
82
Archived Theses
1
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Archived Theses
Çocuk suçluluğuna sebep olan sosyo-ekonomik faktörler
Bu çalışma, çocuk suçluluğuna sebep olan faktörleri kişisel, sosyal ve ekonomik çerçevede incelemektedir. Çalışmada çocuk suçluluğuna sebep olan faktörler ile suçluluğu azaltmak için alınması gereken önlemler üzerinde durulmuştur.Tez iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çocuk ve suç kavramlarına sosyolojik ve hukuki açıdan değinilmiştir. İkinci bölümde, çocuk suçluluğu ve nedenleri incelenmiştir. Nedenleri anlatılırken çocuğun kişiliğine bağlı nedenler ve sosyal çevrenin etkisi olarak iki başlık altında açıklanmıştır.
Küreselleşme ve ulus devlet etkileşimi: İkibinli yıllarda yeni görünüm
Devlet kurgusu ile küreselleşme sürecinin ilişkilendirilmesi kuramsal açıdan bir takım zorluklar taşımaktadır. Bunun en önemli nedeni devlet kurgusunun küreselleşme sürecinde olduğu gibi sosyal bilimlerde sıklıkla ele alınması ve neticede ilgili konulara yönelik kavramsal çerçevesinin oldukça genişlemiş olmasıdır.Devlet kurgusu ile küreselleşme sürecinin etkileşim alanlarını belirlemek, bir başka ifadeyle bu iki kavramın etkileşim alanlarının sınırlarını çizmek gerekmektedir. Ancak bundan sonradır ki, iktisadî, siyasal ve toplumsal olarak ana hatlarıyla belirlenen etkileşim çerçevesi, küreselleşme süreci ve ulus-devlet kurgusu arasındaki bağıntıyı açıklayabilsin ve etkileşim alanlarından genel bir açıklama alanına ulaşabilmek mümkün olsun.Ulus-devlet kurgusu, birçok toplumsal olgu gibi belli bir tarihsel süreç içinde kurgulanmıştır. Kurgunun oluşturulmasında, günümüz siyasal kültürüne yapısal ve kurumsal nitelikli birçok miras bırakan Kapitalizm, Merkantilizm, Fizyokrasi, Modernleşme, Fransız Devrimi, İngiliz Sanayi Devrimi, Monark ve Siyasal Felsefi Düşünürler etkilidir.Günümüzde küreselleşme ve ulus-devlet etkileşimini konu alan her araştırma yukarıda sözü edilen unsurların etkilerini, bilhassa da kapitalizmin etkisini göz önüne alırsa tutarlı sonuçlara ulaşabilir. Bu araştırmanın temel amacı, bu yaklaşım ışığında, iktisadî, siyasal ve toplumsal kriz alanlarının özelliklerini ortaya koyarak küreselleşme ve ulus-devlet etkileşimini ikibinli yılları odağına yerleştirerek açıklamaktır.
Ulus-devlet yurttaşlığından küresel yurttaşlığa Türkiye'de yurttaşlık olgusu
Bu çalışma ulus-devlet yurttaşlığından, küresel yurttaşlığa yurttaşlık olgusunun evrimi ile ilgilidir. Yurttaşlık olgusunun tarihsel süreç içerisinde nasıl tanımlandığı ve yurttaşlığı belirleyen ölçütlerin ne olduğu ve günümüze kadar uğradığı değişimler ele alınmıştır. Özellikle Türkiye'de ulusun kuruluşu, yurttaşlaştırma süreci ile birlikte ilerlediğinden Türk ulusal kimliğinin oluşumuyla ilgili olan temel felsefe ve ilkeler yurttaşlık anlayışının da temelini oluşturur. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığının bu gün geldiği nokta, küreselleşme sürecinin ulus-devlet üzerinde yarattığı sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel etkilerle irdelenmiştir.Günümüzde ulus-devlet yurttaşlığının içinde bulunduğu sorunlar, dünyanın içinde bulunduğu sorunlardan soyutlanamaz. Küreselleşme süreci olarak adlandırılan kapitalizmin yarattığı sosyal, siyasal ve ekonomik bunalım ulus-devletlerin varlığını sorgulanır hale getirmiştir. Yurttaşlık olgusu da bu yenidünya düzeni içerisinde ele alınmalıdır.Küreselleşme süreciyle birlikte ulus-devlet yurttaşlığı da anlam kaybına uğramaktadır. Yurttaş kavramı modern içeriğini ulus-devletin varlığı ile kazanmıştır. Dünyamızdaki toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel değişim ve dönüşümler, ulus-devlete uzanan koşulları oluştururken, aynı zamanda yurttaşlığın da koşulları oluşmaktaydı. Modern dünyanın en son devlet modeli ulus-devlettir. Küreselleşme sürecinin ulus-devletlerin ulusal egemenlik ve ulusal kimliğine etkileri devletlerin varlığını sorgular niteliktedir. Bağımsızlık ve egemenlik gibi her ulus-devletin temel ilkeleri küreselleşme sürecinin etkisi ile aşınmaktadır.Türkiye Cumhuriyeti de bu süreçten doğal olarak etkilenmektedir. Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ve ilkeleri tehdit altındadır. Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet'e, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu güne toplumsal yapımızdaki değişimler yeni bir devletin varlığını ifade ederken aynı zamanda ?yeni yurttaş? oluşturma ve yetiştirme anlayışını da kapsar.Bu çalışma tarihsel süreç içerisinde, Türk insanının kulluktan, tebaalığa, oradan da yurttaşlığa yürüyüşünün mücadelesini ve 21. yüzyılda küreselleşme sürecinin etkileri bağlamındaki küresel yurttaşlık projesinin ulusal yurttaşlığa etkilerini irdelemiştir. Çalışma, yurttaşlığın tarihsel gelişimi içerisindeki kuramsal yaklaşımları, Dünya yurttaşlığı ile küresel yurttaşlık arasındaki farkları ele alarak, ulus-devletin yapısal ve niteliksel özellikleri ve ulus-devlet yurttaşlığının öncülleri olan ulus, ulusçuluk kavramları etrafında ele alınmıştır. Bununla birlikte ulus-devlet yurttaşlığından küresel yurttaşlığa geçişin ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkileri ve küresel yurttaşlık projesinin görünümleri ortaya konulmuştur. Ulus-devlet yurttaşlığı küresel yurttaşlık projesi adı altında mikro- ulusçuluğun, etnik canlanmanın hızla arttığı, uluslar arası güçlerin mazlum uluslar üzerindeki baskılarının yoğunlaştığı yeni bir yüzyıl yaşanmaktadır. Ancak her şeye rağmen bu yüzyıl yine de ulus-devletlerin varlığının bir kez daha anlam kazandığı yüzyıl olacaktır.
Bir muhafazakârlaştırma projesi olarak Türk-İslam sentezi
Türkiye'de muhafazakârlık toplumun temel dinamiklerini anlamada anahtar kavramlardan birisidir. Tarihsel süreç içerisinde muhafazakârlık olgusu toplumsal, kültürel ve siyasal yaşamın en önemli dinamiklerinden birisi olmuştur. Osmanlı'nın son döneminde başlayan, imparatorluğun bekasını sağlamaya dönük düşünce ve siyasi akımları olan Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımları Türk muhafazakârlığının düşünsel mirasını etkilemiştir.Türkiye'de muhafazakârlık Cumhuriyet dönemi ile birlikte gelişmiş, değişmiş ve siyasal alanı dönüştürebilen bir güç haline gelebilmiştir. 1950 yılında Demokrat Parti'nin çevrenin hassasiyet gösterdiği temel geleneksel, dini, manevi değerlerini ön plana çıkartarak iktidar olması Türkiye'de sağ muhafazakârlığın önemli bir siyasi aktör haline gelmesinde bir dönüm noktası olmuştur. 1950'den itibaren yükselen dini-milliyetçi muhafazakârlık Türkiye'de siyasal alana damgasını vurmuştur. Bu dönemde Aydınlar Ocağı çevresinde örgütlenen milliyetçi-muhafazakâr aydınlar Türk-İslam sentezi düşüncesinin biçimlenmesine önayak olmuşlardır.1980 askeri müdahalesi sonrasında Türkiye'de Türk-İslam sentezi düşüncesi devletin resmi ideolojisine eklemlenmiştir. Bu eklemlenme sürecinde özellikle milli eğitim kurumlarında ve ortaöğretim ders kitaplarında Türk-İslam sentezi düşüncesinin ideolojik bir aygıt olarak izleri görülmektedir. Bu bağlamda Türk-İslam sentezi düşüncesi bir muhafazakârlaştırma projesi olarak işlev görmektedir. Türkiye'de milliyetçi-muhafazakâr düşüncenin çok etkili olmasında alt gelir gruplarının ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan muhafazakâr değerlere sarılmaları kadar, son dönemlerde devletin toplumu muhafazakârlaştırma projelerinin de önemli bir rolü bulunmaktadır.
Karl R. Popper, Thomas S. Kuhn ve Paul K. Feyerabend'in bilgi kuramlarında bilim eleştirisi
Bilim, hem toplumsal hem de bireysel yaşamlarımızda tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun bir biçimde vardır ve son derece belirleyicidir. Bilimin insan hayatında ve toplumsal yaşamda bu kadar yoğun ve belirleyici biçimde varoluşu, bilimin sürekli bir sorgulamaya tabi tutulmasını gerektirmektedir. Bilimin teknoloji ile birlikte ve ?bilimsel? olarak belirleyiciliği, sorgulanamaz bir niteliğe bürünmektedir. Ayrıca, bilimin yaşamlarımızda işgal ettiği yer ile, bilgi kuramı tartışmalarının yoğunluğu ters orantılı ilerlemektedir.Bu çalışmada özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında ,süregiden bilgi kuramı tartışmalarında çok önemli yere sahip olan, üç düşünürün, Karl R. Popper, Thomas S. Kuhn ve Paul K. Feyerabend'in bilim ve bilimsel bilgi eleştirileri sorgulanmaya çalışılacaktır. Bu üç düşünürün bilime yönelttikleri eleştiriler, bilgi kuramı tartışmalarında birer dönüm noktasını temsil etmektedir. Bu sebeplerle, bu üç düşünürün bilgi kuramına katkıları değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Yoksulluk olgusu: Elazığ örneği
Yoksulluk, birçok ülkenin olduğu gibi Türkiye'nin de ciddi sorunlarından biridir. Artan yoksulluk hem toplumsal bütünleşmenin hem de iktisadi kalkınmanın önünde büyük bir engeldir.Bu çalışmada, yardım alan hanelerin yoksulluk durumu sosyolojik olarak analiz edilmektedir. Hanelerin yoksulluk durumu şu başlıklar altında incelenmektedir: Sosyo-demografik yapı, kadın ve erkeğin emek piyasasındaki konumu, göç, fiziksel yaşam koşulları, tüketim kalıpları, kent mekânını kullanma biçimleri, geçimlik üretim, borç, geleneksel ilişki ağları, sağlık, yardım, yoksulluk ve zenginlik algısı.Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; yoksulluğun tanımı, ilgili kavramlar, yoksulluk göstergeleri ve nedenleri, yoksullukla ilgili yaklaşım ve mücadele yolları ele alınmıştır. İkinci bölümde; Türkiye'de yoksulluk çalışmaları, SYDGM ve Mamurat'ül Aziz Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde; dışlanmışlık kavramı ve yoksulluk ilişkisi incelenmiştir. Son olarak dördüncü bölümde ise; uygulanan anketler sonucunda hanelerin yoksulluk durumları analiz edilmektedir.Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Yardım Alan Haneler, Yoksullukla Mücadele, Yardım Kurumları.
Taşrada yaşayan kadınların sanal kimlik rolleri üzerine dramaturjik bir inceleme (Gümüşhane merkez örneği)
Günümüzde sosyal medya platformları bireylerin kendilerini görünür kıldığı, kimliklerini sunduğu ve performanslar sergilediği önemli dijital etkileşim alanlarıdır. Özellikle Instagram, kullanıcıların benlik sunumlarını şekillendirdikleri bir sahne olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu benlik sunumunun yalnızca bireysel tercihlerle değerlendirilmesi eksik bir yorumdur. Çünkü bireylerin dijital kimlikleri, içinde yaşadıkları toplumsal ve kültürel çevre tarafından da biçimlendirilmektedir. Bu sebeple araştırma, taşrada yaşayan kadınların Instagram’daki sanal kimlik rollerini Erving Goffman’ın dramaturjik yaklaşımı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımı doğrultusunda bütüncül tek durum çalışması deseninde tasarlanmıştır. Çalışma grubu, Gümüşhane Merkez’de yaşayan ve Instagram’ı aktif olarak kullanan 22 kadından oluşmaktadır. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşmeler ve aynı katılımcıların Instagram hesaplarına yönelik gözlemler aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler hibrit tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, katılımcıların Instagram’da anne, eş, üreten kadın, sosyal kadın ve doğasever gibi farklı kimlik performansları sergilediklerini göstermektedir. Kadınların bu kimlikleri taşra bağlamında etkili olan toplumsal normlar ve tanıdık seyirci kitlesinin olası değerlendirmelerini dikkate alarak yönettikleri belirlenmiştir. Katılımcıların aile yaşamı gibi bazı kişisel alanları çoğunlukla sahne arkasında bıraktıkları ve buna karşılık toplumsal açıdan risksiz görülen içerikleri sahne önüne taşıdıkları tespit edilmiştir. Bu süreçte mahremiyet yönetimi, öz-denetim, içerik sansürü, seyirci seçimi ve görünürlüğü sınırlandırma gibi çeşitli izlenim yönetimi stratejilerinin yaygın biçimde kullanıldığı belirlenmiştir. Bununla beraber katılımcıların olası tepkileri önceden hesaplayarak önleyici görünürlük stratejileri de kullandıkları görülmüştür. Ancak taşrada dijital görünürlüğün yalnızca dışsal bir toplumsal denetim alanı olmadığı, aynı zamanda içselleştirilmiş bir öz-denetim mekanizmasına dönüştüğü değerlendirilmiştir. Sonuç olarak taşra bağlamı, kadınların Instagram’daki kimlik performanslarını sınırlandıran, aynı zamanda aidiyet duygusunun, kültürel ve yerel değerlerin yeniden üretildiği bir toplumsal bağlam olarak değerlendirilmiştir.
A late-modern story of Argentinean tango: The case of 21st century Istanbul
This study presents the contemporary story of tango in Istanbul. Nevertheless, it is the story of late-modern way of being in a Westernized culture. It asks the question of how is it possible that a 19th century lower class urban product of a culture and society that is different than 21st century Istanbul exists, circulates and is being practiced in the 21st century urban Istanbul. To answer this question, the study presents a contemporary story with three protagonists in the context of Istanbul tango: The rational capitalism; the emotional social; and the modern powerful progress seeker. It shows that contemporary tango in Istanbul is a symbol which presents the story of the modern individuals who I believe to have these three protagonists as one in themselves to different extents and in different equilibriums. I propose that tango as a practice and a dance form has become the symbol of the complex world order and late-modern conditions of life which shapes and is shaped by the educated late-modern individual in Istanbul in the late 20th and early 21st century. The modern social actors of tango use the practice and the community to reflect themselves when constructing their self identities. They deal with their identities on global and local scales, constantly adapting new information produced in social life to present, understand, define and redefine themselves, with his / her two basic modes of existence, from his / her point of view: Having and Being. Their reflection concentrates on possessions of power, progress, possibilities of self-creativity on the one hand and needs of sharing, love, socialization into a community and getting involved in productive activities on the other hand. The modern social actors use tango as a symbol of their increased interest in the search for intellectual capital/ new information, their desire / need to consume it and compete around it in their leisure times. They create and get involved in a culture industry in urban Istanbul, which has a strong tendency for commodification of various aspects of social life and art. These modern individuals use tango as one way to shape and reflect a Westernized urban middle and upper-middle class culture in their leisure times with their attempts to combine local and global scenes of life as well as reproducing a contemporary secular understanding of Turkish self in relation to newness, claims to Europe and global connectivity.To realize this study, I was involved in a fieldwork with participant observation, in depth interviews and qualitative content analysis. I chose to study with the first generation tango instructors, organizers and experienced practicioners of tango in the community. I chose to study with three particular tango schools in Istanbul and I participated various classes, milongas and festivals to have an understanding of the community and its social actors.
Sosyal değişme sürecinde din görevlilerinin dini ve sosyal anlayışlarındaki değişmeler Çanakkale ili Biga ilçesi örneği
İnsan hayatı genel anlamda bir bütündür. Onun hayatında, sosyo-kültürel, dini, iktisadi, siyasi, sanatsal vb. pek çok faktör bulunmaktadır. Din olgusu da insan hayatında önemli bir unsur olarak belirmektedir. Kişinin sosyal hayatının her hangi bir alanında meydana gelen bir değişim, onu diğer yönleriyle de etkilemektedir. Çünkü insan, maddi ve manevi yönüyle bir bütünlük oluşturmaktadır. Dolayısıyla insanın maddi yönünde ortaya çıkan bir değişme manevi yönünü etkilemekte, manevi yönünde meydana gelen bir değişme de maddi yönünü etkilemektedir.Cumhuriyet Türkiye'si, bir çok yönüyle Osmanlı toplumsal geleneğinden bir takım uygulamalar yoluyla kendini farklılaştırmaya çalışan bir toplum olmuştur. Özellikle dinsel hayatın Osmanlı toplum yapısında oynadığı rolü sınırlamak için yapılan uygulamalar dikkat çekicidir. Bu uygulamalara bağlı olarak Türkiye'de toplum bir değişim içerisine girmiştir. Bu değişim sürecinde dini hayat giderek bireyselleşen ve insanların özel inanç alanlarına hitap eden bir hale dönüşmüştür.Sosyal ilişkiler bağlamında toplumla çok yakın bir ilişki içersinde olması beklenen din görevlisi; bu ilişkinin neticesinde sosyal ve dini yaşamda toplumu etkilemekte ve yine bu alanlarda toplumdan etkilenmektedir. Dolayısıyla bu etkilenişin bir neticesi olarak din görevlilerinin dini ve sosyal anlayışlarında bir takım değişmeler olması beklenmektedir. Bu çalışma; değişim süreci içerisinde olan ülkemizde din görevlilerinin sosyal ve dini anlayışlarındaki değişmeleri tespit etmeye çalışmış, birinci bölümde konuyla ilgili teorik bilgiler verilmiş; ikinci bölümde ise anket uygulamasının sonuçları değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Sosyal Değişme, Din, Din Görevlisi
Sivil toplum ve kamusal alan tartışmaları çerçevesinde Türkiye'de devlet ve sivil toplum ilişkisi
Demokratik toplumlarda kamusal alan ve sivil toplum kavramları iç içe geçmiş ve birbirini tamamlayan bir durum halini almıştır. Kamusal alan tartışmalarında, bireylerin tercihlerini ve haklarını yok sayarak toplumsal bütünlüğün sağlanması adına çeşitli yaptırımlar ve uygulamalar makul gösterilebilmektedir. Özel alanın, kamusal alan etkisiyle şekillendiği toplumlarda demokrasinin varlığından söz edebilmek mümkün değildir. Türk demokrasi tarihine bakıldığında, devlet geleneğinden siyasal kültürün ayrışma, partilerin demokrasi algılayış biçiminden toplumsal düzeyde örgütlenme ve dayanışma örüntülerine ve doğal olarak askeri darbelere uzanan oldukça geniş bir yelpazedeki faktörlerin etkisiyle biçimlenen demokratikleşme sürecimizde birçok sorunlar yaşandığı görülmektedir. Tüm bu sorunlara rağmen demokrasinin önündeki engeller tespit edilerek telafi edilmeye çalışılmaktadır. Sağlıklı bir demokrasinin işleyebilmesi için gerekli olan koşullar göz önüne alındığında demokrasi kültür ve eğitimi, sivil toplum ve kamusal alanın önemi ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecinde sivil toplum kurumlarının önemi bir kat daha artmıştır.Sivil toplum-devlet ayrışmasından ortaya çıkan yeni siyasal anlayış, modern devletin dönüşümü ve Türk siyasal hayatında sivil toplumun gelişimi ele alınarak, Batı deneyimi bağlamında Türkiye'de sivil toplum-demokrasi-kamusal alan- özel alan tartışmaları irdelenmiştir. Jürgen Habermas ve Hannah Arendt'in kamusal alan ile ilgili görüşleri mukayeseli olarak ele alınmıştır.Türkiye'de sivil toplumun gelişme ihtimali, kamusal alan-özel alan tartışmalarının muhtemel sonuçları tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Demokratik Çoğulculuk, Kamusal Alan, Sivil Toplum, Siyasal Sosyalleşme, Yönetişim.