Feyziye Schools Foundation Işık University
Discipline

Cinema and Television

Feyziye Schools Foundation Işık University

30

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

30 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sinemada müziğin manipülatif etkisi: Dunkırk (Chrıstopher Nolan, 2017) örneği

Sinema, seyirciyle etkileşim kurma amacı güden bir sanat dalı olarak, görsel ve işitsel unsurları bir arada kullanır. Bu unsurlar bir araya gelerek film deneyimini zenginleştirmektedir. Bu ögeler arasında müzik, izleyiciyi hikayeye çekme ve duygusal bağ kurma konusunda etkili bir araç olarak öne çıkmaktadır. Sinemanın başlangıcında, müzik öncelikle gürültüleri maskeleme amacıyla kullanılmış, ancak zamanla filmlerin atmosferini belirleme ve duygusal derinlik katma işlevlerini üstlenmiştir. Müzik, sinema tarihinde önemli bir rol oynamıştır ve sesli filmlerin ortaya çıkmasıyla birlikte kaydedilmiş müzik parçaları film soundtrack'lerinde yer almaya başlamıştır. Günümüzde film müziği, geçmişteki amaçlarının yanı sıra farklı hedefler için de kullanılmaktadır. Bu bağlamda, filmlerinde kullanılan müziklerle öne çıkan Christopher Nolan iyi bir örnek olmaktadır. Nolan, özellikle Hans Zimmer gibi başarılı bestecilerle işbirliği yaparak müziği sadece bir fon değil, aynı zamanda anlatının bir parçası haline getirmektedir. Örneğin, Inception (Christpher Nolan, 2010) filminde müzik, karakterlerin içsel çatışmalarını ve hikayenin karmaşıklığını vurgulayarak izleyici üzerinde derin bir duygusal etki bırakmaktadır. Aynı şekilde, Interstellar (Christopher Nolan, 2014) filminde müzik, uzayın büyüklüğünü ve anlatının epik ölçeğini vurgulamada etkili bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın konusu da olan, Nolan'ın yazıp yönettiği Dunkirk (2017) filminin müziği ve ses tasarım teknikleri, shepard tonu ve leitmotif gibi yöntemlerle zamanı manipüle ederken, farklı sahnelerde tonal ilişkileri kullanarak duygusal geçişler vurgulanmaktadır. Shepard tonu tekniği kullanılan müzik, seyircinin zaman algısını manipüle ederek filmi derinleştirmektedir. Shepard tonu dinleyicide belli başlı duyguları uyandıran bir ses illüzyonudur ve özellikle gerilim hissini iyi bir şekilde iletebilmektedir. Dunkirk (2017) filminin senaryosu yazılırken bu ses illüzyonundan etkilenilmiştir. Tıpkı shepard tone'un üç katmandan oluşması gibi, senaryo da üç ayrı hikaye katmanına sahiptir. Hans Zimmer da film müziğini bestelerken bu katmanlar arasındaki zamansal ilişkileri güçlendirmek ve seyirciyi hikayenin içine çekmek için shepard tonu tekniğini ustaca kullanmıştır. Bu çalışma, Dunkirk (2017) filminde kullanılan müzik ve ses tasarımı tekniklerinin seyircinin zaman algısını nasıl manipüle ettiğini ve film müziğinin nasıl anlatısal bir unsura dönüştüğünü ele almaktadır. Çalışmanın amacı Dunkirk (2017) filminde kullanılan müzik ve ses tasarımının hikayeyi ne şekilde etkilediğini ve filmdeki diğer unsurlarla bir araya geldiğinde ne gibi anlamlar ifade ettiğinin, filmden sahnelerin ele alınarak doküman analizi yöntemiyle açıklanmasıdır. Bu bağlamda filmde kullanılan müziğin anlatının bir öğesi haline gelip gelemeyeceğinin ortaya çıkarılmasıdır. Çalışma boyunca; "Geçmişten günümüze sinemada müzik kullanımı nasıl olmuştur? Müzik bir anlatı öğesi midir? Shepard Tonu nedir? Leitmotif nedir? Ses Köprüsü nedir? Tüm bu öğeler Dunkirk (2017) filminde müzik nasıl bir etkiye sahiptir?" sorularına Dunkirk (2017) filmi üzerinden cevap aranacaktır.

İlayda Sude Demircan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de dijital platformlar ve TRT tabii: Kamu yayıncılığı ve dijitalleşme

Son yıllarda Türkiye, dijital platformların yükselişiyle büyük bir dönüşüm geçirmektedir. İnternetin yaygınlaşması, hızlı teknolojik gelişmeler ve değişen tüketici alışkanlıkları, Türk medya sektörünü derinden etkileyerek dijital platformların ortaya çıkmasını ve gelişmesini hızlandırmıştır. İnternet erişiminin yaygınlaşmasıyla birlikte, Türk tüketicileri televizyon ve radyo gibi geleneksel medya kanallarının yanı sıra çevrimiçi içeriklere erişim imkanına kavuşmuştur. Bu dönemde, video paylaşım platformları ve çevrimiçi dizi izleme siteleri popülerlik kazanmaya başlamıştır. Türkiye'deki dijital platformlar arasında yerel yapımların ortaya çıkması bu dijital platformların gelişmesini hızlandırmıştır. Uygulama tabanlı video hizmetleri, yerel film ve dizi yapımcılarının dijital platformlarda içerik üretmeye başlamasıyla birlikte daha da hız kazanmıştır. Bu platformlar, Türk izleyicilere özgün ve yerel içerikler sunarak kendi izleyici kitlesini oluşturmaya başlamıştır. Türkiye'de dijital platformların gelişiminde uluslararası dijital platformların rolü büyük olmuştur. Netflix, Amazon Prime Video, Disney Plus gibi küresel dijital platformlar, Türk pazarında da etkinlik göstererek yerel rekabeti arttırdığı görülmektedir. Dijital platformların, Türkiye'de medya sektörünün içerik üretim dinamiklerini değiştirmeye devam edeceği öngörülmektedir. Dijital platformların yükselişi, Türk izleyicilerin medya tüketim alışkanlıklarını da etkilemektedir. İzleyiciler, istedikleri içeriğe her an erişebilme ve kişiselleştirilmiş deneyimler yaşama avantajlarından dolayı dijital platformlara yönelmeye başlamıştır. Türkiye'de dijital platformların ortaya çıkması ve gelişmesi, medya sektöründe köklü bir değişimi beraberinde getirmiştir. İnternetin gücüyle birleşen bu platformlar, izleyici kitlesini genişletirken aynı zamanda içerik üreticilerine yeni fırsatlar sunmuştur. Türk medya sektörünün, dijitalleşme sürecindeki bu dinamik değişimle beraber geleceğe hazırlanması beklenmektedir. Dijitalleşmeyle birlikte, dünya genelinde kamu yayıncılığı yapan dijital platformlar, kültürel etkileşim ve ulusal kimlik konularında benzersiz stratejiler geliştirmektedir. İngiltere, Avustralya, Japonya ve Fransa gibi ülkeler kamu yayıncılığını dijital platformlara taşıyarak yayıncılıklarını genişletmiştir. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT), dijitalleşme çağına uyum sağlayarak kendi dijital platformunu oluşturmuştur. TRT Tabii'nin, geleneksel medyanın yanı sıra dijital ortamda da izleyicilere ulaşmayı hedefleyerek Türkiye'deki dijitalleşme sürecine kamusal bir boyut katması beklenmektedir. Bundan yola çıkarak, bu çalışmada Türkiye'deki dijital platformlar ve bunların arasında TRT Tabii'nin konumunun analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca çalışmada, TRT Tabii dijital platformunun İngiltere, Avustralya, Japonya ve Fransa gibi ülkelerin kamu yayıncılığı yapan kuruluşlarının dijital platformları arasındaki konumunu literatür tarama yöntemiyle ortaya çıkarmayı amaçlanmaktadır.

Sena Gül
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Neoformalist film analiz yaklaşımıyla Franz Kafka'nın Üç Şato romanı uyarlamalarının karşılaştırmalı incelemesi

Kristin Thompson ve David Bordwell'in geliştirdiği Neoformalist film analiz yaklaşımı filmleri içerik ve biçim olarak bir bütün olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu söylemi sebebiyle tek bir yazılı eseri çıkış notası alan, Franz Kafka'nın Şato romanı sinema uyarlamaları üç uzun metraj film, Alman yönetmen Rudolf Noelte'nin yönettiği Das Schloß (Noelte, R., 1968), Rus yönetmen Aleksey Balabanov'un yönettiği Zamok (Balabanov, A., 1994) ve Avusturyalı yönetmen Michael Haneke'nin yönettiği Das Schloß (Haneke, M. ,1997) neoformalist yaklaşımla inclenecektir. Bu karşılaştırmalı neoformalist analizle içerik ve biçimin bir bütün olarak anlam yaratma ve anlatı kurma yönündeki katkıları araştırılacaktır.

Berkay Ünal
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada ışığın temel bileşenleri ve Roger Deakins sinematografisinde ışık kullanımı

Bu tez çalışması, sinematografide ışığın yalnızca teknik bir araç olmanın ötesinde anlatısal, duygusal ve sembolik bir güce sahip olduğunu, çağdaş sinemanın önde gelen isimlerinden Roger Deakins'in filmografisi üzerinden incelemektedir. Çalışmada, ışığın temel fiziksel özelliklerinden yola çıkılarak sinematografideki işlevleri, tarihsel gelişimi ve klasik aydınlatma yöntemleri (üç nokta aydınlatma, chiaroscuro, high/low key) ele alınmıştır. Ayrıca pratik ışık kullanımı ve doğal ışıkla çalışma gibi modern yaklaşımlar detaylandırılmıştır. Tezin temel amacı, Roger Deakins'in ışık kullanımındaki özgün sanatsal ve teknik yaklaşımını analiz etmektir. Bu bağlamda Deakins'in kariyeri, filmografisi ve sinematografik felsefesi incelenmiştir. Sanatçının stilistik yaklaşımı; minimalist ve gerçekçi estetiği, doğal ışık tercihi, renk paletini tematik sembolizm amacıyla kullanma becerisi ve LED gibi teknolojik yeniliklere adaptasyonu kapsamaktadır. Çalışmanın analitik bölümünde, Deakins'in dört filmi – No Country for Old Men (2007), Blade Runner 2049 (2017), *1917* (2019) ve Skyfall (2012) – ışık kullanımı açısından derinlemesine incelenmiştir. No Country for Old Men'deki low key aydınlatma ve Anton Chigurh karakterinin tek taraflı ışıklandırmasının gerilim yaratmadaki rolü; Blade Runner 2049'daki turuncu kum fırtınası ve neon ışıkların renk sembolizmiyle duygusal derinlik kazandırması; *1917*'de sürekli gün ışığı akışıyla oluşturulan zaman illüzyonu ve Skyfall'daki kontrastın Bond'un içsel çatışmalarını yansıtması, Deakins'in ustalığını ortaya koymaktadır. Son olarak, Deakins'in aydınlatma tarzı Emmanuel Lubezki gibi diğer usta sinematograflarla karşılaştırılmış; geleneksel Hollywood aydınlatma kurallarına getirdiği yenilikçi bakış açısıyla bu kuralları nasıl yeniden tanımladığı tartışılmıştır. Bu tez, Roger Deakins'in ışığı yalnızca bir teknik araç değil, aynı zamanda hikâyeyi, atmosferi ve duyguyu biçimlendiren güçlü bir sanatsal ifade aracı olarak kullanmasının sinematografi sanatına özgün katkısını vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Roger Deakins, sinematografi, minimalizm.

Hatip Karabudak
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antonia Negrinin çokluk kavramı bağlamında Ken Loach filmleri

Bu çalışma, Antonio Negri’nin Çokluk kavramı bağlamında Ken Loach’un filmlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın amacı, klasik Marksist analizlerin ötesine geçerek Negri’nin Çokluk kavramı üzerinden Loach’un filmlerindeki toplumsal sınıf temsillerini değerlendirmektir. Özellikle neoliberal politikaların toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini ve bu etkilere karşı ortaya çıkan kolektif mücadele biçimlerini analiz etmek hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve yöntemi açıklanmış, Negri’nin Çokluk kavramı ile Ken Loach sineması arasındaki ilişkisel bağ açıklanmış ve analizde kullanılacak yöntem ve film seçiminin gerekçesi belirtilmiştir. Bu kapsamda çalışma, içerik analizi ve kuramsal temellendirme yöntemleri kullanılarak yürütülmüştür. İkinci bölümde, Antonio Negri’nin Çokluk kavramı detaylı olarak incelenmiştir. Bu kavramın temel bileşenleri olan Küresel Sınıf, Radikal Demokrasi, Dayanışma Ağları, Yeni İttifaklar, Yatay Örgütlenme, Gayri Maddi Emek ve Ortak Payda kavramları açıklanmıştır. Bu bağlamda Negri’nin Çokluk kavramı, küreselleşme süreci ile birlikte ortaya çıkan heterojen toplumsal grupların birleşik bir mücadele oluşturma potansiyeli tartışılmıştır. Üçüncü bölümde, Ken Loach’un sineması politik sinema bağlamında değerlendirilmiştir. Loach’un toplumsal gerçekçilikten beslenen anlatım dili, neoliberal politikaların toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini gözler önüne sermektedir. Yönetmenin sineması, kapitalizmin yarattığı eşitsizlikleri dramatik bir gerçekçilikle aktarmakta ve klasik Marksist analizlerin sınırlarını aşarak, Çokluk kavramının nasıl sinematik bir temsil aracı olabileceğini göstermektedir. Dördüncü bölümde, Ken Loach’un çalışma için seçilen filmleri analiz edilmiştir. Ekmek ve Güller (2000), Demiryolcular (2001), İşte Özgür Dünya (2007), Ben Daniel Blake (2016) ve Üzgünüm, Size Ulaşılamadık (2019) adlı filmler üzerinde yapılan analizlerde, neoliberal politikaların toplumsal adaletsizlikleri nasıl derinleştirdiği ve kolektif mücadelenin sınırlarının nasıl ortaya çıktığı incelenmiştir. Özellikle göçmen işçilerin sömürülmesi, özelleştirme politikalarının işçi sınıfı üzerindeki etkisi ve bireyselleşmenin toplumsal mücadeleleri nasıl zayıflattığı filmler aracılığıyla tartışılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, Ken Loach’un filmlerinin klasik Marksist analizlerle değil, Negri’nin Çokluk kavramı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Böylece çalışma, politik sinema tartışmalarına yeni bir perspektif kazandırmayı amaçlamakta ve Loach’un sinemasının küreselleşme ve toplumsal dönüşüm süreçlerini nasıl temsil ettiğini ortaya koymaktadır.

Hikmet Asutay
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
11
Master'sOpen AccessTR

Türk bilim kurgu sinemasında milliyetçi ideoloji

“Türk Bilim Kurgu Sinemasında Milliyetçi İdeoloji” adlı tez çalışması, Türk bilim kurgu sinemasında milliyetçiliğin yerini ele almaktadır. Türk sinemasında bilim kurgu türünün ortaya çıkışı, ilerleyişi, içerdiği ideolojik ögeler ve günümüz durumu irdelenmiştir. Türk sinemasındaki bilim kurgu filmleri incelenmiş ve bu kapsamında içerdiği milliyetçilik unsurları ele alınıp tartışılmıştır. Kendine has anlatımıyla yeni bir alt kültür oluşturan Türk bilim kurgu filmleri düşük ve yüksek bütçeli olarak ele alınmış ve örneklerle sunulmuştur. Tezin içeriğinde ele alınan bu filmlerin öyküsel anlatımlarının yanı sıra içinde barındırdığı milliyetçi ideoloji de anlatılmıştır.

Türk Sinemasıİdeoloji
Saylık Serkan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türk sinemasında mekan kullanımı

Bu çalışma mekan ve sinema arasındaki çok boyutlu ilişkiyi 2000’li yıllar sonrası Türk sinemasını merkez alarak incelemeye amaçlamaktadır. Mekan kavramı özü itibarı ile çok geniş bir çalışma alanına sahiptir. Bu noktada mekan kavramı değişen üretim ve tüketim ilişkileri bağlamında ele alınarak, gerçek mekanın uğramış olduğu değişim halinin sinemasal mekana olan etkilerini belirlemek için filmlerde kullanılan mekânsal kodlamalar analiz edilmiştir. Tezde belirlenen amaca ulaşmak için çalışma, dört ayrı bölüm üzerinden kurgulanmıştır. Birinci bölümde, mekan kavramı üzerinde durulmuştur ve mekanın uğramış olduğu değişimler kentsel mekanlarla desteklenmiştir. İkinci bölümde sinema ve mekan arasındaki ilişkiden yola çıkılarak 2000 sonrası Türk sinemasında mekan kullanımı incelenmiştir. Üçüncü bölümde sinemasal mekanın oluşum sürecinde filmdeki teknik unsurların (Kamera, Işık, Ses ve Kurgu) ne derece etki ettikleri detaylı bir okumaya tabi tutulmuştur. Tezin son bölümü olan dördüncü bölüm ise çalışmanın örneklem kısmını oluşturmaktadır. Sinemasal mekanın kullanım doğasını belirlemek için Türk sinemasında 2000’den sonra çekilmiş olan altı film ( Uzak, Beş Vakit, Fikret Bey, Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi, Babamın Sesi,) 1997 yapımı (Masumiyet) ve Avrupa göçmen sinemasından bir film,( Duvara Karşı) Türkiye ve Türk Sineması ile kavramları birbiriyle örtüşen çeşitli acılar nedeniyle incelenmiştir. Belirlenen filmlerin seçilmesinde amaçlı örneklem kullanılmıştır. Filmlerin analizinde ise niteliksel içerik ve biçimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda gerçek mekanın uğramış olduğu değişimlerin sinemasal mekana yansıdığı görülmüştür.

2000 Yıllar ve SonrasıAvrupa Göçmen SinemasıSinemasal Mekanın Kurulumu+1
Maşallah Kilinç
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
11
Master'sOpen AccessTR

Semih Kaplanoğlu sinemasında varoluşsal izlekler

Sanatın doğuşu ve gelişimi sürecinde insan sürekli ön planda durmuş kendi yaşamı ile sanatı şekillendirmiştir. Bu şekillendirme aşamasında sanatı oluşturan insanın tasarım zihniyeti önemli rol oynamıştır. Yaşamın değişimi sanatın farklı alanlara evirilmesine ve farklı türlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Sanatın türleri ve dalları ortaya çıkmış farklı alanlarda boy göstermeye başlamıştır. Fakat sanat hiçbir zaman kendi içerisinde yer alan anlam bütünlüğünü kaybetmemiştir. Sinema ise bu bütünlüğü görsel ve işitsel anlamda korumaya çalışan sanatın vazgeçilmez dalıdır. Yaşamı ve insanı anlamlandırma sürecinde görsel ve işitsel mekanizmaları kullanarak bir çok katkıda bulunmuştur. Felsefe ailesinin aykırı genç üyesi varoluşçuluk sinemaya da etki etmiş ve bu alanda sivrilen bir duruş sergilemiştir. İnsan ve yaşama dair anlamları, soruları, düşünceleri farklı bir yaklaşımla ele alma süreci başlamıştır. Tarkovski ve Bergman gibi isimler sinemada bu yaklaşımın öncülüğünü yapmıştır. Türk sinemasında ise Ömer Kavur, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan ve Semih Kaplanoğlu ile varoluşçuluk şekillenmiştir. Ülkemizi 2020 de ABD de yapılacak olan 92. Akademi Ödülleri’nde ( Oscar ) Türkiye adına temsil edecek olan Semih Kaplanoğlu en önemli auteur yönetmenlerimizdendir. Minimalist sinema tarzı ile dünya çapında saygı gören Kaplanoğlu varoluşçu felsefenin etkilerini sinemasında olağanca belirgin şekilde hissettirmiştir. Karakterleri ve sahneleri ile varoluşçu felsefenin sorduğu sorulara eşdeğer sorular soran, izleyicinin iç dünyasında bir aydınlanma başlatmak isteyen Kaplanoğlu Sineması’nda varoluşsal izlekler incelenmiştir. Varoluş felsefesinin önde gelen isimleri Sartre, Nietzsche, Heidegger, Kierkegaard, Jaspers, Scheler, Bergson’dan etkilenen Kaplanoğlu filmlerindeki Yusuf, Erol, Cemil karakterleri ile izleyiciye bu isimlerin düşüncelerini sinema yoluyla başarılı bir şekilde aktarmıştır.

BuğdaySemih KaplanoğluVaroluşçuluk
Mücahit Onur Diril
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan sinemasında Afganistan Savaşının temsili: Son kalan (2014) filmi örneği

İçinde bulunduğumuz dönemin en önemli işitsel ve görsel anlam üretme sistemleri arasında kabul edilen sinema, gerçeklikle en yoğun şekilde ve karşılıklı bir bağa sahip olan sanat dalıdır. Sinema, hem gerçeklikten etkilenir hem de onu etkiler. Çünkü sinema bireylerin davranış, tutum ve düşüncelerini değiştirerek kamuoyu oluşturup modalar yaratabilmektedir. Kitle iletişim araçlarının büyük bir önem kazandığı modern toplumlarda sinema da geniş kitlelere hitap edebilme ve insanları etkileme gücü nedeniyle devletin en önemli ideolojik aygıtlarından biri olarak kabul edilmektedir. Ulaştığı izleyici kitlesi ve küresel çaptaki etkisi göz önüne alındığında en etkili sinema endüstrilerinin başında gelen Hollywood da Amerikan devletinin en güçlü ideolojik aygıtlarından birisidir. Takvimler 11 Eylül 2001’i gösterdiğinde Amerika, ülke olarak büyük felaketlerden birini daha yaşamış ve toplumsal, psikolojik bir çöküş sürecine girmiştir. Bu travmatik durum Amerika’nın dünya üzerinde lider konumunda bulunduğu bir sektör olarak sinemada da yer bulmuştur. Bu çalışmanın amacı, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında Afganistan’ın Hollywood sinemasındaki temsilini Son Kalan (Lone Survıvor) filmi örneği üzerinden ortaya koymaktır. Tezin Birinci Bölümünde tezin amaç ve önemi, sinema-savaş ilişkisi, literatür araştırması açıklanmıştır. İkinci Bölümde Afganistan savaşı ve Afganistan konulu filmler incelenmiştir. Bulguların yer aldığı Üçüncü Bölümde bu çalışmanın konusu olan Son Kalan filminin çözümlenmesi yapılarak incelenmiştir. Yapılan bu çözümleme neticesinde; birçok Hollywood yapımı filmde olduğu gibi Amerikan askerlerinin kutsandığı, erdemli, fedakar ve kahraman ordu temalarının ön plana çıkarılmaya çalışıldığı görülmüştür. Bunun karşıtı olarak, Afgan halkı merhametsiz, vahşi, geri kalmış, cahil ve özgürleştirilmesi gereken zavallılar olarak kabul edilmişlerdir. Tek tip olarak gösterme ve ötekileştirme filmde fiziki ve dini nitelikler üzerinden oluşturulan lakaplar vasıtasıyla yapılmakta olup Afganlılar ile ilgili bir genelleme yapılarak onlar ‘ Hacı’ olarak tektipleştirilmektedir.

Savaş
Kadir Doğan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş Türk sinemasında toplumsal cinsiyet ve anlatının inşası: Zeki Demirkubuz sinemasında kadınlık rolleri

Zeki Demirkubuz, 1990 sonrası Türk sinemasında yeni kuşağın önünü açan ve katıldığı festivallerden ödüllerle dönen “bağımsız sinemacı” ekolünün önemli yönetmenlerinden biridir. Filmlerin senaryosunu kendi yazan, yaygın üretim birlikteliklerine dayalı mali kaynakları kullanmayan, sinemacılık anlayışında gişe odaklı tüketim dışında kalmayı seçen bir yönetmendir. Demirkubuz’un yazdığı filmlerin konuları suçluluk, sadakat, vicdan, nedensizlik, kötülük, irade-iradesizlik ve daha genelleyici kategoride insanın psikolojik durumlarını seçtiği görülmektedir. Bu tez çalışmasında, 1990’lı yılların sonrasında kadının ana karakter olarak seçildiği Zeki Demirkubuz filmlerinin feminist film teorisi açısından üç filminin incelenmesi ve inceleme sonucunda elde edilen analizle Zeki Demirkubuz sinema anlatısında toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında kadının konumlandırılışı değerlendirilerek literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. 1999 yapımı Üçüncü Sayfa, 2001 yapımı Yazgı ve 2006 yapımı Kader incelenen filmleridir. Bu filmlerin analizinin yapılmasının nedeni, feminist film teorisinin toplumda kodladığı patriarkal görünüşün beyaz perdeye uyarlanış modellerini ve filmlerde sunulan toplumsal cinsiyet rollerinin betimsel olarak tartışılmasıdır. Tez çalışmasında, seçilen filmlerdeki hem ana hem de yan kadın karakterlerin amaçları, kendilerini ifade etme biçimleri ve var olma mücadeleleri gibi yaygın değişkenlerin aynı perspektifte olup olmadığı analiz edilerek tartışılmıştır. İncelenen filmlerdeki kadın karakterlerin, sosyo-kültürel durumları, erkek karakterlerle olan ilişkileri ve toplum içindeki statüleri analiz edilip değerlendirilerek seçilen filmlerde kadın rollerinin ve cinsiyetçi yaklaşımların nasıl tanımlandığı metin analizi metoduyla incelenmiştir. Tez çalışmasında seçilen filmlerin analizi yapılmadan önce feminist kuramın ortaya çıkışı ve gelişim seyri incelenmiş ardından feminizmin eleştirdiği patriarka, toplumsal cinsiyet rolleri incelenmiştir. Akabinde Türkiye’de feminist hareket ve öne çıkan temalar, sinemada feminist kuram ve kadın imgesi, Türk sinemasında kadın başlıkları feminist kuram çerçevesinde incelenmiş ve Türk filmlerinde temsil edilen kadın karakterlerdeki değişim tarihsel perspektifte değerlendirilmiştir. Kuramsal çerçeve oluşturulduktan sonra, bir diğer bölümde sinemada anlatı kuramı ve Zeki Demirkubuz sinemasında anlatı konuları incelenmiştir. Daha sonrasında Zeki Demirkubuz’un sinemasında yer alan kadın ve erkek karakterlerin farklılıkları ve Zeki Demirkubuz’un filmlerindeki kadın karakterlerin temsil edilme biçimlerine kısa bir biçimde değinilmiştir. Sonrasında tez çalışmasında kullanılacak metot olan metin analizi yöntemi tanımlanarak, seçilen filmler de bu metota göre analiz edilmeye çalışılmıştır. Buna göre seçilen filmlerdeki kadın karakterlerin, feminist film kuramcılarının karşı çıktığı kadın karakterlerine uygunluk gösterdiği ve seçilen filmlerde yer alan kadın karakterlerin büyük oranda cinsel bir obje pozisyonunda ya da kültürel kodlarla uyumlu olmayan kötü karakterler olarak ifade edildiği görülmüştür. Ayrıca anlatı kuramında söz edildiği üzere, yönetmenin kendi bakış açısının filmlerdeki etkileri bağlamında değerlendirildiğinde, Zeki Demirkubuz’un klasik temsillerden uzak kadın karakterler seçtiği ancak bu karakterlerin kadının sinemadaki temsil biçimlerine olumlu anlamda katkı sağlamadığını görmekteyiz. Bu bağlamda bu tez çalışmasında, kadına dair olumsuz yaklaşımların Zeki Demirkubuz filmerinde yeniden inşa edildiği sonucuna da ulaşılmıştır.

KadınSinemada Anlatının ÖnemiZeki Demirkubuz Sineması
Ruşen Dicle Aytaş
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk oyuncular ve medya

Çocuklar çalışmaya başlamalarıyla birlikte, hem fiziksel hem psikolojik açıdan değişimlere uğramaktadır. Bu değişimler çoğunlukla iş yeri koşullarına bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir. Oyunculuk yaparak ünlü olan çocuklar ile sanayide çalışan çocuklardaki değişimlerin farklı olması kaçınılmazdır. Ancak oyuncu çocuklar da çocuk çalışanlardır ve ne yazık ki çoğu zaman bu durum ebeveynler tarafından öngörülememektedir. Çocularının oyuncu olması hayaliyle ajanslara koşan ebeveynlerin ne yazık ki çoğu zaman setlerdeki zor koşulların farkında olmadıkları gözlemlenmiştir. Çocuk oyuncuların çalışma koşullarının üzerlerinde yarattığı ruhsal, fiziksel etkiler ve hayatlarında ne gibi değişimlere maruz kaldıklarına olan merakla hazırlanan bu tezde çocuk oyuncuların çalışma hayatları araştırılmış, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği ile görüşmeler yapılmış ve bu görüşmelerin ses kayıtları incelenmiştir.

Çocuk İşgücü
Gizem Kaya Kunter
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan Hollywood sinemasında İslamofobi: Keskin nişancı film örneği incelemesi

El Kaide dini oluşumlu terör örgütü 11 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri'ne (ABD) yönelik tarihin en önemli terör saldırılarından birisini gerçekleştirmiştir. Bu saldırı tarihe 9/11 terör saldırıları olarak geçmiştir. Örgüt üyeleri kaçırdıkları uçaklarla ABD’nin askeri ve ekonomik gücünün başlıca sembolleri arasında yer alan Savunma Bakanlığı karargahı Pentagon ile New York’ta bulunan Dünya Ticaret Merkezi’ne intihar saldırıları gerçekleştirmiştir. Bu saldırılar tüm dünyayı şok etmiş ve dünya siyasetini derinden etkilemiştir. Saldırılar sonrasında İslam dinine ve Müslümanlara karşı olumsuz bir bakış açısı başta ABD olmak üzere gelişmiş, Batı ülkelerinde yaygınlaşmış, saldırılar öncesinde de var olan İslamafobik söylem yükselişe geçmiştir. Bu gelişmelerden Hollywood film endüstrisi de etkilenmiştir. Saldırıların yaşandığı 2001 yılından itibaren 11 Eylül terör saldırılarını farklı açılardan ele alan çok sayıda film çekilmiştir. Bu filmler arasında İslamofobik niteliklere sahip, açıktan ya da örtük şekilde nefret söylemleri ekenler de bulunmaktadır. Bu çalışmada Hollywood yapımı İslamofobik nitelikli filmlerde, İslam dinine ve Müslümanlara yönelik ötekileştirme stratejilerinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda İslam dinine ve Müslümanlara yönelik oldukça saldırgan bir anlatı yapısına sahip olmasına karşın Oscar dahil birçok ödül alan ve aldığı bu ödüllerle kamuoyunda önemli tartışmalara neden olan Keskin Nişancı (American Sniper, 2014) filminin nitel içerik ve göstergebilimsel çözümlemeleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan çözümlemeler neticesinde Keskin Nişancı filminde islamofobik söylemler ve göstergeler kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

11 Eylül Saldırılarıİslamofobi
Tarkan Demir
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yılmaz Güney sinemasında toplumsal bir ifade aracı olarak mekân: Umut (1970) filmi örneği

Mekan, uzun yıllar boyunca fiziksel yönüyle ele alınmıştır. Mekan, sadece sayısal verilerle ölçülen hacimsel bir yapıda değildir. Bir çok mekan türü vardır. Bunlardan biri toplumsal mekandır. Toplumsal mekan, bir arada yaşayan insanların müşterekleşme yoluyla oluşturduğu mekandır. Toplumsal mekan, sinema filmlerinde istenen dramatik etkiyi yaratmada önemli bir role sahiptir. Işık, ses, kamera, kurgu, göstergeler ve mekansal tasarım sinemasal mekanı oluşturan unsurlardır. Bu unsurların uyumlu bir şekilde kullanılmasıyla etkili bir sinemasal mekan oluşturulmaktadır. Sinemada çeşitli kuramlar vardır. Bunlardan biri gerçeklik kuramıdır. S. Kracauer ve A. Bazin gerçekçi kuramın temellerini atan kişilerdir. İtalyan Yeni Gerçekçiliği ve Fransız Yeni Dalga sineması da gerçekçi kuramdan etkilenen akımlardır. Her iki akımda da toplumsal sorunlar ele alınıp, gerçekçi bir yaklaşımla filmler çekilmiştir. Filmlerde gerçek mekanlar ve sesler kullanılmıştır. Doğal ışıktan yararlanılmıştır. Kamera sokağa indirilerek halkın gündelik yaşamı kayda alınmıştır. Türkiye’de gerçekçi filmler, Toplumsal Gerçekçilik Akımı çerçevesinde çekilmiştir. Yılmaz Güney de bu akımdan etkilenen bir sanatçıdır. Güney, Umut (1970) filminde toplumsal sorunları bireyin yaşam öyküsünden yola çıkarak anlatmıştır. Filmde, modern teknolojiye yenik düşen faytoncuların öyküsü anlatılmaktadır. Film, Cabbar karakteri üzerinden yoksul insanların kapitalizmin çarkı içinde yok oluş sürecini ele almaktadır. Filminde, sinemasal mekanı oluşturan unsurlar gerçekçi bir yaklaşımla kullanıldığı için; film, baştan sona gerçekçi ögelerle doludur. Tezin birinci bölümünde tezin sorunu, amacı ve önemi, literatür taraması, araştırma soruları, yöntemi ve sınırlılıkları açıklanmıştır. İkinci ve üçüncü bölümde sinemada mekan kullanımı ve gerçekçilik konuları ele alınarak, kuramsal bir alt yapı oluşturulmuştur. Dördüncü bölümde Yılmaz Güney sinemasında mekan kullanımının gerçeklikle bağı açıklanarak, Umut (1970) filminde kullanılan mekanların analizi yapılmıştır. Sonuç bölümü olan beşinci bölümde, önceki bölümlerde elde edilen bulgulardan yola çıkarak Yılmaz Güney’in Umut (1970) filminde gerçeklik olgusuyla mekan kullanımı arasındaki ilişki açıklanmıştır.

Toplumsal SınıfYılmaz Güney
Kemal Şimşek
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hollywood biyografik film türünün Türk sinemasına yansıması

Tür kavramı, diğer sanat dallarında olduğu gibi sinema sanatında da uzun süredir varlığını sürdüren bir olgudur. Sinemanın henüz ilk zamanlarında örneklerini gördüğümüz tür filmleri özellikle Hollywood sinemasının etkisiyle gelişip çeşitlenmiştir. İlk zamanlarda western, komedi, melodram, müzikal gibi belli başlıklar altında sınıflandırılan filmler, tür olgusunun çeşitlenmesiyle birçok alt başlığa sahip olmuştur. Tür kavramının bu çeşitliliğini sağlayan en önemli unsurlarından biri Hollywood sinemasının stüdyo sistemi ile bir fabrika gibi film üretmesidir. Başarılı olan filmler ise benzer formüllerle geliştirilmiştir. Hollywood endüstrisi zamanla etkisini diğer ülke sinemalarında da hissettirmiştir. Birçok ülke sineması Hollywood formülleriyle üretilmiş filmlerden esinlenmiş veya bu filmleri taklit etme yoluna gitmiştir. Tür filmlerinin Hollywood etkisiyle çeşitlenmesi birçok farklı alt türe ait filmi ortaya çıkarmıştır. Biyografik film türü ise melodram, tarihsel ve dram ana türlerinin özelliklerini taşıyan bir alt tür olarak kabul edilmektedir. Amerikan sinemasının ilk dönemlerinden bu yana biyografik türe ait filmlere rastlamak mümkündür. Hollywood sineması kadar derin bir geçmişe sahip olmasa da Türk sinemasında biyografik film türünde üretilen film sayısı son dönemlerde artmıştır. Bu çalışmada son dönem Türk ve Hollywood sinemasından seçilmiş dört biyografik film, popülerlik-ticarilik, anlatı yapısı, karakter-çatışma ve ikonografi başlıkları altında analiz edilecektir Bu analizlerden önce tür kavramı, tür çeşitleri ve biyografik tür özellikleri ana hatlarıyla araştırılmıştır. Ayrıca Hollywood sineması, yıldız sistemi ve Hollywood endüstrisi kavramları incelenmiştir. Tüm bu süreçler sonucunda Hollywood biyografik film türünün Türk sinemasına etkisi, Türk sinemasından örneklem olarak seçilen filmlerin hangi özellikler bakımından etkilendiği ve bu filmlerde benzer formüllerin nasıl kullanıldığı irdelenmiş

Hollywood SinemasıTür KavramıTürk Sineması
Diyar Aşni
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetmen gözü ile Türkiye’de dizi sektöründeki sorunlar ve çözüm önerileri

Dünyanın önde gelen TV dizi ihracatçıları arasında ilk sıralarda yer alan Türkiye’de, ihracat rakamlarıyla beraber problemler de artmıştır. Bu çalışmanın amacı da, yönetmenlerin bakış açısına göre dizi setlerinde yaşanan sorunları belirlemek ve bu sorunlara çözüm önerileri getirmektir. Bu amaçla çalışmanın ilk iki bölümünde, Türkiye'de televizyon ve TV dizi sektörünün gelişimi, TV dizi sektörünün şu an ki durumu ve dijital medyada yayınlanan TV dizileri incelenmiştir. Son bölümü ise, çalışmanın amacına uygun olarak hazırlanan mülakat sorularına yönetmenlerin verdiği cevaplardan oluşmaktadır. Bir gecede aynı kanalda 2 farklı dizi yayınlanan ülkemizde dizi sayısı gecede 1’e düşmüştür. Bundan sonra da dizinin yayınlanma süresi giderek artmıştır. 2010 yılında oyuncular dâhil bütün sektör çalışanlarının da destek verdiği ‘Yerli Dizi Yersiz Uzun’ eylemi dizi sürelerinin 90 dakikadan 45 dakikaya düşürülmesi talebini dile getirmiştir. 2010 yılında 90 dakika olan yayın süreleri günümüzde 130 dakika ve üzerine çıkmıştır. Bu yayın sürelerini yetiştirmek için iki hatta bazen üç ekip halinde çalışılmaktadır. Bu uzun çalışma saatleri reyting kaygısı, iş güvencesi, sosyal güvence vb. birçok problemi de içinde barındırmaktadır. Bu çalışma da en az 100 bölüm çekmiş yönetmenlerle görüşülmüştür. Görüşülen yönetmenler, amaçlı örneklem yöntemlerinden biri olan uzman örneklem yöntemi çerçevesinde seçilmiştir. Bu yöntem ile Kudret Sabancı, Sadullah Celen, Ömer Uğur, Sadullah Şentürk, Murat Düzgünoğlu, Cem Karcı, Kartal Çidamlı, Bora Tekay, Mehmet Bahadır Er, Kerem Çakıroğlu ile görüşme yapılmıştır. Hazırlanan sorular yönetmenlere yöneltilmiş, sorun ve çözüm önerilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu anlamda, yönetmenler tarafından tespit edilen sorunlar ve sunulan çözüm önerileri sektör içinde yapılacak düzenlemelere ışık tutması bakımından önemlidir.

Türk Sineması
Ferit Çağıl
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
10
Master'sOpen AccessTR

2. Dünya Savaşını konu alan İnce Kırmızı Hat ve Er Ryan’ı Kurtarmak filmlerinde ideoloji ve özne

Endüstri Devrimi ve gelişen savaş teknolojileri savaşı bir yandan kitleselleştirirken diğer yandan da daha yıkıcı hale getirmiştir. Milyonlarca insanın ölümüne yol açan yeni nesil savaşlar, iletişim araçlarının yardımıyla önce “kahvaltı masalarına” ardından da “oturma odalarına” taşınmış ve savaşa ilişkin enformasyon gündelik yaşamın sıradan bir unsuru haline gelmiştir. Bir kitle sanatı olarak 19. Yüzyıl sonlarında doğan sinema da kısa zamanda içerisinde savaş konusuna ilgi göstermeye başlamış ve Birinci Dünya Savaşı yıllarından itibaren savaşı konu edinen çok sayıda film çekilmiştir. Bu filmler arasında dünya tarihinin en fazla insan kaybına neden olan II. Dünya Savaşını ele alan filmlerin incelenmesi, bu filmlerde savaşın nasıl temsil edildiğinin anlaşılması noktasında önemli ipuçları verebilir. Bu doğrultuda bu çalışmada İkinci Dünya Savaşı konu alan Hollywood yapımı savaş filmleri içerisinde en başarılı örnekler arasında gösterilen ve aynı yıl gösterime giren İnce Kırmızı Hat ve Er Ryan’ı Kurtarmak filmleri analiz edilecektir. Anılan iki film savaşa yaklaşımlarındaki farklılıklar nedeniyle amaçlı örneklem metoduyla belirlenmiştir. Tezin Birinci Bölümünde tezin amaç ve önemi, sinema-ideoloji ilişkisi, literatür araştırması açıklanmıştır. İkinci Bölümde bir kitle iletişim aracı olarak sinemanın kitleleri etkileme gücü ve tarihsel gelişim süreci içerisinde Hollywood sinemasında savaşın temsili incelenmiştir. Bulguların yer aldığı Üçüncü Bölümde bu çalışmanın ana konusu olan İnce Kırmızı Hat ile Er Ryan’ı Kurtarmak filmlerinin savaşa ideolojik yaklaşımları ile bu ideolojik yaklaşımlarda “özne” nin nasıl konumlandırıldığı incelenmiş ve çözümlenmiştir. Yapılan bu çözümleme neticesinde şu tespitlere ulaşılmıştır. Klasik Hollywood anlatı yapısına sahip bir film olan Er Ryan’ı Kurtarmak’ ta kahramanlık, fedakarlık, cesaret, vatan gibi temaların ön plana çıkarılıp kutsallaştırılmaktadır. “Özne” nin, varlığını kutsallaştırılan bu temaları kabullenmesi ve bunlara bağlılığını ispatlaması koşuluyla değerli olabileceği vurgulanarak geçmiş üzerinden günümüze ulaşılmaya çalışılmaktadır. İnce Kırmızı Hat filminde ise klasik savaş filmlerinden farklı bir bakış açısıyla savaşın anlamsızlığı, yıkıcılığı, insanlığı, insani değerleri ve doğayı nasıl tahrip ettiği gösterilerek savaşa ilişkin değerler tartışmaya açılmaktadır.

Er Ryan’ı Kurtarmakİkinci Dünya Savaş Sinemasıİnce Kırmızı Hat
Halit Kavak
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nuri Bilge Ceylan sinemasında aydın karakter temsilleri

Aydın kavramından önce onun yerine muhtelif kavramlar söz konusu olmuştur. Bu kavramlar arasından filozof ve entelektüellerin varlığından söz edilse de aydın kavramı modern anlamdaki tanımını Fransız İhtilali'yle kazanmıştır. Fransız İhtilali aydınların halk ile birlikte hareket ettiği, ortak bir toplumsal harekette bulunduğu bir dönemdir. Bu açıdan aydının günümüze en yakın anlamının 20. yüzyıl başlarına dayandığı söyleyebiliriz. Çağdaşlaşma olarak tanımlanan Aydınlanma Dönemi her toplumda farklı dönemlerde ve farklı krizlerle karşılaşarak gerçekleşmiştir. Türkiye tarihinde de aydın ve ona yönelik tartışmaların merkezi bir rol edindiğini gözlemleyebiliriz. Günümüze kadar sürekli tartışılan ve toplumla uyumluluğu sorgulanan modernleşme anlayışı yönetim ve halkın aydına yönelik bakışı, birbirinden farklı yargı biçimleri her dönemde ortaya çıkan gerek sinema gerek edebiyat gerekse çeşitli kitle iletişim araçlarında temsil edilmiştir. Son dönem Türkiye Sineması'nda önemli bir yere sahip olan Nuri Bilge Ceylan, filmlerinde sık sık "aydın" diye tanımlayabileceğimiz karakterlere yer verir. Sanatçının içinde bulunduğu toplumun tarihi, kültürel ve toplumsal sorunlarından bağımsız olmadığı varsayımından hareketle bu karakterlerin Türkiye'de "aydın"ın gerçek koşullarıyla nasıl bir bağ kurduğunu sorabiliriz. Her ne kadar kurmaca bir içerik taşısa da filmler gerçeklik izlenimlerine gönderme yaparak anlam kazanır. Bu bağlamda bu tez, "aydın" kavramının Türkiye'deki tarihsel, toplumsal ve politik anlamlar serüvenini ve günümüzde üzerine yüklenen anlamları Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki karakterlerle karşılaştırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, verili toplumsal-kültürel dağarcığın içerisinden tezde yönetmenin seçimleri yoluyla anlamı inşa etme biçimi analiz edilerek Nuri Bilge Ceylan'ın Türkiye'deki "aydın"ı nasıl konumlandırıldığı betimlenecektir.

AydınTürk Sineması
Zeynep Akın Songur
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet rollerindeki eşitsizlik bağlamında Nuri Bilge Ceylan sinemasında kadının konumu

Bu tez çalışmasında toplumsal cinsiyetten kaynaklı eşitsizliğin sinema filmlerine yansımaları görmek için Nuri Bilge Ceylan sineması incelenmiştir. Türk sinemasında önemli bir yere sahip olan Nuri Bilge Ceylan, kendi özgün tarzı ve estetik anlayışıyla, hem ulusal hem de uluslararası camiada önemli bir sanatçı olarak tanınmaktadır. Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmlerin bu kadar geniş bir alana yayılması ve pek çok kesime ulaşması bağlamında, yönetmenin çektiği filmlerdeki toplumsal cinsiyet temsillerinin incelenmesi önem taşımaktadır. Nitekim toplumsal yapının araçlarından biri olan sinemanın, toplumun dönüşümlerinden etkilenmemesi mümkün değildir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmlerin kapsamlı bir incelemesi yapılmıştır. Kuramsal çerçevesini feminist v kurama dayandıran çalışmada kadın karakterlerin inşa biçimlerinin ne tür anlam yapılarına denk geldiği incelenmiştir. Ayrıca, filmler incelenirken görselliğin analizi için gösterge bilim yönteminden, filmlerdeki karakterin çözümlenmesi için ise psikanalitik yöntemden yararlanılmıştır. Böylece film anlatılarındaki karakter analizi ve anlatım biçimi çözümlenirken farklı disiplinlerden yaralanmış ve seçilen filmler geniş bir perspektifte incelenmeye çalışılmıştır Bu bağlamda Nuri Bilge Ceylan’ın günümüze (2020) kadar çektiği filmlerin tamamı örneklem olarak kapsamlı bir şekilde çözümlenmeye çalışılmış ve varılan sonuçta Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmlerin, klasik anlatı kalıplarından uzak olduğu ve bu filmlerde bağımsız, gerçekçi bir sinema anlayışının hakim olduğu anlaşılmıştır. Çalışmada Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmler iki ayrı döneme ayrılmış, bu dönemlerin genel özellikleri farklılıklar ve paralellikler ekseninde araştırılmıştır. Varılan sonuçlar, yönetmenin ilk dönem filmlerinde kadın erkek konumlanışının “Uzak”tan sonra çekilen filmlere nispeten daha eşit düzlemde olduğu ve ne kadın ne de erkek kahramanın tek başına anlatının merkezinde olmadığı görülür. Ancak, özellikle “Uzak” (2002) ve sonrasında çekilen filmlerde daha çok erkek karakterlerin merkezde olduğu anlatıların ağırlık kazandığı görülmüştür. Böylelikle filmlerdeki kadın karakterlerin konumlarının erkeklerle kıyaslandığında asimetrik ve nispeten daha geri planda olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca çalışmada, gerek dünya sineması gerekse çalışmanın merkezinde yer alan Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmler, feminist bakış açısıyla incelenmiş. Toplumsal cinsiyetin tarihi kökenleri ve ataerkil toplumsal düzenle ilişkileri ele alınmıştır.

KadınNuri Bilge Ceylan Sineması
Halime Yel
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
20
Master'sOpen AccessTR

Bağımlılık yapıcı maddelerin sinemada temsili

Bağımlılık yapıcı maddeler, iletişim ve ulaşım olanaklarında yaşanan genişlemenin de etkisiyle 1990’lardan itibaren daha erişilebilir hale gelmiş ve bunun sonucunda kullanıcı ve bağımlı sayısı hızla artmıştır. Kullanıcı ve bağımlı sayısının artmasına koşut olarak bu artışın nedenleri de sorgulanmaya ve tartışılmaya başlanmıştır. Yapılan tartışmalar modern kitle medyasının dolayısıyla da onun bir parçası olan sinemanın da bu artışta etkisi olabileceğine yönelik görüşlerin gündeme gelmesine neden olmuştur. Bu çalışmada bağımlılık yapıcı maddelerin sinemada temsili incelenmektedir. Bu kapsamda Dünya Sineması’nın en büyük sinema veritabanı olan IMDB’de “madde” temalı sinema filmlerinden komedi, dram, suç/polisiye ve animasyon türlerinden birer adet olmak üzere dört film seçilmiş, örneklem olarak belirlenen Dazed and Confused (1993), Requiem for a Dream (2000), Trainspotting (1996) ve A Scanner Darkly (2006) filmlerinin göstergebilimsel analizleri gerçekleştirilmiştir. Örneklem olarak seçilen dört filmin analizi sonucunda filmlerde yaş, cinsiyet, meslek grubu ve toplumsal sınıf olarak farklı kesimlerden karakterlere yer verildiği, bu karakterlerin davranışsal bakımdan çeşitlilik gösterdiği bulgulanmıştır. Karakterler çeşitlilik göstermekle birlikte kullandıkları maddelerde ve maddenin fiziksel-psikolojik etkilerinde benzerlikler olduğu tespit edilmiştir. Kullanılan maddelerin etkileri, bağımlı karakterlerdeki fiziksel değişimlerle anlatılırken kullanımın toplumsal sonuçları, madde ile suç arasında bir nedensellik ilişkisi kurularak gösterilmiştir. Filmlerde kullanıcı ve satıcı karakterler, sigara ve alkolün yanı sıra sokak ağzıyla aynı şekilde “ot” ve “mal” diye tabir ettikleri esrar, eroin, kokain, esktazi, morfin gibi maddeleri de açık bir şekilde kullanmış ve özellikle madde bulamadıkları yoksunluk dönemlerinde çeşitli suçlar işlemişlerdir. Filmlerin olay örgülerinde, madde kullanımının olumsuz sonuçlarına ilişkin mesajlar açık ve örtük şekilde işlenmiştir. Requiem for a Dream ile A Scanner Darkly’de bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımından kaynaklanan olumsuz sonuçlara dair doğrudan mesajlar verilirken; Trainspotting’de “uyuşturucu iyidir” veya “uyuşturucu kötüdür” gibi doğrudan bir mesaj verilmek yerine, maddenin olumsuz etkileri gösterilerek izleyenlere kendilerine uygun sonuçlar çıkarma şansı verilmiştir. Dazed and Confused’de ise madde satıcısı karakterlere yönelik olumsuz tasvirde bulunulmaması ve maddenin kullanıcı karakterler üzerinde herhangi bir kalıcı hasar bırakmaması gibi özendirici unsurların yer aldığı tespit edilmiştir.

Bağımlılık Yapıcı MaddelerMadde BağımlılığıMadde Kullanıcısı+1
Muhammed Özkılınç
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yakın dönem Türk sinemasında anne kız ilişkileri bağlamında kötücül kadın imgesi üzerine bir inceleme

Annelik kavramı ve kötücül kadın imgesi arasında, anne - kız ilişkileri ekseninde yakın dönem Türk sinemasında bir incelemenin yapıldığı bu çalışmada, incelenen filmlerde yücelik, kutsallık ve kötücül oluş gibi kavram setlerinden oluşan sıfatların her bir olay ve olguda farklı perspektiflerden ele alınabileceği ve anneliğin farklı yaklaşımlarla inşa edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Tarihsel süreç içinde başta kadınlığın ardından anneliğin gelişim süreci çalışmanın kuramsal kısmında ana hatlarıyla açıklanmıştır. Kötücül kadın imgesi ve annelik eksenli incelemede yakın dönem Türk sinemasında eril söylemi sorgulayan, alternatif filmler üreten yönetmenler bulunmaktadır. Bu çerçevede dişil perspektifle bir filmin erkek veya kadın yönetmenler tarafından çekilebilmesi tartışmaya açık olsa da kadınlar tarafından kadına bakışının somutlaştırıldığı filmlerin incelenmesi önem taşır.

Anne-Kız İlişkileriKötücül Kadın İmgesiTürk Sineması
Zeynep Arslan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında 1974 barış harekâtı öncesi Kıbrıs olaylarını konu alan filmlerde ideoloji ve özne

Kıbrıs Adası ve adada yaşayan Türkler 1950'li yılların ortalarından bu yana Türkiye'nin başlıca gündem maddelerinden birisi olagelmiştir. Türk sinemasının adaya ve ada Türklerine ilgi göstermeye başlaması ise 1950'lerin sonlarına rastlar. Kıbrıs olaylarına değinen ilk film 1959 yılında Nişan Hançer tarafından çekilen Kıbrıs Belası Kızıl Eoka (Nişan Hançer-1959) olur. Onu Kıbrıs Şehitleri (Behlül Dal-1960), Hancı’nın Kızı (Ergün O. Nuri-1963), On Korkusuz Adam (Tunç Başaran-1964), Kıbrıs Volkan'ı (Ural Ozan-1965), Severek Ölenler (Osman Fahri Seden-1965), Dişi Düşman (Nejat Saydam-1966), Fırtına Beşler (Aram Gülyüz-1966), Fedailer (Kayhan Arıkan-1966), Göklerdeki Sevgili (Remzi Jöntürk-1966), Severek Dövüşenler (Adnan Saner-1966), Fedai Komandolar Kıbrıs'ta (Nejat Okçugil-1967), Komandolar Geliyor (Nejat Okçugil-1967) gibi filmler izler. Söz konusu filmler bir yandan ada Türklerinin sorunlarını Türkiye gündemine taşırken diğer yandan da kamuoyunun Kıbrıs adasına yönelik gerçekleştirilecek olası bir harekata hazırlanmasına yardımcı olur. Bu çalışmada Kıbrıs olaylarının ve burada yaşayan Türk toplumunun sorunlarının Türk sinemasına nasıl yansıdığı ve Kıbrıs'a yönelik olası bir savaşa dair ideolojik üretimin nasıl gerçekleştirildiği, Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde çekilen filmler arasından amaçlı örnekleme metodu ile seçilen Kıbrıs Şehitleri, On Korkusuz Adam ve Göklerdeki Sevgili filmlerinin çözümlenmesi ile ortaya konulmuştur. Yapılan analizler sonucunda tamamı Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi öncesinde çekilen filmlerde çok güçlü bir milliyetçi ideolojinin hakim olduğu, bu ideoloji içerisinde Rum karakterlerin olumsuz özelliklerle donatılarak katıksız kötüler olarak sunulurken Türk karakterlerin tamamen olumlu özellikler taşıdığı sonuçlarına ulaşılmıştır.

Kıbrıs Barış HarekatıKıbrıs Şehitleriİdeoloji ve Sinema
Erdal Kara
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Auteur teori bağlamında Reha Erdem sineması

Fransız film endüstrilerinin gelişimleri ile birlikte günümüze kadar uzanan sinema, Yeni Dalga Fransız sinemasının da doğmasına neden olmaktadır. Yeni Dalga Fransız sineması içinden bir teori olarak ortaya çıkan Auteur teori ile de sinema düşünmeye ve toplumdan bireye doğru uzandığı da görülmektedir. Başta Bazin olmak üzere Truffaut, Godard ve Resnais gibi sinemacılar toplum karşısında öteki kalan bireye değinirlerken düşündüren, sorgulatan bir sinema dilini oluşturmaktalardır. Dolayasıyla Auteur teori ile Fransa da yeniden doğan sinema, bu yenilikçi anlayış ile de Auteur sinema ve yönetmenlerini ortaya çıkarmaktadır. Dünya da gelişimine devam eden Auteur sinema Türkiye de Yeni Dönem Türkiye sinemasının oluşturmaktadır. Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu, Semih Kaplanoğlu ve Derviş Zaim, Yeni Dönem Türkiye sinemasının Auteur yönetmenlerinden bazılarıdır. Yönetmenlerin filmlerine bakıldığında Reha Erdem'in ilk uzun metrajlı filmi olan A Ay, zaman ve mekan kavramlarının film hikayesinin bütününü temsil ettiğini görürüz. Kaç Para Kaç filminde yönetmen bu kez imge üzerinden filmin hikayesini oluşturur. Korkuyorum Anne filminde ana hikaye kısmını kimlik kavramı üzerinde oluşur. Beş Vakit filmde ise hikaye zaman ve mekan kavramları ile yol alır. Yönetmenin Hayat Var filminde de ana hikaye kısmını aidiyet kavramının oluşturduğu görülmektedir. Yönetmenin Kosmos filminde ise hikaye zaman ve mekan kavramları sağlanmaktadır. Jin filminde de ana hikaye aidiyet kavramı ile sağlanır. Koca Dünya filminin ana hikayesi ise zaman ve mekan kavramları oluşturmaktadır. Yönetmenin son uzun metrajlı yapımı olan Seni Buldum Ya filminde ise ana kavramı kimlik oluşturmaktadır. Öte yandan Nuri Bilge Ceylan'ın taşra üçlemesi, Zeki Demirkubuz'un karanlık üzerine öyküler üçlemesi, Semih Kaplanoğlu'un Yusuf üçlemesi, Derviş Zaim'in geleneksel Türk el sanatları üçlemesi ve Yeşim Ustaoğlu'nun filmleri ile yönetmenlerin sinema dillerini, daha çok bireysel konular ve zaman, mekan, kimlik, imge, aidiyet unsurları oluşturur. Buradan yola çıkarak çalışmada yapısal çözümleme yöntemi ile Reha Erdem'in yönetmenliğini yaptığı filmlerde ki zaman, mekan, kimlik, imge ve aidiyet unsurları incelenecektir.

AuteurizmErdem, RehaFransız sineması+2
Doğukan Aydın
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ekran sanatlarında çirkinin üretimi: American Horror Story- Freak Show "Dot ve Bette" karakterinin analizi

Bu çalışmada çirkinlik kavramı, estetik ve sanat felsefesi bağlamında, gömülü teori yöntemi ile incelenmektedir. İnceleme Brad Falchuk ve Ryan Murphy' nin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptığı American Horror Story antoloji serisi 4. Sezon: Freak Show'da yer alan ikiz bedenli Dot ve Bette karakteri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Çalışmada amaçlanan çirkinlik kavramının, insanlığın bir topluluk olarak var olduğu tüm dönemlerde, kendi varlığını ve normalliğini doğrulamak için tekrar tekrar başvurduğu, ilgi çekici ve heyecan verici bir kavram olduğunu araştırmak ve ekran sanatlarında üretimini incelemektir. İnceleme sırasında estetik felsefenin kapsamına giren estetik fenomen, estetik duygu ve haz kavramlarının yanı sıra çirkin estetiği bağlamında çirkin kavramından türeyen tuhaf, tekinsiz, grotesk kavramlarına ulaşılmış ve bu kavramların beden, deforme beden, ucube beden ve ikiz beden ile ilişkileri araştırılmıştır. İkiz Beden'in ekran sanatlarındaki izdüşümü: American Horror Story: Freak Show adlı bölümde, yapılan teorik araştırma seçilen vaka üzerinden örneklerle açıklanmıştır. Örnekler teknik yapım incelemeleriyle detaylandırılmıştır. Dot ve Bette; Sarah Paulson'ın oyunculuğunu üstlendiği, kozmetik, efekt, plastik makyaj, bilgisayar destekli efektler ve animatronik efektlerle hayat bulan ikiz bedenli bir ekran karakteridir. 1900'lü yıllarda Amerika'da yaygın bir eğlence olan insan sirklerinde sergilenen ucubelerden esin alarak yazılmıştır. Seçilen vaka insanın kendisini ve normalliğini doğrulama çabasına, çirkinliğin cazibesinin yeniden canlandırılmasına muhteşem bir örnek oluşturmaktadır. Makyaj sanatının günümüzde ulaşılan teknoloji ile zenginleşen teknik altyapısının verdiği imkanlar, oyuncunun sergilediği özgün performans, yönetmenin kullandığı görsel anlatı yaklaşımı, çirkinin senaryodaki konumu ve tüm bu öğelerin bir araya geldiğinde izleyiciye sunduğu sınırsız haz olgusu vaka üzerinde örneklendirilerek detaylı biçimde incelenmiştir. Yapılan inceleme ve araştırma sonucunda fiziksel ve dijital teknolojilerle üretilen çirkinin zamana ve topluma göre değişkenliği tespit edilmiş, geçmişte çirkin olan bir varlığın günümüzde yeniden canlandırılmasının güzel bir kavram olarak haz verici duygular üretebildiği ortaya konmuştur.

EkranEkran estetiğiEkran yönetimi+7
Sezen Can
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Christopher Nolan sinemasında karmaşık anlatı: Seymour Chatman penceresinden bakış

Bu çalışmada, 1980'li yılların sonunda teorisyenler tarafından ortaya atılan 'karmaşık anlatı' kavramının, 'klasik anlatı' analizleri de göz önünde bulundurularak, derinliklerine kadar araştırılacak. Günümüzde karmaşık anlatının evirildiği nokta, Christopher Nolan'ın filmleri eşliğinde yeni, modern bir 'karmaşık anlatı' kavramına kapıları nasıl açtığı araştırılacaktır. Bu yeni anlatı biçiminin ismi 'reformist anlatı' olarak belirlenmiştir. Çalışmada amaçlanan, günümüz sinemasındaki gelişmeleri, modern çağımızın 'yenilikçi' yönetmenlerinden Christopher Nolan ve onun filmlerinin analizleri üzerinden tespit ederek yeni bir anlatım dilinin oluşmuş olabileceğine belirli bir açıklık getirmektir. Sinemanın geleceğinde önümüze çıkabilecek yeni bir anlatımın başlangıcına bir kapı aralayabilmektir. İnceleme sırasında klasik anlatı bağlamında Aristoteles'in Poetika eserinden araştırmaların yanı sıra, karmaşık anlatı üzerinde Thomas Elsaesser, Seymour Chatman, Jason Mittell, Warren Buckland ve Joseph Cambpell gibi teorisyenlerin günümüze kadar uzanan çalışmaları araştırılmıştır ve yeni anlatım dilinin temelini oluşturmak amacıyla baz alınmıştır. Analizi yapılan filmlerin totali Christoper Nolan'ın ikinci uzun metraj filminden günümüze kadar uzanan filmlerini kapsamaktadır. Çizgi roman karakteri 'Batman' üzerinden yapmış olduğu üçleme; Batman Begins, The Dark Knight ve The Dark Knight Rises filmleri esinlenilmiş hikayeler olduğundan analizin dışında bırakılmıştır. İncelemede yer alan filmlerin totali şu şekildedir; Dunkirk, The Prestige (Prestij), Memento, Tenet, Inception ve Interstellar (Yıldızlararası). Analizlerde eklenen ve kullanılan kavramların başında Chatman'ın yapısalcı analizi gelmektedir. Onun analizlerinin izinde yeni kavramlar geliştirilmiş ve çalışmanın totalinde bir analiz formatına oturtulmuştur. Chatman'ın yapısalcı analizinden alınan maddeler ve çalışma aracılığıyla eklenen yeni maddelerin totali şu şekildedir; neden – sonuç, olay örgüsü, zaman – mekan, karakterler, olgular, varlıklar – uzam, anlatıcı – seyirci ve görsel koşullandırmadır. İnceleme sonucunda, amaçlar doğrultusunda Christopher Nolan anlatıları aracılığıyla 'reformist anlatı' teriminin yeni sinema dünyasında önemli bir rol oynayacağı kanısına varılmış ve bahsedilen anlatım biçimi üzerinde inceleme yapılması gerekilen noktalar detayla belirlenmiş, açığa kavuşturulmuştur. Anahtar kelimeler: Karmaşık anlatı, Klasik anlatı, Anlatım, Akıl, Zaman, Mekan, Olay, Neden – sonuç, Semiyoloji, Anlatıbilim, Christopher Nolan

Emir Çalıkkocaoğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türk sinemasında değişen din adamı temsili

Türk Sineması doğup gelişmeye başladığından itibaren din adamı stereotipilerinde önemli değişiklikler göze çarpmaktadır. Türk Sinemasında din adamı stereotipilerinde özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında izlenen modernleşme politikası ile din adamları toplumsal hayat düzenlemesinde kendisine yer bulamamıştır. 1922 – 1960 yılları arası dinde yapılmak istenen reform hareketleri (hilafetin kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, ezanın Türkçeleştirilmesi) ile ortaya çıkan görüşler, Türk Sinemasındaki din adamları tiplemelerinde; isyancı, cahil, hurafeci, batıl inanç sahibi olarak yer edinmiştir. 1920-1960 yılları arasında Türk Sinemasında din adamı stereotipi dışlanmış din adamı olarak kabul edilir iken 1960-2000 yılları arasında kısıtlanmış din adamına dönüşmüştür. Çoklu partili sistemden sonra değişen siyasi iktidar ile birlikte Türk Sinemasında din adamları "üç kağıtçı, muskacı, büyücü, tüccar" gibi tiplemelerde kendisine yer bulmuştur. Bu dönemde din adamları şehrin dışında, köy ve köylü eksenli alarak yan karakter olarak görülmüştür. 2000 sonrası Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara gelmesi ile birlikte Türk Sinemasında din adamı temsili değişmiş, daha çok kabul gören din adamı stereotipileri görülmüştür. Sinemanın ortaya çıktığı ilk yıllardan bu yana toplum ile devamlı bir etkileşim içerisinde olduğu görülmektedir. Özellikle iktidarların sinemayı birer propaganda aracı olarak görmesi ile beraber sinemada yer alan karakterlerde temsil açısından belirli farklılar görülmüştür. Bundan yola çıkarak, bu çalışmada siyasi iktidar değiştikçe din adamlarının konumlandırılışlarının sinemaya yansımalarını analiz amaçlanmaktadır. Ayrıca çalışmada, Türk Sinemasında kahramanın yolculuğu döngüsünde din adamının nasıl konumlandırıldığını, din adamının konumlandırılışında tasavvufta yer alan inisiyasyon diğer bir adıyla süluk kavramıyla olan ilişkisini de eleştirel söylem analizi yöntemiyle ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Türk Sinemasında din adamı temsili üç dönemde incelenmektedir. Bunlar sırasıyla 1922-1960 yılları arasında "dışlanmış din adamı", 1960-2000 yılları arasında "daraltılmış din adamı" son olarak ise 2000 yılı sonrası "kabullenilmiş din adamı" temsili şeklindedir. Bu üç dönemden bahsedilip asıl üstünde durulacak dönem ise 2000 yılı sonrası değişen din adamı stereotipidir. Bu bağlamda incelenen filmlerde; Serdar Akar, Kurtlar Vadisi Irak (2006), Zübeyir Şaşmaz, Açlığa Doymak (2012), Kürşat Kırbaz, Yunus Emre Aşkın Sesi (2014), değişen iktidar yapısına bağlı olarak din adamın temsil ediliş biçimlerinde benzerlikler ortaya çıkmıştır. Özellikle bu filmler gişe başarısına ulaşmış ve dönemin popüler filmleri arasında yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Temsil Kuramı, Din Adamının Temsili, Tasavvufta İnisiyasyon, Eleştirel Söylem Analizi, Kahramanın Yolculuğu

Din adamlarıEleştirel söylem çözümlemesiKahramanın yolculuğu+3
Enes Aluç
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mental hastalıkların sinemada kullanımı: Split filmi incelemesi

İnsanın sahip olduğu mental bozukluklar sinemanın ortaya çıktığı ilk yıllardan itibaren sinemada kullanılmıştır. Mental bozukluklar ile ilgilenen psikoloji, psikiyatri ve nöroloji bilimleri geliştikçe, sinemada hayat bulan mental hastalıklı karakterlerin çeşidi ve yaratılan karakterlerin katmanları artmıştır. Sinemanın kitlelere erişme gücünün arttığı günümüzde mental hastalıkların bilimsel temellerden uzak, eksik veya diyalektik olmayan biçimde perdeye aktarılması ilgili hastalıklardan muzdarip bireyleri ve onların yakın çevresini olumsuz etkilemektedir. Sinema endüstrisi içerisinde üretilen filmlerde mental hastalıkların etik değerleri hiçe sayarak salt eğlence, dram veya korku amaçlı kullanması doğru değildir. Split filminin baş karakterinde gözlemlenen dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalığı, literatürde karşılığı olmayan nüanslar ve davranış biçimleri içermektedir. Split filminde dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalığını salt endüstriyel parametreleri göz önünde bulundurarak seyrelten ve yüzeyselleştiren; dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalarına potansiyel suçlu imajı veren bir tutum mevcuttur. Bunlara ek olarak Split filminde ilgili hastalığa diyalektik bir yaklaşım söz konusu değildir. Bu tutum sebebiyle DKB'li bireylerin tümünü kapsayan olumsuz bir söylem mevcuttur. İlgili konuda görüş belirten uzmanlara göre etik dışı bu tavrı benimseyen Split filmine erişerek izleme fırsatı bulmuş her bireyin DKB hakkında yanlış, eksik bilgilendirilmiş olma ihtimali doğmuştur ve film sosyolojik bir problem doğurabilme potansiyeline sahiptir. İlgili konuda görüş bildiren uzmanların bazıları ise Split filmini DKB hastalığının sinemadaki en tutarlı temsili olarak görrmektedir. Filmin hastalık bağlamında büyük hatalara düştüğünü de kabul eden uzmanlar, DKB'nin sinemada benzer nitelikte bir temsili bulunmaması sebebiyle Split filminin seyirciyi hastalık hakkında bilinçlendirebileceğini ve bu sebeple getirdiği faydanın, yarattığı zararı karşılayabileceğini savunmaktadır.

Akıl hastası kişilerDissosiyatif bozukluklarDissosyatif kişilik bozuklukları+4
Berkay Hasbay
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

2010 sonrası kadın yönetmenlerin filmlerinde kadın temsili: Türkiye örneği

2000'li yıllarda Türkiye'de kadın yönetmenlerin filmlerinde bir artış olduğu ve bu yönetmenlerin kendi stillerini oluşturmaya başladıkları görülmektedir. Bu bağlamda yönetmenler, içinde yaşadıkları ataerkil toplumu göz önünde bulundurarak filmler üretmektedirler. Söz konusu yönetmenler, filmlerinde kadınların ataerkil toplumda yaşadıkları sorunları ele almaktadırlar. Bu çalışmada ataerkil bir toplumda yaşamını devam ettiren kadın yönetmenlerin kadın karakterleri nasıl temsil ettikleri tartışılacaktır. 2010 yılı ve sonrasının çalışmaya dahil edilmesinin nedeni; Türkiye'deki kadın yönetmenlerin filmlerinde kadınlara ilişkin sorunları yoğunlukla işlemiş olmalarıdır. Aynı zamanda bu yönetmenlerin filmlerindeki kadın karakterlerin sorunlarında benzerlik görülmektedir. Bu çalışmada kadınların sorunları, özel ve kamusal alanlardaki yerleri Feminist Kuram bağlamında incelenecektir. Çalışmada Türkiye'deki dört kadın yönetmenin dört filmi ele alınmıştır. Bunlar; Yeşim Ustaoğlu'nun Araf (2012), Pelin Esmer'in Gözetleme Kulesi (2012), Emine Emel Balcı'nın Nefesim Kesilene Kadar (2015) ve Ahu Öztürk'ün Toz Bezi (2015) filmidir.

Feminist kuramFilmKadın sorunları+7
Yaren Kalkan Aluç
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital platformlar sonrası izleyici alışkanlıklarının kuşaklara göre değerlendirilmesi

Televizyon icat edildiği günden bugüne dünyayı değiştiren bir cihaz olmayı başarmıştır. Bilgi edinme, eğlendirme, haberdar etme, kamuoyu oluşturma gibi birçok rolü üstlenmiş yüz seneyi aşkın zamandır toplumunun en yaygın kullandığı kitle iletişim araçlarından biri olmuştur. Karasal yayıncılık, kablolu yayıncılık, uydulu yayıncılık teknolojiye entegre olarak teknik olarak sürekli dönüşen televizyon yayıncılığının şekli dijitalleşmenin egemen olduğu son yıllarda internet yayıncılığı ile yeni bir form daha elde etmiştir. İnternetin yaygınlaşması ve hızlanması, internet aracılığı ile akıllı cep telefonu, tablet ve taşınabilir bilgisayar gibi cihazlar ile yine internet üzerinden çevrimiçi (online) ya da çevrimdışı (offline) izleme imkanları sunan yeni dijital yayın mecraları ortaya çıkmıştır. Geleneksel yayıncılık ezberlerini bozan, daha düşük maliyetli yayıncılık fırsatı sunan, internet üzerinden daha fazla insana ulaşılmasını hedefleyen bu dijital platformlar televizyona kuvvetli bir alternatif olmayı başarmıştır ve dünya genelinde gün geçtikçe daha fazla kabul görmeye ve çoğalmaya devam etmektedir. Toplumlarla karşılıklı etkileşim içerisinde olan televizyon yayıncılığı bir yandan bu işlevini sürdürürken öte yandan daha bireysel hatta interaktif bir deneyim sunma yönünde adımlar atmaya devam etmektedir. Küresel birer fenomen olmayı başarmış bu dijital yayın mecralarına gösterilen ilgi farklı yaş gruplarında, farklı eğitim ve ekonomik koşullarda yaşayan insanlarda çeşitlilik gösterebilmektedir. Bu çalışma geleneksel televizyon izleme alışkanlıkları ve izleyicilerin tercihlerinin YouTube, Netflix, Amazon Prime, IPTV gibi yeni yayın mecraları ile nasıl, ne yönde değiştiğini, X kuşağı, Y kuşağı ve Z kuşağı özelinde tercih ve alışkanlıkların ne gibi benzerlik ya da farklılıklar gösterdiğini, dijital platformlardan ve geleneksel televizyon yayını yapan yayıncılardan beklentilerin neler olduğunu katılımcılara internet ortamında sunulan anket çalışması ile tespit etmeyi amaçlamaktadır.

Dijital platformlarKuşaklarTelevizyon+6
Cihan Toğuşlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Siyahi kahramanın yolculuğunda beyaz ırkın rolü

Amerika Birleşik Devletleri'nde derin bir geçmişe sahip olan siyahilere yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık Hollywood filmlerinin de konusu haline gelmiştir. ABD politik ve sosyal hayatında siyahilere yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık, sinemaya yansırken, ayrımcılıkla mücadele eden siyahinin, giriştiği bu mücadeleyi çoğunlukla beyaz bir kurtarıcı yardımı ile kazandığı görülmektedir. Filmin kahramanı yolculuğunu tamamlarken bu yolculuğun başarı ile sonuçlanmasını sağlayan beyaz bir kurtaracıdır. Bu çalışmada "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" yöntemi ile, 2000'li yıllardan sonra çekilen, siyahilere yönelik ötekileştime ve ayrımcılığı konu alan Akademi ödüllü The Help (2012, Taylor), 12 Yıllık Esaret (Mcqueen, 2014), Fences (Washington, 2016) ve Green Book (Farelly, 2018) filmleri üzerinden siyahi kahramanların dönüşümünde beyaz kurtarıcının rolü incelenmektedir.

Amerikan sinemasıAyrımcılıkFilm çözümleme+6
Selim Şentürk
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Türkiye sinemasında "sınıf mücadelesi"

Sinema, doğduğu ilk günden itibaren tüm sanat dallarını içinde barından ve toplumsal olaylardan beslenen bir sanat dalı ve kitlesel iletişim aracı olmuştur. Sinemanın doğuşunu başlatan ilk gösterim, Lumiere kardeşlerin çekmiş olduğu günlük hayattan kesitleri anlatan görüntülerdi ve bu gösterim 28 Aralık 1895 yılında Paris'te bir kafede yapılmıştır. Birçok akım ve teoremden beslenen yönetmenler, insanlık tarihinin en büyük sorunların birisi olan sınıf mücadelesine de eserlerinde yer vermiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan toplumsal yıkımlar yönetmenleri toplumların yaşadığı güncel sorunları ele almaya itmiştir. Sergei Mikhailovich Eisenstein, Fritz Lang gibi yönetmenler sınıf mücadelesini ele alan eserlerin ilk örneklerini vererek farklı anlatım tarzlarıyla onlardan sonra gelen kuşaklara öncülük etmişlerdir. Günümüzde ise Bong Joon-Ho ve Galler Gaztelu Urrutia sınıf mücadelesine değinen yönetmenler arasında yer almaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası tüm dünya ülkeleri gibi toparlanma sürecine giren Türkiye, 1960 yılına kadar sinemada pek varlık gösterememiştir. Darbe sonrası değişen hayatla birlikte toplumsal konulara yönelen yönetmenler, sınıf mücadelesini ele alan filmler çekmişlerdir. 1964 yılında Ertem Göreç'in çekmiş olduğu "Karanlıkta Uyuyanlar" adlı film Türkiye Sineması'nda sınıf mücadelesine değinen ilk filmlerden bir tanesi olmuştur. 1980'lerde ise Türkiye yeniden büyük bir darbe ile karşılaşmış ve çok yıpratıcı bir süreç başlamıştır. 1990'larda Eurimages'in Yeni Dönem Türkiye Sineması'na desteği ile Türkiye'de sinema yeniden canlanmış, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim ve Zeki Demirkubuz gibi yönetmenler bağımsız sanat filmlerine yönelmişlerdir. Toplumsal eleştiri, cinsiyet ve kültürel kimlik gibi temalar Türk filmlerinde daha belirgin hale gelmeye başlamıştır. Buradan da yola çıkarak Marksist Kuram bağlamında Emin Alper, Tolga Karaçelik ve Seren Yüce'nin filmlerinde sınıf mücadelesinin nasıl ele alındığı incelenecektir.

Marksist kuramMarksizmSinema+4
Çağrı Yaşayancan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00