
318
Archived Theses
7
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Archived Theses
Doğu-batı kültürel etkileşiminde Orta Asya'dan göçler (M.S. VI. yüzyıla kadar)
Türklerin anayurdu Orta Asya'dır. Türkler çeşitli sebeplerle Orta Asya'dan göç etmek zorundaydılar. Türklerin temel geçim yolu hayvancılıktı. Bu yüzden Türkler, hayvanlarına geniş otlaklar bulmak için verimli topraklara göç ettiler. Türklerin göçü yeni ülke elde etmek için değildi. Bundan dolayı konar-göçer Türkler göçün temel unsurlarını benimsemişlerdir.Sumerlilerin tarihi geçmişleri ve etnik kökenleri Türkler ile aynıdır. Bu tez kültür, dil vb. olarak onaylanabilir. Türk kavmi olan Sumerliler Orta Asya'dan Mezopotamya'ya göç etti. Dolayısıyla Sumerliler konar-göçer Türk kavimlerine bir örnektir.Diğer konar-göçer kavimlerden biri M. Ö. XII-VIII. yy arasında yaşayan Kimmerlerdir. Kimmerler ve İskitlerin de anayurdu Orta Asya'dır. Kimmerler anayurttan batıya göç ettiler. İskitler onları takip etti. Her ikisi de göç bölgelerinin kültürel hayatında önemli etki yapmıştır.Hunlar bu çağın diğer konar-göçer kavmidir. Asya Hunları çeşitli sebeplerle batıya göç etti. Bundan sonra Avrupa Hunları Asya Hunlarının torunları tarafından kuruldu. Tarihte Avrupa Hunları tüm dünyayı etkileyen önemli bir olayın yaşanmasına neden oldu. O, M.S. 375'teki Kavimler Göçü olarak bilinmektedir. İmparator Balamir'in komutasındaki Hunlar, anayurtlarından çeşitli sebeplerle batıya göç ettiler.Çeşitli kavimler yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar. Bazı kavimler Gotlar, Vandallar, Franklar, Gepidler gibi batıya doğru göç etti ve onlar bugünkü Avrupa topraklarına yayıldılar. Bu göç kısa bir zamanda olmadı. Bu olay yıllarca devam etti. Kavimler Göçü sadece batıya göçen kavimleri etkilemedi aynı zamanda batıdaki kavimleri de etkiledi. Roma İmparatorluğu Kavimler Göçü'nden etkilenen kavimlerden biriydi. Roma İmparatorluğu 395'te göçlerin etkisiyle doğu ve batıya ayrıldı. Kavimler Göçü 476'da sona erdi.Tarihin her döneminde bir göç hadisesi görmek mümkündür. Göç hadisesi, Göktürkler, Uygurlar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde görülmüştür.Anahtar Sözcükler1. Göç2. Türkler3. Kimmerler4. İskitler5. Hunlar
Bozkır kültür çevresinde kainat anlayışı ve düşünce hayatı (Başlangıçtan Gök- Türk Dönemi sonuna kadar)
Türklerin kainatla ilgili telakkileri gökyüzü ve yeryüzü unsurları arasında var olduğuna inanılan uyum ve ahenk temeli üzerine kurulmuştur. Göğün iyilik ve yerin de kötülük getirdiği gibi bir anlayış Türklerde yoktur. Türkler kainatta bir nizam ve intizamın varlığını fark etmiş, bu nizam ve intizamın müsebbibi olarak da Tanrı'yı addetmişlerdir. Bu nedenle kainatın iki temel unsuru olan gökyüzü ve yeryüzündeki bütün hadiseler nihayette tek bir güce itaat etmekte, böylece tek Tanrı bu alemin nizamını sağlamaktadır. Türk insanının yaşamında, kainatta var olan bu nizama uyum göstermek çabası dikkat çekmektedir. Gerek askeri faaliyetlerde, gerek kurdukları devletlerde, gerekse gündelik hayatlarında hep bu düzene uyma çabası ve inancı dikkat çekmektedir. Yönler, renkler, mevsimler hep belli bir düzene ve anlama oturtulmuştur.Türk telakkisine göre; Tanrı inancının ve onun sağladığı nizam ve intizamın yeryüzünde insanlar arasında da sağlanabilmesi için bir aracıya gerek vardır. Tarih boyunca devam eden bu düşünceye göre Tanrı insan hayatına bir takım tabiat hadisleriyle müdahale ettiği, yaratıp öldürdüğü gibi, Kağan aracılığıyla da insan hayatına müdahale edebilmektedir. Tanrı tarafından görevlendirilen Türk Kağan'ı yeryüzünde Tanrının temsilcisi ve onun görevlendirmesi nedeniyle karizmatik bir güç olarak dikkat çeker. Kağan'ın, Tanrı tarafından görevlendirilmesi düşüncesi Türklerin kendilerini Tanrı ordusu olarak addetmelerine neden olmuştur. Zaten düşmanları da onları Tanrı cezalandırıcısı olarak görmektedirler. Kağan'ın dünyaya nizam vermesi, huzur ve güveni sağlayabilmesi için, halkının desteğinin yanında, gerekli maddi gücü ve inancı vardır. Bu nedenle Türk devletlerinde bir sınırlama duygusu görülmez. Yeryüzünün tamamı Türk devletine aittir. Türk telakkisine göre Türk Kağan'ı yeryüzünün tek otoritesi ve gücü olduğu gibi, onun çadırı da kainatı temsil etmektedir. Bu yönüyle Türk düşüncesinde Kağan aynı zamanda kozmik bir unsur olarak karşımıza çıkar. Devleti ve vatanı kainatın merkezindedir.Türk telakkisinde gökyüzü ve yeryüzü arasında bir zıtlık ve kavga mevcut olmadığı gibi, ikisi birbirinden bağımsız değildir. Yeryüzündeki bir takım unsurlar yer ve gök arasındaki irtibatı mümkün kılmaktadır. Türk telakkisinde gökyüzünün kubbe biçiminde tasavvuru ve kutup yıldızının göğün direği anlayışı mevcuttur. Bu anlayışın bir tezahürü olarak yeryüzündeki ağaç ve kutsal dağlar, gök ve yer arasında bir eksen olarak düşünülmüş, Kutup Yıldızı'nın tam altında yani kainatın merkezinde yer almışlardır. Bu inanış Türklerin ormanlı dağları kendilerine vatan olarak seçmelerinden ve buraları kutsallaştırmalarından da anlaşılmaktadır. O halde Türk telakkisinde kozmik unsurlar ve dini anlayış birbirinden farklı ve bağımsız değildir. Düşünce hayatı da bu unsurların birleşmesinin bir sonucudur. Böylelikle cihan hakimiyeti ve nizamı alem fikirleri, din anlayışının içerisinde aynı zamanda kozmik unsurlara da atıf yapılarak kendisine yer bulur. Din anlayışıyla düşünce hayatının unsurları bir noktada kesişir ve kültür tarihçilerinin Üniversalizm adını verdikleri sistem ortaya çıkar.Anahtar Sözcükler1............................Bozkır2............................Üniversalizm3............................Tengri4............................Kağan5............................Kozmoloji
Artvin ili Borçka ve Hopa ilçeleri camilerinde ahşap süslemeler
Doğu Karadeniz'de yer alan Artvin İli oldukça dağlık bir alanda kurulmuş olup, konumuzu teşkil eden ilçelerinden Hopa sahilde, Borçka ise iç kesimde yer almaktadır.Borçka ve Hopa İlçelerinde yer alan camiler Osmanlı dönemine ait olup hepsi 19. yüzyılda yapılmış küçük boyutlu köy camileridir. Bu mimari eserlerin bir kısmı bazı araştırmacılar tarafından incelenmiş olsa da, içlerinde henüz vakıfların tescil etmediği eserlerde bulunmaktadır. Sanat Tarihi açısından önem teşkil eden bu yapıların yeterince incelenip tanıtılmadığını düşündüğümüz için, ?Artvin İli Borçka ve Hopa İlçeleri Camilerinde Ahşap Süslemeler? başlıklı araştırmaya yönelmiş bulunmaktayız. Öncelikle konuyla ilgili daha önceki yayınlar ve arşiv belgelerinde kayıtlı bilgilerin incelenmesi ardından, mevcut eserleri inceleyip fotoğraflarla belgelemek suretiyle tespit işlemi tamamlanmıştır. Daha sonra sistematik olarak hazırlanmış katalogda her bir eserin ayrıntılı tanımı yapılmıştır. Karşılaştırma değerlendirme kısmında ise bütün eserlerin kendi içinde ve farklı yapılarla, benzer ve ayrılan yanları ortaya konularak Türk Sanat Tarihindeki yeri belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmamızda her biri 19. yüzyılda yapılmış olan 10 adet cami ele alınmıştır. Bunlardan Borçka'da yer alan eserler tamamen ahşap malzemeden yapılmışken, Hopa `da bulunanlar ahşap karkas arası dolgu tekniğinde yapılmıştır. Her biri oldukça zengin ahşap bezemeye sahip bu eserlerden bir kısmı bilinçsiz yapılan onarımlar sonucu orijinal halini kaybetmiştir. Kapı, minber, mihrap, vaaz kürsüsü ve mahfil yüzeylerinde rastladığımız, oyma tekniğinde yapılmış süslemeler oldukça dikkat çekicidir. Özellikle barok ve rokoko tarzının Anadolu'da küçük köy camilerinde uygulandığı ender örneklerdendir.Bu bölgede yapılmış en büyük cami olarak niteleyebileceğimiz Borçka, Muratlı (Maradit) Köyü Cami diğer yapılardan daha zengin ve daha iyi işçiliğe sahip ahşap elemanlarıyla ön plana çıkmaktadır. Burada gördüğümüz süsleme programı diğer yapılardan oldukça farklıdır. Bunun dışında diğer yapıların çoğu süsleme programı açısından oldukça benzerdir. Özellikle tüm yapılarda barok dönem özelliği olarak nitelediğimiz `S' ve `C' kıvrımlı dallar ve akantus yaprakları çok sık kullanılmıştır. Bunun dışında iri rozetler ve madalyonlarda incelediğimiz eserlerde sıkça karşılaştığımız motiflerdir. Borçka, Muratlı (Maradit) Köyü Camiinde, minbere işlemiş gemi, meyve, hançer, silah ve arma tasvirleri bölgede diğer yapılarda göremediğimiz ender motiflerdendir.
Ortaöğretim 11.sınıf öğrencilerinin tarih dersine yönelik tutumları ile vatanseverlik tutumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ortaöğretim 11.sınıf öğrencilerinin tarih dersine yönelik tutumları ile tutucu ve yapıcı vatanseverlik tutumları arasındaki ilişkileri incelemektir.Araştırma örneklemi, 2009-2010 Eğitim-Öğretim yılında Ankara-Kazan ilçesinde bulunan 5 ortaöğretim okulu arasından tesadüfi (random) yöntem ile seçilen 3 ortaöğretim okulunun 11. sınıf öğrenime devam eden, 131'i kız ve 109'ü erkek toplam 240 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada ölçme aracı olarak Tarih Dersi Tutum Ölçeği ve Yurtseverlik Tutum Ölçeği Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise, Pearson, Kendall's tau-b korelasyon katsayısı, t-testi, Mann Whitney U, Kruskall Wallis testleri ve Tek Yönlü Varyans (ANOVA) analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi tüm analizler için.05 olarak alınmıştır.Araştırma bulguları öğrencilerin tarih dersine yönelik tutumlarıyla yapıcı vatanseverlik tutumları arasında orta düzeyde anlamlı, tutucu vatanseverlik tutumlarıyla da düşük düzeyde anlamlı korelasyona sahip olduğunu göstermiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin vatanseverlik tutum düzeylerine gelince, öğrencilerin yüksek düzeyde yapıcı vatansever tutumlara, orta düzeyde tutucu vatansever tutumlara sahip olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan ne yapıcı ne de tutucu vatanseverlik tutumlarında cinsiyete göre anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Fakat okul türüne göre öğrencilerin yapıcı vatanseverlik tutumlarında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir.Uygulamaya katılan öğrencilerin tarih dersine yönelik tutumları incelendiğinde ise öğrencilerin tarih dersine yönelik tutumlarının yüksek düzeyde olumlu olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Cinsiyet açısından bakıldığında, erkek öğrencilerin tarih dersine yönelik tutumlarının kız öğrencilere göre anlamlı düzeyde yüksek (olumlu) olduğu bulgusuna erişilmiştir. Lakin öğrencilerin tarih dersine yönelik tutumları öğrenim gördükleri alan türüne göre farklılaşmamıştır.
Asur devletinin dış politikası (yeni asur devri)
Yeni Asur Devri'nde Asur Devleti'nin bilinçli bir dış politika izlediği ve bu politikanın temelinde, dış düşmanları psikolojik olarak çökertme taktiğinin yattığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Asur kralları, Mezopotamya'dan Anadolu'ya, İran'dan Akdeniz'e kadar geniş bir coğrafyada hâkimiyet kurmuşlar ve âdeta bir korku imparatorluğu yaratmışlardır.Ekonomik ve siyasî kaygıların yattığı Asur dış politikasında, Anadolu, her zaman öncelikli bir yere sahip olmuş, diğer bölgelere nazaran, Babil'e karşı ise yumuşak bir politika izlenmiştir. Bununla birlikte, bu dönemde, İran, Suriye-Filistin devletleri ve Mısır ile de yoğun siyasî ilişkiler kurulmuştur.Anahtar Sözcükler:1. Asur Devleti2. Dış Politika3. M.Ö.I.Binyıl4. Yeni-Asur Devri5. Siyasî İlişkiler
Milli Devlet ve Kürtler
Milli Devlet ve Kürtler adlı tezimizin amacı, Kürtlerin Milli Devlet içerisindeki yerlerini tespit etmek ve Kürtlerle Milli Devlet arasında uyuşma ve bütünleşme zorunluluğuna karşın; uyuş(a)mama, çatışma sorununun ortaya çıkması meselesinin, iç ve dış etkenler dikkate alınarak incelenmesi ve değerlendirilmesidir. Milli Devlet'ten kastımız Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürtlerden kastımız Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan Kürtlerdir. Çalışmamız Atatürk Dönemi'yle (1919-1938) sınırlandırılmıştır. Kürtlerin Milli Devlet'le ilişkileri incelenirken, Milli Devlet'in kuruluş sürecinin ve Türk İnkılabı'nın anlaşılması; Kürtçülerle Kürtler arasındaki ayrıma dikkat edilmesi ve Şark Meselesi çerçevesinde emperyalistlerin Kürt politikalarının gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Bu anlayış çerçevesinde mesele ortaya konmuştur. Sonuç olarak, Atatürk döneminde Milli Devlet içerisinde ortaya çıkan kimilerine göre Kürt sorunu kimilerine göreyse Kürtçülük sorunu olarak adlandırılan sorun aslında Kürt kökenli Türk vatandaşlarımızın Milli Devlet'le bütünleş(e)memesi ve millet olma bilincine ulaş(a)maması sorunudur.Anahtar Sözcükler; Milli Devlet Kürtler Atatürk İsyanlar
Demokrat Parti Dönemi Kıbrıs politikası
Dünyanın iki kutuplu hâle geldiği 1950'lerde Demokrat Parti iktidarı birçok dış politik sorun ile karşı karşıya kalacaktır. Bu dış politik sorunların en önemlisi ise Kıbrıs meselesidir. Kıbrıs meselesi noktasında Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarından başlayarak Kıbrıs'a yönelik sağduyulu ve akılcı bir dış politika anlayışı sergilenmiştir. Bunda Türk kamuoyunun Kıbrıs konusunda gösterdiği hassasiyetin büyük rolü olmuştur. Demokrat Parti süreç içerisinde dış politik gelişmelere bağlı olarak Kıbrıs politikalarında değişiklikler yapmıştır. 1955'ten sonra ise Demokrat Parti diplomatik mücadelesine uluslararası platformda devam etmiştir. 1957 yılının sonlarından itibaren Demokrat Parti iktidarı tarafından ortaya atılan ?Taksim? tezi Türkiye'nin Kıbrıs politikasındaki resmî tezi olarak uluslararası platformda savunulmuştur. 1959 yılından itibaren Kıbrıs meselesinin diğer aktörleri Yunanistan ve İngiltere ile yapılan diplomatik görüşmeler sonucunda ?Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti? formülünde anlaşılmıştır. 1959 yılında imzalanan Zürih ve Londra Antlaşmaları sonucunda Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti, Rum ve Türk cemaatlerinin eşit katılımı ile kurulmuştur. Ayrıca Demokrat Parti iktidarı tarafından imzalanan Garantörlük Antlaşması ile birlikte Türkiye, garantör devlet sıfatına sahip olmuştur. Türkiye bu antlaşmaya dayanarak Kıbrıs'ta yaşayan Türk cemaatinin aleyhine bir durum söz konusu olduğunda Kıbrıs'a müdahale hakkına sahip olmaktaydı. Türkiye, 1974 yılında bu hakka dayanarak Kıbrıs'a müdahale etmiş ve Kıbrıs'ta yaşayan Türk cemaatin yok oluşunu önlemiştir.Eğer bugün Kıbrıs'ta yaşayan Türkler huzur ve barış içerisinde bir yaşam sürüyorlar ise bunun altında Demokrat Parti iktidarının on yıl boyunca verdiği diplomatik mücadele ve bunun sonucunda kazanılan garantörlük hakkı yatmaktadır. Sırf bu açıdan Demokrat Parti iktidarının Kıbrıs meselesinde başarılı olduğunu söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Enosis, Soğuk Savaş, Taksim Tezi, Kıbrıs Cumhuriyeti
13.-14. yüzyıl Tokat merkez yapılarında taş süsleme
13. yüzyılın başlarından 14. yüzyılın sonuna kadar Anadolu da mimari ve taş süsleme alanında gerçekleştirilen faaliyetler özellikle 13. yüzyıl Anadolu sanatında eşine az rastlanılan bir verimliliği ortaya koymaktadır.Taş süsleme: bölgedeki malzeme bolluğuna, var olan geleneğe, zamana karşı dayanaklı olma özelliği ile bu alanda yetişmiş sanatçı grubuna bağlı olarak farklı alanlarda, farklı motif ve kompozisyonlarla çok kullanılmıştır.13. yüzyılın ilk yarısında taçkapıların yan yüzlerinde yer alan bordür sayısı 12. yüzyıla göre daha fazladır ve 13. yüzyılın ikinci yarısında geometrik bezemenin yerini bitkisel düzenlemeler almıştır.Bu dönemde taçkapı nişinin iç yan duvarları, bordürlerle çevrilerek bezeme alanları daha düzenli ve simetrik bir süsleme anlayışı ile ele alınmıştır. Yüzeysel olarak süslenmiş arkaik karakterdeki Selçuklu yapılarının taçkapıları, bu dönemle birlikte daha dolgun ve yüzeyden kabarık motif ve kompozisyonlarla bezenmiştir. Mukarnas hücrelerinin sayıları artırılmış ve hücrelere estetik bir görünüm kazandırılmıştır.13. yüzyılın son çeyreğinde bitkisel ve geometrik süsleme öğelerinin büyük kısmı, barok üslubunda süsleme kompozisyonları ortaya koymaktadır.Çoğu kez ?ara devre veya geçiş devresi? olarak nitelendirilen İlhanlı etkili 14. yüzyıl da eserlerinin, plan şemaları Selçuklu dönem özellilerini tekrarlarken, cephe düzenlemelerinde değişim ve çeşitlilik gözlenmektedir.Bu dönemde bitkisel motiflerin yüzeyden oldukça taşkın şekilde işlendikler görülmektedir. Süsleme unsurları üzerinde, katlı biçimlenme ile sağlanan ışık- gölge zıtlığının yarattığı derinlik etkisi ve motiflerin bağımsız kullanımı farklılıklar meydana getirmektedir.14. yüzyıl sanatını Selçuklu sanatından kesin hatlarıyla ayırmak çok zordur. Çünkü birbirinin devamı niteliğindedir ve biri diğerinden devraldığı mirası yaşatmıştır.Anadolu da yoğun olarak bulunan taşın, hem mimari hem de süsleme oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olması hiç şüphesiz Anadolu Selçukluların da olduğu gibi İlhanlı eserleri üzerinde de etkili olmuştur.13.-14. yüzyıl Tokat merkezde yer alan eserlerde de bahsedilen dönem özelliklerini bölgesel farklılıklar dışında görmek mümkündür.Anahtar Kelimeler1.13.-14. Yüzyıl2.Tokat3.Taş Süsleme4.Gök Medrese5.Halef Sultan Zaviyesi6.Sünbül Baba Zaviyesi7.Nureddin İbn-i Esentimur Türbesi
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e öğretmen yetiştirme sorunu(Darülmuallimin ve Darülmuallimatlardan öğretmen okullarına)
Osmanlı eğitim sistemi, sıbyan mekteplerinden medreselere, ardından darülmuallimat ve darülmualliminlerin kuruluş ve gelişimine kadar incelenerek, Osmanlı'nın eğitim konusundaki gelişimi ve bu konuda yaptığı yenilikler ortaya konmuştur.Osmanlı'nın eğitim konusundaki girişimleri, özel olarak, eğitimde darülmuallimat ve darülmualliminlere verdiği önem, Maarif Nizamnamesi ve Maarif Salnamelerine dayanılarak aktarılmıştır. Ayrıca; kitap, makale ve gazetelerden de faydalanılmış ve gerekli bilgiler tez içinde yer almıştır.Osmanlı'dan Cumhuriyet dönemine kadar geçen süre zarfında, Osmanlı'nın mesleki eğitime verdiği önem, bu okulların sayılarının artması ve imkânlarının geliştirilmiş olmasıyla kanıtlanabilir.Cumhuriyet döneminde bir meslek haline gelen öğretmenlik, çeşitli kararnamelerle güvence altına alınmış ve sadece şehirlerde değil, köylerde de öğretmen okulları açılmıştır. Cumhuriyet dönemi öğretmen okulları hakkındaki bilgilere gerek süreli yayınlardan ve gerekse okul yıllıklarından ulaşılmıştır.Sonuçta; Osmanlı eğitim sistemi ve kurumlarının, Cumhuriyet dönemi eğitimine ve kurumlarına etkisi ve bu kurumların gelişimi ortaya konmuştur. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e öğretmen okulları büyük bir gelişme göstererek hızla çoğalmış ve amacına hizmet eder duruma getirilmiştir.
Buhara Hanlığ'nın son emiri Alim Han ve Dönemi (1911-1920)
Buhara Hanlığı'nın Son Emîri Alim Han'ı ve Dönemi'ni inceleyen bu çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Tarihimizin önemli ve uzun safhasını teşkil eden hanlıklar dönemi ile ilgili çalışmalar Ruslardan kaynaklanan bazı sebeplerden dolayı ya eksik kalmış ya da Rusların bakış açısı ile işlenmiştir. Özellikle Sovyet dönminin katı politikaları, son dönem Türkistan tarihi ile ilgili çalışmaların Sovyet tezleri etkisinde kalıp, bilimsel olmaktan ziyade siyasi nitelikte olmasına sebep olmuştur. Buna en güzel örneklerden birisi de Buhara Hanlığı'nın son hükümdarı Alim Han ile ilgili çalışmalardır.Sovyetler Alim Han iktidarını devirip Buhara Hanlığı'nı işgal ettiklerinde, Buhara Hanlığı yerine sözde demokratik Buhara Halk Cumhuriyetini kurmuşlardır. Bu amacına ulaşmak için de, Alim Han yönetimine karşı olan ve Yaş Buharalılar olarak bilinen Ceditçileri kullanmışlardır. Gerek Ceditçiler gerekse Sovyetler, yeni kurdukları yönetimi ayakta tutabilmek ve siyasi hesaplardan dolayı kendilerinden önceki yönetimi kötüleme yoluna gitmişler, Alim Han hakkında kötüleme kampanyası başlatmışlardır. Alim Han'ın Basmacılık denilen Türkistan milli mücadelesine destek vermesinden dolayı, Sovyetlerin karalama kampanyasının hedefi olmuştur.Sovyet yönetiminin tutumundan dolayı Türkistan ile Türkiye ve dünya'nın diğer bölgeleri arasındaki bilgi akışını sekteye uğratmıştır. Alim Han'nın Çarlık dönemini öven ifadeleri, Sovyet karşıtı Türkistanlı aydınların da tepkisini çekmesinden dolayı Türkiye'deki çalışmalarda da Alim Han hakkında olumsuz bir tavır ortaya çıkmıştır. Bu durum Alim Han ile ilgili asılsız iddiaların yaygınlık kazanmasına neden olmuştur.Fakat Sovyetlerin dağılıp Türkistan coğrafyasında bağımsız Türk devletlerinin ortaya çıkmasıyla beraber, Türkistan'daki Sovyet dönemi siyasi bakış açısı yerini milli bakış açısına bırakmıştır. Bu süreçte Alim Han hakkında da doğru ve olumlu değerlendirmeler yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışma ile bağımsızlık sonrası Türkistan ile Türkiye arasında ivme kazanmaya başlayan bilgi akışına ve Türkistan'ın yeni süreçteki milli bakış açısına katkı sağlanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, Buhara Hanlığı'nın Alim Han'ın tahta geçişine kadarki siyasi hayatı işlenmiştir. Buhara Hanlığının kuruluşu, Mangıtlar dışında devlete hükmeden sülaleler, Rusların Türkistan ve Buhara'ya yönelik işgal faaliyetlerine değinilmiştir. Alim Han öncesi Ruslar ile yapılan savaş ve Buhara Hanlığı'nın Rusya'ya tabi olması ile ilgili gelişmeler bu bölümde işlenmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde, Alim Han ve onun döneminde Buhara Hanlığı'nda meydana gelen siyasi, askeri, ve sosyo-kültürel gelişmeler sebep sonuç ilişkisi içerisinde işlenmiştir. Ceditçilik hareketi ve Alim Han ile olan münasebetlerinde Rusya faktörüne özellikle değinilmiştir.Son bölümde ise Alim Han'ın sürgün hayatı, karşılaştığı sorunlar, siyasi faaliyetleri, İstiklalcilik hareketine İbrahim Beg Lakay ve Enver Paşa vasıtasıyla verdiği destek, sebep sonuç ilişkisi içerisinde işlenmeye çalışılmıştır. Bu bölüm Alim Han'ın ölmesi ile bitirilmemiş, onun ölümünden sonra hanedan mensupları hakkında da bilgi verilmek süretiyle konu bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Çocukları ile görüşmaler yapılmak suretiyle hanedan mensupları ile ilgili bilgiler literatüre geçirilmeye çalışılmıştır. Alim Han'dan kalan mirasa da değinilerek bu paraların günümüzdeki akıbeti de, vasiyetname ve benzeri birinci elden kaynaklar ile açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Alim Han2. Buhara3. Ceditçilik4. İbrahim Beg5. Enver Paşa