Gazi University
Discipline

Sociology

Gazi University

1,983

Archived Theses

5

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çağdaşlaşma kapsamında başörtüsü: Sorunlar ve kazanımlar

Bu çalışma "başörtüsü" sembolü üzerinden Türkiye modernleşme sürecinin son aşamasını bir yönüyle ele alır. Osmanlı'nın son evresinde başlayan modernleşme tarihimiz Cumhuriyet ile birlikte niteliksel bir farklılaşma yaşamıştır. Kendi mazisini ve bazı toplumsal kesimleri öteki olarak kabul eden çağdaşlaşmacı elitler "öteki"yi yansıtan her türlü simge ve ritüelin toplumsal alanlarda görünürlüğünü en aza indirmek istemiştir. Bu bağlamda başörtüsü de yok sayılmak istenir. Türkiye'de başörtüsü yasağının 50 yıllık bir geçmişi vardır. Ancak AK Parti iktidarının son 4 yıl içerisinde yaptığı yasal düzenlemelerle yasak sona erdirilir. Ne var ki geçmiş dönemlerin aksine laik siyasi aktörler direnişe geçmez. Aksine İslami sembollerle barışık bir izlenim vermek isterler. Çünkü başörtüsü artık toplumsal uyum çerçevesinde karşı konulamayacak biçimde gündelik hayatın bir parçasına dönüşmüştür. Başörtüsünün yeniden meşruiyet sürecinde iki toplumsal dinamik tespit edilebilir. Birincisi başörtülü kadınların her şeye rağmen ortak kullanım alanlarında var olma mücadelesidir. Bu kadının modern hayata dâhil olma ısrarıdır. Diğeri ise İslami kesimin siyasi aktörlerin bürokrasi üzerinden daha önce periferiyi temsil eden geniş kitleleri merkeze taşıma hamlesidir. İslami aktörler geçmiş dönemlerde dışlanmanın verdiği uç söylemleri değiştirerek, kapsayıcı bir siyasi dile kavuşmuşlardır. Tedrici dönüşüm olarak beliren politik taktik aslında hedeflerinin dışında modernleşmenin kitleselleşmesini sağlamıştır. İslami aktörlerin siyasi ve iktisadi bürokrasi ile tanışmalarının geçmişi daha eskiye dayansa da bu ilişki AK Parti döneminde kurumsallaşır. Böylelikle İslami talep, sembol ve uygulamalar sistem içileşir. Başörtüsü modern bir unsura dönüşür. Bu bağlamda geriye dönük bir okuma yapıldığında laik aktörlerinin iddialarının aksine 28 Şubat "çağdaşlığı koruyan" post-modern bir müdahale değil toplumsal kesitleri dışlayan anti-modern bir girişimdir. İçinde bulunduğumuz dönem ise din üzerinden toplumsal gerilimlerin en aza indiği bir normalleşme sürecidir. Anahtar Kelimeler: Başörtüsü, İslamcılık, Modernleşme, Çağdaşlaşma, Meşruiyet

Baş örtüsüMeşruiyetModernleşme+3
Bahattin Cizreli
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Varlık'ın semptomu olarak Leviathan

Bu tezin amacını kısaca şöyle özetleyebilirim: Birincisi, Hobbes'un siyaset felsefesini bir sosyal teori haline getirmek; ikincisi, Aristoteles, Hobbes, Kant, Hegel, Heidegger, Derrida, Girard, Kristeva ve Zizek arasındaki paralellikleri göstermek; üçüncüsü Lacancı psikanalizin Zizek tarafından nasıl da bir sosyal teori haline getirildiğini cinsellik sosyolojisi merkezinde göstermek; dördüncüsü, Hobbes'un siyaset felsefesinin Lacancı-Zizekçi psikanalizle olan mütekabiliyetini ortaya koymak; beşincisi, Zizek'in ihmal ettiği Aristoteles metafiziğini, Hobbes'un siyaset teorisini ve mahremiyetin ekonomisini Zizek'in teorisine ilhak etmektir. Bizler, cinsellik hakkında sahiden konuşmaya başladığımızı zan ya da iddia ettiğimizde, konuşmanın sınırlarını tâ en başından beri "patolojik" cinsel kimlikler olarak tayin ettiğimiz için tam da cinselliğin patolojisini, failler-arası günlük ampirik tezahürünü, cinsel kimliklerimizle boy gösterdiğimiz toplantılarda bile aramızda katiyen cinsel etkileşim olmadığını tahayyül etmemizi mümkün ve mecbur kılan ideolojik fantezimizi ihlal eden semptomlarını sessizleştirmeye içtimai olarak karar vermiş haldeyiz. (Cinsel) ilişkilerimize dair kurduğumuz içtimai fanteziyi ihlal eden âdî semptomlar (tahrik olma, şehvetlenme, farkında olarak ya da olmayarak tâciz etme vs.) sadece günlük hayatımızda değil aynı zamanda sosyolojik çalışmalarımızda da maskelenmektedir. Bu yüzden cinsellik meselesine dair esaslı bir cevap verebilmek için fantezi ile semptom arasındaki ilişkinin etraflıca irdelenmesi gerekmektedir. Bu da ancak, istisna ile yasa ve bu dikotominin devamı olan diğer dikotomilerin; cüzi ile küllînin, misal ile sınıfın, a/dunamis ile energia'nın, köle ile efendinin, mahrumiyet ile mahremiyetin, Leviathan ile siyasî/içtimaî durumun, transandantal fail ile numenanın, Geist ile ideanın, dasein ile Sein'ın, Gerçek ile gerçekliğin, mülhak ile Yasa'nın, OHAL ile hukukun, oikos ile polis'in, kadın ile erkeğin, hayvan ile insanın arasındaki ilişkinin ontolojik tahliliyle mümkün olabilir. Böyle bir tahlil yapabilmek içinse, Kıta Avrupası Felsefesi'nin istisna-yasa merkezinde telif edilmiş en kanonik metinlerini birbirleriyle irtibatlı okumak lazımdır. Mevzubahis ettiğimiz cinsellik meselesinin çekirdeğini teşkil eden fantezi-semptom ikiliğinin mucidi olan Lacancı Psikanaliz'in, istisna-yasa dikotomisinin bütününe şâmil tahlilleri deruhte eden felsefeyle olan irtibatının zorunluluğunu ve katiyetini tespit etmek için, Lacan'ın teorisinin kalbinde yer alan bütün ikiliklerin de [kadın-erkek, şuurdışı-şuur, lafzileştirmenin faili-lafzileştirilen fail, Gerçek-simgesel, jouissance-haz (ilkesi), küçük öteki-büyük Öteki, dürtü-güdü, amel-fiil, ölüm-simge, arzu-talep, ana kasteden (kapitone noktası)-kasteden (zinciri), nazar-bakış, boş konuşma-tam konuşma, rüya-gerçeklik, şey-simgesel düzen] yasa-istisna dikotomisinin, o kendi kendinin yapısökümünü ilânihaye yapıp duran diyalektik yapısında vücut bulduklarını teslim etmemiz icap etmektedir. Bize göre istisna-yasa ilişkisinin paradoksal ontolojisini ayan beyan tahlil etmiş ilk (modern) filozof Hobbes'tur. Bununla beraber, fantezi-semptom ikiliğine bağlı olarak cinsellik meselesi esasen psikanalizin sahasına girdiği; Hobbes'a müracaat etme sebebimiz de psikanalizin Kıta Felsefesi'yle ve bu felsefeyle rabıtalı olan sosyolojiyle, istisna-yasanın o engin ve kaygan ontolojik pistinde nasıl da muhteşem bir uyumla vals yaptığını göstermek olduğu için, tezin merkezinin diğer yarısına, Lacancı psikanalizi Kıta Avrupası Felsefesi'yle mukayese edip son derece sofistike bir sosyal teoriye dönüştürmüş olan Zizek'i yerleştiriyoruz. Böylelikle Hobbes'la Zizek'in, biz görmeden çok evvel, sanki tek bir bedenmişçesine vals yapıyor olduklarını Viktoryen gözlerin önüne sermeye çalışıyoruz. Hobbes'tan kastımız, Hobbes'un geliştirdiği felsefenin tamamı değildir; daha ziyade Hobbes'un Leviathan kitabında doğa durumu ve içtimaî sözleşme üzerine kaleme aldığı bölümlerdir. Bu kısa bölümlerde Zizek'in sosyal teori piyasasında tedavüle koyduğu Lacan'ın psikanaliz kavramlarının başlıcalarını tespit ediyoruz. Dolayısıyla Zizek'in Lacan'ı açıklamak ve doğrulamak için kullandığı bütün felsefeciler de Hobbes'u açıklıyor ve doğruluyorlar. Bu tezde hem Hobbes ve Zizek (ve dolayısıyla Kant, Hegel, Marx ve Lacan ve ayrıca Aristoteles, Schmitt, Foucault, Agamben ve Derrida) arasındaki rabıtları tespit edip açıklamaya hem de Zizek'in lafzileştirdiği Lacancı psikanalizin tam da bir sosyal teoriye tekabül ettiğini göstermeye çalıştım. Bu minvalde Zizek'in ideoloji, fail, (içtimaî) gerçeklik, fantezi, semptom, sinthome, fallus, gerçek-muhayyel-simgesel (makamları), büyük Öteki, babanın-adı, jouissance, arzu, objet petit a, Yasa, erkek, kadın ve antagonizma kavramlarını Hobbesçu bir çerçevede, Hobbes'un doğa durumu, Leviathan, siyasi durum ve içtimai sözleşme kavramlarını da Zizekçi bir çerçevede izah etmeye gayret ettim. Anahtar Kelimeler: Leviathan, siyaset teorisi, mahremiyet, sosyal teori

LeviathanSiyasal kuramSiyaset felsefesi+2
Süheyp Öğüt
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupamerkezcı̇ bı̇r ı̇nşa olarak "İslamı̂ ı̇konoklazma tezı̇"nı̇n eleştı̇rel analı̇zı̇

Bu tez Müslümanların imge ile ilişkisini ikonoklazma kavramıyla açıklamaya çalışan yaklaşımların eleştirisidir. Müslümanların imgeye ile ilişkisini başka etnik, siyasi ya da dini grupların heykel, resim ya da sanat eserlerine verdiği tepkiden ayrıştıran yaklaşımlar bu tezde İslami İkonoklazma Tezi şeklinde kavramsallaştırılmıştır. Bu yaklaşımlar, çağdaş dönemdeki iki provokatif eylem üzerinden tartışılmıştır: Taliban'ın Bamyan Budalarını yok etmesi ve Danimarka Karikatürleri. Bu tezde, Avrupamerkezci bir iktidar söylemi olarak İslami İkonoklazma Tezi'nin soykütüğü sunulmuş, bu söylemin İslam ya da İslam'ın imgeye yaklaşımı ile değil, Avrupa'nın kimliğinin kuruluşu ile ilişkili olduğu savunulmuştur. Bu nedenle İslami İkonoklazma Tezi, Leibniz'den Kant'a, Hegel'den Riegl'e kadar Avrupa fikrinin kurucu figürlerinin Batılı Özne'nin teşekkül sürecini çevreleyen tartışmalarında sürekli karşımızda çıkan bir temadır. Bu söylem, İslam'ı Batı'nın radikal dışsallığı şeklinde konumlandırarak, İslam'ı zamansal ve mekânsal olarak ötelemektedir. Bu yüzden İslamî olan, Batılı varoluşun ikili karşıtlıklarındaki imtiyazsız ortak olarak temayüz eder: Sanat-İkonoklazma; Demokrasi-Fundemantalizm, Din-Sekülarizm. Bu nedenle, İslami İkonoklazma Tezi Sanat Tarihinin ve Estetiğin ortaya çıkışından, sanat normativitesinin oluşumuna, İslam Sanatı Tarihi'nden Müslümanların Avrupa'daki yerine kadar Avrupa'nın Avrupalılığını sorgulayan tüm tartışmalarda karşımıza çıkar. İslami İkonoklazma Tezi'nin Müslümanlar tarafından öz- oryantalistleştirme süreciyle içselleştirilmesi, bu söylemi kullanışlı bir alet haline getirmiştir. Bu tez, Müslümanların imge ile ilişkisini İslamî İkonoklazma Tezi çerçevesinde okumayı reddetmektedir. Bunun yerine, Müslümanlar açısından imgenin ontolojisini daha iyi takdir etmek için imgenin Avrupamerkezci kurulumu ile eleştirel bir angajmana girmeyi teklif etmektedir. Anahtar Kelimeler: İkonoklazma, Avrupamerkezcilik, Diskur

AvrupamerkezcilikEleştirel kuramOryantalizm+7
Nuh Yılmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal teoride indirgemecilikten sentezciliğe: Berger ve Luckmann

Günümüze kadar sosyal teorinin gelişimine bakıldığında sosyolojinin konusunun ne olduğuna dair indirgemeci olarak ifade edilebilecek yaklaşımların hâkim olduğu görülmektedir. Bu yaklaşımlar sosyolojinin konusunu ya sınıf, işbölümü, devlet, kurum gibi makro boyuttaki yapılara ya da birey eylemleri, bireyler arası ilişkiler gibi mikro boyuttaki gündelik hayata indirgemektedir. Günümüze gelindiğinde ise sosyolojinin inceleme nesnesini, konusunu belirlemede ortaya çıkan bu indirgemeci yaklaşımlardan farklı olarak daha bütünlüklü, daha sentezci bir biçimde hem makro hem de mikro konuları birlikte ele alan yaklaşımlar söz konusudur. Sosyolojinin nesnesini belirlemede sentezci yaklaşımın önde gelen örneklerinden birisi de Berger ve Luckmann'ın sosyal inşacı yaklaşımıdır. Bu noktada çalışmanın temel amacı Berger ve Luckmann'ın sosyolojinin nesnesinin ne olduğuna dair görüşlerinin tahlil edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak sosyolojideki indirgemeci yaklaşımlara göre sosyolojinin konusunun ne olduğu tespit edilmiştir. Ardından Berger ve Luckmann'ın sosyolojinin konusunu birey-toplum diyalektiği biçiminde sentezleyerek ortaya koydukları yaklaşımları ele alınmıştır. Berger ve Luckmann'ın sentezci, diyalektik yaklaşımları dışsallaştırma, nesnelleştirme ve içselleştirme uğrakları ile ortaya koyulmuştur. Çalışmanın sonucunda ise Berger ve Luckmann'ın diyalektik yaklaşımlarının sosyolojinin konusunu belirlemede diğer sosyal teorilere nazaran daha kapsayıcı olduğu tespit edilmiş, indirgemeci yaklaşımların "ya… ya da…" mantığı yerine "hem… hem de…" mantığı ile sosyolojinin konusunu daha sentezci, bütünlüklü, kapsayıcı bir şekilde ele aldıkları gösterilmiştir.

Berger, PeterLuckmann, ThomasMikro sosyoloji+3
Burcu Gedikli
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Seküler bir ortam olarak üniversitede dindar öğrencilerin var olma pratikleri: ODTÜ örneği

Bu çalışma, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)'nde kamusal alan ve dindarlık arasında yaşanan gerilim biçimleri ve sonuçlarını konu edinmektedir. Din ve kamusal alan arasında sorunlu ve gerilimli bir ilişki bulunmaktadır. Bunun nedeni dine karşı modern bir yaşama biçimi olarak ortaya çıkmış olan sekülerizmin kamusal alanın idare ve denetimini elinde bulundurmak istemesidir. Kamusal alanda hakimiyeti ele geçirmiş olan sekülerizm her ne kadar dini ve dinî sembolleri sadece özel alanlara hapsetmek istese de dini yaşama biçimi olan dindarlık, eğitim ve kentleşme ile kendisine çizilen sınırları aşmakta ve kamusal alana bir şekilde dahil olmaktadır. Bu dahil olma beraberinde birçok sorun ve gerilim getirmektedir. Günümüzde din ve kamusal alan arasındaki bu sorunlu ilişkinin en iyi örneklerinden bir tanesi, seküler kamusal nitelikler taşıyan üniversite kampüslerinde görülmektedir. Üniversite kampüsleri hazcı gençlik kültürüne ev sahipliği yapan mekânlardır. Bu hazcı ve seküler kültüre üniversitenin akademik gereksinimleri de eklendiğinde "dinî takvim-akademik takvim" ve "kitabi İslam-yaşanan İslam" gerilimleri ortaya çıkmaktadır. Bu gerilimlerin sonucunda da sahip olunan dinî ve kültürel sermayeye göre "ötekiyle" etkileşimlerle birlikte yeni dindarlık formları ortaya çıkmaktadır. Buna göre de bireyler kamusal alanda Merkez, Çevre ve Yarı-Çevre olmak üzere bir bölgede kimliklerini var etme yoluna gitmektedirler. Eylem ve bağlam bazlı değişen bu kültürel yerleşim bazen geçici bazen de kalıcı olabilmektedir. Bu çalışmada, seküler kamusal alana dinî kimliklerin yerleşimi radikal seküler nitelikler taşıyan ODTÜ'de dindar öğrenciler ile yapılan derinlemesine mülakatlar ile betimlenmeye çalışılmıştır. Kamusal alan etkileşimler alanı olması nedeniyle çalışmamıza temel oluşturması amacıyla sembolik etkileşimcilik kuramı kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: ODTÜ, Kamusal alan, Dindarlık, Sekülerizm, Sembolik etkileşim

DindarlıkEtkileşimGerilim+7
Mevlüt Uğurlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Temsilin anlamını inşa etmek: Başörtülü kadınlar ve temsil yaklaşımları üzerine bir temellendirilmiş kuram çalışması

Geçmişte Türkiye'de çoğunlukla siyasetle yoğrulmuş başörtüsü tartışmalarının toplumsal dinamiklerin değişip kadınların hayat tarzındaki çeşitliliğin artmasına rağmen sürdüğünü görmekteyiz. Başörtüsü fenomeni, değişen dinamikler ışığında incelenmiş ve incelenmeye devam etmektedir. Ancak, başörtüsünü herhangi bir bağlamda incelemek yerine, bağlamlar değiştikçe değişmeyen unsurları bulmak daha önemlidir. Bu noktada başörtüsü tartışmalarındaki sürekliliği sağlayan faktörü toplumsal temsil olarak belirledim. Başörtülü kadınlar, başörtüsünün sabit bir temsil anlamı olmamasına rağmen çeşitli temsil kalıplarıyla tartışılmaktadır. Temsil kalıpları, Türkiye'deki toplumsal değişim ve başörtülü kadın bedeninin toplumsal düzlemdeki yeriyle ilişkilidir. Diğer taraftan, bu temsil kalıpları öznelerin yalnızca pasif bir şekilde maruz kaldıkları şeyler değildir. Başörtüsünün temsil anlamını özneler de bizzat dönüştürmektedirler. Bu tezin amacı, başörtülü kadınların başörtüsünün temsil anlamını nasıl gördüklerinden hareketle kendi temsil yaklaşımlarını ortaya çıkarmaktır. Bunun için de nitel araştırma yöntemlerinden temellendirilmiş kuram deseni uygulanmıştır. Orta ölçekli bir teori geliştirme olan bu yöntem için 21 yarı-yapılandırılmış mülakat gerçekleştirilmiştir. Vaziyet ve gidişat, mesafe ve temsil kategorilerinden hareketle başörtülü kadınlara ait, temsil bayrağı ve temsil yükü olarak kavramsallaştırılan iki temsil yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Bununla beraber toplumsal mesafeye dair kavramlar da üretilmiştir. Geliştirilen iki temsil yaklaşımı etrafındaki bulguların, Türkiye'deki başörtüsü gündemi ve literatürü ile başörtüsünün toplumsal anlamının inşası olarak tartıştığım kavramsal ve kuramsal çerçevede nerede konumlandığı ayrıca tartışılmıştır. Buna göre başörtüsünün toplumsal inşasında toplumsal yapılar ve özneler diyalektik bir şekilde rol oynamaktadır. Bu ise başörtüsü gündemi ve buna bağlı gelişen literatüre temel teşkil edecek bir niteliğe sahiptir.

Baş örtüsüSosyal mesafeSosyal temsiller+2
Merve Mercan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sanal bir dini hareket olarak tengricilik ve hibrit kimlikle ilişkisi

Bu yüksek lisans tezinde, dijital mecralarda yeniden inşa edilen Tengricilik söylemi incelenmiş ve bu söylemin Yeni Sağ ideolojik çerçeveyle olan ilişkisi ile hibrit kimlik üretimindeki rolü araştırılmıştır. Araştırma, sosyal medya platformlarında (YouTube, Instagram, Reddit) 2020–2024 yılları arasında yayımlanan içerikler üzerinden yürütülmüş, nitel söylem analizi yöntemi temelinde veri seti oluşturulmuştur. Fairclough'un eleştirel söylem çözümlemesi ve van Leeuwen'in söylemsel meşrulaştırma modeli çalışmanın kuramsal temelini oluşturmuştur. Toplamda 15 içerik (5 YouTube videosu, 4 Instagram gönderisi, 5 Reddit başlığı) analiz edilmiş; tematik kodlama, söylemsel yapı çözümlemesi, ideolojik çerçeveleme ve dijital din göstergeleri üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Bulgular, Tengricilik'in dijital ortamlarda yalnızca nostaljik bir inanç sistemi olarak değil, aynı zamanda Yeni Sağ ideolojik yapılarla iç içe geçmiş bir kimlik ve direniş söylemi olarak sunulduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca bu dijital söylemler, geleneksel ile modernin, seküler ile kutsalın iç içe geçtiği hibrit kimlik yapılarının geliştiği dijital bir alanın varlığına işaret etmektedir. Çalışma, dijital din sosyolojisi, yeni sağ ideoloji ve kimlik politikaları alanlarında önemli bir boşluğu doldurmayı hedeflemektedir.

Soydan Tefik Karahan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Enformel sektörde emek ve palyatif bakım merkezlerinde ücretli refakatçilik

Neoliberal politikalar, sadece ekonomik çıktıları ile değil; bütünleşik bir şekilde yaşamın tüm alanları ve elbette ki sağlık hizmetleri sunumuna ilişkin dönüşümler üzerinde de son derece belirleyicidir. Öncelikle özelleştirme, piyasalaştırma ve serbestleştirmeye bağlı olarak istihdam biçiminin dönüşmesi çalışma yaşamını da enformelleştirmiştir. Hızla artan orta sınıflaşma ve toplumsal yaşlanmanın sürece eklemlenmesi ise bakım ihtiyacının artmasını beraberinde getirmiştir. Gelinen noktada bakıma dönük kurumsal örgütlenmenin neoliberal politikalar çerçevesinde gerçekleştirilmesi, istihdam biçimi, hasta, hasta yakını ve hizmetin sunumu arasında tartışılması gereken bir alanı üretmiştir. Süreç, hızlı bir şekilde palyatif bakım merkezlerinin sayısını arttırırken bakım emeği ise dönüşmüştür. Bu çalışmada aile içinde ücretsiz bir biçimde yürütülen bakım emeğinde yaşanan dönüşümün yabancı bir emek gücü olan ücretli refakatçiyi ortaya çıkartmasına ve palyatif bakıma odaklanılmıştır. Çalışmada enformel sektörün içerisinde yer alan ücretli emeğin iş edinme yöntemi, hizmet üretme süreci, çalışma koşulları, çalışma ortamı ve iş deneyimleri neoliberal politikaların toplumsal yansımaları üzerinden sorgulanmaktadır.

İrem Destina Polat
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Türk militarizminin inşası: Silah gazetesinin söylem analizi

Çalışma, genel itibariyle toplumsallığın en önemli belirleyenlerinden olan devlet denilen yapıyı ve onun iktidarını tarihsel sosyolojik bir yaklaşımdan yola çıkarak anlamaya dairdir. Anti-statik işleyiş yapısıyla türlü mücadelelerin verildiği devlet arenası, kaynakları tekelinde toplamaya çalışan kişi ve grupların çatıştığı bir alandır. Bu mücadele hâlinde de kimi zaman altyapısal kimi zaman da müstebit iktidar biçimleri galebe çalma yolunda işe koşulur. Özel olarak bu çalışma da İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin altyapısal iktidarını tahkim etmek için işe koştuğu basın faaliyetlerinin bir ürünü olan Silah gazetesinin söylemleri üzerinden tüm bu bağlamı kavramayı amaçlamaktadır. Bunları yaparken de özellikle popülerleştirilek itiyat hâline getirilen militarizmin ve sosyal Darwinizm'in kullanım biçimlerine odaklanılacaktır.

BekaDarwinizmGazeteler+7
Yasin Akgül
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk devrimi'nin inşası süresinde Kadro dergisinin yeri ve önemi

Toplumsal değişikliklerin esaslı olarak yaşanmış olduğu dönemler, fikirlerin de dönüşüm ve gelişim geçirdiği dönemler olmuştur. Türkiye'nin de bu köklü değişimi, I. Dünya savaşı sonrası yeni kurulan ülkenin nasıl ilerleyeceği, ne gibi süreçlerden geçeceği ile ilgiliydi. Kurtuluş savaşı sonrası egemenlik anlayışının kökten değiştiği bir dönem olmuştur. Bu bağlamda Türk-siyasal hayatının önemli akımlarından biri olan kadro dergisi de siyasal ve düşünsel alanda etkili izler bırakmıştır. Kadro dergisinde geliştirilen düşünceler, kalkınmacı modeli benimseyen bir "üçüncü yol" arayışının ideolojisini yansıtmıştır. Dergide yer alan önemli isimler Türk Devrimine temel bir ideoloji hazırlamak istemişlerdir. Kadro Dergisi'nin özgün ve yerli bir akım olması önemlidir. 1930'lu yıllar da ve sonraki dönemler de, akademik ve politik çevrelerin ilgisini çekmiş, birçok araştırmada yer almıştır.

DergilerDevrimlerKadro dergisi+5
Ülkü Pınar Ekiz
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk evlerinin sosyal uyumdaki rolü üzerine bir meta analiz çalışması

Bu çalışma kurum bakımında kalmakta olan çocuklar üzerine yapılan araştırmaların çocuk evi özelinde incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kurum bakımı elverişli aile ortamı bulunmayan çocukların hem bilişsel hem ruhsal hem de duygusal manada sağlıklı bireyler olarak topluma kazandırılması için devletin sunduğu bir hizmettir. Aksi bir durum olmadığı sürece 18 yaşına kadar her birey çocuktur ve devlet hem kendi anayasasında da hem müdahil olduğu uluslararası sözleşmelerde çocukların koruyucusu olarak gerekli yaptırımları ve tedbirleri uygulamakla mükelleftir. Yapılan araştırmanın çıkış noktası ise çocuk evi bakım modelinin yeterince yaygınlaşması ve bu konu üzerinde birçok çalışmanın gerçekleştirilmiş olmasıdır. Aynı konu hakkında yapılmış farklı araştırmaların tekrara düşme sorunu ile yüz yüze gelmesi olası bir durumdur. Bu alan özelinde oluşturulan çalışmaların amacı çocuklara daha iyi bir yaşam olanağı sunmaktır. Bu sebeple bu konuda yapılmış çalışmaların bir analizini yapmak hem mevcut durumu açıklığa kavuşturmaya hem de bundan sonra bu konuda yapılacak araştırmalara yön göstermeye yardımcı olacaktır. Çocukların daha iyi yaşam şartlarına sahip olması amacıyla yapılabileceklerin neler olduğunu tespit ederek çocukların sosyalizasyon süreçlerinde bir iyileşme sağlanması gerekmektedir. Araştırmada analizi yapılacak toplam 4 kaynak kullanılmıştır. Bunlardan bir tanesi doktora tezi, üç tanesi yüksek lisans tezidir. Yapılan literatür taraması sonucu çocuk evlerinin sosyal uyuma katkısı çevresinde yapılan araştırmalar taranmıştır. Ancak araştırılan konu özelinde tatmin edici miktarda kaynağa ulaşılamamıştır. Araştırma konusu tam olarak karşılayacak araştırmalar seçilerek değerlendirme kriterleri üzerinden gerekli analizler gerçekleştirilmiştir.

Korunmaya muhtaç çocuklarMeta analiziSosyal uyum+2
Akın Şengün
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerleşim yerlerinde yavaş değişmenin sosyolojik analizi: Köyceğiz örneği

Kasabalar tarım, turizm, sanayi ve ticaret gibi potansiyellere sahip, kendine özgü yapısı olan yerleşim yerleridir. Cumhuriyet sonrasından günümüze doğru hızlı bir değişim sürecine girilmiştir. Bazı kasabalar değişim sürecinden kaynaklı çeşitli dinamiklerin etkisiyle bu potansiyellerden bir ya da birkaçı ile ön plana çıkmışlardır. Bu hızlı değişime rağmen bazı kasabalar yavaş değişmekte, mevcut yapısını ve statüsünü korumaktadır. Muğla İlinin Köyceğiz Kasabası da değişimin yavaş olduğu kasabalardan biridir ve mevcut yapısını, tarihsel statüsünü, kültürel dokusunu korumaktadır. Köyceğiz tarihsel süreç içerisinde tarım, ticaret, eğitim, idari gibi alanlarda merkez konumunda olmuştur. Ancak 1980 sonrasında daha önce kendisine bağlı olan iki yerleşim yeri Köyceğiz'den ayrılarak ilçe konumuna gelmişler ve hızlı bir değişim sürecine girmişlerdir. Bu çalışmada Köyceğiz Kasabasının kendine özgü yapısı, yavaş değişimi altında yatan temel dinamikler nicel ve nitel yöntemler kullanılarak incelenecektir.

Kent sosyolojisiMuğla-KöyceğizSosyal değişme+3
Ümmü Bulut Keskin
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gözetim toplumu bağlamında kişisel verilerin korunmasında karşılaşılan sorunlar ve riskler

Araştırmanın amacı; bireysel farkındalık düzeyi, e-devlet uygulamaları bilgi düzeyi, e-nabız uygulaması bilgi düzeyi, sosyal medya uygulamaları bilgi düzeyi, internet üzerinden yapılan alışveriş algıları, online bankacılık hizmetleri bilgi düzeyi ile MOBESE kameraları bilgi düzeyinin kişisel verileri kullanmasının gözetim toplumu bağlamında ortaya çıkardığı sorun ve risklerin incelenmesidir. Araştırma evreni; Türkiye sınırları içerisindeki 81 ilde bulunan kişilerden oluşmaktadır. Araştırma örneklemi; Muğla il sınırları içerisinde bulunan 121 kadın ve 152 erkek olmak üzere toplam 273 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak; sosyo-demografik özellikler hakkında veri elde etmek için Kişisel Bilgi Formu; gözetim toplumu bağlamında kişisel verilerin korunmasında karşılaşılan sorunlar ve riskleri belirlemek için Kişisel Verilerin Korunmasında Karşılaşılan Sorunlar ve Riskler Anketi kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizler IBM SPSS 25.0 programı ile araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla istatistiksel veri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Veri analiz yöntemleri olarak betimleyici istatistiksel yöntemler, fark testleri, açımlayıcı faktör analizi, çarpıklık ve basıklık katsayılarına bakılarak parametrik test yöntemleri kullanılmış, iç tutarlılık analizi yapılmış, betimsel analiz sonuçları incelenmiş, iki grup karşılaştırmalarında bağımsız örneklem t-Testi ile üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında ANOVA kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; "gözetim toplumu" ile "bireysel farkındalık düzeyi, e-devlet uygulamaları bilgi düzeyi, e-nabız uygulaması bilgi düzeyi, sosyal medya uygulamaları bilgi düzeyi, internet üzerinden yapılan alışveriş algıları, online bankacılık hizmetleri bilgi düzeyi, MOBESE kameraları bilgi düzeyi" arasında ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca "Kişisel Verilerin Korunmasında Karşılaşılan Sorunlar ve Riskler Anketi ve alt boyutlarından; bireysel farkındalık düzeyi, e-devlet uygulamaları bilgi düzeyi, e-nabız uygulaması bilgi düzeyi, sosyal medya uygulamaları bilgi düzeyi, internet üzerinden yapılan alışveriş algıları, online bankacılık hizmetleri bilgi düzeyi, MOBESE kameraları bilgi düzeyi" ile "cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, aylık gelir düzeyi, meslek, günlük internet kullanım süresi" yönüyle istatistiki bakımdan farklılaştığı (p<0.05) görülmüştür.

Elektronik devletGözetim toplumuHukuk sosyolojisi+4
Yavuz Selim Aydın
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital medya döneminde siber zorbalık ve siber mağduriyet

Bu çalışmanın amacı değişen iletişim mecraları ve sosyal medya aracığıyla gerçekleşen siber zorbalık eylemine dikkat çekmek ve çözüm önerileri getirmektir. Araştırma iki kavram özelinde şekillenmektedir; siber zorbalık ve siber mağduriyet. Araştırmanının yöntemsel modeli olarak nicel ve nitel yöntem tercih edilmiştir. Araştırma nicel yöntemin anket tekniği ile siber zorbalık eylemlerinin yaygınlık durumunu ortaya çıkarırken, nitel yönteminin yarı-yapılandırılmış görüşme tekniği ile siber mağduriyet yaşayan bireylerinin olaydan etkilenme durumlarını ortaya çıkartması amaçlanmıştır. Araştırmanının örneklemi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi olup 3 ve 4 sınıf öğrencileri ile anket görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yarı yapılandırılmış görüşmeleri de yine Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu araştırmaya göre siber zorbalık eylemlerine maruz kalma oranı oldukça yüksektir. Siber zorbalık eylemlerine maruz kalan mağdurlar ile yapılan görüşmeye göre de bu durum ile karşı karşıya kalan kişiler psikolojik, sosyal ve gündelik hayat olarak derin problemler yaşamaktadırlar. Araştırma siber zorbalık eylemlerinin oldukça yüksek olmasına dikkat çekerken aynı zamanda da mağdurların yaşadığı derin psikolojik duruma da odaklanmıştır. Siber mağdurlar yaşadıkları olaylar sonucunda fiziksel özelliklerinden memnuniyetsizlik hissettikleri, sosyalleşme problemi yaşadıkları, akademik çalışma ve eğitim durumlarında isteksizlik hissettikleri ve derin mutsuzluk yaşadıkları tespit edilmiştir. Siber zorbalık eylemlerinin yol açtığı derin psikolojik durum içerisine giren mağdurlar bu durumdan kurtulamayacaklarını düşündükleri tespit edilmiş. Bazı mağdurlar da kalıcı hasarlar alarak hayatlarına bu olumsuz olayın etkileri ile devam ettikleri tespit edilmiştir. Araştırma bu durumlara örnek veriler sunmakta ve siber zorbalık eylemlerinin oranlarını gün yüzüne çıkarmaktadır.

Elektronik medyaMağduriyetSiber mağduriyet+5
Fatih Yiğit Polat
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Modern erkeklikten postmodern erkek(lik)lere askerlik algısı ve pratikleri

Askerlik, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her sağlıklı erkek için bir zorunluluktur. Savunma ve eğitim işlevinin yanı sıra kültürel bir anlama sahip olan askerlik vazifesi, erkeklik inşa sürecinin en önemli aşamalarından biridir. Üzerinde ortaklaşılan bir askerlik uygulamasından bahsetmek mümkünken tek ve değişmez bir erkeklikten bahsetmek oldukça zordur. Dolayısıyla her erkek askerliği farklı şekilde algılamakta ve deneyimlemektedir. Bu çalışmanın amacı moderniteden postmoderniteye geçişle farklılaşan erkek(lik)lerin askerliği nasıl algıladığı ve deneyimlediğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda İstanbul'un farklı semtlerinde ikamet eden, askerlik vazifesini yerine getirmiş 32 erkek katılımcıyla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir.

AskerlerAskerlikErkeklik+5
Deniz Sever
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mahremiyetin dönüşümü: Yeni medya perspektifinden kuşaklararası farklar

Bu araştırmanın amacı, geçmişten günümüze kadar gelen mahremiyet algısının yeni medya kaynaklı olarak kuşaklar arası değişim gösterip göstermediğini belirlemektir. Bu araştırmada, öncelikle nicel yaklaşımlar temel alınarak betimsel araştırma modeli ve nicel yaklaşımların veri toplama araç ve analiz şekillerinden faydalanılmıştır. Bu nedenle çalışma, anket tekniği ve buna paralel olarak içerik analizi yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların yeni medya kullanım durumlarına yönelik 37 soruluk anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırma X, Y ve Z kuşaklarını kapsayan 154 katılımcıyı kapsamaktadır. Araştırma gönüllülük esası alınarak gerçekleştirilmiş ve katılımcılara veri toplamadan önce detaylı bilgi aktarıldıktan sonra onayları alınmıştır. Veri analizinde, SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Betimsel analizler için aritmetik ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Betimsel analizlerinin yanı sıra cinsiyet değişkenine göre yeni medya kullanımlarına yönelik soruların yorumlanabilmesi için Bağımsız Gruplar (Independent Sample) T Test, iki veya daha fazla gruplara tek yönlü anova ve gruplar arası farklar için post-hoc testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara bakıldığında; katılımcıların %57,8'inin kadın, %42,2'sinin erkek olduğu görülmektedir. Yaş değişkenine göre değerlendirdiğimiz zaman katılımcıların % 35,1'i 15-25 yaşlarında, %72,1'i 26-40 yaşlarında ve %27,3'ü ise 41 ve üzeri yaşlarda olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların %96,8'i yeni medya araçlarını aktif olarak kullandıklarını belirtirken; %3,2'si yeni medya araçlarını kullanmadıklarını beyan etmişlerdir. Sosyal medya kullanım sıklığı değişkenine göre sosyal medya kullanımlarına yönelik verilen cevaplarda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Cinsiyet değişkenine göre sosyal medya kullanımlarına yönelik sorulara verilen yanıtlar incelendiği zaman ise istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Tarihsel olarak bakıldığında; geçmişten günümüze kuşaklar arası mahremiyet algısının gerek gelişen teknoloji sebebiyle gerekse ağ toplumunun getirisi olan gösteriş kültüründen ötürü mahremiyet algısının bireylerde farklı anlamlara gelmesine sebep olmuştur. Bu nedenle, yeni medya bağlamında mahremiyet algısının kuşaklar arası dönüşüme uğradığını söyleyebiliriz.

DönüşümKuşak farklılıklarıKuşaklar+4
Ümran Sarıkan
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İlkokul ders kitaplarında hayvanın epistemolojik yaratımı

Hayvanlar tüketim, giyim ve bilimsel araştırma alanlarında öldürülerek dönüştürülür; hayvanat bahçesi, "doğal yaşam" ve su parklarında kürate edilir; eğlence, spor ve gelenek adı altında muhtelif edimlere zorlanır. Hayvanın dönüştürülmesi temelde araçsallaştırılması antroposantrik rejimle ilişkiseldir. Bu rejimin yapısal ve kemikleşmiş faktörleri, toplumsal kurumların kökeninde aranmalıdır. Eğitim kurumunun bir materyali olan ders kitaplarının hayvanları tanımlama biçimleri, toplumsal hayatta insan hayvan etkileşiminin nasıl olması gerektiğini kuşaklara aktarır. Bu tezin konusunu ders kitaplarının üretip dolaşıma soktuğu hayvan tasavvuru oluşturur. Araştırma Türk eğitim sisteminin ilkokul seviyesindeki Türkçe, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler ve Fen Bilimleri ders kitaplarıyla sınırlandırılmıştır. Ders kitapları hayvanı endüstriyel bir kaynak, proleter, öldürülebilir, sergilenebilir ve ticarileştirilebilir meta bedenler olarak formülleştirir. Bu formülasyon, kendi hayatının bir eyleyeni olan hayvanın öznelliğine son verir. Sosyoloji biliminde yürütülen çalışmalar, pek tabii çeşitli konuları ele almakla birlikte toplumda sınıfı, etnisitesi, cinsiyeti ve cinsel yönelimi gibi sebeplerden dolayı azınlık konumuna düşürülmüş ve ötekileştirilmiş bireylerin özne olma mücadelesini inceler. Türkiye'de sosyoloji bilimi altında yürütülen araştırmalar, yaşamın kıyısında dünyaya gelip hayatları boyunca sistematik şiddete maruz bırakılan hayvanları göz ardı etmiştir. Hayvanların öldürülmesi ve tahakküm altına alınması temelde onların nesne olarak görülmeleriyle ilişkiseldir. Bu çalışmada hayvanları nesneleştirici söylemlerin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Araştırma sonucunda; ders kitaplarının insanı yeryüzüne yönetici kılan arkaik öğretilerin ve bununla ilişkisel olarak doğa-kültür düalizminin etkisi altında olduğu saptanmıştır. Bunun yanında ders kitapları, devletin resmi hayvan politikasıyla paraleldir. Ders kitaplarının ürettiği söylemler hayvanları radikal bir biçimde imlemekte ve hatalı hayvan epistemolojileri üretip dolaşıma sokmaktadır.

Ders kitaplarıEpistemolojiHayvanlar+3
Nurseda Çetintürk
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri

Göç çağı olarak adlandırabileceğimiz modern dünyada düzensiz göç olgusunda artış söz konusudur. Göç yolları üzerinde yer alan Türkiye de bu göç sürecinden nasibini almaktadır. 2015 yılı ve sonrasındaki gelişmelerin yanı sıra Türkiye'nin Asya, Avrupa ve Afrika Kıtalarının kesişim noktasında olması Türkiye'yi göç yolu haline getirmiştir. Sosyo-ekonomik açıdan gelişmemiş ülkelerden gelen düzensiz göçmenler gelişmiş batı ülkelerine Türkiye üzerinden ulaşmaktadırlar. Ülkemize düzensiz göçmenlerin gelme hikâyesi 1980'li yıllara dayanmaktadır. 1980'li yıllardan sonra ülkemiz göç veren ülke konumundan göç alan ülke konumuna geçmiştir. Bu çalışmanın konusu küresel köy haline gelen günümüz dünyasında artış gösteren düzensiz göç olgusudur. Bu çalışmada nicel ve nitel veriler birbirini dışlamayacak şekilde kullanılmıştır. Bu çalışmada ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri araştırılmıştır.

Düzensiz göçGöçlerGöçmenler+2
Özkan Yücekaya
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Savaş ve kadın

Bu çalışma, savaş olgusunu ve sosyal yaşamda kadının konumunu ele alarak, toplumsal cinsiyet ilişkileri çerçevesinde savaş ve kadın etkileşimini çeşitli yönleriyle incelemektedir. İlk bölümde, savaş kavramı detaylı bir şekilde açıklanmış, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik perspektiflerden savaşın nedenleri değerlendirilmiştir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet bağlamında kadının sosyal yaşam içerisindeki yeri ve kadına yönelik şiddet konularına da değinilmektedir. İkinci bölüm, savaş sürecinde kadınların değişen rollerini ve katkılarını ele almaktadır. Kadınların savaş hazırlığındaki rolleri, savaş ekonomisi içerisindeki yerleri, doğrudan savaşan kadınlar ve savaş sırasında karşı karşıya kaldıkları insan hakları ihlalleri detaylandırılmaktadır. Bu bölümde ayrıca, savaş sonrası barış sürecinde kadınların toplumsal dönüşümlerdeki rolü incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise, zorunlu göç sürecinde kadınların sosyal konumu ele alınmaktadır. Göç hareketliliği, mülteciler ve zorla yerinden edilme süreçleri üzerinden kadınların yaşadığı değişimler ve mücadeleler tartışılmaktadır. Mülteci kadınların toplumsal söylemlerdeki temsili ve savaş ile zorunlu göçün kadın sağlığı üzerindeki etkileri değerlendirilerek, bu sürecin kadınların yaşamlarına olan yansımaları analiz edilmektedir. Bu araştırmada doküman analizi yöntemi kullanılmış olup, akademik çalışmalar, tarihsel belgeler ve uluslararası raporlar incelenerek savaş, zorunlu göç ve kadının sosyal konumu arasındaki ilişki incelenmiştir. Oluşturulan temalar yöntemsel olarak betimleyici bir yaklaşımla oluşturulmuştur. Yapılan çalışmada savaşın, kadınlar için hem yıkıcı hem de dönüşüm sağlayan bir süreç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadınlar, geleneksel bakım ve destek rollerini sürdürmeye zorlanırken, aynı zamanda ekonomik ve sosyal yaşamda daha görünür hale gelmektedirler. Ancak bu görünürlük, her zaman kadınların güçlenmesi anlamına gelmemekte; aksine birçok durumda daha fazla kırılganlıkla sonuçlanmaktadır.

Elif Özlemiş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Taşrada yaşayan kadınların sanal kimlik rolleri üzerine dramaturjik bir inceleme (Gümüşhane merkez örneği)

Günümüzde sosyal medya platformları bireylerin kendilerini görünür kıldığı, kimliklerini sunduğu ve performanslar sergilediği önemli dijital etkileşim alanlarıdır. Özellikle Instagram, kullanıcıların benlik sunumlarını şekillendirdikleri bir sahne olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu benlik sunumunun yalnızca bireysel tercihlerle değerlendirilmesi eksik bir yorumdur. Çünkü bireylerin dijital kimlikleri, içinde yaşadıkları toplumsal ve kültürel çevre tarafından da biçimlendirilmektedir. Bu sebeple araştırma, taşrada yaşayan kadınların Instagram’daki sanal kimlik rollerini Erving Goffman’ın dramaturjik yaklaşımı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımı doğrultusunda bütüncül tek durum çalışması deseninde tasarlanmıştır. Çalışma grubu, Gümüşhane Merkez’de yaşayan ve Instagram’ı aktif olarak kullanan 22 kadından oluşmaktadır. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşmeler ve aynı katılımcıların Instagram hesaplarına yönelik gözlemler aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler hibrit tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, katılımcıların Instagram’da anne, eş, üreten kadın, sosyal kadın ve doğasever gibi farklı kimlik performansları sergilediklerini göstermektedir. Kadınların bu kimlikleri taşra bağlamında etkili olan toplumsal normlar ve tanıdık seyirci kitlesinin olası değerlendirmelerini dikkate alarak yönettikleri belirlenmiştir. Katılımcıların aile yaşamı gibi bazı kişisel alanları çoğunlukla sahne arkasında bıraktıkları ve buna karşılık toplumsal açıdan risksiz görülen içerikleri sahne önüne taşıdıkları tespit edilmiştir. Bu süreçte mahremiyet yönetimi, öz-denetim, içerik sansürü, seyirci seçimi ve görünürlüğü sınırlandırma gibi çeşitli izlenim yönetimi stratejilerinin yaygın biçimde kullanıldığı belirlenmiştir. Bununla beraber katılımcıların olası tepkileri önceden hesaplayarak önleyici görünürlük stratejileri de kullandıkları görülmüştür. Ancak taşrada dijital görünürlüğün yalnızca dışsal bir toplumsal denetim alanı olmadığı, aynı zamanda içselleştirilmiş bir öz-denetim mekanizmasına dönüştüğü değerlendirilmiştir. Sonuç olarak taşra bağlamı, kadınların Instagram’daki kimlik performanslarını sınırlandıran, aynı zamanda aidiyet duygusunun, kültürel ve yerel değerlerin yeniden üretildiği bir toplumsal bağlam olarak değerlendirilmiştir.

Dramaturjik yaklaşımInstagramİzlenim yönetimi+2
Semiha Baş
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies
2026
31
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.262
Master'sOpen AccessTR

Göçmen gençlerde kültürel dönüşüm üzerine sosyolojik bir analiz: İnegöl Huzur Mahallesi örneği

Bu çalışma, Doğu ve Güneydoğu'nun kırsal bölgelerinden 1990'lı yıllarda göç ederek, Bursa'nın İnegöl ilçesinde Huzur mahallesine yerleşen Kürt göçmenlerin kültürel dönüşümlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Kürt göçmenlerin ve çocuklarının deneyimledikleri kimlik oluşum süreçleri, kent yaşamına uyumları, toplumsal cinsiyet, geleneksel ve dinsel davranış örüntüleri ve sosyal bütünleşme boyutlarındaki deneyimlerine referansla göçün mekan kaynaklı meydana getirdiği kültürel dönüşümleri ele alacaktır. Kürt göçmenlerin ikinci kuşak gençlerinin yaşadığı kültürel dönüşümler çalışmanın odak noktasını oluşturmaktır. Çalışma sonucunda, ikinci kuşak gençlerin deneyimledikleri kültürel dönüşüme bakıldığında, bu konuda gençlerin tahmin edilenden çok daha güçlü bir rol üstlendikleri gözlenmiştir. Huzur mahallesinde ikamet eden ikinci kuşak gençlerin kendi davranışlarını şekillendirirken, çoğu durumda ebeveynlerinin bilinçli olarak kaçındığı kentin popüler kültürünü örnek aldıkları görülmektedir. Diğer taraftan, ikinci kuşak gençlerin kendi anadillerine hakim olmamaları, tam anlamıyla Türkçeye hakim olmayan ebeveynleri ile aralarındaki iletişimi zorlaştırmaktadır. Bu durum birinci ve ikinci kuşak arasındaki duygusal bağların zayıflamasına ve dolayısıyla zaman zaman evde bir yabancılaşmaya neden olabilmektedir. Ayrıca, ikinci kuşak genç kadın ve erkeklerin geleneksel ilişkilere yönelik tutumlarında bazı durumlarda farklılıklar göze çarpmaktadır. Kadının toplum içindeki geleneksel konumu ikinci kuşak kadınlar tarafından daha fazla eleştirilmektedir. Bunun yanında, çalışmada ikinci kuşak erkeklerin kendi ebeveynleri ile ikinci kuşak kadınlardan daha fazla çatıştıkları gözlenmiştir. Bu çalışma, ikinci kuşak gençlerin her ne kadar ebeveynlerinin bazı kültürel kodlarını ve habituslarını taşıyor olsalar da, karşılaştıkları kent ortamı ve kültürüne uyumları açısından "geçiş kuşağı" özellikleri göstermekte olduklarını öne sürmektedir. Alan araştırmasının verilerine dayanan bu çalışmanın örneklemi, Bursa'nın İnegöl İlçesinin Huzur mahallesinde adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden yararlanarak rastgele seçilmiş Doğu ve Güneydoğu'dan göç eden birinci kuşak göçmenler ve onların çocukları olan ikinci kuşaktan oluşan 300 kişidir. Yüz yüze uygulanmış olan anket formu, birinci kuşak göçmenlerin ve ikinci kuşak gençlerin kültürel normlarını ve geleneksel değerlerini şekillendiren temel öğelere, kültürel davranış kalıplarına ve siyasal ilgilerine odaklanan sorulardan oluşmuştur. Ayrıca, birinci kuşak göçmenler ve ikinci kuşak gençlerin içinde yaşadıkları kente uyum süreçlerindeki kültürel ve sosyal koşulların ayrıntılı bilgisine ulaşmak için bu gruplardan seçilmiş 30 kişi ile derinlemesine mülakat ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göçmen Kürtler, Gençlik, Kimlik Oluşumu, Aidiyet, Kültürel Dönüşüm, Kent, Bursa

Ait oluş sorunuGençlerGöçmenler+6
Deniz Aşkın
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal sermaye ve akademik başarı arasındaki ilişkinin sosyolojik bir analizi: Şanlıurfa'da bir alan araştırması

Bu çalışma, Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı farklı lise türlerinde (fen,Anadolu, düz, meslek) öğrenim gören öğrencilerin akademik başarı(sızlık)larını sosyal sermaye, kültürel sermaye ve eğitimde uygulanan politikalardan kaynaklanan yapısal faktörlere odaklanıp sosyolojik olarak analiz etmeyi hedeflemiştir. Araştırmada, bu karmaşık ilişkileri çözümlemek amacıyla, hem nicel hem de nitel araştırma yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Bu kapsamda Şanlıurfa'nın farklı lise türlerinde okuyan 410 öğrenciye anket uygulanmış; öğretmen, idareci, öğrenci, veli ve farklı sendika temsilcilerinden toplam 49 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Çalışmada, ailenin sahip olduğu sosyal ve kültürel sermayenin bazı unsurları ile akademik başarı arasında güçlü bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Bu unsurlar; ailenin çocuğun eğitim sürecine katılımı, beklentisi, tutumu, sahip olduğu sosyal ağlar, bireyin doğduğu yer, konuştuğu dil, edindiği habitus, yaşadığı çevre ve eğitime yönelik motivasyonudur. Bununla birlikte, dezavantajlı bazı bireyler dini cemaatler ve STK gibi sosyal ağlara dahil olarak yaşadığı akademik başarısızlığı sınırlı da olsa telafi edebilmektedir. Ancak, sosyal sermaye ile eşleşen ve Şanlıurfa'da sosyal ağlar üzerinden kazanılan yüksek oranda var olan güven ve yakın sosyal ilişkiler vb. unsurlar ile akademik başarı arasında ciddi bir ilişki bulanamamıştır. Bununla birlikte, okulun sahip olduğu sosyal sermaye akademik başarıya pozitif yönde, yapısal faktörlerden doğan birçok sorun da negatif yönde etki etmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal sermaye, kültürel sermaye, yapısal faktörler, akademik başarı, Şanlıurfa

Akademik başarıKültürel sermayeLise öğrencileri+4
Celal İnce
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal paylaşım ağlarında gençlerin sosyalleşme ve kimlik inşası süreçleri: Facebook örneği

Bu çalışmanın amacı, Eskişehir'de yaşayan 15-24 yaşları arasındaki gençlerin Facebook kullanım pratiklerini ortaya koymak; ağ üzerindeki sosyalleşme biçimlerini ve kimlik inşası süreçlerini incelemektir. Karma desenin benimsendiği bu araştırmada, nicel ve nitel veri toplama teknikleri birlikte kullanılmıştır. Böylece, 2013 yılının Ağustos ve Ekim ayları arasında, 402 genç ile anket çalışması yapılmıştır. Ayrıca 6'sı yüz yüze ve 3'ü çevrimiçi olmak üzere toplam 9 genç ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve 8'inin izinleri alınarak Facebook profilleri incelenmiştir. Nicel veriler, Spss programında frekansları alınarak, Ki-kare, Mann Whitney-U testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Bulgular, bildiğimiz anlamdaki sosyalleşme pratiklerinin dönüşmesinde, küçülen yeni medya araçlarının önemli rol oynadığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, Facebook kullanımına ilişkin belli pratiklerin cinsiyete ve yaşa göre farklılaştığı bulgulanmıştır. Örneğin, Facebook'u yeni insanlarla tanışma aracı olarak gören erkek kullanıcılar kadın kullanıcılardan, 15-19 yaşları arasındaki kullanıcılar ise 20-24 yaşları arasındaki kullanıcılardan fazladır. İlişki durumu, e-posta, tel numarası ve adres bilgileri gibi daha özel bilgiler erkeklerde ve alt yaş grubunda daha fazla paylaşılmakta; Facebook'taki arkadaş sayısı ise, yine alt yaş grubundaki kullanıcılar için önemli bir kimlik göstergesi olarak ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla, Facebook'taki kimlik inşası ve sosyalleşme süreçlerinde, toplumsal cinsiyete ve yaşa ilişkin farklılıkların belirleyici olduğu söylenebilir. Ayrıca Facebook'ta paylaşılan beğeni alanları da, bireyin kültürel sermayesi ve sosyo-demografik özelliklerine ilişkin önemli işaretler vermektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Paylaşım Ağları, Facebook, Sosyalleşme, Kimlik İnşası.

FacebookGençlerKimlik+3
Tuba Sütlüoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki bilişim suçlarının sosyolojik bir analizi: Tehditler ve çözüm stratejileri

Bu çalışmanın amacı, teknolojik gelişmeler sayesinde hayatımızın her alanının dijitalleştiği günümüzde, bilişim suçlarının nedenlerini ve yarattığı riskleri, faillerin özellikleri ve motivasyonlarını sosyolojik açıdan analiz ederek, bilişim suçlarının izlediği seyir hakkında genel bir bilanço çıkarmaktır. Bu kapsamda bilişim suçlarının teorik açıklamaları, mevzuattaki yeri, bilişim suçlarıyla mücadele yöntemleri, sosyal medyanın bilişim suçu içindeki rolü ve suç öncesi koşullar ayrıntılı olarak soruşturulacaktır. Çalışmanın bulgularına göre, sosyal medya ve bilişim teknolojileri sayesinde işlenen suçların arttığı ve bu kapsamda bilişim suçlarından çocuk istismarı ve kişisel bilgilerin farklı amaçlarla suiistimali suçlarında ciddi düzeyde artış olduğu anlaşılmaktadır. Son olarak, bu çalışmada bilişim suçlarındaki genel bilançosu değerlendirilerek eğitim, denetim, uluslararası işbirliği ve mevzuat ölçeğinde çözüm önerileri getirilerek, Türkiye'deki bilişim suçlarıyla mücadele edebilmek için bireysel ve kamusal ölçekte uygulanabilecek tedbirlere yer verilmiştir. Ayrıca, bilişim suçlarına yönelik devlet eliyle yapılacak denetimlerin yeterliliği ve yerindeliği konusu tartışılarak, denetimlerle kişi hak ve özgürlükleri ihlal edilmeden verilecek bir mücadele için nasıl bir yol izlenebileceği hakkında öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilişim, Bilişim suçu, Sosyal medya, Suç, Fail, Türkiye.

Bilgisayar suçlarıSosyal medyaSosyolojik analiz+3
Furkan Yılmaz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de "Sivil itaatsizlik" üzerine sosyolojik bir inceleme: Sivil Cumalar örneği

Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de son zamanlarda gerçekleştirilen en önemli sivil itaatsizlik eylemlerinden bir olan sivil cumalar üzerine sosyolojik bir analiz yapmaktır. Çalışmanın temelinde sivil cumaların ne ölçüde bir sivil itaatsizlik hareketi olarak değerlendirilebileceği sorusu yatmaktadır. Bu sorunun cevaplanması için öncelikle sivil itaatsizlik kavramı ve teorileriyle ilgili literatür analizi edilecek. Daha sonra özel olarak sivil cumaların hangi gerekçelerle gerçekleştirildiği, hangi rahatsızlıklardan yola çıkıldığı veya hangi amaçların hedeflendiği sorularına cevap aranacak. Çalışmanın saha araştırması kısmında iki farklı grup ile mülakatlar yapılacak. Öncelikle sivil cumaları organize edenler ve sivil cumalara katılanlarla yapılacak mülakatlar aracılığıyla bunların hangi gerekçelerle sivil cumalara katıldıkları, hangi rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasını talep ettikleri ve hangi hakları elde etmeyi hedefledikleri tespit edilmeye çalışılacak. Diğer taraftan, sivil cumaların düzenlendiği kentlerde yaşayıp sivil cumalara katılmayanlarla yapılacak olan mülakatlarla öncelikle sivil cumalara katılmayanların da aynı rahatsızlıkları paylaşıp paylaşmadığı ve aynı hakları talep edip etmedikleri tespit edilecek. Bununla birlikte, bu kişilerin sivil cumalara neden katılmadıkları da yine bu mülakatlarda tespit edilmeye çalışılacak. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme bölümünde mülakatlarda elde edilen bulgular özellikle kavramsal çerçeve ve teorik arka plandaki tartışmaların ışığında analiz edilecek. Bu analiz sonucunda, sivil cumaların ne ölçüde bir sivil itaatsizlik eylemi olarak değerlendirilebileceği; sivil cumaların arkasında yatan gerekçelerin neler olduğu; hangi talepler veya hangi haksızlıkların sivil cumaların gerekçesi olarak ileri sürüldüğü ve sivil cumalarda ortaya çıkan rahatsızlıkların ne ölçüde bir tarihsel arka plana sahip olduğu soruları cevaplanmaya çalışılacak. Bu noktalarla bağlantılı olarak İslam'da sivil itaatsizliğin yerinin ne olduğu da özellikle literatürdeki tartışmalardan yola çıkılarak tartışılacak. Anahtar Kelimeler: Sivil cumalar, sivil itaatsizlik, kamu vicdanı, Kürtçe hutbe

CumaHutbeKürtler+5
Nazmi Çiçek
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Trafik suçlarının suç kuramlarındaki yeri ve sosyolojik analizi

Bu çalışmanın amacı trafik suçlarının suç kuramları içindeki yerini tartışmak ve temelinde yatan sosyolojik nedenleri incelemektir. Çalışma 2013-2014 yılları arasında Eskişehir'de yürütülen bir alan araştırmasının verilerine dayanmaktadır. Nicel yöntemi izleyen araştırmanın verileri 300 anketle toplanmış, SPSS yardımıyla çözümlenmiş ve 12 yarı yapılandırılmış görüşme ile desteklenmiştir. Araştırmada cinsiyet, yaş, eğitim, meslek ve gelir gibi değişkenlerin yanı sıra trafikte sürücü veya yaya olmanın trafik kazalarına ve trafik suçlarına yönelik düşünce ve davranışlar üzerindeki etkisini ortaya koymaya yönelik sorular sorulmuştur. Çalışmada ayrıca ölümlü veya yaralanmalı trafik kazası geçirmiş olma deneyiminin trafik suçlarına yönelik bakış açısı üzerindeki etkisi de araştırılmıştır. Bu amaçla, araştırmada özellikle kendileri veya yakınları ölümlü veya yaranmalı trafik kazası geçirmiş olan katılımcılarla geçirmemiş olan katılımcıların trafik kazaları ile trafik suçlarının nedenlerine ve çözüm önerilerine yönelik görüşleri karşılaştırılmıştır. Çalışmada trafik suçlarının sosyolojik nedenleri dört ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; modern dünyanın maddi unsurlarıyla maddi olmayan unsurlarının eş zamanlı gelişmemesinin küresel ve ülke bazında yol açtığı sonuçlar, toplumda trafik kazalarına ilişkin kültürel bir hafızanın gelişmemiş olması, trafik suçlarının toplumda etnik, sınıfsal ve sosyal tüm kesimler ve gruplar tarafından işlenebilen bir suç olması ve son olarak trafik suçlarının kapitalist bir ekonomide satılabilir riskler olmamasıdır. Bulgular cinsiyet, yaş, eğitim, meslek ve gelir düzeyi gibi değişkenlerin trafik suçlarına yönelik düşünce ve davranışları etkilediğini ortaya koymaktadır. Öte taraftan bulgular, katılımcıların ölümlü ya da yaralanmalı trafik kazası geçirmiş olmalarının trafik kazaları ve trafik suçlarının nedenlerine ve çözüm önerilerine yönelik görüşleri üzerinde önemli bir etki yaratmadığını da ortaya koymaktadır. Trafik suçlarının ışık ihlalinden taksirle ölüme sebebiyet vermeye kadar uzanan farklı suç türlerini içinde barındırması birçok suç kuramının kavramsal bütünleşmesiyle açıklamayı gerektirmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada trafik suçları caydırıcılık teorisi, rutin aktiviteler teorisi ile nötrleştirme teknikleri gibi bazı sosyal öğrenme ve süreç teorilerinin belirli kavramlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, suç sosyolojisi, suç kuramları, trafik kazaları, trafik suçları

Sosyolojik analizSuçSuç sosyolojisi+3
Yasemin Ceylan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bir iktidar biçimi olarak devlet kavramı: Erken dönem sovyet sinemasında iktidarın görünümü

Kavramlar, anlamlarını içinde oluştukları toplumsal ilişkiler üzerinden kazanmaktadır. Bu kavramlardan biri olan devletin, anlam kazandığı toplumsal ilişkilerle bağı koparıldığı oranda, nitelediği alanın kapsamı ve kullanım alanı muğlaklaşmaktadır. Bu nedenle, devlete ilişkin yaklaşımlar ve tartışmalar somut zeminle arasındaki mevcut bağ koparılmadan oluşturulmalıdır. Bu çalışmada, devlet kavramının nitelediği iktidar biçiminin çerçevesi ve kavramın kullanım alanı tartışılmaktadır. Kavramın çerçevesi devletin kökeni, devleti ortaya çıkaran koşullar ve devletin ele alınma biçimlerine referansla tanımlanmıştır. Kullanım alanı ise, literatüre dayanarak çizilmeye çalışılan kavramsal çerçevenin, iki temel üzerinden değerlendirilmesi yoluyla tartışılmıştır. İlk olarak, Marksist kuramın temel kavramları ve somut bir zemin sunması adına Sovyet Rusya tarihine referansla, sosyalist devlet kavramı üzerine bir tartışma yürütülmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, iktidar-sinema ilişkisi ve Sovyet Rusya tarihinde sinemaya verilen önem dolayısıyla, kültür ve eğitim politikaları üzerinden, erken dönem Sovyet sineması değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, kuramsal tartışmaların somut bir zeminde yürütülmesi adına, Sovyet sinemasının erken döneminden yedi film, çalışmada devlet kavramı için çizilen çerçeve üzerinden analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet, sosyalist devlet, sinema sosyolojisi, Sovyet Rusya, Sovyet sineması

DevletDevlet kuramıFilm+5
Aslı Ağcaoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık riskleri algısının gıda tüketimine yansımaları: Eskişehir örneği

20. yüzyılın ikinci yarısından sonra sistematik bir şekilde hızla artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacını rahat karşılamak amacıyla ortaya çıkan gıda endüstrisi, sağlıkla ilgili birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Gıdanın ve gıdanın üretildiği yerin hijyeni, gıdaya katılan katkı maddelerinin belirsizliği başta olmak üzere, gıdanın tüketiminde tüketiciye ne tür zararlarının olabileceği belirsiz kalarak sağlık korkularına neden olmuştur. Gıda güvenliği eksikliği, bireylerde kaygı ve korkulara neden olarak güven erozyonu yaratmış, tüketicilerde gıda tüketimi konusunda kaygı oluşmaya başlamıştır. Tüketicilerin gıda tüketimine yönelik korku, kaygı veya güvenlerinin, sosyo-ekonomik yapılarıyla nasıl ilişkilendirildiğinin ele alınacağı bu araştırmada, nitel ve nicel yöntem kullanılmıştır. Eskişehir Tepebaşı ve Odunpazarı ilçelerinde iki farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip 4 mahallede seçilen 400 kişiye anket tekniği uygulanarak ve 12 kişi ile derinlemesine görüşme yapılarak; bireylerin sağlıkla ilgili risk tutumlarının gıda tüketimine nasıl yansıdığı araştırılmış ve analiz edilmiştir. Gıda tüketiminde gösterilen tutumun bireylerin sosyo-ekonomik yapılarıyla ne denli bağlantılı olduğu, bireylerin riskin farkında olduklarında tüketim faaliyetlerinin nasıl değiştiği, kaygı, korku ve risklerin tüketim davranışlarını ne derece etkilediği üzerinde durulmuştur. Araştırmanın bulgularında, sosyo-ekonomik farklılıkların sağlık riski algısında pek farklılık yaratmadığı, genel anlamda tamamına yakın kısmının sağlık riski korkusu içerisinde olduğu, tükettiklerinden şüphe ettiği, devlete, üreticiye ve aracılara güven duymadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Aylık hane geliri yükseldikçe organik ürün tüketimi artmaktadır. Bunun yanında genetiği değiştirilmiş ürünlerin hastalık yapıcı etkisinin varlığına inanç söz konusudur. Bu konuda yeterli önlem alınmadığı savunulmakta ve tüketicilerin bilinçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gıda güvencesi, sağlık, risk, korku, güven ve gıda tüketimi

EskişehirGıda tüketimiRisk+6
Betül Yurt
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türk düşünce dünyasında Osmanlı devlet ve toplum yapısı tartışmaları üzerine tarihsel sosyolojik bir değerlendirme

Bu çalışmada, Türk düşünce dünyasında Osmanlı devlet ve toplum yapısı tartışmaları üzerine ortaya atılan farklı görüşlerin sistemli bir biçimde analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde döneminde kendi çağdaşlarını etkileyebilmiş özgün çalışmalar incelenerek tartışmaya ışık tutulması hedeflenmektedir. Bu çalışma, betimsel bir araştırma türü olup çalışmada doküman/belge tarama tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda çalışma Türk düşünce dünyasında Osmanlı devlet ve toplum yapısı üzerine geliştirilen tahlillerin dönemsel sınırlılıklarını göz önünde bulundurarak Osmanlı İmparatorluğu'nun devlet ve toplum yapısını tarihsel sosyolojik bir çerçevede değerlendirmiştir. Bu çalışmada, öncelikle Osmanlı toplum yapısını anlamak için tarihsel sosyolojik bir bakış açısının nasıl olması gerektiği üzerinden bir tartışma yürütülmüş ve sonrasında bu bakış açısından hareket ederek Osmanlı Devleti'nin kuruluş süreci, devlet yapısı ve üretim biçimi farklı düşünürlerin düşünceleri etrafında değerlendirilmiştir. Bu nedenle bu araştırmada Osmanlı Devleti'nin toplum yapısını açıklamak için kullanılan feodalizm, doğu despotizmi ve Asya tipi üretim tarzı (ATÜT) kavramları karşılaştırılmıştır. Bu bağlamda çalışmada, alanyazındaki önde gelen tarihçi, sosyolog, iktisatçı ve siyaset bilimcilerin Osmanlı devlet ve toplum yapısı hakkında olan değerlendirmeleri karşılaştırmalı bir biçimde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Asya Tipi Üretim Tarzı, Doğu Despotizmi, Feodalizm, Osmanlı Toplum Yapısı, Tarihsel Sosyoloji

DüşünceDüşünce tarihiDüşünce yapısı+7
Berat Dağ
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Çanakkale Fevzipaşa Mahallesi'nde Roman kimliğinin oluşumu üzerine bir saha çalışması

'Öteki' ile temasın kaçınılmaz hale geldiği ve ulusal sınırların zorlanmaya başladığı günümüz toplumlarında, kimlik oluşumunun kurgusal arka planının gözler önüne serilme sürecinin hız kazandığı görülmektedir. Kimlik tartışmalarının kendisine bu denli yoğun yer edinebildiği bir süreçte, Çingene/Roman topluluklarının yaşam koşullarının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Çingene/Roman topluluklarının kendilerini hala çeşitli hak talepleri ile ortaya koymaktan büyük oranda geride duruyor olmasıysa, onların içinden geldiği tarihsel süreci ve bağlamsal yaşam koşullarını dikkate almanın önem ve gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu minvalde, bu araştırmanın, mevcut soru işaretlerine kimlik oluşumu bağlamında bazı yanıtlar sunabilmesi umulmaktadır. Genel olarak Çingene/Roman topluluklarının kimlik oluşumunu konu edinen bu araştırmanın mekânsal çerçevesini Çanakkale'de Roman Mahallesi olarak tanınmakta olan Fevzipaşa Mahallesi oluşturmaktadır. Katılımlı gözlem yönteminin eşlik ettiği alan araştırması neticesinde, mahalle sakinleri içerisinden, amaçlı örneklem yoluyla seçilmiş 54 katılımcıyla görüşülmüş ve grubun kimlik oluşumunu anlamaya dönük birinci elden nitel veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Bu araştırmada elde edilen bulgular, mahalle halkının gerek sosyal gerekse ekonomik anlamda dışlanma deneyimleriyle mücadele etmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır. Kendisine yöneltilen damga biçimlerini kendi bağlamsal yaşam koşullarının gerektirdiği stratejileri benimseyerek aşma gayretindeki mahallelinin, bir nevi 'mikro kimlik' örneği olarak, 'Fevzipaşalılık' vurgusunu kimlik oluşumunun merkezi bir noktasında konumlandırdığı ve kendisini diğer Çingene/Roman gruplarından bu mekansal kimlik hattı üzerinden ayırma eğiliminde olduğu görülmüştür. Bu araştırma, söz konusu sınırların onları diğerlerinden ne oranda ayırdığı ve hangi konularda kader ortaklığına mahkum ettiğini anlama amacıyla; özelde mahalle içi dinamikler, mekana kazandırılan anlam, öteki ile ilişki, genelde ise medya, eğitim ve istihdam olanakları gibi noktalara odaklanmaktadır. Tüm bu ilişkiler; birey, yapı ve alan arasında süregelen dinamik ve diyalektik ilişkiyi gözden kaçırmamanın en uygun yollarından biri olarak görülen Bourdieu sosyolojisi perspektifinden ve özellikle habitus kavramı çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çingene/Roman, Kimlik, Etnisite, Sosyal Dışlanma, Habitus

DışlanmışlıkEtnik kimlikHabitus+6
Elif Gezgin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Sınıfiçi farklılaşma ve sınıfiçi bütünleşme biçimi olarak Eskişehir'de orta sınıfın yeme-içme örüntüleri

Gıda ve beslenme sosyolojisi 1980'lerden itibaren sosyoloji disiplini içerisinde bir alt disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Dünyada son iki ya da üç on yıllık zaman diliminde, sağlıklı beslenme, halk sağlığı ve diyet tartışmaları ile gündeme gelen gıda ve beslenme sosyolojisi (sociology of food and nutrition); yeme-içme alışkanlıklarının, kültürlerinin ve pratiklerinin ele alındığı oldukça yeni bir araştırma alanıdır. Bu tez çalışması literatürde gıda sosyolojisi, yeme-içme sosyolojisi olarak kabul edilen bazen ortak, kimi zaman aralarında nüans bulunan bir alanda, gıda ve beslenme sosyolojisi alanında gerçekleştirilmiştir. Çalışma birincil olarak Eskişehir'de orta sınıfın gıda tüketimlerini sosyolojik olarak saptamayı, yeme-içme pratiklerini ve dışarıda yeme alışkanlıklarını, yeme-içme mekânları ile kurdukları ilişkileri, bu anlamda mekânların sosyolojik incelemesini gıda ve beslenme sosyolojisi bağlamında anlama amacı taşımıştır. Gıda ve beslenme sosyolojisi üzerine Türkiye'de çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu araştırmada küreselleşen ve kentsel alanda dönüşen, nezihleşen Eskişehir'de orta sınıfın yeme-içme pratiklerini, gıda harcamalarını ve dışarıda yeme alışkanlıklarını, yeme-içme mekânları ile kurdukları ilişkileri gıda ve beslenme sosyolojisi bağlamında yapılmıştır. Nitel bir anlayışın benimsendiği, alan araştırmasına dayalı, özgün bir çalışma olma özelliği taşımaktadır. Gıda ve beslenme sosyolojisi alanındaki ilk görgül araştırmalardan biri olma iddiası taşımaktadır. Alan araştırmasının evreni Eskişehir'deki orta sınıf hanelerdir. Araştırmanın örneklemini ise orta büyüklükteki bir kent olan Eskişehir'de kartopu örnekleme ile oluşturulmuş olan orta sınıf aileler meydana getirmektedir. Örneklem dahilinde 23 derinlemesine görüşme yapılmıştır. Orta sınıfın zevk ve beğenileri doğrultusunda ekonomik ve kültürel sermayeleri doğrultusunda tüketmeyi tercih ettiği 16 yeme-içme mekânı işletme sorumlusu ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gıda ve beslenme sosyolojisi, tüketim sosyolojisi, orta sınıf, habitus, kültürel sermaye, tüketim, mekân

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme davranışı+7
Erhan Akarçay
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Mekânsal eşitsizlik ve Türkiye'de demiryollarının gelişimi

Bu tezin amacı mekânsal bakış açısıyla eşitsiz gelişme kavramını yeniden ele alarak tartışmak, eşitsiz gelişme sürecini açıklayan kuramsal yaklaşımlarda göz ardı edilen coğrafya ile ilişkisini ortaya koymak ve Türkiye'nin eşitsiz gelişme sürecini, sermayenin coğrafi hareketliliğinin mekânsal bir altyapısı olan demiryolu ulaşımı ve politikalarıyla ilişkili olarak çözümlemektir. Bu amaç doğrultusunda ilk bölümde mekânsal bakış açısının ne olduğu sorusu üzerinde durularak mekânın sosyal teori ile ilişkisi ele alınmaktadır. Tezin ikinci bölümünde eşitsiz gelişme kavramı üzerinde durulmakta ve modernleşme sürecinde coğrafi/mekânsal farklılıkları göz ardı eden eşitsiz gelişme kuramları değerlendirilmektedir. Üçüncü bölüm, Türkiye'de eşitsiz gelişme sürecinin nasıl tartışıldığına odaklanmaktadır. Türkiye'de bölgesel eşitsiz gelişmenin mekânsal bir bakış açısıyla ele alınmadığının görülmesi üzerine, son bölümde Türkiye'deki bölgesel eşitsiz gelişme sürecinin, mekânsal bakış açısıyla ele alınarak değerlendirilmesi ve coğrafi farklılıklarla ilişkisinin anlaşılmasına yönelik bir çalışma geliştirilmiştir.

Demir yollarıDemir yolu taşımacılığıEşitsizlik+3
Aybüke Köseömeroğlu Yalçın
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni muhafazakâr orta sınıf, din ve gündelik hayat: Kayseri MÜSİAD örneği

Din olgusunun sosyal yansımalarıyla ele alınması toplumun sosyal ve kültürel yapısının anlaşılabilmesi için bir gerekliliktir. Bu olgunun ve ilişkili olduğu yapıların ekonomi alanıyla kesiştiği noktalar da ele alınmaya değer özel bir çalışma alanı sunmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma "Yeni Muhafazakâr Orta Sınıf" kavramsallaştırmasıyla ele aldığımız dindar sermaye sahiplerinin gündelik pratiklerinde ve ekonomik tutumlarında inandıkları ilkelerin ve piyasa şartlarının ne ölçüde etkin olduğuna odaklanmaktadır. Bu aktörlerin bulundukları konumun daha iyi anlaşılabilmesi için Weber'in ekonomi ve din ilişkisine dair yaptığı belirlemeler, bu belirlemelere –özellikle Ülgener tarafından- yöneltilen eleştiriler ve İslâmi ilkelere göre organize edilen ekonomik yaklaşımların ortaya çıkış süreçleri ele alınmaktadır. Bu hat izlenerek Anadolu sermayesinin Türkiye'deki etkinliği ve MÜSİAD'ın bu süreçte üstlendiği rol üzerinde durulmaktadır. Dindar sermaye sahiplerinin söz sahibi olmak istedikleri alanlara nasıl dâhil oldukları, bu süreçte alanları nasıl dönüştürdükleri ve kendilerinin nasıl dönüşümler yaşadıkları MÜSİAD Kayseri Şubesi örneği üzerinden Bourdieu'nün kavramlarıyla ele alınmaktadır. Anahtar Sözcükler: Yeni Muhafazâkar Orta Sınıf, Din, Gündelik Hayat, Ekonomi,Kayseri, MÜSİAD, Pierre Bourdieu

Bourdieu, PierreBurjuvaziDin+7
Cihad Özsöz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan'da kadınlara yönelik şiddet üzerine sosyolojik bir inceleme

Afganistan farklı etnik gruplardan oluşmuş ve tarihsel olarak farklı siyasal, toplumsal ve ekonomik süreçlerden geçmiş bir ülkedir. Bu değişim süreci içinde kadınların durumu ve onlara yönelik şiddetin düzeyi, türü ve oranı da farklılaşmıştır. Bu çalışmanın temel amacı Afganistan'da kadınlara yönelik şiddeti sosyolojik olarak incelemektir. Bu inceleme şu sorular etrafında yapılmıştır: Tarihsel süreç içinde Afganistan'da kadınların toplumsal konumu nasıl değişmiştir? Bu değişime bağlı olarak Afganistan'ın farklı siyasal dönemleri içinde kadın yönelik şiddetin yönü ve boyutu nedir? Son dönemde Afganistanlı kadınlar toplumda ve aile içinde ne tür şiddete maruz kalmaktadır? Kadınların şiddete maruz kalma nedenleri nelerdir? Kadına yönelik şiddetle mücadelede gelinen durum nedir? Bu sorular feminist kuram çerçevesinde irdelenmiş ve ataerkillik kavramı temelinde analiz edilmiştir. Bu analiz birincil ve ikincil kitaplara, makalelere, dergilere, resmi raporlara, internet haber kaynaklarına ve araştrımacının tanıklık ettiği olaylara dayanmaktadır. Anahtar kelimeler: Ataerkillik, Şiddet, Kadın, Afganistan,

AfganistanAtaerkilKadınlar+4
Nasir Ahmad Ahmadi
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Modern dönem gözetim olgusunda sınıflandırma pratiğinin değerlendirilmesi ve toplumsal hayata yansımaları: Eskişehir örneği

Modern dönemin akışkan ve karmaşık yapısını takip edebilmek, düzenlemek ve yönetebilmek için gözetim araçlarının gün geçtikçe arttığı gözlemlenmektedir. Teknolojik yeniliklerle gelişen gözetim araçlarının birçok çeşidine rastlamak mümkündür. Bu araçlar bir taraftan bireylerden farklı şekillerde veri/bilgi/malumat toplarken, diğer taraftan bunları sistematik bir şekilde kategorilere ayırıp kullanıma hazır hale getirmektedir. Gözetim araçlarının ucuzlaması, küçülmesi, uzaktan yönetilebilmesi toplumun bilgisine ulaşabilmek için gözetimi cazip hale getirmektedir. Ancak aynı zamanda gözetimin şeffaflığını yitirmesi ve sınırlarının muğlaklaşması çeşitli problemlere yol açmaktadır. Genel olarak güvenlik kaygıları, disiplin ve düzen arayışları gözetimin yaygınlaşmasını meşrulaştırdığı gibi gözetime yönelik eleştirel bir bakışın oluşmasını da engellemektedir. Gözetim olgusu, genellikle 'güvenlik, denetim, düzen ve disiplin' çerçevesinde değerlendirilmekte, farklı sosyo-ekonomik grupların sosyal hayata katılmaları noktasında belirleyici olduğu göz ardı edilmektedir. Bu durumun toplumsal algıda edindiği yeri ortaya koymak için farklı sosyo-ekonomik kesimlerden toplanan veriler gözetimin sınıflandırma pratiği çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Eskişehir'de gerçekleştirilen saha çalışmasının amacı, katılımcıların gözetimi nasıl değerlendirdiğini anlamak, farkındalığını ölçmek ve gözetimin ayrıştırma edimine yönelik düşüncelerini ortaya koymaktır. Araştırmanın sonunda ise sosyo-ekonomik durum, güvenlik algısı ve gözetim talepleri arasında güçlü bir bağ olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Gözetim, güvenlik, risk, panoptikon, ban-optikon, sınıflandırma

EskişehirGözetimGözetim toplumu+7
Nur Manolya Şen Çatalkaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal mekân ve mekânsal bilinç

Bu çalışmada varlığın ve toplumsal ilişkilerin temel kategorilerinden biri olan mekân ve bu bağlamda gelişen mekânsal kavrayışlar, "mekânsal bilinç" kavramıyla tartışılmaktadır. Mekânın dışında değil, içinde ve onun tarafından sarılı olan özneler ve toplum için bütünsel ve ilişkisel analizler, mekân kavrayışlarının ön koşulu sayılarak, öncelikle modern öncesi düşünce biçimlerinde mekân kavramı açıklanmaktadır. Daha sonra, değişen kapitalist üretim ilişkileri ve toplumsal ilişkiler özelinde, mekân kavramının ve kavrayışlarının ele alınışı, buna bağlı olarak da mekânsal bilincin konumu tartışılmaktadır. Son olarak, kapitalist ilişkilere eşlik eden modernlik aracılığıyla çoklaşan mekânsal kavrayışların analizi ve mekânın zihinsel örgütlenişi, mekânsal bilincin çelişkileriyle tartışılmaktadır. Tüm bu izlekte ve ilişkilerde gerçekleştiği varsayılan düşünsel yarılmalara, mekânın ontolojik konumuna bağlı çelişkilere ve toplumsal alanda görünmez kılındığı düşünülen mekân kavramına, mekânsal bilinç aracılığıyla bütünsel ve ilişkisel bir sorgulama zemini oluşturmak amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Mekân, Mekânsal Kavrayış, Mekânsal Bilinç, Toplumsal Mekân.

BilinçMekanMekan kullanımı+5
Azmi Recep Özdaş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocuklarının boş zamanlarını organize etme tutumları üzerine sosyolojik bir inceleme: İstanbul'da bir saha çalışması

Bu çalışmanın amacı, İstanbul'daki farklı gelir gruplarından ebeveynlerin ortaokul çağındaki çocuklarının boş zamanlarını organize etme davranışları ile sahip oldukları sosyal, kültürel ve ekonomik sermayeleri arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak analiz etmektir. Ebeveynlerin çocuklarının hane içi ve hane dışı sosyalizasyonlarına yönelik tutumları çocukların eylemde bulunabilme kapasitesi (agency) odağında ele alınmaktadır. Çalışmanın örneklemi, 2016-2017 akademik yılında İstanbul'a bağlı Üsküdar ilçesinin farklı mahallelerindeki iki ortaokula giden çocukların ebeveynleridir. Nitel yöntemin benimsendiği bu çalışma kapsamında, amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 365 ebeveyne anket uygulaması yapılmış ve kota örnekleme tekniğiyle belirlenen 37 ebeveyn, öğretmen ve idareciyle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen veriler ışığında orta gelirli ailelerinin çocuklarının sosyalizasyon ortamlarının büyük ölçüde sokak gibi kurguya açık alanlardan kapalı mekânlara dönüştüğü ifade edilebilir. Sürekli hedef koyan pragmatist eğilimlere sahip ebeveynler, çocukların meşgul oldukları faaliyetleri daha yoğun ve çok yönlü biçimde gözetim altına almaktadır. Çocukların kendilerine özgü akran kültürü oluşturma süreçlerinin ebeveynlerin otoritesine doğrudan bağımlı olduğu tespit edilmiştir. Yeni medya araçlarının, ebeveynlerin evde ve dışarıda çocuklar üzerindeki denetim ve tahakküm alanlarını genişleterek bir süper gözetim aygıtı haline geldiği bulgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Boş zaman, Ebeveyn Otoritesi, Çocukluk Sosyolojisi,İstanbul.

Aile tutumuAna-baba tutumuBoş zamanları değerlendirme+6
Hamide Elif Üzümcü
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığınmacıların günlük yaşam deneyimleri, temel sorunları ve sorunlarla baş etme stratejileri: Eskişehir örneği

Bu tez çalışmasının temel amacı, Eskişehir'de yaşayan sığınmacıların gündelik hayat deneyimleri, karşılaştıkları temel sorunlar ve bu sorunlarla başetme stratejilerinin tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın hedef kitlesi olan Irak, İran, Sahara-altı Afrika ve Afganistan'dan gelip mülteci olarak üçüncü ülkelere yerleşmeyi bekleyen sığınmacılarla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin yanısıra alan araştırması süreci boyunca bazı katılımcılarla kurulan yakın ilişkiler sayesinde gündelik hayat deneyimleri ve yaşam koşulları yakından gözlemlenmiştir. Alan araştırması sürecinde elde edilen veriler NVivo 11 programının yardımı ile analiz edilmiştir. Alan bulguları üzerinden yola çıkarak katılımcı sığınmacıların sınır geçişi ile vatandaşlık haklarını yitirdikleri, bu yitirişle birlikte sığınmacıların gündelik hayatta ciddi sorunlarla başetmek zorunda kaldıkları görülmüştür. Bu sorunlar sömürüye açık kayıt dışı çalışma, uygun olmayan barınma koşulları, yerelle temas anlarında deneyimlenen dışlanma ve yabancılık hissi ile sınırdalık/eşiktelik hali şeklinde kendini göstermektedir. Yaşadıkları sorunlarla başetme stratejisi olarak ise sığınmacıların, sahip oldukları sosyal sermayelerini harekete geçirerek kendi grupları içinde dayanışma ağları kurdukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sığınmacı, Düzensiz göç, Küreselleşme, Neo-liberalizm,Maduniyet, Toplumsal Ağlar, Mensubiyet Yitimi, Eskişehir

Başa çıkmaEskişehirGöçmenler+7
Mine Karakuş Yetkin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Mesleki ve teknik anadolu lisesi öğrencilerinin sosyal hareketliliğine ilişkin profilleri: Eskişehir ili örneği

Araştırmanın amacı, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında eğitim gören öğrencilerin sosyal hareketlilik beklentileri ile mesleki ve teknik ortaöğretim süreci arasındaki ilişkileri Eskişehir örneğinde incelemektir. Araştırmada nicel ve nitel yöntemler bir arada kullanılmıştır. Veriler, Eskişehir'de 7 mesleki ve teknik Anadolu lisesinden 12. sınıf öğrencisi 797 kişiden anket, 8 öğrenci, 8 mezun, 9 öğretmen olmak üzere 25 kişiden yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilmiştir. Nitel ve nicel araştırma verileri, eş zamanlı toplanmış ve analiz edilmiş, iki veri grubuna da eşit düzeyde ağırlık verilmiştir. Sosyoekonomik ve sosyokültürel özellikleri bakımından kısıtlı imkânlara sahip ailelerden gelen öğrencilerin meslek liselerine, kısa zamanda meslek ve gelir elde etme beklentisiyle yöneldikleri ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin, mesleki becerilere dayalı sermaye biçimine yatkınlık geliştirme, akademik becerilere dayalı sermaye biçimine mesafe koyma eğilimlerinin güçlü olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin, meslek liselerini tavsiye etme eğilimlerinin zayıf ancak fırsat verildiğinde tekrar tercih etme eğilimlerinin güçlü olduğu ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin, kısa sürede çalışma hayatına atılmayı kolaylaştırma ve iş gücü piyasasında tercih edilmeyi sağlama olasılığı bakımından meslek liselerini bir sığınak olarak algıladıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin, çalışma koşulları rahat, prestij ve gelir düzeyi yüksek işler kazandırma ve yüksek öğretime geçişi kolaylaştırma olasılığı bakımından meslek liselerini bir tuzak olarak algıladıkları ortaya çıkmıştır. Sığınak ve tuzak şeklinde betimlediğimiz algı formlarının iç içe geçtiği, kesiştiği ve birbirini dışlamadığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin sosyal hareketlilik beklentilerinin yatay yönde, sınırlı düzeyde olduğu ve bu beklentilerin şekillenmesinde mesleki eğitimin, tek başına olmasa da etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin beklentileri ile mevcut toplumsal koşullarının da önemli düzeyde örtüştüğü tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Eğitim, mesleki ve teknik eğitim, eğitim sosyolojisi, sosyoloji, sosyal hareketlilik, toplumsal tabakalaşma.

EskişehirEğitimEğitim sistemi+7
Çağdaş Ümit Yazgan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Eğitimde yeni istihdam politikaları ve esnek çalışma ilişkileri: Eskişehir'de ücretli öğretmenler üzerine bir saha araştırması

Bu araştırmanın temel amacı, ücretli öğretmenlerin çalışma koşullarını, yaşam standartlarını, çalışma ilişkilerini ve emek süreçlerini nasıl deneyimlediklerini anlamaya ve açıklamaya çalışan sosyolojik bir analiz yapmaktır. Araştırma genel çerçevede neoliberal süreçle değişen çalışma hayatını, yeni istihdam biçimleri ve eğitimdeki esnekleştirme sürecini, eğitimin ticarileştirilmesini, bilginin ve eğitim kurumlarının piyasalaşmasını ve öğretmenlik mesleğinde yaşanan yapısal dönüşümler hakkında ücretli öğretmenlerin tutum ve görüşlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra araştırma kapsamında okul idarecilerinin ve eğitim sendikalarının yönetici görüşleri de ele alınarak konuya dair farklı bakış açıları sunulmaktadır. Bu çalışma nitel araştırma yöntemine dayalı olarak yapılmaktadır. Çalışmanın grubunu, Eskişehir'de, MEB'e bağlı okullarda esnek ve güvencesiz istihdam edilen 33 ücretli öğretmen ve 19 okul idarecisinin yanı sıra 4 eğitim sendika yöneticisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak tüm bu eğitim bileşenlerinin esnek ve güvencesiz istihdam biçimlerine yönelik görüşleri nitel veri toplama tekniklerinden görüşme tekniği ile alınmıştır. Saha çalışmasından elde veriler çerçevesinde değerlendirildiğinde, öğretmenlik mesleğindeki istihdam çeşitliliği ve yapısal dönüşümler ücretli öğretmenlerin hayatında ekonomik, sosyal, kültürel ve mesleki yönlerden birçok farklılıklar ortaya çıkarmıştır. Ücretli öğretmenler düşük ücretle, iş güvencesizliğiyle, gelecek belirsizliğiyle, iş yoğunluğu ve düzensiz çalışma saatleri ile baş etmektedirler. Okul idarecilerine ücretli öğretmenlik istihdamı ek iş yükü getirmektedir. Ayrıca, ücretli öğretmenlik istihdamı, farklı çalışma koşulları ve sunulan kurumsal fırsatların zayıflığı nedeniyle hem öğretmenlik mesleğinin prestijinin ve çekiciliğinin azalmasına hem de aynı kurumda aynı işi yapan insanların daha kötü olanaklara sahip olmasının çalışma barışının ve kurum kültürünün oluşmasında çok büyük bir engel oluşturduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Esnek çalışma, Ücretli öğretmenlik, Güvencesizlik, Metalaşma, Proleterleşme, Eskişehir

Esnek çalışmaEğitimEğitim politikaları+7
Nilgün Dali
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Madde bağımlılığının sosyolojik nedenleri ve etkileri: Sosyal bağışıklık sistemi analojisi üzerinden Malatya örneği

Amaç: Günümüzde madde bağımlılığı, her yaştan insanı etkileyen ve özellikle sentetik maddelerin yaygınlaşmasıyla daha karmaşık ve hızla büyüyen bir sorun haline gelmiştir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, bireyi ve toplumu olumsuz olarak etkileyen madde bağımlılığının sosyolojik nedenlerini ve etkilerini derinlemesine incelemektir. Yöntem: Nitel olarak tasarlanan bu araştırmada fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Malatya İnönü Üniversitesi Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezinde ve Yeşilay Danışmanlık Merkezinde tedavi gören ve Denetimli Serbestlik Müdürlüğünde yükümlü olarak bulunan 41 erkek madde bağımlısı, 19 kadın madde bağımlısı ve madde bağımlılığı alanında çalışan 9 alan uzmanı oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu, amaçlı örnekleme tekniği kullanılarak belirlenmiş ve veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile gerçekleştirilen yüz yüze derinlemesine mülakatlar aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Bu araştırmada gerçekleştirilen tematik analiz sonucunda, madde bağımlılığı sürecine ilişkin üç ana tema ve bu temalar altında toplam on altı alt tema elde edilmiştir. Ana temalar; sosyal bağışıklık sisteminin zayıflaması ile maddeye başlama süreci, bağımlılık alt kültürüne yönelme ve entegrasyon süreci ile sosyal bağışıklık sisteminin işlev kaybı ve bağımlılığın çok boyutlu etkileri olarak belirlenmiştir. Sonuç: Madde bağımlılığı, bireysel bir tercihten ziyade, sosyal bağların zayıflamasıyla başlayan, bireyin bağımlılık alt kültürüne yönelmesi ile derinleşen ve süreç içerisinde sosyal bağışıklık sisteminin işlev kaybıyla birlikte çok boyutlu sonuçlar üreten dinamik bir süreç olarak ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte birey, yalnızca madde kullanımına yönelmekle kalmamakta; aynı zamanda bağımlılık alt kültürüne entegre olarak sosyal çevresiyle ilişkisini yeniden yapılandırmakta ve zamanla damgalanma, sosyal sermaye kaybı, aile ilişkilerinde bozulma ve toplumsal hayattan uzaklaşma gibi çok yönlü etkilerle karşı karşıya kalmaktadır.

Ahmet Yasuntimur
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
DoctorateOpen AccessTR

Malatya'da meslek yapısı ve sosyal hareketlilik: Malatya Merkez uygulaması

Bu çalışmanın temelini, teorik düzeyde, meslek sosyolojisinin uğraşı alanlarından; sosyal yapı ile mesleki yapı arasındaki karşılıklı münasebetler, sosyal yapıdaki değişme ve gelişmeler ile mesleki yapıdaki değişme ve gelişmeler, sosyal tabakalaşma ile meslek, sosyal hareketlilik ile meslek arasındaki ilişkiler ile ilgili konular oluşturmaktadır. Çalışmanın uygulama yönüyle de, ortaya konulan varsayımlar, farklı bir sosyal çevre gibi görünen Malatya'dan elde edilen verilerle irdelenip yoklanmaya çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Meslek, Sosyal Tabakalaşma, Sosyal Hareketlilik, Malatya

Arif Çiçek
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Kapitalizm, Kayseri ekonomisi ve işadamları

KAPİTALİZM, KAYSERİ EKONOMİSİ VE İŞADAMLARIİnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim DalıDoktora Tezi: Mayıs-2012Danışman: Prof. Dr. Beylü DİKEÇLİGİLÖZET VE ANAHTAR KELİMELERAraştırmanın konusu kapitalist ekonomik sistem içerisinde, Kayseri ekonomisinin temel aktörleri olan işadamlarının ürettiği ve kentin ekonomik yapısına da karakterini veren sosyoekonomik süreçlerdir. Sosyoekonomik süreçlerle de, iş adamlarının maddi koşulları, zihniyet dünyaları ve davranışları ile bunlar arasındaki bağlantılar sonucunda ortaya çıkan etkileşim örüntüleri kastedilmektedir.Çalışmanın nihai hedefi ise kapitalist süreç ile bağlantılı olarak Anadolu'nun ekonomik gelişmesinde öncü bir rol üstlenen Kayseri ekonomisinin ve Kayserili sanayicilerin başarılarında/başarısızlıklarında sosyokültürel özelliklerin oynadığı rolü, mevcut kuramsal açıklamaların dışında kendi bağlamında açıklayabilme potansiyeline sahip bir kuramsal çerçeve oluşturmaktır.Araştırmanın metodolojik yaklaşımı bütüncül sosyolojik yaklaşımdır. Yöntem olarak sosyal hayatı kendi akışı içinde, derinlemesine anlamaya ve açıklamaya yönelik olan nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma tekniği olarak ise, alandan elde edilen verilere dayalı olarak bir kuram oluşturma amacı taşıyan temellendirilmiş kuram kullanılmıştır. Alandan elde edilen veriler Nvivo programında analiz edilmiş, analizlerin sonucunda ortaya çıkan kavramsal çerçevelerin modelleri oluşturulmuştur.Kayserili işadamlarının ve Kayseri ekonomisinin kapitalizme uyum süreci iş adamlarının arayışları ile gerçekleşmiştir. Bu arayışa yön veren ve onu biçimlendiren yapısal ve nedensel koşullar ise Kayserili işadamlarının kapitalizmin temel niteliklerine ilişkin algılarıdır. Bu nitelikler; sermaye algısı, pazar arayışı, uluslar arası rekabet, ülkeler hiyerarşisi, kapitalist ekonomik sistemde devletin rolü ile kaygan ve belirsiz ekonomik zemindir. Arayışın içinde gerçekleştiği Kayseri'ye özgü sosyoekonomik süreçler ile bu süreçler çerçevesinde oluşan uyum mekanizmaları paradigma modelinin bağlam ve eylem/etkileşim stratejileri unsurunu oluşturmaktadır. Bunlar; ticari birikim, devlet yatırımları, üretim mekânları, küreselleşme algısı ve oturmalardır. Nedensel yapısal koşullar ile bağlam ve eylem stratejileri neticesinde ortaya çıkan sonuçlar ise şu şekilde sıralanabilir: Temkinli girişimci, sektörel akışkanlık ve sektörel sıçrama, hâkim firmaların sunduğu imkânlar ve yol açtıkları sınırlamalar, ülkeler arasında eşitlenme eğilimi ve kurumsallaşma çabası.ANAHTAR KELİMELER: Kapitalizm, Girişimci, Kayseri Ekonomisi, Temellendirilmiş Kuram

GirişimcilerKapitalizmKayseri+6
Aylin Yonca Gençoğlu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel toplumdan modern topluma etik'in sosyolojik temelleri

Geleneksel toplumlarda ve modern toplumlarda etiğin ve ahlakın nasıl temellendirildiği, nasıl bir dönüşüm geçirdiği araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Geleneksel toplumların temel dinamiklerinin anlaşılması için antik dönemdeki tartışmalara yer verilmiştir. Çalışmanın bütünselliğinin korunması için ise güncel tartışmalara yer verilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde, Akıl'ın, Tanrı'nın, Doğa'nın ve Sözleşme'nin etiğin ve ahlakın kaynağı olarak görüldüğü anlaşılmıştır. Zamanla bu unsurların önemlerinin azaldığı; buna bağlı olarak da, bireylerin ciddi dönüşümlerle, risklerle karşı karşıya kaldığı saptanmıştır.

AhlakAntik ÇağAristoteles+6
Mustafa Solmaz
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

İngiliz edebiyatında sömürgecilik ve kölelik: Aphra Behn'in Oroonoko veya Soylu Köle romanı örneği

Bir metnin sosyolojik açıdan okunması diğer okuma biçimleriyle kıyaslandığında daha avantajlı gözükmektedir. Yazar, eser, okur ve ilk üç bileşeni kapsayan toplum öğesi sosyolojik okuma sürecinde önemli faktörlerdir. Sosyal teorilere dayalı diğer okuma biçimleri bazı sınırlılıklara sahipken sosyolojik okuma, araştırmacılara daha geniş bir perspektif sunar.Bu çalışmada, Aphra Behn'in ?Oroonoko veya Soylu Köle? romanını, sosyolojik imgelemin bütüncül perspektifiyle okunması amaçlanmıştır. Behn'in eseri, sömürge edebiyatının birçok arketipini bünyesinde barındıran bir metin olarak, bir süreliğine İngiliz Edebiyatı'nda soylu vahşinin ilk sunumu; sömürgecilik karşıtı, kölelerin serbest bırakılması ve azat edilmesini destekleyen ilk roman olarak okunmuştur. Zamanla eleştirel bir okur grubu ortaya çıkmıştır. Bu grup, metine dair sahip olunan bu tür algıların ve rutin okumaların sarsılmasına ve gizemli noktaların açığa çıkarılmasına çalışmıştır. Bu çalışma da rutin okumaları sarsarak; bütüncül kavrayışını Edebiyat Sosyolojisinden alan kendi perspektifiyle benzer bir ideale hizmet eder.Bu çalışma kapsamında toplum ve edebiyat ilişkisine dair bazı konular ve kavramlar tartışılmıştır. Tarihsel arka plan dâhilinde ?kölelik, sömürgecilik, şarkiyatçılık, ırkçılık? gibi bazı kavramlar tanımlanmaya ve anlaşılmaya çalışılmıştır. ?Sömürgeciliğin ve Köleliğin Meşruiyeti? kölelik ve sömürgeciliğe dair muğlak bir meselenin açıklığa kavuşturulması açısından tüm bu konular içerisinde en önemli olanıdır. Shakespeare'den Defoe'ya sömürge edebiyatının ortaya çıkışı da tartışılmıştır. Behn'in sosyal statüsü, ideolojisi, eğitimi, arkadaş çevresi, ailesi, mesleği, medeni durumu ve hayatındaki değişimler de analiz edilmeye çalışılmıştır. Sosyolojik biyografisinin yanı sıra metindeki retoriği de çözümlenmeye çalışılmıştır. Son bölümde Behn'in eseri, kölelik ve sömürgecilik yönünden incelenmiştir. Sömürgecinin ve sömürülenin portreleri çizilmeye çalışılmıştır.Bu çalışma sonucunda, Behn'in metninin kölelerin azat edilmesinden yana olmadığı ve sömürgecilik karşıtı olmadığı sonucuna varılmıştır. Metin, karakterlerin köleleriyle olan ilişkileri açısından okunduğunda Behn'in söyleminde iki tür sömürgecilik modeli çözümlemek mümkün gözükmektedir. Birisi, Behn tarafından desteklenmekte diğeri ise eleştirilmektedir. Behn, şiddetle yönetilen ve işkenceye uğrayan kölelere sempati duyarken bir yandan da bünyesinde şiddet ve işkence olmayan yeni bir kölelik ve sömürgecilik paradigması kurmaya çalışmaktadır. Behn, okurlarına kölelerine asla eziyet etmeyen onları şiddet olmaksızın yöneten bazı karakterler ve aynı zamanda kölelerine tam tersi yönde muamelede bulunan bazı karakterler tanıtmaktadır. Bu mevzudaki temel sorun şudur: Gerçek hayatta şiddet olmaksızın var olan böyle bir sömürgecilik modelini görmek mümkün müdür? Sömürgecilik tarihine baktığımızda böylesi bir sömürgeciliğin daha önce var olmadığını görebiliriz. Öyleyse Behn, sömürgecilik ve köleliğe dair ütopik bir teori kurmaktadır. Böylece retoriğiyle yanılsamalar üretmekte ve plantasyon sahiplerinden oluşan yönetici sınıfı desteklemektedir. Fakat Behn, bunu yaparken (sömürgecilik ve köleliğe duyulan) nefretin yönünü zenginler sınıfının mensuplarından aşağı sınıf üyelerine çevirmek için bazı karakterleri nesneleri olarak kullanmaktadır.Behn'in barbar karakterlerinin de üst sınıfa ait olmaları gerçeğine rağmen, tutumları ve ahlaki değerleri Behn tarafından aşağı sınıfla ilişkilendirilmektedir. Bu çelişkide Behn'in görevi nedir? O, ürettiği yanılsamalar sayesinde, kendini beyaz sömürgeci ve sömürülen siyah nesne arasındaki barış elçisi olarak takdim eder. Behn'in metninde şiddetten ve işkenceden arındırılmış yeni bir sömürgecilik modeli sunulmaktadır. Böyle olsa bile, bütün köleler Behn'in gözünde aynı değere sahip değildir. Oroonoko, Behn için soyluluğu ve Avrupalılaştırılmış olduğu için değerlidir. Bununla birlikte romanın sonunda irrasyonel bir köleye dönüşecek ve eşinin canına kıyacaktır. Hikâyenin sonlarına doğru Behn'in soylu vahşiye dair fikirleri de değişecektir. İlk bakışta kölelere sempati duymasına rağmen, eserinin retoriğinde şarkiyatçı, ırkçı ve sömürgeci tutumlarını okumak mümkündür.

Behn, AphraIrkçılıkKölelik+5
Ümit Öztürk
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Aşiret sisteminde dönüşüm-aşiretin kentte aldığı yeni şekiller-Batman örneği

"Aşiret Sisteminde Dönüşüm -Aşiretin Kentte Aldığı Yeni Şekiller- Batman Örneği" başlıklı bu çalışma, Batman il merkezinde ikamet eden aşiret mensuplarının modernleşme ve kentleşme süreciyle nasıl bir değişim geçirdiklerini anlamak amacıyla gerçekleştirilen nitel bir araştırmadır. Aşiretlerin günümüz kent hayatında nasıl bir görünüme sahip olduklarını anlamak için öncelikle aşiretin geçmişte neye benzediği anlaşılmaya çalışılmış ve bu yöredeki aşiret terminolojisi çerçevesinde, aşiret sisteminin "ideal bir tip"i oluşturulmaya çalışılmıştır. Böylece aşiretin tarihsel süreç içerisinde toplumsal olayları yönlendirmedeki etkisi, değişen şartlara karşıkendini konumlandırması ve sosyolojik açıdan bu kavramanın önemi üzerinde durulmuştur. Aynı çerçevede, bu yapının merkezileşme/modernleşme sürecinden ne şekilde etkilendiği de, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki toprak ile ilgili düzenlemeler, iskân politikası ve Tanzimat ile başlayan idarî/siyasî merkezileşme politikaları üzerinden kısaca değerlendirilmiştir. Araştırmanın teorik kısmında ayrıca kentin, kentleşme sürecinin ve kentliliğin sanayileşmeyle birlikte kazandıklarımodern biçimlerinin, tüm kentlilik ve diğer hayat biçimleri aleyhine evrenselleştiği ve diğerlerini sonlandırma sürecinde olduğu düşüncesinin hakim olduğu bir literatür içerisinde, diğer hayat biçimlerinin de varlığını "bir biçimde" sürdürdüğü ve kentliliğe tek bir "biçimin" model teşkil edemeyeceği düşüncesinin izleri sürülmeye çalışılmıştır. Araştırma alanından edinilen verilerin değerlendirilerek, aşiretin dönüşümünün toplumsal, siyasal, ekonomik ve dinsel görünümleri, özellikle gündelik hayata yansıyan boyutları üzerinden bir analize tabi tutulmuştur. Klasik/modernleşmeci sosyal bilim anlayışı, aşiretin, geleneksel zamanlara ait bir toplumsal biçim olduğu ve modern zamanlarda herhangi bir yerinin olmadığıyönündedir. Oysa araştırmamız, aşiretin yaşanan toplumsal ve küresel değişimlerden bağımsız olarak klasik örgütsel yapılanmasını sürdüremediğini; ancak geleneksel dünyayla iç içe geçmiş bulunan değer ve ilişkilerinin de yerini, modern değer ve ilişkilere bırakmadığını göstermiştir. Her iki dünyanın değer ve ilişkileri yan yana VIII yaşanmakta, bazen çatışma halinde ama bazen de uyumlulaşarak sürdürülmektedir. İnsanlar, bir yandan modern bir aidiyet biçimi olan modern ideolojilere kendini nispet etmekte, ama aynı zamanda geleneksel bir aidiyet biçimi olan "aşiret" aidiyetini de sürdürebilmektedirler. Kuşkusuz eğitim, yaş, cinsiyet, kentte kalış süresi gibi değişkenlerin yanı sıra, benimsenen modern ideoloji de aşirete aidiyeti belirleyebilmektedir. Anahtar Sözcükler: Aşiret, kentleşme, modernleşme, gelenek, töre, gündelik hayat

AşiretlerBatmanGelenekler+4
Sıtkı Karadeniz
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Sanal cemaatler

Cemaat yüzyıllar boyunca insanların içinde yer aldığı çok önemli bir sosyolojik olgu olmuştur. Bunun yanında günümüz teknolojik imkânları düşünüldüğünde insana dair pek çok unsur gerçek hayatın ötesinde internet ve sanal dünyada gerçekleşmektedir. Bu durum sanal cemaat kavramını kaçınılmaz hale getirmiştir. Sanal cemaat kavramını son derece detaylı incelemek gerekmektedir.Bu düşünceden hareketle doktora çalışması sanal cemaatler üzerine yapılmıştır.Eser iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde cemaat ve sanal dünya kavramları açıklanmıştır. Daha sonra bu iki temel kavramın birleşiminin ortaya çıkardığı sanal cemaat olgusu irdelenmiştir. Sanal cemaatin etkileriyle günlük yaşamın nasıl bir parçası haline geldiği üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde sosyoloji biliminin genel kabul gören inceleme metotları çerçevesinde gerçekleştirilen gözlemler doğrultusunda genel usullere uyularak oluşturulan mülakatlarla sanal cemaatlere üye insanların durumları ortaya konulmuştur. Bu bölümde sanal cemaatlere üye isimlerin çeşitli açılardan yaşama bakışları, nasıl davranışlar gösterdikleri ve bu davranışların geri planı açıklanmıştır.Anahtar Kelimeler: Sanal, Cemaat, İnternet, Sanal Cemaat, Sanal İlişki,

CemaatlerSanalSanal ağlar+2
İbrahim Akkaş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Alev Alatlı'nın fikirlerinin sosyolojik açıdan değerlendirilmesi

Türkiye'de edebiyat, Batı'daki değerinin aksine uzun yıllar sosyal bilimlerin odak noktasının dışında kalmıştır. Oysaki edebiyat disiplini, felsefe ve sosyal bilimler, özellikle de sosyoloji için çok değerli bulguların yer aldığı bir bilgi deryasıdır. Türkiye'de, romancı kimliğiyle tanınan Alev Alatlı, ülkemizdeki çoğu sosyal bilimcinin aksine, toplumsal konuları ve sorunları tahlil ederken, edebiyat alanından önemli ölçüde istifade etmiştir.Alatlı, Aristoteles mantığının tek düzeliğine karşın "saçaklı mantık"ın önemine vurgu yapan, bütüncül düşünce biçimini öne çıkaran, anti-pozitivist, gerçekçi bir romancıdır. Alatlı, Doğu-Batı ayrımı hakkındaki düşüncelerini, coğrafyadan ayrı olarak, biyofilik ve nekrofilik yönden kâinatı algılama tarzındaki farklılıkların üzerine kurmuştur. Alatlı'ya göre, Türk toplumu, Doğu ve Batı arasında arafta kalmış, ahlâk yapısı kapitalist sistemin zorlamasıyla göreceli ahlâka kurban gitmiş, değerler dünyasında büyük karmaşalar yaşamış, genç nüfusu cehalete yenik düşmüş, insanları Batılılaşmanın tesiriyle çeşitli açmazlarla karşı karşıya kalmış, kimlik bunalımı yaşamış, fertleri birbirine yabancılaşmış bir toplum haline gelmiştir.Alatlı, Türk toplumunun Batılılaşma süreciyle nekrofilik bir ruha büründüğünü, kendi yapısına ve dokusuna ters düşen bir yabancılaşma yaşadığını iddia etmiştir.Alatlı, Türk insanının derin kültürel bağlarında yatan özgürlük ruhuna vurgu yapmıştır. Alatlı, dünyayı tahakküm altına alan yağma düzenine eleştirel bakmıştır. Türk toplumunu dünyanın emniyet supabı olarak görmüştür. Alatlı, Türk toplumunun sahip olduğu değeri ve önemi fark etmiştir. O, Türk toplumunun özünü bulması için eserler kaleme almıştır.Tezimiz, Alatlı'nın kaleme aldığı yazıların ışığında, Türk toplumunu hangi dinamikler açısından nasıl değerlendirdiğini konu edinmiştir. Bunun yanı sıra tezimizde, Alatlı'nın toplum sorunlarına bakışını, Doğu-Batı ayrımına, Türk toplumuna ve insanına dair fikirlerini tahlil etmeyi amaçladık. Türkiye'de edebiyat dünyası ve sosyal bilimlerde önemli bir yere sahip olan Alatlı'nın görüşlerini genel ivbir çerçeveye oturtmaya çalıştık. Tezimiz, genellikle edebi yönüyle ele alınmış olan Alatlı'yı, sosyolojik bir perspektifle bütün yönlerini incelemiş olan ilk çalışmadır.Anahtar SözcüklerAlev Alatlı, Aydınlanma, Modernizm, Postmodernizm, Pozitivizm, Oryantalizm, Yabancılaşma, Biyofili, Nekrofili, Batılılaşma, Türk Toplumu, Türk İnsanı, Aydın, Bütüncül Düşünce, Kavram Kargaşası, Saçaklı Mantık, Rölativistik Ahlâk, Murat

Alatlı, AlevAydınlanmaBatılılaşma+7
Çağrı Aslan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretilmesinde eğitimin rolü: Afyonkarahisar Süleyman Demirel Fen Lisesi ve Atatürk Lisesi örneği

Geleneksel toplumlarda statüler ve statülerin gerektirdiği roller, insan için birer veri niteliğindedir. İnsana düşen görev, verili statüsünün gerektirdiği rolünü yerine getirmektir. Bu sebeple geleneksel toplumlarda insanların sahip oldukları statüleri genellikle değişmemektedir. Modern toplumlarda ise statüler doğuştan değil, sonradan bireyin çabasıyla kazanılmaktadır. Toplumsal statü kazanmanın en önemli aracı eğitimdir. Eğitim yoluyla bireyler, toplumsal konumlarını değiştirip dikey sosyal hareketliliğe uğrayabilmektedir. Yukarı doğru dikey hareketliliğin sağlanabilmesi için, eğitimde fırsat ve imkân eşitliğinin bütün bireylere sağlanması gerekmektedir. Aksi taktirde eğitim, yukarı doğru dikey sosyal hareketliliğin aracı olmaktan çıkıp, mevcut eşitsizlikleri sürdürmenin aracına dönüşmüş olacaktır. Toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretiminin aracı olarak eğitim, kendinden beklenen işlevi yerine getiremeyecektir. Nitekim, günümüz Türk toplumunda ailelerin sosyoekonomik ve kültürel özellikleri, onların çocuklarına sağlayacakları eğitim imkânlarını belirlemektedir. Bu işleyiş mekanizmasının çözümlenmesi, muhtemel çözüm önerilerinin geliştirilmesi bakımından hayatî önem taşımaktadır.Toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretilmesinde eğitimin rolünü tespit etmenin amaçlandığı bu çalışmada, Afyonkarahisar merkezinde bulunan Atatürk Lisesi ve Süleyman Demirel Fen Lisesi öğrencileri üzerinde anket uygulanmıştır. Bu liselerin seçilmesinin nedeni, birinin en yüksek puana göre sınavla öğrenci alırken, diğerinin sınavsız öğrenci almasıdır. Araştırmada Fen Lisesinde 276, Atatürk Lisesinde 634 olmak üzere toplam 910 öğrenciye anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programında Khi-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda, araştırma varsayımlarının doğruluğu test edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Toplumsal eşitsizlik, yeniden üretim, eğitim, eğitimde fırsat eşitliği, dikey toplumsal hareketlilik, toplumsal statü ve rol, fen lisesi, genel lise

EğitimEğitim faaliyetleriEşitsizlik+7
Hıdır Önür
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal değişme ve suç

Osman Sümer
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00