
41
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hemşeri derneklerinin sosyo-kültürel uyuma etkisi
Bu çalışmada hemşeri derneklerinin üye profili ve hemşeri derneklerinin, üyelerinin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşama uyarlanmalarına etkileri analiz edilmeye çalışılmıştır.Bu araştırmanın örneklemini, Adana şehir merkezinde faaliyet gösteren 26 hemşeri derneğinden 109 kişi oluşturmaktadır.Dernekle ilişkili bilgi toplama amacıyla dernek gözlem formu, üyelerle ilgili değişkenleri ölçmek için 50 soru altında 169 maddeden oluşan görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için betimsel frekans dağılımı ve çapraz tablolardan yararlanılmıştır.Çalışma, mevcut bilgi ve gözlemler eşliğinde hemşeri derneklerinin özelliklerinin aktarılmasıyla başlamaktadır. Daha sonra tarama (görüşme) üzerinden elde edilen veriler eşliğinde üyelerin profilleri betimlenmekte ve hemşeri derneklerinin üyelerinin uyarlanma süreçlerine etkileri tartışılmaktadır.Analizler sonucunda hemşeri derneklerinin üyelerinin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşama uyarlanmalarına önemli derecede etki ettikleri görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Hemşeri (Hemşehri), Hemşeri Derneği, Sosyal Uyum ve Uyarlanma, Ekonomik Uyum ve Uyarlanma, Kültürel Uyum ve Uyarlanma, Siyasal Uyarlanma, Kimliksel Özdeşim ve Uyarlanma
Gidenlerin geriye kalanlara etkisi gürün örneklemi
Bu araştırmada Gürün (Sivas) örnekleminin dışa verdiği göçün, ilçenin sosyo-kültürel yapısına ve yaşantısına olan etkileri analiz edilmeye çalışılmıştır. Gürün' ün dışa verdiği göçün, ilçenin ve kalanların ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal yapısına ve uyarlanmalarına nasıl bir etkisi olduğu tartışılmıştır.Araştırma tarama tipinde olup, temel veri kaynağı, mevcut istatistiksel veriler ve araştırma esnasında geliştirilen görüşme formu doğrultusunda gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarından oluşmaktadır. Veri kaynağını, araştırmacı tarafından hazırlanan 39 soruluk görüşme formunun uygulandığı, Gürün'de ikamet etmekte olan, yarısı erkek, yarısı kadın ve farklı yaş gruplarından toplam 150 hane üyesi oluşturmaktadır.Araştırma sonucunda Gürün'den dışarıya yapılan göçten, öncelikli olarak ilçenin ekonomik yapısının etkilendiği görülmektedir. İlçenin mevcut ekonomisi göçlerle birlikte daha da gerilemiştir. Geçim kaynakları değişmiş, ilçe dışına yapılan nitelikli göçler artmıştır. Kültürel anlamda ise, ilçedeki eski gelenekler devam etmekle birlikte, gençlerin büyük kısmı tarafından uygulanmamaktadır. İlçedeki siyasal eğilimler değişiklik göstermektedir fakat bu durumu sadece göçle açıklamak yeterli olmasa da, göçün etkili olduğu söylenebilir. Gürün'ün yoğun göç verdiği yıllara paralel olarak, siyasal eğilimler de, göçten sonra değişiklik göstermiştir. İlçenin eğitim düzeyi düşmüştür. Verilen göçler ilçenin daha fazla gerilemesine neden olmuştur.
Uluğ Nutku'nun felsefi antropolojisinde tarihsellik ve özbelirleme
Bu çalışmanın ana amacı, Cumhuriyetin ilk kuşak filozoflarının ardından ülkemizde felsefi antropoloji alanında önemli adımlar atmış olan Uluğ Nutku'nun felsefe anlayışının bütünlüğü içinde tarihsellik ve öz belirleme kavramlarını irdelemektir.Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde, insan felsefesi kavramı, kavramın tarihçesi, kavram üzerinde ortaya atılan kuramlar ve ülkemizde insan felsefesi üzerine yapılmış çalışmalara kısaca yer verilmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde, Nutku'nun akademik yaşamı ve felsefesi hakkında bilgi verilmiştir. Özellikle felsefesinin dayandığı kavramlar, kaynağı ve yöntemi üzerinde ayrıntısıyla durulmuştur.Çalışmanın üçüncü bölümünde, Nutku'nun felsefi antropolojisinin derinliğine inilmiş ve temel varoluş sorunları bağlamında tarihsel değişkenlik-tarih bilinci, öz belirleme ve antinomi kavramları açımlanmıştır. Ayrıca, bu kavramların birbirleriyle ve felsefe tarihiyle olan ilişkileri üzerinde durulmuştur.Çalışmanın son bölümünde ise, Uluğ Nutku'nun insan felsefesi bağlamında sanata bakışı ele alınmış ve şiirlerindeki tarihsellik, özbelirlenim ve antinomi gibi temel insani nitelikler, fenomenolojik yöntem aracılığı ile irdelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Felsefi antropoloji, Tarihsellik, Özbelirleme, Antinomi, Fenomenoloji
Ütopyalarda devlet tasarımı: Platon, More, Campanella
İnsanların varoluşundan beri ideal arayışı da vardır. Özellikle devlet rejimleri söz konusu olunca bu ideal arayışı, içinde bulunulan kültüre, toplumsal ve ideolojik yapıya göre çeşitlilik kazanmıştır. Kimileri bu ideali totaliter rejimlerde bulurken kimileri de hukuk kurallarında bulmuştur. Bu çalışmanın amacı da günümüzde ?en ideal? olarak düşünülen ?hukuk devleti? modelinden yola çıkarak Platon'un Devlet, T. More'un Ütopya, T. Campanella'nın Güneş Ülkesi örneklerinde eşitlik, özgürlük, adalet ve birey kavramları çerçevesinde devlet tasarımında hukukun rolünü incelemektir.
Ivan Illich'in 'Okulsuz Toplum' önerisinin işlevselci ve çatışmacı yaklaşımlar açısından incelenmesi
Eğitim toplumun temel sosyal kurumlarından biridir. Bireyin içinde yaşadığı toplumda bilgi, beceri, tutum ve değerlerini geliştirdiği süreçlerin toplamıdır. Toplumun üyeleri için sosyalleşme veya sonradan katılanlar içinse bir bütünleşme ve kaynaşma sürecidir. Günümüzde eğitim kurumunun, en başta gelen alt kurumu okuldur. Okullar toplumun ihtiyaçları doğrultusunda bireyin yetiştirilmesi ve topluma kazandırılmasına aracılık ederler. Elbette her kurum gibi okullarında, aksayan veya bireyin yada toplumun faydalarını gözetmeyen işlevleri vardır. Radikal bir toplum eleştirmeni olan Ivan Illich'e göre ise, okulların bireyin ve toplumun aleyhine olan işlevleri lehine olanlara göre oldukça fazladır. Ona göre, okullarbireyi kapitalist sistemdeki kurumsal yapıların faydaları doğrultusunda üretmeye ve tüketmeye sevk ederler, sistemin ideolojisini aşılarlar, otoriteye itaati meşrulaştırırlar, bireyi gereken şekilde eğitmezler ve eşitsizlik yaratırlar. Illich açısından okulların ortadan kaldırılması, sebep oldukları tüm bu olumsuz durumların sonu demektir. Illich, okulların kaldırılmasını önerirken, mevcut teknolojileri de göz önünde bulundurarak kendi eğitim yöntemlerini önerir. Illich'in önerisinin farklı yaklaşımlar üzerinden değerlendirilerek çözümlenmesi okullar ve onların işlevlerinin anlaşılması adına faydalı olacaktır. Bu çalışmanın amacı, Illich'in `Okulsuz Toplum' önerisini, `işlevselci' ve `çatışmacı' yaklaşımların kavramlarını göz önünde bulundurarak hermeneutik okumayla çözümlemeye çalışmaktır.Anahtar Sözcükler:Eğitim, Okul, Kurumsal Yapılar, Teknoloji, Eşitsizlik.
Kadın ve erkek akademisyenlerin mesleki ve sivil örgütlenme yaşamlarındaki liderlilk davranışlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada akademisyenlerin cinsiyetlerinin liderlik davranışları üzerinde etkisi olup olmadığını analiz edilmeye çalışılmıştır.Bu araştırmanın örneklemini Türkiye'de bulunan on üniversitedeki dokuz farklı bölümde bulunan öğretim üyelerinden 145 kişi oluşturmaktadır.Çalışmada liderlik davranışlarına ve becerilerine yönelik bilgi toplamak amacıyla Kabacoff'un Lider Etkinliği Analizi'nden yararlanılarak oluşturulan anket kullanılmıştır. Verilerin analizi için ortalama, standart sapma, regresyon analizi ve çapraz tablolardan yararlanılmıştır.Analiz sonucunda kadın ve erkek akademisyenlerin sivil hayatlarında ve mesleki liderlik becerilerinde farklılıklar bulunurken, mesleki liderlik davranış boyutlarında anlamlı bir fark gözlenmemiştir.Anahtar Kelimeler: Liderlik, Cam Tavan, Yöneticilik
1980 sonrası Güneydoğu ve Doğu Anadolu'dan göç edenlerin kimliklerinin yeniden inşasında eğitim sürecinin rolü; Adana örneği
Bu araştırmada, 1980 sonrası Güneydoğu ve Doğu Anadolu'dan Adana'ya göç edenlerin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi uyarlamaları sonucu oluşan kimlik inşa sürecinde formel eğitimin rolü araştırılmıştır.Araştırma çerçevesinde, hem literatür çalışması hem de alan araştırması yapılmıştır. Veri kaynağını, araştırmacı tarafından hazırlanan 51 soruluk görüşme formunun uygulandığı, Adana'da yaşayan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan göç etmiş, farklı yaş, cinsiyet, gelir ve eğitim gruplarından, toplam 170 hane üyesi oluşturmaktadır.Araştırma verilerini incelediğimizde, eğitim düzeyine bağlı olarak göçmenlerin siyasal, sosyal ve ekonomik uyarlanmalarında farklılıklar olduğu görülmüştür. Formel eğitimin göçmenlerin kimlik inşa sürecinde etkili olduğu saptanmıştır. Eğitim seviyesine paralel olarak, göçmenlerin kendilerini tanımlama unsurları, konuşulan dil, kendini ötekilerden farklı hissetme, geleneklere bağlılık, farklı gruplara hissedilen yakınlık gibi davranışlarda değişiklik olduğu görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Göç, Eğitim, Kimlik, Sosyal Uyarlanma
Marx'ın toplum ve siyaset felsefesi temelinde ahlak problemi
Bu çalışmanın amacı, Marx ve Engels'in kendi eserlerinde kısmi olarak atıfta bulundukları ahlaka ilişkin görüşleri temelinde, Marx ve Marksizme ait bir ahlaki görüşün, Marx'ın toplum ve siyaset felsefesi perspektifinde temellendirilip temellendirilemeyeceğini ortaya koymaya çalışmaktır.Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde, genel olarak Marx felsefesi ve Marx'ın temel kavramları üzerinde durulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde ise, ağırlıklı olarak insan doğası ve insan-doğa etkileşimi üzerinde durulmuş ve bu etkileşim temelinde insanın doğaya yöneliminin ahlaki bağıntıları ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Çalışmanın son bölümünde ise, birinci ve ikinci bölümde elde edilen kavramlar ve yapılan tespitler temelinde, Marx felsefesinde ahlak problemine dair bir temellendirme yapılabilir mi? sorusunun cevapları bulunmaya çalışılmıştır.
Öğretmenler: Mevcut konumları, algı ve beklentileri üzerinden sınıfsal bir çözümleme Adana örneği
Bu çalışmada öğretmenlerin hem mevcut konumları, algı ve beklentileri üzerinden sınıfsal konumları çözümlenmeye çalışılmış hem de yabancılaşma düzeylerinin derecesi analiz edilmeye çalışılmıştır.Bu çalışmanın örneklemini, Adana şehir merkezinde faaliyet gösteren dershane, özel okul ve devlet okullarında çalışan kadrolu, sözleşmeli, ücretli öğretmenler ve idarecilerden oluşan 311 denek oluşturmaktadır.Öğretmenlerle ilgili bilgi toplamak amacıyla 54 soru altında 175 maddeden oluşan anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için betimsel frekans dağılımı ve çapraz tablolardan yararlanılmıştır.Bu tezin genel sonuçları olarak öğretmenlerin iktisadi olarak birbirlerine yakın olduğu, tercih ve eğilimler olarak da büyük oranda benzeştiği söylenebilir. Çalışma tarzları ve gelir tarzları açısından emekçi, yaptıkları işin niteliği ve eğilimleri açısından küçük burjuva oldukları ileri sürülebilir.Yine öğretmenlerin kendine, öğrenciye ve mesleğine yabancılaştığı da görülmektedir. Ancak beklenilenin tersi mevcut konumları ile algı ve beklentilerinin öğretmenlerin yabancılaşma düzeyi üzerinde anlamlı bir farklılaşma yaratmadığı görülmektedir.
Hiperaktivite ve dikkat eksikliği (HADE) teşhisi konulmuş ilköğretim birinci kademe öğrencilerinin annelerine yönelik psikososyal yardım uygulaması: Deneysel çalışma
Bu çalışmada, Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği (HADE)/Öz denetim ve Motivasyon Sorunu (ÖMS) yaşayan ilköğretim 1. Kademe öğrencilerinin annelerine yönelik olarak, Diana Baumrind'in (1967) çalışması doğrultusunda hazırlanan bir psikososyal yardım programı uygulanmış ve bu eğitim sonucunda öğrencilerin HADE/ÖMS puanlarında farklılaşma olup olmadığı incelenmiştir. Eğitimde, annelerin çocuklarıyla ilişkilerini yeniden düzenlemelerinde yardımcı olmak amacıyla doğru ve etkili iletişim, çocuklarının yaşlarına uygun sosyal, bilişsel, duygusal, davranışsal talepler, gelişimi destekleyici denetim kurma biçimleri, sıcak, yakın ve destekleyici bir ilişki kurmanın yolları konuları hakkında bilgi verilmiştir. Örneklem Adana Seyhan ilçesinde bulunan iki, Mersin Toroslar ilçesinde bulunan bir ilkokuldan seçilen 50 öğrenci ve bu öğrencilerin annelerinden oluşmaktadır. Veriler, Conners Öğretmen Değerlendirme Ölçeği (CÖDÖ), Conners Anababa Değerlendirme Ölçeği CADÖ), Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ve Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği (AHÇYTÖ) ile toplanmıştır. Araştırmanın deneysel kısmından elde edilen nicel veriler, 2009-2012 yılları arasında yürütülmüş olan Evde Destek Çalışması'na (EDÇ) katılan 4 anne ile yarı yapılandırılmış görüşme formuyla elde edilen bilgilerle desteklenmiştir. Evde Destek Çalışması da Baumrind'in bulguları doğrultusunda olgunluk talepleri, iletişim, denetim, sevecenlik çatısı üzerine oturtulmuştur; deneysel çalışmadan farklı olarak, ev ortamında anne ve çocukla yoğun ve yakın bir ilişki kurmayı, gözlem yapmayı, dönüt vermeyi, model olmayı, eşlik etmeyi, anne ve çocuğun gerilimini azaltmayı, ailenin yıpranmış ilişkilerini yeniden doğru bir şekilde kurmayı içermektedir. EDÇ'den elde edilen bilgilerin değerlendirilmesinde betimsel analiz tekniğinden faydalanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, deneysel çalışmada annelere verilen 2 aylık eğitim sonucunda, anne-çocuk ilişkilerinin gelişim açısından destekleyici bir niteliğe bürünmesinde önemli olan problem çözme, iletişim, duygusal tepki verebilme, genel işlevler ve demokratik tutum puanlarında olumlu yönde bir artış görülmüştür. Gelişim açısından engelleyici aşırı koruyuculuk, sıkı/katı disiplin, ev kadınlığı rolünün reddi, karı koca geçimsizliği gibi tutumlara dair puanlarda azalış görülmektedir. Öğrencilerin HADE/ÖMS'ye özgü davranış puanlarında ise .05 güven aralığında anlamlı bir farklılaşma olduğu (p=0.008), puan ortalamalarının %25 azalarak 63,08'den 47,32'ye düştüğü tespit edilmiştir. EDÇ grubunda yer alan çocukların puan ortalamaları ise %61,6 azalarak 41,75'ten 16,00'ya düşmüştür. EDÇ'ye katılan annelerin, deneysel çalışmaya katılan annelerin kazanımlarına ilaveten roller ve gereken ilgiyi gösterme alt boyutlarında gelişim kaydettikleri gözlemlenmiştir. Anahtar Sözcükler: HADE/ÖMS, psikososyal yardım, aile, çocuk yetiştirme tutumları
Kuru tarımdan sulu tarıma geçişin kadının dönüşümüne etkisi: Koyunluca ve Parapara köylerinin sınıfsal perspektiften karşılaştırmalı incelemesi
"Kuru Tarımdan Sulu Tarıma Geçişin Kadının Dönüşümüne Etkisi: Koyunluca ve Parapara Köylerinin Sınıfsal Perspektiften Karşılaştırmalı İncelemesi" başlığını taşıyan bu tez çalışması ile Güneydoğu Anadolu Projesinin uygulama alanı olarak en geniş yer bulduğu Harran yöresinde, kadınların sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik durumlarındaki dönüşümlerin incelenmesi esas alınmaktadır. Bu alanda somut anlamda bir gelişmenin varlığı, kadınların kazanımları ve kadınların mevcut durumlarının gelişmesinin önündeki engellerin neler olduğu irdelenmiştir. Tezin kuramsal ve kavramsal kısmında toplumsal cinsiyet, kalkınmanın ana kavramları, Türkiye'deki kırsal kalkınma evreleri ile kalkınma sürecinde Güneydoğu'ya yönelik politikalar ve kadının konumlanışı, ikinci olarak farklı bilimsel alanların özellikle de patriarşik ve sınıfsal perspektiften Kadın Kuramları tartışılmaktadır. Kadının tabakalaşma sistemi içindeki yeri asgari üç düzeyde ele alınmaktadır: • Kadının bio-seksüel ayrışma ve konumlanışı, • Kültür-değerler sisteminde (patriarşal) var olan ayrışmalar ile • Sınıfsal açıdan konumlanışı olarak irdelenmiştir. Bu üç durumun çoğu zaman iç içe geçtiği de görülmektedir. Araştırmanın uygulamalı kısmında a) iki köyün genel konum ve tarihi, aşiret ilişkileri, sosyo-ekonomik ve kültürel geçmişi, b) kalkınma süreci, tarım ve sulamanın gelişimi, c) mevcut veriler dâhilinde kadınların konumu, rolleri, toplumsal cinsiyeti, sosyo-ekonomik durumu, kalkınmadaki konumu, sorun ve kazanımları irdelenmiş olup sınıfsal perspektiften ve karşılaştırmalı olarak betimlemesi yapılarak açıklama ve yorumlamalara yer verilmektedir. Araştırmada ayrıca yöreye özgü olan ağalık ve geleneksel söylem ile mülkiyet biçimlerine/sınıfsal ayrışmanın kadının dönüşümüne olan ilişkisine/engellerine, toplumsal cinsiyet bağlamında değinilmiştir. Elde edilen bulgularla kadınların kalkınmada aktif bireyler olarak rol alamamalarının önünde yarıfeodal-geleneksel yapı, mülkiyet ilişkileri ile önemli ölçüde bunlardan beslenen ataerkilliğin engel olduğu sonucu çıkmaktadır. Anahtar kelimeler: Kadının dönüşümü, kırsal kalkınma, GAP, sınıf, toplumsal cinsiyet
Farklı eğitim düzeyleri bakımından paranormal inançların karşılaştırmalı olarak incelenmesi: Adana örneklemi
Tez çalışmasında; farklı eğitim düzeyleri bakımından paranormal inançlara olan eğilimlerin Adana örneklemi üzerinde incelenmesi hedeflenmiştir. Yaş, cinsiyet, kimlik, mezhep ,meslek, siyasi eğilim ve eğitim düzeyi değişkenlerinin paranormal inançları ne derecede etkilediği, aralarında anlamlı farkların bulunup bulunmadığı çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Paranormal inanmaların ne ifade ettiği, hangi toplumsal nedenlerden kaynaklandığı ve ne tür toplumsal sonuçlara götürdüğü, bu tür inanmaların din ve bilim alanlarında nasıl açıklandığı, farklı eğitim seviyelerine sahip gruplar arasında bu olgunun varlık düzeyinin ne olduğu ve gelinen modern toplumda şekillenmeye başlayan yeniçağ inanç olgusu da çalışmada yer alacak konulardır. Problemin toplumsal düzende neden olduğu gözle görülür bozulmalar sosyal bilimcilerin akademik çalışmalarını bu alana yönlendirmelerine neden olmuştur. Paranormal olgunun çoğunlukla kişilik bozukluklarına neden olmasından dolayı daha çok psikoloji akademik çalışmalarına konu olmasıama bu problemin sadece psikolojik durumlara indirgenemeyeceği,toplumsal olgularla da açıklanması gerekliliği araştırmanın önemini vurgular. Ayrıca Türkiye'de bu probleme yeterince önem gösterilememekle birlikte yeterli akademik incelemeler de bulunmamaktadır . Bu durum ortaya çıkabilecek farklı örneklemlerin gizli kalmasına neden olmaktadır. Özellikle böyle bir çalışmanın farklı düzeydeki eğitim seviyelerine sahip gruplar arasında karşılaştırmalı olarak incelenecek olması farklı bir boyutu ortaya çıkaracaktır. Buradan çıkacak sonuçlar, daha farklı çalışmaların yapılmasına destek olacaktır. Anahtar kelimeler: Paranormalizm, yeni çağ, din, batıl...
Kültür felsefesi bağlamında Daryush Shayegan'ın eserlerinde kültürel şizofreni sorununun kavramsallaştırılmasının incelenmesi
Bu çalışmada Daryush Shayegan'ın "kültürel şizofreni" kavramı araştırılacaktır. Bu amaçla Shayegan'ın Batı Karşısında Asya(1979), Yaralı Bilinç(1989) ve Melez Bilinç(2012) isimli kitapları incelenecektir. Shayegan'ın "kültürel şizofreni" kavramına ne tür anlamlar yüklediği belirlenecektir. Özellikle Thomas Kuhn'un "Bilimsel Devrimlerin Yapısı"nda geçen "Paradigma" ve Michel Foucault'un "Kelimeler ve Şeyler" adlı kitapında geçen "Episteme" kavramının etkisi araştırılacaktır. Daryush Shayegan'ın kültürel şizofreni kavramının geleneksel toplumların günümüzdeki durumlarının anlaşılmasına katkısı değerlendirilecektir. Anahtar kelimeler: Shayegan, geleneksel toplum, modernizm, paradigma, kültürel şizofreni
Lise sosyoloji ders kitaplarında iktidarlara göre ideolojik kurgular (1950-2012 arası karşılaştırmalı bir çözümleme)
Bu araştırmada 1950-2012 arası yedi dönem halinde (1950-1960, 1960-1971, 1971-1980 1980-1989, 1989-1997, 1997-2002, 2012-2013) MGK kararları-bildirileri, iktidar partilerinin tüzükleri ve hükümet programlarındaki önceliklerinin (ideolojik duruşlarının) neler olduğu ve bunların sosyoloji ders kitaplarına yansıma düzeyleri incelenmiş; böylece iktidarlara göre ders kitaplarındaki içeriğin/söylemin farklılaşıp farklılaşmadığı ve dönemler arası nasıl bir ortaklık veya farklılaşma olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda dünyadaki gelişmelerin (İki Kutuplu Dünya, Yeşil Kuşak Projesi, AB vs.) Türkiye'deki iktidarları, iktidarların söylemlerini etkilediği; iktidarların da kendi ideolojik yönelimlerini ders kitaplarına yansıttığı görülmüştür. Ders kitaplarının, Atatürkçülük, milliyetçilik, muhafazakârlık, laiklik, ötekileştirici (etnik/dinsel/ideolojik/mezhepsel) ve militarist söylemleri büyük oranda benzeşirken özellikle din, İslam, kadın ve Osmanlı konularının farklı dönemlerde farklı tarzda aktarıldığı görülmektedir. En çok benzerlik darbe dönemlerinde (1960-1971-1980-1997 arasında) iken en çok farklılaşma 1950-60 ve 2002 sonrası dönemlerde (ilgili ders kitaplarında) görülmektedir. Daha genel bir çıkarım ise siyasi iktidarların makro gelişmelere ve kendi ideolojilerine uygun şekilde toplumu yeniden üretmek için ders kitaplarını araçsallaştırdığıdır.
Luce Irıgaray'da fark feminizmi
Bu tez, Luce Irigaray'da fark feminizmini incelemektedir. İki bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde feminizme ilişkin temel kavramlar ve feminizmin tarihsel arka planı verilmiştir. İkinci bölümde Luce Irigaray'ın fark feminizmi ele alınmıştır. Irigaray'ın öne çıkardığı ve sorunsallaştırdığı temsil, öznellik, aynı, fark, cinsel fark, benzerlik, öteki, dil vb. gibi kavramlar değerlendirilmiş ve bu kavramlar ışığında Irigaray'ın feminist düşünce içerisindeki katkıları değerlendirilmiştir. Aynı zamanda Irigaray düşüncesinin Freud ve Lacan özelinde psikanaliz ile ilişkisine yer verilmiş, eril dilin tahrip edilerek dişil bir yeni dilin imkânının olabilirliği tartışılmıştır. Öte yandan Irigaray felsefesinin eril dilin ya da kodun taşıyıcısı olarak görülen pek çok isim (Platon, Hegel, Nietzsche, Freud vb) ile ilişkisi de ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise elde ettiğimiz veriler doğrultusunda genel bir değerlendirme yapılmıştır.
John Dewey'in eğitim felsefesinde deneyim kavramı
Bu araştırmamızda yaşadığı dönemde yeni bir eğitim sistemi oluşturan ve döneminin eğitim filozofları içerisinde önemli bir isim olmayı başarmış John Dewey'in eğitim anlayışı ve oluşturduğu eğitim kuramında çok önemli bir yere sahip olan deneyim kavramının eğitim sistemindeki, yeri, önemi ve etkisini ele alacağız. Araştırmamızda John Dewey'in genel olarak eğitim anlayışı ve onunla ilişkili özgürlük, kültür, demokrasi, bilgi gibi kavramlar ile bunun yanı sıra John Dewey'in düşüncelerini etkileyen akımlar ve filozoflar incelenecek, eğitim üzerine düşüncelerinde deneyimin tüm yönleri, yeni eğitim anlayışına olan katkıları, döneminin geleneksel eğitim anlayışıyla kıyaslanarak gözler önüne serilecektir.
Türkiye'deki mevcut siyasi partilerin milliyetçilik anlayışlarında dinin yeri
Tez çalışmasında Türkiye'deki mevcut siyasi partilerin milliyetçilik anlayışlarında dinin yerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Günümüzde milliyetçi söylemi oluşturan yedi siyasi partinin tüzüklerinin, ideolojik kısımlarının seçilmesi yoluyla araştırma yapılmıştır. Milliyetçilik kuramları doğrultusunda, Türkiye'deki milliyetçilik anlayışlarının siyasi parti tüzükleri yoluyla çözümlenmesi çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Milliyetçiliğin ne olduğu, tarih içerisinde ne zaman ortaya çıktığı, nasıl gelişim gösterdiği, ne zaman sosyal bilimlere konu olduğu, üzerine yapılan tartışmaların ve araştırmaların neler olduğu, Türkiye'ye nasıl ve ne zaman girdiği ile milliyetçiliğin Türkiye'deki tarihsel dönüşümü çalışmanın konusu olacaktır. Milliyetçiliğin gerek Dünyada gerekse Türkiye'de tarihsel, siyasal ve toplumsal olarak yaratmış olduğu dönüşümlerden ötürü, sosyal bilimcilerin araştırma konusu olmuştur. Türkiye'de de milliyetçilik, milliyetçilik ve din üzerine çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Ancak sosyal bilimlerin güncelliğini koruması ve ülkemizde milliyetçiliğin yeni evrelere girmesinden ötürü, güncel çalışmalara her zaman ihtiyaç olduğu söylenebilir. Ayrıca bu çalışma, Türkiye'de mevcut olan milliyetçi görüşleri, siyasi partilerin tüzüklerinde, milliyetçi kuramlar doğrultusunda inceleyeceğinden, milliyetçi olarak değerlendirilen görüşlerin, ne olduğuna dair de yeni bir fikir sağlayacaktır
Kadınlarda eğitim, çalışma durumu, sosyal medya kullanımı, evlilik eğilimi, boşanma eğilimi arasındaki karşılıklı ilişkiler
Bu çalışmanın amacı; kadınların eğitim, çalışma durumu ve sosyal medya kullanımı ile evlilik ve boşanma eğilimleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu tez çalışmasında, Adana'nın merkez ilçelerinde ve Kozan'da yaşayan 18-45 yaş arasında beş farklı eğitim ve meslek grubundan 120 kadının aile kökenleri, eğitim seviyeleri, çalışma durumları ve sosyal medya kullanımlarına göre evlenme ve boşanma eğilimleri irdelenmiştir. Katılımcıların otoriter ve dini tutumları ile anne- babalarının eğitim ve gelir durumlarının evlilik ve boşanma eğilimlerine olan etkisi de araştırılmıştır. Tezin kuramsal ve kavramsal kısmında toplumsal cinsiyet, cinsiyet kültürü, evlilik, aile, boşanma ve sosyal medya kavramları ile Adana ili ve Türkiye'deki evlilik ve boşanma istatistikleri sunulmuştur. Araştırma bulgurlarına göre kadınların eğitim ve çalışma durumlarına, doğduklarında yaşadıkları yere, dini-otoriter eğilimlere, sosyal medya kullanımlarına, anne-babalarının eğitim ve gelirlerine göre evlilik ve boşanma eğilim oranları değişebilmektedir. Kadınların eğitim seviyesi ve çalışma durumu yükseldikçe evlilik eğilimi düşmemektedir fakat boşanma eğilimi kısmen artmaktadır. Sosyal medya hesabı olanların olmayanlara göre evlilik eğilimi daha düşük, boşanma eğilimi daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Kadınların eğitim ve çalışma durumları ne kadar üst seviyede olsa da sosyoekonomik ve kültürel koşullar da evlenme ve boşanma eğilimlerinde önemlidir.
Din ve okul başarısı - PİSA verileri kapsamında uluslararası bir karşılaştırma
Bu tezde makro veriler üzerinden ülkelerdeki yaygın din (mezhep) ve din eğitimi durumları ile Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sınav başarıları arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Çalışmada öncelikle 2000 ile 2015 yılında PISA sınavına giren ülkelerin puan ortalamaları analiz edilmiştir. Sırasıyla PISA 2000 ile 2015 yılına ait ülkelerin ekonomik göstergeleriyle birlikte PISA fen okuryazarlığının, matematik okuryazarlığının, okuduğunu anlama puan ortalamalarının etkileri regresyon yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca PISA 2000 ve PISA 2015 sınavına giren ülkelerin nüfus göstergeleri, insani gelişmişlik endeksleri, eğitim indeksleri, öğrenci sayıları, öğrenci kayıt oranları, zorunlu ve seçmeli din derslerinin PISA sınavına etkileri regresyon analizi kullanılarak analiz edilmiştir. 2000 yılından 2015 yılına kadar PISA sınavına katılan ülkelerin din durumlarına göre eğitimlerinin nasıl bir farklılaşma izlediği nicel araştırma yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Yine bu tezde PISA verilerinden yola çıkarak dinin eğitim üzerindeki etkisi farklı değişkenler çerçevesinde ortaya konulmuştur. Analizlerden ortaya çıkan regresyon katsayıları ile farklı yıllardaki PISA sonuçlarına ilişkin bulgular rapor edilip tablolaştırılmıştır. Bu tablolardan elde edilen bulgular yorumlanmıştır. Çalışma sonucu göstermiştir ki yıllar içerisinde dinin eğitim üzerindeki etkisi azalmakla beraber baskın olduğu ülkelerde başarı büyük oranda düşmüştür. İnsani gelişmişlik ve ekonomik düzeyin yüksek olması ise PISA başarılarını pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Herhangi bir sınav türünde başarılı olmanın diğer sınav türünde başarılı olmayı sağladığı analizler sonucunda tespit edilmiştir. Ayrıca ülkelerin demografik göstergelerinin PISA sınavı üzerinde herhangi bir etki yaratmadığı çalışmamız sonucuna ortaya çıkmıştır.
Iris Murdoch'ın felsefi eserlerinde iyilik kavramı
Bu çalışmada, yirminci yüzyıldaki önemli düşünürlerden olan Iris Murdoch'un ahlak felsefesi ve bu felsefenin temelindeki iyi kavramı varoluşçulukla ilişkisi içerisinde incelenmiştir. İlk olarak Iris Murdoch'un yaşamı ve yaşamındaki önemli dönüm noktalarının felsefesine yansılamaları irdelenmiştir. Sonraki bölümde ise ana hatlarıyla varoluşçuluğun nasıl bir felsefe olduğu, ahlak felsefesi alanındaki çıkarımları, Iris Murdoch'un ahlak felsefesi ve varoluşçuluğa sunduğu katkılar ve itirazlar tartışılmaya çalışılmıştır. Daha sonraki bölümün konusunu ise felsefe tarihinde iyi kavramının nasıl anlaşıldığı, farklı dönemlere ait düşünürlerin iyi kavramı hakkındaki görüşleri ve son olarak Iris Murdoch'un iyi kavramının incelenmesi oluşturur.
Kötülük problemine iki bakış: Augustinus ve Spinoza
Kötülük problemi felsefe tarihinde epistemoloji, ontoloji, siyaset, etik vb. birçok alanda tartışılan önemli bir konu olmuştur. İnsan var olduğu günden itibaren farklı düzeylerde de olsa bu meseleyle ilgilenmiş, evrendeki kötülükleri anlamlandırma çabasına girmiştir. Çalışmada ele alınacak filozoflardan Augustinus kötülük problemini, teodise ekseninde ele almaktadır. Kötülüğün kaynağını insanın özgür istencinde bulan Augustinus, Tanrı'nın evrendeki kötülüklerden sorumlu olmadığı görüşüyle Ortaçağ düşüncesinde etkili bir isim olmuştur. Çalışmanın diğer filozofu, Modern Dönemin ve Kıta rasyonalistlerinin önemli isimlerinden Spinoza ise kötülük problemini, meşhur Tanrı/Doğa anlayışı üzerine temellendirmiş, meseleyi ele alırken tek töz olarak içkin bir Tanrı anlayışına uygun açıklamalar yapmıştır. Kötülük problemini açıklarken mutluluğa ve dolayısıyla iyiye giden yol olarak gördüğü erdemlilik anlayışını, yaşamda kalmayı sürdürme eğilimi olarak gördüğü conatus öğretisiyle birlikte ele alarak iyi-kötü anlayışını ortaya koymuştur. Bu çalışmada Augustinus ve Spinoza'nın kötülük problemi hakkındaki düşünceleri, kendi felsefe anlayışları ve yaşadıkları çağ içerisinde ele alınacak, iki farklı çağda söz konusu meseleyle ilgili benzerlik ve farklılıklara dikkat çekilecektir.
Şenlik alayı: Spinoza'da neşe kavramının politik dönüşümü
Bu çalışma esasında kolektif birlikteliği arzulayan; kopmaların, frakral dağılmaların, kederli varolma biçimlerinin karşısına Benedict de Spinoza'nın neşe kavramını yerleştirmektedir. Bu neşe kavramı, bedenin ve zihnin bir bütün halde etkilenmesiyle bir yeğinlik eşiğini ifade eder. Elbette bütün bu yeğinlik; karşılaşmaların, kurulacak olan ilişkilerin, kolektif birlikteliğin örgütlenmesiyle oluşabilir. Bu bağlamda Spinoza'nın neşe kavramı ontolojiden, etiğe, etikten politikaya değin iyi bir yaşamın olanaklarını ifade eden etkin bir kavramdır. Bütün bunlar insanın kendi çevresiyle bağlantı kuramadığı, hali hazırda içinde yaşadığı doğanın içkin olanaklarını dönüştüremediği, onunla birlikte kendisinin de dönüşüp, değişemediği bir yüzyılda politik bir dönüşümün olanaklarını göstermeye çalışacaktır. Çünkü durağanlık ve zamanın renginin grileştiği düşüncesi herkesin zihninde yer etmektedir. Buna bağlı şekilde bulanık bir görüntüyle kederin mevcudiyetini sürekli arttırdığı felsefi, ontolojik ve politik iklim hakimiyetini sürdürmeye devam etmektedir. Beden bu durumda tamamen atıl bir pozisyondadır. Beden yoksa, neşe de yoktur. Neşe yoksa hareket de yoktur. Bütün bunların gölgesinde; kopmanın, ayrışmanın kuvvetle arttığı eşiğe gelinir. İnsan varoluşunun bütün olanaklarının atomize olduğunu görmek, hiçte zor değildir. Buna bağlı olarak yalnızlaşmanın, yalınlaşmanın, soyutlaşmanın sürekli gündemde olduğu da görülebilir. Spinoza'nın felsefesi özelde ise neşe kavramı buna karşı kolektif birlik oluşturur. Neşeli çokluğun etkin varoluşunu imleyen bu neşe nosyonu zamanın rengini birden değiştirip, bulanık görüntüyü ortadan kaldırır ve zamanı şenliğe çevirir.
Eugen Fink'in oyun kavramı
Bu tez, Eugen Fink'te Spiel (Oyun) kavramının varoluşsal boyutu üzerinden bir değerlendirmeyi içermektedir. 3 bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde oyun kavramına ilişkin genel bir tanımlamaya, sahip olduğu özelliklere, temel unsurlarına ve etimolojik kökenine değinilmektedir. İkinci bölümde Fink'in oyun kavramının üzerinde durduğu felsefi boyutu Herakleitos, Platon, Schiller, Nietzsche, Huizinga, L. Wittgenstein ve Heidegger üzerinden ele alınmaktadır. Üçüncü Bölümde Fink'in ele aldığı ve sorunlaştırdığı insani oyun ve onun varoluşsal boyutu, kült oyun kavramı, mitosun oyun yorumu, insan varoluşunun dünya ile ilişkisi ve oyun olarak dünya konusu ele alınmaktadır. Son olarak Fink'in oyun kavramını ele alış tarzı tartışılmakta ve genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı, yalnızlık düzeyi ve ruminatif düşünme biçimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Geçmişten günümüze önemi hızla artan internet, insan hayatını önemli ölçüde kolaylaştırmaktadır. İnternetin varlığı, sağladığı kolaylıkların yanında internette normalden daha fazla zaman harcamaya sebep olan ve insan yaşamını olumsuz etkileyen interet bağımlılığına da sebep olmaktadır. İnternet bağımlılığına sadece internet ortamındaki farklı seçenekler değil kişinin toplumdan kopuk olması ve sosyal açıdan kendini eksik hissetmesi olan yalnızlık ve kişinin olumsuz duygu ve düşüncelerinin ortaya çıkmasına, kendini umutsuz hissetmesine sebep olan ruminatif düşünceler de etkilidir. Bu araştırmada özellikle internet bağımlılığı, yalnızlık ve ruminatif düşünce biçimi arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmaya Çukurova Üniversitesinde eğitim görmekte olan 386 üniversite öğrencisi alınmıştır. Katılımcıların 201'i kız (%52), 185'i erkek (%48) öğrencilerden oluşmaktadır. Bununla beraber internet bağımlılığının yordanması için Çoklu Regresyon Analizi tekniği kullanılmıştır. İnternet bağımlılık düzeyi, yalnızlık düzeyi ve ruminatif düşünme biçimi ise araştırmanın ana problemini oluşturan değişkenler olarak incelenmiştir. Cinsiyet, yaş, ailenin gelir düzeyi, içinde yaşanılan aile tipi, ailenin gelir düzeyi ve genel akademik başarı ortalaması ise alt problemleri oluşturan demografik değişkenlerdir. Araştırmada demografik değişkenlerin ölçülmesi için kişisel bilgi formu kullanılmış olup, yalnızlık düzeyini ölçmek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği, internet bağımlılığı düzeyini ölçmek amacıyla İnternet Bağımlılığı Ölçeği ve ruminatif düşünce biçimini ölçmek amacıyla Ruminatif Düşünme Biçimi Ölçeği kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda İnternet bağımlılığının araştırma sorularında bahsedilen demografik değişkenlerden cinsiyetle anlamlı bir ilişki içerisinde olduğuna ulaşılmış olup; yaş, içinde yaşanılan aile tipi ve ailenin gelir düzeyi genel akademik başarı ortalaması değişkenleriyle anlamlı bir ilişkiye sahip olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İnternet bağımlılık düzeyinin, yalnızlık düzeyi ve ruminatif düşünce biçimleri değişkenleri ile anlamlı bir ilişkisi olduğu, yalnızlık düzeyinin ve ruminatif düşüncelerin, internet bağımlılığına etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: İnternet bağımlılığı, yalnızlık düzeyi, ruminatif düşünceler.
Lefebvre'in dönüşüm modelinde toplumsal farkındalık ve kısıtlılık ölçütleri ve geçerlilik düzeyleri
Bu çalışma; toplumların oluşumu, farklılaşması ve dönüşmesi süreçlerini açıklamak üzere bir model olup olamayacağı tartışmasını ele almaktadır. Bu kapsamda alan okumalarından yola çıkarak toplumsal dönüşüm modelinin belirlenmesi ve açıklayıcılığının sınanması amaçlanmıştır. Bunun için öncelikle nitel analiz ile teorik modelin ana kategorileri çıkarılmakta, bu kategorilerin somut ölçülebilir göstergeleri belirlenmekte ve ülkelere dair makro verilere dayalı olarak modelin açıklayıcılık gücü ortaya koyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Toplum, toplumsal dönüşüm, toplumsal farklılaşma
Deleuze felsefesinde olayın kurucu rolü: Leibniz okuması
Bu tez, Deleuze'ün "Olay" kavramının, Stoacılar ve Leibniz üzerinden ontolojik bir düzlemde değerlendirmesini içermektedir. İki bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde Deleuze felsefesinin temel kavramları olan Aşkınlık ve İçkinlik, Temsil ve Özdeşlik, Fark ve Tekrar ele alınmaktadır. İkinci bölümdeyse Leibniz felsefesinin Olay ve Fark kavramlarının açılımıyla Deleuze'ün Leibnizci Kıvrımı ve Leibnizci Olay mefhumu ele alınmaktadır. Sonuç bölümünde olayların ontolojik düzlemde nasıl ele alınabileceğine dair irdelemede bulunup genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Varoluşçulukta yaşamın ve etiğin teist ve ateist temellendirilmesi: Jaspers ve Sartre
İnsan yaşamının etik temellerini arama ve yaşamın anlamlandırılması çabaları, insanın var olma tarihiyle aynı yaşta olan ve günümüze kadar güçlü konumunu muhafaza etmiş bir felsefi sorundur. Varoluşçu Felsefe; insanların kendini bilimsel devrimler ardından hayal ettiği yerden çok uzakta bulduğu, dünya savaşları yoluyla kitlesel cinayetler işlediği, doğal olarak da etik krizlerle yüz yüze kaldığı yani Friedrich Nietzsche'nin de ifade ettiği gibi "değerlerin tekrar değerlendirilmesi" gereken bir dönemin ürünüdür. Çalışmamızda Varoluşçuluk ekol içinde değerlendirilen, Teist ve Ateist kanada mensup iki filozof "insanın değer arayışına" ve "etik çıkmazlara" getirdikleri öneriler bakımından değerlendirilecektir. Ele alınacak filozoflardan Jaspers, döneminin en önemli etik sorununun insanın bilim ve ya dinin baskısı altında kendine yabancılaşması ve "kişiliksizleşmesi" olarak belirlerken, Sartre ise insanı etkileyen koşulların insanın kararlarına bağlı olarak var olabileceğinin altını çizerek bilinç kaynaklı bir özgürlük anlayışına dayanarak bu sorunları aşabileceğimizi belirtmektedir. Bu çalışmada ayrıca filozofların etik sorunlara getirdikleri bakış açıları yoluyla muhteva olarak çok da farklı görünmeyen günümüz etik çıkmazlarına da çözüm önerileri getirilmeye çalışılacaktır.
Kürt, Arap ve Süryani kadınların üç farklı ilde üç kuşak boyu konumlarının ve kadına yönelik tutumlarının dönüşümü
Bu araştırma farklı etnik/anadili gruplarında ve farklı yerleşim yerlerinde bulunan yükseköğrenimli genç kuşaktan kadınların, onların annelerinin ve anneannelerinin konumlarının ve kadına yönelik tutumlarının belirlenmesi ile aralarındaki farklılaşma ve dönüşüme dairdir. Bu kapsamda Adana, Şanlıurfa ve Mardin‟de Kürt, Arap ve Süryani yükseköğrenimli genç kuşak ve onların anneleri ve anneanneleri olmak üzere 141 kadınla görüşülmüş, yükseköğrenimli kuşakla diğer iki kuşak arası, anadili grupları arası ve kentler arası farklılaşma durumu analiz edilmiştir. Anadili veya kentsel farklılaşmalar daha sınırlı düzeyde olup yükseköğrenimli genç kuşak kendi iki büyük kuşağından anlamlı derecede farklılaşmaktadır. Kadınların konumları ve tutumlarının değişimindeki farklılaşmanın temel nedeni eğitim durumları arasındaki farklılık olmakla birlikte kuşaklara, etnisiteye (anadili, din, mezhep, aşiret grubuna) ve illere (kentlere) göre de bazı anlamlı farklılaşmalar bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Patriarşi, Sınıf, Statü, Zümre/Nüfuz Grupları, Kuşak, Anadili, Toplumsal Değişme
Walter Benjamin'in felsefesinde estetik modernizm
Walter Benjamin her ne kadar sistematik bir felsefe ortaya koymamışsa da, ilk yazdığı metinden son yazdığı metine kadar olan süreçte, yazılarının temel bir problemi olduğunu görürürüz. Walter Benjamin, modern çağın bir düşünürü olarak yaşadığı çağın dinamiklerini, dönüşümlerini çözümlemeye çalışır. Onun temel sorunsalını oluşturan şey ilerleme, tekniğin gelişimi ve deneyimin dönüşümüdür. Benjamin'in estetik ve sanat teorisi bu bağlamda geleneğin çözülüşüyle birlikte sanatın kazandığı yeni işlev ve biçimleri sorgulamak, yeni kültürel pratiklerin devrimci potansiyeli açığa çıkarmaktır. Benjamin, sanatın tarihsel anlamının, tekniğin gelişimiyle bir değişime uğradığı kanaatindedir. Bu yeni biçimlerden biri de estetik modernizmdir. Estetik modernizm, geç kapitalist dönemde ortaya çıkan ve modernleşmenin krizinin farkında olan ve modernleşmeyi kıyasıya eleştiren şair, yazar ve düşünürlerin tutum ve kültürel değerlerinin toplamını ifade eder. Estetik modernizm, ilerleme yerine primitivizme, akıl yerine akıl dışılığa, gerçek yerine düşe yönelir. Walter Benjamin'in estetik modernizme yaklaşımı, modern çağın estetiğinin neliğine ilişkindir. Benjamin, estetik modernizm ile teknik ve deneyimin arasıdaki ilişkiyi çözümlemeye çalışır. Benjamin, tekniğin gelişimi ile sanatın ritüel- auratik yapsının çözüldüğünü belirtir. Bu çözülüşün sanatsal alandaki en önemli çıktısı, Aristotelesci poetikadan güçlü bir kopuşun söz konusu olmasıdır. Bu çözülme sanat eserinin dokunulamaz, hiyerarşik, anti-demokratik yapısının da çözülmesi anlamına geliyordu. Sanatla gündelik hayat arasındaki duvar kalkmıştır. Benjamin açısından tekniğin dönüşümü sanatsal pratiği demokratikleştirmiştir. Bu bağlamda estetik modernizm ile devrimci sanatın imkanlarını sorgular. Böylece, Benjamin estetik modernizmin ilerici potansiyelini açığa çıkartır. Bunu yaparken Spinoza'dan Leibniz'e Alman Yas Oyunundan Romantizme, Marx'tan Nietzsche'ye, edebiyattan sinemaya, Freud'tan Bergson'a kadar kadar çok geniş bir spekturumda çalışmalarını yürütmüştür. Yazmış olduğu metinler kendisinden sonra pek çok düşünürü ve yazarı etkilemiştir. Felsefeden kültürel çalışmalara, sanattan siyasete uzanan geniş bir alanda özgün bir filozof olarak yerini almıştır.
Bir hayalet siyaseti: Derrida'nın Marx okuması üzerine bir inceleme
Bu çalışma Fransız felsefesinde önemli bir yere sahip olan Derrida'nın Marx'ı/Marksizm'i Hauntoloji merkezli bir siyaset kavrayışıyla nasıl okuduğunu sorunsallaştırmaktır. Derrida'nın Marx okuması miras, yas, vaat, bellek vs kavramları üzerinden deneyimlenir. Derrida'nın hayalet kavramı üzerinden yorumladığı bu okuma, hayaletleri anmayı ve belleğe sahip çıkmayı gerektirir. Bu sebeple hayalet siyaseti, bir bellek siyaseti yapmayı da getirir. Zira hayaletler geçmişin, şimdinin, geleceğin izlerini, mirasını taşırlar. Bu amaçla, ilk bölümde Derrida'nın hayalet siyasetinin kökenlerine değinilecek ve onun bu perspektif üzerinden geliştirdiği tartışmanın ard alanı değerlendirilecektir. İkinci bölümde Derrida'nın "Son" teorilerine özellikle de Fukuyama'nın "Tarihin Sonu" söylemine karşı hauntolojiyle direnebilmenin olanağı ele alınacaktır. Çünkü hayaletlerin bir sonu yoksa tarihin ve Marksizm'in de sonu yoktur. Bu bağlamda Marx'ın/Marksizm'in hayaletlerinin bu tartışmadaki rolü açığa çıkarılmak suretiyle Derrida'nın Marx okuması üzerine detaylı bir inceleme yapılacaktır. Üçüncü bölümde ise adalet namına mesihçi bir eskatolojinin olanağı sorgulanacak ve buradan doğacak tartışmaların yani Derrida'nın mesihçi vaatte betimlediği şeyin," adalet", "gelecek demokrasi" "egemenlik" ve "laiklik" fikirleriyle nasıl bir ilişki ağına girdiği ortaya koyulacaktır.
Deprem sürecinde otizmli çocukların yaşadığı hane içi iletişim güçlükleri
Bu araştırmada OSB'li çocukların deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrası hane içindeki iletişim durumları ve iletişim güçlükleri kıyaslamalı olarak incelenmiştir. Bu kapsamda 69 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmış, Adana'da 6 Şubat 2023 Depremini yaşayan otizmli çocuğa sahip ailelerin otizmli çocuğa birincil dereceden ilgilen 19 anne 1 yaşam koçu olmak üzere 20 katılımcı ile görüşülmüştür. Betimsel analizler ve bazı fark ve varyans analizleri yapılmış, bunun için Jamovi programından yararlanılmıştır. Adana'da deprem öncesine kıyasla deprem sonrasında ilgilenen kişi ve yaşadıkları hane aynı kalmakla birlikte OSB'li çocukların iletişiminde anne ve baba ağırlığı artmış; çocuklar sözel iletişimden işaret ve bedensel gibi sözel olmayan yöntemlere yönelmiş; ifade edememe, ağlama ve endişe tepkileri artmış; uyku düzenleri, iletişim biçimleri, oyun ve ödev rutinlerinde sınırlı değişiklikler görülmüştür. Bu sonuçlar OSB'li çocukların iletişimleri üzerinde aile içi etkileşimin, rutinlerin korunmasının ve çevresel faktörlerin etkisini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, İletişim, İletişim Güçlükleri, Afet, Deprem
Çağdaş bilinç sorunsallığı üzerine kuantum teorisi bağlamında incelemeler
Bu çalışma bilinç sorunsallığını ele almaktadır. Bugünün tüm bilimsel gelişmelerine rağmen bilinç için genel olarak kabul edilen bir tanım yoktur. Bundan dolayı öncelikle bilinç kavramını ele aldık. Birinci bölümde: Bilinç ile ilgili çalışmalarda bilinç kavramının ne olduğu ve nasıl oluştuğu ile ilgili fikirlerin genel bir çerçevesini çıkarmaya çalıştık ve felsefe tarihinde bilincin hangi kavramlara karşılık geldiğine baktık. Baktığımızda bilinç bugünün bilimsel çalışmalarının vermiş olduğu anlamlardan ziyade felsefi ve bilimsel gelişmelere bağlı olarak değişmektedir. Bu bilimsel gelişmelerden klasik fiziğin getirmiş olduğu bilimsel yöntem ve felsefe anlayışına bağlı olarak bilinç konusu zihin felsefesi ve sinir bilim alanında incelenmektedir. Kuantum teorisinin gelişmesiyle birlikte klasik fiziğin getirmiş olduğu bilimsel yöntem ve felsefe anlayışı birçok bilim insanı ve felsefeci tarafından eleştirilmiş ve yetersiz bulunmuştur. Kuantum teorisinin felsefi içerimlerini de içerecek şekilde kuantum mekaniği-beyin-bilinç ilişkili birçok kuram ileri sürülmüştür. Bu bağlamda ikinci bölümde: klasik fizik temelli ve kuantum fizik temelli bilinç yaklaşımları ele alınıp karşılaştırılması yapılmıştır. Sonuç olarak her ne kadar kuantum mekaniği temelli bilinç kuramları epistemolojik açıdan daha kapsayıcı olsa da bilinç konusunun ontolojik-metafiziksel bir konu olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan aynı dönemlerde ortaya çıkan kuantum teorisinin felsefi içerimlerinin kavramları ile post yapısalcı felsefenin kavramları paralellik göstermektedir. Bu bağlamda üçüncü bölümde: bilinç konusu bu kavramlar çerçevesinde yorumlayıp ontolojik-metafiziksel bir konu olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. Bu çalışmanın bilinç sorununa bilim-felsefe bağlamında katkı sağlanması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Bilinç, bilinç kuramları, klasik fizik, kuantum teorisi, felsefe
Lise öğrencilerinde dijital bağımlılık ve beş faktör kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmayla lise öğrencilerinde Dijital Bağımlıklık Ölçeği ve Beş Faktör Kişilik Ölçeğinden faydalanarak toplanan veriler ışığında ikisi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca Dijital bağımlılık ile beş faktör kişilik özellikleri arasındaki ilişkide araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formunda bulunan yaş, cinsiyet, sınıf, anne-baba eğitim düzeyi, kardeş sayısı, dijital aletlerde geçirdikleri süre ve dijital aletleri kullanım amacına yönelik önemli tespitlerde bulunulmuştur. Bu araştırmanın örneklem grubunu Adana ili Yüreğir ilçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi bir Anadolu lisesinde öğrenim gören, okul başarı puanı ve türü dikkate alınmaksızın seçilmiş 301 (194 kadın, 107 erkek) öğrenciden oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak 10 sorudan oluşan Ergenler ve Gençler için Dijital Bağımlılık Ölçeği, 50 sorudan oluşan Beş Faktör Kişilik Envanteri ile araştırmacı tarafından oluşturulmuş Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde SPSS 25.00 programı kullanılmış, Büyük Beş-50 Kişilik Testi Ölçeği ve alt boyutları ölçeğini kullanarak ergenler ve gençler için dijital bağımlılık ölçeği değişkenini yordamak amacıyla tek yönlü birçok değişkenli varyans analizi T- testi ve ANOVA istatiksel programla analiz edilmiştir. Bu analizlerde betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum) ve parametrik testler uygulanmıştır. Ergenler ve Gençler için Dijital Bağımlılık Ölçeği Güvenirlik Analizi sonucunda, güvenirlik katsayısı, 838 olarak tespit edilmiştir. Bu oran ölçeğin güvenilir olduğunu göstermektedir. Büyük Beş-50 Kişilik Testi Türkçe Ölçeği Güvenirlik Analizi sonucunda, güvenirlik katsayısı, 717 olarak tespit edilmiştir. Bu oran Beş faktör kişilik ölçeğinin güvenilir olduğunu göstermektedir. Çalışmanın sonucunda dijital bağımlılık ile beş faktör kişilik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Konuyla ilgili görüşler bildirilmiş, önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Lise öğrencileri, dijital bağımlılık, beş faktör kişilik özellikleri
Felsefi denemede "Kendini bilme"nin anlam ve sınırları: Montaigne, Cioran ve Nermi Uygur
Bu tezin araştırma konusu "kendini bil" anlayışının Aydınlanma dönemi ve sonrasındaki gelişiminde "deneme" türünün etkisi üzerinedir. Dolayısıyla bu tez "kendini bil" kavramının Montaigne, Cioran ve Uygur‟un denemeleri bağlamında incelemesini içermektedir. İlk bölümde kendini bilmenin sınırlarına ve felsefe tarihindeki yerine kısaca değinilmiştir. İkinci bölümde Montaigne‟in insan ve kendini bilme anlayışı etik, siyasi, varoluşsal ve metafizik olarak ele alınmıştır. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde Cioran ve Uygur‟un düşünceleri aynı çerçevede incelenmiştir. Son kısımda ise Antik dönemdeki "kendini bil" düşüncesinin deneme etkisiyle yeniden doğup doğmadığı tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Cioran, cesaret, etik, insan, kendini bilme, metafizik, Montaigne, ölçülülük, özgürlük, siyaset, Uygur, varoluş.
Çocuklar için felsefe bağlamında Mustafa Ruhi Şirin'in bazı eserlerinin incelenmesi
Bu çalışma Mustafa Ruhi Şirin'in bazı şiir ve hikayelerinin çocuklar için felsefe etkinliğinde bir uyaran olarak kullanılabileceğini göstermek için yapılmıştır. Bu çalışmada çocuklarla felsefe yaklaşımının derinlemesine ve ayrıntılarıyla incelenebilmesi için 'literatür taraması' tercih edilmiştir. Araştırmada nitel veri toplama yöntemlerinden döküman incelenmesine dayalı içerik analizi tarama modeli kullanılmıştır. İncelenen metinlerin hermeneutik okuması ve yorumu yapılmıştır. Mustafa Ruhi Şirin alanında yayınlanmış yüksek lisans, doktora tezi, yayınlanmış eserleri, makale ve yayınlanmış diğer yazılarının incelenmesinden oluşmaktadır. Bu kapsamda Mustafa Ruhi Şirin'in "Aşk Olsun Çocuğum Aşk Olsun", "Dünya Kardeş Sobe" şiir kitapları ve "Her Çocuğun Bir Yıldızı Var" öykü kitabı Çocuklar İçin Felsefe (ÇİF) eğitim programı bağlamında incelenmesi, çocuklar için felsefeyi eğitim sürecinde kullanmak isteyen kolaylaştırıcıya yol gösterecek bir referans oluşturması ve uygulamaya yönelik önerilere yer verilerek felsefi anlamların ortaya çıkarılması bu çalışmada planlanmıştır. Çalışmanın inceleme nesnesi olarak belirlenen eserler üzerinde gerçekleştirilen çözümlemeler sonucu, eserlerin çocuklar için felsefe etkinliğine uygun bir araç olarak kullanılabileceği ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Mustafa Ruhi Şirin, çocuklar için felsefe, düşünme
Durkheim sosyolojisi ve Durkheım'ın sosyolojik düşünceye katkıları
Bu araştırmada, Durkheim sosyolojisi ve Durkheim'ın sosyolojik düşünceye katkıları çeşitli yönleriyle incelenmiştir.Birinci bölümde, problem durumu, araştırmanın amacı, önemi, yöntemi belirtilmiştir.İkinci bölümde, Durkheim'ın hayatı, Durkheim'ın yapıtları, Durkheim'ı etkileyen düşünce akımları ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümde Durkheim'ı etkileyen A. Comte'nin pozitivist sosyolojisi ve sosyolojik düşünceye katkıları üzerinde de durulmuştur.Üçüncü bölümde, Durkheim sosyolojisinin genel özellikleri ana başlığı altında, Durkheim'a göre sosyolojinin konu ve yöntemi, Durkheim'ın toplumsal işbölümü anlayışı ve bu alt başlık altında mekanik ve organik dayanışma konuları, ayrıca Durkheim'ın intihar anlayışı ve türleri, Durkheim'ın din teorisi ve Durkheim'ın din teorisinde ulaştığı sonuçlar, Durkheim'ın bilgi kuramı ve bilgi sosyolojisi konuları ele alınmıştır. Araştırmanın bu bölümünde son olarak Durkheim'ın sosyolojik düşünceye katkıları üzerinde durulmuştur.Araştırma sonunda Durkheim sosyolojisi ve Durkheim'ın sosyolojik düşünceye katkıları ile ilgili bazı sonuçlara ulaşılmış, bu sonuçlar tartışılmış ve bazı öneriler geliştirilmiştir.
Necati Öner'in mantık bilimine katkıları
Bu araştırma Necati Öner'in mantık bilimine yaptığı katkıları incelemek üzere hazırlanmış ve ortaya koyduğu kavramlara değinilerek mantık anlayışı derinlemesine incelenmeye çalışılmıştır. Araştırma, bu amaçlar doğrultusunda Öner'in mantık anlayışını bir bütün olarak ele almıştır.Birinci bölümde; araştırmanın amacı, önemi, yöntemi ve konuyla ilgili diğer çalışmalar ele alınmıştır.İkinci bölümde; Necati Öner'in yaşamı ayrıntılı biçimde incelenmiş, eserleri, ilmi şahsiyeti, felsefi-mantıki çizgisinin temellerini oluşturan düşünsel ilgileri kapsamlı olarak açıklanmıştır.Üçüncü bölümde; Öner'in doktora tezi ''Tanzimattan Sonra Türkiye'de İlim ve Mantık Anlayışı'' doğrultusunda Türkiye'de mantığın tarihsel süreç içindeki seyri ele alınmıştır. Mantık üzerine tanımlar, belli dönemlerde görüşleriyle etkin olan düşünürlerden örnekler verilmiş ve İslam dünyasındaki mantık, Osmanlı medreselerindeki mantık, Tanzimat öncesi ve Tanzimat sonrası mantık anlayışları derinlemesine incelenmiştir.Araştırmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Öner'in doçentlik tezi ?Fransız Sosyoloji Okuluna Göre Mantığın Menşei Problemi? temelinde Öner'in Fransız Sosyoloji Okulu'nu eleştirisi ve mantığın kaynağı problemi üzerinde durulmuştur. Sınıflama, zihniyet, ilkel düşünce, iştirak, kategori ele alınan başlıca konulardır. Temel zihniyetlere üçüncü bir zihniyet olarak eklenen eleştirel zihniyet kavramı, Öner'in ikinci dereceden zihniyetlere neden tutum adını verdiği incelenen diğer konulardır.Dördüncü bölüm ise Öner'in mantık anlayışında oldukça önemli bir yere sahip olan aklın ilkelerini içermektedir. ?Mantığın Ana İlkeleri? başlığı altında Öner'in profesörlük tezi ?Mantığın Ana İlkeleri ve Bu İlkelerin Varlıkla Olan İlişkileri? ele alınacaktır.Araştırmanın sonunda ise Öner'in mantık anlayışı ile ilgili genel bilgilere ulaşılmış; bu bilgiler tartışılmış ve yorumlanmıştır.Anahtar Sözcükler: Eleştirel zihniyet, Tutum, Akıl ilkeleri, Zihniyet.
Jose Ortega Y. Gasset'de insan ve toplum
Bu çalışmanın amacı, Jose Ortega Y. Gasset felsefesinde insan ve toplum kavramlarını, insan ve toplum arasındaki ilişkiyi, günümüzde insan ve toplumun geldiği sıkıntılı noktaları ele almak, bu problemlere J. Ortega Y. Gasset'nin sunduğu çözüm önerilerini incelemektir. Kullanılan kaynaklar başta J. Ortega Y. Gasset'nin eserleri olmak üzere, onun hakkında yazılan kitaplar ve makalelerden oluşmaktadır.Çalışmanın birinci bölümünde, ele alınan konunun problem durumu, çalışmanın önemi, amacı, sınırlılıkları, kullanılan yöntem açıklanmış ve konuyla ilgili daha önce yapılan çalışmalar yer almıştır.Çalışmanın ikinci bölümünde, Ortega Y. Gasset'in hayatı, eserleri ve yetiştiği dönemin felsefi ortamı açıklanmıştır.Çalışmanın üçüncü bölümünde, Ortega Y. Gasset'in temel kavramları ve bu kavramlar arasında insan ve toplum felsefesinin yeri açıklanmıştır.Çalışmanın dördüncü bölümünde ise Ortega Y. Gasset'in insan anlayışı, toplum anlayışı, insan ve toplum arasındaki ilişki ve Ortega Y. Gasset'in günümüz açısından oluşturabileceği açılımlar ele alınmıştır.
Ortaöğretimde öğretim ilke, yöntem ve teknikler açısından mantık öğretimi
Bu araştırmada Türkiye'de ortaöğretimde öğretim ilke, yöntem ve teknikler açısından mantık öğretimi çeşitli yönleriyle incelenmiştir.Birinci bölümde problem durumu, araştırmanın amacı, önemi, yöntemi belirtilmiştir.İkinci bölümde mantığın bir bilim olarak kuruluşu ve tarihçesi, mantığın diğer bilimlerle ilişkisi, mantığın tanımı, konusu ele alınmıştır. Ayrıca mantığın ve mantık öğretiminin önemi, mantık-dil-düşünce ilişkisi üzerinde durulmuştur.Üçüncü bölümde Türk Eğitim Sisteminde mantık öğretiminin genel görünümü ele alındıktan sonra 1924'ten günümüze mantığın öğretim programlarında yer alış durumu ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde Cumhuriyetten günümüze kadar olan ders programlarının amaçları, içerikleri, üniteleri karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Halen uygulanmakta olan mantık dersi öğretim programı program geliştirme açısından ele alınmıştır.Dördüncü bölümde mantık öğretiminde planlamanın nasıl yapılabileceği ve mantık ders kitapları seçimi üzerinde durulmuştur.Beşinci bölümde öğretim ilke, yöntem ve teknikler açısından ortaöğretimde mantık öğretiminde kullanılabilecek öğretim stratejileri, öğrenme modelleri, öğretme yöntemleri, teknikleri incelenmiştir. Ayrıca mantık öğretiminde araç-gereç kullanımı üzerinde durulmuştur.Altıncı bölümde mantık öğretiminde ölçme ve değerlendirme, ölçme araçlarının özellikleri, mantık öğretiminde bilişsel ve duyuşsal davranışların ölçülmesi, mantık öğretiminde kullanılabilecek ölçme teknikleri, değerlendirme ve not verme ele alınmıştır.Araştırma sonunda Türkiye'de mantık öğretimi ile ilgili bazı sonuçlara ulaşılmış, bu sonuçlar tartışılmış ve bazı öneriler geliştirilmiştir.
Ortaöğretim kurumlarındaki izcilik faaliyetlerinin sosyolojik açıdan incelenmesi "Kütahya ili örneği"
Bu çalışma ile, orta öğretim kurumlarında sürdürülen izcilik çalışmaları aracılığıyla verilen izcilik eğitiminin, bu eğitime katılan öğrencilerin sosyalleşmeleri ve olumlu kişilik özellikleri geliştirmeleri üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında Türkiye'deki ve Dünyadaki izcilik hareketinin gelişimine değinilmiş, izciliğin olumlu kişilik özelliklerinin kazanılması ve sosyalleşme üzerindeki etkisini saptayabilmek amacıyla da bir anket hazırlanarak izcilik eğitimi alan ve izcilik eğitimi almayan iki ayrı öğrenci grubuna uygulanmıştır. Ölçek sonuçları bağımsız gruplar için t-test ile analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda izcilik faaliyetlerine katılan öğrencilerin, faaliyetlere katılmayan öğrencilere oranla daha olumlu davranış özellikleri gösterdikleri sonucuna ulaşılmıştır.
Sosyolojik açıdan liderlik ve yöneticilik: Ankara il merkezi orta öğretim kurum müdürlerinin liderlik ve yöneticilik vasıflarına uygunluk düzeyleri konusunda bir araştırma
Bu araştırma ile, orta öğretim kurumlan genel lise müdürlerinin, yöneticilik statülerinin gerektirdiği liderlik rolleri; demokratik, karizmatik, katılımcı, kişiler arası ilişkilerde, bireysel ihtiyaçları karşılamada, modern liderlik kuramlarında ve öğretimsel olmak üzere yedi ayrı özellik şeklinde tespit edilmiş ve büyük ölçüde sos yolojik bir bakış açısıyla ele alınmıştır Araştırmada, Ankara ili sınırları içerisindeki sekiz merkez ilçede yer alan ort:ı öğretim kurumları genel lise müdürlerinin, belirlenen bu özelliklere uygunluk dü zeylerinin ne durumda olduğunun, sözü edilen okullarda görev yapan öğretmenlere uygulanan bir anket çalışması ile ortaya konulması amaçlanmış, hazırlanan sorularda müdürlerin grup yapısını ve yaşamını ne şekilde etkiledikleri, öğretmenlerle olan ilişkilerinde ne gibi davranışlar sergiledikleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak kullanılan anketin içerik geçerliliği için uzman görüşlerine başvurulmuş, iç tutarlılığını hesaplamak üzere madde istatistikleri yapılmış, güvenilirlik hesabı için ise önceden 84 öğretmene uygulanmıştır. Anket d 7 okuldaki 4556 öğretmenden 366 öğretmen üzerinde yapılmıştır Anketlerin geri dönüş oranı yüzde yüzdür. Anketten elde edilen verilerin çözümlenmesi için SPSS paket programından yararlanılmıştır. Çözümlemelerde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma ve t-testi teknikleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularından elde edilen sonuçlara göre, Ankara ili merkez ilçele rinde bulunan genel lise müdürleri demokratik, karizmatik, kişiler arası ilişkilerde. bireysel ihtiyaçları karşılamada, modern liderlik kuramlarında, katılımcı ve öğretim sel liderlik yeterliliklerini "orta" düzeyde sergilemektedirler. Öğretmenlerin cinsi yetlerine göre ise, okul müdürlerinin liderlik boyutlarını algılamaları arasında an lamlı farklılıklar bulunmamaktadır.