
85
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
2000 sonrası Türk belgesel sinemasında ideoloji ve gerçeklik
İdeoloji kavramı en geniş anlamda, bir fikir sistemini tanımlamakta ve bulunduğu çevreyi sistematik bir şekilde örgütlemektedir. İdeoloji, insanın yaşama biçiminden, üretimine ve tüketimine kadar her alanda kendisini hissettirmektedir. Gerçeklik kavramı en genel anlamda gerçek olma durumunu ifade etmektedir. Gerçeklik; gerçeğin ta kendisi olan; bilinçten bilenden bağımsız bir biçimde var olan; belli bir zamanda, belli bir anda yaşanmış olan, yaşantı ile deneyimlerde somut olarak bulunan; nesnel olarak varlık bildiren; gerçek olan bütün her şeyin özyapısını anlatan bir kavramı olarak tanımlanmaktadır. Günlük kullanımında ise gerçeklik var olan şeyleri ifade etmektedir. Belgesel filmlerde yer alan her görüntü ve konu belli bir anlam taşımaktadır. Anadamar araştırmaların kameranın gerçeği olduğu gibi yansıttığı ve doğruluk iddiası, aslında gerçeğin nesnelliği içinde konumlandırılmasıyla, görüntüde yer alanın ideolojik boyutunu örtmektedir. Dolayısıyla, belgeselde başat paradigmanın iddia ettiği gibi, gerçeklik kaydedilmemekte, aksine kodlamakta ve bu kodlama da ideolojik olan bir gerçeklik duygusu üretmektedir. Böylece üretilen her doğrunun, gerçeklik değil; ideoloji olduğu gerçeği gizlenmektedir. Sadece konuların seçiminde değil, kamerada çerçeveleme yapılırken bile, karenin farklı açılardan verilmesi, görüntülerin sözlerle desteklenmesi ve çekimlerin kurgulanma sırası belli bir dünya görüşünü, yani; egemen ideolojiyi yansıtmaktadır. Örneklemde yer alan on belgesel film incelendiğinde, var olan egemen ideolojinin oluşturmuş olduğu toplumsal gerçekliğin, bazı belgesel filmlerde yönetmenin ideolojisi doğrultusunda değiştirilmeye çalışılmakta olduğu gözlenirken, bazı belgesel filmlerde de yönetmenin egemen ideoloji ile paralellik gösteren ideolojisinin, var olana toplumsal gerçekliğin devamlılığına katkı sağladığı görülmüştür. Ancak filmlerin geneli değerlendirildiğinde; yönetmenin ideolojisi doğrultusunda oluşturulmaya çalışılan toplumsal gerçekliğin var olan gerçekliği bozduğu veya dönüştürdüğü/değiştirdiği tespit edilmiştir.
Tüketicilerin yaş sebze-meyve ürünleri tüketim tercihine yönelik güvenilir gıda farkındalığının geliştirilmesinde iletişim stratejilerinin rolü
Araştırmada; İzmir ili tüketicilerinin gıda güvenliği ile ilgili bilgi-tutum ve davranışlarının incelenmesi, güvenilir yaş sebze-meyve ürünlerini tercih etmelerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesi, yaş sebze-meyve satın alma yeri tercihleri ve yaş sebze-meyve ürünlerine yönelik güvenilir gıda farkındalık düzeylerinde stratejik halkla ilişkiler uygulamalarının rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. 489 katılımcıyla gerçekleştirilen çalışmada; veriler, yaş sebze- meyve ürünlerinde gıda güvenliğine yönelik hazırlanan anket formunun tüketicilere yüz-yüze anket yöntemi tekniği uygulanarak toplanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler, SPSS 20.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırmada; verilerin analizinde, tüketicilerin yaş sebze-meyve satın alma seçimini ve güvenilir gıda tüketim davranışlarını etkileyen temel faktörleri belirlemek amacıyla Faktör Analizi yapılmıştır. Çalışmaya katılan tüketicilerin %55'inin bilinçli bir tüketici olduğu, gıda güvenliği kavramını duydukları ve bu konu hakkında bilgi sahibi oldukları belirlenmiştir. Tüketicilerin önemli bir bölümünün (%70) de yaş sebze-meyve alışverişi için semt pazarlarını tercih ettiği gözlenmiştir. Çalışmanın faktör analizi sonuçlarına göre tüketicilerin gıda güvenliği algılarını açıklamak üzere incelenen faktörler beş ana grupta toplanmıştır. Tüketicilerin yaş sebze-meyve ürünlerinde gıda güvenliğine yönelik en fazla önem verdikleri faktör yasal otoritelerin bu süreçte yürüttükleri çalışmalar olarak belirlenmiştir. Ayrıca tüketicilerin yaş sebze-meyve ürünlerinde gıda güvenliğine yönelik çalışmalarda yasal otoritelerin sorumluluklarını yerine getirmediğine dair olumsuz bir görüşe sahip oldukları da belirlenmiştir. Tüketicilerin yaş sebze-meyve ürünlerinde güvenilir gıda farkındalığının geliştirilmesi için yürütülmesi gerektiğine inandıkları stratejik halkla ilişkiler çalışmalarının başında ise kamusal yarar ve ikna ile ilgili halkla ilişkiler çalışmaları gelmektedir. Anahtar kelimeler: Gıda, Gıda Güvenliği, Yaş Sebze ve Meyve, Semt Pazarları, Farkındalık, Halkla ilişkiler, İletişim Stratejileri
Öz-düzenleyici öğrenme stratejileri, epistemolojik inançlar ve akademik benlik kavramı ile matematik dersi başarısı arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, dokuzuncu sınıf öğrencilerinin öz-düzenleyici öğrenme stratejileri, epistemolojik inançları ve akademik benlik kavramları ile matematik dersi başarısı arasındaki ilişkiyi incelenmektir. Araştırma, 2013-2014 eğitim öğretim yılında İstanbul Avrupa yakasında bulunan ortaöğretim kurumlarından seçkisiz küme örnekleme yöntemiyle seçilen liselerde öğrenim gören 630 dokuzuncu sınıf öğrencisi üzerinde yürütülmüştür. İlişkisel tarama türünde olan araştırmada öğrencilerin öz-düzenleyici öğrenme stratejilerini ölçmek için Pintrich ve De Groot (1990) tarafından geliştirilen ve Üredi (2005) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Öğrenmeye İlişkin Motivasyonel Stratejiler Ölçeği" nde yer alan 'Öz-düzenleme' ve 'Bilişsel strateji kullanımı' alt ölçekleri kullanılmıştır. Öğrencilerin epistemolojik inançları İlhan ve Çetin (2013) tarafından geliştirilen "Matematik Odaklı Epistemolojik İnançlar Ölçeği" ile ölçülmüştür. Öğrencilerin akademik benlik kavramını ölçmek için Brookover (1964) tarafından geliştirilen Senemoğlu (1989) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Akademik Benlik Kavramı Ölçeği" kullanılmıştır. Öğrencilerin matematik dersi başarısı, matematik dersi başarı testinden aldıkları puan ile ölçülmüştür. Araştırmanın amacı doğrultusunda yordayıcı değişkenlerin yordanan değişkenler ile ilişkisi korelasyon ve regresyon analiz teknikleri kullanılarak incelenmiştir. Araştırma bulguları, bilişsel strateji kullanımı ve akademik benlik kavramı ile matematik dersi başarısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Öz-düzenleme ve epistemolojik inançlar ile matematik dersi başarısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür. Araştırma sonucunda, matematik dersi başarısının akademik benlik kavramı değişkeni tarafından anlamlı düzeyde yordandığı (%10) görülmüştür. Öz-düzenleyici öğrenme stratejileri ve epistemolojik inançlar değişkenlerinin ise matematik dersi başarısını anlamlı düzeyde yordamadığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Öz-düzenleyici Öğrenme Stratejileri, Epistemolojik İnançlar,Akademik Benlik Kavramı, Matematik Dersi Başarısı
Mikhail Bakhtin'de diyaloji kuramı ve karşı-kültür olarak karnaval
Bu çalışmada M. M. Bakhtin'in diyaloji kuramı ile ilgisinde onun karnaval anlayışının ana hatları serimlenmiştir. Bakhtin'in diyaloji anlayışı, onun 1929 tarihli Dostoyevski çalışmasını da kapsayan "formel dönem" ve 1930'dan sonraki çalışmalarını kapsayan "tarihsel dönem" olarak ikiye ayrılır. Çalışmamızın ilk bölümünde formel dönem diyaloji anlayışının ana hatlarının ortaya koyulmuş ve diyaloji anlayışının Dostoyevski poetikası ile ilgisi gösterilmiştir. İkinci bölüm, 1930 sonrasından itibaren kullanılmaya başlanan tarihsel yöntemin sonucu olarak diyaloji kuramında gerçekleştirilen revizyona ayrılmıştır. Burada, Bakhtin'in ikinci döneminde yapılan metodolojik çalışmalar incelenmiş ve onun, diyaloji kuramını tarihsel poetikaya ve kültür tarihinin çeşitli sorunsallarına uyarlanacak bir üstdilbilim anlayışı geliştirdiği tespit edilmiştir. Üçüncü bölümde, tarihsel poetikanın kurucu kavramı olarak kronotop kavramının dünya görüşü ile ilgisi incelenmiş ve çeşitli edebi türlerin tarihsel ve toplumsal koşullarla ilgisi üstdilbilim kavrayışına başvurularak açıklanmıştır. Bu bölüm aynı zamanda, Bakhtin'in edebi türlerin üstdilbilimsel analizi yoluyla Ortaçağ ve Rönesans halk kültürüne dair tarihsel okumasına bir giriş niyetindedir. Bir bütün olarak üçüncü ve dördüncü bölüm Bakhtin'in Ortaçağ ve Rönesans karnavallarında geliştirilen pratik, dilsel ve edebi araçların gelişim tarihini inceleyerek karnaval kültürünü bir karşı-kültür olarak nitelemesinin temellerini sorgular. Anahtar Sözcükler: Diyaloji, Monoloji, Heteroglossia, Poliglossia, Karnaval, Parodi, Hibrit, Grotesk, Karşı-Kültür
Zeki Demirkubuz filmlerinde anlatı yapısı
Bu çalışmanın temel amacı yakın dönem Türkiye sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz'un filmlerinin anlatı yapısını incelemektir. Film anlatıları, tür özellikleri ve yönetmenin tarzına göre bütünsel bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda belli bir tür ya da yönetmen anlatısında çeşitli değişmez tema, motif ve unsurların yer ettiği varsayımından hareket eden çalışma, Demirkubuz filmlerinde de çeşitli değişmez yapısal unsurların kullanıldığını savlamaktadır. Demirkubuz filmlerinin anlatı çözümlemesi, sinemasal anlatının unsurları olan, zaman, mekân ve karakter kategorileri altında Fransız düşünür Claude Levi-Strauss tarafından geliştirilen dizisel ikili karşıtlıklar yöntemiyle yapılmıştır. Çalışmanın evrenini yönetmenin 1994 yılından 2015 yılına kadar çektiği dokuz film oluşturmaktadır. Çalışmanın sonucunda filmlerin zaman, mekân ve karakter açısından yönetmene özgü bütünsel bir tarz oluşturucu ortak yapısal motifler taşıdığı tespit edilmiştir. Filmlerdeki zamansal düzen ve karakterlerin zamanı algılayışları çeşitli benzerlikler göstermektedir. Mekânlar, Demirkubuz'un filmlerinde yer eden 'kötücüllüğe' uygun biçimde karanlık bir atmosfere sahiptir, doğal mekândan çok kente özgü biçimde kapalı, kapsanan mekânlar kullanılmıştır ve mekan 'öteki' ve yabancı ile iletişime geçilen bir yapılanmaya sahiptir. Apartman, otel, yol, araba gibi yerler ise kategori dışı mekânlar olarak yolculuk, suçluluk ve arayış kavramlarını öne çıkarmaktadır. Karakterler genellikle nihilist, belli toplumsal değerlerin sınırında yaşayan, kendine ve topluma yabancılaşmış, değerlerden bağımsız arayış içinde, suça meyilli davranabilen kişilerdir. Modern kent insanının yaşamı zamansal olarak doğrusal bir anlatı yapısı içinde anlatılmıştır. Bu bağlamda anlatı bir katharsis, duygusal boşalma sağlama amacından çok, izleyiciyi düşünmeye ve rahatsız etmeye dönük olarak tasarlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Zeki Demirkubuz, Türk Sineması, Anlatı Çözümlemesi, İkili Karşıtlıklar, Anlatı Yapısı
NATO'nun Kosova'ya müdahalesi ve "insani müdahale" kavramından "koruma sorumluluğu"na geçiş
Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nin dağılmasından sonra, 1998-1999'da Yugoslavya birlikleri ile Kosovalı Arnavutların milis güçleri KKO, arasında bir iç savaş başladı. Savaş sırasında, Sırp güvenlik güçleri ve polisleri tarafından yapılan etnik temizlik ve şiddet ile KKO'nun artan saldırıları, 24 Mart 1999'da başlayan ve 78 gün süren NATO'nun müdahalesine yol açtı. İnsani gerekçelerle yapıldığı öne sürülen müdahale, özellikle Ruanda'da 1994'te yaşanan soykırıma sessiz kalınmasının pişmanlığının etkisiyle yapıldı. 1995'te Srebrenitsa'da yaşanan etniz temizliğe müdahalede geç kaldığı yönünde eleştiriler alan uluslararası toplum, bu kez Kosova'da da aynı şeylerin yaşanmaması için harekete geçti. Ancak BM Şartı'nın 51. maddesi uyarınca BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) onayına ihtiyaç duyulan güç kullanımının, onay olmaksızın gerçekleşmesi; uluslararası hukuk kuralı haline gelmemiş "insani müdahale" kavramı üzerine halihazırda yapılan tartışmaları arttırdı. Bu çalışmada öncelikle, insani müdahalenin eksik olduğu yönlerin bulunabilmesi için "insani müdahale" kavramı açıklandı. Sonrasında, Kosova'nın savaşla sonuçlanan tarihsel arka planı anlatıldıktan sonra, Kosova Savaşı ve NATO'nun müdahalesinin yapısı açıklandı. İnsani müdahalenin eksikliklerini gidermek amacıyla 1999 NATO müdahalesinden sonra oluşturulan Koruma Sorumluluğu Raporu da incelenerek; oluşturulan net kriterler ortaya kondu. Bu kriterlerin NATO'nun Kosova müdahalesine uygulanmasıyla da, NATO'nun 1999 Kosova müdahalesinin yarattığı aksaklıkların Koruma Sorumluluğu'nun daha net kurallar oluşturarak ortaya çıkmasındaki etkisi gösterildi. Anahtar Kelimeler: insani müdahale, Kosova, BM, NATO, koruma sorumluluğu
Okul öncesi eğitim alan 60-72 aylık çocuklarda "okula hazırlık eğitimi"nin ilkokula hazırbulunuşluk düzeylerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, 60-72 ay arası çocuklara uygulanan "Okula Hazırlık Eğitim Programı"nın; çocukların okula hazırbulunuşluk düzeylerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, ön test, son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2013-2014 eğitim öğretim yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anaokuluna devam eden çocuklar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini yansız atama yoluyla belirlenen 44 çocuk oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, "Kişisel Bilgi Formu", "Metropolitan Olgunluk Testi" ve "Frostig Görsel Algı Testi" kullanılmıştır. Deney grubuna uygulanan "Okula Hazırlık Eğitim Programı", sekiz hafta süre ile haftada üç gün, günde otuz - kırk dakikalık etkinlikler şeklinde uygulanmıştır. Program uygulanırken, kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Deneysel işlemin etkili olup olmadığını belirlemek için Kişisel Bilgi formundan alınan bilgiler üzerinde frekans ve yüzde hesaplamaları yapılırken; ortalama karşılaştırmaları için, ilişkili örneklemler t Testi, ilişkisiz örneklemler t Testi, ve Mann Whitney –U testi, kullanılmıştır. Verilerin analizinde anlamlılık seviyesi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; deney ve kontrol grubundaki çocukların, toplam okul olgunluğu ve görsel algılama seviyeleri açısından ön test puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık olmadığı belirlenirken; son test puan ortalamaları arasındaki farkın, "Okula Hazırlık Eğitim Programı" uygulanan deney grubu lehine olduğu saptanmıştır (p<0.05). Deney ve kontrol grubundaki çocukların Metropolitan Olgunluk Testi ve Frostig Görsel Algı Testi ön test ve son test puan ortalamaları arasındaki farkın, deney grubu için anlamlı olduğu belirlenirken; kontrol grubu için anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Deney ve kontrol gruplarının okul olgunluğu ve görsel algı puanları arasındaki farkın cinsiyet yönünden anlamlı olmadığı belirlenmiştir.
Tüketim kültürünün yaygınlaştırılmasında bir araç olarak yazılı basında magazinleşme olgusu
Tüketim edimi hayatın anlamlı bir bütün olarak algılanması aşamasında kullanılan en önemli referans noktalarından birini oluşturur. Tüketimin hayatın her alanına nüfuz eden yapısı bireyler üzerinde yadsınamaz bir etkiye sahiptir. Tüketimin etki alanının sınırlarını genişletmesi için en uygun mecra da medya olarak görülmektedir. Kitle iletişim araçları belli grupların çıkarları doğrultusunda hazırlanmış söylemleri mevcut kültürel kodların eşliğinde yayar ve onları bir "zevk" ambalajı içinde sunarak meşrulaştırır. Bu aşamada tüketim, artık yalnızca bireysel istencin pratiğe dökülmüş hali veya bir anlamlandırma sistemi değil adeta zorunlu bir ödev, kaçınılmaz biçimde itaati gerektiren mutlak bir buyruk olarak karşımıza çıkar. Magazin basını eğlenceli ve "light" doğası gereği herhangi bir egemen ideolojinin eğlence formatında "yumuşatılarak" sunulmasına imkan tanımakta; bu ise bireysel ve toplumsal direnç mekanizmalarını devre dışı bırakarak kitlesel kabulü kolaylaştırmaktadır. Tüketim ideolojisinin en etkili araçlarından biri, bu sebeple, magazin basınıdır. Bu çalışma magazin basınının tüketim kültürünün yaygınlaştırılmasında etkili olabileceği temel varsayımından hareketle tamamlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde magazin basını kuramsal çerçevede ayrıntılı biçimde incelenmiş ve bu yayıncılık türünü etkileyen sosyo-ekonomik dinamikler açıklanmıştır. İkinci bölümde tüketim kültürü, tarihsel gelişme seyri içinde ele alınmış ve günümüze gelene dek geçirdiği anlamsal değişikliğin kavramın yapısal dönüşümünü açıklamaya muktedir doğası üzerinden sözü edilen kültürün tüm yönleriyle titiz bir çözümlemesi yapılmıştır. Çalışmanın son bölümü ise varsayımlar eşliğinde belirlenen hipotezlerin sınanabilmesi için uygulamaya ayrılmıştır. Bu bağlamda Hürriyet, Sabah ve Posta gazetelerine (hafta sonu ekleriyle beraber) iki aşamalı içerik analizi uygulanmıştır: İlk olarak söz konusu gazetelerdeki tüketim kültürüne yönelik haberlerin niceliksel çözümlemesiyle somut, sayısal verilere ulaşılmış; ardından bu veriler ışığında haberlerin ayrıntılı bir niteliksel analizi mümkün kılınmıştır. Çalışmanın sonunda tüketim kültürü ideolojisinin yaygınlaştırılmasında magazin basınının etkili olabileceği varsayımı elde edilen bulgularla desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Magazin, tüketim, magazin basını, tüketim kültürü, popüler basın
İlköğretim öğrencilerinde zorbalık eğilimini azaltmaya yönelik bilişsel davranışçı bir müdahale programının geliştirilmesi ve etkililiğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, ilköğretim öğrencilerinde zorbalık eğilimini azaltmaya yönelik bilişsel davranışçı bir müdahale programının geliştirilmesi ve etkililiğinin değerlendirilmesidir. Bu amaçla 4 ortaokuldan 5. ve 6 sınıf öğrencileri arasından Zorba-Kurban Ölçeği Zorbalık Uygulayan Testi puanlarına göre belirlenmiş 54 öğrenci Bilişsel Davranışçı müdahale grubuna (20 öğrenci), plasebo kontrol grubuna (16 öğrenci), hiçbir müdahale almayan kontrol grubuna (18 öğrenci) atanmıştır. Grup çalışmaları 13 hafta yürütülmüştür. Katılımcılara müdahale öncesi, sonrası ve 4 aylık izlemde Zorba-Kurban Belirleme Ölçeği, Coopersmith Öz Saygı Envanteri, Çocuklar ve Ergenler için Empati Ölçeği ve Çocuklar için Zorbalıkla ilgili Bililer Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler tekrarlayıcı ölçümler için varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarında grup x zaman etkileşimi açısından ölçek puanlarında anlamlı bir farklılaşma olmadığı görülse de zorbalık puanı üzerinde zamanın ana etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuş ve ortaya çıkan anlamlı farklılaşmanın Bilişsel Davranışçı müdahale grubu ve plasebo kontrol grubu ön test ve son test zorbalık ölçümleri arasında ki farklılaşmadan kaynaklandığı, her iki grupta da son testte zorbalık puanının düştüğü saptanmıştır. Benzer şekilde zorbalıkla ilişkili bilişler puanı üzerinde zamanın ana etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Ana etki açısından ortaya çıkan anlamlı farklılaşmanın Bilişsel Davranışçı müdahale grubunun ön test ve son test zorbalık ölçümleri arasında ki farklılaşmadan kaynaklandığı, son testte zorbalıkla ilgili bilişler puanının düştüğü bulunmuştur.
Okul öncesi dönem çocukları için basılan resimli öykü kitaplarının toplumsal cinsiyete ilişkin kalıpyargılar yönünden incelenmesi
Bu çalışmada resimli hikâye kitapları toplumsal cinsiyet kalıpyargılar açısından incelenerek kitapların içerik ve resimlemedeki cinsiyetçiliğe ilişkin öğelere dikkat çekmek amaçlanmıştır. Çalışma nitel araştırma özelliği taşımaktadır. Farklı zaman, yer ve yayınevlerinden satın alınan 70 resimli kitap incelenmiştir. Resimli kitaplar 3-6 yaş grubu çocuklar için basılan kitaplar arasından seçilmiştir. Veriler nitel veri toplama yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemiyle elde edilmiştir. Her bir resimli kitap için kitap künyesi doldurulmuş ve kitaplar araştırmacı tarafından geliştirilen "Metin İnceleme Formu" ve "Resim İnceleme Formu" kullanılarak incelenmiştir. Veriler yazar ve çizer cinsiyeti, kitabın ismi, aile yapısı, meslek, eylem, oyun, oyuncak, ilgi alanı, kişilik özellikleri, mekân, kitaplarda yer alan karakterler, fiziksel görünüş, aksesuar, kıyafet gibi toplumsal cinsiyet ipuçları açısından incelenerek toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda kadın ve erkek cinsiyetinin temsil edilme oranlarının birbirine yakın olduğu, kadınların erkek mesleği olarak düşünülen çeşitli mesleklerde gösterildiği, 3-6 yaş çocuklara yönelik resimli kitaplardaki yazar ve çizer cinsiyetlerinin daha çok kadın olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra eylem, oyun, oyuncak ve ilgi alanı kodlarında erkekler lehine toplumsal cinsiyet kalıpyargılarının devam ettiği söylenebilir. Özetle resimli kitaplarda kadın ve erkekler için toplumsal cinsiyet kalıpyargıları azalmış görünse de varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Anahtar kelimeler: resimli öykü kitapları, okul öncesi dönem, toplumsal cinsiyet kalıpyargıları