2
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İneklerde intrauterin ilaç uygulamasının ovaryum faaliyetleri ve uterus üzerine etkisi
28 ÖZET Bu çalışmada, genital organ enfeksiyonlarında (kronik ve subklinik endometritis) başarıyla kullanılan ve belirgin bir irritan özelliği olmayan. Gentamisin sülfat (Gentasol, Eczacıbası A.S-Vın, uterus içi enfüzyonlarının, ovary um faaliyetleri ve uterus üzerine olan etkilerini, klinik gözlem, rektal palpasyon, kan serumu progesteron değerleri ve endometrıyumda meydana gelen histopatolojik değişikliklere bakarak ortaya koyma amaçlandı. Çalışmada materyal olarak, yasları 3-8 arasında değişen, 4 ü Holştayn, 1 6 sı Mantofon toplam 20 adet döl tutmama problemi olan inek kullanıldı. Hayvanlardan, östrüslerin görüldüğü günden başlamak ve haftada 3 defa olmak suretiyle, 2 östrüs siklusu boyunca kan örnekleri alındı. Birinci östrüs siklusu boyunca hayvanlara herhangi bir işlem yapılmadı. Bu siklus, kontrol siklusu olarak değerlendirildi. Birinci östrüs siklusu sonunda hayvanlar 5 erli 4 gruba ayrıldı. Birinci gruba (A), siklusun 0. günü (östrüs), 2. gruba (B), 4. günü (metaöstrüs) ve 3. gruba (O, 14. günü (diöstrüs sonları) intrauterin 10 cc Gentasol + 30 cc steril distle su enfüze edildi. Dördüncü gruba (D), siklusun 0., 4. ve 14. günleri 40 cc serum fizyolojik uygulandı. Uygulama öncesi ve uygulamayı takip eden 24 saat sonrası, uterustan biyopsi örnekleri alındı. Toplanan kan serumu örneklerinde RIA ile progesteron miktarları tayin edildi. Biyopsi ile alınan numunelerden hazırlanan preperatlar ışık mikroskobunda incelendi. A. C ve D gruplarının 1. ve 2. östrüs siklusu süreleri arasında, istatistik! yönden önemli bir fark görülmezken, B grubu 2. östrüs siklusun un. i. östrüs siklusundan daha kısa sürdüğü tespit edildi (P<0.05). Bütün grupların 1. ve 2. östrüs siklusu süresince, ortalama kan serumu progesteron değerleri karşılaştırıldı, istatistik! yönden bir farkın olmadığı. 4 grubun da iki östrüs siklusu boyunca, progesteron profillerinin düzenli şekillendiği görüldü. Biyopsi ile alınan uterus materyalinin histopatolojik muayenesinde, mukoza ve sub mukozada, tedavi öncesi ve sonrası alınan numuneler arasında, histolojik yapıda belirgin bir değişikliğin olmadığı görüldü.
Döl tutmayan düvelerde klitorisin çıkarılması ve koterizasyonunun kan progesteron ve östrojen seviyeleri ile gebe kalma üzerine etkisi
ÖZET Türkiye'nin pek çok yöresinde halkın sık sık başvurduğu bir metot olan, tohumlamayı takiben, klitorisin çıkarılmasının veya dağlanmasının, döl tutmayan hayvanlarda, bazı vakalarda, gebe kalmayı sağladığına inanılmaktadır. Bu çalışmanın gayesi, yapılan bu işlemlerin bilimsel değerini ortaya koymaktır. Bu amaçla, döl tutmayan ve herhangi bir hastalığı bulunmayan 15 adet düve, materyal olarak kullanıldı. Hayvanlar 5'erli 3 gruba ayrıldı. Östrüsleri tespit edildiği günden başlamak suretiyle, 2 östrüs siklusu boyunca, her düveden 2'şer gün arayla, kan örnekleri alındı. İlk gruba (A), 2. östrüste kliteridektomi, 2. gruba (B), klitorisin koterizasyonu yapıldı. Kontrol grubu (C), olarak ayrılan hayvanlara ise hiçbir işlem yapılmadı. Kan alma işlemlerinin bittiği 3. östrüste, hayvanlar, kontrollü olarak tohumlandı. Toplanan kan serumlarında, RİA ile östrojen ve progesteron miktarları tayin edildi. Progesteron değerleri yönünden, A ve B grubunda, 1. ve 2. östrüs siklusu ortalamaları arasında istatistiksel bir fark bulunmazken; kontrol (C) grubunda, 2. sikius ortalama değeri önemli ölçüde artış gösterdi (P<0.01). A ve B grupları progesteron profilleri, 1. ve 2. östrüs siklusu boyunca düzenli olduğu halde, C grubunun progesteron profillerinde bir düzensizlik görüldü. Östrojen (östradiol-17 Ş) seviyeleri, her 3 grupta da farklılık göstermedi. Tohumlamadan 60 gün sonra yapılan rektal muayenede, A grubundan (n-5) 2, B grubundan (n=5) 3 ve C grubundan (n=4) da 1 düvenin gebe olduğu tespit edildi. Klitorise yapılan koterizasyon ve kliteridektomi gibi işlemlerin, döl tutmayan düvelerde, bazı vakalarda, gebe kalmayı sağlayabildiği görüldü. Etki mekanizması tam bilinmemekle birlikte, koterizasyonun ve kliteridektominin, bunu, kandaki progesteron profillerini düzenlemek suretiyle gerçekleştirdiği sanılmaktadır.