Düzce University
Discipline

Nursing

Düzce University

2,640

Archived Theses

22

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Depresyon tanısı almış bireylere uygulanan yönlendirilmiş imgeleme destekli psikoeğitimin depresyon, benlik saygısı ve stres düzeyine etkisi

Bu araştırma, depresyon tanısı almış bireylerde uygulanan yönlendirilmiş imgeleme destekli psikoeğitim programının bireylerin depresif belirti, benlik saygısı ve algılanan stres düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiş, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini bir devlet hastanesinin psikiyatri polikliniklerine başvuran depresyon tanısı almış hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini araştırmaya alınma ölçütlerini karşılayan 30 deney ve 30 kontrol grubu olmak üzere toplam 60 hasta oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)", "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ( RBSÖ) ve "Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ)" kullanılmıştır. Deney grubuna uygulanan yönlendirilmiş imgeleme destekli psikoeğitim programı, 8 oturum yüz yüze ve 6 oturum ses kayıtlarının dinlenmesi şeklinde toplamda 14 oturum, bireysel olarak uygulanmıştır. Yüz yüze yapılan bu oturumlarla eş zamanlı olarak, deney grubu ikinci haftadan itibaren, üç hafta boyunca, haftada iki kere araştırmacı tarafından oluşturulan ses kayıtlarını dinlemiştir. Kontrol grubuna rutin tedavilerinin haricinde herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Psikoeğitim uygulaması sonrası deney grubundaki hastaların kontrol grubundaki hastalara göre ASÖ ve BDÖ puan ortalamalarının azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Psikoeğitim uygulanan deney grubunun RBSÖ puanının kontrol grubuna göre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır (p>0.05). Yönlendirilmiş imgeleme destekli psikoeğitim programının, depresyon tanılı hastaların algılanan stres ve depresif semptom düzeylerini azaltmada etkili olduğu; benlik saygısı üzerinde etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Yönlendirilmiş imgeleme destekli psikoeğitimin, psikiyatri hemşireleri tarafından, depresyon tanılı bireylerin tedavi süreçlerine dahil edilmesi önerilmektedir.

Çiğdem Özdemir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mastektomi ameliyatı geçiren hastalarda progresif gevşeme egzersizlerinin anksiyete ve konfor üzerine etkisi

Bu araştırma, kemoterapi alan meme kanserli hastalara uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin, hastaların konfor ve anksiyete düzeyine etkisini incelemek amacıyla kontrol gruplu ön test- son test yarı deneme modeli ile yapılmıştır. Araştırma 20.07.2012 - 01.06.2013 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Yetişkin Ayaktan Kemoterapi Ünitesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini belirlenen evren içinden örneklem kriterlerine uyan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, 30 deney, 30 kontrol olmak üzere toplam 60 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 'Kişisel Bilgi Formu', hastaların anksiyete düzeylerini değerlendirmek için 'Durumluk- Sürekli Anksiyete Envanteri'(STAI) ve 'Genel Konfor Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik dağılımlar, ki-kare önemlilik testi (X2), bağımsız gruplarda t testi, eşleştirilmiş gruplarda t testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 49,06±7,96'dır. Deney grubundaki hastaların %83,3'ü (n=25), kontrol grubundaki hastaların %86,7'si (n=26) evlidir. Deney ve kontrol grubundaki hastaların durumluk anksiyete son-test puan ortalamaları deney grubunda 36,20±8,21, kontrol grubunda ise 43,43±7,96'dır. Grupların puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p=0.001). Genel konfor ölçeği son- test puan ortalamaları deney grubunda 149,53±13,92, kontrol grubunda 137,70±14,96'dır. Puan ortalamaları arasındaki farkın da istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p=0.005). Deney grubundaki hastaların ön-test durumluk anksiyete puan ortalamasının 42,26±7,49, son-test durumluk anksiyete puan ortalamasının 36,20±8,21 olduğu ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.005). Deney grubu hastalarının ön-test genel konfor puan ortalamasının 140,46 ±13,10, son-test genel konfor puan ortalamasının 149,53±13,92 olduğu, puan ortalamaları karşılaştırıldığında aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. (p=0.002). Sonuç olarak, progresif gevşeme egzersizlerinin hastaların konfor ve anksiyete düzeylerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir.

AnksiyeteAntineoplastik ajanlarEgzersiz+4
Seher Gürdil Yılmaz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Mastektomili kadınların ruhsal durumlarının incelenmesi

Araştırma, mastektomili kadınların ruhsal durumlarını incelemek amacıyla yürütülmüştür. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanan bu araştırma Mayıs 2012- Şubat 2013 tarihleri arasında Ankara il sınırları içinde 2 Kamu Hastanesinin onkoloji ve cerrahi poliklinikleri ile bir üniversite hastanesinin onkoloji kliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini mastektomili 90 kadın oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan Veri Toplama Formu ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson Korelasyon Testi, Mann Whitney U Testi ve Kruskall Wallis Testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre mastektomili kadınların % 25,6'sının 61 yaş ve üzerinde olduğu, %75,6'sının evli ve %43,3'ünün ortaöğretim mezunu olduğu belirlenmiştir. %50'sinin sol memesine mastektomi uygulandığı, %56,7'sinin mastektomi sonrası memesinin estetik görünümü için herhangi bir girişimde bulunmadığı, %53,3'ünün ameliyat sonrası aile hayatında değişiklik olduğu belirlenmiştir. Mastektomili kadınların Genel Semptom İndeksi puan ortalamasının 1,19±0,59 olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaş, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, gelir durumu, meme kanseri hakkında bilgi alma durumu, estetik görünüme yönelik girişimde bulunma durumu ile Genel Semptom İndeksi puan ortalamaları arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, Genel Semptom İndeksi puan ortalamasının 1'in üzerinde olduğunu (%52,2; n=47) ve mastektomili kadınlarda psikopatolojik bir durumun varlığını göstermektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin mastektomili kadınları psikolojik yönden de değerlendirmeleri ve uygun girişimlerde bulunmaları önerilmektedir.

MastektomiMeme neoplazmlarıMental bozukluklar+2
Ebru Arabacı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Gürültünün yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların gece uykusu ve yaşamsal bulguları üzerine etkisi

Gürültü, istenmeyen ve rahatsızlık veren ses olarak tanımlanmaktadır. Özellikle, hastane, otel ve huzurevleri gibi hassas bölgelerde gürültü düzeylerinin çok düşük olması gerekmektedir. Fakat gürültü yoğun bakım üniteleri için belirgin bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütü hasta birimlerinde ses düzeyinin gece 35 desibel gündüz 40 desibel olmasını önermektedir. Bu çalışmada gürültünün yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların gece uykusu ve yaşamsal bulguları üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın evrenini, Çukurova Üniversitesi Beyin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatan hastaların tamamı, örneklemini ise araştırmanın sınırlılıklarına uyan, 18 yaş üzeri ve araştırmaya katılmayı kabul eden 83 hasta oluşturmuştur. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 18.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmaya başlamadan önce araştırmanın yapıldığı kurumun etik kurulundan, tıp fakültesi dekanlığından ve hastane başhekimliğinden gerekli izinler alınmıştır. Verilerin toplanmasında, hastaların demografik ve uyku durumuyla ilgili verilerin yer aldığı "Hasta Tanıtım Formu", uykululuğun değerlendirilmesinde "Richard's Campbell Uyku Ölçeği", ağrı değerlendirilmesinde "Visual Analog Skala", yoğun bakımdaki gürültü seviyesini tespit etmek üzere ses seviyesi ölçer, yaşamsal bulguları ölçmek amacıyla da hasta başı monitörleri ve timpanik termometreler kullanılmıştır Araştırma sonucunda ortalama gürültü seviyesi 52.04 ± 5.75 olarak bulunmuştur. Hastaların % 75'i gürültü nedeniyle uyku problemi yaşadıklarını belirtmiş, gürültüye neden olan durumların başında alarm seslerinin geldiği, hastaların uykuyla ilgili en belirgin şikayetlerinin sık sık uyanma olduğu saptanmıştır (p>0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, Beyin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinde hastaların uyku sorunu yaşamasında etkin faktörlerin başında gelen ortam gürültüsünün ve gürültüye neden faktörlerin en aza indirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yoğun Bakım, Gürültü, Uyku, Yaşamsal Bulgular.

GürültüHastaneye yatırmaUyku+1
Gülsüm Demir
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi girişim geçiren hastalar ile aynı hastalara bakım veren hemşirelerin hemşirelik bakım algılarının karşılaştırılması

Bakım, insanın büyüme ve gelişmesinin temel bir parçası olup, her birey için yaşam boyu süren bir gereksinimdir. Bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Cerrahi kliniklerinde, cerrahi girişim geçirmiş hastalar ile aynı hastalara bakım veren hemşirelerin hemşirelik bakımı algılarının karşılaştırılması amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini araştırma ölçütlerine uyan, kurumsal ve bireysel katılım izni alınan 379 hasta ve 70 hemşire oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, hastaların demografik ve hastalıklarına ilişkin verilerin yer aldığı "Hasta Tanıtım Formu", bakım algısını ölçmede BDÖ (Bakım Davranışları Ölçeği-24) ölçeği ile hemşirelere "Hemşire Tanıtım Formu" ve BDÖ (Bakım Davranışları Ölçeği-24) ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 18.0 paket programı kullanılmıştır. Hastaların %13'ünün, hemşirelerin %63'ünün hemşirelik bakımını yetersiz buldukları, bakımı yetersiz bulma nedeni olarak her iki grupta en yüksek oranda hemşire sayısının yetersiz olduğu belirtilmiştir. Hastaların BDÖ-24 toplam puanı ortalamalarının (5,08±0,97) hemşirelerden (5,28±0,45) istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu saptanmıştır (p=0,005). Hastaların güvence 5,19±0,97 ve bağlılık 4,96±1,04 alt boyut puanlarının hemşirelerden düşük olduğu fakat arasında fark olmadığı (p=0,085 ve p=0,329), bilgi-beceri 5,13±1,0, saygılı olma 4,97±1,03, boyutlarında ise hastaların puanlarının hemşirelerin aldığı puanlardan düşük olduğu ve farkın istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olduğu (p<0,001 ve p=0,002) bulunmuştur. Sonuç olarak, hastaların hemşirelik bakımını algılama düzeylerinin, hemşirelerden düşük olduğu, hastaların daha önce cerrahi girişim geçirme ve hemşirelik bakımın yeterli bulma durumu ile hemşirelerin cinsiyet, medeni durum ve mesleği severek yapma, hemşirelik hizmetini yeterli bulma durumlarının hemşirelik bakımını algılama düzeyini etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Bakım algısı, hasta, hemşire, hemşirelik bakımı,

AlgıCerrahiHasta bakımı+4
Meryem Kılıç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki bebeklere uygulanan kanguru bakımının, bebeklerin ağrı düzeyine etkisi

Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine (YYBÜ) yatırılan zamanından önce doğan bebeklere uygulanan kanguru bakımının (KB), topuktan kan alımı sırasında oluşan ağrıyı azaltma üzerine etkisini incelemek amacıyla deneysel olarak yapıldı. Haziran 2012–Kasım 2012 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) Balcalı Araştırma ve Uygulama Hastanesi YYBÜ'nde yatan, zamanından önce doğan yenidoğan ve anneleri, araştırma evrenini, oluşturdu. Bu tarihlerde yatan, vaka seçim kriterlerine uyan toplam 45 zamanından önce doğan bebek ve annesi örneklemi oluşturdu. Bu bebekler deney (sayı: 21) ve kontrol (sayı: 24) gruplarına gelişigüzel biçimde atandı. Verilerin toplanmasında; anket formu, video kamera, monitör ve kan alma işleminde bebeğin davranışsal ve fizyolojik yanıtlarını değerlendirmek amacıyla Prematüre Bebek Ağrı Profili (PIPP) kullanıldı. Veriler Statistical Package for Social Sciences 18.0 (SPSS) paket programı kullanılarak değerlendirildi. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sayısal ölçümlerse ortalama ve standart sapma olarak özetlendi. Verilerin değerlendirilmesinde Ki kare, Mann Whitney U ve T testi kullanıldı. Yenidoğanlar 32-36 hafta arası doğumlu, kontrol grubundaki yenidoğanların %58'i deney grubundaki yenidoğanların %67'si kız bebek olup, kontrol ve deney grubunun tanıtıcı özellikleri karşılaştırıldığında her iki grupta istatistiksel olarak benzer bulundu. Araştırmada invaziv girişim öncesi PIPP skoru her iki grupta benzer (p=0.897), invaziv girişim sırasında PIPP skoru deney grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşük (p<0.001), invaziv girişim sonrasında ise PIPP skorları her iki grupta da istatistiksel olarak benzer bulundu (p=0.195). Sonuç olarak; invaziv girişimlerde zamanından önce doğan bebeklerin ağrısını azaltmada KB'nin etkili bir yöntem olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Ağrı, kanguru bakımı, prematüre, prematüre bebek ağrı profili, topuk kanı alımı.

AğrıBebek bakımıBebek-prematür+5
Sibel Tazegül
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde hipertansiyon ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi

Bu araştırma yetişkin bireylerde hipertansiyon ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını incelemek amacı ile kesitsel- analitik tipte yapılan bir çalışmadır. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeğinin; demografik özellikler ve tanımlayıcı değişkenler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterip göstermedikleri araştırılmıştır. Araştırma 01 Eylül 2013 – 01 Şubat 2014 tarihleri arasında Kahramanmaraş ilinde merkez TSM'ye bağlı Mado Aile Sağlığı Merkezine bağlı bölgede yapılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak "Anket Formu'' ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği'' kullanılmıştır. Analizlerin yapılmasında SPSS 23,0 paket programından yararlanılmıştır. Ölçeğin güvenilirlik analizlerine bakılmıştır. Çalışmada, elde edilen veriler; aritmetik ortalama, frekans dağılımı ve yüzdeleri, kruskal wallis h testi, mann whitney U testi ve korelasyon analizi yardımıyla analiz edilip yorumlanmıştır. Araştırmaya katılanların kan basıncı ölçümleri sonucunda 140 ve/veya 90 ve/veya görülme durumu kadınlarda %32.4 erkeklerde ise %31.0 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılanların boy değişkenleri incelendiğinde; katılımcıların boy ortalamasının 169.44±9.58, kilo ortalamasının 76.50±12.64, BKI 26.69±4.39 olduğu tespit edilmiştir. Ankete cevap veren katılımcıların egzersiz puanı ortalaması 10.78±3.58; beslenme puanı ortalaması 16.38±3.34; sağlık sorumluluğu puanı ortalaması 23.68±6.42; kişilerarası destek puanı ortalaması 19.08±4.09; kendini gerçekleştirme puanı ortalaması 34.76±7.14; stres yönetimi puanı ortalaması ise 17.20±4.18, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği toplam puan ortalaması 121.86±24.35'dir. Araştırmaya katılanların kendini gerçekleştirme, beslenme ve kişilerarası destek alt boyutlarının yüksek olduğu tespit edilmiş olup, en düşük egzersiz yapma alt boyutu olduğu saptanmıştır. Ayrıca tansiyon düşürücü ilaç kullanma durumuna, hipertansiyona bağlı sağlık sorunu gelişme durumuna göre tüm alt boyutlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Kan basıncı ölçümlerinde sonuçları düşük çıkanların yüksek çıkanlara göre kendini gerçekleştirme, egzersiz, kişilerarası destek, stres yönetimi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları düzeyinin daha yüksek çıktığı tespit edilmiştir (p<0.05). Kan basıncı değişkeni ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği alt boyutları arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir ( p<0.05). Yaş değişkeni ile beslenme alt boyutu hariç tüm alt boyutlar arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. ( p<0.05). Hipertansiyon tedavisinde ilacın yanı sıra yaşam biçimi şeklide önemlidir. Toplumun sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını kazanmasında, geliştirilmesinde ve uygulanmasında hemşirelere önemli roller düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, hemşire

DemografiHemşirelikHipertansiyon+3
Ebru Can Arıcı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Geriatri kanser hastasına bakım verenlerin yorgunluk düzeyi ve baş etme tutumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Şubat-Mart 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde tedavi gören geriatrik kanser hastasına bakım verenlerin yorgunluk düzeyi ve baş etme tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini geriatrik hastalara bakım verenler, örneklemini ise çalışma kriterlerine uygun olan ve bakım veren 100 aile bireyi oluşturdu. Örneklem sayısı power analizi ile hesaplandı. Araştırmanın verileri; Soru Formu, Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ) ve Baş Etme Tutumları Ölçeği (BETÖ) ile toplandı. PYÖ; dört alt boyut ve toplam yorgunluk puanı (0-10)'ndan oluşmakta ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır. BETÖ ise 15 alt boyuttan oluşmakta, alt boyutlardan alınacak puanların yüksekliği hangi başa çıkma tutumunun, kişi tarafından daha çok kullanıldığını ifade etmektedir. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında Anova, Shapiro Wilks, Tukey HSD post hoc testi ve Pearson korelasyon analizi ile değerlendirildi. Bakım verenlerin yaş ortalamasının 48,1±14,4, %50'sinin kadın, %35'inin okur-yazar veya ilköğretim mezunu olduğu, %53'ünün annesine bakım verdiği, %68'inin bakım verdiği hasta ile aynı evi paylaştığı, %50'sinin bakmakla yükümlü olduğu başka birinin de bulunduğu, %58'inin günlük 0-8 saat süre ile hastaya bakım verdiği, %37'sinin bakım verme rolü nedeniyle sağlık sorunu yaşadığı ve %65'inin bakım konusunda başkasından yardım aldığı saptandı. Bakım verenlerin toplam yorgunluk puan ortalamasının 4,4±2,4 olduğu, BETÖ alt boyutlarından en çok yararlı sosyal destek kullanımı (12,4±2,5), duygusal sosyal destek kullanımı (12,2±2,3) ve plan yapmayı (12,8±2,2) kullandıkları tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda, geriatrik kanser hastalarına bakım verenlerin yorgunluk düzeyi ve baş etme durumunun değerlendirilerek bu konuda desteklenmeleri önerilebilir.

Bakım verenlerBakım verme yüküGeriatri+6
Figen Yıldızeli
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastaların fonksiyonel durumu ve kemoterapinin yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma; kemoterapi tedavisi alan kanser hastalarının fonksiyonel durumunu ve kemoterapinin yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla, Mart–Haziran 2017 tarihleri arasında, Gaziantep onkoloji hastanesine başvuran hastalar ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Örneklemi belirlemek için yapılan güç analizi sonucu 305 kanser hastası araştırma kapsamına alındı. Veri toplama aracı olarak literatür bilgisine dayalı hazırlanan soru formu, (EORTC QLQ-C30) Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Fonksiyonel Yaşam Ölçeği kullanıldı. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) yanı sıra normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi kullanıldı. Hastaların %50,5'inin erkek, %93,8'inin evli, %71,1'inin eşi ve çocukları ile yaşadığı, %42,6'sının ilköğretim mezunu olduğu, %76,1'inin çalışmadığı ve %36,1'inin gelirinin gideri kısmen karşıladığı, %73,4'ünün hastalığını bildiği, %92,2'sinin bu bilgiyi doktordan aldığı, %66,2'sının 4.evrede olduğu, %74,4'ünün başka bir kronik hastalığının bulunmadığı, %68,5'nin ailesinde kanser tanısı alan birisinin olmadığı, %87,5'inin hastalığı nedeniyle sorumluluklarını yerine getiremediği ve %48,2'sinin aldığı tadavinin yaşamını olumsuz etkilediği saptandı. Hastaların yaş, cinsiyet, birlikte yaşadığı bireyler, medeni durum, eğitim durumu ve mesleğinin yaşam kalitesini etkilemediği tespit edildi. Hastaların EORTC QLQ-C30 ölçeği toplam puanının ve ölçeğin tüm alt boyut puan ortalamalarının düşük olduğu, en yüksek üç semptom skorunun ağrı, bulantı-kusma ve yorgunluk olduğu, fonksiyonel yaşam ölçeği toplam puan ortalamalarının ve özellikle sosyal fonksiyonlar ve gastrointestinal semptomlar alt boyut puan ortalamalarının oldukça düşük bulunduğu ve hastaların fonksiyonel durumlarının istendik düzeyde olmadığı belirlendi. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda kemoterapi alan kanser hastalarının yaşam kalitesinin ve fonksiyonel durumunun değerlendirilerek uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Kanser, kemoterapi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, hemşirelik.

NeoplazmlarYaşam kalitesiÖlçekler+1
Halime Satan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsi hastalarının tedaviye uyumları ve etkileyen faktörler

Bu çalışma; epilepsili hastaların ilaç tedavisine uyumu ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla, Mart 2017–Haziran 2017 tarihleri arasında, bir devlet hastanesinin nöroloji polikliniğine başvuran hastalar ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Örneklemi belirlemek için yapılan güç analizi sonucu 325 epilepsili hasta araştırma kapsamına alındı. 18 yaş üstü olan, iletişim kurulabilen, çalışmaya katılmayı kabul eden, epilepsi tanısıyla izlenen, antiepileptik tedavi alan, psikiyatrik sorunu olmayan tüm hastalar çalışmaya dâhil edildi. Veri toplama aracı olarak literatür bilgisine dayalı hazırlanan soru formu ve Morisky uyum ölçeği kullanıldı. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Pearson Ki-Kare ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Hastaların %58.2'sinin erkek, %28.5'inin üniversite mezunu, %32.3'ünün işsiz, %47.7'sinin hastalık süresinin 10 yıldan fazla olduğu, %40.6'sının tek ilaç kullandığı, %82.5'inin düzenli kontrole gittiği ve %59.7'sinin nöbet sıklığının ayda birden az olduğu saptandı.Hastaların %27,7'sinin yüksek, %58,5'inin orta ve %13,8'inin düşük düzeyde tedaviye uyum gösterdiği belirlendi.Hastaların yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, meslek, yaşanılan yer ve ekonomik durumunun tedaviye uyum düzeyini etkilediği tespit edildi.Ayrıca hastalık süresi, hastalıkla ilgili bilgi alma, tıbbi tedavi dışında başka bir yöntem kullanma, kontrole gitme, kullanılan antiepileptik ilacın adını ve sayısını bilme, ilaç hakkında bilgi alma, ilaçla ilgili sorun yaşandığında yapılan girişim, ilaç düzeyini ölçtürme ve son bir yılda geçirilen nöbet sayısı ile tedaviye uyum düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlendi. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda hastaların tedaviye uyum düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin analiz edilerek, olumsuzlukların giderilmesine yönelik girişimlerin yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Epilepsi, tedaviye uyum, etkileyen faktörler, hemşirelik

EpilepsiHasta uyumuHemşirelik+1
Salih Akoluk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bronkoskopi işleminde müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemenin işlemin başarısına, hasta memnuniyetine ve bazı fizyolojik parametrelere etkisi

Bu çalışma, bronkoskopi işlemi sırasında müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemenin; hastanın nabzına, oksijen satürasyonuna, kan basıncına, memnuniyetine ve işlemin başarısına olan etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma bronkoskopi endikasyonu olan ve hekimin işleme uygun gördüğü hastalar ile randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce kurumdan, etik kuruldan ve hastalardan yazılı onay alındı. Araştırmanın örneklemini her grupta 30 kişi olmak üzere toplam 60 hasta (α=0.05, 1-β=0.80) oluşturdu. Çalışma kriterlerine uygun olan hastalar basit rastgele örneklem yöntemi ile randomize edilerek, müdahale ve kontrol grubuna ayrıldı. Hasta memnuniyetini ve işlemin başarısını değerlendirmek için Visual Analog Scala/VAS kullanıldı. Müdahale grubuna bronkoskopi işlemi başlamadan beş dakika öncesinden ve işlem süresince toplam 15 dakika süre ile müzik eşliğinde rehberlikli imgelem uygulaması yapıldı. Tüm hastaların uygulama öncesi ve işlem süresince kan basıncı, nabız ve solunum hızı ve satürasyonu her beş dakikada bir kayıt edildi. Elde edilen veriler student t, Mann Whitney U ve tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ile değerlendirildi. Müdahale grubunda kontrol grubuna kıyasla; işlem sırasında ve sonunda sistolik (p<0.05), diyastolik kan basıncında daha az bir artışın yaşandığı, işlem sırasında artan nabız ve satürasyon değerinin düştüğü belirlendi. Kontrol grubunda ise; işlem sırasında sistolik, diyastolik kan basıncı artışının müdahale grubuna kıyasla daha fazla yaşandığı, benzer şekilde nabız ve solunum hızının arttığı, satürasyon değerinin düştüğü saptandı. Müdahale grubunda yer alan hastaların işlem sırasında daha az bulantı yaşadığı (p<0.05), işlem süresinin daha kısa ve işlemden memnuniyetin daha yüksek olduğu (p>0.05) belirlendi. Bu çalışma sonuçları, bronkoskopi işlemi sırasında müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemin hasta sonuçlarına olumlu katkı sağladığını ve güvenle uygulanabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Bronkoskopi, mennuniyet, müzik, yönlendirilmiş imgelem, vital bulgular

BronkoskopiHasta memnuniyetiKan basıncı+4
Cihat Aktürk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatrik bozukluğu olan hastalarda psikolojik dayanıklılık ve intihar olasılığı ilişkisi

Araştırma, psikiyatrik bozukluğu olan hasta ve sağlıklı bireylerin psikolojik dayanıklılık ve intihar olasılığını karşılaştırmak ve bu değişkenler arasındaki ilişki belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 139 psikiyatri hastası ve 141 sağlıklı bireyden oluşan toplam 280 kişi ile yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; "Kişisel Bilgi Formu", "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ)" ve "İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ)" kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS 22 programında ortalama, One Way Anova, Kruskal Wallis testi, independent samples t testi, Pearson kolerasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada intihar olasılığının psikiyatri hastalarında daha yüksek olduğu, psikolojik dayanıklılığın sağlıklı bireylerde psikiyatri hastalarından olumlu olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir. İOÖ alt ölçekleri olan umutsuzluk, düşmanlık ve intihar düşüncesi alt ölçekleri ile YPDÖ alt ölçekleri olan yapısal stil, gelecek algısı, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlilik ve sosyal kaynaklar arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). İOÖ alt ölçeği olan olumsuz kendilik değerlendirmesi ile YPDÖ alt ölçeği olan yapısal stil, gelecek algısı, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlilik ve sosyal kaynaklar arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmamız psikolojik dayanıklılık düzeyi düşük olan hastaların intihar etme riskinin daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

Mental bozukluklarPsikiyatrik hemşirelikPsikolojik dayanıklılık+1
Ahmet Çapar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri ile hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi

Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri, hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi-Ahmet Şireci Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) polikliniğinde madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 309 hasta örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) ve Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Hastaların ilk kez madde kullanımına ortalama 19.68±6.69 yaşında başladığı, son bir yıl içerisinde en çok kullanılan maddenin esrar olduğu, hemen hemen hergün kullanılan maddenin ise eroin olduğu belirlenmiştir. Madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamları üzerine olumsuz etkileri değerlendirildiğinde; hastaların madde kullanımı nedeniyle çalışma yaşamlarının (madde kullanmadan önce çalışma oranı %76.1 iken, madde kullanımı sonrası %31.1'e düştüğü), %19.4'ünün eğitim hayatının, %44'ünün ekonomik durumunun olumsuz etkilendiği, boşanma oranının arttığı, %41.7'sinin beden sağlıklarının bozulduğu, %81.9'unun cinsel isteklerinin azaldığı, %25.2'sinin madde etkisi altındayken yanlış cinsel deneyim yaşadıkları, %19.1'inin bulaşıcı hastalığa yakalandıkları, %69.6'sının şiddet davranışında bulunduğu, %49.2'sinin madde kullanımı sebebiyle intihara teşebbüs ettikleri belirlenmiştir. Bu çalışmada hastaların ÇUÖ toplam puan ortalaması 76.65+32.48, KİDÖ ise 1.93±0.80 olarak bulunmuştur. Bu sonuca göre hastaların çift uyumlarının olumsuz olarak etkilendiği ve işlevselliklerinin de bozulduğu görülmektedir. Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamlarını birçok açıdan olumsuz etkilediği, hastaların işlevselliklerinin ve evlilik uyumlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaşam standartlarını, çift uyumlarını ve işlevselliklerini artırmak amacıyla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilir.

EvlilikEvlilik uyumuGaziantep+5
Esra Sancar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fabrika işçilerinin ergonomiye bakışının benlik saygısı ile etkileşimi

Araştırma Gaziantep ilindeki çeşitli fabrikalarda çalışan işçilerin benlik saygısını etkileyen bazı sosyo-demografik faktörleri belirlemek, ergonomik şartları ortaya koyarak benlik saygısı ile etkileşimi açısından değerlendirilerek iş başarısını yükseltmek amaçlanmaktadır. Tanımlayıcı nitelikteki araştırmanın evrenini Gaziantep ilindeki Gürteks fabrikalarında çalışan toplam 1475 işçi oluşturmuştur Küme örneklem yöntemiyle yapılan araştırmanın örneklemini Haziran-Eylül 2014'te araştırmaya katılmayı kabul eden 755 işçi oluşturmuştur. Analizde SPSS 16.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan işçilerin sosyodemografik ve ergonomik çalışma özelliklerini belirten anket ve Rosenberg benlik saygısı ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan işçilerin %38.3'ünün 26-30 yaş aralığında, %97.2'sinin erkek, %82.8'inin evli, %70.7'sinin çocuklu, %75.2'sinin lise mezunu olduğu saptanmıştır. İşçilerin %82.3'ünün gelirinin giderinden az olduğu, %86'sının vardiyalı çalışmakta olduğu, %65.3'ünün fazla mesai yapmakta olduğu, %84.1'inin yaptığı işin değeri kadar ücret almadığı, %17.9'unun çalışma saatleri dışında ek iş yapmakta olduğu saptanmıştır. İşçilerin %40.4'ünün işyerinde sorun yaşadığı, %73.2'sinin çalışma saatleri içinde psikolojik tükenmişlik hissettiği, %30.9'unun işyerinde kas iskelet sistemi sorunları yaşadığı saptanmıştır. İşçilerin %62.3'ü iş kazalarına karşı işyerinde önlem alınmadığını, %26.6'sı iş kazasına maruz kaldığını belirtmiştir. İşçilerin %75.4'ünün ergonomik çalışma ortamının olmadığı, %43'ünün aydınlanma, %78.5'inin ısınma, %87.4'ünün gürültü ile ilgili ergonomik sorunlar yaşadığı saptanmıştır. İşçilerin %52.5'inin benlik saygısı orta seviye olduğu bulunmuştur. İşçilerin büyük bir çoğunluğu işyerinin ergonomik çalışma standartlarına uygun olmadığını, yarısından fazlası kullanılan araç ve gereçlerin ergonomik olmadığını, yarısından fazlasının benlik saygısının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. İşçilerde ergonomi gibi benlik saygısını olumsuz etkileyen unsurların tespit edilip bu yönde gerekli olan önlemlerin alınması, çalışanların sosyal açıdan ve ergonomik açıdan desteklenerek kendine olan çalışma güveni ve benlik saygıları arttırılmalıdır. Anahtar kelimeler: İş sağlığı ve Güvenliği, Ergonomi, Benlik saygısı, İş kazası

Benlik saygısıErgonomiKazalar+5
Burak Yeşilyurt
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Roy adaptasyon modeline göre verilen eğitimin hemodiyaliz hastalarının stres, psikososyal uyum ve öz bakım gücüne etkisi

Araştırma, ayaktan hemodiyaliz tedavisi gören hastalara Roy Adaptasyon Modeline göre verilen eğitimin hastaların stres, psikososyal uyum ve öz bakım gücüne etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Evreni; 01 Eylül- 30 Kasım 2016 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hemodiyaliz Bölümünde tedavisi süren 80 diyaliz hastası oluşturdu. Araştırmanın örneklemini 40 kontrol, 40 deney olmak üzere evrenin tamamındaki hastalar oluşturdu. Deney grubuna Roy Adaptasyon Modeline göre eğitimlerde bulunulurken, kontrol grubunun eğitimi hemodiyaliz kliniğindeki hemşireler tarafından yapıldı. Ön test verileri için deney ve kontrol grubuna tanıtıcı bilgi formu, kronik diyaliz hastalarının hastalıklarına yönelik öz-bakım gücünü değerlendirme ölçeği, hemodiyaliz stresör ölçeği ve hastalığa psikososyal uyum öz-bildirim ölçeği uygulanarak toplandı. Ön testten sonra deney grubundaki hastaların eğitim gereksinimleri belirlenip evlerinde ve klinikte ayda iki defa olmak üzere toplamda 6 kez eğitim yapıldı.Her ayın sonunda deney grubuna aynı veri toplama araçları uygulanarak ara test verileri toplandı. Ara testlerden 2 hafta sonra ölçümler tekrarlanarak son test verileri elde edildi ve hazırlanan eğitim kitapçığı çalışma sonunda hastalara verildi. Kontrol grubuna ara testler uygulanmadı ve son test verileri ise herhangi bir girişim yapılmaksızın deney grubunun son test verileriyle beraber toplandıktan sonra bu gruba da eğitim kitapçığı verildi. Deney ve kontrol gruplarının ön test karşılaştırmalarında; deney grubundaki hastaların öz bakım gücünü değerlendirme ölçeği alt boyutlarından olan hijyenik bakım puan ortalaması (5.0±1.0), kontrol grubunda ise; hastalığa psikososyal uyum öz bildirim ölçeği alt boyutlarından sağlık bakımına oryantasyon (7.8±4.5), mesleki çevre (10.8±3.3) , aile çevre (9.8±5.3), seksüel ilişki (10.7±4.1), geniş aile ilişkileri (4.9±3.5), sosyal çevre (7.8±4.6), ve ölçek toplam puanı (60.7±21.1) anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Deney grubunun tekrarlı ölçümlerinde ise öz bakım gücünü değerlendirme ölçeği alt boyutlarından kendini izleme haricindeki tüm alt boyutlar anlamlı şekilde pozitif yönde ilerleme sağlanmıştır (p<0.05). Deney ve kontrol gruplarının son test karşılaştırmalarında ise, öz bakım gücünü değerlendirme ölçeği alt boyutlarından ruhsal durum haricindeki tüm alt boyutlar deney grubunda anlamlı şekilde istendik yönde değişim göstermiştir. Bu bulgular çalışmanın; Hemodiyaliz hastalarına Roy Adaptasyon Modeline göre verilen eğitimin hastaların stres düzeyini azaltmada, psikososyal uyum ve öz bakım gücünü arttırmada etkili olmuştur. Hemodiyaliz hastalarıyla çalışan hemşirelerin hasta eğitiminde Roy Adaptasyon Modeline göre eğitim vermeleri, eğitim etkinliğini değerlendirme araçları olarak da söz konusu ölçekleri uygulamaları önerilir. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, Roy Adaptasyon Modeli, Stres, Özbakım Gücü, Psikososyal Uyum, Hemşirelik.

GerilmeHasta eğitimiHasta uyumu+3
Emine Kılıç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tedavisine yönelik tutum anketinin (ebeveyn form) Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliği

Bu çalışma Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB) tedavisi alan çocukların ebeveynlerinin tedaviye yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla geliştirilen "Tedaviye Yönelik Tutum Anketi (Ebeveyn Formu)" nin Türkçe Formunun Geçerlilik Güvenilirliğini belirlemek için yapılmıştır. Çalışma metodolojik olarak gerçekleştirilmiştir. Veri toplanmasında Ferrin ve ark (2012) tarafından geliştirilen "Questionnaire on Attitudes Towards Treatment" (QATT), Maite Ferrin' den izin alınarak kullanılmıştır. Araştırmanın evreni Gaziantep'te yaşayan Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Çocuk Psikiyatri polikliniğine başvuran DSM V tanı kriterlerine göre DEHB tanısıyla izlenen çocuğun gönüllü 175 ebeveyninden oluşmuştur. Ölçeğin dil eşdeğerliği sağlandıktan sonra, uzmanlardan kapsam geçerliliği için görüş alınmıştır. Test-tekrar test güvenirliği için aynı örneklemden 30 kişiye 15-21 gün sonra tekrar ölçek uygulanmıştır. Principal compenent faktor analizi ile ölçeğin yapı geçerliliğine bakılmıştır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tedavisine Yönelik Tutum Anketinin (ebeveyn form) Türkçe versiyonunun cronbach α güvenilirlik katsayısı 0.80 olarak bulunmuştur. Ölçeğin test tekrar test puan korelasyonu 0.85 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tedavisine Yönelik Tutum Anketinin DEHB olan çocukların ebeveynlerinin tedaviye yönelik tutumlarını ölçmede geçerli ve güvenilir olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlilik, Güvenilirlik, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Tutum, Hemşirelik

AnketlerGüvenilirlik ve geçerlilikHemşirelik+3
Ayşegül Kömür
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda müzik terapinin ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntı semptomları üzerine etkisi

Müzik, çeşitli kronik ve ilerleyici hastalıkları olan hastalarda bir çok semptomu hafifletmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışmada, müzik terapinin hemodiyaliz sonrasında gelişen ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntı semptomları üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Nisan - Eylül 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Hastanesinin hemodiyaliz ünitesinde tedavi gören 34 hasta oluşturdu. Araştırmanın yapılabilmesi için Etik Kurul izni alındı. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu ile ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntı semptomlarının değerlendirilmesi için Visuel Analog Scale (VAS) kullanıldı. Hemodiyaliz tedavisi öncesi ve sonrasında hastaların nabız ve sistolik-diyastolik kan basıncı verileri kaydedildi. Hastalara 30 dk canlı Türk Sanat müziği dinletildi. Araştırma verileri SPSS 22.0 (Statistical Package for The Social Sciences, Chicago, IL) programı kullanılarak değerlendirildi. Hastaların değişkenleri dikkate alınarak sayı ve yüzde, ortalama ve standart sapma, hemodiyaliz öncesi ve sonrasında temel karakteristikler açısından fark olup olmadığını karşılaştırırken ki kare analizi ve independent-t test uygulandı. Anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alındı. Bu çalışmada kaval ile sunulan canlı Türk müziğinin hemodiyaliz tedavisi alan hastaların ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntı semptomlarını azalttığı görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda hemodiyaliz hastalarında ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntıyı azaltmada müzik terapi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, anksiyete, hemodiyaliz, kaşıntı, müzik terapi, yorgunluk.

AnksiyeteAğrıKaşıntı+4
Ayla Aydın
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliği tanısı alan diyabetik veya hipertansif hastalara hemşire tarafından verilen eğitimin bazı parametrelere ve yaşam kalitesine etkisi

ÖZET KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ TANISI ALAN DİYABETİK VEYA HİPERTANSİF HASTALARA HEMŞİRE TARAFINDAN VERİLEN EĞİTİMİN BAZI PARAMETRELERE VE YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ Ayşe ŞAHİN Yüksek Lisans Tezi, Hemşirelik Anabilim Dalı İç Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Programı Tez danışmanı Doç. Dr. Özlem OVAYOLU Şubat 2018 84, sayfa Bu araştırma, kronik böbrek yetmezliği (KBY) tanısı alan diyabetik veya hipertansif hastalara hemşire tarafından verilen eğitimin bazı parametrelere ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile hesaplanarak belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri soru formu ve Kidney Disease Quality Of Life SF-36 (KDQOL-36) ölçeği ile toplandı. KDQOL beş alt boyut içermektedir. Her boyutta puanlar 0 ve 100 arasında değişmektedir. Yüksek puan yaşam kalitesinin yükseldiğini göstermektedir. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda her iki gruba soru formu ve KDQOL uygulandı. Müdahale grubundaki hastalara eğitim kitapçığı temel alınarak eğitim verildi. Ayrıca hastalar telefon ile aranarak sonuçları hakkında bilgilendirildi ve eğitimin tekrarı sağlandı. Kontrol grubuna ise, kliniğin rutini dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Araştırmadan elde edilen veriler ki-kare. Student t, Mann whitney U, Freidman ve paired t testleri ile analiz edildi. Eğitim sonrası kan parametreleri açısından kalsiyum dışında her iki grup arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlendi. Ancak eğitim sonrasında müdahale grubunun yaşam kalitesi tüm alt boyut puan ortalamalarının yükseldiği (p<0.05), kontrol grubunda ise semptom alt boyutu dışında tüm alt boyut puan ortalamalarının düştüğü görüldü. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda, diyabetik veya hipertansif KBY hastalarına eğitim verilerek yaşam kalitelerinin yükseltilmesi ve uzun süreli takiplerle klinik göstergelerinin değerlendirilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, eğitim, hemşire, hipertansiyon, kronik böbrek yetmezliği, yaşam kalitesi.

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+6
Ayşe Şahin
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda yatan ve nazogastrik tüp ile beslenen geriatrik hastalara uygulanan abdominal masajın bazı parametrelere etkisi

YOĞUN BAKIMDA YATAN ve NAZOGASTRİK TÜP İLE BESLENEN GERİATRİK HASTALARA UYGULANAN ABDOMİNAL MASAJIN BAZI PARAMETRELERE ETKİSİ Onur ÇETİNKAYA Yüksek Lisans Tezi, Hemşirelik Anabilim Dalı İç Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Programı Tez danışmanı Doç. Dr. Özlem OVAYOLU Mayıs 2018, 57 sayfa Çalışma yoğun bakımda yatan ve nazogastrik tüp ile beslenen geriatrik hastalara uygulanan abdominal masajın bazı parametrelere etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce gerekli tüm izinler alındı. Çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı ve nütrisyon ekibinin belirlediği miktar ile beslenmeye başlandı. Besin toleransı; Gastrik Rezidüel Volüm (GRV) ölçümü sonucunda aspire edilen mide içeriğinin, hastaya bir önceki öğünde verilen besin miktarının yarısından az olması ve diyetisyenin belirlediği hedef kaloriye ulaşması şeklinde belirlendi. Her beslenme öğünü öncesinde her iki gruptaki hastaların; GRV, karın çevresi ölçümü ve karın muayenesi yapıldı ve hastalar distansiyon, kusma, defekasyon varlığı açısından değerlendirildi. Müdahale grubundaki hastalara beslenme öğününden önce günde iki defa (saat 11:00 ve 19:00) 15–20 dakika süre ile abdominal masaj uygulandı. Hastalar, besin toleransı geliştikten sonraki üç günü de kapsayacak şekilde toplamda altı gün boyunca izlendi. Araştırmanın verileri soru formu ve GRV izlem formu ile toplandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde; Shaphiro Wilk, Student t, Mann whitney U, Willcoxen, Ki-kare, Mc Nemar, Kappa testleri kullanıldı. Hastalar birinci ve altıncı gün takipleri açısından kıyaslandığında; müdahale grubundaki hastaların %81.5'inde izlem sonunda defekasyon gerçekleştiği, hastaların hiç birinde distansiyon, kusma ve GRV artışı olmadığı belirlendi (p<0.05). Kontrol grubunda ise; altıncı günde GRV'de anlamlı artış olduğu, hastaların %29.6'sında distansiyon gözlendiği ve hastaların sadece %33.3'ünde defekasyon gerçekleştiği saptandı. Abdominal masajın GRV fazlalığını ve distansiyon görülme sıklığını azalttığı, defekasyon sıklığını ise arttırdığı görüldü. Anahtar kelimeler: Abdominal masaj, geriatri, nazogastrik tüp, yoğun bakım, hemşirelik

AbdomenEnteral beslenmeEntübasyon-gastrointestinal+4
Onur Çetinkaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarına uygulanan kriyoterapinin fistül iğne girişi sırasındaki invaziv ağrıya etkisi

Çalışma hemodiyaliz (HD) hastalarında kriyoterapinin damara giriş esnasında oluşan ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla, 2 Kasım-30 Aralık 2017 tarihlerinde randomize, kontrollü ve yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile hesaplanarak belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (40) ve kontrol (40) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri; Soru Formu ve Visuel Analog Skala (VAS) ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara; fistüle iğne girişinden bir dakika önce başlayarak iğne girişi tamamlanıncaya kadar (ortalama 1-2 dakika) kriyoterapi uygulaması yapıldı. Bu işlem aynı hastaya üç ardışık HD seansında uygulandı ve her iğne girişi sonrasında hastaların ağrı düzeyi VAS ile değerlendirildi. Kriyoterapi işlemi 13x27 cm boyutundaki soğuk jel kompres ile fistülün bir cm'lik üst kısmına araştırmacı tarafından uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara kliniğin rutini dışında girişim yapılmadı ve bu gruptaki hastaların iğne girişi sırasındaki ağrıları üç ardışık HD seansının sonunda VAS ile ölçüldü. Araştırmadan elde edilen veriler ki-kare, Student t, Mann whitney U ve Fredman testleri ile analiz edildi. Müdahale grubunun kriyoterapi uygulaması öncesi 3,5±0,2 olan ağrı puan ortalamasının, uygulama sonrası birinci HD seansı sonrası 2,3±0,2'ye, ikinci HD seansı sonrası 2,1±0,2'ye ve üçüncü HD seansı sonrası 1,5±0,1'e düştüğü belirlendi (p>0.05). Kontrol grubunda 3,0±0,3 olan ağrı puan ortalamasının birinci HD seansı sonrası 2,3±0,2'ye, ikinci HD seansı sonrası 2,2±0,2'ye ve üçüncü HD seansı sonrası 1,8±0,2'ye düştüğü belirlendi (p>0.05). Müdahale ve kontrol grubunun dört farklı zamanda elde edilen ağrı puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, HD hastalarının damar girişimi sırasında yaşadıkları ağrının azaltılmasında kriyoterapinin kullanılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Ağrı, hemodiyaliz, hemşirelik, kriyoterapi

AğrıAğrı ölçümüBöbrek yetmezliği-kronik+4
Pınar Çekiç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğu olan bireylerin depresyon ve umutsuzluk düzeyleri ile algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu araştırma, engelli çocuğu olan bireylerin depresyon ve umutsuzluk düzeyleri ile algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı olarak 15 Şubat-15 Ekim 2017 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın evrenini, T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı Gaziantep' te bulunan kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesi' ne engelli çocuğu için yatarak veya ayaktan tedavi görmek için başvuran bireyler oluşturdu. Örneklem sayısı power-güç analizi ile hesaplanarak 200 olarak belirlendi. Çalışma kriterlerine uygun olan 205 birey çalışmaya dahil edildi. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Beck Depresyon Ölçeği", "Beck Umutsuzluk Ölçeği" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'' ile toplandı. Araştırmaya katılan engelli çocuğu olan bireylerin ölçek toplam puan ortalamaları; Beck depresyon ölçeği 21,53±12,82, Beck umutsuzluk ölçeği 9,21±4,75, Çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği 44,72±15,72 olarak saptandı. Depresyon düzeyi yüksek olan bireylerin umutsuzluk düzeylerinin yüksek (r=0,594, p=0,000), umutsuzluk düzeyleri yüksek olan bireylerin algıladıkları sosyal desteğin düşük olduğu (r=-0,149, p=0,033), depresyon düzeyleri yüksek olan bireylerin algıladıkları sosyal destek düzeylerinin düşük olduğu (r=-0,128, p=0,068) saptandı. Bireylerin depresyon, umutsuzluk ve algıladıkları sosyal destek düzeyleri ile engelli çocuklarının bakımlarını karşılayabilme ve çocuklarıyla yeterince ilgilenebilme durumları arasında istatistiksel anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0,05). Engelli çocuğa sahip bireylerin depresyon ve umutsuzluk yaşadıkları, yakın çevrelerinden sosyal destek göremedikleri belirlendi. Engelli çocuğa sahip olan bireylerin sosyal destek sistemleri artırılarak depresyon ve umutsuzluk düzeylerinin azaltılması sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Engelli çocuğu olan birey, Engelli çocuk, Depresyon, Umutsuzluk, Algılanan sosyal destek.

Algılanan sosyal destekAna-babaBeck Depresyon Ölçeği+7
Melek Aytekin
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocukların annelerinin anksiyete, depresyon ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin belirlenmesi

Bu araştırma Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanılı çocukların annelerinin depresyon, anksiyete ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Nisan- Ağustos 2017 tarihleri arasında Gaziantep il merkezindeki bir devlet hastanesine ayaktan tedavi edilmek üzere başvuran DEHB tanılı çocukların anneleri oluşturdu. Örneklem sayısı yapılan power güç analizine göre 54 olarak belirlendi. Araştırma 163 anne ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında "Bireysel Bilgi Formu", "Zung Depresyon Ölçeği", "Beck Anksiyete Ölçeği" ve "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde Shapiro Wilk testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD çoklu karşılaştırma testleri, Kruskal Wallis testi ve All pairwise çoklu karşılaştırma testleri kullanıldı. Annelerin ölçek toplam puan ortalamaları Zung Depresyon Ölçeği için 50.70±11.17, Beck Anksiyete Ölçeği için 17.41±11.05, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği için 116.68±19.74 olarak bulundu. DEHB tanılı çocukların annelerinin anksiyete ve depresyon düzeylerinin hafif, psikolojik dayanıklılıklarının ise iyi düzeyde olduğu belirlendi. Annelerin ruhsal hastalık durumu ve çocuğun çevre uyumu ile Zung Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Psikiyatri hemşirelerinin, annelerin anksiyete ve depresyon durumlarını değerlendirme, gerekli durumlarda yönlendirme yapma, annelerin psikolojik dayanıklıklarını artırma ve baş etme becerilerini geliştirme konusunda katkıları olabilir.

AnksiyeteAnnelerDepresif bozukluk+5
Kübra Abacı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İntihar girişiminde bulunan bireylerde yaşam tutumunun ve bilişsel çarpıtmaların baş etme stillerinin yordayıcısı olarak incelenmesi

Çalışma, intihar girişiminde bulunan bireylerin yaşam tutumlarının ve bilişsel çarpıtmalarının baş etme yöntemlerine yordayıcı etkisinin olup olmadığını araştırmak amacıyla, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesine intihar girişimi nedeniyle başvuran hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan toplam 100 hasta ise örneklemi oluşturmuştur. Veriler, 'Kişisel Bilgi Formu', 'Yaşam Tutum Profili Ölçeği (YTPÖ)', 'Düşünce Özellikleri Ölçeği (DÖÖ)', 'Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ)' ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, aritmetik ortalama ve standart sapma, korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır. Hastaların YTPÖ puan ortalaması, 87.50±22.70, DÖÖ puan ortalaması 106.81±14.54 olarak saptanmış olup, hastalar en çok SBÇTÖ'nün alt boyutu olan çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım baş etme stratejilerini kullanmıştır. Hastaların bilişsel çarpıtmaları ve yaşam tutumları, stresle başa çıkma stratejilerinin anlamlı yordayıcıları olduğu belirlenmiştir (p˂0.001, p˂0.05). Sonuç olarak, intihar girişiminde bulunan hastaların oldukça yüksek düzeyde bilişsel çarpıtmaları kullandıkları, stresle baş etmede etkisiz baş etme yöntemlerinden olan çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşıma daha fazla başvurdukları ve yaşam tutumlarının olumsuz olduğu belirlenmiştir. Hastaların kullandığı bilişsel çarpıtmaların ve yaşam tutumunun stresle baş etme stratejilerini anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Hastaların tedavi sürecine etkili baş etme stratejilerini geliştirici, bilişsel çarpıtmalarını azaltıcı ve yaşama yönelik olumlu tutum geliştirmeleri için psikoterapötik hizmetlerin verilmesi katkı sağlayacaktır.

Biliş bozukluklarıBilişsel çarpıtmaStres+5
Kübra Erdem
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin üniversite yaşam kalitesi ve akademik öz yeterlikleri

Öğrencilerin kaliteli bir üniversite hayatı geçirmeleri, akademik özyeterlik seviyeleri ile yakından ilişkilidir. Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinin üniversite yaşam kalitesi ve akademik öz yeterliklerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel türde yapılmıştır. Evrenimizi, Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik bölümünde 2016-2017 eğitim öğretim yılında eğitim gören 920 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Örneklem sayısı ise; 1000 kişilik evren için α 0.05 örneklem büyüklüğü, ± 0.03 örneklem hatası(d) ile p=0.5, q=0.5 için belirlenen minimum örneklem büyüklüğü olan 416 öğrenci olarak hesaplanmıştır. Örneklemi ise; tabakalama örnekleme yöntemi ile her sınıf tabaka kabul edildikten sonra her bir tabaka ağırlığına orantılı olarak örneklem sayısı ve öğrenciler belirlenmiştir. Araştırmaya 1.sınıflardan 144 öğrenci, 2.sınıflardan 172 öğrenci, 3.sınıflardan 131 öğrenci, 4.sınıflardan 66 öğrenci katılmıştır. Araştırma toplam 513 öğrenci ile tamamlanmıştır. Veriler; Tanıtıcı Özellikler Formu, Akademik Öz Yeterlik Ölçeği ve Üniversite Yaşam Kalitesi Ölçeği ile toplanmıştır. Öğrencilerin akademik öz yeterlik puanı 18.6±3.5, üniversite yaşam kalitesi ölçeğinin öğretim elemanı-öğrenci iletişimi alt boyutu puanı 14.0±4.2, kimlik alt boyutu puanı 14.0±4.1, sosyal olanaklar alt boyutu puanı 14.6±3.0, kararlara katılım alt boyutu puanı 16.5±4.5, öğrenci-öğrenci iletişimi alt boyutu puanı 12.6±3.5, gelecek alt boyutu puanı 9.3±3.1, sınıf ortamı alt boyutu puanı ise 13.1±2.6 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin akademik öz yeterlilik düzeyi ile üniversite yaşam kalitesi alt boyutlarından; öğrenci- öğretim elamanı iletişimi (r=.018,p=0.000), sosyal olanaklar (r=.261,p=0.000), gelecek (r=.244,p=0.000), sınıf ortamı (r=.203,p=0.000) ve toplam puan ortalamaları (r=.262,p=0.000) arasında pozitif yönlü, anlamlı ve zayıf bir ilişki bulunmaktadır. Sonuç olarak; öğrencilerin akademik özyeterlik puanları ve üniversite yaşam kalitesi puanları ortalamanın üzerinde bulunmuştur. Söz konusu alanlardan alınan puanların birbiri ile pozitif yönde bir ilişki içinde olduğu saptanmıştır.

Akademik başarıAkademik yetkinlikHemşireler+5
Adem Avci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarına uygulanan acupressure'un yorgunluğa etkisi

Bu çalışma multiple sklerozu olan hastalara uygulanan akupresürün yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla, randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Çalışma öncesinde etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı. Çalışmanın verileri soru formu ve yorgunluk ölçeği ile toplandı. Ölçekte patolojik yorgunluk için kesme değeri dört ve üstü olup, toplam skorun (maksimum 7) yüksekliği yorgunluğun arttığını göstermektedir. Çalışma sırasında kontrol grubu rutin tedavisini alırken, müdahale grubuna rutin tedavisi ile birlikte, sertifikalı akupresür eğitimi alan araştırmacı tarafından haftada üç kez, toplam dört hafta, Li4, ST36 ve SP6 noktaları kullanılarak akupresür uygulandı. Bu sürecin sonunda her iki grubun yeniden yorgunluk düzeyi değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde, Shaphiro Wilk, Student t, Mann Whitney U, ANOVA-LSD, Ki-kare, Allpairwise, Kruskal Wallis testleri kullanıldı. akupresür uygulaması sonrası müdahale ve kontrol grupları arasında yorgunluk puan ortalamaları açısından anlamlı farklılık olduğu görüldü (p< 0,05). Çalışmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; MS'e bağlı yaşanan yorgunluğun azaltılması için akupresürün uygulaması konusunda MS hastalarına eğitim verilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Akupresür, hemşirelik, multiple skleroz, yorgunluk

AkupresürHemşirelikMultipl skleroz+2
Meltem Sungur
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin empati düzeylerine göre kültürlerarası duyarlılıkları

Türkiye'de yaşanan yoğun göç süreci; ekonomik, sosyal, sağlık ve kültürel sorunları beraberinde getirmektedir. Bu kapsamda hemşireler de uygulama alanlarında farklı kültürlerden gelen bireylere bakım verirken farklı sorunlarla karşılaşabilmektedir. Bu doğrultuda etik sorunların yaşanmaması için bakım verilen grubun hastalık ve sağlığı nasıl algıladığını ve buna nasıl tepki verdiğini kavramak oldukça önemlidir. Bu nedenle bu araştırma, yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin empati düzeylerine göre kültürlerarası duyarlılıklarını belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini Gaziantep'te yer alan bir kamu hastanesinde görev yapan hemşireler oluşturdu. Çalışmada örneklem seçimine gidilmeden, evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi ve araştırma 203 hemşire ile tamamlandı. Veriler soru formu, Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği (KDÖ) ve Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) ile toplandı. KDÖ; Bulduk ve ark. tarafından Türkçe'ye uyarlanarak geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Ölçek; iletişimde sorumluluk, kültürel farklılıklara saygı, iletişimde kendine güvenme, iletişimden hoşlanma, iletişimde dikkatli olma alt boyutları ve toplam puandan oluşmaktadır. Ölçekten alınabilecek en düşük toplam puan 24, en yüksek toplam puan 120'dir. Ölçekten alınan toplam puanın artması kültürlerarası duyarlılık düzeyinin arttığını göstermektedir. EEÖ ise; kişilerin günlük yaşamda empati kurma düzeyini ölçmek amacıyla Dökmen tarafından 1988 yılında geliştirilmiştir. Ölçekten alınacak puan 20 ile 100 arasında olup, puanın yüksek olması, empatik eğilimin yüksek olduğunu, düşük olması empatik eğilimin düşük olduğunu gösterir. Araştırmadan elde edilen veriler Student t, One Way Anova ve Kruskal Wallis testleri ile değerlendirildi. Hemşirelerin %35,5'inin 26-33 yaş grupları arasında, %65,0'ının lisans mezunu olduğu, %37,9'unun meslekte 10-20 yıldır, %52,2'sinin nöbet-vardiya şeklinde çalıştığı, %59,6'sının mesleği isteyerek seçtiği, %45,8'inin 0-3 yıldan beri yabancı uyruklu hastalara bakım verdiği ve bu süreçte %97,0'ının sorun yaşadığı belirlendi. KDÖ alt boyut puan ortalamalarının sırasıyla; iletişimde sorumluluk 24,8±4,5, kültürel farklılıklara saygı 21,7±3,7, iletişimde kendine güvenme 16,4±3,5, iletişimden hoşlanma 10,9±2,3, iletişimde dikkatli olma 10,6±2,2 ve toplam puan ortalamasının 84,9±11,2 olduğu saptandı. EEÖ toplam puan ortalamasının ise 67,3±8,6 olduğu görüldü. Hemşirelerin empatik eğilim düzeyi ile kültürlerarası duyarlılık düzeyleri arasında, pozitif yönde istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlılık olduğu belirlendi. Sonuç olarak bu çalışmada yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin empatik eğilim ve kültürlerarası duyarlılığının "orta düzeyin üzerinde" olduğu, empatik eğilim arttıkça kültürlerarası duyarlılığın da arttığı görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda; yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin bu süreçte yaşayabileceği sorunların yönetimi konusunda desteklenmesi önerilebilir.

Bakım verenlerEmpatiHastalar+7
Haydar Çevik
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

1-8 aylık bebeği olan annelerin emzirme ve doğum şeklinin maternal bağlanmaya etkisi

Bu araştırma, 1-8 aylık bebeği olan annelerin emzirme ve doğum şeklinin maternal bağlanmaya etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kesitsel türde olan bu araştırmanın evrenini 01.08.2017-31.09.2017 tarihleri arasında Şırnak Devlet Hastanesine başvuran 1050 anne oluşturmuştur. Minimum örneklem büyüklüğü power analiziyle belirlenen 110 anne olarak belirlenmiş ancak çalışma 1-8 aylık bebeği olan, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü, okuma yazma bilen 252 anne ile yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Formu ve "Maternal Bağlanma Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Annelerin maternal bağlanma düzeyi ile tanıtıcı özellikleri incelendiğinde; kendi anneleri (97.3±6.0) ve babaları (97.4±5.9) ile ilişkileri iyi olanların, daha önce bebek bakımı konusunda bilgisi olanların (97.5±6.0), bebeğe bakım verirken yorulmadığını söyleyenlerin (97.3±6.3), doğumdan sonra bağımsızlıkların kısıtlandığını orta derecede hissedenlerin (97.5±6.1), bebeğinin sakin bir bebek olduğunu düşünenlerin (97.9±5.3) maternal bağlanma düzeyleri anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Doğum şekli (normal/sezaryen) ve bebek beslenmesi (anne sütü/mama/anne sütü+mama karışımı) ile maternal bağlanma düzeyi arasında ise anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Araştırma verilerimizden elde edilen bulgular doğrultusunda annelerin kendi anne ve babaları ile iyi ilişkiler içinde olması, daha öncesinden bebek bakımı konusunda bilgili olması, bebeğe bakım verirken yorulmadığını ve doğumdan sonra bağımsızlığının kısıtlandığını hissetmemeleri, bebeklerini sakin bir bebek olarak tanımlamaları anne-bebek bağlılığını olumlu yönde etkilemiştir.

AnnelerBağlanmaBağlanma stilleri+4
Hüseyin Çapuk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin spor yapma davranışlarının algılanan stres, biyo-psiko-sosyal cevap ve stresle başetme davranışları üzerine etkileri

Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinin spor yapma davranışlarının algılanan stres, biyo-psiko-sosyal cevap ve stresle başetme davranışı üzerine etkilerini incelemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2017-2018 eğitim-öğretim döneminde Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim görmekte olan 920 hemşirelik lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklemi ise evren sayısının bilindiği durumlarda uygulanan minimum örneklem büyüklüğü formülü yardımıyla (evren=920, anlamlılık düzeyi α=0.05, örnekleme hatası d±0.03, p=0.5 q=0.5) 416 olarak belirlenmiştir. Öğrenciler örnekleme; her bir sınıf bir tabaka olarak kabul edildikten sonra tabaka ağırlığına (öğrenci sayısı) göre orantılı tabakalama örnekleme yöntemi ile alınmıştır. Araştırmaya 1.sınıflardan 132 öğrenci, 2. sınıflardan 144 öğrenci, 3. sınıflardan 70 öğrenci, 4. sınıflardan 130 öğrenci katılmıştır. Araştırma toplam 422 öğrenci ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri; Tanıtıcı Özellikler Formu, Hemşirelik Öğrencileri için Algılanan Stres Ölçeği, Hemşirelik Öğrencileri için Biyo-Psiko-Sosyal Cevap Ölçeği ve Hemşirelik Öğrencileri için Stresle Başetme Davranışları Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler SPSS 22.0 programında değerlendirilmiştir. Algılanan Stres Ölçeği alt boyutlarından; Mesleki bilgi ve beceri eksikliğinden kaynaklanan stres (6.90±2.87), Hastaya bakım verirken yaşanan stres (19.01±6.84), ödevlerden ve iş yükünden kaynaklanan stres (12.26±4.07), öğretim elemanları ve hemşirelerden kaynaklanan stres (13,26±5,18) ve ortamdan kaynaklanan stres (6.24±3.16) düzeyleri hiç spor yapmayanlarda anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Stresle başetme toplam puanları ile biyopsikososyal cevap ve algılanan stres (r, p) toplam puanları arasında, biyopsikososyal cevap toplam puanları ile algılanan stres toplam puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Algılanan Stres, Biyo-Psiko-Sosyal Cevap, Hemşirelik Öğrencisi, Spor, Stresle Başetme Davranışları.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+6
Eren Bozyılan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerin öz-etkililik ve ölüm kaygısı düzeyleri

Bu araştırma Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan bireylerin öz-etkililik ve ölüm kaygısı düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Yozgat Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Servisinde Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı tanısı ile yatan ve Göğüs Hastalıkları polikliniğine ayaktan başvuran 170 KOAH hastası ile tamamlanmıştır. Kurum izni ve etik kurul izni alınmıştır. Araştırmanın verileri hasta tanıtım formu, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı öz-etkililik ölçeği ve ölüm kaygısı ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Shapiro-Wilk testi, t testi, One-Way Anova ve Pearson Korolasyon analizleri kullanılmıştır. Çalışmada Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan bireylerin öz-etkililik ölçeği puan ortalamaları 2.16±0.81, ölüm kaygısı ölçeği puan ortalamaları ise 7.75±3.03 olarak tespit edilmiştir. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan bireylerin öz-etkililik ve ölüm kaygısı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan bireylerin öz-etkililik düzeylerinin düşük ve ölüm kaygısı düzeylerinin orta düzeyde olduğu ve puan ortalamaları arasında istatistiksel bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan bireylerde öz-etkililik ve ölüm kaygısı düzeylerinin değerlendirilmesi ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı yönetimi için ise planlı eğitimler verilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: KOAH, Öz etkililik, Ölüm kaygısı, Hemşirelik

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifHemşireler+3
Hacer Güçlü
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinin hijyen alışkanlıklarının hastalanma durumlarına etkisi

AMAÇ: Bu araştırmada, ortaokul öğrencilerinin hijyen alışkanlıklarının belirlenmesi ve hijyen alışkanlıklarının öğrencilerin hastalanma durumlarına etkisinin incelenmesi amaçlandı. GEREÇ-YÖNTEM: Tanımlayıcı tipte yapılan araştırmanın evrenini Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı üç merkez ilçede yer alan ortaokul öğrencileri oluşturdu. Örneklem için kademeli örnekleme yöntemi kullanıldı. İlk kademede evreni belirlemek için ilçelerin okulları listelendi ve her bir ilçeden bir okul seçildi. Toplam üç okuldaki 2780 öğrenci araştırmanın evrenini oluşturdu. İkinci kademede evreni belli olan örnekleme yöntemi kullanıldı ve 514 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturdu. Her bir okuldan kaç öğrenciye ulaşılacağı okullardaki öğrenci sayısına göre ağırlıklı olarak belirlendi. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Kişisel Hijyen Durumu Anketi ve Öğrencilerin Hastalanma ve Başarı Durumu Formu kullanıldı. Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğünden ve öğrenci ailelerinden, ölçek kullanımı için yazarından yazılı izin, etik kurul onayı ve öğrencilerden sözlü izin alındı. Veriler iki aşamada toplandı. İlk aşamada 2015-2016 eğitim-öğretim yılının güz dönemde Ortaokul Öğrencilerinin Kişisel Hijyen Durumu Tanılama Anket Formu araştırmacının kontrolünde doldurtuldu. İkinci aşamasında ise sömestr tatilinde, öğrencilerin 2015-2016 eğitim-öğretim yılı güz döneminde almış oldukları sağlık durum raporları, özürlü devamsızlıkları ve akademik başarı not ortalamaları kayıt edildi. İstatistik analizde tek yönlü varyans analizi, Pearson χ2 analizi ve Tukey testi kullanıldı. BULGULAR: Çalışmadaki öğrencilerin %44.7'si (n:230) erkek, %55.3'ü (n:284) kız öğrencidir. Öğrencilerin %30.9'u (n:159) 7.sınıftır. Öğrencilerin kişisel hijyen durumu puanın 7-22 arasında değiştiği ve ortalamanın 16.6 olduğu belirlenmiştir. Kişisel hijyen durum puanı yüksek olan öğrencilerin dönem başarı ortalamasının daha yüksek olduğu belirlendi ve bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Öğrencilerin kişisel hijyen durumu puanı ile herhangi bir hastalıktan rapor alma durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü (p>0.05). SONUÇLAR: Öğrencilerin kişisel hijyen puanlarının ortalamanın üstünde olduğu bu durum hastalanmalarına etkisinin olmadığı belirlendi. Anahtar kelimeler: hijyen, rapor alma, okul sağlığı, okul hemşireliği

HastalıkHijyenOkul hemşireliği+4
Ömer Ödek
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hidrosefalili çocuğa sahip ebeveynlerin kaygı düzeyi ve yaşam kalitesini etkileyen faktörler

Ciddi bir hastalık olan hidrosefalinin ebeveynlerde kaygının artmasına ve yaşam kaliteleri üzerinde olumsuz etkileri olabileceği literatürde yer almaktadır. Ancak ebeveynlerin kaygı düzeyi ve yaşam kalitesini birlikte alan sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma, hidrosefalili çocuğa sahip ebeveynlerin kaygı düzeyi ve yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Veriler, literatürden yararlanarak oluşturulan 27 sorulu demografik veri formu, ailelerin kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla "Durumluk - Sürekli Anksiyete Envanteri (State Trait Anxiety Inventory STAI)" ve yaşam kalitesini belirlemek amacıyla "Kısa Form 36 (Short Form-36; SF-36)" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Hastanesi Beyin Cerrahi Kliniğinde Şubat-Eylül 2017 tarihleri arasında yatan 0-18 yaş grubu hidrosefalili 70 çocuğun ebeveynleri oluşturmuştur. Çalışmaya katılan ebeveynlerin çocuklarının çoğu kız (%54.3) olup, %31.4'ü bir yaşın altındadır. Çocukların %82.8'inde hidrosefali konjenital gelişmiştir. Çocukların yarısı son 1 yıl içinde tanı almıştır. Çocukların %77.1'i 1 ile 4 arası ameliyat geçirmiş olup, ortalama ameliyat sayısı 3.72±4.18'dir. Çocukların ortalama yatış süresi 17.02±26.18 gündür. Görüşülen ebeveynlerin %85.7'sini anneler oluşturmuştur. Çalışmada ebeveynlerin hastalık süresince %66.7'si kendilerinde psikolojik problemler ortaya çıktığı ve sadece dörtte biri hastalığı kabullendiklerini belirtmiştir. Çalışma sonucunda, çocukların cinsiyetinin, yaşının, doğum şeklinin, doğum sırasının, çocuğa yapılan ameliyat sayısının, çocuğa yapılan işlemin, hastanede ortalama yatma süresinin, hastalığın kazanılma şeklinin ebeveynlerin durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri üzerinde etkili olmadığı (p>0.05), çocuğun kardeş sayısının ve tanı alma süresinin kaygı düzeyi üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir (p<0.01). Ebeveynlerin yaşam kalitesini çocuğun kardeş sayısı, doğum sırası, tanı alma zamanı, ameliyat sayısı, hastanede kalma süresi, babanın yaşı, anne ve baba eğitim düzeyleri, anne çalışmama durumu, aile tipi, aile geliri, yaşadıkları yer ve sağlık güvencesi faktörleri etkilemektedir. Sonuçlar doğrultusunda, tek çocuklu ebeveynlerin ve çocuğu son bir yılda tanı alan ebeveynlerin durumluk kaygı puanının yüksek olması, ebeveynlerin çocuğu kaybetme korkusunun bir sonucu olabileceğinden aileye duygusal destek sağlanması, son bir yılda tanı alanların yeni tanı almaya bağlı bilinmezlik korkusu yaşadıkları göz önüne alınarak hastalığın yönetimi konusunda hemşirelerin ailelere eğitim ve danışmanlık yapması, sağlık güvencesi olmayan ailelerin sosyal hizmet birimlerine yönlendirilmesi, evde bakım hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması, sosyal sorumluluk projeleriyle ebeveynlerin yaşam kalitelerinin yükseltilmeye çalışılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hidrosefalili Çocuk, Ebeveyn, Yaşam Kalitesi, Kaygı Düzeyi, Hemşire

Ana-babaAnksiyeteHemşirelik+4
Mustafa Volkan Düzgün
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerin sosyotropik otonomik kişilik özellikleri ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişki

Bu araştırma ergenlerin sosyotropik otonomik kişilik özellikleri ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı / ilişkisel araştırma olarak yapıldı. Araştırma 15.02.2016-15.05.2016 tarihleri arasında Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 4 lise de 14-19 yaş aralığını kapsayan 201 kız, 149 erkek ergen ile yürütüldü. Araştırmaya başlamadan önce Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Yozgat Bozok Üniversitesi İnvaziv (Girişimsel) Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alındı. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Sosyotropi Otonomi Kişilik Ölçeği, Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzları Ölçeği kullanıldı. Elde edilen veriler, Shapiro-Wilk Testi, t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Kruskal Wallis Testi, Mann Whitney U, Post Hock testleri, korelasyon testleri ile değerlendirildi. Araştırma kapsamına alınan ergenlerin genel sosyotropi puan ortalamalarının 69.32±17.10, genel otonomi puan ortalamalarının 69.20±14.10, sürekli öfke puan ortalamalarının 22.84±5.52, öfke içe vurum puan ortalamalarının 17.54±4.32, öfke dışa vurum puan ortalamalarının 17.61±4.97 ve öfke kontrol puan ortalamalarının 19.41±4.94 olduğu ve ergenlerin ölçeklerden aldığı puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu belirlendi. Bu çalışmada ergenlerin sosyotropik otonomik kişilik özellikleri ile yaş, cinsiyet, sınıf düzeyi, lise türü, kardeş sayısı, kardeş iletişim düzeyi, aile tipi, anne babanın eğitim düzeyleri, ailenin çocuk yetiştirme tutumu, gelir düzeyi, travma yaşama ve sosyal faaliyetlere katılma değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Araştırmada ergenlerin sürekli öfke ve öfke ifade tarzları ile cinsiyet, kilosunu değerlendirme, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, kardeş iletişimi, ailenin çocuk yetiştirme tutumu, travma yaşama ve sosyal faaliyetlere katılma değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu araştırmada ergenlerin sosyotropik otonomik kişilik özellikleri ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasında anlamlı ilişkilerin olduğu saptandı (p<0.05). Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda okul sağlığı hemşireliği hizmetleri kapsamında riskli ergen gruplarının belirlenmesi, öfke belirtileri, uygun öfke ifade tarzları ve öfke kontrol yönetimi ile ilgili eğitimlerin verilmesi, bu konuda sorunu olan ergenlerin gerekli durumlarda ergen ruh sağlığı hemşiresinin liderliğinde etkili rehberlik hizmetleri almasının sağlanması ayrıca ergenlerin olumlu benlik algısına sahip olabilmesi konusunda aile, okul ve hemşireler tarafından desteklenmeleri önerilmektedir.

Duygu ifadesiErgenlerHemşirelik+4
Zeynep Yüce
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum sonu yaşam kalitesinin maternal bağlanmaya etkisi

Araştırma, Ocak 2016-Haziran 2016 tarihleri arasında Yozgat merkezde bulunan sekiz aile sağlığı merkezinde, 1-1.5 aylık bebeklerini aşıya veya muayeneye getiren annelerle gerçekleştirildi. Veriler kişisel bilgi formu, Maternal Bağlanma Ölçeği (MBÖ), Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSYKÖ) ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde iki grup karşılaştırmaları Mann-Whitney U testi ile, ikiden daha fazla grup karşılaştırmaları Kruskal-Wallis analizi, sayısal değişkenler arası ilişkiler Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, annelerin doğum sonu yaşam kalitesi ölçeği puan dağılımları incelendiğinde; "akraba" alt boyut puan ortalamasının 22,0±3,4, "sosyo-ekonomik" alt boyut puan ortalamasının 20,6±5,3, "eş" alt boyut puan ortalamasının 22,9±4,2, "sağlık" alt boyut puan ortalamasının 20,6±4,1 "psikolojik" alt boyut puan ortalamasının 21,8±3,7 ve "doğum sonu yaşam kalitesi ölçeği" puan ortalamasının 21,5±3,8 olduğu ve "maternal bağlanma ölçeği" toplam puan ortalamasının 91,1±11,5 olduğu saptanmıştır. Normal doğum yapan annelerin MBÖ puan ortalaması sezaryen doğum yapan annelere göre istatiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Üniversite mezunu, çalışan ve çekirdek aileye sahip olan annelerin MBÖ ve DSYKÖ puan ortalamalarının istatiksel olarak anlamlı düzeyde, belirlenmiştir (p<0,05). Çalışmaya katılan annelerin bebeklerini "hemen" kucağına alma ve "hemen" dokunma durumu ile MBÖ puan ortalaması arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0,05). MBÖ ile DSYKÖ ve tüm alt boyutlar arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur. DSYKÖ ile tüm alt boyutları arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak doğum sonu dönemdeki annelerin birçok sorunla karşılaştıkları, yaşanan bu sorunların annelerin doğum sonu yaşam kalitesini ve maternal bağlanmayı olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Bu sorunların önlenmesine yönelik hemşirelik yaklaşımının; uygun destek ve eğitimi içermesi hem anne, bebek sağlığının korunup geliştirilmesi hem de annenin doğum sonu sürece uyumunu kolaylaştıracak, doğum sonu yaşam kalitesini yükseltecek ve maternal bağlanmayı olumlu etkileyecektir. Anahtar Kelimeler: doğum, doğum sonu, yaşam kalitesi, bağlanma, maternal bağlanma, hemşirelik

BağlanmaDoğumMaternal bağlanma+2
Rukiye Dikmen
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci derece yakınlarında meme kanseri olan kadınların bilgi ve destek gereksinimlerinin belirlenmesi

Bu çalışma, birinci derece yakınlarında meme kanseri olan kadınların bilgi ve destek gereksinimlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi Servislerinde Ocak-Haziran 2017 tarihleri arasında tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olacak şekilde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini bu tarihler arasında servise yatan meme kanseri kadın hastaların birinci derece kadın yakınları, örneklemini ise araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan toplam 110 hasta yakını kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Bilgi ve Destek Gereksinimleri Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 20.0 paket programı ile değerlendirilerek analiz sırasında tanımlayıcı istatistik (sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma) yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini oluşturan kadınların bilgi gereksinimlerinin önemi puan ortalamalarının (3,68±0,36) destek gereksinimlerinin önemi puan ortalamalarına göre (3,24±0,58) daha yüksek olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda, kadınların bilgi gereksinimlerinin karşılanma düzeyi puan ortalamalarının da (2,28±0,35) destek gereksinimlerinin karşılanma düzeyi puan ortalamalarından (1,93±0,34) daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, kadınların bilgi gereksinimlerinin, destek gereksinimlerinden daha çok önem taşıdığı ve bilgi gereksinimlerinin karşılanma düzeylerinin, destek gereksinimlerinin karşılanma düzeylerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır.

AileHasta yakınlarıHemşirelik+5
Şeyma Yurtseven
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dermatoloji polikliniklerine başvuran kronik kaşıntılı hastalarda stres düzeyi ve stresle baş etme yöntemleri

DERMATOLOJİ POLİKLİNİKLERİNE BAŞVURAN KRONİK KAŞINTILI HASTALARDA STRES DÜZEYİ VE STRESLE BAŞ ETME YÖNTEMLERİ Bu araştırma, kronik kaşıntısı olan bireylerin yaşadıkları stres düzeyi ve stresle baş etme yöntemlerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, 22.02.2016-15.07.2016 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Yozgat Devlet Hastanesi ve Sorgun Devlet Hastanesi'nde yer alan dermatoloji polikliniklerine kaşıntı şikayeti ile başvuran hastalarla gerçekleştirilmiştir (n:125). Veriler hasta tanıtım formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, One-way Anova Analizi, Kruskall-Wallis Analizi ve Pearson Korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada, hastaların ASÖ puan ortalaması 29.71±7.22 olup orta derecede stres yaşadıkları, kadınların erkeklere göre ASÖ puanlarının yüksek olduğu ve ASÖ puanı arttıkça boyun eğici yaklaşım puanı da artmaktadır (p<0.05). Ayrıca, ASÖ puanı şiddetli (7 ve üzeri) kaşıntı yaşayanlarda daha yüksek olduğu bulunmuştur (p˂0.05). SBÇTÖ alt boyutlarında; erkeklerin kendine güvenli yaklaşım puanlarının kadınlara göre yüksek olduğu, kadınların ise boyun eğici yaklaşım puanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sürekli kaşıntı yaşayan bireylerin iyimser yaklaşım puanı anlamlı olarak daha yüksektir (p˂0.05). Akşam saatlerinde kaşıntı yaşayan hastaların sosyal destek arama puanı diğer gruplara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p˂0.05) Hastalık süresi arttıkça sosyal destek arama puanı azalmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak; kaşıntı şikayeti ile dermatoloji polikliniklerine başvuran hastaların algılan stres düzeyinin "orta derece" ve stresle baş etmede pasif baş etme yöntemlerini kullandıkları belirlenmiştir. Kadın hastaların algıladıkları stresin erkeklere göre daha yüksek olduğu, stresle başa çıkma tarzı olarak duygulara yönelik/pasif tarzı kullandıkları, erkeklerin ise probleme yönelik/aktif tarzı kullandıkları görülmüştür. Kaşıntının süresi, şiddeti ve şekli, kaşıntının yoğun yaşandığı zaman ve kaşıntı için kullanılan ilaç ile stres algısı ve stresle başa çıkma tarzları arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmış olup, risk grubunda olan hastalara stresle baş etmede aktif tarzların benimsenmesi için eğitimlerin vedanışmanlıkların verilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kaşıntı, Stres, Stresle Başa Çıkma, Hemşirelik

Deri hastalıklarıDermatolojiGerilme şiddeti+5
Sema Yabacı
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

0-12 aylık bebeği olan annelerin güvenli uyku çevresi oluşturmaya yönelik bilgi ve uygulamaları

Güvenli uyku çevresi, bebeğin uyku ortamının risk etmenlerini ortadan kaldıracak şekilde düzenlenmesi ile sağlanır. Uyku sırasında boğulmalar ve ani bebek ölüm sendromu gibi olumsuz durumlardan bebeklerin korunması bakımından güvenli uyku çevresi oluşturulması son derece önemlidir. Bu araştırma 0-12 aylık bebeği olan annelerin güvenli uyku çevresi oluşturmaya yönelik bilgi ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce kurum izni ve etik kurul izni alındı, araştırmanın amacı annelere açıklanarak bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatıldı. Araştırma Şubat-Eylül 2017 tarihleri arasında Yozgat il Merkezi'nde bulunan Aile Sağlığı Merkezleri'nde (ASM) gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Yozgat il merkezi'nde bulunan 9 Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 0-12 aylık bebeği olan anneler oluşturdu. Araştırmanın örneklemini belirtilen tarihlerde ASM'lere başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 455 anne oluşturdu. Veriler, araştırmacılar tarafından literatür incelemesi doğrultusunda geliştirilen aile ve bebeğe ilişkin sosyodemografik özellikleri sorgulayan tanıtıcı özellikler veri formu ile annelerin güvenli uyku çevresi oluşturmaya yönelik bilgi ve uygulamalarını değerlendiren anket formu kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler ve Ki kare testi kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan annelerin yaklaşık yarısının 26-35 yaş grubunda, üçte birinin ilkokul mezunu ve üçte ikisinin ev hanımı olduğu belirlendi. Annelerin yarısı bir çocuğa sahip olup, %39.6'sının sigara kullandığı saptandı. Araştırma kapsamına alınan annelerin %56.0'ının preterm bebekler ve %58.4'ünün miadında doğan bebekler için en güvenli uyku pozisyonunun yan pozisyon olduğunu bildirdiği bulundu. Annelerin tamamına yakınının daha önce ABÖS ile karşılaşmadığı, %87.7'sinin uyku pozisyonu ile ABÖS arasındaki ilişkiyi bilmediği belirlendi. Katılımcıların %86.1'inin bebeğini ABÖS'den korumak için güvenli olan uyku pozisyonu hakkında bilgisinin olmadığı bulundu. Çalışmada annelerin tamamına yakınının bebeği ile oda paylaşımında bulunduğu, yatak paylaşımının ise %6.8 ile düşük oranda görüldüğü belirlendi. Annelerin bebeğini yan ve yüzüsütü pozisyonda yatırma, yatak paylaşımı yapma, uyku ortamında yastık gibi yumuşak nesneler kullanma, bebeğin yüzüne örtü örtme ve beşik içerisinde oyuncak bulundurma gibi riskli uygulamalarının olduğu saptandı. Bu araştırmada sosyoekonomik durumu kötü ve orta olan ailelerde yumuşak yatak tercih edilme oranının daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Yüze örtü örtme oranının en yüksek ortaokul grubunda, en düşük ise üniversite grubunda görüldüğü bulundu (p<0.05). Çalışmamızda bebeğin yatış pozisyonu ile aile yapısı arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunduğu ve çekirdek aile yapısına sahip olan annelerin bebek için yan yatış pozisyonunu tercih etme oranının, geniş aile ve parçalanmış ailelere göre daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Araştırma bulguları doğrultusunda, annelerin güvenli uyku çevresi oluşturma ile ilgili bilgi eksiklikleri ve riskli uygulamalarının olduğu, bu durumun düşük sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyi ilişkili olduğu belirlendi. Güvenli uyku çevresi oluşturmada risk faktörlerini belirlemek, tanımlamak ve ailelere danışmanlıkta özellikle pediatri hemşirelerine önemli görevler düşmektedir. Bu doğrultuda ailelere güvenli uyku çevresi oluşturma ile ilgili bilgi eksiklerinin giderilmesi ve riskli uygulamalarının önlenmesi konusunda eğitim ve destek sağlanması önerilir. Anahtar kelimeler: Anne, bilgi, güvenli uyku çevresi, uygulama, hemşire.

AnnelerBebeklerBilgi+3
Esin Zeren
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Göğüs tüpü olan hastalarda düzenli solunum-öksürük egzersizi ve insentif spirometre-öksürük egzersizi uygulamasının solunum fonksiyon testlerine etkisi

Bu araştırma, göğüs tüpü uygulanan hastalarda, solunum-öksürük egzersizi veya insentif spirometre-öksürük egzersizi uygulaması yaptırmanın solunum fonksiyon testlerine etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın uygulaması,10 Mayıs 2017-6 Mart 2019 tarihleri arasında Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin, Göğüs Cerrahisi kliniğinde yatan hastalar üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 18 yaşından büyük, planlı olarak göğüs tüpü uygulanan 60 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında hastalara ait tanıtıcı özellikler formu, hasta izlem formu ve solunum fonksiyon testi izlem formu kullanılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilebilmesi için Kırıkkale Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve araştırmanın yapıldığı kurumdanyazılı izin alınmıştır. Ayrıca çalışmaya katılan hastalardan aydınlatılmış onam alınmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan hastalar üç gruba ayrılmıştır. Birinci grup solunum-öksürük egzersiz grubunu, ikinci grup insentif spirometre-öksürük egzersiz grubunu, üçüncü grup ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Hastalar basit rastgele yöntemle gruplanarak randomizasyon sağlanmıştır. Araştırmacı tarafından, her iki grupta yer alan hastalara, postoperatif 4 gün boyunca solunum öksürük-egzersizi/ insentif spirometre-öksürük egzersizi protokollerine uygun olarak saat başı 10 kez yaptırılmıştır. Hastaların solunum fonksiyon testleri ameliyat öncesi günde, postoperatif 2.günde ve postoperatif 4.günde değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Pearson Exact Ki-kare Test, Tek Yönlü Varyans Analizi, Mann-Whitney U testi ve Bağımsız Örneklem t Testi kullanılmıştır. Hastaların preoperatif ve postoperatif 2. gün FVC, FEV1, FEV1-FVC, FEF25-75 ve PEF değeri ortalamaları arasında gruplara göre istatistiksel bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Solunum-öksürük egzersizi grubundaki hastaların postoperatif 4.gün FEV1 ve PEF değeri ortalamaları diğer gruplara göre yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). İnsentif spirometre-öksürük egzersizi grubundaki hastaların postoperatif 4.gün FVC değeri ortalaması diğer gruplara göre yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Hastaların ameliyat şekline göre solunum fonksiyon testlerine bakıldığında, insentif spirometre grubunda postoperatif 2. ve 4. gün FVC, FEV1, FEF25-75 ve PEF değerleri diğer gruplara göre yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak göğüs tüpü uygulanan hastalarda düzenli olarak solunum-öksürük/insentif spirometre-öksürük egzersizlerinin solunum fonksiyon testleri değerlerini olumlu yönde etkilediği bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda; solunum-öksürük egzersizi/insentif spirometre-öksürük egzersizinin kliniklerde protokoller doğrultusunda, hemşireler tarafından düzenli olarak uygulanmasının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: göğüs tüpü, insentif spirometre, derin solunum-öksürük egzersizi, solunum fonksiyon testleri, hemşirelik

Egzersiz tedavisiGöğüs tüpleriSolunum+3
Elçin Şahin
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gebeliğin planlanma durumuna göre gebelikte ve doğum sonu dönemdeki doğum korkusu beklentisi ve algısı

Bu araştırma, gebeliğin planlanma durumuna göre kadınların gebelikte doğum korkusu beklentisini ve doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusunu belirlemek; gebelikte doğum korkusu beklentisi ve doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusunu karşılaştırmak; travmatik doğum algısı, gebelikte doğum korkusu beklentisi ve doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusu arasındaki ilşkiyi belirlemek amacıyla karşılaştırmalı-ilişki arayıcı çalışma olarak yapılmıştır. Çalışma Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi kadın doğum polikliniğinde ve doğum sonu servisinde yürütülmüştür. Araştırmada 26.02.2018\31.12.2018 tarihleri arasında planlanmamış 94, planlı 96 gebe olmak üzere toplam 190 gebeye ulaşılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından yüzyüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Gebeliğin 28-40 haftasında olan gebelere Tanıtıcı Bilgi Formu I, Travmatik Doğum Algısı Ölçeği, Wijma Doğum Beklentisi/ Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A versiyonu uygulanmış, aynı gebelere doğum sonu ilk üç haftada ulaşılarak Tanıtıcı Bilgi Formu II, Wijma Doğum Beklentisi/ Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) B versiyonu uygulanmıştır. Elde edilen veriler, tanımlayıcı analizler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) ve Mann Whitney-U Testi, Kruskall Wallis H testi, Pearson Korelasyon ve Çoklu Regresyon kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu çalışma sonucunda, kadınların gebeliklerini planlama durumuna bakılmaksızın gebelikte doğum korkusu beklentisi ağır düzeyde olduğu, kadınların gebeliklerini planlama durumuna bakılmaksızın doğumda deneyimlenen korkularının klinik düzeyde olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte gebeliği planlama durumuna göre gebelikte doğum korkusu beklentisinin farklılaşmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Planlanmamış gebelik yaşayan kadınların doğum korkusunu daha yoğun yaşadıkları (p>0.05) saptanmıştır. Travmatik doğum algısı yüksek olan gebelerde, doğum korkusu beklentisi ve deneyimlenen doğum korkusunun yüksek olduğu (p<0.01) gebelikte doğum korkusu beklentisi yüksek olan gebelerin, doğum sonu, deneyimledikleri doğum korkusunun da yükseldiği (p<0.01) görülmüştür. Ayrıca travmatik doğum algısının kadınların gebelikteki doğum korkusu beklentisini ve doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusunun anlamlı bir yordayıcısı olduğu ve gebelikte doğum korkusu beklentisine ilişkin toplam varyansın %22'sinin travmatik doğum algısı ile açıklanabileceği, kadınların doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusuna ilişkin toplam varyansın %09'unun travmatik doğum algısı ile açıklanabileceği belirlenmiştir. Kadınların gebelikte doğum korkusu beklentisi, doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusun anlamlı bir yordayıcısıdır. Doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusunun %27'sinin, gebelikte doğum korkusu beklentisi ile açıklanabileceği belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, doğum öncesi bakım programlarında kadınların doğum algıları ve doğum korkusu beklentilerinin belirlenerek korkuyu azaltmaya yönelik hemşirelik uygulamalarının planlanması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğum Korkusu, Hemşirelik, Gebeliğin Planlanma Durumu, Travmatik Doğum Algısı, W-DEQ-A ölçeği, W-DEQ-B ölçeği,

Aile planlamasıAlgıDoğum+4
Feyzanur Gülçelik
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yozgat Şehir Hastanesinde çalışan hemşirelerin yaşam kalitesinin belirlenmesi

Bu araştırma, Yozgat Şehir Hastanesinde çalışan hemşirelerin yaşam kalitesinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma Yozgat Şehir Hastanesinde çalışan 414 hemşirenin 290'ı ile (%70) yürütüldü. Araştırma yapılması için gerekli etik onay ve kurum izinleri alındı. Araştırmanın verileri tanımlayıcı anket formu ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOOQL-Bref) Türkçe versiyonu kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzdelik, median, minimum ve maximum değerler, ortalama, standart sapma kullanıldı. Hemşirelerin, %73,1'i kadın, %52,4'ü bekâr ve %41'i lisans mezunudur. Hemşirelerin %53'ü 19-29 yaş arasında, %56,6 'sının çalışma yılı 1-9 yıl arasında ve %66,8'i 1-5 yıl arasında aynı kurumda çalışmaktadır. Hemşirelerin WHOQOL kısa formu bedensel alan alt boyut puan ortalaması 13,09±2,36, ruhsal alan alt boyut puan ortalaması 13,39± 2,32, sosyal alan alt boyut puan ortalaması 13,35±2,73 ve çevresel alan alt boyut puan ortalaması ise 12,32±2,13'dır. Hemşirelerin çalıştıkları kurumda hemşire sayısının yeterli olduğunu düşünenlerin çevresel alan alt boyut puanının daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Hemşirelerden, çalışılan birimden memnun olanlar yaşam kalitesi ölçeği sosyal alan alt boyut puanı daha yaygınken, çevresel alan alt boyut puanın daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Hemşirelerden yeterli dinlenme süresine sahip olmayan hemşirelerin yaşam kalitesi ölçeği bedensel, ruhsal ve çevresel alan puanlarının daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Hemşirelerin çalışma saatinden memnun olanların yaşam kalitesi ölçeği alt boyutlarından bedensel, ruhsal ve çevresel alan alt boyut puanının yüksel olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Maaşından memnun olan hemşirelerin yaşam kalitesi ölçeği sosyal alan puanının daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Bu bulgular sonucunda hemşirelerin yaşam kalitesi seviyesinin orta düzeyde olduğu, hemşirelerin çalışma saatleri ile ilgili düzenlemeler yapılması ve kurum içi oryantasyon eğitimleri düzenlenmesi önerilebilir.

HastanelerHemşirelerHemşirelik+4
Feyza Yetişir
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kırıkkale ilindeki lise öğrencilerinde akran ilişkisi ile intihar olasılığının değerlendirilmesi

İntihar, ergenlik dönemi ve lise çağında bulunan gençlerde görülen ölümler arasında önemli bir yere sahiptir. Bu araştırma lise düzeyinde öğrenim gören öğrencilerin akran ilişkileri ile intihar olasılığının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim öğretim dönemi içerisinde Kırıkkale İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı il merkezinde bulunan 25 lisede eğitim ve öğretim gören 12242 öğrenci oluşturdu. Tabakalı örnekleme yöntemine göre 372 öğrenci çalışmanın örneklemini oluşturdu. Araştırma için gerekli izinler ve etik onay alındı. Verilerin toplanmasında, literatürden yararlanılarak hazırlanılan tanımlayıcı soru formu, akran ilişkileri ölçeği (AİÖ) ve intihar olasılığı ölçeği (İOÖ) kullanıldı. Veriler SPSS programında analiz edildi. Bu araştırmada yer alan lise öğrencilerinin %60,0'ı kadın ve %59,4'ünün 16-17 yaş grubunda olduğu görüldü. Lise öğrencileri %90,0'ı herhangi bir işte çalışmamakta, %90,9'unun kronik hastalığı bulunmazken, %6,0'ında psikolojik sorun veya hastalık olduğu ve %63,1'inin sağlıklarını iyi düzeyde algıladığı belirlendi. Demografik değişkenler ile ölçekler karşılaştırıldığında; cinsiyet ve ruhsal hastalık durumu ile akran ilişkisi ölçeği arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Ayrıca ruhsal hastalık, başarı, mutlu hissetme, sağlık ve ailede ruhsal hastalık ile intihar olasılığı ölçeği arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Akran ilişkisi ölçek alt boyutları ile intihar olasılığı ölçek alt boyutları arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,05). Lise öğrencilerinin akran ilişkilerinin bazı sosyodemografik özelliklerinden etkilendiği ve akran ilişkilerinin de intihar olasılığını etkilediği belirlendi. Akran ilişkileri iyi olmayan ve intihar olasılığı olduğu düşünülen öğrenciler tespit edilerek bu öğrencilere destek olacak hemşirelik programları geliştirilebilir. Anahtar Kelimeler: Ergen, Lise Öğrencisi, Akran İlişkileri, İntihar Olasılığı, Okul Hemşireliği

AkranAkran etkileşimiAkran ilişkileri+5
Mustafa Özer
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinler için sözel olmayan ağrı ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenilirlik çalışması

Bu çalışma, Yetişkinler İçin Sözel Olmayan Ağrı Ölçeği (YİSOAÖ)'ni Türkçe'ye uyarlamak ve geçerlik güvenilirliğini test etmek amacıyla metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırmanın evreni Nisan 2016- Ekim 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi ve Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, genel cerrahi, kalp ve damar cerrahi, beyin cerrahi ile anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalardır. Araştırmanın örneklemini ise 18 yaş üstü, mekanik ventilasyona bağlı olup sedatize edilen ve araştırmaya dahil edilmesi yakınları tarafından onaylanan hastalar oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü hesaplamasında Number Cruncher Statistical System (NCSS)– Power Analysis And Sample Size System (PASS) 2008 Programı kullanılmıştır. Kabes ve arkadaşlarının 2009 yılında yaptıkları çalışma sonuçları baz alınıp örneklem grubuna 74 hasta alınarak çalışmanın alfa güvenilirlik düzeyi 0.05 ve gücü β=0.90 elde edilmiştir. Geçerlik-güvenilirlik analizinde dil, kapsam, yapı geçerliği ve güvenilirlik analizleri kullanılmıştır. YİSOAÖ'nin çeviri-geri çeviri yöntemi ile dil geçerliği analiz edilmiş ve uzman görüşleri ile kapsam geçerliği yapılmıştır. Açıklayıcı faktör analizinde faktör yüklerinin yeterli (0.790-0.900) olduğu; doğrulayıcı faktör analizinde ise ölçeğin uyum indekslerinin kabul edilebilir değerler (x2/SD: 2.414, RMSEA:0.066, CFI: 0.910, SRMR: 0.073, GFI: 0. 950 ve AGFI: 0.930) aldığı belirlenmiştir. Ölçeğin iç tutarlılık analizleri sonucunda madde toplam puan korelasyonlarının yeterli (0.604-0.794); Cronbach alfa kat sayısının ise 0.776 olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, YİSOAÖ'nin mekanik ventilasyondaki, sedatize, erişkin yoğun bakım hastalarının ağrı değerlendirmesinde kullanılabileceği, ölçeğin Türkçe geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Yoğun Bakım, Yetişkinler İçin Sözel Olmayan Ağrı Ölçeği, Geçerlik.

AğrıAğrı ölçümüGüvenilirlik ve geçerlilik+3
Pınar Kaya
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

9-11 yaş grubu çocuklarda sağlık ve sağlık personeli algısının projektif resimleme yöntemiyle incelenmesi

Çocuklarda sağlık bilincinin oluşmasında çevrenin ve deneyimlerinin yanı sıra hemşire-doktor-çocuk ilişkisinin de rolü büyüktür. Çocukların ruhsal, bedensel ve aynı zamanda kişiliklerinin gelişiminde resim önemli bir araç, etkin bir yoldur. Çocukluk döneminde resim yapmak, çocuğun kendini tanıması ve tanıtması açısından önemli bir iletişim sürecidir. Çocukların "sağlık-sağlık personeli" algısını, projektif resimleme yöntemiyle belirleyebilmek mümkündür. Araştırma nitel bir çalışmadır ve 27.10.2017-10.01.2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde bulunan 32 kronik hastalığa sahip çocuk ve bir ilköğretim okulunda bulunan 30 sağlıklı çocuk rastgele örnekleme yöntemiyle seçildi. Öncelikle çocuğa ve annesine sosyo-demografik özellikleri hakkında anket yapıldı. Sonra çocuklara 12 adet renkli kuru boya ile resim kağıdı verilerek 30 dakika boyunca ''sağlık-hemşire-doktor'' deyince akıllarına gelen ilk şeyi çizmeleri istendi. Çocuklara çizdikleri resimler hakkında sorular soruldu. Çalışma sonunda toplanan resimler çocukların bilgileri doğrultusunda sınıflandırıldı. Resimler literatürden yararlanarak oluşturulan resim değerlendirme kriterlerinden yararlanılarak değerlendirildi. Araştırmada hastane grubundaki 28 çocuğun (%87.5), okul grubundaki çocukların tamamının (%100) resimlerinin mesajının olumlu olduğu belirlendi. Hastane grubundaki 17 çocuğun doğa figürlerini yetersiz çizdiği, okul grubundaki 24 çocuğun doğa figürlerinden zengin resim çizdiği görüldü. Resim sonrası her iki gruptaki çocukların tamamında olumlu duyguların olduğu olduğu görülmüştür. Çocuklarda sağlık ile ilgili kavramların doğru biçimlenebilmesi için sağlık çalışanlarının, iletişim araçlarının, öğretmenlerin ve ailelerin büyük sorumlulukları bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Sağlıklı ve hasta çocuklar, Sağlık bilinci, Sağlık-Hemşire-Doktor algısı, Projektif resim çizme yöntemi.

AlgıDoktorlarHemşireler+6
Emine Erçin
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dahili polikliniklere başvuran kronik hastalığı olan hastalarda öz bakım yönetimi ve ilaç uyumu

Araştırma Yozgat ili merkezinde bulunan iki hastanenin dahili polikliniklerine başvuran, en az bir kronik hastalığa sahip olan 112 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmanın yapılması için Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Bozok Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alınmıştır. Araştırmanın verileri tanıtıcı özellikler formu, Öz Bakım Yönetimi Ölçeği (SCMP-G) ve İlaca Uyum ve Reçete Yazdırma Ölçeği (İURYÖ-7) kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin istatistiksel hesaplanmasında sayı, yüzdelik, minimum ve maksimum değerler, ortalama ve standart sapma, Shapiro Wilk, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis ve Dunn's kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 61,55±16,66, beden kitle indeksi ortalaması 27,55±4,38 olup %53,6'sının kadın, %30,4'ünün çalıştığı ve %33,9'unun emekli olduğu saptanmıştır. Hastaların öz bakım toplam ölçek puanı (SCMP-G) ve alt ölçek puanları incelendiğinde; ölçek genel toplam puanının 121,72±13,84 ve Öz Koruma alt ölçek puanının 73,33±8,51, Sosyal Koruma alt ölçek puanının 48,39±7,04 olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların, mesleğine, bir işte çalışma durumuna, sigara içme ve ameliyat olma durumuna göre öz bakım yönetimi ölçeğinden ve sosyal koruma alt ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Hastaların ölçek genel toplam puanının 10,99±2,91, İlaca Uyum alt ölçek puanının 5,53±1,90 ve Reçete Yazdırma alt ölçek puanının 5,45±1,37 olduğu belirlenmiştir. Hastaların sigara içme, alkol içme durumu ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık düzeyine göre İlaca Uyum ve Reçete Yazdırma Ölçeği (İURYÖ) genel ve alt ölçeklerinden aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda hastaların öz bakım yönetimi ve ilaç uyumuna farkındalıklarının artırılması için hemşirelerin eğitici videolar, afişler ve broşürler hazırlaması önerilir. Anahtar Kelimeler: Kronik hastalık, öz bakım yönetimi, ilaç uyumu

Kronik hastalıkTedaviye bağlılık ve uyumÖzbakım+2
Nigmet Kaya
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Periferik intravenöz kateter uygulanan hematolojik onkoloji hastalarında flebit gelişme durumu ve etkileyen faktörler

Bu araştırma periferik intravenöz kateter uygulanan hematolojik onkoloji hastalarında flebit gelişme durumu ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini bir yıl boyunca bir hastanenin hematoloji kliniğine yatan 1050 hasta oluşturdu. Örneklemi ise Temmuz 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında yatarak tedavi gören onkolojik hematoloji hastalığı bulunan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini taşıyan 150 hasta alındı. Araştırmanın verileri hasta bilgi formu ve görsel infüzyon flebit skalası kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde Shapiro-Wilk, Ki-Kare ve Pearson korelasyon testleri kullanıldı. P<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi Hematoloji onkoloji hastalarına uygulanan periferik intravenöz kateterlerlerin %5,3‟ünde flebit gelişmiştir. Araştırma kapsamına alınan hastalara uygulanan periferik intravenöz kateterlerde en fazla 49-72 saatte %2.7 oranında (dört hasta) birinci derece flebit geliştiği belirlenmiştir. Hastalardan obez, hastanede 15 gün ve üzeri yatan, nötropenik, sürekli izotonik sıvı infüzyonu alan, günlük 3 ve üzeri katerden ilaç uygulaması yapılan ve intravenöz geniş spekturumlu antibiyotik kullanan hastalarda flebit gelişme oranı daha yüksek saptandı (p<0.05). Sonuç olarak hastaların %5.3‟ünde çeşitli derecelerde flebit saptandı. Hemşirelerin kateteri uygun protokol doğrultusunda açması, ilaçların uygun şekilde verilmesi, giriş bölgesini flebit açısından düzenli takip etmeleri ve hastaları flebit belirtileri yönünden bilgilendirmeleri flebit gelişimini azaltabilir.

AğrıFlebitHematolojik neoplazmlar+2
Vahide Atay
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin hemşirelik tarihi bilgileri ile mesleki tutumları

Bu araştırma hemşirelerin hemşirelik tarihi bilgileri ile mesleki tutumlarını incelemek amacıylatanımlayıcıve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini birşehir hastanesi ve üniversite araştırma uygulama merkezi hastanesinde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 402 hemşire oluşturmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan tanıtıcı özellikler formu, hemşirelik tarihi bilgi formu ve Hemşirelik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği (HMTÖ)'den oluşan bir anket formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı yüzde, Student t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Duncan testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin % 75,1'inin kadın, %66,4'ünün lisans mezunu olduğu, %68,7'sinin hemşirelik mesleğini isteyerek seçtiği ve %79,9'unun da mesleğini severek yaptığı saptanmıştır. Hemşirelerin %80,1'inin hemşirelik tarihi eğitimi aldığı belirlenmiş olup %62,4'ünün de hemşirelik tarihi eğitimini üniversite eğitimi sırasında aldığı belirlenmiştir. Hemşirelerin hemşirelik tarihi bilgi sorularından aldıkları puanların ortalamasının, 26 puan üzerinden 9,86±3,92 olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin eğitim, hemşirelik tarihi ile ilgili eğitim alma, hemşirelik tarihine gereken öneminin verildiğini düşünme vetarih türünde kitap okuma durumlarının bilgi puan ortalamasını etkilediği bulunmuştur(p<0,05). Araştırmada hemşirelerin HMTÖ toplam puanı ve alt boyutlarından aldıkları puanlar incelendiğinde; sırasıyla ölçek genel toplam puanının 160,61±21,21, hemşirelik mesleğinin özellikleri alt ölçek puanının 77,98 ±10,96, hemşirelik mesleğini tercih etme durumu alt ölçek puanının 44,47±9,95 ve hemşirelik mesleğinin genel durumuna yönelik tutum alt ölçek puanının 38,17±5,62 olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin cinsiyet, eğitim durumları ve hizmet yılına göre HMTÖ toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuçlarla doğrultusunda, temel hemşirelik eğitiminde hemşirelik tarihi öğretimine daha fazla yer verilmesi ve uygun tekrarların yapılması, hemşirelik tarihine ilişkin niteliksel çalışmaların yapılması ve hemşirelerin hemşirelik tarihi ile ilgili konferans ve seminerlere yönlendirilmesi de önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: hemşirelik, hemşirelik tarihi, mesleki tutum, tarih bilgisi

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+2
Tolga Alkan
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

0-12 aylık koliği olan bebeklerin ebeveynlerinin bazı özellikleri ve yaklaşımlarının koliğe etkisi

Bu araştırma, 0-12 aylık koliği olan bebeklerin ebeveynlerinin bazı özellikleri ve yaklaşımlarının koliğe etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 01 Mart 2018-31 Haziran 2018 tarihleri arasında Kırşehir ili Sağlık Müdürlüğüne bağlı Aile Sağlığı Merkezlerine kayıtlı 0-12 ay arasında koliği olan bebekler ve anneleri ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Ebeveyn-Bebek Bilgi Formu ve İnfant Kolik Ölçeği (İKÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t testi ve One-way Anova testi kullanılmıştır. Araştırmaya başlamadan önce yazılı izin alınmıştır. Araştırmada annelerin infant kolik ölçeği toplam puan ortalamasının 55.9±12.0 olduğu belirlenmiştir. Diğer çocuklarında kolik olan, bebeğe bakan kişinin büyükanne olduğu, biberon kullanmayan ve gaz yapar düşüncesiyle bazı gıdaları bırakan annelerin bebeklerinde kolik daha fazla görülmektedir (p<0,05). Koliği azaltmada uygulanan davranışsal yöntemlerin %88.9 gazını çıkarma, %81.7 kucağa alma, %79.8 kucakta sallama ve %65.8 karın masajı olduğu belirlenmiştir. Annelerin bu süreçte bıraktığı gıda ve içecekler ise %40,6 bakliyat, %26.2 kahve ve %14.4 baharat olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; annenin beslenme şekline dikkat etmesi, evde sigaraya içilmemesi, bebeğin emzirilerek beslenmesi, davranışsal yöntemlerle bebeğin rahatlatılması ve anne ile bebeğin geçireceği zaman diliminin mümkün olduğu kadar artırılması sağlanmalıdır. Koliğin doğrudan bir tedavisinin olmadığı ancak koliğin hem bebek hem de ebeveynler üzerindeki olumsuz etkilerinin hafifletilebileceği bilinmelidir. Bu sürecin sakin ve daha sorunsuz geçmesi gerektiği konusunda ebeveynlerin bilgilendirilmesi ve farkındalık oluşturulması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: İnfantil Kolik, Bebek, Ebeveynlerin Yaklaşımları, Hemşirelik

Ana-babaBebek bakımıBebekler+1
Sariye Bilge Doğan
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum dönemdeki annelerin eşleri ve bebeği ile olan bağlanma düzeyi arasındaki ilişki

Araştırma, postpartum dönemdeki annelerin eşleri ve bebeği ile olan bağlanma düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ili Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ndeki, 1-4 aylık bebeği olan 150 anne oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan anne tanıtıcı bilgi formu, "Maternal Bağlanma Ölçeği" (MBÖ) ve "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II" (YİYE II) ölçeği kullanılmıştır. Veriler 06 Ekim 2016- 03 Ocak 2017 tarihleri arasında çalışmayı kabul eden annelerle yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, "iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi" (bağımsız t testi), "tek yönlü varyans analizi" (ANOVA), Levene testi, "çoklu karşılaştırma testi"(Bonferonni ya da Tamhane's T2) kullanılmıştır. Sonuç olarak postpartum dönemde annelerin eşleri ve bebeği ile olan bağlanma düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. MBÖ ile YİYE II Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05). Annelerin yaşlarının, eğitim düzeylerinin, evlilik sürelerinin, doğum ve çocuk sayılarının ve doğum şekillerinin anne-bebek bağlılığını etkilediği saptanmıştır. Hemşire ve ebelerin ev ziyaretleri ve hastanelerde aileyi bir bütün olarak değerlendirmesi, annelerde maternal bağlanmayı değerlendirip bunu olumsuz etkileyen faktörleri belirlemesi ve aileye bu konuda gerekli girişimlerde bulunması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Eşler arasındaki bağlanma, Maternal bağlanma, Postpartum dönem, Hemşirelik.

Ana-babaya bağlanmaAnne-bebek etkileşimiAnneler+4
Özge Doğan Dalgalar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hiperemezis gravidarum tanısı alan gebelerde gebelik uyumunun sağlık uygulamalarına etkisi

Bu araştırma Hiperemezis Gravidarum tanısı alan gebelerde, gebelik uyumunun sağlık uygulamalarına etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte yapılan araştırma, Temmuz 2016- Nisan 2017 tarihleri arasında, Adana il merkezinde bulunan üniversite ve devlet hastanelerinin kadın doğum servislerinde yapılmıştır. Araştırmaya kadın doğum servislerinde Hiperemezis Gravidarum tanısı ile yatan, araştırma katılım kriterlerine uyan toplam 70 gebe alınmıştır. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, gebelikte sağlık uygulamaları ölçeği (GSUÖ) ve prenatal kendini değerlendirme ölçeği (PKDÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Araştırmada HG'li gebelerin %35,7' sinin 26-30 yaş aralığında olduğu, %31.4'ünün üniversite mezunu olduğu, %74.3'nün çalışmadığı saptanmıştır. Gebelerin %57,1' inin 9 ve üzeri gebelik haftasında olduğu, %52,9'nun gebelik sayısının 2 ve üzeri olduğu ve %65,7'sinin gebeliğinin planlı olduğu bulunmuştur. HG'li gebelerin PKDÖ toplam puan ortalaması 149,7 ± 26,8 olarak belirlenmiştir. HG'li gebelerin sadece gelir durumu ve gebeliğin planlı olma durumu ile PKDÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin GSUÖ toplam puan ortalaması 116,0 ± 14,0 olarak saptanmıştır. HG'li gebelerin eğitim düzeyi, çalışma durumu, eşin eğitim düzeyi, aile tipi, gelir durumu, sosyal güvence varlığı, gebelik haftası yaşayan çocuk varlığı ve gebeliğin planlı olma durumu ile GSUÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir ( p<0.05). PKDÖ ile GSUÖ arasında anlamlı (p=0.000/r = -0.386) negatif ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmada HG'li gebelerin gebelik uyumlarının iyi olmadığı ve gebeliğe uyum arttıkça sağlık uygulamaları puan ortalamalarının arttığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler:Hiperemezis Gravidarum, Gebeliğe uyum, Gebelikte sağlık uygulamaları

GebelikHasta uyumuHiperemesis gravidarum+3
Öznur Akçayüzlü
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Adana il merkezi kamu hastaneleri çocuk yoğun bakım ünitelerinde cheltenham hasta sınıflama skalasına göre hemşirelerin iş yükünü etkileyen faktörler

Yoğun bakım üniteleri, hemşirelerin iş yükünün oldukça fazla olduğu, ani kararlar verebilme ve müdahale edebilme becerileri gerektiren kompleks ünitelerdir. Hemşireler tarafından dile getirilen en önemli iş streslerinden biri fazla iş yüküdür. Bu çalışma, Çocuk Yoğun Bakımda çalışan hemşirelerin iş yükünü ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla planlandı. Araştırma, 1 Kasım 2016- 30 Kasım 2016 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitelerinde kesitsel olarak gerçekleştirildi. Veriler, "Hemşire Tanıtıcı Özellikler ve İş Yükü Formu", "İş Yükü Ölçeği", "Cheltenham Hasta Sınıflandırma Ölçeği, Yoğun Bakım Hemşire Aktiviteleri formu" hemşireler tarafından doldurularak toplandı İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 20) adlı paket program kullanılarak yapıldı. Araştırmanın yapılabilmesi için etik onay ve kurumlardan resmi izin alındı. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 30.90±5.97 idi. Hemşirelerin %72.6'sı lisans mezunu, %54.8'inin mesleki deneyim 5 yıl ve daha azdır. Hemşirelerin %60'ı günlük ortalama 2 hasta bakmaktadır. Hemşirelerin %47.9'u iş yükünü fazla, %43.8'i ise çok fazla olarak nitelendirdi. Hemşirelere göre iş yükünü artıran faktörlerin başında, hemşirelerin görev dışı işleri yapması gelmektedir (%32.4). Hastaların %2.2'si Tip 1 sınıfı hasta, %8.8'i Tip 2 sınıfı hasta %22.2'si Tip 3 sınıfı hasta, %66.6'sı Tip 4 sınıfı hasta grubundadır. Hemşirelerin, Kategori 1 için %35.4, Kategori 2 için %24.9, Kategori 3 için %18.3, Kategori 4 için % 6.5, Kategori 5 için %14.5, Kategori 6 için %0.1 zaman ayırdıkları belirlendi. Buna göre hemşirelerin, direkt hemşirelik uygulamalarına %60.4 (Kategori 1 ve 2) oranında zaman ayırdıkları belirlendi, hemşireler çalışma sürelerinin yarıdan fazlasını hastaları ile ilgili direkt bakıma ayırmaktadır. Hemşirelerin iş yükünün azaltılmasına yönelik faaliyetlerin arttırılması, hemşirelerin bakım verdikleri hasta sayısının dağılımının dengeli olması, bakım gereksinimlerinin dikkate alınması önerilebilir.

AdanaHasta bakımıHastaneler-devlet+7
Emra Doğan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde genel yaşam doyumu ve depresyon durumlarının incelenmesi

Üniversite öğrencilerinin sahip oldukları yaşam koşulları nedeniyle depresyona yatkınlıkları vardır. Araştırmamız öğrencilerin yaşama bakış açılarını, depresyon durumlarını değerlendirmek ve bunların yaşam doyumuyla ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada Mart-Nisan 2018 tarihlerinde Gaziantep Üniversitesi'nde İktisat, İşletme, Uluslararası Ticaret ve Lojistik, İlahiyat, Mimarlık, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, İlköğretim Matematik, İngilizce, Türkçe ve Sınıf Öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören 5889 öğrenci evreni oluşturmuş, bölüm öğrenci sayılarına göre küme örnekleme yöntemi ile seçilen gönüllü 1180 öğrenciden 592'si kız, 588'i erkek öğrenci örneklemi oluşturmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu, 'Beck Depresyon Ölçeği', 'Yaşam Doyumu Ölçeği' ile toplanmış, SPSS 20 Statistics programı ile yüzde, ortalama değerleri ve gruplar arası incelemede X² testi ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılanların %41,3'ü İdari ve İktisadi Bilimler öğrencisi %68,8'i 20-23 yaş aralığındadır. %46,7'si bir ayda ortalama 201-500 TL harcama yapmakta, %51,3'ü sosyal aktiviteleri olduğunu belirtmektedir. %56,5'inin iş kaygısı, %20,8'sinin şiddete maruziyeti bulunmaktadır. %30,4'ü en son 1 ay önce, %29,5'i bu yaşa kadar 11-50 kitap okumuştur. %49,5'i günde 1-3 saatini internet ortamında geçirmektedir. %29,9'u interneti iletişim için kullanmaktadır. Beck depresyon skor puanlarına göre %47,8'i normal, %31,7'si orta derecede duygu durum bozukluğuna sahiptir. %60,8'inin yaşam doyumu skor puanı ortalamanın üzerindedir. Araştırmada öğrencilerin yaşam doyumuyla aile geliri, en son kitap okuma zamanı ve okunan kitap sayısı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Depresyon düzeyi öğrencinin okuduğu fakülte, bölüm, anne babanın hayatta olması, aile geliri, iş kaygısıyla yakından ilişkili bulunmuştur. Anahtar kelimeler: depresyon, üniversite öğrencileri, yaşam doyumu

DepresyonGaziantepYaşam doyumu+1
Sacide Sincar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00