması ile venöz drenajın arttırılmasıdır. Bu çalışmanın amacı, koroner bypass operasyonu yapılan erişkin hastalarda KPB sırasında VDVD uygulamasının hemodilüsyon ve kan ürünleri kullanımı üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla ; Nisan 2016 – Mayıs 2017 tarihleri arasında kliniğimizde KPB eşliğinde izole koroner arter bypass cerrahisi uygulanan 104 hasta (ortalama yaş 65.24 ± 7.82, 75'i erkek) çalışmaya alındı . Vakum destekli venöz drenaj uygulanan 52 hasta ( Grup 1)'i uygulanmayan diğer hastalar (Grup 2)'yi oluşturdu. Hastalarda hematokrit, hemoglobin, eritrosit kullanımı, trombosit kullanımı, taze donmuş plazma kullanımı gözden geçirildi. Grup 1'e ait KPB devresindeki prime solüsyonuna ilave edilen volüm miktarı Grup 2'ye ait miktardan istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü (p = 0.012). Bu çalışmanın sonuçları , KPB eşliğinde izole koroner arter bypass cerrahisi sırsında VDVD uygulamasının intra operatif hemodilüsyonu ve kan ürünleri kullanım miktarını azalttığını düşündürmektedir. Anahtar Sözcükler: Vakum, kardiyopulmoner bypass, açık kalp cerrahisi, venöz drenaj , vakum destekli venöz drenaj , minimal invaziv ,hemodilüsyon