Discipline

History of the Republic of Turkey

Fırat University

54

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Celal Bayar Dönemi genel seçimleri ve TBMM(1950-1960)

Türkiye, II. Dünya Savaşı sonrasında da yönünü batıya dönen politikasına devam etmiştir. Savaş sonrasında dünya da baskıcı ve diktatör rejimler tarihe karışmış demokratik iktidarlar egemen olmuştur. Bu gelişmelerden Türkiye de nasibini almış ve çok partili siyasî hayata geçebilmek için çalışmalara başlamıştır. 1945 yılından itibaren siyasî partiler kurulmaya başlamış ancak bunların arasında Demokrat Parti kısa sürede önemli ölçüde güçlenerek ana muhalefet partisi konumuna gelmiştir.Demokrat Parti, tek turlu, çoğunluk liste usulüne göre yapılan 1946 seçimlerine katılmış ve önemli ölçüde bir başarı elde etmiştir. Ana Muhalefet olarak çalışmalarına devam eden D.P., mevcut seçim kanununun değiştirilmesine yönelik iktidara ısrar etmiş sonunda 16 Şubat 1950`de, milletvekilleri seçim kanunu değiştirilmiştir. D.P., 14 Mayıs 1950 genel seçimleriyle de iktidara geldi. D.P. iktidarda bulunduğu 10 yıllık süre içerisinde yapılan 1954 ve 1957 seçimlerin de de iktidarda kalmayı başardı. Ancak 1954 genel seçimleri sonrasında ekonomide meydana gelen sıkıntılar ve huzursuzluklar iktidarı, muhalefete ve basına karşı hırçınlaştırdı ve arka arkaya antidemokratik kanunlar çıkarıldı. Bu da, aydınların, basının, üniversitelerin, halkın ve ordunun iktidara karşı tepki göstermesine sebep oldu.Anahtar Kelimeler-Demokrat Parti-Cumhuriyet Halk Partisi-Seçim-Çok partili hayat-Siyasî krizler

Bayar, CelalCumhuriyet Halk PartisiDemokrat Parti+7
Ayşe Aydın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk hava harp sanayii tarihi

İnsanlığın varoluşundan beri bazen derinliği karşısında teslim olduğu, bazen ise hayallerinin derinleştiği ama her zaman fethetmek için özlem duyduğu göklerle buluşması geçen yüzyılda gerçekleşmiştir. Cevheri, Hazarfen Ahmet Çelebi, Lagari Hasan Çelebi, Leonardo Da Vinci, Montgolfier Kardeşler, Cayley, Kaufman ile gelişen binlerce yıllık özlem ve hayal, Wright Kardeşlerle gerçek olmuştur.İnsanlık tarihinin en büyük gelişmesi nedir sorusunun en anlamlı cevabı insanoğlunun ayağının yerden kesilmesidir olmalı. Tarihin en büyük değişimi 20. asırda olmuştur. Bu değişimin en büyük aracı ise uçaklardır. Havacılık alanında başlayan gelişme kısa zamanda tüm dünyayı derinden etkilemiş ve askeri alanda da uçakların kullanılmaya başlaması ile uçan bu aletler maalesef birer ölüm makinasına dönüşmüştür. Havacılığın önemini kavrayan devletler de kendi semalarını korumak ve düşmanlarını yenebilmek için havacılık sanayiine yapabildikleri kadar yatırım yapmışlardır.Bu çalışmamızda Türk hava harp sanayii Tarihi'ni incelemeye çalıştık. Havacılığın ortaya çıktığı dönem Türk Milleti açısından büyük yıkımların, talihsizliklerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Her şeye rağmen öngörülü devlet adamları ve yetkili kişiler havacılığın Türkiye'de de gelişmesi için çalışmışlardır. Ama her nedense yapılan işler daha sonra yarıda kalmış, bozulmuş ve tamamlanamamıştır. Hikâyeyi her defasında yeniden dinleme mecburiyeti karşısında yapılanlar yok sayılmıştır. Yapılan güzel işler her defasında sıfırlanmıştır. Son zamanlarda yapılan olumlu gelişmeler daha istikrarlı bir tabloyu göstermektedir.Çalışmamız giriş ve üç ana başlıktan oluşmaktadır. Birinci Bölümde, "İstiklal Savaşı'ndan İkinci Dünya Savaşı Sonuna Kadar Türk Hava Harp Sanayii", İkinci Bölümde, "İkinci Dünya Savaşı'ndan Sonra Türk Hava Harp Sanayii" alanında yapılan çalışmalar incelenmiştir. Çalışmanın Üçüncü Bölümünde ise "1980 Sonrası Türk Hava Harp Sanayii" incelenmiştir. Bu üç bölümde Osmanlı Devleti'nin geri kalmasının ve Avrupa'nın gelişmesinin nedenleri kısaca incelenmiş, havacılığın doğuşu ve havacılığa Türklerin katkıları incelenmeye çalışılmıştır. Atatürk'ün havacılığa bakışı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi süresince hava sanayi alanında yapılan çalışmalar detaylı olarak incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda dünyada meydana gelen uluslararası gelişmeler de çalışmamız ile bağlantılı olduğundan değerlendirme kapsamına alınmıştır. Son bölümde ise günümüzde yapılanlar ve askeri havacılık alanındaki kurumlar kısaca incelenmiştir.Kısa havacılık tarihinde Türk Milleti de bu mücadelede yerini almış, kısıtlı imkânlar hatta imkânsızlıklar içinde dünyadaki gelişmelere kayırsız kalmamıştır. Ne var ki yapılanlar yapılması gerekenlere göre henüz çok sınırlıdır. Nihai hedef ise Mustafa Kemal Paşa tarafından yıllar önce verilen "Bundan sonrası için, bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve harp hava sanayiimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder. ... Hava Kuvvetlerinin aldığı ehemmiyeti göz önünde tutarak bu mesaiyi planlaştırmak ve bu mevzuu layık olduğu ehemmiyetle milletin nazarında canlı tutmak lazımdır" direktifidir.

20. yüzyıl20. yüzyıl21. yüzyıl+1
Osman Yalçın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci Körfez Savaşı sırasında Musul ve Kerkük meselesinin Türk basınındaki yansımaları

Irak Türkmenleri, Irak Devletinin tarihi gelişimi içerisinde hiçbir zamanhuzursuzluk kaynağı olmamalarına rağmen, en çok çile çeken insanlar olmuşlardır.Günümüzde de, Türkmenlere yapılan baskılar sürmektedir. Oysa Irak?dayaşayan Türkmenlerin tek amacı, sadece kendi milli kültürlerini korumak ve insancayaşamaktır.Hal böyle olunca Irak Türkmenlerinin çektiği acıların sona ermesi için, kültürelhaklarına kavuşmaları ve nsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde yer alan temelhaklardan faydalanmaları, ülkeleri dahili ve haricinde söz sahibi olmaları için önceliklebirlik ve beraberlik içinde teşkilatlanmaları ile mümkündür.Körfez Savaşından sonra bütün dünyanın gözü bu bölgeye çevrilmiş ve KuzeyIrak ile ilgilenilmeye başlanmıştır. Türkiye'nin, Irak Türkmenleri ile hem soydaşlarımızolduğu için hem de Körfez Krizinden sonra bölgede meydana gelen siyasi değişikliklernedeni ile kendi toprak bütünlüğü açısından yakından ilgilenmesi gerekmektedir.Bu bakımdan Türkiye için, bölgede ileride kurulması ihtimali olan bir Kürtdevleti ve bunun arkasından, bu toprakların kimde kalacağı hususu oldukça önemlidir.Bu açıdan Türkiye, bu gelişmenin, büyük bir çatışmayı da beraberinde getirmesiyanında, Türkmenleri yeni bir katliamın beklediğini görerek hareket etmelidir.Böyle bir konunun yakın dönem olması sebebiyle değerlendirilmesinin enönemli kaynağını basının teşkil edeceğine şüphe yoktur. Elbette çok kapsamlı ve genişbir alanı ortaya konması beklenebilir. Bu sebeple sadece 2000- 2005 yılları ve Yerlibasının belertilen konuda araştırılması ve değerlendirilmesi sağlanmıştır.Sonuçta, Türk basınından araştırma, köşe yazıları ve haberlerden bazılarıseçilmek suretiyle gelecekte araştırmacılara kolaylık sağlamaya ve yol gösterilmeyeçalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Irak, Türkmen , Kürt , Musul , kinci .Körfez Savaşı

Zerrin Yılmazçelik
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Muhtıra sonrası demokratikleşme hareketine örnek model olarak 1973 genel seçimleri

1973 seçimleri, müdahale sonrası yapılan ilk seçimler olmasıdolayısıyla demokratikleşme mücadelesi içinde ayrı bir öneme sahiptir.?Muhtıra Sonrası Demokratikleşme Hareketine Örnek Model Olarak 1973Genel Seçimleri? isimli tez çalışmamız, 12 Mart 1971 müdahalesinin ortayaçıkardığı siyasi ortamın 1973 seçimlerine ve Türk siyasi hayatına olanetkilerini tespit etmeyi hedeflemektedir.Tezimizin birinci bölümünde öncelikle 12 Mart müdahalesi genelolarak değerlendirilmiş ve müdahaleye yol açan iç ve dış gelişmelerin analiziyapılmaya çalışılmıştır. Bu bölümde 12 Mart Muhtırası sonrasında meydanagelen değişiklikler ve muhtıraya yönelik tepkiler üzerinde de durulmuştur.Müdahale sonrasında ortaya çıkan değişiklikler daha çok anayasa,parlamento ve Seçim Kanununa etkileri açısından incelenmiştir.Tezimizin ikinci bölümünde seçimlere katılan siyasi partiler 27 Mayıs1960 müdahalesinden itibaren gelişen olaylar çerçevesinde incelenmeyeçalışılmıştır. AP, CHP, MSP, TBP, MP, MHP, CGP ve DP ile ilgili olarak; bupartilerin görüşleri, yaşadıkları iç çekişmeler ve hizipler, parti kurultayları,genel başkan değişiklikleri gibi konular ana hatlarıyla değerlendirilmeyeçalışılmıştır. Seçimlere katılan söz konusu partilerin 1973 seçimlerine gidensüreçte geçirdikleri aşamalar ve 12 Mart müdahalesi karşısında sergiledikleritutumlar da bu bölüm içinde incelenmiştir.Üçüncü bölümde seçimlere katılan sekiz siyasi partinin programlarıdetaylı olarak incelenmiş ve ekonomi, sağlık, millû eğitim, tarım, dış politikaaçısından görüşleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Aynı yöntemlebu partilerin 1973 seçimleri öncesinde hazırladıkları seçim beyannameleri dehalka sundukları vaatler noktasında tetkik ve tahlil edilmeye çalışılmıştır.Tezimizin bu bölümünde partilerin hazırladıkları seçim kampanyaları,kullandıkları sloganlar, seçim gezileri ve siyasi parti liderlerinin konuşmalarıdönemin gazete ve dergileri taranarak tespit edilmiştir. Seçimler hakkındayapılan tahminlere ve değerlendirmelere de bu bölüm içinde yer verilmiştir.Tezimizin dördüncü ve son bölümünde ise Türkiye genelinde ve ilbazında bölgelere göre seçim sonuçları değerlendirilmiştir. Devlet statistikEnstitüsü'nün açıkladığı verilere göre; tablolar ve grafikler oluşturulmuş,bunların analizleri yapılarak partilerin durumları tespit edilmiştir. Tezimizin bubölümünde aynı zamanda 1973 seçimleri sonrasında ortaya çıkan meclisinyapısı ve milletvekili profili detaylı olarak incelenmiştir. Milletvekillerininmeslekû durumları, öğrenim durumları, bildikleri yabancı diller vb. konulardakiözellikleri partiler bazında değerlendirilmiş, tablo ve grafiklerle ifadeedilmiştir.

Sedef Bulut
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Kültür Bakanlığı'nın Cumhuriyet dönemi teşkilatlanma tarihi

23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıp ilk hükümet kurulduğunda. Cumhuriyetin kültürel fikri yapısı ve Atatürk'ün Türk kültürüne ve tarihine verdiği önem teşkilatlanmaya yansıtılmıştı. Maarif Vekaleti kurulduğunda ilk şubelerinden birisi Hars Müdürlüğü idi. 1926 yılma kadar Hars Müdürlüğü ve Asar-ı Atika Müdürlüğü isimleri değiştirilerek kullanıldı. Atatürk'ün arkeoloji ve tarih araştırmalarına önemle eğilmesi ile 1926'da Kütüphaneler Müdürlüğü ve Müzeler Müdürlüğü birbirinden ayrıldı. 1930'larda yaşanan yoğun kültürel ve sanatsal gelişmeler teşkilatlanmada da değişiklikleri beraberinde getirdi. Güzel Sanatlar Müdürlüğü kuruldu ve bir çok konservatuar açıldı. 1935 yılında Maarif Vekaleti'nin adı Kültür Bakanlığı olarak değiştirildi. Ancak bu uygulamaya çok yansımadı ve 1941 yılında tekrar Maarif Vekaleti oldu. 1949 yılında Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu. 1965 yılında Milli Eğitim Bakanlığı içinde Kültür Müsteşarlığı kuruldu ve kültürel birimler buraya bağlandı. 1971 yılında bu Müsteşarlık Bakanlığa dönüştürüldü ve ilk kez olarak Kültür Bakanlığı kurulmuş oldu. Ancak kısa bir süre sonra Bakanlık kaldırılarak tekrar Müsteşarlığa dönüştürüldü ve Başbakanlığa bağlandı. 1974 yılında tekrar kurulan Kültür Bakanlığı, 1976 yılında kısa bir süre Milli Eğitim Bakanlığı ile birleştirildi. 1982 yılında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı ile birleştirilerek Kültür ve Turizm Bakanlığı kuruldu. 1989 yılında iki bakanlık ayrılarak tekrar müstakil Kültür Bakanlığı kuruldu. Bu esnada yapılan teşkilat değişiklikleri 2000'li yıllara kadar olduğu gibi devam ettirildi.

Mustafa Balçık
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasi açıdan III ve IV. dönem İnönü hükümetleri

04 Mart 1925 tarihinde ismet Paşa tarafından kurulan III. İnönü hükümeti, Cumhuriyetin dördüncü hükümetidir. Bu dönemde iç siyasette belirleyici faktörler; başta Şeyh Sait İsyanı olmak üzere doğudaki eşkıya ayaklanmaları, Özellikle İstanbul basını tarafından desteklenen muhalefet ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın faaliyetleri ile çağdaşlaşma hedefi olmuştur. Dış siyasette ise; Lozan'dan arta kalan sorunların çözümü ve Türkiye'nin dünya devletleri arasında hak ettiği saygın yerini alması hedefi olmuştur. III. İnönü Hükümeti döneminde; ayaklanmalar bastırılmış ve iç huzurun sağlanması konusunda büyük aşamalar kaydedilmiştir. Şeyh Said Ayaklanmasında etkisi olduğu değerlendirilen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatılmıştır. İnkılâpların meşruiyeti kapsamında Takriri Sükûn Kanunu, Tekke ve Zaviyelerin kaldırılması kanunu, Medeni Kanun, şapka giyilmesi kanunu gibi kanunlar kabul edilmiştir. Dış ilişkilerde; ingiltere ile Musul Meselesi, Fransa ile Duyun-ı Umumiye (Kuponlar) meselesi, Iran ve Sovyetler Birliği ile sınır güvenliği konuları çözümlenmiştir. Özellikle batılı birçok ülke ile ticaret ve dostluk anlaşmaları imzalanmıştır. Hükümet seçimlerin yenilenmesi nedeniyle 01 Kasım 1927 tarihinde istifa etmiştir. 01 Kasım 1927 tarihinde İsmet Paşa tarafından kurulan IV. İnönü hükümeti, Cumhuriyetin beşinci hükümetidir. Bu dönemde iç siyasette; devletin laik sisteme dönüştürülmesine ve dinin kamudaki etkilerinin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik hukuki uygulamalar dikkat çekmiştir. Bu kapsamda; Anayasada değişiklik yapılmıştır. Huzur ortamının nispeten sağlanmasının da etkisiyle İstiklal mahkemeleri ve Takriri Sükûn kanunları yürürlükten kaldırılmıştır. Sosyal ve ekonomik sorunların çözümüne daha fazla ağırlık verilmiştir. Kuşkusuz Türk harflerinin kabulü, eğitiminkolaylaştırılması ve toplumun okur-yazar oranının yükseltilerek bilinçlendirilmesi noktasında çok önemli bir adım olmuştur. Dış ilişkilerde; geçmiş dönemlerde de olduğu gibi, milli bağımsızlığın muhafazası konusundaki hassasiyet korunarak batılı ülkelerle sıcak dostluk ilişkilerinin geliştirilmesine gayret edilmiştir. IV. İnönü hükümeti yeni bir muhalefet partisinin ortaya çıkması ve hükümet aleyhindeki memnuniyetsizliğin gittikçe artması nedeniyle 25 Eylül 1930'da daha güçlü bir hükümet kurulabilmesi amacıyla istifa etmiştir. Hükümetler hukuki sorunlara büyük önem vermiştir. Yapılan devrimlerin araçları devlet ve hukuk düzenidir. 1925 - 1930 dönemi ile kıyaslandığında bugün geldiğimiz noktada; inkılâp kanunlarının başarılı olduğu, sosyal, siyasi ve kültürel alandaki hedeflere büyük ölçüde ulaşıldığı, ekonomi alanında önemli aşamalar kaydedilmesine rağmen önümüzde aşılacak engeller olduğu değerlendirilmektedir.

Sedat Köse
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan`ın Sovyetleştirilmesi

120 ÖZET 1905 Devrimiyle Rusya'nın her tarafında olduğu gibi Azerbaycan'da da örgütlü siyasi faaliyetler başladı. Burada RSDİP, KADET, SD gibi Rusya çapında çalışan partilerin dışında bölgesel meselelere ağırlık veren Difai, Himmet, Müsavat gibi partiler kuruldu. Bu bölgesel partilerin ve siyasi çalışmaların temsil ettiği yerel hedefler ve tutumlar 1917 Şubat ihtilali ile önem kazandı. Rusya'da Çarlık Rejiminin sona erip yerine geçici hükümetin kurulmasından sonra Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'ın dahil olduğu Transkafkasya bölgesinde geçici yönetimin idare organı olarak Transkafkasya Özel Komitesi kuruldu. Ancak Ekim devrimiyle Rusya'da iktidara Bolşevikler gelince bölgedeki yerel siyasi partilerin öncülüğünde Transkafkasya komiserliği kuruldu. Rusya'nın idare şeklini belirleyecek olan kurucu meclisin Ocak 1918'de Bolşevikler tarafından dağıtılmasından sonra Transkafkasya ile Rusya arasındaki ipler koptu. Bundan sonra kurucu meclis için yapılan seçimlerde bölgeden seçilen temsilcilerden oluşan bir meclis oluşturularak Transkafkasya'da federasyonu ilan edildi. Bölgenin kaderini bundan sonra büyük devletlerin aldığı tavırlar belirlemiştir. Osmanlı Devleti Transkafkasya federasyonu ilan edildikten sonra bu devletle diplomatik ilişkiler kurarak barış anlaşması yapmak üzere harekete geçti. Osmanlı Devleti'nin amacı 1914 yılındaki sınırlan'na kavuşmaktı. Fakat Osmanlı Devleti'nin bu yönde sunduğu barış şartları, Transkafkasya Federasyonunun Gürcü, Azeri ve Ermeni temsilcileri arasında büyük anlaşmazlıklara sebep olmuş ve neticede Bölgede 1918 başlarında Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan devletleri ortaya çıkmıştır.121 Azerbaycan Cumhuriyeti kurucu meclis seçimlerinde bölgede en fazla oyu alan Müsavat Partisi'nin oluşturduğu hükümetle bağımsız bir devlet olarak dış münasebetlere girişmiştir. Azerbaycan'ı Mondros mütarekesine kadar Osmanlı Devleti, Çarlık Rusyasınm hakim olduğu sahadaki hükümetleri tanımayan Bolşevik istilasına karşı Azerbaycan'ı himaye etmiştir. Bundan sonra bölgeye gelen İngilizler ise iç muhalefet nedeniyle 1919 yılı ortalarında bölgeyi terk etmek durumunda kalmıştır. Bu sırada Bolşevikler ise Rusya'da duruma iyice hakim olmaya başlamış ve Azerbaycan önünde bir Engel olan Denikin'i de bertaraf ederek. Azerbaycan'a yönelme fırsatını ele geçirmişlerdir. Nitekim Kızıl ordu Azerbaycan'a yöneldikten sonra, Azerbaycan Komünist Partisinin ültimatomunu kabul emek zorunda kalan Azerbaycan Milli Hükümeti iktidarı komünistlere bıraktı. Azerbaycan'ın siyasi olarak sovyetleştirilmesi 30 Aralık 1922 tarihinde TSSFC'ni meydana getiren cumhuriyetlerden biri olarak SSCB'ye katılmasıyla sona erdi. Sovyet yönetimi bundan sonra komünizm ideallerinin yaygınlaşması ve benimsenmesi için kültür politikasına ağırlık verdi, sosyal hayatın bütün alanlarında komünizm idealleriyle çelişen her şeye cephe alınarak yok edilmeye çalışıldı. Alfabe değişiklikleri, edebi çevrelerin baskı altında tutulması, İslam dinine karşı başlatılan kampanyalar ve eğitim şahsında yapılan bazı düzenlemeler hep bu amaca yönelikti.

AzerbaycanKomünizmRus-Azerbaycan ilişkileri+4
Alper Alp
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hava Kuvvetleri`nin teşkilatlanma tarihi

297 ÖZET Türk Hava Kuvvetlerinin Teşkilatlanma Tarihi konulu tezde, uçma duygusunun insanlık tarihi kadar eski olması nedeniyle havacılığın insanlık ve Türk tarihindeki yeri ile modern havacılığın doğuşu giriş bölümünde kısaca incelenmiştir. Birinci bölümde, Osmanlı Devleti' de Hava Kuvvetlerinin kuruluşu, Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları ile dönemin havacılıkla ilgili gelişmeleri ve Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Hava Kuvvetlerinin teşkilatlanması ve savaşta aldığı görevler incelenmiştir. 2. Bölümde; I. Dünya Savaşı sonu ile İSTİKLÂL Harbi arasında geçen sürede Türk Hava Kuvvetlerinin durumu, Kurtuluş Savaşı'nda Türk Hava Kuvvetleri incelenemiştir. 3. Bölümde Cumhuriyetin Kuruluşundan bugüne kadar olan dönem incelenmiştir. "Harp Sanayii tesisatımızı, daha ziyade inkişaf ve tevsi için alınan tedbirlere devam edilmeli ve endüstrileşme mesaimizde de ordu ihtiyacı ayrıca göz önünde tutulmalıdır." (1 Kasım 1937-TBMM Açış Konuşması K. ATATÜRK)

Askeri havacılıkAskeri teşkilatHava kuvvetleri+3
Osman Yalçın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Türkistanskiye Vedomosti gazetesine göre Türkistan'da Ruslaştırma siyaseti

Bu çalışmada "Turkistanskiye Vedomosti Gazetesi" nin ilmi makalelerine, Özbekistan Cumhuriyeti Milli Devlet Arşivi (ÖCMDA), SSCB Merkezi Askeri Tarih Arşivi (SSCB MATA) ve Kazakistan Cumhuriyeti Milli Devlet Arşivindeki (KCMDA) belgelere dayanılarak Çarlık Rusya'nın sistematik bir şekilde uyguladığı işgal ve Ruslaştırma siyasetinin ilmi açıdan incelenmesi hedeflendi. Bunun yanı sıra araştırmada karşılaştırmalı analiz yaparak haberlerin doğruluğunu tespit etmek amacıyla arşivdeki gizli dosyalar incelendi. Bunun dışında Çarlık dönemi ilim adamların ve tarihçilerin araştırmaları, genelgeleri ve raporları kullanıldı. Konu dört ana başlık altında incelenmektedir. Birinci bölümde "Turkistanskiye Vedomosti Gazetesi" nin tarihçesi, çıkış amacı ve faaliyetleri ele alındı. İkinci bölümde Rusların Türkistan'da uyguladıkları asimilasyon metotları, Rus idari sistemi, toprak siyaseti ve Türkistan'da Rus iskanı ele alın maktadır. Ana başlık teşkil eden, üçüncü bölümde detaylı bir şekilde Çarlık Rusya'sının eğitim politikası, Ruslaştırma yöntemleri, Rus okulların amaç ve faaliyetleri incelenmiştir. Ayrıca 20. Yüzyılın başında Ruslaştırma siyasetinin nasıl olması gerektiğinin tartışıldığı Rus Orta Okulları Birinci Kurultayı belgeleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise Türkistanlıların Rus eğitim politikasına ve Ruslaştırma siyasetine karşı tepkileri ele alınmıştır.

Eğitim politikalarıRuslarTürkistan+1
Mirzahan Egamberdiyev
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Mütakere döneminde Minber gazetesi

Devrine âit basının bütün problemleri, sıkıntıları ve imkânsızlıkları içinde yayın hayatına giren ve ancak elli sayı kadar çıkarılabilen Minber ile ilgili transkripsiyon çalışmamız tamamlanmıştır. Türk basın hayatında Minber'in çok husûsi bir yeri olmak icâb eder! Minber'in bu husûsîyyeti kuruluş gayesinden ve bi'l-hassa kurucuların dan ileri gelen bir husûsîyyetdir. Minber'in kurucularının tamamının -Liderleri Mustafa Kemâl başta olmak üzere- Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşunda ve bu kuruluş sırası ve sonrasında meydana gelen olayların şu veya bu şekilde içinde bulunmuş olmaları bu husûsîyyetin sebebini teşkil eder. Minber'in târihiyle ilgili çalışmalarımız esnasında ilk elde ettiğimiz netice Mustafa Kemâl'in vazgeçilmezliğinin -sevenleri ve sevmeyenleri tarafı ndan- âdetâ müşahhas bir şekilde kabul ve tasdik edilmiş olduğunun görülmesidir. Tespit ettiğimiz bir diğer husus Minber'in devletin hâline ve istikbâline dâir kurucuları tarafından yapıldığını hissettiğimiz bir plânın parçası ve hatta merkezi olmasıdır. Çalışmamızın transkripsiyon ve transkripsiyona âit hususlar ile sınırlı olması dolayısıyla -ilmî temayüller dikkate alınacak olursa- bu konuda daha fazla söz söylememizin fuzûli fakat son sözleri bu konuda araştırma yapacak mütehassıslara bırakmanın daha isabetli bir karâr olduğu da muhakkaktır. Çalışmamızın devlet ve milletimiz için faydalı olması en büyük arzu muzdur.

Makbule Gürel
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Yarın gazetesi başmuharriri Arif Oruç'un fikir hayatı

ÖZET Arif Oruç bu ülkede zor şartlarda gazetecilik yapanlardan biri. O, ülkemizde henüz çok gelişmemiş bir meslek olan gazeteciliğin en sıkıntılı anlarını yaşamış ama, yılmamış öldüğü güne kadar yazmaktan vazgeçmemiştir. Mesleğe, başkalarına ait gazetelerde başlamış, milli mücadelede bizzat cephede savaşmış, kurtuluş sonrasında 1929 yılında kendisine ait bir gazete çıkarmaya başlamıştır. Artık, bir gazete patronudur Arif Oruç. Gazetesi Yarın'da hemen her gün başmakale yazmış; bu makalelerde iktisat, maliye, toplumsal sorunlar, çiftçiler, esnaf, basın, kanun tasarıları, tekel işleri, dünya siyaseti vb. gibi akla gelebilecek her konuda düşüncelerini, eleştirilerini okuyucularıyla paylaşmıştır, özellikle dönemin başbakanı İsmet Paşa ve kabinesi ile ilgili yaptığı eleştirilerle, hükümet yanlısı gazetelerin ve gazetecilerin şimşeklerini üzerine çekmiş, fakat en zorlu anlarda bile düşüncelerini açıkça söylemekten geri durmamıştır. Bu hükümet yanlısı gazetecilerle aralarındaki çekişme zaman zaman çok şiddetlenmiş, birebir kavgalara, silâh çekmelere kadar gitmiştir. Tek partinin iktidarda olduğu bir dönemde çok partili yaşamın gerekliliğini sonuna kadar savunmuş muhalif bir ses olan Arif Oruç kurulu düzenden yana olanlarca pek sevilmemiş, susturulmak istenmiş, hak etmediği pek çok nitelendirmelerle karşılaşmış, hatta çok sevdiği vatanından bile bir süre ayrı yaşamak durumunda kalmıştır. 117Arif Oruç siyasetle çok yakından ilgilenmiş, bizzat siyasi yaşamın içinde olmak için girişimlerde bulunmuştur. Ne var ki bunlar girişimden öteye gidememiştir. Çalkantılı gazetecilik yaşamındaki olaylar onu bedenen de fazlasıyla yıpratmış, pek çok hastalık ve ameliyat geçirmek zorunda kalmıştır. Gazeteciliğinin ilk yıllarında olduğu gibi, ölümüne yakın dönemde de siyasî gazetecilik yapamamış, tarihî tefrikalar yazmıştır. Tarih onun hep ilgi duyduğu bir alan olmuştur. Bunda da sorumluluk duygusunun etkisi büyük olmuştur elbette. Arif Oruç diğer gazetelerde yayımlanan ve Türk tarihini çarpık bir şekilde göstermeye çalışan basmakalıp tefrikalara bir tepki olarak bu alanda yazılar yazmaya başladı belki de. Kimilerinin düşündüğü gibi, Arif Oruç ruhunda muhaliflik olan, kavgacı, düzen bozucu biri değil, demokrasi yolunda azimli bir yolcudur. Demokrasiye zarar vermek bir yana, yazdıkları ve yaptıklarıyla çoğulcu rejimin gelişmesine belli oranda katkıda bulunmuştur. 118

BiyografiGazetecilerGazetecilik+4
Kısmet Kesim Ovat
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi siyasetçilerinden vasıf Çınar ve faaliyetleri

216 ÖZET 1892 yılında Girit'te doğan Vâsıf Bey, eski Söke Kaymakamı Abdullah Hulusi Bey'in oğludur. Vâsıf Bey 1910'da İzmir İdadisinden mezun oldu. 1916'da İstanbul Hukuk Mektebi'nden diploma aldı. 1915-1918 yıllarında İzmir özel Şark Mektebinin yönetiminde ve öğretmenliğinde bulundu. İzmir Türk Ocağının açılmasında önemli görevler üstlendi. Mondros mütarekesinden sonra İzmir'in işgaline karşı halkı örgütlemeye çalıştı. Kurtuluş Savaşı'nda Hacim Muhittin Çarıklı ile birlikte Batı Cephesi'nin kurulmasında büyük emeği geçen, Bölge halkını işgale karşı mücadeleye davet eden, konuşmalarıyla, İzmir'e Doğru gazetesinde yazdığı başyazılarla halkın mücadele gücünü ayakta tutmaya çalışan Vâsıf Çınar, Kurtuluş Savaşı sonrasında T.B.M.M'nin II. dönem seçimlerine katılmış, Saruhan Milletvekili olarak T.B.M.M'ye girmiştir. Bu dönemde T.B.M.M'de yaptığı ateşli konuşmalarla dikkati çekmiştir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkmasından sonra Milli Eğitim Bakanlığı görevine getirilmiştir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun en önemli uygulayıcısı olmuştur. 8,5 ay süren Milli Eğitim Bakanlığı'nın ardından Vâsıf Bey, Prag ve Budapeşte elçiliği, Moskova Büyükelçiliği görevlerinde bulunmuştur. Vâsıf Çınar, 1 Ocak 1929 tarihinde ölen yakın arkadaşı Mustafa Necati'den boşalan İzmir Milletvekilliğine seçildi. 2. defa Milli Eğitim Bakanlığı görevine atandı. Bu görevde 1,5 ay kalan Vâsıf Bey, IV. Dönem seçimlerinde T.B.M.M'ye İzmir Milletvekili olarak tekrar girmiş, ardından Roma Büyükelçiliğine, burada iki yıl kaldıktan sonra, tekrar Moskova Büyükelçiliğine atanmıştır. Vâsıf Bey Soyadı Kanunu ile Çınar soyadını almıştır. Onun son görevi Moskova Büyükelçiliği olmuştur. 30 Mayıs 1935 akşamı bağırsaklarından rahatsızlanan Vâsıf Bey, 2 Haziran sabahı geçirdiği ameliyat sonrasında kalp ve nefes alma durmasından vefat etmiştir, ölümü Moskova'da ve Türkiye'de derin üzüntü yaratmıştır. Moskova ve Türkiye'de yapılan törenlerin ardından Ankara'da Cebeci Mezarlığına gömülmüştür.

BiyografiCumhuriyet DönemiSiyasetçiler+1
Serkan Akca
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadele Dönemi Türk-Amerikan ilişkileri

ÖZET 1830 yılında kurulan Amerika Birleşik Devletleri-Osmanlı Devleti arasındaki ilişkiler 1914 yılına kadar ticari ilişkiler olarak devam etti. I. Dünya Savaşı başladığı halde devam eden ilişkiler 1917 yılında Amerika'nın savaşa katılması ile kesildi. Amerika cumhurbaşkanı Woodrow Wilson yayınladığı 14 noktası ile bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de etkili oldu. Wilson Prensipleri Amerika'ya karşı sempatisi olanları çoğalttı. Paris barış Konferansı'nda Amerika'ya Ermenistan mandası teklif edildi. Ayrıca Boğazlar Bölgesi'nin mandası veya tüm Anadolu'yu içine alan bir mandanın da Amerika tarafından üstlenilmesi isteniyordu. Paris Barış Konferansı'nda ortaya çıkan manda meselesi, Türkiye'de de özellikle aydınlar arasında çok fazla taraftar buldu ve konu üzerinde uzun tartışmalar yapıldı. Manda taraftarları Mustafa Kemal'i ve Erzurum ile Sivas Kongrelerini etkilemeye çalıştılar. Kongrelerden manda lehine bir karar çıkartmak istiyorlardı. Paris Barış Konferansı esnasında, Wilson kendi koyduğu prensipleri Türklere uygulamaktan çekindi ve çoğunluğu Türk olan İzmir'in Yunanistan'a verilmesinde büyük rol oynadı. Amerika bölge şartlarını yerinde incelemek üzere bölgeye iki komisyon gönderdi. King-Crane Komisyonu daha çok Suriye ve Filistin bölgesi ile ilgilenirken Harbord Heyeti doğu Anadolu Bölgesi ile yani Ermenisran mandası ile ilgileniyordu. Bu iki heyet, raporlarında Amerika'nın bölgede bir manda kurmasının zorlukları ve Harbord Heyeti'nin raporunda da Ermenistan Devleti'nin kurulamayacağını açıklamalarının da etkisiyle Amerikan Senatosu, Ermenistan mandasını reddetti. Bunun sonucunda Türkiye'de, Amerika'da ve Avrupa'da yavaş yavaş Amerikan mandası tartışmaları sona erdi. Amerika Birleşik Devletleri'nin İstanbul'daki Yüksek Komiseri Amiral Bristol, Ankara Hükümeti ile ilişkilerin iyileştirilmesini ve resmi ilişkiye girilmesini istiyordu. Çoğu zaman Milli Mücadele'nin başarısı ve haklılığı konusunda Washington'u uyarıyordu. Ama Washington, Ankara ile resmiilişki içine girmekten her zaman kaçındı, iki hükümet arasında diplomatik ilişkiler Sakarya Savaşı'ndan sonra başladı. Washington, Ankara Hükümeti ile görüşmelerini ticarî ilişkiler çerçevesinde sürdürdü. Açık Kapı ilkesini ve çıkarlarını korumaya çalıştı, iki ülke arasında imzalanan Lozan Antlaşması'nın Senato'da kabul edilmesi işi yapılan propagandalar nedeniyle zorlaştı. Ermeniler ve onları destekleyen kişiler anlaşmanın imzalanmasını engellemeye çalıştılar. Anlaşmayı destekleyenler de olsa, 1927 yılında Amerikan Senatosu anlaşmayı reddetti. Bunun üzerine Amiral Bristol ve Tevfik Rüştü Bey arasında yapılan görüşmeler sonucunda iki ülke arasında diplomatik ilişkileri tesis eden bir antlaşma imzalandı. Böylece iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler kurulmuş oldu.

Manda sorunuMilli Mücadele DönemiTürk-Amerikan ilişkileri
İsmigül Çankaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Mehmet Şemsettin Günaltay'ın hayatı, ilmi, , idari, siyasi faaliyetleri

İlim, fikir ve siyaset adamı M. Şemsettin GÜNALTAY 1883'te Erzincan'a bağlı Kemaliye (Egin)'de doğdu. Girdiği okulları başarılı bir şekilde bitiren Günaltay, Yüksek öğretmen Okulu fen şubesinden mezun olmasına rağmen ülkenin içinde bulunduğu felâket ortamında, ülkenin kurtuluşuna yönelik çözüm bulmaya çaba sarf edenler arasına katılıp, ortaya koyduğu çözümlerin ilmî, fikrî, sosyal temellerini araştırmaya başladı. İlk yazdığı eserlerle ve dinî mecmualardaki yazıları ile bir İslamcı olarak tanınmış ancak, Batı kültürü ile temasından kazandığı tenkit ruhu ile hareket etmişti. Koyu şeriatçılardan ve mutaassıp dindarlardan kolaylıkla ayrılıp, bu istikamette mümtaz bir yer almıştı, istanbul Üniversitesi fakültelerinde hocalığı devam ederken, 1915 yılında İttihat ve Terakkinin Ertuğrul (Bilecik) Mebusu olarak Meclise girdi. Meclisteki görüşmelerde yaptığı konuşmalarla O, alınacak kararların tashih edicisi gibiydi. Mecliste aldığı görevlerin yanı sıra İttihat ve Terakki ileri gelenlerini sorgulayan komisyonda da bulundu. Sorduğu sorular, devlet mekanizmasının gerektiği gibi niçin işlemediğine, Savaş neticesi ağır sonuçlarla karşılaşmamak ile ilgili alınması gereken tedbirler doğrultusundaydı. Teceddüt Fırkası kurucuları arasında da yer alan Günaltay, Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-ı Hukuk Cemiyeti'nin İstanbul Teşkilâtında, bir süre sonra da Kuvây-ı Millîye içinde yer aldı. İstanbul Belediye Başkan vekilliği görevinde bulunan Günaltay'ın milletvekilliği Yeni Türkiye'de 1923'te Cumhuriyet Halk Partisi Sivas milletvekili olmasıyla başladı. Bu dönemler içerisinde Meclis Başkan vekili ve Parti Grubu Başkanı vb. görevlerde de bulunan Günaltay, yedi dönem arka arkaya Sivas, bir dönem Erzincan Milletvekili seçildi. Onun ilmî kişiliği, mutedil yapısı ve geniş deneyimi Başbakan olarak önerilmesinde etkili oldu. 15 Ocak 1949-22 Mayıs 1950 tarihleri arasında 27 yıllık C.H.P. iktidarının son Başbakanı idi. Onun işbaşına geçer geçmez taahhüdü, millet iradesini tam anlamıyla yansıtacak bir seçim kanunu idi. O, fedakâr ve olgun bir anlayışla her eleştiriye karşı sabırlı bir tutum sergilemiş, gayretleri ile 16 Şubat 1950 tarih 5545 sayılı gizli oy-açık tasnif hakim teminatına bağlı seçim kanunun çıkarılmasında birinci derecede rol oynayıp bunun icraatından da kendisini sorumlu tutmuştu. "İlk mekteplerde din derslerini okutturmaya başlayan, İlahiyat Fakültesi açan bir Hükümetin Başkanıyım" diyen Günaltay'ın Din Eğitimi ve Din işleri organizasyonunda temel aldığı esas; dinî efsanelerin ve ülkeyi tahrip edici zihniyetin gelişmesine müsaade edilmemesi şeklinde cereyan etti. Atatürk'ün direktifi ile kurulan Türk Tarih Kurumunun kuruluşunda üye olduğu gibi 1941 yılından ölüm tarihi olan 1961 yılına kadar Başkanlığını yapmış, organizasyonları ile olduğu gibi bir kütüphaneyi hatırlatan bibliyografya ortaya koymuştur. O, Türk Tarih Tezinin kurucuları arasında yer aldı. Türk Tarihinde, sahasında otorite olan hocalar yetiştirdi. Kendi deyimi ile Milletine borcunu ödedi. Eserleri ile onun çabası, Türk milletinde mevcut olan millî ruh ve seciyelerin ortaya çıkarılmasını sağlamak, Millî enerji kaynağımızın sonsuzluğu ile geleceğin gene Türklerin olması amacına yönelik olmuştu. M. Şemsettin Günaltay, Türk milletine inanan, Türklerin her işi başaracağına, her zorluğu yeneceğine ve her vadide ilerleyeceğine dair en sağlam inancı taşıyan bir Türk'tür. Bir milliyetçidir. 1961 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi Temsilciler Meclisi üyeliğine seçilen Günaltay, 20 Ekim 1961 'de İstanbul'da vefat etti. O. Türk tarihinde birden fazla yönüyle tanınan mümtaz şahsiyetlerden birisidir.

BiyografiCumhuriyet tarihiGünaltay, Mehmet Şemseddin+3
Yaşar Özüçetin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk Dönemi sosyo-kültürel yapılanma ve değişimler

137 ÖZET Çalışma, Atatürk dönemi sosyokültürel yapılanma ve değişimleri içermektedir. Türkiye Cumhuriyeti 'nin yapılanmasındaki bu temel dinamikler birdenbire ortaya çıkmamıştır. Bir önceki dönemde tartışılmış ve Türkiye Cumhuriyeti 'nin kuruluşuna tesir etmiştir.

Atatürk DönemiDevrimlerKültür+3
Şarika Gedikli
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Filistin meselesi etrafında Türk-İsrail ilişkileri (1948-1956)

**' ÖZET Filistin Meselesi yüz yıla yakın bir süreden beri devam eden, sadece geçtiğimiz XX. yüzyılın değil, içinde bulunduğumuz XXI. yüzyılın da büyük problemlerinden biridir. Çünkü XIX. yüzyıl sonlarında 'Siyonizm' hareketi ile dinamizm kazanmış olan Filistin meselesi, Osmanlı Devleti'nin bu topraklardan çekilmesi, İngiltere'nin Filistin'i işgaliyle sonuçlanmıştır. Bu zamandan itibaren başlayan çatışmalar, 14 Mayıs İ948'de israil Devleti'nin ilanıyla yeni bir sürece girmiştir. Artık problem, İngiliz mandası altında çatışan iki topluluğun meselesi olmasından çıkarak, Birleşmiş Milletlerin gündeminde, komşu Arap devletlerinin de işe karışmasıyla farklı bir hal alarak, uluslararası bîr çatışmaya dönüşmüştür. Türkiye, İngiltere'nin sorunu Birleşmiş Milletler'e taşımasından itibaren Arap ülkeleriyle birlikte hareket etmiştir. Fakat İsrail'in kurulması ve ABD'nin İsrail'i tanıyan ilk ülke olması Türkiye'nin dikkatini çekmiştir. Türkiye'nin ABD ile Sovyet tehlikesine karşı işbirliği yapmak istemesi ve mutlaka ABD'nin de dahil olduğu bir ittifak sistemine girmek istemesi İsrail Devleti'ne bakış açısını değiştirmesine sebep olmuştur. 1 948'den 1 956'ya kadar ki Türkiye-İsrail ilişkilerini etkileyen belirleyici faktör, genelde Batı özelde ise ABD ile işbirliğidir..ftrf

FilistinFilistin sorunuOrta Doğu politikası+6
Durmuş Ali Koltuk
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

1. Dünya Savaşı'ndan bugüne Ermeni sorunu

ÖZETErmeni sorununun geçirmiş olduğu siyasi evrelerle ilgili olarak düzenlenipyazılması istenen siyasi tarihin üç dönemde ele alınması gerekir.(25)Üç dönemin ilki, altı büyük devlet konsoloslarının Hariciye Nezareti'ne verdikleri11 Haziran 1880 tarihli ortak notayla başlamış ve 1883 yılında sona ermiştirİkinci dönem 1894 tarihinde meydana gelen Sason olayıyla başlamış ve 1897tarihinde kesintiye uğramıştır.Üçüncü dönem ise 1912 tarihinde başlayarak 1914 yılında baş gösteren DünyaSavaşı dolayısıyla duraklamaya uğramıştır.Bu üç dönemin ilki diğer iki döneme, özellikle ikinci döneme göre hafif geçmiştir.Üç dönemin en şiddetlisi ikinci dönemdir. Çünkü bu dönem gerek yabancı ülkelerinmüdahalelerinin şiddeti, gerek meydana gelen olayların fecaati ve yaygınlığı açısındanOsmanlı hükümetini zaman zaman içinden çıkılmaz zor durumlara sokacak evrelergöstermiştir.Üçüncü döneme gelince; bu süre içerisinde önemli olaylar olmaması dolayısıyladevletlerin müdahalesi ikinci dönemdeki gibi şiddet ve yaygınlık kazanmamıştır.Bununla birlikte bu dönem Balkan Savaşı'ndan yeni çıkmış olan Osmanlı Devleti'ningüçsüz bir durumda olması sebebiyle dikkat çekicidir. Büyük devletlerin o sıradakikarşılıklı ilişkileri ve özellikle Fransa İngiltere ve İngiltere-Rusya'nın bilinen anlaşmalarısebebiyle üçüncü dönemin muhtemel sonuçlarının kaygı uyandırması kaçınılmazdı.Bu üç dönem sırasında meydana gelen önemli olaylar ve büyük devletlerin,özellikle İngiltere, Rusya ve Fransa'nın gösterdikleri yakın alaka ve bencilce isteklerdoğal olarak Osmanlı hükümetini çok fazla meşgul etmiş hatta zaman zaman hükümetisarsacak şekilde gelişmişti.Bu üç döneme ilişkin devletlerin müdahaleleri Osmanlı hükümetini uğraştırmışErmeni komite ve taraftarlarına da gereğinden fazla güç ve kuvvet vermiştir.3

Hızır Keskin
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

The New York Times Gazetesine göre Balkan Savaşları (1912-1913)

Balkan Savaşları, Türk tarihi ve dünya tarihi açısından önemli bir savaş olmuştu. XX. yüzyılın başlarında Balkan Devletleri topraklarını genişletmek istemişti. Bu amaçla Balkan Devletleri kendi aralarında ittifak yapmıştı. Büyük Güçlerin sözde savaşa engel olma çabaları savaşın başlamasına mani olamamıştı. 1912 Ekim'inde başlayan Balkan Savaşları 1913'Ekime kadar aralıklı olarak devam etmişti. Büyük Güçler, Balkan müttefikleri arasında menfaat çatışması olmasından ve savaşın Avrupa'yı da içine alacak bir savaşı başlatmasından çekinerek arabuluculuk görevi üstlenmeye karar vermiştir. Birinci Balkan savaşı sonunda Balkan müttefikleri, Osmanlı Devleti için önemli stratejik bölgeleri ele geçirmişti. Balkan müttefiklerinin İstanbul'un yakınlarına kadar ilerlemesi Osmanlı Devleti'ni tedirgin etmişti. Bu gelişmeler sebebiyle Osmanlı Devleti barış yapmak zorunda kalmıştı. Balkan müttefikleri elde ettikleri toprakların paylaşımı konusunda birbirine düşmüştü. Balkan devletlerinin toprak paylaşımı konusunda yaşadığı problemler İkinci Balkan savaşını başlatmıştı. Osmanlı Devleti Büyük Güçlerin baskı ve uyarılarına rağmen kaybettiği toprakların bir kısmını almayı başarmıştı. Amerika Birleşik Devletleri, Osmanlı Devleti ile herhangi bir sınırı bulunmamasına rağmen Balkan coğrafyasındaki çıkarları sebebiyle Balkan Savaşıyla oldukça yakından ilgilenmişti. Balkan coğrafyasında ki gelişmeler gazeteler aracığıyla Amerikan Kamuoyu'yla paylaşılmıştır. Söz konusu araştırmamızın amacı, Amerika'nın tanınmış gazetelerinden The New York Times gazetesinin, Balkan coğrafyasında yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendirdiği ve Amerikan Kamuoyu ile nasıl paylaştığını ortaya koymaktır. Ayrıca, bu araştırmada Balkan Savaşı süresince Osmanlı Devleti içinde yaşanan gelişmeler, söz konusu gazete çerçevesinde aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelime: Balkan Savaşı, The New York Times, Amerika, Osmanlı Devleti, Böyük Güçler

Balkan savaşlarıGazetelerOsmanlı Devleti+3
İpek Bolat
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasi tarihinde CHP'nin gençlik kolları

Çalışmamızın temel amacı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk partisi olan CHP'nin Gençlik Kolları'nın tarihsel gelişimini ve CHP'li gençlerin Türk siyasetindeki önemini ortaya koymaktır.1951 yılında Halkevleri'nin kapatılmasıyla birlikte, 26 Kasım 1951 tarihinde gerçekleştirilen CHP 9. Olağan Kurultayı'nda tüzük değişikliği yapılmak suretiyle CHP Gençlik Kolları'nın kurulması için ilk adım atılmıştır. Bu dönemde ocak teşkilatlarında örgütlenmeye başlayan gençler, 2 Mart 1953 tarihli CHP Genel İdare Kurulu toplantısında kabul edilen yönetmelikle ilk defa ?Gençlik Kolları? adıyla örgütlenme sürecine girmiştir.17 Şubat 1954 tarihli CHP Genel İdare Kurulu toplantısında Suphi Baykam'ın başkanlığında Gençlik Kolları Merkez Yönetim Kurulu'nun atanmasıyla, CHP'li gençler bir anlamda örgütlenme sürecini tamamlamış oluyorlardı. Aynı dönemde Demokrat Parti Genç Demokratlar Teşkilatı kurulmuşsa da CHP Gençlik Kolları kadar etkin olmamıştır.Türk Siyasi Tarihi'nde önemli gelişmelerde aktif rol oynayan CHP Gençlik Kolları, ilk kurultayını 1 ? 2 Ağustos 1961 tarihlerinde toplamış ve 12 Eylül 1980 Darbesi'ne kadar da toplam 10 Kurultay gerçekleştirmiştir.12 Eylül öncesinde CHP'nin özgücü olan CHP Gençlik Kolları, zaman zaman parti politikalarına da yön verir konumda olmuştur. Ortanın Solu felsefesinin gelişmesinde, CHP'de lider değişikliğinin gerçekleşmesinde ve Demokratik Sol felsefenin bilimsel temele oturtulmasında CHP Gençlik Kolları'nın büyük payı vardır.Çalışmamızda CHP Gençlik Kolları'nı incelemeden önce tarihsel süreç içerisinde dünyada ve Türkiye'de meydana gelen gençlik hareketlerine de göz attıktan sonra, CHP Gençlik Kolları'nın kuruluş ve gelişim süreçleri işlenerek, Türk siyasetinde CHP Gençlik Kolları profili ortaya konulmuştur.Çalışmamızın sonunda günümüzde CHP Gençlik Kolları'nın sahip olduğu koşullar da göz önüne alınarak, 12 Eylül öncesindeki kadar aktif olmadığı sonucuna varılmış, bunda 12 Eylül öncesinde CHP'de aktif siyaset yapan, bugünkü CHP yöneticilerinin de rolü olduğu anlaşılmıştır.Anahtar Kelimeler; CHP, CHP Gençlik Kolları, Ortanın Solu, Demokratik Sol, 12 Eylül

Cumhuriyet Halk PartisiGençlerSiyasi partiler+2
Asil Kaya
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Halk Partisi'nin doğu örgütlenmesi (1923-1950)

Cumhuriyet Halk Partisi'nin Doğu Örgütlenmesi (1923-1950)'nin konu edildiği bu çalışmada, öncelikle Cumhuriyet'ten evvel oluşan örgütlenme faaliyetlerinin hangi ölçekte olduğu, dönüşümsel olarak CHP'nin örgütsel tabanını nasıl hazırladığı anlaşılmaya çalışıldı. Meşrutiyet ve Milli Mücadele dönemlerinde oluşan deneyimlerin, CHP yöneticilerinin kararlarını nasıl etkilediği açıklanmak istendi. Parti'nin örgütlenme konusunda genelde yurt çapında özelde ise Doğu bölgelerinde geçirmiş olduğu değişimler, 1930 öncesi, 1930'lar ve 1943 sonrası evreler olarak ele alındı. Doğu bölgesinin siyasi temsilcilerinin toplumsal kökenleri hakkında yapılan analizler sonucunda, CHP'nin bölgede dayandığı toplumsal katmanların özellikleri belirtildi.Araştırmada mümkün olduğunca birincil kaynakların kullanılmasına özen gösterildi. 1950 Öncesi yayınlanmış eserlerden, yazışma belgelerinden ve de basından faydalanıldı. Parti-Örgüt-Doğu denkleminin dışına çıkmadan mevcut kaynaklar incelenip çıkarımlarda bulunuldu. Konuya soyut ve kavramsal yöntemlerle yaklaşılmayıp analize dönük bir yöntem tercih edildi. Doğu örgütlenmesindeki gelişmeler, dönemin koşulları göz ardı edilmeden uygun tarihsel bir fon içerisinde verildi.Anahtar Kelimeler: CHP, Tek Parti Dönemi, CHP Örgütü, CHP'nin Doğu Örgütlenmesi.

Cumhuriyet Halk PartisiDoğu Anadolu bölgesiDoğu politikası+6
Murat Turan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti'de parti içi demokrasi (1946-1960)

Bu tezde Demokrat Parti'nin muhalefet ve iktidar yıllarındaki kongreleri, örgütlenme yapısı, parti içindeki hiyerarşi, Meclis Grubu tartışmaları, tüzükleri, milletvekilleri, seçimler ve bunların parti içi demokrasiye uygun yapılıp yapılmadığı tartışıldı. Kullanılan kaynakların daha çok birinci el olmasına özen gösterildi. O dönemin gazete ve dergilerinin yanı sıra, dönemin Meclis Grubu Toplantı Müzakere Zabıtları ve Başbakanlık Cumhuriyet Arşiv belgeleri tarandı.Türkiye'nin çok partili yaşama geçtiği ve demokrasiyi öğrenmeye çalıştığı bu dönemde, D.P.'nin kendi içerisinde demokrasiyi ne ölçüde uyguladığı temel araştırma konusunu oluşturdu.

DemokrasiDemokrat PartiParti içi demokrasi+2
Beril Yaşar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasi tarihinde Demokrat Parti farklılığı ve dış politikaya yansıması

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden 1950'li yıllara gelinceye kadar geçen sürede, dünya politikasında başat rol oynayan güçlü Avrupa devletleri arasındaki güç dengesini gözeten bir dış politika takip etmeye çalışmıştır. Ancak, II. Dünya Savaşının sona ermesiyle birlikte Türkiye, bu politikasını daha fazla devam ettiremeyeceğini anlamaya başlamıştır. DP iktidarı ile birlikte Türkiye dış politikasında aktif ve dinamik bir tutum sergilemeye başlamıştır. Siyasi tercihini Batı ile askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda bütünleşmek olarak ortaya koymuştur. Bu karar zaten DP iktidara gelmeden önce CHP tarafından verilmiş ancak tam anlamıyla başarıya ulaşılamamıştı. DP iktidara geldikten sonra bu yaklaşım aynen sürdürüldü. Batı ile işbirliğine gidilen somut olaylar özellikle Kore Savaşı'na asker gönderme kararı ve NATO'ya katılma gibi dönemin önemli dış politik gelişmelerinde kendisini somut olarak göstermiştir.Türkiye'nin Batı ile siyasi ve askeri anlamda bütünleşmeye gitmesinin sebepleri çok çeşitlidir. Ancak bunlardan en önemlisi, II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye'nin üzerinde hissetmeye başladığı Sovyet baskısıdır. Türkiye kuzey komşusundan duymaya başladığı bu rahatsızlığın sonucunda Batı devletleri ve Arap ülkeleriyle II. Dünya Savaşı'nın sonrasında ilişkilerini iyileştirme yolları aramaya başlamıştır. Bunun dışında ülkenin kalkınmak için ihtiyaç duyduğu dış kaynakları ve askeri yardımı Batı ülkelerinden temin etmek zorunda olması Sovyet baskısı kadar zorlayıcı olmasa da Türkiye'yi Batı ile işbirliğine iten diğer sebeplerdendir.Bu çabaların neticesinde Truman Doktrini, Marshall Planı adlarıyla bilinen ve ABD tarafından başlatılmış olan askeri ve ekonomik nitelikli düzenlemelerin bir parçası olarak, daha sonrasında da NATO içerisine dahil olma kararıyla, Türkiye ve Batı arasında başlayan siyasi, askeri ve ekonomik entegrasyon süreçleri önemli ve somut bir noktaya ulaşmıştır. Ancak II. Dünya Savaşı sonrası özellikle Ortadoğu'nun ve Arap coğrafyasının, ABD ve SSCB arasında etkinlik kurma çabalarının rekabete dönüştüğü bir bölge olması, Türkiye'nin bölgedeki Arap devletlerinin büyük bir kısmıyla II. Dünya Savaşı sonrası Sovyet tehdidi nedeniyle başlayan olumlu ilişkilerini olumsuz etkilemiştir.Demokrat Parti döneminde Türk dış politikası, hem Avrupa'nın güçlü devletlerinin hem de ABD'nin Orta Doğu'ya bakışını göz önüne alarak II. Dünya Savaşından önceki dış politikasından farklı bir şekilde yol almıştır. Bu da özellikle Bağlantısızlık Hareketini ve Doğu Blok'unu oluşturan ülkelerle Türkiye'nin arasında ciddi siyasi anlaşmazlıklar yaşanması ve kimi konularda çatışma içine düşülmesi sonucunu doğurmuştur.Yaşanmış olan tüm bu siyasi gelişmeler II. Dünya Savaşı ve sonrasında CHP'nin izlediği ama tam anlamıyla başaramadığı Batı ile yakınlaşma politikasının DP döneminde başarılı olması yönüyle CHP döneminden farklılıklar taşıyarak neticeye ulaştığı sonucunu doğurur. Bilindiği gibi NATO'ya Türkiye'nin dahil edilmesi için DP iktidara gelmeden önce CHP hükümetleri başvurularda bulunmuştu ancak olumlu bir cevap alınamamıştı. Bu dönemde ABD, İngiltere gibi Batı'yı temsil eden dönemin önemli güçlerinin hangi sebeplerden dolayı Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini geliştirme çabalarına başlangıçta kayıtsız kaldıkları ve yine hangi sebeplerden dolayı bu politikalarından aniden vazgeçerek Türkiye'nin Batı ittifakı içinde yer almasına yeşil ışık yaktıkları çalışmamızda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.Bu çalışmayı hazırlarken, sahip olduğu geniş akademik bilgisi ve birikimiyle beni sürekli verimli çalışmalar yapmaya yönlendiren Yrd. Doç. Dr. Bülent UĞRASIZ'a, aileme ve yakın arkadaşlarıma gönülden teşekkürler.

Askeri müdahaleDemokrat PartiMerkez sağ+7
Tibet İnal
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin Avrupa Birliği politikaları, 1983-2004.

Türkiye ile o zamanki adıyla AET'nin ilişkileri, Türkiye'nin üyelik için başvurduğu 1959 yılında başlamıştır. Başlangıçta ekonomiden çok siyasi beklentilerle bu Topluluğa üye olmak isteyen Türkiye, gelişen süreçte Topluluğa üye ülkelerin refah seviyelerinin artmasıyla, daha fazla heyecan duymuştur. İsmet İnönü öncülüğündeki CHP, 1963 tarihinde üyeliğin şartlarını belirleyen Ortaklık Anlaşması'nı imzalamışlar buna rağmen ilişkiler uzun yıllar boyunca beklenildiği kadar aşama kaydetmemiştir. 1970 yıllara gelindiğinde Türkiye daha çok terör sorunu ve ekonomik konularla ilgilendiğinden Topluluğa üyelik konusuna fazla emek harcayamamıştır. İlişkiler 1980 yılında gerçekleşen asker darbe ile kesilmiş ancak 1983'te seçimlerin yapılması ve Anavatan Partisi'nin iktidara gelmesi ile yeniden başlamıştır.Türkiye'nin Topluluk ile ilişkilerini daha programlı bir şekilde yürütmesi de bu dönemde gerçekleşmiştir. Anavatan Partisi, 1987 yılında Avrupa Topluluğu'na tam üyelik için başvurmuş, böylelikle ilişkiler geri dönülmez bir noktaya gelmiştir. Çünkü artık her iktidar konuyu daha ileri düzeye taşımak amacıyla çaba gösterecektir. Örneğin 1990'lı yıllarda Doğruyol Partisi Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalayacak, aynı dönemin ikinci yarısında Anavatan Partisi uyum paketlerini yasalaştıracak, 2000'li yılların başında DSP, koalisyon ortağı MHP'nin muhalefetine rağmen Avrupa'nın istediği yasaların tamamını meclisten geçirecektir. 2002 yılında iktidara gelen AKP, ?Kıbrıs? gibi Türkiye'nin yıllardır çizgisini koruduğu politikalarda dahi değişikliğe giderek Kuzey Kıbrıs'ın Rum Kesimi ile birleşmesini destekleyecektir.Tüm bu çabalara rağmen ilişkiler hiçbir zaman istenilen noktaya gelmeyecektir. Bu yüzden Avrupa Birliği'ne tam üyeliği gerçekleştirme hedefi, her hükümetin kendi iktidarı döneminde ulaşmak istediği bir sevda olarak varlığını koruyacaktır.

Avrupa BirliğiAvrupa TopluluğuHükümet politikaları+2
Umut Karabulut
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci Meşrutiyet Dönemi siyasal yaşamında iktidar muhalefet ilişkileri 1908-1913

Çalışmamızın genelinde Osmanlı İmparatorluğu'nun en uzun beş yılını kapsadığını savunduğumuz ve meşrutiyet döneminin ilk evresi olan çoğulcu ve temsili dönemi temsil eden 1908?1913 yılları arasında meydana gelen önemli siyasal gelişmeleri, iktidar-muhalefet ilişkisi perspektifinde ele almayı amaçladık.İkinci meşrutiyetin ilanını takiben iktidar mekanizmasını kontrol etmeye veya iktidarlaşmaya çalışan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile bu dönemde kurulan siyasal partiler, hükümetler ile beraber birer siyasal güç durumunda bulunan dini ve etnik unsurların politik örgütlenme biçimi ve birbiriyle olan ilişkileri, dönemin politik konjonktürü altında değerlendirilmiştir. Bu siyasal gelişmelerde anayasal ve meşruti demokrasinin vazgeçilmez ilke ve olgularından olan seçimler, önemli siyasal olaylar, parlamenter tartışmalar, iktidar ve muhalefet çevrelerinin politik davranış ve refleksleri kuramsal ve klasik anlamda ele alınmıştır.Tezimizin tümünde önemli bir yer işgal eden iktidar gücü İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin siyasal faaliyetleri ile politik tutumu özellikle vurgulanmıştır. Muhalefet ile iktidar kavramları, dönemin siyasal gelişmeleri içerisinde, tarihsel ve kuramsal olarak analiz edilmiş, seçim süreçleri, siyasal partiler ile öteki muhalefet gruplarının politik tercihleri, görüş ve faaliyet alanları ile Meclisi Mebusan ve Meclisi Ayan'daki yansımaları ayrıntılı bir şekilde verilmeye çalışılmıştır.Son olarak demokratik ve yasal muhalefetin tasfiyesi, nihayet bu muhalefetin iktidarı ele geçirmek için illegal yöntemler benimsemesi ve çok partili yaşamın tamamen son bulması ile yerini tek partili meşruti yaşama bırakması vurgulanmıştır.Anahtar Kelimler: İktidar, Muhalefet, İttihat ve Terakki Cemiyeti, II. Meşrutiyet, Kabineler.

Meşrutiyet II
Baran Hocaoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

1929 dünya ekonomik bunalımının İzmir'de görülen etkileri

1929 Ekonomik Bunalımı Amerika'dan başlayarak bütün dünyayı etkisi altına aldı. Türkiye'de bu bunalımdan olabildiğince etkilendi. Ülkede bunalımı aşmak üzere çeşitli yollara başvuruldu. Bunlardan en önemlisi ithalatı olabildiğince kısıp ihracatı artırarak kendi kendine yeten bir ülke olmaktı. Türkiye bu zor dönemleri denk bütçe politikası ve devletçi yaklaşımlarla atlatmayı başardı. Bunun için birçok parasal düzenlemeler gerçekleştirdi. Merkez Bankası'nı kurdu. Topladığı sanayi ve ziraat kongreleriyle iç dinamiklerini harekete geçirmeye çalıştı. Halk, yerli malı kullanımı konusunda özendirilerek ekonomik bunalımla ilgili olarak sürekli bilgilendirildi.İzmir tarih boyunca Anadolu'nun batıya açılan en önemli ticaret kentlerinden biriydi. Avrupa'ya yapılan ihracatın önemli bir kısmı İzmir Limanı'ndan yapılmaktaydı. Bu nedenle dünya piyasalarındaki durgunluk İzmir'e de yansıyordu. Fiyatlar giderek düşüyor, mallar üreticinin elinde kalıyordu. Hem merkezi yönetim hem yerel yönetim bütçelerini dengelemek ve zorunlu ihtiyaçlarını giderebilmek için halktan son derece ağır vergiler istiyordu. Bunun yanında Osmanlı döneminden beri şehirde ulaşım, alt yapı ve enerji piyasasına hâkim olan yabancı şirketler bu durumlarından sonuna kadar yararlanıyor, halka hizmetleri pahalıya satıyor, kendileri için ekonomik olmayan bölgelere ise hizmet götürmüyorlardı.Uzun süren savaşlardan sonra başta İzmir olmak üzere Anadolu'nun çeşitli yerlerine iskân edilen göçerler önemli sorunlara neden olmaktaydı. İşsizlik günden güne artıyordu. İzmirliler pahalılıktan son derece şikâyetçiydi. 1914 yılında 914 kuruşla geçinebilen ortalama bir aile 1932 yılına gelindiğinde bunun için 125 lira 23 kuruşa ihtiyaç duyuyordu. Eğitim ve sağlık alanlarında önemli sorunlar yaşanmaktaydı. Cumhuriyet'in ilanı sonrasında kısa bir süre içerisinde gerçekleşen devrimler ve hayat pahalılığı, rejim karşıtlarını heyecanlandırmakta, bu durum istenmeyen bazı olaylar için uygun bir ortam sağlamaktaydı.

Dünya krizi 1929Ekonomik etkiEkonomik kriz+4
Nuri Poyrazoğlu
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk siyasal yaşamında Avrupa`nın konumlanması açısından kritik bir eşik: 1960-1980 dönemi

Osmanlı İmparatorluğu ile Batı arasındaki ilişkilerin uzun bir tarihi vardır. Osmanlılar kuruluşlarından itibâren yönlerini Batıya çevirmiştir. Osmanlı için XVIII. yüzyıla kadar düşman olan Batı, bu tarihten sonra model olmuştur. Batıyı gelişme modeli olarak almak, batılılaşma olarak adlandırılmaktadır.Batılılaşma aslında bir modernleşme hareketidir ve İslâmcılık, Osmanlıcılık, Batıcılık ve Türkçülük ideolojilerince de farklı biçimlerde benimsenmektedir. Bu ideolojilerin temel amacı İmparatorluğu kurtarmaktır. Fakat Cumhuriyetin kuruluşuyla, bu ideolojiler yerlerini cumhuriyet ideolojisine bırakmıştır. Cumhuriyetçilik de Batıya yönelmiştir fakat bu yöneliş iki karşıt özelliğe sahiptir: Cumhuriyetçilere göre Batı hem kültürü hem de emperyalizmi temsil etmektedir.1960-1980 arasındaki dönemin nispeten özgür ortamında, Osmanlıdan mirâs kalan batılılaşma tartışmasının yeniden canlandığı görülmektedir. Dönemin bir başka özelliği de sağ ve sol ideolojilerin yükselişidir. Buna karşılık batılılaşma sorunsalı sağ ve sol akımlar içinde tartışmalı bir konu olmuştur. Bu nedenle konunun iktisadî, siyasal ve kültürel düzeylerde incelenmesi gerekmektedir.Bu inceleme sonucunda, 1960-1980 dönemi siyasal ideolojilerindeki Batı algılamasının, Cumhuriyetin ilk dönemine nazaran çeşitlendiğini ortaya çıkmaktadır. 1960-1980 döneminden itibâren Batıya yönelik tavır, siyasal ideolojilerin ayırt edici özelliği olmaktadır.

1960 sonrası1980 öncesiAvrupa+3
Levent Yılmaz
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk Dönemi güzellik yarışmaları ve Keriman Halis

Cumhuriyet devrimleri pek çok alanda uygarlaşmayı amaç edinmiştir. Özellikle toplumsal yaşamda gelişmeyi sağlarken, yeni uygar ulusun en önemli unsurlarından biri olacak kadını da bu sürece dahil etmiştir.Kadın hakları konusunda yapılan devrimlerle yıllardır gelişimi engellenmiş Türk kadını için büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. İlk kez Cumhuriyet döneminde yapılan güzellik yarışmaları da bu dönüşümün görünürlüğünü sağlamıştır.Güzellik yarışmaları sadece bu büyük değişimlerin ulusal sınırlarda değil dış dünyada da anlaşılmasını sağlamak için uluslar arası yarışmalarda da yer alınmıştır. Güzellik yarışmaları Cumhuriyet devrimlerinin kadına sağladığı kazanımları göstermek için bir araç olmuştur.İşte bu çalışmada Keriman Halis özelinde güzellik yarışmalarının Türk modernleşmesine katkıları incelenmiştir.

Atatürk DönemiCumhuriyet DönemiGüzellik+4
Ayşe Hanife Kocakaya
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

1965 sonrası İslamcı bir öğrenci hareketi olarak Milli Türk Talebe Birliği

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze uzanan tarihseldönem incelendiğinde üniversite gençliğinin siyasal yaşama katkılarıküçümsenmeyecek derecede çok ve önemlidir. Ancak konuyla ilgili bilimselçalışmalar hem azdır hemde yeterli derecede değildir. Siyasi aktörleringençlik yıllarını aktif bir şekilde talebe teşkilatları içerisinde geçirdiklerinidüşünürsek günümüzün politik yapısını çözümlemede tarih içerisinde önemlidoneler buluruz.Biz, çalışmamızda Türkiye'nin en uzun soluklu öğrenci hareketi olanMTTB'nin tarihini yazmaya çalıştık. Milli Türk Talebe Birliğini 1965tarihinden 1980 tarihinde kapatılışına kadar inceleyeceğiz. MTTB,kuruluşundan kapanışına kadar dört farklı siyasal eğilimin etkisinegirmiştir. 1916 tarihinden ilk kapatılış yılı olan 1933 tarihine kadar birincidönem MTTB'si milliyetçi fikirlerin taşıyıcısı konumundadır. kinci dönemMTTB, çok partili siyasal yaşama geçiş dönemlerini de kapsayan 1946-1960tarihleri arasında inceleyecektir. Üçüncü dönem MTTB, 1960-65 tarihleriarasında sol görüşleri açısından, 1965-1980 arası ise slamcı görüşleraçısından incelenmiştir. Çalışmamızda MTTB'nin kendi özgül şartlarına vetarihsel bağlamına bağlı kalarak dönemselleştirmeler yapılmış, MTTB kendikaynaklarında da dönemselleştirmeleri kabul etmiştir.Çalışmamızda özellikle 1965 sonrası dönem MTTB'sini ve bubağlamda slamcı MTTB'yi incelemeyi uygun gördük. Askeri müdahalesonrasında sol görüşlü öğrencilerden 1965 yılında sağ görüşlü öğrencilerineline geçişle değişim geçirmeye başlayan MTTB aynı zamanda kenditeşkilatlarında geleceğin siyaset adamlarının da yetiştiği bir ocak olacaktır.MTTB ile ilintili olduğunu düşündüğümüz Akıncılar teşkilatına daçalışmamızda yer verilmesi son dönem MTTB'sini anlamak açısından gerekligörülmüştür.Anahtar kavramlar; MTTB; Gençlik Hareketleri, slamcılık, PolitikBilinç, Değişim

Serkan Yorgancılar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

1980 sonrasında Türkiye'de muhafazakar kimliğin gelişimi ve siyasal partiler

ÖZETFransız htilali sonrasında siyasal düşünceler tarihinde yer edinmeye başlayanmuhafazakarlık, Aydınlanma ve Fransız Devrimi'nin ortaya çıkardığı rasyoneldüşünce biçimi eksenindeki köklü değişim hamlelerine karşıt bir tutum almıştır.Edmund Burke'ün Fransız Devrimi'ne getirdiği eleştiriler, muhafazakar düşüncegeleneği açısından en temel referans noktasını oluşturmuştur. Üzerinde kesin birgörüş birliği sağlanamayan muhafazakarlık kavramı, süreç içerisinde Anglo-Amerikan muhafazakarlığı ve Kıta Avrupası muhafazakarlığı olma üzere iki anakoldan ilerlemiştir.Gelenek, aile, din, otorite, düzen, pratik bilgi gibi kavramlar muhafazakarlığın temelözelliklerini anlama açısından anahtar kelime işlevini görmektedir.Dergah Dergisi etrafında başlangıç evresini yaşayan Türk muhafazakarlığı, önceleriBergson felsefesinin etkisi altında kalmıştır. Türk muhafazakarlığı, cumhuriyetinkılapları ile gelen aşırılığı eleştirirken, rejimle çatışmamış, gelenek, tarih, din gibialanlarda kendi hassasiyetini kültürel muhafazakarlık zemininde savunmuştur. Çokpartili yaşama geçişle birlikte, siyasal muhafazakarlığın etkileri de ortaya çıkmıştır.Sosyo-ekonomik açıdan ilerlerken geleneğin, ahlaki ve manevi değerlerinkorunması gerektiği düşüncesi, Türk muhafazakarlığının en önemliözelliklerindendir. Türkiye'de muhafazakarlığın toplumsal tabanı 1980 sonrasının içpolitik ortamı ve dış etkiler ışığında genişlemiştir.Türkiye'de siyasal muhafazakarlığın gerçek adresi merkez sağ partilerdir ancakmuhafazakarlık merkez sağ partilerde açık ideolojik tutum haline getirilmemiştir.Anavatan Partisi, farklı ideolojik eğilimleri tek potada eritmeye çalışırken, bueğilimleri genellikle muhafazakarlık ortak paydasında birleştirmiştir. Doğrul YolPartisi, Demokrat Parti-Adalet Partisi geleneğinin muhafazakar hassasiyetinikorumuş ancak muhafazakar damar Anavatan Partisi kadar belirgin olmamıştır.Adalet ve Kalkınma Partisi ise, muhafazakarlık kavramını ilk defa sistematik olarakparti kimliği haline getirmeye çalışması sebebiyle muhafazakarlık açısından biradım ileriye gitmiştir fakat ideolojik kimliğini parti dışı çevrelere kabul ettirmeaçısından yapısal sorunlarından tam olarak kurtulamamıştır.

Ferruh Özder
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadele döneminde Karadeniz bölgesinden Anadolu içlerine Rum göçü

Mondros Mütarekesi ardından Karadeniz Bölgesinde Rumların artan ayrılıkçıfaaliyetleri Pontus ülküsüne odaklanmıştı. Yunanistan ile sıcak savaş halinde bulunanTBMM Hükümeti, Anadolu'ya en önemli giriş kapılarından Karadeniz sahilleriningüvenliğini sağlamak; Yunan ordusunun Karadeniz'e bir çıkartma yapmasınıengellemek ve bu bölgede mevcut olan asayişsizliğe son vermek için tedbir almakonusunda zorunlu kaldı. Yunanistan ve İngiltere'den destek gören Pontusçufaaliyetlere son vermek ve bölgede güvenliği sağlamak için ortaya konulan çözüm sahilRumlarının daha güvenli yerlere yerleştirilmeleri idi.12 Haziran 1921 tarihinde Doğu Karadeniz mıntıkasında bulunan önce erkekler veilerleyen süreçte kadın v çocuklar nakle tabi tutulurlar. Uygulama sırasında yaşananolumsuzluklar beklenmeyen sonuçlara yol açar ve Samsun Yunan donanmasının veRum Çetelerinin saldırısına açık hale gelir. Üstelik kadın ve çocuklar da dağakaçmışlardır. Ortodoks Patrikhanesi'nin ve Pontusçuların propagandası dolayısıylaAvrupalı devletlerden gelen notalar Türk yönetimini dış politikada zor durumdabırakmaya başlamıştı.Yaşanan olumsuzluklar ve gelen tepkiler nedeniyle beş ay sonra 21 Kasım 1921'deyine TBMM'nin kararı ile son bulur. Nakiller yoluyla yaklaşık yirmi beş bin Rum dahilesevk edilmiştir. Yunan kuvvetlerinin Büyük Taarruz sonrasından yenilip geri çekilmesibinlerce Rum'u göç etmek zorunda bırakmıştır. Anadolu'da kalmaya devam eden diğerRumlar ise Mübadele Sözleşmesiyle 1924 yılında Yunanistan'a giderler.Anahtar Kelimeler 1) Tehcir 2) Rum 3) Ortodoks Patrikhanesi 4) Pontus

Müfide Ökten
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa Halkevi'nin çalışmaları ve dergileri

YOK

Müslime Şen
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
1992
10
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs Barış Harekâtı ve Iğdırlı Kıbrıs gazileri

Kıbrıs Meselesi, Osmanlı Devleti'nden başlayarak günümüze kadar süren uzun süreli bir meseledir. Osmanlı Devleti'nin Akdeniz ticaretine ve siyasetine yön verdiği egemenlik sahasıdır. 1878 yılında İngiltere'ye bir antlaşma gereği bırakılmış ise de daha sonra alınamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda İngiliz sömürgesi durumunda bulunan Kıbrıs Adası'nda Rum nüfusunun Kıbrıs Türkleri üzerinde bir egemenlik oluşturma girişimi, Türkiye'nin soydaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak amacı ile buradaki olaylara müdahil olmasına neden olmuştur. Söz konusu müdahillik durumu, 1950- 1974 yılları arasında bazı dönemler askeri güç gösterisi olarak görülmüş olsa da çoğunlukla uluslararası görüşmeler ile sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak Yunanistan ve Kıbrıs Rum hükümetinin Rum temsilcilerinin ENOSİS isteklerinden vazgeçmemeleri ve bu fikir uğruna Kıbrıs Türkleri üzerinde sürdürdükleri tedhiş ve mezalim politikaları Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunmasına neden olmuştur. Kıbrıs Türklerinin Türkiye'den yardım alamamış olmaları durumunda Rumların ENOSİS fikri hayata geçebilir ve Kıbrıs Türkleri Kıbrıs'tan tamamen atılabilirdi. Bu nedenle Kıbrıs Barış Harekâtı, Kıbrıs Türk'ünün de bir anlamda adada var olmasını ve hayatını idame ettirmesini sağlamıştır denilebilir. Bu kapsamda, Kıbrıs Barış Harekâtı ve Iğdırlı Kıbrıs Gazileri adlı çalışmanın amacı Kıbrıs Barış Harekâtı'nın gerçekleşmesine kadar geçen süreçte Kıbrıs Türklerinin yaşadıkları genel durumu irdelemek, çıkarmaya gerekçe olarak gösterilen olayların bir düzen içerisinde sunulması ile çıkarmanın sebeplerini anlamayı kolaylaştırmaktır. Çalışmanın hedefi, Kıbrıs Meselesinin Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin uluslararası alanda hak ve hukuk mücadelesini ve çıkarmanın başlama ve gelişme aşamalarını irdelemektir. Kıbrıs Barış Harekâtı'na katılan Iğdırlı Kıbrıs gazilerinin yaşadıkları anılar ışığında çıkarmayı yaşayanların gözü ile harekâtı anlamaya yardımcı olmaktır. Bu çalışma hazırlanırken, arşiv belgelerinden, yerel ve ulusal gazetelerden, telif eserlerden faydalanılmış, Iğdır Kore ve Kıbrıs Gazileri Derneği aracılığı ile 20 Iğdırlı Kıbrıs gazisi ile görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu görüşmeler kayıt altına alınmıştır. Son olarak bu tez, nitel bir çalışma olup; yapılan çalışmada veriler doküman analizi tekniği kullanılmak suretiyle elde edilmiştir.

Barış harekatıGazilerIğdır+2
Süleyman Beter
Ağrı İbrahim Çeçen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

M.N. De Giers'in İstanbul büyükelçiliği ve Osmanlı-Rus ilişkileri (1912-1914)

Mikhail Nikolayeviç von Giers, Osmanlı Devleti'nin son döneminde görev yapmış, özellikle Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı öncesinde Rus dış politikasının İstanbul'daki temsilini yürüten önemli bir devlet adamıdır. Osmanlı-Rus ilişkilerinde kritik gelişmelerin yaşandığı 1912-1914 döneminde İstanbul'da Rus büyükelçiliği görevini sürdüren Giers, hem imparatorluklar arası rekabetin hem de bölgesel gerilimlerin merkezinde yer almıştır. 1856 yılında dünyaya gelen De Giers, diplomatik kariyerine genç yaşta başlamış, başta Avrupa başkentleri olmak üzere birçok önemli merkezde görev alarak deneyim kazanmıştır. 1875-1877 yılları arasında St. Petersburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde yükseköğrenimini sürdürmüş; 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması üzerine eğitimini yarıda bırakarak askerlik görevini yerine getirmiştir. Bu savaşta gösterdiği hizmetleri nedeniyle 4. Dereceden Aziz George Nişanı ile taltif edilmiştir. 1878'de askerlikten ayrılan Giers, aynı yıl Dışişleri Bakanlığı bünyesine dâhil olarak diplomatik kariyerine başlamış; Ragusa, Zadar ve Belgrad gibi çeşitli Avrupa şehirlerinde konsolosluk ve maslahatgüzar görevlerinde bulunmuştur. 1883 yılında İstanbul'daki Rus Elçiliği'ne ikinci kâtip olarak atanmış, ardından İran ve Bavyera'da diplomatik görevlerde bulunmuş, 1895-1898 yılları arasında Brezilya ve Arjantin'de elçilik yapmıştır. Latin Amerika'da bulunduğu dönemde Ortodoks cemaatine yönelik kültürel faaliyetlerde de bulunmuş, Buenos Aires'te bir Rus kilisesinin inşasını desteklemiştir. 1898'de Çin'e, 1901'de Bavyera'ya ve 1902'de Romanya'ya büyükelçi olarak atanan Giers, nihayetinde Mart 1912'de Osmanlı İmparatorluğu nezdinde Rusya'nın İstanbul Büyükelçisi olarak görevlendirilmiştir. 1912-1914 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda görev yaptığı dönemde özellikle Balkan Savaşları sürecinde Osmanlı topraklarında bulunan Hristiyan unsurların korunmasına yönelik Rus politikasını temsil etmiş ve Ermeni Islahatı gibi hassas meselelerde doğrudan rol almıştır. 1.Dünya Savaşı'na giriş sürecinde izlediği politika ile dikkat çekmiştir. Bu çalışmada De Giers'in 1912-1914 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'ndaki diplomatik faaliyetleri ve bu faaliyetlerin Osmanlı-Rus ilişkilerine etkileri incelenmektedir.

Saliha Sevde Çelik
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
10
Master'sOpen AccessTR

Halil Nimetullah Öztürk'ün eserleri çerçevesinde İslam ve modernite

İslam ve modernite arasındaki etkileşimin tarihsel ve sosyolojik koordinatları üzerinden yapılacak bir analiz; modernleşme olgusunun yalnızca Batı-merkezli lineer bir tarihsel sürecin epi fenomeni olmadığını tescil etmektedir. Modernitenin kökenleri her ne kadar Aydınlanma, Rönesans ve bilimsel devrim gibi Avrupa-merkezli makro-tarihsel gelişmelerle ilişkilendirilse de; bu süreç, tek yönlü bir kültürel tekâmülün ötesinde bir mahiyet arz eder. Aksine modernite; muhtelif coğrafyaların, medeniyetlerin ve dinî geleneklerin müsademe ve mukabeleleri neticesinde; bilgi, iktidar ve tasavvur biçimlerinin karşılıklı dönüşümüyle kristalleşmiş çok katmanlı bir yapıdır. Bu bağlamda modernite, yalnızca Batı entelektüel mirasının monolitik bir ürünü değil, küresel ölçekteki tarihsel karşılaşmaların doğurduğu çok boyutlu bir transformasyon dinamiği olarak okunmalıdır. Modernite; toplumsal kurumların yapısal dönüşümünü, öznenin bireyselleşme sürecini ve dinî söylemlerin yeni paradigmalar eşliğinde müzakere edilmesini kaçınılmaz kılmıştır. Bu dönüşümün merkezinde konumlanan İslam dünyası, 19. yüzyıldan itibaren ivme kazanan modernleşme dalgaları karşısında kurumsal ve entelektüel düzlemde sofistike adaptasyon stratejileri geliştirmiştir. Söz konusu süreç; geleneksel otorite formlarının sorunsallaştırılmasına, dinî ilimlerin metodolojik bir revizyona tabi tutulmasına ve toplumsal nizamın yeni parametrelerle yeniden inşasına zemin hazırlamıştır. İslam ve modernite ilişkisi literatürde sıklıkla bir "çatışma" veya "ontolojik uyumsuzluk" dikotomisi (ikiliği) üzerinden kurgulansa da; derinlikli bir analiz, bu etkileşimin dikkate değer uzlaşı alanları ve hibrit (melez) formlar ihtiva ettiğini göstermektedir. Bu doğrultuda Müslüman toplumlar, radikal bir reddiye ile koşulsuz bir asimilasyon arasında salınan geniş bir yelpazede "üçüncü yollar" ve ara konumlar inşa etmişlerdir. Tecdid hareketleri, içtihat mekanizmasının işlevselleştirilmesi ve eğitimsel reformlar, bu çok boyutlu etkileşimin en somut ampirik tezahürleridir. Bu çalışma, söz konusu modernite-İslam gerilimini Halil Nimetullah Öztürk'ün düşünce dünyası ekseninde analitik bir kadraja almaktadır. Öztürk'ün modernleşme, İslam düşüncesinin ihyası ve sosyokültürel transformasyon üzerine kurguladığı perspektif; bu ilişkinin barındırdığı girift boyutları sistematik bir çerçevede inceleme olanağı sunmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada; dinî söylemin evrimi, modern eğitim ve hukuk mekanizmalarının kurumsal etkisi, geleneksel otorite biçimlerine yöneltilen epistemolojik eleştiriler ve bireysel dindarlık pratiklerindeki semantik değişimler, Öztürk'ün vizyonu rehberliğinde titizlikle mercek altına alınmıştır.

İslam medeniyeti
İrfan Karanfil
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul basınına göre Osmanlı'nın iç borçlanması (1918)

Birinci Dünya Savaşı'na Almanya'nın müttefiki olarak Almanya'nın yanında savaşa giren Osmanlı Devleti, savaşın başında savaş masraflarını karşılamak için bir dizi malî tedbirler almıştır. Savaşın beklenenden uzun sürmesi ve savaş masraflarının gün geçtikçe artması üzerine alınan bu tedbirler yetersiz kalmıştır. Savaş yıllarında devletin gelir-gider dengesi de bozulmuş ve devlet bütçesi açık vermeye başlamıştır. Harbiye Nezareti'nin harcamaları bir önceki yıllara oranla artarak yükselmiştir. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti, savaşan diğer devletler gibi savaş masraflarını emisyonla karşılama yoluna gitmiştir. Osmanlı Devleti, Avusturya ve özellikle Almanya'dan aldığı borç paralarla kâğıt para basarak piyasaya sürmüştür. Fakat bir süre sonra Almanya hükümeti, Osmanlı Devleti'nde kâğıt paranın artık bir doyum noktasına geldiğini söyleyerek altın karşılıklı hazine bonosu vererek borç sözleşmesi imzalamaya yanaşmamıştır. Almanya, Osmanlı hükümetine memleket dâhilinde finansman imkânlarının araştırılmasını önermiştir. Osmanlı hükümeti, savaş yıllarında başarısızlıkla sonuçlanacak bir iç borçlanmanın içeride ve dışarıda meydana getireceği güvensizlikten çekinmiştir. Fakat Almanya'nın kati tutumu karşısında Osmanlı Devleti, iç borçlanma yapma kararı almıştır. Bu kararı almada etkili olan diğer bir husus ise Maliye Nazırı Cavit Bey'in malî işlerde devletle halk arasındaki güven hissini tekrar sağlama arzusudur. Böylece Osmanlı Devleti ilk kez iç borçlanma yapma kararı alarak, savaş masraflarını karşılamak için halka müracaat etmiştir. İç borçlanma % 5 faizli olacak ve faizler senede iki defa peşin olarak altınla ödenecektir.İç borçlanma teşebbüsünün başarıyla sonuçlanması için büyük bir çaba harcanmıştır. Dönemin gazeteleri olan Ati, İkdam, Sabah, Tanin, Tasvir-i Efkâr ve Vakit gazeteleri borçlanma teşebbüsünü çok yakından takip ederek, borçlanmayla ilgili makale ve haberleri çoğunlukla ilk sayfalarından okuyucularına duyurmuşlardır. Dönemin ünlü hatipleri de çeşitli yerlerde iç borçlanmayla ilgili konferanslar vermişlerdir. Halkı, borçlanmaya yazılmaya teşvikte bulunan marşlar, şiirler yazılmış, şarkılar bestelenmiş ve karikatürler çizilmiştir. Sultan Mehmet Reşat'ın iç borçlanmayla ilgili hatt-ı hümayunu gazetelerin ilk sayfasında yayınlanarak halkın borçlanmaya iştiraki sağlanmaya çalışılmıştır.Savaşın hala devam ediyor olmasına ve kayıt için İstanbul'a bir ay, vilayetlere iki ay gibi kısa bir süre tanınmış olmasına rağmen bütçe açığının kapatılması için gerekli olan miktar toplanamasa da elde edilen bulgulardan iç borçlanma teşebbüsünün kısmen de olsa başarıyla sonuçlandığı görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Osmanlı İç Borçlanması, Devlet Borçlanması, Basında Borçlanma. Tahvil.

BasınBorçlanmaBorçlar+7
Meryem Ulugüner
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadele yıllarında kadın ve aile (1920-1922)

Osmanlı Devleti'nin son yılları olan Milli Mücadele yıllarında meydana gelen önemli siyasal ve sosyal değişikliklerin etkilediği kurumlardan biri ?aile?dir. Tanzimat sürecinden başlayarak kadın ve aile üzerinde etkisini göstermeye başlayan yapısal değişimler Mütareke döneminde farklı bir boyut kazandı. Özellikle değişimlerin merkezi ve ilk uygulanma yeri olan İstanbul'da yaşanan sosyal ve siyasal olaylar bireyi, dolayısıyla aileyi temelden değiştirecek etkiler yapmıştır. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasıyla başlayan süreçte İşgal Devletleri'nin politikaları, İstanbul'a Anadolu'dan, Balkanlar'dan ve özellikle Rusya'dan gelen göçmen grupların etkisi, yoksulluk, ahlaki çöküntü, salgın hastalıklar, yangınlar gibi yaşam koşullarını zorlayan etkilerle birlikte Mütareke yılları İstanbul'u, bir sefalet şehri görüntüsüne büründü. Bu şartlar altında toplumun temel yapı taşı olan ailenin etkilenmemesi kaçınılmazdır.Aile kurumunda Tanzimat ve Meşrutiyet sürecinde yaşanmaya başlayan değişim, zamanın getirdiği asrileşme sonucu belli bir kesimi etkileyen bir olgu iken Mütareke sürecindeki değişim şartların zorlaması sonucuyla toplum genelini etkileyen bir durum olarak gözükür. Ailenin ana unsuru olan kadın toplum içinde daha fazla yer almaya, kendisinden sakınılan hak ve özgürlüklerini istemeye başlayacaktır ki bu taleplerin oluşmasında, önceki dönemlerde başlayan fikri gelişmelere ek olarak İşgal kuvvetleriyle birlikte İstanbul'da yaşamaya başlayan yabancı kadınların da etkisi olacaktır. Onların yaşayışından etkilenen Türk hanımları alafrangalaşmak olgusunu idrak etmeye çalışırken ve pek çok yanlışı da beraberinde yaparken aslında yeni aile tipine geçişin kaçınılmaz sıkıntılarını yaşıyorlardı. Bu dönüşüm Cumhuriyet Türkiye'sinin modern aile anlayışının temellerini oluşturacaktır.Ortaya çıkan yeni durum bu çalışmanın konusudur ve İkdam ve Tasvir-i Efkâr gazetelerinin 1920-1922 yıllarındaki kadın, aile ve toplum ile ilgili haberleri temel alınarak araştırma eserleri, hatıratlar ve dönem romanlarının da katkılarıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır.

AileBasınGazeteler+3
Mine Demir
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

John F. Kennedy dönemi'nde Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye politikası (1961-1963)

Bu çalışma John F. Kennedy başkanlığındaki Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'ye bakışını ve Türkiye ile ilişkilerini incelemektedir. Kongre üyeliği itibarıyla dış yardımın gerekliliğine inanan Kennedy'nin iktidara geldiğinde mevcut bütçe açığı ile aralarında Türkiye'nin olduğu müttefiklere yapılan yardım arasında seçim yapmak zorunda kaldığını izah etmektedir. ABD nezdinde Sovyet tehdidinin şekil değiştirerek Avrupa'daki müttefiklerine Sovyet blokunun doğrudan askerî taarruzu tehlikesi azalırken sızma tehlikesinin arttığı 1960'lı yıllarda Kennedy'nin askerî ve iktisadî yardım arasındaki dengeyi kurmakta zorlandığını ileri sürmektedir. Beyaz Saray'ın Türkiye'yi müttefikleri arasında tek bir sınıfa indirgeyememesinin Washington için Batılı ve Doğulu müttefikleriyle ilişkilerinde sorun yarattığı sonucuna varmaktadır. Geçtiği çalkantılı dönemde Ankara'nın nabzını yakından tutan Washington'un, rejimin niteliğinden bağımsız olarak ülkenin Batı ittifakında kalacağına emin olduğu kanaatini yansıtmaktadır. İdarenin Kıbrıs meselesinde selefi olan yönetimlerden daha alakadar bir tutum takınmayı kararlaştırdığını ortaya koymaktadır. Kennedy'nin 1961 Ocak'ı öncesinde ABD siyaseti nezdinde şüpheli görülen orta menzilli balistik füzelerin Türkiye'ye konuşlandırılmasından, süreç başlamış olmasına rağmen, vazgeçmeyi düşündüğü fakat siyasi endişelerden dolayı geri adım attığını öne sürmektedir. Buna bağlı olarak Küba Füze Krizi esnasında söz konusu füzeler tekrar gündeme geldiğinde kaldırılması gerektiği kararını almakta zorlanılmadığı sonucuna varmaktadır.

Zeynep Demir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yunanistan'ın Kıbrıs'ta genişleme politikasının Türkiye'ye etkileri (1931- 1974)

Bu çalışmada, 1931-1974 yılları arasında Yunanistan'ın Kıbrıs'taki yayılmacı politikası ve Türkiye'ye etkileri ele alınmıştır. Tezde Kıbrıs meselesi, Yunanistan'ın Megali İdea fikri çerçevesinde Ada'ya müdahalesi, İngiliz dönemi, Ada'nın bağımsızlığı, Türkiye'nin taraf olması, Cunta yönetiminin adaya müdahalesi ve 1974 Harekatı olmak üzere 1931 isyanından 1974 Barış Harekatı'na kadar geçen sürede adanın siyasi tarihi konu alınmıştır. Tez, üç kısımda incelenmekte olup Kıbrıs sorununu, hem Yunanistan dış politikası hem de Kıbrıs'taki Rum topluluğu yönüyle çok boyutlu olarak incelemektedir.

Albaylar CuntasıEnosisKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti+7
Büşra Üzehan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci dünya savaşı biterken Türk basınında Türkiye-Almanya ilişkileri: İkdam, Sabah, Tanin gazeteleri, ekim-aralık 1918

Birinci Dünya Savaşı'nın 1918 yılının yaz aylarında İtilaf Devletleri'nin galibiyetiyle neticeleneceği anlaşılmıştı. Osmanlı Devleti mağluplar safında yer alıyordu. Kamuoyu bir an evvel ateşkes ve barış istiyordu. Bulgaristan'ın savaştan çekilmesiyle birlikte barış zorunluluk halini almıştı. Dönemin gazetelerinin tamamı barıştan yanaydı. Temel tartışma barışın niteliği ve maliyeti üzerineydi. Basın evvela ortak hareket etmenin maliyeti düşüreceğini düşünerek Almanya ve diğer müttefiklerle birlikte müşterek barış seçeneğini destekledi. Fakat özellikle Almanya kaynaklı sorunların barışı geciktirdiği gerekçesiyle münferit barış seçeneğine yönelindi. Bu doğrultuda İngiltere ile Mondros Mütarekesi imzalandı ve Türkiye için savaş sona erdi. Aynı zamanda Almanya ile olan ilişkiler de bitirildi. Gazeteler bu süreci izlerken zaman zaman geriye doğru sorgulamalar yaptılar. En önemli tartışma konuları şunlardı: Osmanlı Devleti neden savaşa girdi ve neden Almanya'nın safında yer aldı? Bu savaşın suçlusu kim ya da kimler? Bu çalışmada 1918 yılının son çeyreğinde İkdam, Sabah ve Tanin gazeteleri üzerinden Türkiye-Almanya ilişkilerinin izlediği seyir ele alınmakta ve geriye dönük tartışmalar vasıtasıyla ilişkinin niteliğini tespit etmek amaçlanmaktadır. Aynı zamanda her üç gazetenin izlediği yayın politikasının seyrini takip ederek kamuoyunun eğilimi yakalanmaya çalışılmıştır.

Cumhuriyet tarihiDünya Savaşı IGazeteler+6
Şener Boztaş
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Halide Edip Adıvar'ın hayatı ve siyasi kişiliği

Halide Edip Adıvar, Meşrutiyet'in ilanı, Osmanlı Devleti'nin son dönemleri, Milli Mücadele, Cumhuriyet'in kuruluşu ve çok partili hayata geçiş gibi Türk tarihinin son derece önemli dönemlerine şahitlik etmiş ve bu süreçte görev üstlenmiş çok cepheli bir aydındır. Kadının hiçbir siyasi ve sosyal hakkının olmadığı dönemlerde dahi eylem sahasında olan cesur bir karakterdir. Aynı zamanda edebi, askeri, siyasi pek çok alanda faaliyet göstermiş birisisidir. Halide Edip'in edebiyatçı kimliğinin yanında göz ardı edilmiş fikri bir yönü de vardır. Bu çalışmada Halide Edip Adıvar'ın Türk demokrasisi hakkındaki fikirleri ve aktif siyasete atıldığı Demokrat Parti dönemi vekilliği bütünsel olarak sunduğumuz biyografisi üzerinden verilecektir. Bu çalışmanın temel amacı Halide Edip Adıvar'ın hayatı ve siyasi kişiliğini ortaya koymak, aktif siyasetteki faaliyetlerine yer vermektir. Çalışmanın ilk bölümünde Halide Edip Adıvar'ın Milli Mücadele öncesindeki yaşamı, ikinci bölümünde Milli Mücadele dönemindeki faaliyetleri, üçüncü bölümünde Milli Mücadele sonrasındaki faaliyetleri, dördüncü bölümde ise Demokrat Parti dönemi milletvekilliği ve Türk demokrasisine bakışı üzerinde durularak Türk siyasi hayatındaki yeri verilmeye çalışılmıştır.

Adıvar, Halide EdipBiyografiDemokrat Parti+7
Hasibe Ar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tek parti döneminde Giresun valileri (1923-1950)

Giresun'un 1923-1950 yılları arasında görev yapan mülki idare amirlerini konu alan bu tezde bölgenin idari tarihine yönelik ayrıntılı inceleme sunmak amaçlanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla beraber Osmanlı Dönemindeki bürokratik yapı yeni rejime miras olarak kalmıştır. Cumhuriyetle beraber yönetim biçimi ve kurumlar değişse de özünü korumuştur. Vali, vilayetin yöneticisi olarak sürekli önemli bir konumda olmuştur. Devlet başkanının illerdeki temsilcisi olması nedeniyle devlet ve millet arasında köprü vazifesi görmüştür. Tezde Giresun'un il olmasından sonra valilik kurumu ve Giresun'da görev yapan valilerin 1923-1950 yıllarındaki faaliyetleri konu edinilmiştir. 1923-1950 yıllarında Giresun'da görev yapan valilerin biyografilerine yer verilmiş, valilerin imar, eğitim, ekonomi, sanat, ulaşım, tarım, hayvancılık ve sağlık 11 kente olan katkıları ele alınmıştır. Bu tarihlerde görev yapan valilerin, şehrin kalkınması için canla başla çalıştıkları, tüm ülke genelinde olduğu gibi cumhuriyet rejimine yakışır bir Giresun meydana getirmek için yoğun gayret gösterdikleri gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mülki İdare, Vali, Cumhuriyet Dönemi, Giresun Vilayeti, Modernleşme.

Özgür Kesik
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Zıtların birlikteliği: CHP-MSP koalisyonu (26 ocak-17 kasım 1974)

14 Ekim 1973 tarihinde gerçekleşen seçimlerde hiçbir parti tek başına iktidarı elde edebilecek çoğunluğa ulaşamadı. Bu durum, Türkiye'de yeni koalisyon hükümetlerinin ortaya çıkmasına zemin sağladı. Türkiye 1974 yılına, hükümetsiz ve partilerin uzlaşmaz tutumunun fazlasıyla sürdüğü bir ortamda girmişti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile Adalet Partisinin (AP) hükümet kuramaması sağ-sol çatışmalarını iyice keskinleştirirken ülkedeki siyasal, sosyal ve ekonomik sorunlar da giderek artmıştı. Silahlı kuvvetlerin komuta kademesinin genel eğilimi, Türkiye'de kuvvetli bir CHP-AP ya da Milli Koalisyon Hükümetinin oluşumu yönünde iken partilerden gelen farklı yaklaşımlar ve hükümetin kurulmaması nedeniyle seçimlerden sonra 3.5 aylık bir hükümet buhranı yaşanmaktaydı. Herhangi bir hükümetin kurulmaması ve bu süreçte yaşanan gecikme ülkede işleri daha da güçleştirmiş ve bu durum CHP ile Milli Selamet Partisi (MSP) arasında bir yakınlaşmaya neden olmaktaydı. Bu tezin amacı, iki farklı siyasi görüşe ve toplumsal desteğe sahip olan CHP ve MSP'nin taban tabana zıt ideolojik görüşlere sahip olmalarına rağmen, 14 Ekim 1973 tarihinde yapılan seçimler sonucunda bir araya gelmesi bir dayatma mıydı yoksa Türkiye'nin geçirdiği demokratik bir sürecin uzantısı mıydı sorusuna yanıt aramaktadır. Bu amaçla çalışmada, 26 Ocak-17 Kasım 1974 tarihleri arasında görev yapan CHP-MSP koalisyon hükümetinin kuruluş süreci, toplum ve ülke yararına gerçekleştirilen iç ve dış gelişmeler, birincil kaynaklar, telif ve tetkik eserler ile ayrıca yüz yüze yapılan görüşme yöntemiyle elde edilen belgeler ve verilerin tetkik edilmesi suretiyle sunulmuştur. CHP-MSP koalisyon hükümeti, 1973 seçimlerinden sonra ülkede hâkim olan genel siyasi atmosfer ve toplumsal koşullara bağlı olarak bir zorunluluk neticesinde kurulmuştur. CHP ile MSP'nin oluşturduğu koalisyonun bağlarını koparan olaylar, farklı siyasi ve sosyal konularda hem fikir olamamanın yanı sıra Bülent Ecevit'in Kıbrıs Harekâtının başarısını CHP'nin lehine oya dönüştürme eğiliminin ortaya çıkmasından kaynaklamaktadır. Bülent Ecevit'in, CHP-MSP koalisyon hükümeti döneminde Necmettin Erbakan ile yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle koalisyonu sonlandırmış olması CHP-MSP koalisyon hükümetinin kısa ömürlü olmasına neden olmuştur.

Ümran Erkoyuncu
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin iktisadi görünümü (1939-1945)

İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması ile birlikte savaşta rolü olmayan Türkiye, savaşın getirmiş olduğu ekonomik buhrandan olumsuz etkilenmiştir. Özellikle savaş, tarım ekonomisi üzerinde olumsuz etkilere sebebiyet vermiştir. Bu dönemde ülkede başlatılmış olan Askeri Seferberlik sebebiyle tarımla uğraşan kesimin askere alınması hububat ürünlerinin üretimini durma noktasına getirmiştir. Bu durum, halkın ana gıda maddesi olan buğdayın üretiminde aksaklıklara sebep olurken, ülkede ekmek tüketimini de sınırlandırmıştır. Ülkede yaşanan bu buhran dönemi hububat ürünleri üzerinde fiyat artışlarına ve halkın ürünleri stoklamasına yol açmıştır. Hükümet, yaşanan olumsuzluklara karşı birtakım önlemler almıştır. Alınan önlemler, savaş süreci boyunca yaşanan olumsuzluklara karşı kalıcı çözüm getirememiştir. Yapmış olduğum çalışmamda savaşın hububat ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisinden, iktidara gelen hükümetlerin tarım ekonomisi üzerinden yapmış oldukları tarım politikalarından ayrıca tarım ekonomisini iyileştirmek adına kurulan kuruluşlardan ayrıntılı olarak bahsettim. Anahtar kelimeler: İkinci Dünya Savaşı, Hububat Ekonomisi, Toprak Mahsulleri Vergisi, Hububat Ürünlerindeki Fiyat Artışları, Buğday ve Ekmek Karnesi

BuğdayDünya Savaşı IIEkonomi tarihi+6
Aslı Ergön
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk-ABD ilişkilerinde washington büyükelçileri (1927-1960)

Bu tez ,1927 -1960 yılları arasında Washington'a gönderilmiş olan Türk Büyükelçilerinin Türkiye-ABD ilişkilerinde üstlendiği rollerini konu edinmektedir.Washington'da bu tarihler aralığında biri maslahatgüzar olmak üzere toplam sekiz Türk diplomatı görev yapmıştır. Washington yönetimi ise Türkiye'ye toplam on Büyükelçi göndermiştir.Türkiye'nin ilk Washington Büyükelçisi olan Ahmet Muhtar Bey'in Washington'a gidişi çok olaylı olmuş hatta Muhtar Bey ilk Amerikan Büyükelçisi olan Joseph Grew'den daha sonra Washington'a gitmek zorunda kalmıştır.Muhtar Bey'i Washington'a istemeyenler gazete ,dergi ve diğer yollarla yaptıkları kara propagandalarla Türkiye'yi ve özellikle Mustafa Kemal Atatürk'ü doğrudan hedef almışlardır. Gerek Washington yönetiminin gereksede Türk hükümetinin çabaları sonucu Muhtar Bey Washington'a gidebilmiş ve yedi yıl sürecek olan Büyükelçilik görevine başlamıştır. Muhtar Bey'den sonra Büyükelçi olan Mehmet Münir Ertegün ,1927-1960 yılları arasında Washington'da en uzun süre görev yapan Büyükelçi olmuştur.Onun Büyükelçiliğinde İkinci Dünya Savaşı yaşanmıştır.Ertegün,İkinci Dünya Harbinde tarafsız kalan Türkiye'nin politikalarının Washington'daki temsilcisi olmuştur.Ertegün,Washington'da görev yaptığı süre içinde Amerikalıların en sevdiği Türk Büyükelçisi olmayı başarmıştır.1944'de vefat ettikten sonra mezarı 1946'da Missouri zırhlısı ile Türkiye'ye getirilmiştir.Ertegün'ün vefatından sonra yerine maslahatgüzar olarak Orhan Halit Erol bakmıştır.Erol,kendisine verilen yetki ile 1945'in Şubatında Birleşmiş Milletler Bildirisini Türkiye adına imzalamıştır. Bu bildiri ,Birleşmiş Milletler Teşkilatınınn bir nevi temeli sayılmaktadır.Erol'dan sonra Washington Büyükelçiliğine Mart 1945'de Hüseyin Ragıp Baydur getirilmiştir.Türk diplomasisinin en yetkin isimlerinden olan Baydur Washington Büyükelçiliği sırasında Türkiye'nin dış meseleleriyle ilgili konularda oldukça önemli roller oynamıştır.Birleşmiş Milletler Antlaşmasını Türkiye adına imzalayan isimlerden biri Hüseyin Ragıp Bey'dir. Baydur'dan sonra Washington Büyükelçiliğine 1948'de Feridun Cemal Erkin atanmıştır. Erkin'in Büyükelçiliği dönemindeki en önemli olaylardan biri de Kore Savaşıdır.Erkin, Türkiye'nin Kore Savaşı ile ilgili kararlarının kendisine düşen kısımlarını ustalıkla halletmiştir. Erkin'den sonra Washington Büyükelçiliğine 1955'de Ali Haydar Görk atanmıştır.Onun döneminde ABD ile bazı antlaşmalar imzalanmış ve bu antlaşmalardan bazılarına Türkiye adına Büyükelçi Görk imzalamıştır.Görk'ten sonra Washington Büyükelçiliğine 1957'de Suat Hayri Ürgüplü atanmıştır.Ürgüplü'de tıpkı Ali Haydar Bey gibi Türkiye ile ABD arasındaki bazı antlaşmaları Türkiye adına imzalamıştır.Ürgüplü'nün Büyükelçiliği 1960'da sona ermiş yerine Melih Esenbel atanmıştır.Melih Bey'in Büyükelçiliği 27 Mayıs 1960'da Türkiye'de meydana gelen İhtilal sebebiyle aynı yıl içinde sona ermiş ve kendisi Türkiye'ye çağrılmıştır. Anahtar Kelimeler : Türkiye , ABD , Ankara, Washington , Washington Türk Büyükelçileri, Ahmet Muhtar Mollaoğlu, Mehmet Münir Ertegün, Orhan Halit Erol, Hüseyin Ragıp Baydur, Feridun Cemal Erkin, Ali Haydar Görk, Suat Hayri Ürgüplü, Melih Rauf Esenbel

Amerika Birleşik DevletleriAmerika Birleşik Devletleri-Washington DCBüyükelçi+6
Burcu Kaya
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
41
Master'sOpen AccessTR

Mustafa Vasfi Süsoy ve meclis faaliyetleri

1876 yılında Tokat'ta doğan ve 1934 yılında 58 yıl süren ömrünü tamamlayan Mustafa Vasfi Süsoy, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağıldığı ve yeni bir devletin kurulduğu, Türk milleti için çok karışık ve büyük bir imtihan içeren bu dönemde tüm bu hadisatın içerisinde bir asker ve siyasetçi olarak yer almıştır. Balkan Savaşlarıyla başlayan ve Birinci Dünya Savaşı ile devam edip Milli Mücadelenin kazanılması ve yeni devletin kurulması ile son bulan yaklaşık 15 yıllık dönem üzerine Türk akademi dünyasında yüzlerce eser yazılmıştır. Bu eserler içerisinde, dönemin önemli isimlerinin hayatını anlatan eser ve çalışmalar önemli bir yekûnu oluşturur. Ancak söz konusu "fırtınalı" yıllarda sürecin kahramanları diyeceğimiz isimlerin dışında vatan ve millet sevgisine dayanan fedakârlıklarıyla millet ve devlet hayatının devamına katkı sunan şahısları anlatan çalışma ve eserlerin sınırlı sayıda olduğunu söyleyebiliriz. Balkan Savaşlarına, Çanakkale Müdafaası'na, Birinci Dünya Savaşı'na ve son olarak Milli Mücadele'ye katılan ve bu savaş ve fedakârlık dolu yılları kendi sözleriyle "…Bendeniz 28 sene memleketime gitmeyerek bu millete hizmet ettim. Memleketime hiç uğramamak şartiyle Harbi Umuminin nihayetine kadar Paşa Hazretleri ile beraber bulundum. Paşa Hazretlerinin maiyetinde olarak üç yüz otuz beş senesi ihtidalarında Anadolu'ya geldim. O tarihten beri mücadele-i milliyenin nâçiz bir ferdi olarak birinci devre-i intiha biyede mebus olduğum gibi elyevmde mebus bulunuyorum." şeklinde anlatan, 31 Mart Vakası nedeniyle İstanbul'a gelen Harekat Ordusu'nda tanıştığı Mustafa Kemal Paşa'nın Birinci Dünya Savaşı'nda 7. Kolordu Komutanlığı'na atanmasından sonraki bütün komutanlık dönemlerinde Paşa'nın karargah komutanı olarak yer alan ve Milli Mücadele'nin başlangıç kıvılcımı diyebileceğimiz Bandırma Vapuru'nda başlayan yolculukta Mustafa Kemal Paşa'yı yalnız bırakmayıp Meclis yıllarında da ona olan yakınlığını siyasi yönden devam ettiren Mustafa Vasfi Bey, yukarıda bahsi geçen "bilinmeyen kahramanlar" dan yalnızca biridir. Öyle ki Vasfi Bey, tüm milletin kaderini belirleyen bu yıllarda hemen bütün savaşlarda asker olarak bulunmuş, Milli Mücadele'yi kazanan ve yeni devleti kuran "muzaffer" Meclis'te de uzun yıllar milletvekilliği yapmıştır. Çalışmamızın temel amacı, Milli Mücadele'nin herkes tarafından bilinmeyen şahıslarından vatansever bir asker ve siyasetçiyi, Mustafa Vasfi Süsoy'u anlatmak ve daha önce yapılan sınırlı sayıdaki çalışmalara naçizane bir yenisini eklemektir. Bu doğrultuda yapılan kaynak taramasında maalesef yeterince kaynağa ulaşılamamıştır. Şöyle ki Mustafa Vasfi Bey'in yazmış olduğu bir hatıratı veya kendisinin hayatına ilişkin yazılmış bir eser ya da yapılmış bir çalışma yoktur. Vasfi Bey'in asker olması nedeniyle askerlik hayatına ilişkin kayıtlar için Genelkurmay Başkanlığı'na yapılan başvuru, kayıt bulunamaması nedeniyle sonuçsuz kalmış, aynı şekilde milletvekilleri için tutulan sicil dosyasına (404 numaralı sicil dosyası) ulaşmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yapılan başvuru da sicillerin artık gizlilik kapsamına alındığı gerekçesiyle reddedilmiş ancak daha önce yazılan bir başka eserde kullanıldığı ölçüde bu sicil evrakından yararlanılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde Mustafa Vasfi Süsoy'un aile ve askerlik hayatından, milletvekili seçilme sürecinden ve Mustafa Kemal Atatürk ile olan yakınlığından bahsedilmiştir. Mustafa Vasfi Beyin hayatı, olayların tam içerisinde olması nedeniyle, Birinci Dünya Savaşı'yla başlayıp Cumhuriyet'in ilanıyla biten süreçle kronolojik olarak aynılık gösterir. İkinci bölümde TBMM'nin açılması ve Mustafa Vasfi Süsoy'un milletvekilliği sürecindeki faaliyetlerine ayrılmıştır. Ayrıca Tokat'ta ilk seçimlerim yapılışına değinilmiştir. Bu bölümde Mustafa Vasfi Süsoy'a ilişkin öznel yorumlar yapmamızda bize en önemli bilgileri sunan Meclis tutanakları kullanılmakta ve genel hatlar itibariyle bir Mustafa Vasfi Süsoy profili çizilmeye çalışılmıştır.

MilletvekiliMilli MücadeleMilli Mücadele Dönemi+4
Hakan Akın
Tokat Gaziosmanpaşa University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Tarihi bir çarşıda süreklilik, değişim ve kayıt dışılık: 2020'lerde Kapalıçarşı

This thesis focuses on informal economic activities and their underlying dynamics through the experiences of economic actors in the Grand Bazaar. It examines the various forms of informal income generation in this traditional bazaar, the processes by which transitions from informal to formal structures occur, and the perspectives of numerous actors from different occupational groups regarding informality. The thesis aims to elucidate the complex structure of economic activities in the Grand Bazaar by first defining, and then analyzing them - drawing particularly on the literature surrounding the informal economy and its conceptual frameworks. The fieldwork is based on 21 in-depth interviews conducted between 2024 and 2025. Ultimately, the thesis seeks to explore the informal labor force as it diversifies within the unique economic and cultural context of the Grand Bazaar, focusing on the bazaar's economic actors, and thereby contributing to the enrichment of academic literature in this field.

Ebru Özgenç
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Pozitivist düşüncenin Kemalizm'deki yeri ve karakteri: Eskişehir Şeker Fabrikası örneği üzerinden bir değerlendirme

In this thesis, the relationship between Kemalism, the founding movement of the Republic of Turkey, and the positivist thought that is prevalent in its discourses is questioned. What is expressed here with Kemalism is the mental world of its founder Atatürk and its reflection. The evaluation in this study, unlike many studies in the field, is made by focusing on actions and positioning discourses as complementary elements. In this sense, the example chosen is the actions around the Eskişehir Sugar Factory, which was seriously valued by the government and had contact with many areas of life in the 1930s, the period when Kemalism could realize its ideals relatively most freely. The main test of the evaluation is to evaluate the structure of Kemalism's relationship with positivism on the axis of establishing an organic or pragmatic bond. Thus, Kemalism, a political movement that managed to come to power, is questioned by focusing on its actions, as it should be. Discourses are not excluded but take their place in the evaluation as a complementary element. Thus, discourses are verified through actions. In addition, geographical and climatic factors also contribute to the research through the detailed data provided. In addition, the effects of internal power struggles within the CHP administration on the government's business style are among the factors examined.

Kemalism
Anıl Sakarya
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Avrupa şüpheciliğinin izini sürmek: 1963-1971 arasında Türk kamuoyu ve sol

Turkey-European Economic Community (EEC) relations started with the Turkish application for association in 1959 and the signing of the Ankara Agreement in 1963. This thesis examines the early public discussions in Turkey on the nature and aims of European integration, the EEC, and the Turkey-EEC relations between the Ankara Agreement and the Additional Protocol, with a specific focus on Turkish leftist thought. It is found that apart from the milestones like the signing of the Ankara Agreement or the Additional Protocol, Turkish public opinion and politicians showed less interest in the EEC and Turkey-EEC relations. Turkey's rapprochement with the organization was usually welcomed based on identity-based views and the mentality of bloc politics of the Cold War. More nuanced and critical voices in mainstream public opinion began to be heard in the final years of the 1960s as Turkey and the EEC were negotiating the Additional Protocol. The leftist intellectuals, however, were vocal and critical about the EEC and Turkey's possible integration with the organization from the outset. The thesis aims to examine views of Turkish public opinion on Turkey's foreign policy and the country's place in the world by focusing on leftist periodicals and their views on the EEC and Turkey-EEC relations. As the Turkish left labelled the EEC as a Western-capitalist institution having imperialist, neo-colonialist, and monopolist agendas, it is demonstrated that leftist opposition to the EEC set one of the early examples of Euroscepticism in Turkey.

Tunç İbrahim Ceylan
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Modernite eleştirisinden siyasi projeye: İsmet Özel ve İstiklâl Marşı Derneği (2007-2024)

This thesis examines whether İsmet Özel's theoretical vision within Islamist thought can be transformed into a political movement through İstiklâl Marşı Derneği (İMDER, Association for the Turkish National Anthem). The study first situates Özel's intellectual corpus—which began to take shape in the political climate of the 1960s and is founded upon critiques of modernity, capitalism, and Western civilization—within the traditions of Islamism and modern thought in Türkiye. It then analyzes how this theoretical framework became institutionalized in the organizational structure, symbolic repertoire, and political discourse of İMDER, which was established under Özel's leadership in 2007. A thematic analysis of the association's publication, the journal Çelimli Çalım, reveals efforts to reinterpret İstiklâl Marşı (The Turkish National Anthem) as a manifesto, define Turkishness within the axis of an Islamic mission, and construct alternative visions in the fields of history, language, and economics. By integrating intellectual history, discourse analysis, and institutional examination, the thesis makes three original contributions: it investigates the understudied link between intellectual critique and organizational practice; proposes a methodological model for analyzing the text-institution relationship; and positions İMDER within the literature on nationalism, modernity, and Islamism.

Republic historyTurkish thought historyTurkish political history
Hilal Aydos
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sivas Eyaleti Yıldızeli Kazası Yıldız Karyesine ait 14945 nolu Temettuat Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi

Bu çalışmada Yıldızeli kazası Yıldız karyesine ait 1844-1845 tarihinde kaydı tutulan 14945 nolu Temettuat Defteri kullanılarak bahsi geçen mahallin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu nedenle, söz konusu araştırmanın kapsamı Yıldız karyesi Temettuat Defteri ile sınırlı tutulmayıp Yıldızeli kazasının kısa bir tarihi, coğrafi konumu, iklim ve bitki örtüsünün yanı sıra Osmanlı Devleti'nin Tanzimat öncesi ve Tanzimat dönemi vergi sistemi ile temettuat defterlerinin tutulması süreci hakkında da bilgi verilmeye çalışıldı. Kullanılan kaynakların bu alanın öncüleri olan önemli ve tanınmış isimlerin olmasına dikkat edildi ve çalışmanın benzer tezler ile desteklenmesi için çaba sarf edildi. Yapılan çalışmada ulaşılan önemli sonuçlar şunlar oldu: Yıldız karyesi tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yoğun bir şekilde yapıldığı bir köydür. Her haneye önemli oranda tarla, gelir ve hayvan düşmektedir. Köyde yerleşik hiçbir gayrimüslim bulunmamaktadır. Yıldız karyesi Temettuat Defteri o günkü Osmanlı Devleti'nin yerleşik yapısını çok iyi yansıtan örneklerden birini teşkil etmektedir. Özetlemek gerekirse, Sivas eyaletine tabi Yıldızeli kazasının Yıldız karyesinin sosyo-ekonomik yapısı 1844-1845 tarihli 14945 nolu Temettuat Defterine göre halkının tamamı müslüman olup "köylü ekonomisi" hakim olan tipik bir 19. yüzyıl Osmanlı yerleşim bölgesidir. Diğer bir kısım köylerden kısmen farkı hem hayvancılığın hem de tarımın bir arada yoğun bir şekilde yapılıyor olmasıdır.

19. yüzyılDefterlerOsmanlı Devleti+6
Mehmet Erdoğan
Giresun University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
10