
675
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Adana il merkezi sağlık kurumlarında iş sağlığı ve güvenliği risk değerlendirme durumunun araştırılması
Giriş ve Amaç: Sağlık sektörü, farklı alanlarda uzmanlaşmış işletmelerden oluşan, emek yoğun süreçleri içeren, birçok riskle karşılaşılan, gün boyu kesintisiz sunulması gerekli hizmetler bütünüdür. Bu sektör, hem benzer riskler taşıyan hem de içerisinde her kurumun kendine özgü risklerini barındıran bir hizmet sektörüdür. 2012 de "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu" ile birlikte işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için "Risk Değerlendirme" yapılması yasal yükümlülük haline getirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Adana il merkezi sağlık kurumlarında İş Sağlığı ve Güvenliği için yapılan risk değerlendirme çalışmalarını ve özelliklerini belirlemek, kurumlarda risklere karşı alınan önlemlerin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Adana ilindeki; İl Sağlık Müdürlüğü, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı, Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı ve bu kurumlara bağlı birimleri kapsayan tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmaya katılım gönüllülük esasına dayalı olup toplamda 210 kurum Ocak-Mayıs 2018 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yapılarak anketler uygulanmıştır. Anketle katılan birimlerin işyeri bilgileri, İSG hizmetleri bilgileri, risk değerlendirme durumları sorgulanmıştır. İstatistiksel analiz olarak tanımlayıcı dağılımlar için frekans tabloları ve ki-kare testi kullanılmıştır. p˂0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Sağlık kurumlarının %58,7'sinin taşeron hizmet aldığı, %75,7'sinin çalışan temsilcisi bulundurduğu, %24,8'inin sendika örgütlenmesi olduğu, %12,9'unun İSG birimi olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan kurumların %97,6'sının iş kazası, ramak kala olaylar ve meslek hastalıkları bildirimi yaptığı, %97,6'sının kesici delici alet yaralanmaları ile kan-vücut sıvıları ile temasları bildirdiği tespit edilmiştir. Adana ili sağlık kurumlarının %95,2'sinin risk değerlendirmesi çalışması yaptığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılan kurumların risk değerlendirmesi açısından özel ve kamuya bağlı kuruluşlar arasında fark olmadığı bulunmuştur. (p=0,96) Risk değerlendirmesi yapılan kurumlardan %70'inde bir kez, %27'sinde iki kez, %3'ünde ikiden fazla risk değerlendirme uygulamaları yapıldığı saptanmıştır. Bununla birlikte risk değerlendirmesi sonucunda eksiklerini tamamlayan sağlık kurumlarının oranı ise %43'tür. Sonuç: Araştırmamızda, iş sağlığı ve güvenliği konusunda Türkiye'de yasal mevzuat çok yeni olmasına rağmen kurumlar ve uygulayıcıların bu yeni duruma uyum sağladıkları ve Adana genelinde yüksek oranda risk değerlendirmesi yapıldığı ama yarısından azının eksiklerini düzelttiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, risk değerlendirme, sağlık kurumları
Adana'da bir inşaat firmasında çalışanların iş kazaları, yaşam kalitesi, iş tatmini ve iş stresi ilişkilerinin araştırılması
Adana'da Bir İnşaat Firmasında Çalışanların İş Kazaları, Yaşam Kalitesi, İş Tatmini ve İş Stresi İlişkilerinin Araştırılması Giriş ve Amaç: Çalışma ortamından kaynaklı olumsuz koşullar iş kazası, iş stresi, iş doyumsuzluğu yaşanmasına neden olmakta, aynı zamanda yaşam kalitesini de etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, Adana'da bir inşaat firmasında iş kazaları, iş doyumu, iş stresi ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi ve etkileyen faktörlerin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırma 2017 yılı Haziran-Aralık tarihleri arasında 326 kişiye uygulandı. Veriler 57 soruluk bir anket formu, Minneseto İş Doyum, İsveç İş Yükü-Kontrolü, Yaşam Kalitesi ölçekleri kullanılarak toplandı. Veri analizinde t testi, One-way ANOVA testi, Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis testi, Pearson Korelasyon analizleri kullanıldı. p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışma grubunu yaş ortalaması 32,5±9,9 idi. Katılımcıların %5,2'si bu işyerinde, %16,9'u çalışma hayatı boyunca iş kazası geçirmişti. Kazalar en sık yüksekten düşme, hafta başı ve sonunda, yaz ve kış mevsimlerinde ve ilk iki saatte olmuştur. Çalışanların geliri arttıkça iş doyumu artmaktadır. İşini monoton bulanlarda iş doyumu düşüktü. İş stresi üniversite mezunlarında ilköğretime göre yüksek, beyaz yakalılarda düşüktü. Yaşam kalitesi kadınlarda ve üniversite mezunu olanlarda daha yüksek bulundu. İşinden ve çalışma saatinden memnun olanlarda iş doyumu ve yaşam kalitesi yüksek, iş stresi düşüktü. İşini isteyerek seçenlerde iş doyumu ve yaşam kalitesi yüksek, iş stresi düşük; işini stresli bulanlarda iş doyumu ve yaşam kalitesi düşüktü. Bu işyerinde iş kazası geçirme durumu ile hem sigara içme durumu hem de çalışma saatleri memnuniyeti arasında anlamlı bir fark vardı. Sonuç: Çalışanların iş doyumu, iş stresi ve yaşam kalitesini çalışma koşullarının etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İnşaat, İş Kazası, İş Doyumu, İş Stresi, Yaşam Kalitesi
Gözlemsel sağlık araştırmalarında yan tutma (bias) kontrolü aracı geliştirme: Metodolojik bir çalışma
Amaç ve hipotez: Bu araştırmanın amacı, gözlemsel sağlık araştırmalarında kullanımı kolay, kapsamlı, maliyet ve zaman etkin bir yan tutma kontrol aracı geliştirmektir. Yöntem: Araştırma, metodolojik bir çalışma olup Haziran 2018 – Haziran 2020 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın; literatür taraması, madde havuzu oluşturulması, uzman görüşlerinin alınması, Delphi oturumu ve sonrasında yan tutma aracının son şeklinin verilerek istatistiksel analiz ve raporlama basamaklarından oluşmaktaydı. Uzman görüşlerinin değerlendirilmesinde, "Uzman Değerlendirme Formu" kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler; ortalama (standart sapma) veya ortanca (minimum - maksimum), frekans ve yüzde olarak sunuldu. Uzman görüşlerinin alınmasından sonra, Kapsam Geçerlilik Oranı (KGO) değeri sıfır ve altında olan maddeler ile maddelerle ilgili diğer öneriler Delphi oturumlarında değerlendirildi. Kapsam geçerliliği çalışması, uzman görüşüne dayalı olarak yapıldı. Geliştirilen aracın isminin Bias Risk Değerlendirme Aracı (BiRDA) olmasına karar verildi. Kesitsel araştırmalar için BiRDA-Ke, vaka kontrol araştırmaları için BiRDA-VK ve kohort araştırmalar için BiRDA-Ko kısaltmaları kullanılmasına karar verildi. İstatistiksel analizler, SPSS 26.0 (for MacOS) paket programı ile yapıldı. Bulgular: 67 uzmana toplam 71 uzman değerlendirme formu gönderildi. Toplam 44 adet geri dönüş formu alındı. Geri gönüş yapan uzmanların 17'si (%38,6) e-posta yolu ile, 14'ü (%31,8) posta (kargo) yolu ile, 11'i (%25,0) elden teslim ederek, ikisi (%4,6) whatsapp uygulaması ile görüşlerini iletti. BiRDA-Ke, BiRDA-VK ve BiRDA-Ko için geri dönüş yapan uzman sayıları sırasıla 15, 18 ve 11'dir. BiRDA-Ke'de yer alan uzmanların %46,7'si kadındı ve uzmanlık alanında toplam çalışma süresinin ortanca değeri 232,0 (111,0 – 355,0) ay idi. BiRDA-VK'de yer alan uzmanların %61,1'i kadındı ve uzmanlık alanında toplam çalışma süresinin ortanca değeri 236,0 (137,0 – 354,0) ay idi. BiRDA-Ko'da yer alan uzmanların %63,6'sı kadındı ve uzmanlık alanında toplam çalışma süresinin ortanca değeri 232,0 (132,0 – 360,0) ay idi. Kesitsel araştırma için uzmanların değerlendirmesi için toplam 77 madde oluşturulmuş olup yedi maddenin (%9,1) kapsam geçerliliği yetersiz olarak değerlendirildi. Vaka kontrol araştırması için uzmanların değerlendirmesi için toplam 80 madde oluşturulmuş olup 14 maddenin (%17,5) kapsam geçerliliği yetersiz olarak değerlendirildi. Kohort araştırması için uzmanların değerlendirmesi için toplam 82 madde oluşturulmuş olup 12 maddenin (%14,5) kapsam geçerliliği yetersiz olarak değerlendirildi. Delphi oturumları sonrasında yapılan değerlendirmeler sonucunda; 68 maddelik BiRDA-Ke, 69 maddelik BiRDA-VK, 70 maddelik BiRDA-Ko yan tutma araçları geliştirildi. Sonuç: BiRDA, gözlemsel araştırmalardaki (kesitsel, vaka kontrol ve kohort) yanlılığın değerlendirilmesinde kullanılabilir. Yan tutmayı değerlendirme araçlarının kullanımının genel olarak pratik olmamasından dolayı, daha kolay kullanım ve daha fazla geliştirilebilmesi için mobil / online uygulamalarla veya yapay zeka teknolojileri ile kullanılması gereklidir.
İzmir Bayraklı Toplum Sağlığı Merkezi bölgesinde bulunan ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin tıbbi ve sosyal durumları ve bunları etkileyen değişkenler
Amaç: Bu araştırmayla İzmir'in Bayraklı ilçesinde İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin demografik özelliklerinin saptanması, adolesan dönem sorunlarının ortaya konması, riskli sağlık davranışlarının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın evreni, Bayraklı ilçesinde ilköğretim ikinci kademe okullarındaki toplam 11548 öğrenci olup minimum örneklem büyüklüğü 805 olarak hesaplanmıştır. Toplam 875 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırmaya alınacak okullar tabakalı-rastgele örneklem yöntemiyle belirlenmiştir. Kullanılan Okul Çağı Çocukları Sağlık Davranışı 2009/10 anket formu araştırmacının gözetmenliğinde doldurulmuş ve öğrencilerin boy-kiloları araştırmacı tarafından sınıfta ölçülmüştür. Bulgular: Araştırmaya katılan 875 öğrencinin %51'i erkek, %49'u kızdır. Çalışmamızda sedanter yaşam oranı %85,5'dir. Öğrencilerin %22,2'si fazla kilolu, %17,3'ü obezdir. Öğrencilerin %7,1'inin sigara, %8'inin alkol kullanımı olduğu görülmüştür. Obezite, sedanter yaşam, düzensiz diş fırçalama, zararlı madde kullanımı, yaralanma, zorbalık yapma erkeklerde anlamlı olarak yüksek görülürken; zayıflık, düzensiz fiziksel aktivite ise kızlarda anlamlı olarak yüksek görülmüştür. Yarı kentsel bölgede düzensiz fiziksel aktivite, kentsel bölgede sedanterlik fazladır. Erkek olma, yaşı büyük olma, sosyal medya kullanımı zararlı madde kullanımını anlamlı olarak arttırmaktadır (Negelkerke R²= 0,186). Sonuçlar ve Öneriler: Çalışmamızda obezite ve sedanter yaşam prevalansı yüksek bulunmuştur. Sosyal medya kullanımının sedanterliği etkileyen en önemli faktör olduğu görülmektedir. Çalışmamızda şiddet oranları önlem almayı gerektirecek düzeydedir. Beslenmeyle ilgili olumlu davranışların desteklenmesi, aile bireylerine eğitim verilmesi ve çocukların hareketli yaşama geçiş yapmaları için yönlendirilmeleri gerekmektedir. Şiddetle mücadelede öğretmenler, rehberlik öğretmenleri, okul yönetimi ve aile iş birliği sağlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Okul Sağlığı, Sağlığı Geliştirme Davranışı, Ergenler, HBSC
Toplum düzeyinde obezitenin önlenebilmesi ve uygulanmakta olan "Türkiye sağlıklı beslenme ve hareketli hayat programı" hakkında Aydın ili merkez ilçede Halk Sağlığı Müdürlüğü ve bağlı birimlerde görev yapan sağlık çalışanlarının bilgi,tutum, davranış ve beklentileri
Amaç: ' Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı' nın sürdürülmesinde önemli görevler üstlenen ve birinci basamakta çalışan sağlık personelinin uygulanmakta olan program hakkındaki bilgi, tutum, davranış ve beklentilerinin belirlenmesi amaçlandı. Bu sayede programla ilgili aksayan yönlerin ve başarıların ortaya koyularak taktik ve stratejik planların daha iyi yapılması hedeflendi. Çalışmamızı özgün kılan öğe; sağlık alanında yürütülen ulusal programlar içinde ilk defa programda aktif olarak görev alan personelin programla ilgili bilgi, tutum, davranış ve beklentilerini ölçmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın örneklemini Aydın ili merkez ilçede görev yapan (Halk Sağlığı Müdürlüğü, Efeler Toplum Sağlığı Merkezi ve merkez ilçeye bağlı 32 Aile Sağlığı Merkezi) toplam 325 sağlık personeli içerisinden 303 katılımcı oluşturdu. Çalışmanın verileri; literatür araştırmaları sonucunda; katılımcıların sosyodemografik özellikleri, koruyucu geliştirici davranışları ile programa ait bilgi, tutum, davranış ve beklentilerini belirlemeye yönelik yapılandırılan anket yöntemiyle toplanmıştır. Bu anketlerde gruplar arasında ortak sorulan sorular olduğu gibi özellikle gruplara yönelik hazırlanmış sorular da bulunmaktadır. Veriler; tanımlayıcı istatistikler kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplam 303 sağlık personeli katılmıştır. Katılımcıların 99'u erkek (% 32,9), 204'ü kadındı (% 67,1). 29 katılımcı 30 yaş altı olup (% 9,5), 274 katılımcı 30 yaş ve üzerindedir (% 90,4). 48 katılımcı bekar (% 15,8), 228 katılımcı evli (% 75,2) ve 25 kişi boşanmış (% 8,2) olarak bulunmuştur. Katılımcıların 244'ünün çocuğu vardır (% 80,5), 59 kişinin çocuğu yoktur (% 19,4). 19 sağlık personeli lise mezunu (% 6,2) , 89 sağlık personeli önlisans (% 29,3) , 94 sağlık personeli lisans (% 31,0) , 73 sağlık personeli yüksek lisans (% 24,0), 24 sağlık personeli uzmanlık/doktora (% 7,9) eğitimine sahiptir. 20 katılımcı meslekte 5 yılın altında çalışmaktadır (% 6,6). Katılımcıların 294'ü (% 97,0) Sağlık Bakanlığı tarafından "yeterli ve dengeli beslenme ve hareketli yaşam, obezitenin önlenmesi" konularında yürüttüğü bir programdan haberdar iken bu programın il çapında yürütüldüğünü bilen kişi sayısı 291 (% 96,0) idi. 208 katılımcı (% 68,5) programı kısmen de olsa okumuş ve programı ağırlıklı olarak akla yatkın, uygulanabilir (% 55,9), ismi amaçlarını karşılayan (% 58,1), gerçekçi hedefleri olan (% 55,9), gelecek için geliştirilebilir bileşenlere sahip (% 55,4), sağlık harcamalarını azaltıcı (% 59,6), birinci basamak sağlık hizmetlerini arttırıcı etkisi olan (% 55,4) bir program olarak nitelemiştir. 263 sağlık personeli (% 86,7) sorumlu olduğu bölgede obezite sıklığının belirlenmediğini işaret etmektedir. Katılımcıların program başarısını puanlandırmaları istendiğinde 219'unun (% 72,2) 10 puan üzerinden 5 ve üzeri puanlandırma yaptığı görülmüştür. Araştırmaya katılan sağlık personellerine obezite ile mücadele teriminin neyi çağrıştırdığı sorulduğunda 244'ünün (% 80,6) cevabı yeterli ve dengeli beslenme iken 237 sağlık personelinin (% 78,1) program sonrasında beslenme şeklinde bir değişiklik yapmadığını, 194'ünün (% 63,9) program dahilinde son 12 ay içerisinde planlanmış faaliyetlere katılmadıkları belirtilmiştir. Katılımcılar; görev ve sorumlulukları çerçevesinde programın başarıya ulaşması için daha fazla personele, daha fazla zamana, farklı kurumlarla çalışmaya, programın medyada daha fazla duyurulmasına ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedir. Sonuç: Çalışmamızdaki bulgulara göre katılımcıların çoğu program içeriğinin ve programın amaç, hedef ve stratejilerinin iyi bir şekilde şekillendirildiğini düşünmektedir. Ancak sahada bunun yansımasını görmek zor olmaktadır. Katılımcıların, toplumun obezite ve ilişkili sorunlar hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıklarını düşünmeleri, toplum ve grup eğitimlerinden halkın faydalanma durumunun ölçülmemesi, personelin gerekli ölçümleri yaptıklarını ve sisteme işlediklerini belirtmelerine rağmen bölgelerindeki obezite prevalansı hakkında bilgi sahibi olmamaları, sağlık hizmet basamakları arasındaki veri, istatistik ve geri bildirim kaybı, program dahilinde planlanan faaliyetlerden personelin ve toplumun haberdar olmaması gibi faktörlerin programın başarıya ulaşmasındaki engeller olduğu gösterilmiştir. Aksaklıkların giderilmesi, konu ile ilgi yeterli ve güvenilir bilgiye sahip personel tarafından halk ve hizmet içi eğitimlerin arttırılması, medyanın etkin kullanımı, faaliyetlerin etkinlik durumunun saptanması, iyi bir sürveyans sisteminin kurulması, denetimlerin etkin şekilde yapılması ile programın başarıya ulaşacağı düşünülmektedir.
Kentsel bir bölgede ortaokul öğrencilerinde beslenme ve fizik aktivite konularında bir sağlığı geliştirme müdahalesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ortaokul yedinci sınıf öğrencilerinin beslenme ve fizik aktivite konularındaki bilgi düzeylerinin ve davranışlarının belirlenmesi, öğrencilere uygulanan sağlık eğitimi ve diğer müdahale yöntemleri ile bu konulardaki bilgi, tutum ve davranışlarının geliştirilmesi ve müdahalenin etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç Yöntem: Bu çalışma Manisa'da birbirine benzer özellikteki bir kontrol ve bir müdahale okulunda, toplam 210 yedinci sınıf öğrencisi ile 2017-2018 eğitim-öğretim döneminin ikinci yarıyılında yürütülen bir müdahale araştırmasıdır. Veriler araştırmacı tarafından literatür taranarak, öğrencilere (72 soru) ve velilere (38 soru) yönelik hazırlanan veri toplama formları ile toplanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri 21 sorudan oluşan beslenme bilgi indeksi, 12 sorudan oluşan beslenme tutum indeksi, 7 sorudan oluşan fizik aktivite bilgi indeksi, 6 sorudan oluşan fizik aktivite tutum indeksi ve davranış değişkenleridir. Beslenme davranışı düzenli beslenme, sebze, meyve ve şekerli içecek tüketimi ile değerlendirilmiştir. Fizik aktivite davranışı yeterli fizik aktivite yapma ve sedanterlik davranışları ile değerlendirilmiştir. Ayrıca öğrencilerin boy ve ağırlık ölçümleri yapılmıştır. Müdahale okulundaki öğrencilere uygulanan müdahale yöntemleri sağlık eğitimi, aile bülteni-el broşürlerinin dağıtılması, sınıflar arası spor müsabakaları, step-aerobik dersleri, parkur yarışları, adımsayar dağıtılması, yürüyüş etkinliği ve veli eğitimidir. Dönem sonunda, öğrencilere yönelik anket uygulaması ve antropometrik ölçümler tekrarlanmıştır. Tanımlayıcı olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, en büyük ve en küçük değerler; çözümleyici istatistiklerde Ki-kare testi, Fisher'in Kesinlik Testi, Student's t testi, Mann-Whitney U testi, McNemar testi, Paired Samples t test ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın başlangıcında, okul günlerinde öğle yemeğinin yendiği yer, okula ulaşım şekli ve süresi hariç diğer değişkenler açısından müdahale ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale sonrasında, müdahale grubundaki öğrencilerin beslenme ve fizik aktivite konusundaki bilgi ve tutum puanları artarken (p<0.05); kontrol grubunda beslenme bilgi puanı azalmış (p=0.015), fizik aktivite bilgisi ve tutum puanları ise benzer düzeyde kalmıştır (p>0.05). Her iki gruptaki öğrencilerin de beslenme ve fizik aktivite davranışlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmamıştır (p>0.05). Ayrıca beden kitle indeksi değerleri müdahale grubunda azalmış (p=0.009), kontrol grubunda ise bir farklılık görülmemiştir (p=0.762). Sonuç: Araştırmada ortaokul öğrencilerine bir yarıyıl boyunca uygulanan müdahale yöntemlerinin öğrencilerin beslenme ve fizik aktivite konularındaki bilgi düzeyi ve tutumlarını anlamlı olarak iyileştirdiği, beden kitle indeksinde azalma sağladığı, davranış değişkenlerinde ise olumlu değişimlere rağmen istatistiksel olarak etkili olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: sağlıklı beslenme, fizik aktivite, adolesan, müdahale, sağlık eğitimi
Bir kırsal bölgede yaşayan kadınlarda obezite ile mücadelede lider kadın müdahalesinin etkililiği
Amaç: Bu çalışmanın amacı; akran yardımcıları (lider kadınlar) müdahale modeliyle, beslenmenin düzenlenmesi ve fizik aktivitenin arttırılması yoluyla, fazla kilolu ve obez kadınların kilo vermesini sağlamak, BKİ'yi, vücut yağ oranını ve yağ ağırlığını azaltmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Manisa'da kırsal bir ASM Bölgesi'nde Nisan 2018- Nisan 2019 tarihleri arasında, 18-64 yaş arası fazla kilolu ve obez kadınlar üzerinde yürütülen yarı deneysel bir müdahale çalışmasıdır. Çalışmanın başlangıcında fazla kilolu veya obez olduğu belirlenen ve müdahaleye davet edilen 322 kadının 137'si (% 42.5) müdahaleye katılmayı kabul etmişler; müdahaleye katılmaya kabul edenlerin ise %86.9'u ilk üç aylık dönemde; %78.1'i ise müdahalenin altı aylık hedefini tamamlamışlardır. Kullanılan müdahale yöntemi, kaynakçada "akran liderli eğitim" olarak bilinen bir modelin özel bir biçimi olan "Lider Kadın" modelidir. Müdahaleye katılan kadınların 11'i lider kadın (n:12, bir kadın fazla kilolu veya obez değil) olarak belirlenmiş ve her lider kadın kendi hedef grubunu oluşturmuştur. Müdahalenin başında lider kadınlara dengeli beslenme ve egzersiz konularında eğitim verilmiş; lider kadınlar aldıkları bu eğitimi gruplarındaki kadınlara aktarmış ve grubundaki kadınlarla sık sık görüşmeler yaparak diyet ve egzersiz yapma ile ilgili kadınları motive etmiştir. Tüm kadınlara başlangıç değerlendirme anketi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği (HADÖ) depresyon alt boyutu ve Obez Bireylere Yönelik Tutum Ölçeği (OBYTÖ) uygulanmış; boy ölçümü, bel ve kalça çevresi ölçümü ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BİA ) yöntemi ile vücut analizi yapılmış, diyet ve değişim listeleri verilmiş ve adımsayar dağıtılmıştır. Vücut analizi, bel ve kalça çevresi ölçümleri, ayrıca IPAQ ve HADÖ depresyon alt boyutu üçüncü ve altıncı ayın sonunda tekrarlanmıştır. Hedef kadınlara ve lider kadınlara periyodik veri toplama formları dağıtılmıştır. Tek değişkenli çözümleyici analizlerde dağılıma göre uygun olan durumlarda, Ki-kare, Fisher'in kesinlik testi, McNemar testi, Cochran's Q testi, Paired t testi, Wilcoxon işaretli sıra testi, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi, Friedman testi, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis varyans analizi uygulanmış, Post hoc karşılaştırmalarda ise Bonferroni testi ile yapılmıştır. Çok değişkenli çözümlemelerde Doğrusal ve Lojistik regresyon uygulanmıştır. Bulgular: İlk üç ayda başlangıca göre ortalama olarak ağırlık 1.25 kg, bel çevresi 1.01 cm, kalça çevresi 1.33 cm azalmıştır (p<0.05). Müdahale boyunca (0-6 ay) ise; ağırlık 1.13 kg, bel çevresi 1.30 cm, kalça 1.96 cm, vücut yağ ağırlığı 1.73kg, vücut yağ oranı %1.76, gövde yağ ağırlığı 0.69 kg, gövde yağ oranı %1.46 azalmış, vücut kas ağırlığı ise ortalama 0.47 kg artmıştır (p<0.05). Başlangıçtan ara ölçüme kadar geçen sürede BKİ kategorisi iyileşen kadın yüzdesi %8.4, tüm müdahale boyunca ise %11.2'dir. Müdahale sonunda her 5 kadından birisi en az % 5 kilo kaybetmiştir. Müdahale boyunca depresyon riski olan kadın sayısı anlamlı olarak azalmış; müdahalenin ilk periyodunda kadınların Fiziksel Aktivite (MET) skoru ortalamaları anlamlı olarak artmış, ancak bu artış sürdürülememiştir. Sağlık sigortası, yükseköğrenim ve obeziteye karşı olumlu tutum, çok değişkenli analizlerde müdahale başarısında etkili değişkenlerdir (p<0.05). Sonuç: Topluma dayalı bu obezite müdahalesi genel olarak başarılı bir müdahaledir, ancak sürdürülebilirlik sorununa çözüm bulmak için daha fazla müdahaleye ihtiyaç vardır. Toplum temelli obezite müdahale programlarında obeziteye karşı olumlu tutum gösterenlere öncelik verilebilir. Anahtar Kelimeler: obezite, obezite koruma ve kontrol, kadın sağlığı, akran
Manisa kent merkezi birinci basamak sağlık çalışanlarının; Kanser tarama performansları ve ilişkili faktörler
Amaç: Manisa kent merkezinde birinci basamak sağlık çalışanlarının kanser taramaları hakkında bilgi, tutum ve davranışları ile birlikte algıladıkları performanslarını değerlendirerek tarama kapsayıcılık oranlarının iyileştirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Manisa Şehzadeler ve Yunusemre ilçelerine bağlı aile sağlığı merkezlerinde (ASM) 2018-2019'da yürütülmüş kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışmada 101 aile hekimi (AH) ve 94 aile sağlığı elemanına (ASE) ulaşılmış olup katılım oranı %87,8'dir. Bağımlı değişkenleri; sağlık çalışanlarının serviks, meme ve kolorektal kanser taramaları ile ilgili algılanan performansları ve toplam algılanan kanser tarama performanslarıdır. Bağımsız değişkenleri; sosyodemografik özelikleri, mesleki bilgileri, kanser tarama programları hakkında bilgi, tutum ve davranış özellikleri ile coğrafi bölge, kanser taramaları altyapı özellikleridir. Tanımlayıcı analizlerde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmış, tip 1 hata düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Kategorik verilerde Ki-kare testi ve Fisher'in kesinlik testi, sürekli verilerde ise bağımsız gruplarda T Testi uygulanmıştır. İleri analizlerde ise lojistik regresyon analizi ile %95 güven aralığında tahmini rölatif riskler hesaplanmıştır. Bulgular: Algılanan toplam tarama performansı riski; geliri giderinin altında olanlarda 2,9 (%95 GA 1,2-7,0), gaitada gizli kan (GGK) testi tutumu olumsuz olanlarda 3,6 (%95 GA 1,6-7,9), kentsel bölgede 14,9 (%95 GA 2,2-99,5) ve yarı kentsel bölgede çalışanlarda 23,8 (%95 GA 3,1-184,3) kat yetersiz bulunmuştur. Sonuç: Her üç kanser taraması için algılanan performansta kentsel ve yarı kentsel bölgelerde, GGK'ya karşı olumsuz tutumda ve gelirin giderden az olması durumunda yetersizlik riski artmaktadır. Öneriler: Birinci basamak sağlık çalışanlarının gelir algıları, fiziksel koşulları ve yazılım sistemleri iyileştirilmeli, kentsel ve yarı kentsel bölgelerdeki kanser taramaları ile ilgili sorunlar saptanmalıdır. Anahtar kelimeler: Birinci basamak, kanser taramaları, algılanan performans
Aktif pestisit uygulayıcılarında yama testinin uygulanması ve dermal maruziyet durumlarının araştırılması
Giriş ve Amaç: Yama yöntemi, bir veya birden fazla pestisitin maruziyetinini değerlendirilmesi amacıyla kullanılabilir. Pestisit maruziyetleri bazı durumlardan etkilenebilir. Hangi uygulayıcıların, hangi pestisit türlerine karşı risk altında olduğu risk yönetimi ve sağlığın takip edilmesi için önemlidir. Çalışmanın amacı narenciye bahçelerinde, pestisit uygulayıcıları arasında pestisit maruziyetinin seviyesini ve onu etkileyen etmenleri ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel bir çalışmadır. Çalışmalar gözetilerek 34 uygulayıcı çalışmaya rasgele dâhil edildi. Her uygulayıcıya, çalışma gününün başlangıcında 5 tane kıyafet üzerine ve 5 tane cilt üstüne olacak şekilde yamalar yapıştırıldı. Yama olarak sınıf 1 filtre kağıdı kullanıldı. 5 Anatomik bölge; Kollar, bacaklar ve gövdeydi. Adli toksikoloji labaratuarında tetkik edilen sonuçlar, risk indeksi kullanılarak değerlendirildi. Uygulayıcılara Tarım Sağlık Çalışması (AHS) ve Pestisit Uygulayıcıları Sağlığı Prospektif Çalışması (Pipah Study) anket formları uygulandı. Maruziyeti belirleyen etmenler, Pearson korelasyon testi, students-t testi ve Mann Whitney u kullanılarak belirlendi. P<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Uygulayıcılarda 11 tane pestisit türü tespit edilmiştir. Bunlardan; Chlorpyrifosa yüksek derecede maruz kaldıkları görülmüştür. Abamectin, buprofezin, difenokonazol ve pyripiroksifen açısından da orta derecede risk vardır. Jenerik olarak yapılan analizlerde; karıştırma/uygulama yapanlar, greyfurt ilaçlayanlar, uygulama esnasında temizlik/tamirat/ yapanlar, manuel ekipman kullananlar, tankı daha fazla doldurmuş olanlar ve taşeronlar daha fazla maruz kalmaktadırlar. Uygulayıcıların %97.2' sinde kişisel koruyucu ekipman düzeyi yok olarak kabul edildi. Tüm vücut tulumu, günlük bir elbiseye göre 3 kat koruyucuydu. Sonuç: Bölgede pestisit uygulayıcıları; Chlorpyrifos, abamectin, buprofezin ve difenokonazolün olası sağlık etkileri açısından risk altında olabilirler. İşverenler taşeron işçilerin istihdamında daha dikkatli olmalıdırlar. Tüm uygulayıcıların kişisel koruyucu ekipman hakkında bilgilendirilmeye ihtiyaçları vardır. Greyfurt ilaçlaması ve manuel ilaçlama daha fazla risk barındırır. İşverenler, uygulamadan önce; ekipmanların düzgün çalıştıklarından emin olmalılar. Anahtar Kelimeler: Pestisit maruziyetleri, Biyomonitorizasyon, Narenciye bahçeleri
Manisa'da bir 2. basamak sağlık kuruluşuna obezite nedeni ile ayaktan tanı tedavi için başvuran bireylerde beslenme eğitiminin kilo kontrolü üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışma obez bireylere kalorisi kısıtlı tıbbi beslenme tedavisi (diyet) ile birlikte verilen beslenme eğitiminin ağırlık kaybına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 18-45 yaş aralığında, en az ortaöğretim mezunu, menopoza girmemiş, herhangi bir kronik veya endokrinolojik hastalığı bulunmayan, beden kütle indeksi (BKİ) ≥30 olan 35'i müdahale grubunda, 35'i de kontrol grubunda yer alan 70 obez kadın üzerinde yürütülen bir müdahale çalışmasıdır. Çalışmanın verileri anket formu, besin tüketim sıklığı formu ve takip formundan elde edilmiştir. Başlangıçta, her iki grupta yer alan kadınların ağırlık, boy, bel çevresi ve kalça çevresi ölçümleri alınmış ve zayıflama diyetleri verilmiştir. Kontrol grubunda yer alan kadınlara altı ay sonra kendileriyle görüşme sağlanacağı belirtilmiştir. Müdahale grubunda yer alan kadınlar ise 15 günde bir kontrole çağırılarak ölçümleri tekrarlanmış ve her görüşmede beslenme eğitimi verilmiştir. Tanımlayıcı olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, en küçük ve en büyük değerler kullanılmıştır. Çözümleyici istatistiklerde Ki-kare testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubunda yer alan kadınların ağırlık (p=0,112), beden kütle indeksi (p=0,144), kalça çevresi (p=0,137) ve bel kalça oranı (p=0,169) ilk ve son ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiş, bel çevresi (p= 0,045) ilk ve son ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. Müdahale grubunda yer alan kadınların ağırlık (p=0,0003), beden kütle indeksi (p=0,0006), bel çevresi (p=0,0002), kalça çevresi (p=0,0008) ve bel kalça oranı (p<0,0001) ilk ve son ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Obezite tedavisinde uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin, beslenme eğitimi ile desteklenmesinin kilo kaybı üzerinde olumlu etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Obezite, sağlıklı beslenme, beslenme eğitimi
Kentsel bir bölgede 18-64 yaş arasındaki erişkinlerde sigara kullanımı ve pasif sigara maruziyetinin nedenselliği ve yaşam kalitesi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Manisa Şehzadeler ilçesinde kentsel bir Aile Sağlığı Merkezi (ASM) bölgesinde 18-64 yaş arası yetişkinlerde sigara kullanımı, pasif sigara maruziyetinin nedenselliği ve yaşam kalitesi ile ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Toplum tabanlı kesitsel bir çalışma olan bu araştırma Manisa'nın Şehzadeler ilçesinde kentsel bir ASM bölgesine kayıtlı 18-64 yaş arası yetişkinlerde yapılmıştır. Araştırma evrenini kentsel bir ASM bölgesine kayıtlı 18-64 yaş arası 6574 kişi oluşturmaktadır. Örnek büyüklüğü %95 güven düzeyi %5 sapma ve %31 prevalans ile 434 olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya katılım oranı %83.3'tür. Araştırmanın bağımlı değişkenleri sigara kullanımı, pasif sigara dumanı maruziyeti, yaşam kalitesi ve sigara kullanma tutum ve bırakma davranışıdır. Bağımsız değişkenleri sosyodemografik değişkenler, sağlık riskleri ve antropometrik göstergeler, sosyal ilişkiler, ruhsal durum değerlendirmesi, sigara bağımlılık düzeyi ve sigara kullanımı ile ilgili diğer tanımlayıcı değişkenlerdir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 39.0±11.8, %67.7'si kadındır. Çalışmamızda katılımcıların %35.3'ü sigara kullanmaktadır. Erkeklerin %47.9'u, kadınların ise %29.3'ü sigara kullanmaktadır. Çok değişkenli analizlerde erkekler 1.88 kat (%95GA:1.08-3.29), çalışan bireyler 1.92 (%95GA:1.12-3.30) kat, alt sosyal sınıftakiler 2.28 kat (%95GA:1.19-4.37) ve alkol kullananlar 11.21 kat (%95GA:5.43-23.11) daha fazla sigara kullanmaktadır. Bu araştırmada kişilerin %43.5'i evde, %29.6'sı işyerinde ve %68.9'u dışarıda sigara dumanına maruz kaldığını belirtmişlerdir. Bu çalışmada aktif olarak çalışan yetişkinler 2.06 kat (%95GA:1.25-3.39), alt sosyal sınıftakiler 1.85 kat (%95GA:1.14-3.00), alkol kullananlar 2.57 kat (%95GA:1.15-5.74) daha fazla pasif sigara dumanına maruz kalmaktadır. Çalışmamızda sigara kullanımı (OR:1.14 %95GA:0.65-1.97) ve pasif sigara dumanı maruziyeti (OR:0.52 %95GA:0.04-6.73) ile yaşam kalitesi arasında bir ilişki bulunmamıştır. Yaşam kalitesi uyku problemi olanlarda 3.94 kat (%95GA:1.56-9.94) ve depresif duyguduruma sahip bireylerde 9.20 kat (%95GA:3.32-25.51) daha kötü bulunmuştur. Sonuçlar: Sigara kullanımını ve pasif sigara dumanı maruziyetini etkileyen ortak değişkenler gelir getiren bir işte çalışmak ve alkol kullanımıdır. Sigara kullanımı ve pasif sigara dumanı maruziyetini azaltmak için sigara denetimleri daha efektif yapılmalı, Yeşilay gibi kuruluşlarla beraber çalışılmalı ve iş sağlığı güvenliği birimleri ile ortak hareket edilmelidir. Sigara kullanımı veya pasif sigara dumanı ile yaşam kalitesi ilişkisini göstermek için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: sigara kullanımı, pasif sigara maruziyeti, yaşam kalitesi
Balıkesir il merkezinde yaşayan yaşlıların tıbbi ve sosyal sorunları, yaşam kalitesi düzeyi ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Balıkesir ilk merkezinde yaşayan yaşlıların tıbbi ve sosyal sorunlarını ortaya çıkarmak, yaşam kalitesi düzeylerini saptamak ve bireylerin yaşam kalitelerine etki eden faktörleri ortaya çıkarmaktır. Gereç-Yöntem: Bu çalışma toplum tabanlı kesitsel bir çalışmadır. Çalışma evrenini Balıkesir'in il merkezinde yer alan iki ilçeden birisi olan Altıeylül 'de ikamet eden 65 yaş ve üzeri 14.137 yaşlı birey oluşturmaktadır. %20.6'lık prevalans, %4 düzeyinde sapma, 1.4'lük desen etkisi ve %5 hata payı ile minimum 535 yaşlı bireye ulaşılması hedeflenmiştir. Çalışmada çok aşamalı olasılıklı örnekleme kullanılmıştır. Veriler anket aracılığı ile yz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Ankette, yaşlılara yönelik sosyodemografik bilgiler, sağlık durumları ve sağlık hizmet kullanımları, alışkanlıklar, ilişkiler ve şiddet görme durumları, geriatrik sendromlar ve yaşam kalitesi değişkenleri yer almıştır. Yaşam kalitesini ölçmek için WHOQOL-AGE ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkenleri yaşam kalitesi toplam puanı ve iki alt boyutudur. Tek değişkenli analizlerde Ki-kare testi, çok değişkenli analizlerde lojistik regresyon kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan bireylerin yaş ortalaması 71.57±6.02 olup %51.4'ü kadındır. Katılımcıların %25.9'u örgün eğitim görmemiş olmakla birlikte %17.6'sı gelirinin giderinden az olduğunu belirtmiştir. Araştırma grubumuzun %85.1'inin en az bir kronik hastalığı, %42.7'sinin hekim tavsiyesi olmadan ilaç kullanma durumu, %61.0'ının genel sağlığını takip eden bir doktorunun olmama durumu, %34.4'ünün acil olmayan bir sağlık sorununda ilk olarak ASM'ye başvurma durumu, %39.9'unda inkontinans, %33.1'inde son bir yıl içerisinde düşme öyküsü, %19.6'sında şiddete maruz kalma, %41.0'ında depresif duygudurum ve %14.0'ında günlk işlerinde bağımlılık saptanmıştır. Çalışmamızda yaşam kalitesi toplam puanı 70.92 ± 13.94 bulunmuştur. Çalışmamızda düşük yaşam kalitesi, kentsel bölgede yaşayanlarda 2.28 kat (%95 G.A=1.38±3.78), bekâr ya da eşinden ayrılmış olanlarda 3.96 kat (%95 G.A=1.49±10.51), herhangi bir okul bitirmeyenlerde 1.90 kat (%95 G.A=1.06±3.40), geliri giderinden az olanlarda 4.48 kat (%95 G.A=1.85±10.88), evinde alafranga tip tuvalet bulunmayanlarda 3.02 kat (%95 G.A=1.62±5.64), herhangi bir kronik hastalığı olanlarda 2.02 kat (%95 G.A=1.01±4.06), görme ya da işitme durumu kötü olanlarda 2.76 kat (%95 G.A=1.32±5.76), egzersiz yapmayanlarda 2.37 kat (%95 G.A=1.31±7.28), günlük ilişkilerinden memnun olmayanlarda 4.57 kat (%95 G.A=2.50±8.36), günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı olanlarda 9.33 kat (%95 G.A=3.18±27.46) ve depresif duygudurum içerisinde bulunanlarda 5.20 kat (%95 G.A=3.09±8.76) riskli bulunmuştur. Sonuç ve Öneriler: Araştırma grubumuzda kronik hastalık varlığı, günlük temel işlerinde bağımsızlık, yardımcı araç kullanımı, akılcı olmayan ilaç kullanımı yüksek düzeyde saptanmıştır. Yaşlıların birinci basamak kullanımları, sağlık durumlarını takip eden doktor varlığı, düşmelere karşı önlem alma durumları düşük düzeyde saptanmıştır. Sosyo-ekonomik ve fiziksel sağlık açısından bağımlı olan yaşlılar ile egzersiz yapmayan ve sosyal çevresi ile ilişkileri kötü olan yaşlıların yaşam kaliteleri 113 düşük saptanmıştır. Sağlık sistemi içerisinde yer alan zorunlu hizmet grupları arasına, ülkemizde en azından yaşlı şehirler için yaşlılar da dâhil edilmelidir. Toplumun kendine ait olmayan ilacı kullanmama bilinci oluşturulmalıdır. İlaç kullanımı bilincinin arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Yaşlıların aktif zaman geçirebileceği ve katılım sağlayabilecekleri sosyal ve çevresel imkânlar oluşturulmalıdır. Bu bağlamda erişilebilir güvenli yürüyüş ve egzersiz alanları, sosyal olabilecekleri ve iyi ilişkiler kurabilecekleri sosyal ortamların oluşturulmalıdır. Anahtar kelimeler: yaşam kalitesi, depresyon, düşme
Kolorektal kanser taramaya katılım davranışlarına sağlık okuryazarlık düzeyinin etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Adana ilinde yaşayan 40- 70 yaş arasındaki nüfusun sağlık okuryazarlık düzeyinin kolorektal kanser taramasına katılım davranışına etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel tiptedir. Çalışmanın evreni TÜİK 2019 yılına göre Adana'da 40-70 yaş arasında yaşayan 727.647 kişi kabul edilerek örneklem büyüklüğü 323 kişi olarak hesaplanmıştır. Gerekli izinler alındıktan sonra 01.08.2020- 31.10.2020 tarihleri arasında 4 bölüm ve 116 sorudan oluşan veri toplama formu katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) kullanılmıştır. Analizde SPSS 20.0 paket programı yardımıyla frekans analizi, ki- kare testi, student- t testi, basit doğrusal ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 323 kişinin yaş ortalaması 51,73 ± 7,51'dir. Katılımcıların %53,3'ü (n=172) kadın, %85,1'i evli (n=275), %61,6'sı (n=199) lise ve üzeri eğitime sahiptir. Kolorektal kanser taramasına katılım oranı 50-70 yaş arasındaki katılımcılarda %16,6'dır. Katılımcıların %77,1'i yetersiz sağlık okuryazarlık düzeyine sahiptir. Lojistik regresyon analizine göre DGKT yaptırmayı; doktor tavsiyesi varlığı (OR=17,8 p<0,001) ve Kolonoskopi yaptırmayı ise; doktor tavsiyesi varlığı (OR=60,6 p<0,001) ile kadın cinsiyette olma (OR=6,0 p=0,009) anlamlı olarak arttırmaktadır. Sağlık okuryazarlık düzeyi tarama algısını olumlu yönde arttırmasına rağmen, DGKT ve Kolonoskopi testlerini yaptırma davranışı üzerine anlamlı artışa yol açmamaktadır. Sonuç: Bu çalışmada kolorektal kanser taramasına katılımının mevcut halinin istenen seviyede olmadığı ve doktor önerisinin tarama davranışına etkisinin önemli olduğu görülmüştür. Kolorektal kanser tarama programının etkinliğinin arttırılması için; toplum katılımını ile sağlık profesyonellerinin farkındalığını arttırıcı çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Manisa huzurevinde kalan yaşlıların beslenme durumunun değerlendirilmesi
Amaç: Manisa'da huzurevinde kalan yaşlıların malnütrisyon sıklığını belirlemek ve beslenme durumunu etkileyen faktörleri açıklamaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel bir çalışma yapılmıştır. Manisa merkezde bulunan Manisa Belediyesi Muammer Cider Huzurevi, Manisa Huzurevi Vakfı ve Manisa Salihli Özel Lidya Sardes Bakım ve Rehabilitasyon merkezinde kalan 82 yaşlı birey üzerinde çalışma yapılmıştır. Araştırmanın verileri oluşturulan anket formu aracılığıyla, yüz yüze görüşülerek toplanmıştır Anket formu bireylerin sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıklarını sorgulayan sorular içermektedir. Bireyler Mini Beslenme Değerlendirme (MNA) testi, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri ölçeği, kırılganlık ölçeği ve geriatrik depresyon ölçeği kısa formuyla değerlendirilerek veriler toplanmıştır. Veriler; ortalama, standart sapma, ve frekanstan oluşan tanımlayıcı istatistikler, kategorik değişkenler için ki-kare testi ve çok değişkenli analizler için lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan yaşlıların %61'ini erkek, %39'unu kadındır. Katılımcıların yaşları ortalamalası; 74.95±8.27'dir. Bireylerin %52,4' ünde beslenme sorunu yoktur, %46.3'ü malnütrisyon açısından riskli, %1,2' sinde ise malnütrisyon bulunmaktadır. Kadınların %46.9'u, erkeklerin %48,0'ı malnütrisyon açısından risklidir. Sosyodemografik özellikler ile malnütrisyon arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Hipertansiyon, nörolojik hastalık varlığı, son üç ayda kendini yorgun hissetme durumu, acile başvurma sayısı ve depresyonun malnütrisyon ile ilişkisinde anlamlı fark vardır. Katz göre bağımlı veya kısmen bağımlı bireylerin %64,0'ünde malnütrisyon riski varken, bağımsız bireylerde bu oran %40,4'tür. Kırılgan yaşlı olarak belirlenenlerde malnütrisyon sıklığı (%80.0) prefrail (%46.9) ve normal (%12.5) yaşlılardan daha yüksek olarak saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Yaşlılarda malnütrisyonu önlemek için düzenli olarak beslenme taraması yapılması ve beslenme durumuna etki eden faktörlerin çok yönlü ele alınması gerekmektedir.
Manisa ilinde serbest eczacıların sağlık hizmetlerinde üstlendiği roller ve bunu etkileyen değişkenler
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Manisa ilinde serbest eczacıların sağlık hizmetlerinde üstlendiği roller ve bunu etkileyen değişkenleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel türde analitik bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Manisa ilinde aktif olarak serbest eczacılık mesleğini yürüten 524 eczacı oluşturmaktadır. Örneklem hesaplanmadan araştırmacı tarafından tüm evrene Aralık 2021 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmaya 190 serbest eczacı gönüllü olarak katılmıştır. Sosyodemografik bilgiler, verilen danışmanlık konuları, karşılaşılan problemleri belirlemeye yönelik 41 soru ve 52 soruluk SYBDÖ II ölçeğinden oluşan anket eczacılara online olarak uygulanmıştır. İstenen sürede online platformda yeterli veri toplanamadığı için araştırma sırasında yöntem değişikliğine gidilip merkez iki ilçedeki (n:151) tüm eczanelere gidilerek yüz yüze yöntemle anket formu uygulanmıştır. Veri toplamaya başlanması sürecinden itibaren merkez dışı ilçelerden gelen online veriler de veri setine dahil edilmiştir. Araştırmanın kapsayıcılığı merkez ilçeler için %76.2 (n:115), 17 ilçesi bulunan tüm Manisa için %36.3 (n:190)'dır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri eczacıların halk sağlığı danışmanlığı hizmeti verme durumu ve danışmanlık hizmeti verenlerin verdikleri hizmeti değerlendirme durumudur. Tek değişkenli analizlerde Ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, pearson korelasyon testi ve çok değişkenli analizlerde binary lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan eczacıların yaş ortalaması 48.72±15.07 olup, % 65.3'ü kadındır. Eczacılara verdikleri halk sağlığı danışmanlık hizmeti konusu sorulduğunda başta hipertansiyon %83.8, sağlıklı beslenme %79.4, acil hormonal doğum kontrolü %77.9, kilo kontrolü %77.2, Kovid-19 %77.2, diyabet %75.0 ve diğerleri olmak üzere sıralanmaktadır. En az verilen danışmanlık hizmeti konusu intihar riski (%9.6)'dir. Eczacılara eczaneye başvuran kişilerin kendilerinden danışmanlık hizmeti talep etmesinin önündeki engeller sorulduğunda sırasıyla %63.7'si başvuranın utanması, % 53.2'si başvuranın eğitim düzeyi, %49.5'i eczanenin kalabalık olması ve diğerleri şeklinde cevaplamıştır. Eczacılara kendilerinin bu hizmeti vermesinin önündeki engeller sorulduğunda sırasıyla %73.7'si eczacıların iş yükü fazlalığı, %67.4'ü eczacı tarafından çok fazla teknik iş yapılması, %53.7'si zaman yetersizliği, %50.5'i hastaların çoğunlukla bir acelesi olması ve bu tür uygulamalar için zamanı olmaması ve diğerleri şeklinde cevaplamıştır. Katılımcıların SYBDÖ II ortalaması 125.94±20.27''dir. Araştırmamızda Rehber Eczanem Programı'na katılan eczacıların oranı %16.3'tür. Çalışmamızda mesleki tecrübe yılı az olan eczacıların 1.03 (%95GA=1.01-1.05) kat, Rehber Eczanem Programı'na katılan eczacıların 5.15 (%95GA=2.06-12.83) kat, kilolu/obez olan eczacıların 3.49 (%95GA=1.73-7.05) kat daha fazla danışmanlık hizmeti verdikleri saptanmıştır. Sonuç: Mesleki eğitim programlarına katılan serbest eczacılar katılmayanlara göre daha fazla halk sağlığı danışmanlık hizmeti vermektedir. Serbest eczacıların TEB'in Rehber Eczanem gibi eğitici programlarına katılımı düşüktür. Bu tür eğitim programları güçlendirilerek eczacıların katılımı arttırılmalıdır. Araştırma, birçok serbest eczacının halk sağlığı rolleri üstlendiğine ve bu rollerin uygun desteklerle geliştirilebileceğine işaret etmektedir. TEB ve Sağlık Bakanlığı, serbest eczacıların sağlık sistemine daha etkin entegrasyonu için danışmanlık rollerini ve meslek hakkını birlikte düzenleyerek yeni çerçeveler ve işbirliği planları oluşturabilir. Anahtar kelimeler: Eczacılar, Halk sağlığı, Türkiye.
Bir kentsel bölge örneğinde bulaşıcı olmayan hastalığı olan erişkinlerin COVID-19 pandemisi döneminde kronik hastalık izlem niteliğinde ve tedavi uyumundaki değişiklikler
Amaç: Bu çalışmanın amacı, COVID-19 pandemisi etkisinde geçen iki yılda bulaşıcı olmayan hastalığa (BOH) sahip bireylerde, kronik hastalık izlem/bakım niteliğinin ve sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliğinin, kronik hastalık risk faktörlerindeki değişimin, ilaç tedavisine uyumun, algılanan sağlık ve ruh sağlığı değişiminin ve kronik hastalık yakınmalarındaki değişimin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Manisa ili merkez ilçelerden seçilen on ASM'ye başvuran kronik hastalığı olan bireylerde yürütülmüş; toplamda 500 kişiye ulaşılmıştır. Çalışmada Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-hasta sürümü (KBDh/PACIC), Morisky Tedavi Uyum Ölçeği-8 (MTUÖ-8) ve yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin analizinde Ki-kare ve Fisher'ın kesinlik testi, sürekli verilerin analizinde dağılıma uygunluk durumuna göre Student's t testi veya Mann Whitney U testi; tek yönlü varyans analizi veya Kruskal Wallis varyans analizi kullanılmıştır. Çok değişkenli analizlerde lojistik regresyon kullanılmıştır. Çözümleyici analizlerde tip 1 hata 0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada, katılımcıların %51.8'inin COVID-19 pandemisi döneminde kronik hastalığı ile ilgili semptom ve yakınmalarında artış ve/veya yeni yakınmaları olmuştur. Pandemi döneminde sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliğin kötü olması (OR: 2.05, %95GA: 1.40-2.99), kronik hastalık izlem/bakım niteliğinin kötü olması (OR:1.49, %95GA: 1.01-2.23), ilaç tedavisine uyumlu olmak (OR:1.48, %95GA: 1.02-2.16) ve kronik hastalık risk faktörlerinin olumsuz yönde değişmesi (OR:1.72, %95GA: 1.11-2.70) kronik hastalıkla ile ilgili semptom ve yakınmalarında artış ve/veya yeni yakınma olma riskini artırmaktadır. Katılımcıların %37.2'sinin algılanan sağlık durumu pandemi öncesine göre daha kötüdür. Pandemi döneminde sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliğin kötü olması (OR: 2.01, %95GA: 1.37- 2.95) ve uyku düzeninin kötü etkilenmesi (OR: 2.14, %95GA: 1.34-3.42) algılanan genel sağlık değişiminin kötü olması riskini artırmaktadır. Pandemi döneminde algılanan ruh sağlığı durumunun öncesine göre daha kötü olma sıklığı %23.2'dir. Kadınlarda (OR: 2.46, %95GA: 1.18-5.10), pandemi döneminde uyku kalitesi kötü etkilenenlerde (OR: 8.25 %95GA: 4.66-14.60) ve bu dönemde aile içi (OR: 4.21, %95GA: 2.46-7.21) ve sosyal ilişkilerinden (OR: 2.69, %95GA: 1.58-4.57) daha az hoşnut olanlarda algılanan ruh sağlığı değişiminin kötü olması riski artmıştır. Katılımcıların %47.6'sı pandemi döneminde kronik hastalık izlem/kontrolleriyle ilgili aksaklık yaşadığını belirtmiştir. 65 ve üzeri yaş grubunda olmak (OR: 4.15, %95 GA:2.39-7.21) ve algılanan gelirin giderden az olması (OR: 3.19, %95 GA:1.58-6.45) pandemi döneminde sağlık hizmetlerine ulaşamama riskini artırmaktadır. Pandemi döneminde katılımcıların kronik hastalıklar açısından riskli davranışları olumsuz etkilenmiştir. Katılımcıların %15.6'sı pandemi döneminde kilo almış; %22.0'si pandemi döneminde, daha az yürüyüş/egzersiz yaptığını belirtmiştir. Bu çalışmada, KBDh ölçeğinden alınan toplam puan 2.43±0.24'tür. 65 ve üzeri yaş grubunda (OR: 17.38, %95GA:7.68-39.33), kadınlarda (OR: 2.63, %95GA:1.46-4.75), algılanan gelirin giderden az olanlarda (OR: 2.71, %95GA:1.19-6.15) ve kronik hastalığı takip eden bir doktorun olmayanlarda (OR: 22.61, %95GA: 6.35-80.49) COVID-19 pandemisi döneminde kronik hastalık bakım niteliği kötüleşmektedir. Katılımcıların %43.4'ü ilaç tedavisine düşük uyum göstermektedir. Algılanan geliri gidere eşit olması (OR: 1.88, %95GA: 1.25-2.81), algılanan gelirin giderden fazla olması (OR: 1.93, %95GA: 1.04-3.60) ve yalnızca bir kronik hastalığın olması (OR: 2.16, %95GA: 1.41-3.30) ilaç tedavisine uyumsuz olma riskini artırmaktadır. Sonuç: COVID-19 pandemisiyle geçen iki yılda, kronik hastalığı olan bireylerin yaklaşık yarısının rutin kontrolleri aksamış; kronik hastalık izlem/bakım niteliği kötüleşmiştir. COVID-19 pandemisi, kronik hastalığı olan bireylerin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını olumsuz etkilemiştir.
Manisa'da bir çelik fabrikasında iş kazası ve psikososyal riskler arasındaki ilişkiler
Amaç: Bu çalışmanın amacı Manisa'da bir çelik fabrikasında; iş kazası sıklığını, sosyodemografik özelliklerin ve psikososyal risklerin iş kazalarına etkilerini araştırmaktır. Gereç Yöntem: Manisa'da yürütülen kesitsel tipteki çalışmanın evrenini bir çelik fabrikası mavi yakalı çalışanları 560 kişi oluşturmaktadır. Araştırma 9.07.2021- 28.12.2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Tüm çalışanlara ulaşma hedeflenmiş, 509 kişiye ulaşılmıştır. Anketlerin 43 tanesi anketin boş veya güvensiz olmasından dolayı hariç tutulmuştur. Psikososyal riskler için kadın cinsiyet risk sayıldığından ve sayı azlığı (n=3) nedeniyle karşılaştırma yapılamayacak olduğundan kadınlar da hariç tutulmuştur. 463 veri ile katılım oranı %82,7'dir. Bağımlı değişkenler, çalışanın son bir yılda iş kazası geçirme durumu ve bu iş yerinde iş kazası geçirme durumudur. Bağımsız değişkenler; sosyodemografik özellikler, yaşam biçimi davranışları, çalışma özellikleri, iş ortamı psikososyal riskleridir. Psikososyal riskler, psikososyal riskleri 25 boyutta ölçen Kopenhag Psikososyal Risk Değerlendirme Anketi (KOPSOR) kullanılarak değerlendirilmiştir. Her boyut için ortalama puan hesaplanıp, ortancadan bölünerek riskli/risksiz gruplar belirlenmiştir. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki kare analizi, lojistik regresyon analizi yapılmış, tip 1 hata 0.05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışanların yaş ortalaması 34,4±7,3'tür. Araştırma grubunun %84,0'ü kentsel bölgede yaşamakta, %79,5'i evlidir, %71,3'ünün çocuğu vardır. Çalışanların %4,8'i ilkokul, %22,0'si ortaokul, %57,7'si lise mezunudur; %34,8'inin eşi lise, %18,2'sinin yüksekokul/üniversite mezunudur. Çalışanların %70,4'ü ailede çalışan tek kişidir, %45,1'inin geliri giderinden azdır. Çalışanların %54,9'u aktif olarak sigara içmektedir. Çalışanların bölümlerindeki ortalama çalışma süresi 6,6±6,2 yıldır. Çalışanların özellikle işte özgürlük eksikliği (72,1±23,2), bilişsel talepler yükü (70,3±20,9) ve tükenmişlik (66,1±24,3) boyutlarında psikososyal riskler için aldıkları ortalama puanları en yüksek bulunmuştur. Tüm hayatı boyunca iş kazası geçirme sıklığı %63,3, bu iş yerinde iş kazası geçirme sıklığı %49,0 bulunmuştur. Son bir yılda iş kazası sıklığı %22,0'dir. Son bir yılda gerçekleşen iş kazalarının %41,2'si gece vardiyasında yaşanmış, kaza sonrasında sıklıkla (%36,3'ünde) sıkışma, ezilme meydana gelmiştir. Son bir yılda iş kazası geçirme gençlerde, eğitim durumu düşük olanlarda, sigara kullananlarda, haftalık çalışma süresi fazla olanlarda, bölümünde on yıldan az çalışmış olanlarda, vardiyalı çalışanlarda ve üstlerinden sosyal destek eksikliği olanlarda daha fazladır. Eğitim durumu üniversite/ yüksekokul olanlara göre lise olanların 2,8 (%GA:1,2-6,5) kat, ilkokul/ ortaokul olanların 3,8 (%GA: 1,5-9,3) kat son bir yılda iş kazası riski artmıştır. Sigara kullananların 1,7 (%GA: 1,1-2,8) kat; son bir yılda iş kazası geçirme riski daha fazladır. Ayrıca yaş arttıkça son bir yılda iş kazası riski azalmaktadır. Bu iş yerinde iş kazası geçirme, yaşı daha büyük olanlarda, eğitim durumu düşük olanlarda, evli olanlarda, çocuğu olmayanlarda çalışma arkadaşı iş kazası geçirmiş olanlarda daha fazladır. Bilişsel talepler, duygusal talepler, tanınırlık eksikliği, iş ev çatışması, güven eksikliği, adalet ve saygı eksikliği, tükenmişlik riskleri olanların bu işyerinde iş kazası geçirme riski daha fazla bulunmuştur. İleri analizlere göre bu iş yerinde iş kazası geçirme üzerinde en çok etkili olan bağımsız değişkenler çalışanların eğitim durumu, aynı bölümde çalışma süreleri ve iş arkadaşının kaza geçirme durumudur. Bu analize göre eğitim durumu üniversite/ yüksekokul olanlara göre ilkokul/ ortaokul olanların 2,3 (%GA: 1,2-4,5) kat bu iş yerinde iş kazası riski artmıştır. Bu işyerinde iş kazası riski iş arkadaşı iş kazası geçirenlerde geçirmeyenlere göre 4,2 (%GA: 2,5-7,2) kat artmıştır. Sonuç-Öneriler: Fabrikada çalışanların yaklaşık beşte biri son bir yılda iş kazası geçirmiştir. Özellikle gece vardiyalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi önerilir. Gençlerde düşük eğitime sahip olanlarda ve sigara içenlerde son bir yılda iş kazasının daha sık gerçekleştiği bulunmuştur. Eğitim durumu düşük olanlara ve gençlere özellikle uyum eğitimleri verilebilir. Çalışanlar sigarayı bırakmaya teşvik edilmelidir. Bu iş yerinde iş kazasının eğitim düzeyi düşük olanlarda ve iş arkadaşı iş kazası geçirmiş olanlarda daha fazla olduğu bulunmuştur. İş kazası gerçekleştikten sonra iş yerinde gerekli düzenlemelerin yapıldığından emin olunmalıdır. Psikososyal risklerden; üstlerinden sosyal destek eksikliği son bir yılda iş kazası geçirme ile ilişkili tek değişkendir. Çalışanların en sık belirttiği psikososyal risklerden bilişsel talepler azaltılmalı, işte özgürlük eksikliği ve tükenmişliğe yönelik önlemler alınmalı, son bir yılda iş kazası ile ilişkili olarak da üstlerinden sosyal destek talebi karşılanmalıdır.
Adana il merkezi kamu sağlık çalışanlarında işe devamsızlıkların araştırılması
GİRİŞ ve AMAÇ: Sağlık sektörü, hem toplum hem de ekonomi için temel sektörlerden biridir. Sağlık çalışanları, mesleki ve mesleki olmayan sağlığı tehdit eden risk faktörlerine maruz kaldıkları için hastalıklara karşı oldukça hassastırlar. Bu nedenle işe devamsızlığın en yüksek olduğu sektörlerin başında sağlık sektörü gelmektedir. Araştırmamız işe devamsızlık ve presentizmin, Adana il merkesinde kamu sağlık hizmeti sunucularında görülme sıklığını, en sık nedenlerini, sosyodemografik, çalışma hayatı ve sağlık düzeyiyle ilişkili farklılıklarını açıklamak amacıyla planlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Bu çalışma Adana ilindeki kamu sağlık kurumlarında hizmet sunanları kapsayan kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmaya katılım gönüllülük esasına dayalı olup 2021 Eylül-Kasım ayları arasında 602 sağlık çalışanıyla çevrimiçi ve yüzyüze görüşülerek anketler uygulanmıştır. Anket ile katılımcıların işe devamsızlık ve presentizm durumları sorgulanmıştır. Analizlerde frekans tabloları, çapraz tablolar, Ki-kare testi, dağılıma bakmak için Kolmogorov-Spirnov, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis testi, Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Sonuçlar ortalama±standart sapma, min-maks, sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir ve p değerinin <0,05 olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışma grubunun yaş ortalaması 38,3±9,9 olup, % 67,6'sı kadın, % 68,9'u evli, % 51,7'si Lisans mezunudur. Katılımcıların % 36,9'u hemşire-ebe, % 31,0'ı hekim-diş hekimi, % 32,1'i yardımcı sağlık personelidir. Çalışmamızda devamsızlık oranı % 2,45, absentizm insidans hızı % 40,0 olarak tespit edilmiştir. İşe devamsızlığın en sık sebebi % 41,9 ile Covid-19 enfeksiyonudur. Katılımcıların sağlık nedeniyle kaçırılan iş zamanı yüzdesi 1,57±6,90, sağlık nedeniyle çalışırken verimliliğin azalması yüzdesi 25,11±28,55, sağlık nedeniyle genel iş verimliliğinde azalma yüzdesi 26,03±28,95, sağlık nedeniyle günlük hayattaki aktivitelerde bozulma yüzdesi 32,24±31,11'dir. Adana ili kamu sağlık çalışanlarında işe devamsızlık ile cinsiyet, medeni durum, aylık gelir, fiziksel aktivite, çalışılan kurum, meslek, çalışma şekli, fazla mesai, iş kazası, kas iskelet sistemi hastalıkları ve kronik hastalık öyküsü arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. İşte var olmama ile cinsiyet, aylık gelir, yaş, meslek, çalışma şekli, nöbet sayısı, iş kazası, kas iskelet sistemi hastalığı öyküsü ve işe devamsızlık arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. SONUÇ: Sağlık çalışanlarında Covid-19 enfeksiyonuna karşı koruyucu önlemler artrılmalıdır. İşe devamsızlık ve işte var olmamanın (presentizm) azaltılması için daha iyi bir fiziksel çalışma ortamı yaratılması gereklidir. Sağlık çalışanlarının kendilerini iş ortamlarında rahat ve güvende hissetmesi sağlanmalıdır.
Adana ili mevsimlik tarım çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliğinin Covıd-19 sürecinde araştırılması
Giriş ve Amaç: Aralık 2019'da Çin'de ortaya çıkıp, pandemiye dönüşen Covid-19 salgının kontrol altına alınmasında alınacak bir takım önlemleri baz sektörlerin uygulaması pek mümkün olmamıştır, tarım sektörü bunlardan biridir ve sektörün ana işgücü mevsimlik tarım işçileri ve aileleridir. Bu tez araştırmasının amacı; Adana ilindeki mevsimlik tarım işçilerinin Covid-19 pandemi sürecinde karşılaştıkları iş sağlığı sorunlarının, ilişkili faktörlerin araştırılması ve bunların etkilerinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel niteliktetir ve Adana'nın Karataş ilçesindeki; Karagöçer, Çavuşlu, Bahçe ve Yüreğir ilçesindeki; Kadıköy ve Doğankent çadır yerleşimlerinde yaşayan 18-65 yaş bireylerde yapılacaktır. Araştırma evreni 4117 kişidir. %50 frekans, %95 güven aralığı, %5 hata payı ile 352 kişi olarak hesaplanmıştır. Seçtiğimiz çadır yerleşimlerdeki toplam kişi sayısı ve hesaplanan örneklem sayısı oranlanarak bir katsayı belirlenmiş ve her çadır yerleşimde ulaşılması gereken kişi sayısı buna göre hesaplanmıştır. Bireyler kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Katılımcılara tarafımızca geliştirilen, 3 bölüm ve toplamda 72 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS 20.0 for Windows paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ortalama, standart sapma, medyan, minimum, maksimum, sayı, yüzde, ki-kare testi ve lojistik regresyon analizi yapılmış, p değerinin < 0,05 olması anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan mevsimlik tarım çalışanlarının ortalama yaşının 28,49±10,11 olduğu, %59,2'sinin Suriyeli göçmenlerden oluştuğu saptanmıştır. Katılımcıların %37,3'ü covid-19 sürecinde iş göçü yaptığını, %39,3'ü en az bir seyahatinde izin belgesi aldığını, %82,3'ü konaklama alanlarında covid-19 rehberindeki önlemlerin uygulandığını belirtmiştir. Katılımcıların %7,2'si PCR testi yaptırdığını, %4,5'i kendisi/ailesinden birinin covid-19 hastalığı geçirdiğini, 1 kişi babasının covid-19 nedeniyle vefat ettiğini belirtmiştir. 4 kişi kendisi/ailesinden birinin covid-19 aşısı olduğunu belirtmiştir. Geçici konaklayan katılımcıların covid-19 hastalığına yakalanma olasılığının 44,01 katına çıktığı saptanmıştır. Günlük çalışma süresinin ortalama 9,09±1,36 saat, mola sürelerinin 100,77±17,99 dakika olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %66,7'sinin çalışma alanlarına traktörle gittiklerini, kimsenin maske kullanmadığını, yalnızca 2 kişi covid-19'un iş ortamlarında maruz kaldıkları risk faktörlerinden olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların tamamı çalışırken sosyal/fiziksel mesafe kurallarına uyamadıklarını belirtmiştir. Katılımcıların %23,6'sı işle ilgili hastalık ve/veya iş kazası geçirdiklerini belirtmiştir. İş kazasın geçirdiğini belirtenlerin %66,2'si kazanın üst ve/veya alt ekstremi lezyonları ile ilgili olduğunu belirtmiştir. Sonuç: Araştırmamızda mevsimlik tarım çalışanlarının yaşam ve çalışma alanında iş sağlığı ve güvenliği açısından birçok riske maruz kaldıkları, bunların pandemi sürecinde de devam ettiği belirlenmiştir. Bu kişilerin yaşam ve iş koşullarının olarak düzelmesini sağlayacak sektörler arası ve geniş çaplı müdahalelere ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Mevsimlik tarım çalışanları, iş sağlığı ve güvenliği, Covid-19 pandemisi
Manisa kent merkezinde yaşayan diyabetli hastalarda izlem ve bakım niteliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Manisa merkez ilçede yaşayan tip 2 diyabetlilerde izlem ve bakım hizmetlerinin niceliksel ve niteliksel açıdan değerlendirmesidir. Gereç ve yöntem: Bu kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Manisa merkez ilçede yaşayan, toplam 98 aile hekimliği birimine (AHB) kayıtlı 20 yaş üstü 30.518 tip 2 diyabetli hasta oluşturmaktadır. Bu evren büyüklüğü, bölgede ikamet eden 222.766 kişiden yaklaşık olarak diyabetli olması beklenen (Tip 2 Diabetes Mellitus'un Türk toplumundaki 20 yaş üstü beklenen) %13.7 standardize prevalans hızına göre belirlenmiştir. Minimum örnek büyüklüğü, %95 güven, %35 kötü metabolik kontrol (HbA1c>6.5) prevalansı ve %5 sapma 384 olarak hesaplanmıştır. Örnek seçimi 98 Aile Sağlığı Birimi (58'i kentsel; 28'i yarı-kentsel; ve 12'si kırsal) için çok aşamalı, tabakalı, basit rasgele örnekleme yöntemi ile yapılmıştır. 98 Aile Hekimliği Birimi (AHB) içinden 24 AHB rasgele seçilmiş, her bir AHB 'den yine basit rasgele yöntemle 20'şer hasta seçilmiştir. Örneğe seçilecek bu 24 AHB, Manisa merkez ilçenin kensel, yarı-kentsel ve kırsal nüfus tabakalarının ilçe nüfusu içindeki payına orantılı olarak seçilmişlerdir. Buna göre çalışmaya 24 AHB'den (14 kentsel, 7 yarı kentsel, 3 kır) oluşan ve her bir AHB'ne kayıtlı 20 diyabetliden oluşan 480 diyabetli çalışmaya alınmıştır. Sahada anket uygulamayı reddetme, adreste bulunmama, ölüm vb. gibi nedenlerle katılmama olasılığı göz önüne alınarak örneğe çıkan ASB'lerine orantılı olarak %50 oranında (n=240) yedek hasta daha seçilmiştir. Niceliksel değerlendirme, diyabetin glisemik kontrol göstergesi olan (HbA1c ); niteliksel değerlendirme ise daha önceden Türk topluma uyarlanmış ve geçerliliği gösterilmiş olan Kronik Hastalık Bakımı Değerlendirme Ölçeğinin (Patient Assessment of Chronic Illness Care- PACIC) hastalar için Türkçe sürümü (KBDh ) kullanılarak yapılmıştır. KBDh, sosyodemografik veriler ile risk faktörlerine ait bulgular ve risk grubuna ait biyokimyasal parametrelerden oluşan anket formu yüz yüze uygulanarak veri toplanmıştır. Bağımlı değişken olan KBDh 'nin toplam skor ve alt boyut puanları dağılımın ortanca değerinden kesilerek iki gruba kategorize edilmiş, ardından (eksiltmeli - backward) lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Lojistik regresyon modelinde HbA1c 7.0 mg/dl kesme değeri ile dikotomize edilmiştir. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 15.0 programı kullanılmıştır. Parametrik dağılımlarda Student's t-testi ve tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA ), non parametrik dağılımlarda ise Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi, oranlar arası farklılıkları ölçmede Ki kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların % 56.4'ü kentsel bölgede, % 30.9'u yarı kentsel bölgede, % 12.7'si kırsal bölgede yaşamaktadır. Araştırmaya katılanların %34.3' ü erkek % 65.7' si kadın, yaş ortalaması 57.9±12.3'dür. Diyabet süresi ortalaması 7.9±6.7'yıldır. Diyabetlilerin ilk tanı aldıkları yaş ortalaması 49.9±12.0 yıldır. Katılımcıların % 84.6'sı fazla kiloludur veya obezdir. Hastaların HbA1c değeri ortalaması 6.94±1.76 mg/dl'dır. %56.8'inin herhangi bir HbA1c değerine ulaşılmıştır bu olguların %61,7'sinde diyabetin kontrol altındadır (HbA1c ≤ 6.9). Hastaların %86.5'i diyabetlerini izleyen bir hekimleri olduğunu; % 65.8'i diyabet hekimine 3 ayda bir düzenli olarak başvurduklarını; % 15.8'i bir yıldan daha uzun süredir hekime başvurmadıklarını belirtmişlerdir. Diyabetlilerin % 73.9'u hekime ihtiyaç duyduğu her zaman ulaşabilmesine rağmen % 7,9'u ise hiçbir zaman ulaşamamıştır. Hastaların %43.6'ı haftada 7 gün sebze ve meyve tüketmekte, %80.4'ünün günlük öğün sayısı 3 ve daha fazladır. Araştırma grubundaki diyabetlilerin %35.6'sı sadece tanı konulduğunda, %11.9'u ise doktora gittiğinde birden fazla kez özel eğitim almıştır. Araştırma grubunun % 69.5 evde kendi kendine kan şeker ölçümlerini yapmaktadır. Katılımcıların her yıl düzenli %13.9'u grip aşısı ile korunurken; %76.8'i hiç grip aşısı, %93.1'i yaşamında hiç grip aşısı olmamıştır. EKG çektirme oranı % 63.8, göz dibi bakısı %58.4, nörolojik muayene oranı %21.3, idrarda şeker bakısı oranı %67.9, idrarda keton bakısı oranı % 32.5'dır. Hastaların %14.1'inde mikroalbüminüri bakısı yapılmıştır. Hastaların %51.5'inde hipertansiyon, %12.1'inde kalp hastalığı, %27.5'inde retinopati, katarakt oranı %18.8, ayakta duyu kaybı oranı %29.5, ayakta yara oranı %9.7, %1.2'sinde ayak veya parmak kesilmesi, %2.4'ünde böbrek yetmezliği, %41.0'inde yüksek kolesterol vardır. Diyabetlilerin %49.7'sinde en az bir komplikasyon bulunmuştur. KBDh boyut skorları: Hasta katılımı (1–3.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.60±0.89, karar verme (4–6.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.58±0.91, amaç belirleme (7–11.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.59±0.77, problem çözme (12–15.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.58±0.75, izlem\koordinasyon (16–20.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.59±0.77 ve toplam ölçek puan ortalaması 2.59±0.62 olup minimum puan:1.24 ve maximum puan:4.36'dır. KBDh boyutlarının tavan ve taban yüzdeleri değerlendirildiğinde, taban yüzdesi (%0.2 – %8.1) ve tavan yüzdesi (%0.0 -% 1.2) olup tüm alt boyutlar ve toplam ölçek için çok iyi olarak gözlenmiştir. Toplam KBDh üzerinde etkili olan değişkenler; yaş, öğün sayısı, diyabet eğitimi alma, eğitim düzeyi, diyabet hekimine ihtiyaç duyduğu zamanlarda ulaşabilme, her yıl grip aşısı olmadır. Hba1c üzerinde etkili olan değişkenler; gelir, EKŞİ, İnsulin kullanımı (riski ++) , KBDh ölçeğinin karar verme ve problem çözme alt boyut skorlarıdır. Sonuç: Manisa merkez ilçede yaşayan erişkinlerin diyabet farkındalığı Batı bölgeleri düzeyindedir ve henüz daha istenilen düzeyde değildir. Tanı almış olan Tip 2 diyabetlilerin önemli bir çoğunluğu sürekli bir hekim izlemi altındadır. Birinci basamağın diyabet izleminde yerinin çok sınırlı kaldığı söylenebilir. Türkiye için en gelişmiş bölgelerden biri olan Manisa kent merkezi için metabolik kontrol düzeyi (HbA1c açısından) yetersizdir. Tip 2 diyabet izlem ve kontrol rehberlerinde önerilen düzenli izlem oranları hastaların çoğunluğu için son derecede yetersiz düzeydedir. Kendi kendine evde düzenli kan şekeri izlemi (EKŞİ) HbA1c düzeyini etileyen temel değişkenlerden biri olduğu ortaya çıkmıştır. Metabolik kontrol değişkenlerinden HbA1c ve KBDh ile elde edilen bulgular; sağlık hizmetine daha fazla ulaşan ve hastalık yönetimlerine daha fazla katılanların genel olarak toplumun daha avantajlı kesimleri olduğunu ortaya koymuştur. Hasta izleminde hastaların "karar verme" ve "problem çözme" becerilerinin geliştirilmesi hastaların izlem ve sağaltıma uyum sağlamalarına katkıda bulunabilir. KBDh (PACİC) ölçeği ile ülkemizde kronik hastalıklara yönelik verilen bakımı ve sağlık hizmetini değerlendirmede yardımcı bir araç olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, Kronik hastalık bakım modeli, Metabolik kontrol
Tip 2 diyabet tanılı bireylerde diyabet eğitiminin hastalığın öz yönetimi ve tam kontrolü üzerine etkisi: Adana örneği
Giriş ve Amaç: Diyabetes Mellitus'un görülme sıklığı hızla artmaktadır. Çalışmamızda amaç, Adana'da rastgele seçilmiş bir grup Tip 2 Diyabetes Mellitus tanılı kişiye verilecek diyabet eğitiminin hastalığın öz yönetimi ve tam kontrolü üzerine etkisini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Müdahale tipinde planlanan bu çalışma, Adana ili Beyazevler ve Akıncılar mahallelerinde hizmet veren iki aile hekimliği birimine kayıtlı 20 ila 65 yaş arası tip 2 diyabetes mellitus tanılı 59 kişi ile yapılmıştır. ASM'ye davet edilen tip 2 diyabetes mellituslu bireylerle yüz yüze anket ve öz yönetim ölçeği doldurulmuş; antropometrik ölçümler ve metabolik parametreler kaydedilmiştir. Katılımcılar rastgele deney ve kontrol grubuna atanmış ve deney grubuna diyabet eğitimi verilmiştir. Üç ayın sonunda tekrar ASM'ye davet edilen katılımcılarla işlem tekrarlanmıştır. Verilerin analizi SPSS 23.0 programı ile yapılmış ve analizde İndependent T, Paired T, Mann-Whitney U, Wilcoxon, Ki-Kare, Mcnemar, Korelasyon ve Lojistik Regresyon Testleri kullanılmıştır. Bulgular: Eğitim grubunun % 67.7'si, kontrol grubunun % 82.1'i kadınlardan oluşmaktadır. Eğitim grubunun yaş ortalaması 54.45±7.49, kontrol grubunun ise 54.39±7.26'dır. Katılımcılar başlangıçta komplikasyon gelişimi açısından karşılaştırılmış ve komplikasyon gelişen grubun HbA1C, total kolesterol, trigliserid, total kolesterol/HDL ve TyG indeks ortalamaları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Üç ayın sonunda Eğitim grubunda kiloda % 2.1 (orta etki büyüklüğü), bel çevresinde % 1.21 (orta etki büyüklüğü), BKİ'de % 2.35 (orta etki büyüklüğü), HbA1C'de % 8.82 (orta etki büyüklüğü), trigliseridde % 12.57 (ortaya yakın etki büyüklüğü), TyG indeksinde % 2.5 (ortaya yakın etki büyüklüğü) anlamlı azalma sağlanmıştır. HbA1C'de 0.73 birim düşüş sağlanmıştır. Kontrol grubunda antropometrik ölçüm ve metabolik parametrelerde üç ayın sonunda anlamlı değişim olmamıştır. Eğitim grubunda üç ayın sonunda DÖYÖ 1. alt boyutta % 17.62 (büyük etki büyüklüğü), 2. alt boyutta % 13.05 (orta etki büyüklüğü), 3. alt boyutta % 35.84 (büyük etki büyüklüğü) ve DÖYÖ toplam puanlarda % 19.35 (büyük etki büyüklüğü) anlamlı artış sağlanmıştır. Sonuç: Eğitim müdahalesi ile üç ayın sonunda metabolil kontrol parametreleri (kilo, bel çevresi, BKİ, HbA1C, trigliserid ve TyG indeksi) anlamlı olarak düşmüş; diyabet öz yönetimi bilgi ve kapasitesi anlamlı olarak yükselmiştir. Birinci basamak sağlık kuruluşları ASM, SHM ve TSM'de, diyabete yönelik koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hastalara planlı, devamlı ve multidisipliner diyabet eğitimi verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Diyabet, birinci basamak sağlık hizmeti, eğitim, kontrol, öz yönetim
COVİD-19 pandemisi sürecinde Adana'da filyasyon ekiplerinde görev alan sağlık çalışanlarında tükenmişlik sendromu ve ilişkili faktörlerin araştırılması
Giriş ve Amaç: COVID-19 salgını tüm dünyayı etkileyen bir pandemidir. Salgınlarda yayılmanın önüne geçmek amacıyla hastaları ve temaslıları değerlendirme salgının kontrolü açısından çok önemlidir. Çalışmamızda pandemi sırasında filyasyonda çalışan sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri, anksiyete seviyeleri ve yaşam kalitelerinin çalıştıkları ekip, çalışma süresi, sosyodemografik özellikleri ve bireysel alışkanlıklarına göre nasıl etkilendiğini görmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan bu araştırma tek merkezli olarak yapılmıştır. Adana'nın merkez ilçeleri olan Seyhan, Yüreğir, Çukurova ve Sarıçam ilçeleri araştırma bölgesi olarak seçilmiştir. Eylül 2021 ve Nisan 2022 tarihleri arasında dört merkez ilçede görevli olan filyasyon ekiplerinden toplam 210 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen sağlık çalışanlarına demografik verileri, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Sağlık Personeli Çalışma Yaşam Kalitesi Ölçeği içeren bir anket uygulanmıştır. Analizler SPSS 22 paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde ki-kare analizi, student t testi, Mann Whitney U-testi, One Way ANOVA analizi, Kruskal Wallis testi yapılmıştır. Sürekli değişkenlerin birbiriyle ilişkisinin incelenmesinde; normal dağılım gösterenlerde Pearson, normal dağılım göstermeyenlerde ise Spearman korelasyon testinden yararlanılmıştır. Bağımlı değişkenin yordayıcılığının tespit edilmesi için lineer regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 39,8±9,1 olan 210 katılımcı dahil edilmiştir. Sağlık çalışanlarının %73,8'i kadın ve %26,2'si ise erkektir. Meslek grupları arasında yaşam kalitesi açısından tabiplerin yaşam kalitelerinin, diş tabibi ve yardımcı sağlık personelinden anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür. Erkeklerin duyarsızlaşma alt boyut puanının kadınlardan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir. Çocuğu olanların duyarsızlaşma alt boyut puanı olmayanların puanından düşük, kişisel başarı puanı ise yüksek olarak görülmüştür. Duygusal tükenme açısından lise ve altı grup ile yükseklisans/doktora grubu arasında anlamlı farklar belirlenmiştir. Meslek gruplarına bakıldığında, tabip ve diş tabiplerinin duyarsızlaşma alt boyut puanının anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Kişisel başarı alt boyut puanına bakıldığında yardımcı sağlık personelin puanı tabiplere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olarak görülmüştür. Aylık geliri kötü olanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları , aylık geliri orta ve yüksek olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Filyasyonda kendi evi dışında kalanların anksiyete ölçek puanı kalmamış olanların puanından anlamlı şekilde yüksek görülmüştür. Çalışma saatlerinden memnun olma durumuna bakıldığında memnun olmayanların anksiyete puanları memnun olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Filyasyonda kendi evi dışında kalanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanı kalmamış olanların puanından anlamlı şekilde yüksek; kişisel başarı puanı ise anlamlı şekilde düşük görülmüştür. Sürüntü alanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanı almayanların puanından anlamlı şekilde yüksek görülmüştür. Sonuç: Sağlık çalışanlarının pandemi öncesine göre pandemi döneminde tükenmişlik düzeylerinin arttığı görülmüştür. Hekimlerin tükenmişlik düzeyinin diğer meslek gruplarına göre yüksek çıktığı görülmüştür. Yine benzer şekilde hekimlerin yaşam kalitesinin diğer meslek gruplarına göre düşük çıktığı görülmüştür. Filyasyon sürecinde kendi evi dışında kalanların tükenmişlik düzeylerinin bu süreçte kendi evi dışında kalmayanlardan daha yüksek olduğu görülmüştür. sürüntü almakla görevli sağlık çalışanlarının, filyasyonda çalışırken sürüntü almayanlara göre tükenmişlik düzeylerenin daha yüksek olduğu görülmüştür.
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde kurum düzeyinde kişiye yönelik hizmet kapsayıcılığının değerlendirme ölçeği
Amaç: Ülkemiz genelinde kişiye yönelik birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulduğu Aile Hekimliği Birimleri (AHB)'nin sağlık hizmeti sunucu düzeyinde kapsayıcılık özelliklerini değerlendirebilecek yeni bir ölçeğin geliştirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu yöntemsel araştırmanın evrenini Manisa İl Halk Sağlığı Müdürlüğü'ne bağlı 162 Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) görevli 400 Aile Hekimliği Birimi (AHB) (n=400) oluşturmaktadır. Bir AHB; bir aile hekimi ve yanında görevli bir aile sağlığı elemanından oluşmaktadır. Örnek seçiminde herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamış olup tüm evrene (bütün AHB' lere) ulaşmak hedeflenmiştir. Önceden yapılandırılmış anket formunun aile hekimlerine ulaştırılabilmesi için iki aşamalı bir yol izlenmiştir. Birinci aşamada oluşturulan anket web tabanlı bir site yardımıyla (surveey.com) online anket haline dönüştürülmüş ve daha sonra Manisa İl Halk Sağlığı Müdürlüğü'nden gerekli izinlerin alınması ile birlikte Manisa İli genelinde AHB'lerce kullanılan Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) üzerinden (01.10.2014-01.12.2014 tarihlerinde 2 ay süreyle ve 2 kez duyuru yapılarak) yayımlanmıştır. Ayrıca ikinci aşamada aile hekimleri tek tek aranarak katılımlarının sağlanması istenmiştir. Çalışmamıza birinci aşamada 2 kez duyuru yapılması sonucunda 180 aile hekimi sonrasında ikinci aşamada da 81 aile hekimi olmak üzere toplamda 261 aile hekimi katılmıştır ve katılım oranı % 65.25'dir. Ölçeğin geçerliliğinin değerlendirilmesinde ilk olarak kapsam (içerik) geçerliliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Bu aşamada ilk olarak birinci basamak sağlık hizmetleri içerisinde kapsayıcılığın hem yapı bileşeni olan ''geniş hizmet yelpazesi'' hemde faaliyet bileşeni olan ''toplumun hizmet gereksinimlerinin farkındalığı'' kısımlarının ayrı ayrı yapılandırılmasına karar verilmiştir. Literatür değerlendirmesi sonrasında geniş hizmet yelpazesi altında 6 ayrı alt boyut kuramsal olarak oluşturulmuştur. Bu boyutlar (Rutin risk grubu izlemleri, sağlığı geliştirme hizmetleri, sağlık taramaları hizmetleri, rehabilite edici hizmetler, tanı ve tedavide kullanılan teknik donanım ve akut ve kronik hastalıkların yönetimi) aslında sağlık sistemlerinin bilinen 3 özelliği temel alınarak (koruyucu hizmetler, tedavi edici hizmetler ve esenlendirici hizmetler) oluşturulmuştur. Bu boyutlara ait soru havuzu kapsamlı bir literatür taraması sonrasında 169 sorudan oluşturulmuştur. Ölçeğin içerik geçerliliğinin değerlendirilmesi için uzman görüşlerine başvurulmuştur. Ülke genelinde akademik olarak birinci basamak sağlık hizmetleriyle ilgilenen uzmanlar ve sahada birinci basamakta görevli uzmanlardan oluşan 25 uzman bu amaçla belirlenmiştir. Uzmanlardan 18'i çalışmamıza geri dönüş yapmıştır (katılım oranı:%72). İçerik geçerliliği Davis yöntemiyle incelenmiştir. Bu amaçla sorulara ait kapsam geçerlilik indeksleri hesaplanmış ve 0,80'in altındaki sorular uygunsuz olarak belirlenmiştir. Ölçek içerisindeki soruların anlaşılabilirliğinin değerlendirilmesi ve daha da yükseltilmesi amacıyla Manisa ilinde görevli 7 aile hekiminden oluşan bir grup üzerinde pilot değerlendirme yapılmıştır. Ölçeğin yapıgeçerliliğinin değerlendirilmesinde ilk olarak açıklayıcı faktör analizi uygulanmış ve 261 aile hekiminin verisi bu analizlere alınmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sayesinde maddelerin (soruların) faktör yüklerini belirleyerek ölçeğin ana boyutlarını alt boyutlarına ayırmak boyutları ayrıntılandırmak amaçlanmıştır. Bu analiz neticesinde faktör yüklerine göre soru eksiltilmesi yapılmamıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonrasında belirlenen nihai alt boyutların güvenilirliklerinin belirlenmesinde soruların %27'lik alt üst grup karşılaştırması, boyut iç tutarlılıklarının belirlenmesinde cronbach α katsayısı, soru çıkarıldığında Cronbach α değişimi, soru ile toplam boyut korelasyonu, sorular arası korelasyonlar ve doğrusal regresyon β değerleri hesaplanmıştır. Çalışmamızda ölçeğin yapı geçerliliğinin değerlendirilmesi amacıyla ayrıca 252 aile hekimine ait veriler kullanılarak ayrıca doğrulayıcı faktör analizi 'de (DFA) yapılmıştır. Bu aşamada teorik bir temele dayanan örtük değişkenler ile bir model oluşturulmuştur. Bizim çalışmamızda oluşturulacak model için 6 örtük değişken (Rurin risk grubu izlemleri, sağlığı geliştirme hizmetleri, sağlık taramaları hizmetleri, rehabilite edici hizmetler, tanı ve tedavide kullanılan teknik donanım ve akut ve kronik hastalıkların yönetimi) ve bu değişkenleri etkileyen 120 gözlenen değişken kullanılmıştır. Bu analizler için SPSS 15 ve AMOS 22. İstatistik paket programları kullanılmıştır. Bulgular: Uzman değerlendirmesi sonucunda 31 sorunun kapsam geçerlilik indekslerinin düşüklüğü nedeniyle ölçekten çıkarılmasına karar verilmiştir. 5 boyuttan (Rutin risk grubu izlemleri, sağlığı geliştirme hizmetleri, sağlık taramaları hizmetleri, rehabilite edici hizmetler ve akut ve kronik hastalıkların yönetimi ) oluşturduğumuz son modelin doğrulayıcı faktör analizi sonrasında uyum indeks değerleri incelendiğinde x2/df değeri;1,716, RMSEA %90 Güven Aralığı (yaklaşık hataların ortalama karekökü) değerinin 0,052-0,057 arasında olduğu, CFI (karşılaştırmalı uygunluk indeksi)=0,885 ve SRMR değeri=0,068 olduğu görülmüş ve kurgulanan modelin iyi uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca gözlenen değişkenlerin örtük değişkenleri temsiliyet düzeyleri standardize regresyon katsayıları da, 692 ile 930 arasında değişmektedir. Sonuç: Ülkemiz birinci basamak sağlık hizmetlerinin kapsayıcılık düzeyini değerlendirmesi amacıyla geliştirdiğimiz kapsayıcılık ölçeğinin yapılan geçerlilik ve güvenilirlik analizleri sonrasında yeterli bir ölçek olduğu görülmüştür. Çalışmamızda ölçek puanlama metodolojisi olarak genel olarak kabul gören boyut ve alt boyut ortalamaları kullanılmıştır. Fakat ölçek boyutlarının ve alt boyutlarının farklı puan ağırlıklandırılması olabileceği bundan sonra ki geliştirilecek çalışmalarda dikkate alınmalıdır. Ölçek içerisinden yapılan analizler sonrasında tanı ve tedavi hizmetlerinde kullanılan teknik donanım boyutu çıkarılmıştır. Yine de laborutuvar ve görüntüleme hizmetlerine erişimi ve yeterliliğini değerlendirecek sorulara geliştirilecek çalışmalarda yer verilmelidir.
İnme risk faktörü olarak COVID-19 hastalığının etiyolojideki yeri ve mortaliteye etkisi
Giriş ve Amaç: İnme, kardiyovasküler hastalıklar ve kanserlerden sonra en sık üçüncü ölüm nedeni olmakla beraber disabilitenin en sık nedenidir. Covid-19 pandemisinde birçok Covid-19 ile enfekte inme hastası tanımlanmıştır. Çalışmamızdaki amaç akut inmeli hastalarda Covid-19 etkilerini görebilmek ve prognoz göstergesi olabilecek veriler elde etmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tek merkezli, retrospektif olup 1 Mart 2020-31 Aralık 2020 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran akut inme tanısı alan hastalar dahil edildi. Bütün hastaların demografik bilgileri, hematolojik parametreleri, muayene bulguları, NIHSS, TOAST sınıflamasına göre inme alt grupları, yatış süreleri ve mortalite durumu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 220 hastadan 68 (%30.9) kişi Covid-19 tanısı almıştı. Yapılan analizlerde Covid-19 tanısı alan inme hastalarında kreatinin, albümin, CRP, ALT, AST, LDH, PT, INR, aPTT, fibrinojen, prokalsitonin, troponin, D-Dimer, ferritin düzeyleri ve N/L oranı belirgin derecede daha yüksek bulunmuştur. Covid-19 hastalarının tanı aldıktan ortalama 8.36±6.66 gün sonra inme geçirdikleri gözlenmiştir. Bu hasta grubunda yoğun bakım yatış oranı ve hastanede kalış süreleri artmıştır. Ayrıca mortalite oranı yüksek saptanmıştır. Akut inme geçiren hastalarda NIHSS mortaliteyi ön görmede en güvenilir parametre olarak saptanmıştır. Sonuç: Sonuç olarak, inme hastalarında Covid-19 hastalık seyrini daha da ağırlaştırmakta ve mortalite riskini arttırmaktadır. Prognozu ve mortaliteyi belirlemek için ucuz ve ulaşılabilir birçok tetkikin yanı sıra NIHSS hesaplanması çok önemlidir.
Adana İli merkezinde görev yapan eğitimcilerin COVID-19 sürecinde etkilenimlerinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Covid-19 pandemisi Aralık 2019'da başlamış ve günümüzde devam etmektedir. Eğitim sektörü etkilenen sektörlerdendir. Çalışmamızın amacı; Adana'da ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde çalışan eğitimcilerde pandemi sürecindeki psikolojik ve fiziksel etkilenme düzeylerinin belirlenmesidir. Materyal ve Metod: Kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Adana'nın dört merkez ilçesindeki (Sarıçam, Seyhan, Yüreğir, Çukurova) ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimlerde yüz yüze anket çalışması şeklinde 566 kişiye yapılmıştır. Anket formu sosyodemografik form ile kısa semptom envanteri ve uluslararası fiziksel aktivite anketinden oluşmaktadır. Eğitimciler KSE ve GPAQ ölçeklerini pandemi öncesi ve pandemi döneminde olarak değerlendirmişlerdir. Pandemi öncesi ve pandemi dönemindeki değişim incelenmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan eğitimcilerin yaş ortalaması 43,8±8,3 olduğu, %55,1'inin kadın olduğu, %28,4'ünün Covid-19 tanısı aldığı belirlenmiştir. Katılımcıların %29,3'ü sınıf öğretmeni, %62,9'u branş öğretmeni, %7,8'i ise öğretim üyesi ve görevlisidir. KSE'nin tüm alt boyutlarındaki semptomlarda pandemi döneminde artış olduğu saptanmıştır. Kadınlarda psikolojik etkilenmenin erkeklere göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Pandemide sağlığının olumsuz etkilediğini düşünenlerde somatizasyon, 40 yaş üzerindeki eğitimcilerde kişilerarası duyarlılık, Covid-19 tanısı alanlarda depresyon, 40 yaşın altındaki eğitimcilerde ve haftada 20 saatin üzerinde online eğitim yapanlarda psikotizm, branş öğretmenlerinde belirti toplamı, öğrenci/ebeveynlerle iletişim sıkıntısı yaşayanlarda rahatsızlık ciddiyeti ve paranoid düşünce semptomlarında artış olduğu belirlenmiştir. Genel semptomlardaki artış riski sağlığının olumsuz etkilendiğini düşünenlerde 2,1 kat, branş öğretmenlerinde 3 kat daha fazla bulunmuştur. Fiziksel aktivite düzeyi pandemi sırasında anlamlı düzeyde azalırken, oturma süresi anlamlı olarak artmıştır. Sonuç: Araştırmamızda pandeminin eğitimcilerin psikolojik ve fiziksel sağlıklarında etkilenme olduğu belirlenmiştir. Kadın olma, branş öğretmeni olma, ders yükünün fazla olması risk faktörü olarak belirlenmiştir. Risk grupları ve risk faktörlerine yönelik düzenleme yapılmasını tavsiye ediyoruz.
Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğunun prevelansı ve elektromanyetik alan ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Tüm dünyada her yaş grubundan insan elektronik dijital cihazları hem mesleki hem de eğlence amaçlı kullanmaktadır. Hayatımızı kolaylaştıran bu cihazlar yanlış kullanıldığında insan sağlığına zarar verebilmektedir. Bu nedenle, küresel dijitalleşme radyasyonun sağlık üzerine etkilerini yeniden gündeme getirmiş ve bu konuda birçok araştırma yapılmıştır. Evde ve işte kullandığımız birçok cihaz non-iyonize radyasyon olan 'Düşük frekanslı ve yüksek frekanslı elektromanyetik alanlardan oluşmaktadır. Düşük frekanslı elektromanyetik alana maruziyet sonrası baş ağrısı, bulantı, kaslarda kasılma, gözlerde ışıksız ortamda ışık görme (retinal fosfen) başta olmak üzere görme ile ilgili birçok hassasiyetler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle elektromanyetik alana maruziyet sonrası oluşabilecek sağlık etkilerinden korunmak için ülkeler kendi ulusal standartlarını belirlemişlerdir. Dijital göz yorgunluğu sendromu (CVS) da gözlerde sulanma, yanma, batma, kuruluk hissi, ışık çakması ve baş ağrısı gibi benzer semptomları tanımlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinin farklı anabilim dallarında çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğu sendromunun prevalansını belirlemek ve elektromanyetik alan (EMA) ile ilişkisini saptamaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma kesitsel niteliktedir, hastanenin farklı departmanlarında çalışan 143 sekretere ulaşılmıştır. Bireylere Computer vision syndrome questionnaire (CVS-Q) ölçeği, Oculer Surface Disease İndex (OSDI) ölçeği, Cornell Kas İskelet Sistemi Anketi de uygulandı. Sekreterlerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları Düşük frekanslı manyetik alan ölçümleri 6010 Gauss/Teslametre cihazla, yüksek frekanslı manyetik alan ölçümleri Narda NBM-520 cihazla ölçüldü. Ortamın ışık şiddeti de LX-1102 Cihazla ölçüldü ve sonra göz muayeneleri yapıldı. Her sekreter dijital göz yorgunluğu sendromu açısından göz doktorları tarafından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 143 kişinin yaş ortalaması 39.61 yıldır. Katılımcıların %25,2'si erkek, %74,8'i kadındır. Katılımcıların CVS-Q ölçeği sonucuna göre %83.9'unda dijital göz yorgunluğu sendromu olduğu gözlendi. CVS gelişimi açısından cinsiyet ve yaş yönünden anlamlı fark bulunamamıştır. CVS-Q ile EMA arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu bulundu. EMA ölçümleri ile her iki göz schirmer ölçümleri arasında negatif yönde orta güçte bir ilişki bulundu. CVS olan kişilerin çalışma ortamı EMA değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). CVS riskini artıran faktörler; çalışma ortam EMA'sının yüksek olması (>1725 µT, OR=3.27) işte çalışma süresinin artması (OR=1.09), ekran üzerine güneşten ya da iç ortam kaynaklı lamba yansımalarına/parlamalarının olması (OR=4.15), bilinen göz hastalığı olması ve gözlük-lens kullanımı olarak bulunmuştur. Lineer regresyon analizinde ise ortamın düşük frekanslı EMA'sında bir birimlik artış CVS-Q skorunda 0.004 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Çalışmanın sonucunda düşük frekanslı elektromanyetik alan ile dijital göz yorgunluğu sendromu ile EMA'ların arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu. Bu nedenle kişilerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları EMA'ların düzenli olarak ölçülmesi, riskli bölgelerde çalışanlara yönelik koruyucu davranışların geliştirilmesi (mola aralıkları, 20-20-20 kuralları vb.) ve non-iyonize radyasyondan korunmak için gerekli eğitimlerin verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Dijital Göz Yorgunluğu Sendromu; Göz Kuruluğu; Elektromanyetik Alan
Manisa şehzadeler eğitim araştırma toplum sağlığı merkezi bölgesinde okul sağlığı düzeyinin tanımlanması
Okul çağı 6-7 yaşlarından 24 yaşına kadar ki dönemi kapsar. Okul Sağlığı kavramı, öğrencilerin ve okul çalışanlarının sağlığının değerlendirilmesi, geliştirilmesi, sağlıklı okul yaşamının sağlanması ve sürdürülmesi, öğrenciye ve dolayısıyla topluma sağlık eğitiminin verilmesi için yapılan çalışmaları kapsamaktadır. Adolesan dönemdeki hastalık, sakatlık ve ölümlerin büyük bir kısmı riskli davranışlar ve çevreyle ilişkilidir. Okul çağı çocuklardaki riskli sağlık davranışları tütün kullanımı, alkol ve diğer madde kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel inaktivite, istenmeyen kazalar ve şiddet ile istenmeyen gebelikler ve cinsel yolla geçen hastalıklar dahil seksüel davranışlardır. Bu araştırma ile Manisa'nın Şehzadeler ilçesinde yer alan ilk ve ortaöğretim okullarına devam eden okul çağı çocuklarda sağlık durumunun değerlendirilmesi, korunması ve geliştirilmesi için yapılan okul sağlığı programlarının tanımlanması, okul çağı çocukların sağlık risk davranışlarının ve belirleyicilerinin saptanması, araştırma kapsamındaki okulların okul çevre sağlığı düzeyinin belirlenmesi ve okullarda öğrencilere yönelik yürütülen sağlık eğitimi programlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım 11-13-15 yaş okul çocuklarında sağlık davranışları ve bu davranışların belirleyicilerini saptamaya yönelik kesitsel bir araştırmadan oluşmakta iken ikinci kısım okul çevre sağlığı, okul sağlığı programları ve okulda sağlık eğitimi faaliyetlerini saptamaya yönelik tanımlayıcı bir araştırmadan oluşmaktadır. Birinci kısım için öğrencilerin riskli sağlık davranışları ile ilgili veriler gözetim altında anket tekniğiyle toplanmıştır. Bunun için Dünya Sağlık Örgütü/Health Behaviour in School-aged Children (Okul Çocukları Sağlık Davranışı) 11-13-15 yaş için kullandığı yapılandırılmış anket formu kullanılmıştır. Manisa Şehzadeler İlçesindeki bu yaş gruplarına denk gelen ortaöğretim 5 ve 7 ile lise 9. sınıflarda okuyan toplam 6541 öğrenci araştırmamızın evrenini oluşturmuştur. Epi info bilgisayar paket programı yardımıyla, evren büyüklüğü 6541, prevelans %8.1, %95 güven aralığı, %5 hata payı baz alındığında alınması gereken minimum örnek büyüklüğü 1120 olarak hesaplanmıştır. Araştırmaya alınacak okullar tabakalı – rastgele örneklem yöntemi kullanılarak belirlenmiştir İkinci kısım olan okul çevre sağlığı, okul sağlığı hizmetleri ve sağlık eğitimi faaliyetleri durumunu tanımlamak için evren Manisa Şehzadeler İlçesindeki ortaöğretim okulları ile liselerin tamamıdır. Örneklem grubu ise "Risk davranışları'' bölümü için Manisa Şehzadeler İlçesinde örnekleme giren öğrencilerin bulunduğu ortaöğretim okulları ile liselerdir. Araştırmamızda günlük kahvaltı yapanların oranı %59 olarak tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %5.4'ü zayıf (wasting), %4.2'si bodur (stunting), %22'si kilo fazlalı (owerweight), %7.2'si obezdir (obesity). Araştırmaya katılan öğrencilerde günde bir defadan çok diş fırçalayanlar %33.7, hiç fırçalamayanlar %4.1'dir. Araştırmaya katılanların %23.9'u araştırma sırasında diyet yapmakta iken, %42.4'ü son 1 yılda diyet yapmıştır. Haftada en az 2 saat fizik aktivite yapanlar düzenli fizik aktivite yapıyor olarak tanımlanmıştır. Buna göre çalışmamızda düzenli fizik aktivite yapanlar %20.7'dir. Araştırmamızda sedanterlerin oranı %59.2'dir. Araştırmaya katılanların %29.3'ü son bir yılda en az bir kez yaralanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %51.5'i son bir yılda en az bir kez kavga etmiştir. %16.3'ü ise en az 3 kez kavga etmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %46.5'i sağlığını iyi, %25.1'i sağlığını mükemmel, %23.6'sı orta, %3'ü kötü ve %1.6'sı çok kötü olarak değerlendirmiştir. Araştırma grubunun %80.4'ü yaşam kalitesini yüksek olarak tanımlamıştır (yaşam kalitesi puanı 6 ve üzeridir). Araştırmaya alınan okulların hiç birisinin 100 metre yakınında fabrika bulunmamaktadır. %95.7'sinin 100 metre yakınında eğlence yeri, %82.6'sının 100 metre yakınında gayri sıhhi müessese, %26.1'inin ise 100 metre yakınında anayol bulunmamaktadır. Okulların %65'inde öğrenci başına düşen oyun alanı yeterli değildir. Okulların %73.9'unda okul çıkışında trafik riski varken, %47.8'inde okul çıkışında yaya geçidi bulunmamaktadır. Araştırmaya alınan okulların tamamında içme suyu şebeke suyundan sağlanmaktadır. Okulların %52.2'sinin içme suyunun analizi yapılmaktadır. %59.1'inin musluk sayısı yetersizdir. Araştırma kapsamındaki okulların tamamında tuvaletler bina içinde ve %95.7'si kanalizasyona bağlıdır. %60.9'unda kız tuvalet sayısı yetersiz iken, %30.4'ünde erkek tuvalet sayısı yetersizdir. Erkek tuvaletlerinin %95.7'sinde pisuvar sayısı yetersizdir. Okullardaki tuvaletlerin %39.1'inin genel temizliği yeterli değildir. Araştırmaya katılan okulların %43.5'inde dersliklerdeki öğrenci sayısı uygun değilken %43.5'inde öğrenci başına düşen hava hacmi yetersiz, %65.2'sinde öğrenci başına düşen alan yetersizdir. Tahtanın ön sıraya uzaklığı okulların %87'sinde uygun değildir. Yazı tahtalarının %73.9'u beyaz, %13'ü kara, %13'ü ise akıllı tahtadır. %72.7'sinde üst kat pencerelerinde önlem yoktur. Okulların tamamında ısınma tipi kaloriferdir. Okulların %73.9'unda laboratuvar vardır. Laboratuvarların %47.1'inin zemin malzemesi karodur. %76.5'inin sıra malzemesi tahta masadır. Laboratuvarların %23.5'inde gaz dedektörü vardır ve %82.4'ünde toksik maddeler kilit altında olup tamamında toksik maddeler üzerinde etiket vardır. Araştırmaya katılan okulların çoğunluğunda (%95.7) kantin vardır ve %36.4'ünde kantinlerin genel temizliği iyi değildir. Araştırma dahilindeki okulların %60.9'unda genel çöp bidonu okul bahçesi içindedir ve %17.4'ü oyun alanı içindedir. Okulların tamamında yangın söndürme cihazı varken %65.2'sinde yangın söndürme ekipmanı vardır. %73.9'unda yangın alarmı varken, okulların tamamında yangın/deprem tatbikatı yapılmıştır ve %91.3'ünde yangın/deprem eğitimi verilmiştir. %56.5'inde yangın merdiveni vardır. Okulların tamamında ecza dolabı varken, okulların %60.9'unda ecza dolabı içindeki malzemeler yeterlidir. Araştırma kapsamındaki okulların %21.7'sinde revir varken, hiçbir okulda görevli hekim bulunmamaktadır. Okulların %13'ünde görevli hemşire bulunmaktadır. Araştırmaya katılan okulların %43.5'inde sağlık eğitimi verilmektedir. Sağlık eğitimi konularını genellikle branş öğretmeni veriyor (%95), daha sonra ise aile/TSM hekimi veriyor. Okul yöneticilerinin tamamının görüşüne göre sağlık eğitimi konularını sağlık personeli vermeli. Araştırma sonucumuza göre, alt sosyoekonomik seviyede olma, zayıflık, bodurluk, düzensiz diş bakımı düzenliliği, kavga etme ve yaşam kalitesinin düşük olması bakımından birer risk faktörü iken, üst sosyoekonomik seviyede olma şişmanlık, sedanter yaşam ve düzensiz beslenme açısından risk faktörleridir. Anahtar Kelimeler: HBSC, Okul Sağlığı, Riskli Sağlık Davranışları, Okul Çevre Sağlığı
Manisa Şehzadeler Eğitim Araştırma Toplum Sağlığı Merkezi bölgesinde erişkinlerde sağlık okuryazarlığı düzeyinin belirlenmesi
Amaç: Araştırma ile Manisa'nın Şehzadeler ilçesinde yaşayan 18 yaş ve üstü erişkinlerde sağlık okuryazarlığı düzeyinin ve etkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma sahada yürütülen kesitsel bir çalışmadır. Araştırma evreni Manisa ili Şehzadeler İlçesinde ikamet etmekte olan tüm 18 yaş ve üzeri nüfus olan 126.752 yetişkinden oluşmaktadır. Örnek büyüklüğü Epi-info-Statcalc programında yetersiz sağlık okur yazarlığı prevalansı (% 24.5), % 95 güven aralığı % 5 hata payı ve 1.45 desen etkisi ile hesaplanan 412 olarak bulunmuştur. Araştırmada küme örnekleme yöntemi kullanılmış, araştırmada katılım oranı % 81.5 (n=336) olarak gerçekleşmiştir. Araştırmaya katılan kişilerin sağlık okuryazarlığı düzeyi Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (The European Health Literacy Survey (HLS-EU)-47 soru) kullanılarak değerlendirilmiştir. Veri analizinde Ki kare testi, T Testi, Anova Testi, Kruskal Wallis Testi, Mann-Whitney Testi, Logistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kişilerin yaş ortalaması 46.7±15.6, %72.0'si kadın, % 68.8'i alt sosyal sınıf, %75.3'ü evli, %11.6'sı eğitimsiz, %8.7'sinin eşi eğitimsiz, %5.2'si sağlık güvencesinden yoksun, %24.2'si bir işte çalışmakta ve % 61.0'ının geliri giderine eşittir. Araştırma grubunun Genel Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği puanına göre % 27.1'i yetersiz, % 48.8'i sorunlu, % 21.6'sı yeterli ve % 2.4'ü mükemmel düzey sağlık okuryazarlığı düzeyine sahiptir. Sosyodemografik değişkenler ve yaşam biçimi özelliklerinin hemen hepsi ile sağlık okuryazarlığı arasında tek değişkenli analizlerde anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Sağlık hizmet kullanımı açısından da düşük sağlık okuryazarlığı ile daha fazla poliklinik başvurusu, daha fazla hastanede yatış ve daha fazla acil başvurusu ilişkilidir. Çok değişkenli analiz sonucunda düşük sağlık okuryazarlığı ile ileri yaş, düşük eğitim düzeyi, düşük gelir, alt sosyal sınıf, göç etme ve hastaneye yatış sıklığının fazla olması modelde anlamlı değişkenler olarak kalmıştır Sonuç: Sonuç olarak araştırma grubunun neredeyse yarısının sağlık okuryazarlık düzeyi sorunlu, %27.1'i de yetersiz düzeydedir. Sadece %24.1'inin yeterli sağlık okuryazarlığı düzeyine sahip olduğu bulunmuştur. İleri yaş, düşük gelir, düşük eğitim düzeyi ve düşük sosyal statünün sağlık okuryazarlığı düzeyini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca düşük sağlık okuryazarlığı düzeyi sağlık hizmet kullanımında hastaneye yatış sıklığını artırmaktadır.
Bir fabrikada çalışan işçilerde kişisel koruyuyucu kullanım konusunda bilgi, tutum, davranış
Gelişen teknoloji ve sanayileşme ile birlikte artan mesleki hastalık ve iş kazaları, mühendislik kontrolleri, idari önlemler ve kişisel koruyucu donanımlar gibi farklı yöntemlerle önlenebilir. Risklerin önlenmesinin veya yeterli derecede azaltılmasının, teknik ve idari önlemlerle sağlanamadığı durumlarda, çalışanlara kişisel koruyucu donanımlar verilir. Bu araştırmanın amacı; araştırmanın yapılacağı fabrikalarda işçilerin KKD kullanımı konusunda bilgi, tutum ve davranışlarını ve iş kazası sıklığının belirlemesidir. Televizyon (n=1200) ve çamaşır makinesi (n=1100) fabrikasında çalışan işçiler araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Araştırmanın örnek büyüklüğü Epi-İnfo programı ile %50 prevelans, % 95 güven aralığı ve 0.05 hata payı ile televizyon fabrikasından 240 işçi ve çamaşır fabrikasından 220 işçi olarak hesaplanmıştır. Veriler gözetim altında anket tekniğiyle toplanmıştır. Çalışanların % 41.5'i ilkokul ve altı ve % 44.0'i genel /meslek lisesi mezunudur. Çalışanların ortalama çalışma süresi 4.78 ± 4.69 yıldır. İşçilerin % 98.0'ı İSG eğitimi almıştır ve % 71.8'i İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünmektedir. Çalışanların % 84.3'ü işyerinde İSG kurulunun var olduğunu bilmektedir ve %74.5'i İSG kurulunun iş kazalarını önlemede faydalı olduğunu düşünmektedir. Araştırmaya katılan işçilerin %33.2'si çalıştıkları iş yerini iş kazası bakımından yüksek riskli olarak değerlendirmektedir. Çalışanların %89.8' si iş kazalarını önlemek için alınan önlemleri yeterli görmektedir. Araştırmaya katılan çalışanların iş yerlerinde karşılaştıkları sorunlar en fazla yorgunluk, sosyal yaşam yetersizliği ve sinirli olmadır. İşyerinde işçinin en fazla maruz kaldığı fiziksel etmenler gürültü, yüksek sıcaklık, stres, uzun çalışma saati ve ağır kaldırmadır. Araştırma grubunun kişisel koruyucu donanım kullanım konusunda bilgi puan ortalaması 8.85 ± 2.19'dır (0-12 puan). Çalışanların %85.4'ünün KKD kullanımı konusunda tutumu olumlu ve çalışanların %70.4'ü KKD' leri her zaman kullanmaktadır (Tablo 6). Çalışanlar KKD' yi en sık işini aksattığı için kullanmadıklarını belirtmişlerdir. En sık kullanılan KKD ayakkabı ve eldivendir. Çalışanların % 16.7' si son 1 yıl çinde iş kazası geçirmiştir ve en sık kaza nedeni dikkatsiz çalışmadır. İşçilerin eğitim durumu yüksek olanların, çamaşır makinesi fabrikasında çalışanların, günlük çalışma süresi 8 saat olanların, vardiyalı çalışmayanların, İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünenlerin, işyerinde İSG kurulu olduğunu bilenlerin ve İSG kurulunun iş kazalarının önlemede etkili olduğunu düşünenlerin KKD bilgi puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Yapılan çok değişkenli analiz sonuçlarına göre çamaşır makinesi fabrikasında çalışanlar ve İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünenlerin KKD kullanımı konusunda daha olumlu tutuma sahip olduğu , Çamaşır makinesi fabrikasında çalışanların, İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünenlerin ve işyerinde alınan önlemlerin yeterli olduğunu düşünenlerin, daha fazla KKD kullandıkları tespit edildi. İş kazası ile ilgili çok değişkenli analize göre de İSG eğitimini faydalı olduğunu düşünenlerin ve KKD kullananların daha az iş kazası geçirdiği bulundu. Anahtar kelimeler : Kişisel Koruyucu Donanım, Bilgi, Tutum, Davranış, İş Kazası
Manisa İli Şehzadeler Eğitim Araştırma Toplum Sağlığı Merkezi bölgesinde düşük doğum ağırlığı ve ilişkili risk faktörleri
Amaç: Manisa'da bir bölgede düşük doğum ağırlığı ve düşük doğum ağırlığıyla ilişkili risk faktörlerinin değerlendirilmesidir. Bu risk faktörleri değerlendirilirken Ayrıca bölgemizde doğum öncesi verilen bakımı değerlendirmek ve bilgi sahibi olmak istenmiştir. Gereç-yöntem : Bu bire-bir eşleştirilmiş olgu- kontrol çalışmasında, Şehzadeler EATSM bölgesinde 2015 yılında tekil doğmuş olan 113 DDAB olgu grubunu oluşturmaktadır. Kontrol grubunda ise olgu grubundaki bebeklerle aynı yıl-ayda doğan, aynı ASB'ye kayıtlı ve aynı cinste olan birebir eşleştirilmiş 113 bebek bulunmaktadır. Araştırmaya katılım oranı %90.2' dir. Araştırmaya katılmayı kabul eden annelere, bebeğin doğumdan sonra ve şimdiki durumu hakkında, sosyodemografik-sosyokültürel özellikler ve alışkanlıkları, annenin özgeçmişi- doğum öncesi öyküsü ve doğum öncesi bakım-gebelik öyküsü hakkında literatüre dayanılarak hazırlanmış DDA ile ilgili risk faktörlerini sorgulayan anket yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Tanımlayıcı analizde, sıklık ve yüzde dağılımları verilmiştir. Birebir eşleştirilmiş olgu ve kontrol çiftinin karşılaştırılmasında, kategorik verilerde Mc Nemar Ki Kare testi kullanılmıştır. Ayrıca %95 güven sınırları içinde Odds Ratio (OR) hesabı yapılmıştır. İstatistiksel analizlerin tümünde p<0.05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Tek değişkenli analizlerde anlamlı bulunan risk faktörlerinin DDA'yı nasıl etkilediğini saptamak için Conditional lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular : DDA bebek sıklığı %4.6'dır. Tansiyon ölçümü ve ağırlık takibi, olgu ve kontrol grubunda gebelerin neredeyse tamamına her ziyaretlerinde yapılmıştır. Olgu-kontrol çifti risk faktörlerine göre değerlendirildiğinde tek değişkenli analizde, annenin boyu, annenin herhangi bir işte çalışıyor olması, evde ağır işler yapma, gebelikte kilo alımı, demir kullanımı, gebelikte tansiyonunun yüksek olması, takiplerinde gebeliğinin riskli olduğunun ifade edilmesi, fetüsün kilosunun düşük olduğunun söylenmesi ve gebelikte acil hastaneye gitmeyi gerektiren obstetrik bulgulardan herhangi birinin başına gelmesi, DDA ile ilişkili saptanmıştır. Kurulan son modelde ise DDA riskini arttıran faktörler, annenin gebelikte kilo alımının yetersiz olması (2.07 [%95 GA.1.11-3.86]), tansiyon yüksekliği (OR:4.65 [%95 GA. .42-15.23]) ve obstetrik acillerden herhangi birinin başına gelmiş olması (OR:3.10 [%95 GA 1.55-6.20) olarak saptanmıştır. Sonuç: Bölgede saptanan DDA bebek sıklığı Türkiye'ninBatı bölgesi verisinden daha düşük düzeydedir.Annenin gebelikte kilo alımının yetersiz olması, tansiyon yüksekliği ve gebelikte hastaneye gitmeyi gerektiren acil obstetrik bulgulardan herhangi birinin başına gelmesi, DDAB doğurma sıklığını artırmaktadır. Hem olgu hem de kontrol grubundaki gebelere, DÖB içinde yer alan hizmetler sıklıkla verilmiştir.
Birinci basamakta sunulması planlanan yaşlı sağlığı izlem modeli ile ilgili olarak hizmeti alanların ve sunanların görüş, beklenti ve önerileri
Amacı: Bu çalışmanın amacı birinci basamakta Sağlık Bakanlığı tarafından sunulması planlanan yaşlı sağlığı izlem modeli ile ilgili olarak hizmeti alacak olan yaşlılar ile yaşlılara bakım verenlerin ve hizmeti sunacak olan sağlık profesyonellerinin bu izlem modeli hakkında görüş, beklenti ve önerilerini ortaya koymak ve bu izlem modeli için artalan bilgisi oluşturarak Sağlık Bakanlığı'nın izlem planlamasına yardımcı olmaktır. Gereç yöntem: Bu çalışmada niteliksel araştırma yöntemlerinden 65 yaş üstü kişilerle odak grup görüşmesi, bakım veren ve sağlık profesyonelleri ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmıştır. Sağlık profesyonellerinden 22 kişi, bakım verenlerden 6 kişi ve yaşlılardan 34 kişi ile görüşülmüştür. Toplanan veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Analizler sonucunda yaşlılık, yaşlılık sorunları, sağlık hizmeti ve yaşlıların risk grubu kapsamı içine alınması başlıkları altından 4 ana tema elde edilmiştir. Yaşlılık temasında, katılımcıların yaşlılık algısı, yaşlılığı etkileyen başlıca etmenler ve sağlıklı yaşlanma konularından bahsedilmiştir. Yaşlılık sorunları temasında sosyal destek ve sosyal sermaye, yaşlıların medikososyal sorunları ve hizmette yaşanabilecek sorunlardan bahsedilmiştir. Sağlık hizmeti temasında ise mevcut sağlık hizmetlerinin özellikleri, yaşlılar için nasıl bir sağlık hizmet modeli olması gerektiği ve bakım verenlerin özelliklerinden bahsedilmiştir. Son olarak yaşlıların risk grubu izlemi içine alınmasında tüm katılımcılar bu konudaki fikirlerini ortaya koymuştur. Sonuç: Yaşlılar, sağlık profesyonelleri ve bakım verenler tarafından bir risk grubu olarak tanımlanmışlar ve yaşlıların risk grubu olarak izlenmeleri konusunda bir konsensüs vardır. Sağlık profesyonelleri hizmetin birinci basamakta ASM ağırlıklı olarak yapılması, aile hekimleri hizmetin mutlaka hekim tarafından verilmesi, hekim dışı sağlık profesyonelleri ise bu hizmetin bir ekip tarafından verilmesi gerektiğini söylediler. Son olarak yaşlıların risk grubu olarak tanımlanmasından önce hekimler, yaşlı sağlığı konusunda müfredatta eğitimin yer alması gerektiği vurgulanmıştır. Anahtar kelimeler: Yaşlılar, Sağlık profesyonelleri, bakım verenler, niteliksel çalışma, izlem modeli
Manisa Sarıgöl ilçesindeki lise öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının belirlenmesi
Amaç: Amacı, Sarıgöl İlçesindeki liselerde okuyan üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinin sağlığı geliştirme davranışlarının değerlendirilmesi ve sağlığı geliştirme davranışlarını etkileyen demografik faktörleri açıklamaktır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı bir çalışma yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 2016-2017 eğitim öğretim yılında Sarıgöl ilçesindeki liselerde okuyan 460 öğrenci hedeflendi. Bunlardan 449 öğrenciye ulaşıldı. Çalışmanın verileri sosyodemografik özellikler ve Akça'nın (1998) tarafından uyarlanan sağlıklı yaşam biçimi davranışları (SYBD)-II ölçeğinden oluşan isimsiz bir anket formu aracılığıyla öğrencilerin sınıflarında gözetim altında anket yöntemiyle toplanmıştır. Veriler; ortalama, standart sapma, ve frekanstan oluşan tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), post hoc Tukey HSD, ki-kare testi ve regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir Bulgular: Öğrencilerin %41,2'si erkek, %58,8'i kadındır. Yaş ortalaması 17,63 (16-18) yaştır. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları-II ölçeği alt alanları puanları; sağlık sorumluluğu alt boyut puan ortalaması 17,81 ±4,78, fizik aktivite alt boyut puan ortalaması 16,09±5,37, beslenme alt boyut puan ortalaması 19,87±4,72, manevi gelişim alt boyut puan ortalaması 25,57±5,14, kişiler arası ilişkiler alt boyut puan ortalaması 24,48±5,22, stres yönetimi alt boyut puan ortalaması 18,89±4,34, toplam puan ortalaması 122,75±22,12 olarak bulunmuştur. Sonuç: En yüksek puan ortalaması manevi gelişim alt alanında, en düşük puan ortalaması fizik aktivite alt alanında saptanmıştır. Sağlıklı bireylerden oluşan bir toplum için ergenlerin gelişimleri izlenmeli ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları desteklenmelidir.
Balıkesir Devlet Hastanesi'nde Maliyetlerin belirlenmesi ve performans analizi
Birer sağlık kurumu olarak hastaneler, belirli düzeydeki sağlık hizmetlerini en düşük maliyetle ve maksimum nicelikte ve nitelikte üretmesi beklenen kuruluşlardır. Bu amaca hastane süreçlerine çağdaş yönetim tekniklerinin uygulanması ile ulaşılabilir. Birer çağdaş yönetim tekniği olan maliyet etkinlik ve performans analizleri yöneticiye hastane faaliyetlerinin planlanması, karar verme ve denetleme süreçlerinde yardımcı bir araçtır. Bu çalışmada Balıkesir Devlet Hastanesi'nin 1996 yılına ait verileri kullanılmıştır. Maliyet merkezleri esas ve yardımcı maliyet merkezleri olmak üzere başlıca iki grupta toplanabilir. Esas maliyet merkezleri yatan hasta servisleri, poliklinikler, laboratuvarlar, röntgen, acil servis, fizyoterapi ünitesi ve hemodiyaliz bölümleridir. Eczane, yönetim ve diğer destek hizmet merkezleri ise yardımcı maliyet merkezleridir. Direkt ilk madde malzeme giderleri, direkt personel giderleri ve genel üretim giderleri tanımlanıp, uygun ölçütler kullanılarak esas ve yardımcı maliyet merkezlerine dağıtılmıştır (Birinci dağıtım). İkinci dağıtımda ise yardımcı maliyet merkezlerindeki maliyetler esas maliyet merkezlerine dağıtılmıştır. Daha sonra hastane ve servis boyuntunda maliyetler, gelir-gider etkinliği, toplam maliyetler içerisindeki harcama kalemleri ve yatak etkinlik göstergeleri hesaplanabilmiştir. 1996 yılında hastanenin 400 kadro ve 415 fiili yatak kapasitesi vardır. Kapasite Kullanım Oranı yüzde 64.5, Ortalama Yatış Süresi 5.6 gün, Yatak Devir Hızı 42 hastadır. Hasta günü maliyeti 3.199.000 TL yatak maliyeti 753.544.000 TL hasta maliyeti 17.980.000 TL olarak bulunmuştur. Hekim başına 2.9 dolu yatak, 191 yatan hasta, 3.2' hemşire düşmektedir. Toplam hastane geliri 253.985.150.000 TL'dir. Hastane servisleri arasında kapasite kullanım oranı, ortalama yatış süresi ve yatak devir hızı açısından farklılıklar vardır. Hastane yönetimi tarafından bu durumun kaynak dağıtımı sürecinde dikkate alınması gerekmektedir.
Türkiye'de kadın ve çocuk sağlığı ile ilgili bazı ölçütler ile sosyo-ekonomik ve sosyo-demografik değişkenler arasındaki ilişki
155.... BOLUM 6 ÖZET Sağlıkta bölgesel eşitsizlikler, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de belirgindir. Bunda rol oynayan değişkenler sosyoekonomik ve kültürel etkenlerdir. Bu araştırmanın amacı çeşitli kuruluşlarca üretilen Türkiye ile ilgili sağlık göstergeleri verileri değerlendirerek, sağlıkla ilgili coğrafi, sosyo-ekonomik ve sosyo- demografik ve sağlık hizmetleri ile ilgili eşitsizlikleri ortaya koymaktır. Çalışma ekolojik tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evreni Türkiye'deki tüm (80 il ) illerdir. Araştırmanın Analizi; Veriler istatistik SPSS paket programında girildikten sonra tek değişkenli ( t ve Mann Whitney U testi ) ve çok değişkenli ( multiple lineer regresyon ) analizler yapılmıştır. Bu araştırmada illere göre ölümlülük ( bebek ölüm hızı, beş yaş altı ölüm hızı, 45 yaşından önce öleceklerin nüfus içindeki oram ) doğurganlık, beslenme ( az, orta şiddette az beslenmişlerin oram ) doğuşta beklenen yaşam umudu, sağlık hizmet kullanım verileri, çevre ( sağlıklı içme suyuna sahip olan nüfus oranı ) ile bu değişkenler üzerine etkili bazı sosyo-ekonomik ve sosyo-demografık faktörler incelenmiştir. Hem tek değişkenli hem de çok değişkenli analizler eğitim, gelir, çevre (sağlıklı suyu olmayan nüfus) gibi değişkenlerin, ölümlülük, doğurganlık, beslenme, sağlık hizmetleri ve çevre olanakları gibi bağımlı değişkenleri etkilediklerini göstermiştir. Bu çalışmanın en önemli sonucu ölümlülük, doğurganlık, beslenme, sağlık hizmetleri ve çevre olanakları gibi bağımlı değişkenler üzerinde en belirleyici bağımsız değişkenin kadın okur yazarlığı olmasıdır. Kadının okur yazar olma oranı düştükçe incelenen tüm bağımlı değişkenler kötüye gitmektedir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre kadının okur yazar olmaması genel doğurganlık ve toplam doğurganlık hızını arttırmaktadır. Bölgelerarası doğurganlık ve ölüm hızları bakımından farklılık bulunmaktadır. Doğu bölgelerinde Batı bölgelerine göre genel doğurganlık ve toplam doğurganlık hızı ile bebek ölüm hızı ve beş yaş altı ölüm hızı daha yüksek bulunmuştur. Kadınlarda okur yazar olmayan oranının yüksek olması bebek ölüm156 hızı, beş yaş altı ölüm hızı, 40 yaşından önce öleceklerin nüfus içindeki oranını arttırmaktadır. Bu sonuçlar bize sosyoekonomik gelişmişlik düzeyinin, eğitim ve gelir ilişkisinin sağlık düzeyi ile paralel olduğunu göstermektedir. Eğitim düzeyi düşük olan kişilerin gelir düzeyleri de düşük olmakta bunun sonucunda beslenme, barınma olanakları kısıtlı olmakta ve sağlıksız bir çevrede yaşamaktadırlar. Sağlık hizmetlerinden yararlanamamaktadırlar. Bunun sonucunda doğurganlık, hastalık ve ölüm hızları artmaktadır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre sağlıklı suya erişimi olmayan nüfus oranı arttıkça, sağlık hizmetlerine erişimden memnun olmayan nüfus oranı artmaktadır. Bu sonuçlar eğitim ve gelir düzeyi düşük olanların sağlıksız bir çevrede yaşadıkları sosyal güvencelerinin olmayışı, sağlık hizmetleri olanaklan/yararlanım ve sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliliklerinin kısıtlı olduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonuçlarına göre kadın eğitimi, gelir düzeyi ve altyapı olanakları ile çocuk beslenme düzeyini birbirlerinden bağımsız olarak belirlemektedirler. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, gelir düzeyi arttıkça, orta ve az şiddette beslenmiş çocukların oranı azalmaktadır. Yine araştırmanın bulguları gelir, eğitim ve doğuşta yaşam beklentisi ( HDI ) arttıkça, toplam doğurganlık hızının düştüğünü göstermiştir. Bu çalışmanın bulgularına göre göç hızı arttıkça, kentsel ve kırsal insani gelişme indeksi (gelir, eğitim düzeyi ve doğuşta beklenen yaşam umudu da ) artmaktadır. Ebe başına düşen bebek ( sıfir yaş nüfus ) azaldığında, gelir, eğitim düzeyi ve doğuşta beklenen yaşam süresi ( HDI ) artmaktadır. Diğer bir bulgu da sağlık ocağı başına düşen nüfus oranı azaldıkça, kentsel gelir, eğitim ve doğuşta beklenen yaşam umudunun artmasıdır. Onbin kişi başına düşen yatak sayısı ile kırsal insani gelişme indeksi ( HDI ) arasındaki ilişkide, onbin kişi başına düşen yatak sayısı azaldıkça, kırsal insani gelişme indeksi ( HDI ) artmaktadır. Bunun nedenleri; bu veriler kadro yatağı verileri olup fiili yatak verileri değildir. Bir diğer neden politik nedenlerle hastane yapılmasıdır. Kadın okur yazarlığı; doğurganlık, ölümlülük, sağlık hizmetleri olanakları üzerinde etkilidir. Türkiye'de kadın okur yazarlığı ve eğitim düzeyinin arttırılması toplumun sağlık düzeyini olumlu etkileyecektir.
Soma Elektrik Üretim ve Ticaret Anonim Şirketi tesislerinde çalışan işçilerde bazı sosyodemografik faktörlerle yaşam kalitesinin ilişkisi
Ill ÖZET Giriş İş sağlığının konusu çalışma yaşantısı ve sağlık sorunları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Günümüzde artık iş sağlığı sadece meslek hastalıkları veya iş kazalarıyla birlikte anılan bir tanımlamadan çok, işten memnuniyet ve daha üstün bir yaşam kalitesini de içine alan bir kavram olmuştur. Çalışan insan bir çok sağlık sorunuyla karşı karşıyadır. Bu sorunlar tek bir neden sonuç ilişkisiyle açıklanamayacak derecede karmaşık bir yapıya dönüşmüştür. Psikososyal faktörlerin sağlık sorunlarında oynadıkları rolün fark edilmesi, son yıllarda iş sürecinin ruhsal ve fiziksel sağlığı etkileyen yönlerini ortaya koyan araştırmalara bir ivme kazandırmıştır. Çoğunlukla psikososyal faktörler ve sağlık arasındaki ilişki ile ilgili teorik olarak strese dayalı çalışmalar yapılmıştır. İşyerindeki stres, işyeri çevresi ve çalışma koşullarındaki faktörlere maruziyetin bileşik bir sonucudur. Bugün dünyada sağlığın ve sağlık girişimlerinin sonuçlarının değerlendirilmesinde değişik yöntemler kullanılmaktadır. Geleneksel yöntemler genellikle sağlığın nesnel sonuçlarım ölçmektedir. Yeti yitimi, davranışlarla ilgili göstergeler öznel değerlendirmeyi içerir. Bu geleneksel göstergelerin bireyin sağlık durumunu değerlendirmedeki yetersizliği, daha çok hastanın veya bireyin kendi durumunu kendi değerlendirdiği daha öznel gereçlerin geliştirilmesine neden olmuştur. Bunlar pozitif sağlık, sosyal sağlık ve yaşam kalitesidir. Genel olarak "kalite" iyiliğin bir derecesidir. DSÖ, yaşam kalitesini bireylerin içinde yaşadıkları kültür ve değerler sistemindeki kendi yaşam algılan şeklinde tanımlanmıştır. Son yıllarda sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ölçeklerinde artış vardır. Bugün çok sayıda genel ve hastalığa özel sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ölçekleri geliştirilmiştir. İş yaşamında açık bir şekilde tanımlanmış yaşam kalitesi kavramı yoktur. Bu konu ile ilgilenen araştırmacılar daha çok iş memnuniyeti, iş doyumu, iyilik durumu, iş gerginliği ve stresi, mental sağlık boyutları ile yaşam kalitesini açıklamaya çalışmışlardır. Bu konu ile ilgili olarak değişik sınıflamalar bulunmaktadır. Bunların en önemlisi iş özellikleri sınıflamasıdır. İş özellikleri iş içeriği, iş istemleri, mikro düzeyde işçi ilişkileri, istihdam koşulları, iş yoksunlukları, ödüller ve iş çevresi gibi konu başlıklarını içermektedir. Örgütsel yapının ve yönetim biçiminin de iş memnuniyeti üzerinde önemli sayılabilecek etkileri bulunmuştur. Gereç Yöntem Bu araştırma Soma Elektrik Üretim ve Ticaret Anonim Şirketi (SEAŞ) üretim ve üretime destek birimlerinde çalışan işçilerin sosyodemografik özellikleri, çalışma yaşantıları, algıları ve değerlendirmeleri ile yaşam kalitesi arasında bir ilişki olup olmadığını bulmak üzere 627 işçi üzerinde yapılmış kesitsel bir çalışmadır. Bu amaçla işçilerin sosyodemografik özellikleri, çalışma yaşantıları, çalışma yaşantıları ile ilgili algıları ve değerlendirmelerini ölçmek üzere araştırmacı tarafından bir anket formu geliştirilmiştir. Bu anket formuna ek olarak işçilerin yaşam kalitesini belirlemek için DSÖ'nün geliştirdiği, Türkiye'de geçerlilik ve güvenirliliği kanıtlanmış Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Anketi Kısa Formu (WHOQOL-BREF) uygulanmıştır. Ayrıca iş yeri kayıtlarından işçilerin işe devamsızlıkları ile iş kazası geçirme durumları elde edilmiştir. WHOQOL-BREF, algılanan genel yaşam kalitesi (GYK) ve algılanan genel sağlık durumunu (GSD) sorgulayan iki genel soru ile fiziksel, ruhsal, sosyal ilişkiler ve çevresel olmak üzere dört alana sahip bir ölçektir. GYK ve GSD 'ye ek olarak bu dört alan skoru (0- 20 arasında) araştırmanın bağımlı değişkenleridir.IV GYK ve GSD ile bağımsız değişkenleri karşılaştırmak için ki kare testi uygulanmıştır. Yaşam kalitesi alan puanları ile bağımsız değişkenler arasında ise önce tek değişkenli karşılaştırmalar yapıldı ( Student t testi, One way ANOVA, Mann Witney U, Kruskal Wallis). Daha sonra tek değişkenli analizlerde anlamlı ilişki bulunan bağımsız değişkenler çoklu analize alınmıştır (Multipl Lineer Regresyon). Bulgular Algılanan genel yaşam kalitesi (GYK), algılanan genel sağlık durumu (GSD) ve yaşam kalitesi alan puanları ile ilişkili bulunan değişkenler şunlardır. Herhangi bir sağlık sorunu olanların GSD ve bedensel alan puanı diğerlerine göre daha düşük bulunmuştur. Kendini yaşlı hissedenlerin GYK, GSD ve bedensel ve ruhsal alan puanları diğerlerine göre daha düşüktür. Geniş aile yapısına sahip olma bedensel alan puanını, evde hasta birey bulunması ruhsal alan puanını, kardeş sayısının fazla olması sosyal alan puanını düşürmektedir. Evlilik yaşantısı süresi ile yaşam kalitesi arasında pozitif bir ilişki vardır. Evlilik süresi artıkça ruhsal alan puanı yükselmektedir. Herhangi bir sosyal örgütte görevi olanların bedensel alan puanı, toplumdan saygınlık gördüğünü düşünenlerin GYK, GSD ve sosyal alan puanı yüksek bulunmuştur. Ayrıca işyeri sosyal aktivitelerini yetersiz bulanların GYK ve GSD 'si düşüktür. İşçinin sosyoekonomik özellikleri yaşam kalitesini belirleyen önemli etmenler arasındadır. Sosyoekonomik durumu iyi olanların GYK, GSD ve alan puanlan daha yüksek düzeydedir. Geleceğe iyimser bakanların GYK, GSD, ruhsal, sosyal ve çevresel alan puanı yüksektir. Vardiyasız bölümde sadece gündüz çalışanların GSD ve üretim hattında çalışanların bedensel alan puanı düşük bulunmuştur. İşyeri çevresi sosyal desteğinden hoşnut olanların GYK, GSD, ruhsal ve sosyal alan puanları yüksek düzeydedir. Aynı şekilde iş doyumu da GYK, GSD ve alan puanlarını olumlu yönde etkilemektedir. Hizmet içi eğitim alanların bedensel alan puanı yüksek, eğitime katılmak isteyenlerin GSD' si yüksek, GYK' si düşük bulunmuştur. İşyerinden ödül alanların GYK, ruhsal ve sosyal alan puanı almayanlara göre daha yüksektir. İşyerinde stresli bir ortamın olması, çalışanlar arasında huzursuzlukların yaşanması sosyal ve çevresel alan puanım olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum işten hoşnutluk ve işyerinde kalma isteği ile doğru orantılıdır. Bir diğer önemli faktör ise iş yeri sorumluluklarının düzeyidir. İşyeri sorumlulukları fazla olanların sosyal ve çevresel alan puanları olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca bu durum GSD'yi düşürmektedir. İş üzerinde kontrolü yüksek olanların, bedenen az yorulanların GSD' si daha yüksek düzeydedir. İşteki otonomi isteği sosyal alan puanının arttırmaktadır. Bununla birlikte iş kapasitesini verimli kullandığını belirtenlerin GYK ve sosyal alan puanı yüksek düzeydedir. Yaşam kalitesini etkileyen bir diğer değişken ise işyerindeki tehlikeli koşullarıdır. İşyerindeki tehlikeli koşullar arttıkça GYK ve GSD olumsuz yönde etkilenmekte, sosyal ve çevresel alan puanları düşmektedir. Sonuç Ve Öneriler Sonuç olarak çalışma koşulları, işin içeriği, çalışma biçimi, işyerindeki sosyal destek, işten memnuniyet ve iş doyumu, iş üzerinde kontrol becerisi, iş istemleri ve otonomi ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Çalışma koşullarının düzenlenmesi, iş üzerinde kontrolün, işten memnuniyet ve doyumun arttırılması, otonomi sağlanması ve sosyal desteğin geliştirilmesi ile yaşam kalitesinin yükseltilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı, Yaşam kalitesi, İş memnuniyeti, İş ile ilgili psikososyal faktörler, İşe devamsızlık.
Manisa kent merkezinde çalısan ebelerin iş doyumu ve hizmete yansıması
0DQLVD.HQW0HUNH]LQGHdDOÃúDQ(EHOHULQøú'R\XPXYH+L]PHWH
Türkiye'de yerleşim yeri bazlı sağlık belirleyicilerinin bazı sağlık göstergeleri ile ilişkisi
Giris: Sağlık düzeyi göstergelerinde, sağlık hizmetlerine ulasmada, hizmetlerin kullanımında ve sunulanhizmetin kalitesinde bölgeler arasında ve toplumsal sınıflarda, sosyoekonomik gruplar arasında esitsizliklerbulunmaktadır.Amaç: Bu arastırma, Türkiye'de kamu kurum ve kurulusları tarafından üretilen ilçe bazlı sağlık düzeyigöstergeleri ile sağlık belirleyicilerinin iliskisini ve sağlıkta bölgesel esitsizliklerin arastırılmasını amaçlamaktadır.Arastırmanın hipotezleri kanıtlanabildiği ölçüde ilçe bazlı kamu kurumları verilerinin yararlanılabilirliği vegüvenilirliği de gösterilmis olacaktır.Gereç ve Yöntem: Bu çalısma ekolojik tipte olup, arastırmanın evrenini ilçe merkezli sağlık belirleyicideğiskenlerinin elde edildiği DPT 2004 ilçelerin sosyo-ekonomik gelismislik seviyesi arastırmasındaki ilçe sayısıolusturmaktadır (872 ilçe). Arastırmada 533 ilçeye ulasılmıstır (%61,1). Arastırmanın bağımlı değiskenleriölümlülük, doğurganlık ve sağlık hizmetlerine ulasılabilirliktir. Bu arastırmada 4 temel bağımsız değisken grubukullanılmıstır. Bunlar, eğitim, doğurganlık, coğrafi ve demografik gelismislik, sağlık hizmetlerinin niceliği veniteliğidir.Tek değiskenli (bağımsız gruplarda t testi ve Pearson korelasyon) ve çok değiskenli (çoklu doğrusalregresyon) analizleri SPSS 10.0 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıstır.Arastırmanın bağımlı değiskenleri ölümlülük, doğurganlık ve sağlık hizmetlerine ulasılabilirliktir. Buarastırmada 4 temel bağımsız değisken grubu kullanılmıstır. Bunlar, eğitim, doğurganlık, coğrafi ve demografikgelismislik, sağlık hizmetlerinin niceliği ve niteliğidir.Veri kaynakları: TÜ?K, DPT, Sağlık Bakanlığı'dır.Bulgular: ?lçe temelli ulusal veri kaynaklarının verinin kaynağına göre değisiklikler gösterdiği, SağlıkBakanlığı kaynaklı bazı verilerin tutarsız olduğu bulunmustur. Bu arastırmada farklı kaynaklardan elde edilenveriler bir araya getirilmistir ve bu verilerin doğruluk düzeyi hakkındaki belirsizlik bu arastırmanın en önemlisorunudur.Hem tek değiskenli hem de çok değiskenli analizlerde eğitim, gelir, yerlesim yeri gibi bağımsız değiskenlerinölümlülük, doğurganlık ve sağlık hizmetleri gibi bağımlı değiskenleri etkiledikleri bulunmustur.Bulgular ekolojik arastırmalarda neden sonuç iliskisini kanıtlayamasa da alt grup farklılıkları anlamında birfikir vermektedir. Bu arastırmada 4 temel bağımsız değisken grubu ile bazı sağlık düzeyi göstergeleri arasındakiiliskiler değerlendirildiğinde elde edilen bulgular söyle özetlenebilir· Türkiye' de sağlık göstergeleri açısından bölgelerarası farklılıklar mevcuttur. Doğu bölgesinde ölümhızları daha yüksekken hastanede doğum yapma oranı, bebek izlem sayısının yüksek olması, yöntemkullanma oranları gibi veriler Batı' da daha yüksektir. Ası devamsızlık hızları ve sağlık personeliyardımı olmadan yapılan doğumların oranı ise Doğu bölgesinde yüksektir. Doğu bölgelerinde Batıbölgelerine nazaran kaba doğum hızı, genel doğurganlık hızı, çocuk-kadın oranı daha yüksekbulunmustur.· Eğitimli nüfus oranı arttıkça bebek ölüm hızı, ası devamsızlık hızı azalmıs, sağlık hizmetlerininkullanımını da artmıstır.· Gelir arttıkça doğurganlık hızı düsmüstür.· Sağlık hizmeti ile ilgili göstergeler Sağlık Bakanlığı kaynaklı göstergeleridir ve ilçe temelli olan buveri grubunda da geçerliliği konusunda sorunlu olan bazı değiskenler saptanmıstır ve bu değiskenler,tek değiskenli analizler ve faktör analizlerinde anlamsız çıktığı için çoklu analizlere alınmamıstır.· Kentsel ve gelismis toplum göstergeleri arttıkça postneonatal ölüm hızı düsük bulunmustur.Sonuç:Türkiye'de Sağlık ve sağlığı belirleyen göstergeler açısından bölgesel ve sosyoekonomik alt gruplar arasındabeklenen esitsizlikler bir kez daha ortaya konmustur: ölümlülük,doğurganlık,sağlık hizmetleri gibi bağımlıdeğiskenler üzerinde en belirleyici bağımsız değiskenler gelir ve eğitimdir.?lçe temeline dayalı kamu kaynaklı sağlık ve sağlılığı belirleyen değisken verilerinde nitelik açısından bazısorunlar bulunmakla birlikte bu veriler önemli ölçüde kullanılır ve geçerli verilerdir. Ancak sağlıkta esitsizlikarastırmalarında ilçe temelli verilere kıyasla il temelli verilerin daha güvenilir olduğu, Devlet Planlama Teskilatıverilerine göre Sağlık Bakanlığı kaynaklı ilçe temelli verilerin daha az güvenilir olduğu söylenebilir.Anahtar kelimeler : Sağlıkta esitsizlikler, sağlık hizmet kullanımı, ölümlülük, doğurganlık, ekolojik çalısma
Manisa'da seçilen iki ilköğretim okulunda adölesan yas grubundaki çocuklarda obezite hipertansiyon hiperlipidemi sıklığı ve etkileyen faktörler
Giris: Adolesan yas grubunda önemli bir halk saglıgı sorunu olan obezite, ileriyaslarda morbidite ve mortaliteyi önemli ölçüde etkilemektedir.Amaç: Adolesanlarda obezite, hipertansiyon ve dislipidemi görülme sıklıgı ilesosyodemografik, sosyoekonomik, beslenme alıskanlıkları, fizik aktivite vesosyal özellikleri arasındaki iliskileri incelemek bu çalısmanın amacınıolusturmustur.Gereç-Yöntem: Kesitsel tipteki arastırmada; Manisa ili Muradiye ve YagcılarBeldelerinde bulunan iki ilkögretim okulunda 6.7 ve 8. sınıflarda egitim gören11-16 yas grubunda toplam 239 saglıklı adolesan arastırma grubunuolusturmustur. Arastırmanın katılım oranı %97.5'tir. Sosyodemografik özellikler,beslenme, fizik aktivite ve sosyal yasama iliskin soruları içeren anket formusınıflarda gözlem altında uygulanmıstır. Arastırma grubunun antropometrikölçümleri alınmıs, kan basıncı, kan sekeri, kolesterol ve trigliserit düzeyleriölçülmüstür. Veri analizinde ki kare testi, korelasyon analizi kullanılmıstır.Bulgular: Arastırma grubunun; % 48,5' i erkek, yas ortalaması 13.0±0.9'dur.Arastırma grubunda; obezite sıklıgı % 11.6, sistolik hipertansiyon % 6.9,diyastolik hipertansiyon % 10.8, kan sekeri yüksekligi % 0.4, kan kolesterolyüksekligi % 1.3 ve kan trigliserit yüksekligi ise, % 12.4 olarak saptanmıstır.Arastırma grubunun % 20.6'sının sigara, % 15.8'inin alkol kullandıgı veyadenedigi saptanmıstır.Arastırmada; obezite, hipertansiyon ve kan yagları yüksekligi ilebeslenme alıskanlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı iliskisaptanmamıstır. Adolesanın beden algısı ve beden ölçülerinden memnuniyeti(p:0.000), karsı cinsle arkadaslıkta sorun yasaması (p:0.025) ve kan trigliseritdüzeyi ile vücut kitle indeksi (p:0.000) arasında istatistiksel olarak anlamlıiliskiler saptanmıstır.Hipertansiyon görülme sıklıgı ile yas arasında istatistiksel olarak anlamlıiliski vardır. Yas arttıkça hipertansiyonun görülme sıklıgı da artmaktadır(p:0.043). Hipertansiyon sıklıgı ile anne ve/veya babada göç öyküsü (p:0.008),annenin batı dısında diger bölgelerde dogmus olması (p:0.000), vücut kitle indeksi (p:0.011) ve kan kolesterol düzeyi (p:0.002) arasında istatistiksel olarakanlamlı iliskiler saptanmıstır.Kan trigliserit düzeyinin kızlarda (p.0.005), kentsel okulda egitim görenlerde (p:0.037),fazla miktarda kek-börek ve çerez tüketenler de (p:0.050-0.044),fazla miktarda beyaz et ve kepekli ekmek tüketenlerde (p:0.031-0.039),beden ölçülerinden memnun olmayanlar da (p:0.025), hiç arkadası olmayanlarda (p:0.000), kan kolesterolü yüksek ve kilolu-obez olanlar da (p:0.000) anlamlıderecede yüksek oldugu saptanmıstır.Sigara içme sıklıgının erkeklerde (p:0.000), ileri yasta (p:0.006), batıbölgesinde uzun süre yasayanlar da(p:0.047), sosyoekonomik durumu iyiolanlar da (p.0.028), bas agrısı (p:0.024), sinirlilik (p:0.000), huzursuzluk(p:0.014), bas dönmesi (p:0.003) gibi bazı saglık durum bozukluklarında ve okulbasarısı düsük olanlar da (p:0.028) anlamlı derecede yüksek oldugusaptanmıstır. Alkol içme oranı; erkeklerde daha yüksek saptanmıstır. Anne vebaba dogum yeri batı bölgesi olanlarda (p:0.010-0.011), 1. ve 2. çocuklarda(p:0.035) ve kendisini üzgün çökkün hissedenlerde (p:0.036) anlamlı derecedeyüksek olarak saptanmıstır.Sonuçlar: Kilolu ve obez olmanın adolesanın sosyal yasantısını ve bedenalgısını olumsuz yönde etkiledigi, tansiyonun anne ve baba dogum yeri bölgesi,vücut kitle indeksi ve kan kolesterol yüksekliginden etkilendigi, kan trigliseritdüzeyinin yüksek olmasının vücut kitle indeksi, beden algısı, sosyal yasantıyıolumsuz etkiledigi saptanmıstır. Sigara ve alkol içme oranlarının; yasanılanbölge, sosyoekonomik durum ve saglık algısı ile etkilendigi saptanmıstır.Obezite, hipertansiyon, hiperlipidemi, sigara ve alkol kullanımı gibikardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin erken yasta belirlenmesi eriskindönemdeki morbidite ve mortaliteyi azaltmada etkili olabilecek koruyucuyaklasım olacaktır.Anahtar kelimeler: Adolesan, obezite, hipertansiyon,hiperlipidemi, sigara vealkol kullanımı, kardiyovasküler hastalık risk faktörleri.
Gençlerde sigaradan korunma konusunda bir müdahale programının değerlendirilmesi
Sigara kullanımı, Dünya'da ve Türkiye'de erken ölümlerin önlenebilir en önemlinedenidir. Adölesan çag çocuklarda sigara içme oranı dünya çapında artmıs ve sigarayıdeneme yası çok küçük yaslara düsmüstür. Randomize kontrollü bu çalısmada akranegitimi programının sigara konusundaki bilgi düzeyi ve sigara içme davranısı üzerindekietkisini degerlendirmek amaçlanmıstır.Arastırma Balıkesir Kent Merkezinde, 2 girisim ve 2 kontrol grubundan olusan 4lkögretim Okulunda yürütülmüs olup, bu okullarda egitim ögretim gören 5.,6.,7., ve 8.sınıf ögrencilerinden olusan toplam 898 ögrenci arastırmaya dahil edilmistir. Arastırmagrubundaki ögrencilere girisim öncesi anketi uygulanmıstır. Ögrencilerden akranegitimcisi olarak çalısmak isteyen gönüllü ögrencilere sigara konusunda egitimverilmistir. Akran egitimcilerinin egitiminden 2,5 ay sonra tüm ögrencilere girisim sonrasıanket uygulanmıstır. Veriler SPSS for Windows 10.0 istatistik paket programındadegerlendirilmis, analizlerde ki kare testi, bagımlı gruplarda ki kare testi (Mc Nemar),kovaryans analizi, eslestirilmis gruplarda t testi ve Kappa istatistigi kullanılmıstır.Girisim grubunda yer alan ögrencilerin % 22.6'sı akranlarının kendilerine sigarakonusunda egitim verdigini belirtmislerdir.Akran egitimi uygulanan grupta girisim öncesi sigara konusunda bilgi puanı 8.64± 2.28 olup bu veri girisim sonrasında 9.15 ± 1.94 (p=0.001) olmustur. Kontrol grubundagirisim öncesi sigara konusunda bilgi puanı 8.95 ± 2.05 olup, bu veri girisim sonrasında9.22 ± 2.00 (p=0.001) olmustur. Girisim öncesinde kontrol grubunun bilgi puanı girisimgrubuna göre daha yüksekken, girisim programı sonrasında girisim ve kontrol grubuarasında bulunamamıstır. Bilgi puanı artısının girisim grubunda kontrol grubuna göredaha yüksek oldugu saptanmıstır (p=0.08, kovaryans analizi). Girisim grubunun, girisimöncesi ve girisim sonrası toplam bilgi puanı fark ortalaması 0.51±2.2'dir (p=0.001).Kontrol grubunda halen sigara içenlerin oranı girisim öncesinde %0.5 iken girisimsonrasında %0.9 olmustur. Girisim grubunda halen sigara içenlerin oranı girisimöncesinde %2.5 iken girisim sonrasında %1.7'ye düsmüstür.Arastırmanın sonuçları akran egitimi programının sınırlı da olsa ögrencilerinsigara konusunda bilgi düzeyi üzerinde etkili oldugunu ve sigara içme davranısıüzerinde etkili oldugunu düsündürmektedir. Bu konuda uzun izlem dönemi olan akranegitimi programlarının yürütülmesi önerilebilir.Anahtar kelimeler: Sigara içme, bilgi, sigara içme davranısı, akran
Türkiye'de sağlık alanında kullanılmak üzere bir sosyoekonomik indeks denemesi
AmaçBu çalışmanın amacı sağlıkta eşitsizlik ve nedensellik araştırmalarındakullanılabilecek hane temelli kolay sorgulanabilir geçerli sosyoekonomikdurum (SED) değişkenlerini veya değişken gruplarını (indeksler)oluşturmaktır.Gereç ve YöntemBu yöntemsel (metodolojik) araştırmada 1999 ve 2005 Manisa Nüfusve Sağlık Araştırması (MNSA) 0-59 ay çocuk, 15-49 yaş kadın, hane vekonut veri setleri kullanılmıştır.Bu çalışmada beş basamak izlenmiştir:1-Kaynakça araştırması ile potansiyel bağımsız ve bağımlıdeğişkenlerin belirlenmesi;2-Bağımsız (SED) değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki tekdeğişkenli ilişkilerin gösterilmesi;3-Bağımsız (SED) değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki çokdeğişkenli ilişkilerin gösterilmesi;4-SED değişken gruplarının (indeks) oluşturulması;5-Oluşturulmuş olan indekslerin bilinen gruplar yöntemi ile (bağımlıdeğişkelerdeki ilişkiler) MNSA veri setlerinde sınanmasıdır.Kaynakça araştırmasında SED değişkenleri temel ve dolaylıdeğişkenler olarak sınıflandırılmıştır. İndekslerde yer alması olası temelpotansiyel bağımsız değişkenler ,hane reisinin iş/mesleğine dayalı sosyalsınıfı, kadının sosyal sınıfı, hanenin en iyi sosyal sınıfı, kadın ve erkek eğitimiolarak belirlenmiştir. Dolaylı değişkenlerden ise sosyal sigorta, yaşamıkolaylaştırıcı değişkenler (dayanıklı tüketim malları) analizlere dahil edilmiştir.112Bu değişkenlerle önceden belirlenmiş olan bağımlı değişkenler (hanedeçocuk ölümü, doğumun yapıldığı yer ve 15-49 yaş grubundaki kadınınalgıladığı sağlık) arasındaki istatistiksel ilişkiyi ortaya koyabilmek ve bağımsızdeğişken sayısını azaltabilmek amacıyla, tek değişkenli analizler yapılmıştır.Tek değişkenli analizlerden sonra çok değişkenli (Lojistik Regresyon)modeller oluşturulmuştur.Tek değişkenli analizler ve çoklu analizler sonucunda çocuk ölümü,doğumun yapıldığı yer ve 15-49 yaş grubundaki kadının algıladığı sağlıküzerinde etkili en önemli değişkenin kadın eğitimi olduğu sonucunavarılmıştır. Bu nedenle oluşturulan tüm indekslerde kadın eğitimikullanılmıştır. Bunun yanında gerek kaynakça araştırmasında gerekse teklive çoklu çözümlemelerde hane reisinin mesleği/işi temelinde oluşturulansosyal sınıfın da indekslerde yer alması gerektiği ortaya çıkmıştır. İndekslerinoluşturulmasında Boratav'ın kentsel sosyal sınıf profili ve diğer bazı uluslararasıSED göstergelerinden yararlanılmıştır.Kadın eğitimi ve hane reisinin sosyal sınıfı değişkenlerindenyararlanarak eşit, eğitim ve sosyal sınıf ağırlıklı üç farklı indeks modeligeliştirdik. Eşit Ağırlıklı Sosyoekonomik İndeks A ve Sosyal Sınıf AğırlıklıSosyoekonomik İndeks A'da kaynakçayı, Eğitim Ağırlıklı Sosyoekonomikİndeks A'da ise bulgularımızı ön planda tuttuk: Eşit ağırlıkta ülkemizde dekullanılan VERİ Sosyo-Ekonomik Statü İndeksi, sosyal sınıf ağırlıktaHollingshead Sosyal Durum ve Sadeleştirilmiş Barratt Sosyal Statüİndeksleri, eğitim ağırlıkta ise bizim çalışmamızın analizlerinin sonucunda,kadın eğitiminin en önemli değişken olması göz önüne alınmıştır. Ayrıca,hane reisinin sosyal sınıfı yerine hanenin en iyi sosyal sınıfını kullanarak aynıformatta üç farklı indeks daha oluşturduk.Çalışmanın son aşamasında, geliştirilen indeksler ile belirlenmişbağımlı değişkenler arasında beklenen açıklayıcı ilişkilerin sınanması içinbilinen gruplar geçerliliği (kriter geçerliliği) (Foundations of Clinical Research)olarak ifade edilen yaklaşım kullanılmıştır (Eğimde Ki kare ve Mann Whitey Utestleri).Bulgular ve SonuçSED içinden kadın eğitimi ve hane reisinin iş/mesleğine dayalı sosyalsınıf değişkenlerinin, kadın ve çocuk sağlığı ile ilgili bağımlı değişkenlereduyarlı değişkenler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu iki temel değişkendenoluşturulan indekslerin sınayıcı (bağımlı) değişkenlerin alt kategorilerineduyarlı olduğu gösterilmiştir.Epidemiyolojik ifade ile bu araştırmada oluşturulan SED indekslerikadın ve çocuk sağlığı göstergeleri ile ?doz-yanıt? ilişkisini vermiştir. Buindeksler bu özellikleri ile söz konusu araştırmalarda tek başına bir SEDdeğişkeni olarak kullanılabilir. Araştırmada oluşturulan indeksleri sınayan(bağımlı) değişkenler (kadın ve çocuk sağlığı göstergeleri) nedeniyle buradaönerilen sosyoekonomik durum indekslerinin de kadın ve çocuk sağlığıalanında yapılan araştırmalar için geçerli olduğunu, diğer sağlık göstergeleriile bu indekslerin kullanımında bu durumun göz önüne alınması gerektiğiniözellikle belirtmek gerekir.Anahtar Sözcükler: Sağlık araştırmaları, sosyoekonomik indeks,sosyoekonomik değişkenler, sosyoekonomik durum, sosyal sınıf.
Yaşlılarda sarkopeni prevalansı, etkileyen faktörler ve serum beta-2 mikroglobulin düzeyi
Giriş: Sarkopeni, kas kütle ve kas gücünün ilerleyici kaybı ile karakterize bir iskelet kası hastalığıdır. Yaşlı nüfusun her geçen gün artması, sarkopenin önemli bir halk sağlığı sorunu olma potansiyelini artırmaktadır. Sarkopeni için en önemli problemlerden biri tanı sürecindeki belirsizlik ve zorluktur. Bu çalışma ile 65 yaş ve üzeri bireylerde sarkopeni prevelansını ve risk faktörlerini saptamak, kan beta-2 mikroglobulin düzeyinin sarkopeni tanısında/taramasında bir biyobelirteç olarak rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Bu yuvalandırılmış vaka-kontrol çalışması, Adana ili Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Adana Şehir Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Adana Şehir Hastanesi Geriatri Bilim Dalı, Çukurova Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Uygulama ve Araştırma Bölgesi Aile Sağlığı Merkezlerinde (Doğankent ASM, Karataş ASM, Havutlu ASM) Mayıs 2023- Mayıs 2024 arasında 251 yaşlı bireyin katılımıyla yapılmıştır. Katılımcılara fiziksel aktivite anketi, FRAİL kırılganlık ölçeği, sarkopeni tarama testi (SARC-F) uygulanmış, kas gücü el dinamometresi ile, kas kütlesi biyoelektrik impedans yöntemi ile ölçülmüştür. Kas gücü düşük ve kas kütlesi düşük hastalar, kesin sarkopeni olarak değerlendirilmiştir. Kesin sarkopeni ve kontrol grubundan serum beta-2 mikroglobulin düzeyi ölçülmüştür. Analizlerde t testi, Mann-Whitney U testi, Pearson korelasyon testi, Spearman korelasyon analizi, ki-kare testi, lojistik regresyon analizi, çok değişkenli lineer regresyon analizi, mediasyon analizi ve ROC analizleri kullanılmıştır. p<0.05 değeri istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 251 yaşlı bireyin yaş ortalaması 72,19±6,11'dir. Katılımcıların %62,2'si kadın, % 37,8'i erkektir. 65 yaş üstü bireylerde sarkopeni prevelansı %5,2 bulunmuştur. Sarkopeni riski için en önemli prediktörlerin yaş ve günlük diyet ortalama enerji (kcal) miktarı olduğu, diyet içeriğinin (karbonhidrat, yağ, protein miktarı) önemli olmadığı belirlenmiştir. Yaştaki her bir birimlik artışın apendeküler kas kütlesinde 0,118 birimlik azalışa, günlük diyetle alınan ortalama enerji miktarındaki her bir birimlik artışın apendeküler kas kütlesinde 0,02 birimlik artışa yol açtığı tespit edilmiştir. Kırılgan yaşlılarda normal yaşlılara göre kas kütlesinin önemli düzeyde daha düşük olduğu görülmüştür. Yaş ile kas kütlesi arasındaki ilişkide kırılganlığın mediatör (aracı) rolünün önemli olmadığı, yaşın kas kütlesi üzerindeki direkt etkisinin (kas kütlesini azaltıcı) önemli olduğu belirlenmiştir. Sarkopenik katılımcılarda, kontrol grubuna göre serum beta-2 mikroglobulin düzeyi istatistiksel olarak önemli düzeyde düşük bulunmuştur. Serum beta-2 mikroglobulin düzeyi için optimum kesme/ eşik değerinin 2.26 (ug/ml) olarak belirlenmiş ve bu değerin altındaki değerlerin sarkopeni için tanısal olduğu gösterilmiştir. Bu kesme değeri için sensitivite %92.31, spesifite %80.77, pozitif prediktif değer %70.59, negatif prediktif değer %95.45, Youden indeksi=0.731, eğri altındaki alan=0.901'dir. Beta-2 mikroglobulin düzeyi 2,26 altında olan kişilerde, apendeküler kas kütlesi düşüklüğü riski 5,66 kat daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Yaşlılarda sarkopeni prevalansı %5,2'dir. Yaş sarkopeni için en önemli risk faktörü olduğu belirlenmiştir. Yaşlı bireylerde, günlük diyet enerji miktarların artırılmasının düşük kas kütlesi ve kas gücünden korunmasında etkili olabileceği gösterilmiştir. Serum beta-2 mikroglobulin düzeyindeki düşüklüğün sarkopeni tanısı için önemli bir biyobelirteç adayı olma potansiyeli taşıdığı kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: sarkopeni, beta-2 mikroglobulin, yaşlı
Manisa kent merkezinde ilköğretim 6.,7. ve 8. sınıf öğrencilerinde bel ağrısı prevalansı ve etkileyen faktörler
Bu araştırmada, Manisa kent merkezinde yer alan ilköğretim okullarına devam eden 11-14 yaş grubu öğrencilerde bel ağrısı sıklığının belirlenmesi, bel ağrısına yol açabilecek faktörlerin değerlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması için yapılacak çalışmalara öncülük etmesi amaçlanmıştır. Çalışma; Manisa kent merkezinde bulunan ilköğretim okullarının altıncı, yedinci ve sekizinci sınıf öğrencilerinden oluşan toplam 13 224 öğrencinin oluşturduğu evrenden tabakalı rastgele örnek seçim yöntemi kullanılarak seçilen 1121 kişilik örneklem üzerinde ve bu sayıya ulaşmayı sağlayabilecek toplam 38 şubede yürütülmüş olup kesitsel tiptedir.Çalışmada veriler, araştırmacı tarafından yapılandırılmış, bel ağrısı ile ilişkili olabilecek risk faktörlerini sorgulayan bir anket formu ve bazı değişkenlerin ölçümüyle toplanmıştır. Araştırmanın toplam katılım oranı %91.08'dir.Araştırmaya grubunda yaşam boyu bel ağrısı prevalansı %49.5, son bir aylık bel ağrısı prevalansı %38.2 ve bel ağrısı nokta prevalansı %26.8'dir.Çok değişkenli analizler sonucunda; kızlarda, babanın eğitimsiz olması durumunda, sınıfta oturduğu yerde rahat etmeyenlerde, ağır kaldırma öyküsü olanlarda, önceden yaralanma öyküsü olanlarda ve algılanan sağlık durumu orta ve kötü olanlarda yaşam boyu bel ağrısı riski yüksek bulunmuşturSon bir aylık bel ağrısı prevalansı için ise; voleybol ile ilgilenenlerde, sınıfta oturduğu yerde rahat olmayanlarda, ağır kaldırma öyküsü olanlarda, algılanan sağlık düzeyi orta olanlarda ve haftalık egzersiz sıklığı 4-6 saat ve üstü olanlarda risk artmaktadır.Sınıfta oturduğu rahat etme, okul çantasının ağır olarak algılanması, algılanan sağlık düzeyinin orta olması ve hentbol ile ilgilenme değişkenlerinin ise bel ağrısı nokta prevalansını arttıran faktörler oldukları bulunmuştur.Bel ağrısı, ergenler arasında giderek artan, işgücü ve performans kaybına neden olabilen bir semptomdur. Bu sonuçlar göz önüne alınarak ergenlerde bel ağrısı konusunda koruyucu önlemlere ağırlık verilmesi gerekmektedir.
6-14 yaş çocuklarda tiroit hormon düzeyleri ile bisfenol-A arasındaki ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş: Bisfenol A (BPA), çok çeşitli tüketici ürünlerinde polikarbonat plastiklerde ve epoksi reçinelerde kullanılan sentetik bir yüksek üretim monomeridir. Bisfenol A, normal tiroid fonksiyonunu hücresel sinyalizasyon ve gen ekspresyonu (transkripsiyon) etkileşimi de dahil olmak üzere birçok şekilde bozabilir. Bu çalışmanın amacı, 6-14 yaş arası çocuklarda tiroid hormon düzeyleri ile bisfenol A (BPA) arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Yöntem: Araştırma, Adana ili Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim dalı, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı ve Çocuk Sağlığı Bilim Dalı ile birlikte yapılan Eylül 2023- Nisan 2024 yılları arasında 102 kişi ile yapılan vaka kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya 6-14 yaş çocuklar dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik form, doğum öncesi ve sonrası beslenme şekli ile ilgili anket, kan parametreleri (TSH, T4) ve idrar parametreleri (BPA ve ikameleri) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 paket programı kullanılmıştır. Analizlerde t testi, Mann-Whitney U testi, Pearson korelasyon testi, Spearman korelasyon analizi, ki-kare testi, IU yöntemi ve ROC analizleri yapılmıştır. p<0.05 değeri istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonuçlarına göre, vaka grubunda BPS düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,006). BPS düzeyleri ile T4 arasında negatif bir korelasyon saptanmıştır (r=-0,302, p=0,035). BP-toplam değeri, vaka grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(p<0,001). BP-toplam değeri ile TSH arasında zayıf pozitif (r=0,258, p=0,041) ve T4 arasında orta negatif (r=-0,463, p<0,001) korelasyon saptanmıştır. İdrar BP-Toplam düzeyi için optimum kesme değeri 1,3 (ng/ml) olarak bulunmuş ve bu değerin üstündeki değerler hipotiroidi için tanısal olarak kabul edilmiştir. Bu kesme değeri için sensitivite %83,7, spesifite %75, pozitif prediktif değer 87,8 negatif prediktif değeri 68,2 eğri altındaki alan=0.848'dir.(Metod IU). Sonuç: Bu çalışmanın sonunda, bisfenol maruziyetinin çocuklarda tiroid hormonları üzerinde olumsuz etkilere sahip olabileceği ve idrar BP-toplam düzeyinin potansiyel bir hipotiroidi belirteci olarak kullanılabileceği kanısına varılmıştır.. Ayrıca, bisfenol maruziyetinin azaltılması için daha fazla araştırmaya ve toplumu bilgilendirmeye ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: BPA, Hipotiroidi, Çocuk
Yaşlıların yaşlılık algısı ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesini etkileyen faktörler
Yaşlılık, süregen hastalıkların artışı ve bunun yol açtığı sağlık sorunları, aktivite azalması ve artan bağımlılık; yaşlılın çevresindekiler ile olan iletişimin çeşitli nedenlerle kısıtlanması; bizzat yaşlanmanın yol açtığı psikolojik sorunlar ve yaşamın sonuna yaklaşma duygusu nedeniyle Algılanan Sağlığın ilgi alanına girmektedir.AMAÇ:Bu çalışmanın amacı Manisa'nın seçilmiş kentsel, kırsal ve yarı kentsel bölgelerinde (Muradiye Sağlık Ocağı Bölgesi ,Manisa merkez 10 nolu Sağlık Ocağı Bölgesi, Barbaros Sağlık Ocağı Bölgesi) yaşayan yaşlıların özelliklerini ve sağlık algılarını, yaşlılıkla ilgili algı ve tutumlarını tanımlamak ve yaşlılık algısını ve yaşlıların yaşam kalitelerini etkileyen değişkenleri ortaya koymaktır.GEREÇ-YÖNTEM:Bu araştırma kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın merkez ilçedeki değişik sosyoekonomik özelliklere sahip olan Muradiye Sağlık Ocağı (kırsal), bölge olarak Barbaros Sağlık ocağı (yarı kentsel) 10 nolu sağlık ocağı (kentsel) bölgelerinde yürütülmüştür. Araştırma evrenini 2596 yaşlı oluşturmuştur. Örnek büyüklüğü hesabı ve örnek seçiminde basit rasgele küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örnek büyüklüğü 510, araştırmaya katılım oranı % 69.6 olmuştur. Araştırmanın verileri 12.2007-2.2008 tarihleri arasında, oluşturulan anket formu aracılığıyla, yaşlıların evlerinde yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır.Araştırmanın bağımlı değişkenleri:Dünya Sağlık Örgütü Genel Yaşam Kalitesi Anketi Kısa Form (WHOQOL-Bref) ve WHOQOL Genel Sağlık ve Yaşam Kalitesi boyutu; Dünya Sağlık Örgütü Yaşlılarda Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD), ve DSÖ-Avrupa Yaşlanma Tutumu Anketi (AYTA) dır.Sosyodemografik özellikler, konut özellikleri, alışkanlıklar, olanaklar ve sosyal ilişkiler, Sağlık durumu ve hastalanma (halen ve geçen yılsa göre sağlık durumu değişimi, eşlik eden hastalık vb.) ve Sağlık kurumuna Başvuruyla ilgili Değişkenler, günlük yaşam aktivitesi (Katz indekis ile) aşatırmanın bağımsız değişkenleridir.Tek değişkenli çözümlemelerde Student's t testi ve Etki büyüklüğü (Effect Size) , parametrik test varsayımlarını karşılayamayanlarda Wilcoxon İşaret Sıra testi (Mann Whitney U, parametrik varsayımlarının karşılandığı değişkenlerde- ANOVA ve Post Hoc Tukey B, parametrik varsayımlarının karşılandığı değişkenlerde- non parametrik ANOVA (Kruskall Wallis ANOVA); kategorik değişkenlerde ki kare önemlilik testleri,Çok değişkenli çözümlemelerde Doğrusal ve Lojistik Regresyon yaklaşımları kullanılmıştır. Veriler SPSS 10.0 paket programı ile işlenmiş ve çözümlenmiştir.BULGULAR:Yaşlıların yaş ortalaması 73.00±6.38(min:65, max:98) ; %67.2 si kadın, 38.2 si erkektir. %52'si herhangi bir okuldan mezun olmamış, % 34.4 ü okuma yazma bilmemektedir. %21'inin sosyal güvencesi, %10'unun sağlık güvencesi yoktur. %41'i kendini yoksul olarak algılamaktadır. Yaşlıların %20'si yalnız, %75'i kentte, yaklaşık %10 u gecekonduda yaşamaktadır. %74'ü haftada en az bir kez çocuk veya torunuyla %53'ü de akrabalarıyla görüşebilmektedir. %94'ü ailesinin kendine karşı davranışından hoşnuttur. %6'sı evde yakınlarından kötü muamele görmektedir. Yaşlıların ancak %12 si en az hafta bir düzenli yürüyüş yapmaktadırlar. Yalnızca %18'inin bir kronik hastalığı yoktur., %19'u son bir yıl içinde hastanede yatarak tedavi görmüştür. % 34 ü bir önceki yıla göre sağlığının daha kötü olduğu, %11'i daha iyi olduğunu bildirmiştir. Yalnızca %34'ü sürekli sağlık hizmeti alabildiğini belirmiştir. Yaşlıların %77'si evdeki bakımlarını yeterli bulmaktadır.Çözümleyici Bulgular değerlendirildiğinde:AYTA Psikolojik Kayıp alanı ile yaş, yaşanılan bölge, aile bireyleri ile ilişkilerin sıklığı, yaşamda bağımsız ve aktif olabilmek, sağlık algısı ve sağlık hizmetine ulaşabilirlik arasında doğrusal bir ilişki vardır. Yaş ve aktif ve bağımsız olabilmek, psikolojik kayıptan etkilenirken psikolojik gelişmeden etkilenmemektedir. Sağlık hizmetine ulaşabilirlik ve sağlık hizmet sürekliliği Psikolojik Gelişme alanından daha da çok etkilenmektedir. Bedensel değişim alanında ise erkeklerin skorları kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Arkadaşlarla görüşme yalnızca Psikolojik Gelişmeden, yani olumlu algıdan etkilenirken, Akrabalarla görüşme, gerek Psikolojik gerekse Bedensel değişim algısını etkileyen en önemli değişken olmuştur. Katz ölçeği bedensel değişim ve psikolojik kayıp boyutundan etkilenmektedir. AYTA Bedensel değişim boyut skoru analizlerde hemen hemen tüm sosyoekonomik, sosyal yaşam ve sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik ile ilgili değişkenlerle istatistiksel açıdan anlamlı sonuçlar vermiştir.GSYK bağımlı değişken olarak alındığında yaş ve cinsiyet dışındaki hemen tüm değişkenlerle anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Kronik hastalığı olmayanların yaşam kalitesi daha yüksektirWHOQOL-Bref ?Bedensel alan?a en fazla etkili olan değişkenler, ileri yaşta olmamak, erkek olmak, eğitimli, üst sosyoekonomik düzeyde yer almak, yerleşik yaşam düzeni olamak, yürüyüş yapmak, çocuk torunla görüşmek, evde bakımını yeterli bulmak, sağlık hizmetine ulaşabilmek ve sürekli sağlık hizmeti alabilmek, kronik hastalığı az veya hiç olmamak, son bir ay yatarak tedavi görmemektir. Psikolojik alan üzerine hemen tüm değişkenler etkilidir ancak çoklu analizlerde sosyoekonomik düzey, iyi bir ev ortamı, hasta olmamak ve sağlık hizmetinden yararlanmak bu alanı etkilemektedir. Sosyal ilişkiler alanını diğer WHOQOL alanlarından ayıran temel özellik sosyal ilişkilerin yaşlılarda cinsiyet, gelir durumu ve sağlık hizmetlerinden, diğer alan skorları kadar etkilenmemiş olmasıdır. Çevre alanı, başta sosyoekonomik değişkenler olmak üzere, günlük yaşam aktiviteleri ve sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik ve hizmet sürekliliği değişkenleri ile anlamlı sonuçlar vermiştir.Sosyoekonomik değişkenlerine WHOQOL-Old'ün geçmiş,bu gün ve gelecek faaliyetleri alanı dışındaki tüm alanları duyarlıdır. WHOQOL-Old Duyusal yetiler alanı üzerine etkili olan temel değişkenler evde bakım ile ilgili değişkenlerdir. Otonomi alanı üzerine olumlu etkisi olan temel değişkenler hasta veya engelli olmak, kadın cinsiyette olmak, kırsal veya yarı kentsel alanda yaşamaktır. WHOQOL-Old alanları içinde duyusal yetiler, otonomi ve geçmiş,bugün ve gelecek faaliyetleri alanları potansiyel bağımsız değişkenlere, bundan sonra tartışacağımız sosyal katılım, ölüm ve ölmek ve yakınlık alanlarında olduğu kadar yaygın düzeyde duyarlılık göstermemişlerdir. Kırsal alanda yaşamak, eğitimli olmak, müstakil evde olmak, her gün kitle iletişim araç kullanımı, çocuk torunla görüşmek, sağlık hizmetine kolay ulaşabilirlik, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız olmak sosyal katılım skoru ile ilişkili bulunmuştur. WHOQOL-Old?Yakınlık? alan skoru, hastalanma ve engellilik ve sağlık hizmetleri sürekliliği dışındaki tüm değişkenlerle ilişkili çıkmıştır.Bir önceki yıla göre sağlıktaki değişim algısının hemen tüm yaşlılık algı, tutum ve yaşam kalitesi değişkenlerine duyarlı olduğu bulunmuştur.Bu araştırmada varılan temel sonuç, yaşlılarda, algılanan sağlık ve yaşam kalitesinin sosyoekonomik, hastalanma ve sağlık hizmetleri ile ilgili değişkenlere duyarlı olduğudur. Daha alt sosyal sınıfta olmak, sağlık hizmetlerine daha güç ulaşabilmek ve sürekli evde ve sağlık kurumunda bakım ve hizmet alamamak yaşlılık tutumu ve algısı ve algılanan sağlık ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkidedir.ÖNERİLERGerek toplum gerekse kurumsal düzeyde, yaşlılarda sağlık düzeyinin izlenmesi ve yaşlılara sunulan bakım ve sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesinde algılanan sağlık ve yaşam kalitesini değerlendiren araçlar diğer nesnel izlem ve değerlendirme kriterlerine ek olarak kullanılmalıdır. Alt sosyoekonomik düzeydeki yaşlılar ve kentlerde yalnız yaşayan yaşlılar özel risk gruplarını oluşturmaktadırlar. Toplum programlarında bu gruplar dikkate alınmalı düzenli izlenmelidirler.
Hemşirelerde mesleki yaralanma sıklığı ve iş doyumu: Üniversite ve devlet hastanesi örneği
Amacı: Bu araştırma kapsamında devlet hastanesi ve üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin mesleki yaralanma sıklıkları ve iş doyumları ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi, devlet hastanesi ve üniversite hastanesinde çalışan hemşireler arasında mesleki yaralanma sıklığı ve iş doyumu açısından karşılaştırmak amaçlanmıştır.Yöntem: Araştırmada herhangi bir örneklem seçim yöntemi ve örneklem büyüklüğü belirlenmemiş, evrenin tümü araştırma grubu olarak belirlenmiştir (n=607). Araştırmada araştırmacı tarafından geliştirilen sosyodemografik özellikler, mesleki yaralanma sıklığı ile ilgili özellikler ve Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü tarafından geçerliliği ve güvenilirliği yapılmış iş doyumu ölçeği ile üç bölümden oluşan anket formu oluşturulmuştur. Anket formu araştırmacı tarafından hemşirelere yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Veriler SPSS 10.0 paket programı ile analiz edilmiştir.Bulgular: 2008 yılında yürütülen çalışmaya katılan hemşirelerin %42,3'ü Devlet Hastanesinde, %57,7'si Üniversite Hastanesinde çalışmaktadır. Hemşirelerin yaş ortalaması 30,2 ± 6,0'dır. Dahili birimde çalışma ve çalışma süresinin 5 yıldan fazla olması yaşamı boyunca kesici, delici aletlerle yaralanmayı en fazla etkileyen faktörler olarak bulunmuştur. Dahili bölümde çalışma son bir yıl içinde kesici, delici aletlerle yaralanma durumu için en belirleyici faktördür. Devlet hastanesinde ve dahili bölümde çalışma iş ortamında tüberküloz şüphesi olan hasta ya da tüberküloz hastası ile karşılaşma durumu için risk oluşturmaktadır. İş doyumu alt ölçeklerinde en yüksek puan ortalaması ?çalışma koşulları? alt ölçeğinde (3,42±0,74) ve en düşük alt ölçek puanı da ?çalışma ortamı? alt ölçeğinde (2,28±0,84) almıştır. Araştırma grubunun toplam iş doyumu puanı orta düzeyinde altında (2,62±0,52) bulunmuştur. Araştırmaya katılan hemşirelerde çalışma yaşam boyu ve son bir yıl içinde kesici ve delici aletlerle yaralanma, yaşam boyu ve son bir yıl içinde kan ya da doku sıvısı sıçraması durumu, iş ortamında tüberküloz şüphesi olan hasta ya da tüberküloz hastası ile karşılaşma durumu ortalamaları yüksek bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Hemşire, Kesici-Delici Yaralanma, İş doyumu, İlişkili Faktörler
Gençlerde sigaradan korunma konusunda akran eğitimi programının etkinliği
Amaç: Sigara önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sigara içenlerin önemli bir bölümü sigara kullanmaya gençlik döneminde başlamaktadır. Bu nedenle sigara konusunda gençlere yönelik eğitim programları önemlidir. Bu çalışma gençlerde sigara konusunda yürütülecek olan akran eğitimi programının sigara kullanma davranışı (sigara içme, düzenli sigara içme, sigarayı deneme, sigarayı bırakma) üzerindeki etkisini değerlendirmek amacı ile planlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Araştırma girişimsel tiptedir. Daha önce hiç sigara içmemiş olanlarda düzenli sigara içme hızının (hafta?1 sigara) girişim grubunda %2, kontrol grubunda %4 olacağı öngörülmüş; tip 1 hata düzeyi %5 ve güç %80 olarak alınmıştır. Girişim ve kontrol gruplarında 2480 gencin bulunması gerektiği hesaplanmıştır. Araştırma Manisa Kent Merkezinde 3 farklı liseye devam eden öğrencilerde yürütülmüştür. Bu okullara 2007-2008 eğitim-öğretim yılında devam eden öğrencilerin (n= 1737, katılım oranı %89,6) sigara kullanma ile ilgili verileri kontrol grubu verisi olarak, aynı liselere 2008-2009 yılında devam eden öğrencilerin sigara kullanma ile ilgili verileri ise girişim grubu verisi (n=1787, katılım oranı %81,0) olarak kullanılmıştır. Akran eğitimi programı şeklinde yürütülecek girişim 2008-2009 eğitim öğretim yılında uygulanmıştır. Toplam 150 akran gönüllüsüne eğitimler verilmiş (20 kişilik grup, 15 seans), akran gönüllüleri arkadaşlarına sigaradan korunma konusunda eğitim ve destek vermişlerdir. Araştırmanın verileri Mayıs 2008 ve Mayıs 2009'da uygulanan öğrencilerin doldurduğu anketlerle toplanmıştır. Programın etkinliği sigara kullanma davranışı (sigara içme, düzenli sigara içme, sigarayı deneme, sigarayı bırakma) ile değerlendirilmiştir. Ankette ayrıca sosyodemografik verilerle gençlerin 1 yıl öncesine ait sigara kullanma davranışı ile ilgili bilgiler sorgulanmıştır. Ek olarak akran gönüllülerine uygulanan anket ve tuttukları günlüklerle program konusundaki deneyimleri sorgulanmıştır. Veriler SPSS for Windows 10.0 istatistik paket programında değerlendirilmiş, analizlerde ki kare testi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Önceki yıl arkadaşları ile sigara konusunda görüştüğünü belirten gençlerin oranı kontrol grubunda %49,1, girişim grubunda %45,5'tir (p>0,05). Önceki yıl hiç sigara içmemiş olan gençlerde içicilik insidansı kontrol grubunda %3,2 olup, girişim grubunda bu hız %2,9'dur (p>0,05). Önceki yıl sigarayı denemiş olanlarda bir yıl sonunda içicilik insidansı kontrol grubunda %6,3, girişim grubunda %9,4'dur (p>0,05). Önceki yıl haftada 1 sigaradan daha az sigara içenlerde içicilik oranı kontrol grubunda %72,2, girişim grubunda %71,3 (p>0,05), önceki yıl haftada 1 sigaradan daha fazla sigara içenlerde içicilik oranı kontrol grubunda %81,8, girişim grubunda %77,9'dur (p>0,05). Sigara içen gençlerin tümü en az haftada bir sigara içtiğinden girişim programının etkinliği düzenli sigara içme davranışı açısından da benzer bulunmuştur. Önceki yıl hiç sigara içmemiş olan gençlerde sigarayı deneme insidansı kontrol grubunda %3,2, girişim grubunda %3,9 (p>0,05)'dur. Önceki yıl sigara içen gençlerden hiç biri program sonunda sigarayı bırakmamıştır.Sonuç ve öneriler: Araştırmanın sonuçları akran eğitimi programının sınırlı da olsa öğrencilerin sigara kullanma davranışını azalttığını düşündürmektedir. Bu konuda daha büyük gruplarda, uzun izlem dönemi olan akran eğitimi programlarının yürütülmesi önerilebilir.Anahtar kelimeler: Sigara, akran eğitimi, sigara içme, düzenli içici, sigarayı deneme
Balıkesir'de birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan hemşirelerde bel ağrısı sıklığı ve ilişkili faktörler
Balıkesir'de birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan hemşirelerde bel ağrısı sıklığının belirlenmesi, bel ağrısına yol açabilecek faktörlerin değerlendirilmesidir.Araştırmada örneklem seçimi yapılmamış, kent merkezindeki tüm sağlık ocakları (16) ve iki hastanede çalışan hemşirelerin tümü araştırma kapsamına alınmıştır ( n= 526). Araştırmada araştırmacı tarafından geliştirilen anket, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF) ve Kı¬sa Yeti Yitimi Anketi kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından hemşirelere yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Veriler SPSS 10.0 ile değerlendirilmiştir.Hemşirelerin %38.8'i sağlık ocağında, %62.2'si hastanede çalışmaktadır. Yaş ortalaması 35.4±5.6'dır. Yaşam boyu, son 12 aylık, son bir aylık, nokta bel ağrısı prevalansları sırasıyla; %67.3, %58.4, %40.1, %33.8 bulunmuştur. Çok değişkenli risk analizinde; evli ve boşanmış/dul olanlarda, algılanan sağlık durumu orta ve kötü olanlarda, iş yaşantısında her zaman uzun yol yürüyenlerde yaşam boyu ve son 12 aylık bel ağrısı riski yüksek bulunmuştur. Düzensiz spor aktivitesi yapmak son 12 aylık bel ağrısı riskini arttırmaktadır. Son bir aylık bel ağrısı prevalansı genel sağlık algısı orta ve kötü olanlarda, iş yaşantısında her zaman obje kaldıranlarda ve elinde yükle basamak/yokuş inen ya da çıkanlarda yüksektir. Sağlık algısı orta olanlarda, ev yaşantısında uzun süre ayakta kalanlarda araştırma sırasında bel ağrısı riski yüksektir. Bel ağrısı hemşirelerin yaşam kalitesi ve yeti yitimini etkilemektedir.Hemşirelerde bel ağrısı prevalansı yüksektir. Bel ağrısını iş ve ev yaşamında etkileyen faktörler fazladır. Bel sağlığını korumaya yönelik eğitimlerin verilmesi yararlı olacaktır.Anahtar Kelimeler: Hemşire, Bel Ağrısı, İlişkili Faktörler
Balıkesir il merkezinde okul öncesi çocuklarda beslenme durumu ve bunu etkileyen faktörler
Balıkesir kent merkezinde okul öncesi çocuklarda, beslenme bozukluğu kapsamında obezite, malnütrisyon görülme sıklıklarının, ilişkili faktörlerin belirlenmesi, obezite ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Araştırma, okul öncesi eğitim alan 3-6 yaş 1073 çocuk evreninden seçilen 410 kişide yürütülmüştür. Resmi ve özel eğitim kurumlarından alınacak öğrenci sayısı tabakalı örneklem yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırmanın katılım oranı %89.0'dur.Araştırmada araştırmacının geliştirdiği anket, Kiddy Kindl Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmış, çocukların boy ve vücut ağırlığı ölçümleri yapılmıştır. Veri çocuklarda yüz yüze görüşme yöntemiyle, ebeveynlerde ise ders bitiminde çocuklara verilen anket formlarının evde doldurularak geri getirilmesi ile toplanmıştır. Veri analizinde %95 Güven Aralığında tek değişkenli ve çok değişkenli risk analizi, Student t testi, Mann- Whitney U testi, Varyans Analizi, Kruskal Wallis Varyans Analizi uygulanmış, çok değişkenli analizde lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırma grubunda malnütrüsyon prevalansları sırasıyla düşük kiloluluk, zayıflık ve bodurluk için % 1.1, %4.5 ve %2.2'dir. Kiloluluk, obezite prevalansları %15.1 ve %5.5'tir. İştahlı, geliri giderine eşit/fazla olanlarda, park vb. yerlere gitmeyenlerde kiloluluk/obezite riski yüksektir. Obezitenin yaşam kalitesini ve alt alanlarını etkilemediği belirlenmiştir. Araştırma grubunda yaşam kalitesini etkileyen değişkenler incelendiğinde; duygusal alanda babası sigara içmeyen, özsaygı alanında yiyeceğin ödül olarak kullanılmadığı, üç öğün düzenli yemek yemeyen, TV seyretme süresi kısıtlanmayanlarda, aile alanında kardeşi olmayan çocuklarda, sosyal ilişkiler alanında kız çocuklarında kardeşi olmayanlarda ve çalışan annelerin çocuklarında yaşam kalitesinin kötü olma riski yüksektir.Anahtar Kelimeler: Okul Öncesi Dönem, Obezite, Malnütrüsyon, Yaşam Kalitesi
Manisa kent merkezinde yaşayan kişilerde ayakta tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve etkili faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Bu kesitsel çalışma kapsamında 2009 yılında Manisa kent merkezinde ayakta tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve hizmet kullanımı ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Manisa kent merkezi nüfusunu temsil eden 2979 hane halkı bireyine ?büyüklüğe orantılı küme örnek seçim yöntemi ile ulaşılmıştır. Veriler anketörler tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri ?son 15 günde bir sağlık sorunu yaşama?, ?son 15 günde bir sağlık kurumuna ayakta tanı ve tedavi amacı ile başvurma? dır. Veriler SPSS for Windows 11,0 istatistik paket programında değerlendirilmiş, analizlerde ki kare testi, Kappa testi, tek yönlü varyans analizi (Bonferroni testi post hoc test olarak kullanılmıştır.) ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Hane halkı bireylerinde son on beş günde sağlık sorunu yaşama sıklığı %9,9, ayakta tanı ve tedavi hizmeti alma sıklığı %9,4'tür. Son 15 gün içinde sağlık sorunu yaşayanların %94,1'i bir sağlık kurumuna başvurmuştur. Son 15 günde sağlık kurumuna başvurma kadınlarda erkeklere göre 1,44 kat (1,11?1,86) (p<0,05), sağlık güvencesi olanlarda olmayanlara göre 2,22 kat (1,19?4,16) (p<0,05), kronik hastalığı olanlarda olmayanlara göre 2,59 kat (1,84?3,65) (p<0,05) daha fazladır. Son 15 gün içinde sağlık kurumuna başvuranların %49,1'i devlet hastanesine, %29,2'si aile sağlığı merkezine, %10,1'i üniversite hastanesine, %0,9'u muayenehaneye, %10,1'i özel bir hastaneye başvurmuştur.Sonuç: Araştırmanın sonuçları sağlık güvencesi olmayanlar aleyhine ayakta tanı ve tedavi hizmetlerinin ulaşılabilirliği açısından eşitsizlik bulunduğunu göstermektedir. Bu konuda toplumun tümünü kapsayacak bir sağlık güvencesi sisteminin geliştirilmesi önerilebilir.Anahtar sözcükler: Ayakta tanı ve tedavi, sağlık sigortası, eşitsizlik, cinsiyet, kronik hastalık, bekleme süresi
Manisa kent merkezinde yaşayan kişilerde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve etkili faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Yatarak tanı ve tedavi hizmetleri kullanımı konusundaki bilgiler sağlık hizmetlerinin planlanmasında önemlidir. Bu kesitsel çalışma kapsamında 2009 yılında Manisa kent merkezinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve hizmet kullanımı ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Manisa kent merkezinde 2009 yılında 2979 kişiden oluşan bir örnek grubuna ulaşılmıştır. Örnek seçiminde küme örnek seçimi yöntemi kullanılmıştır. Kişilerin ?son bir yıl içinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı? konusundaki bilgiler bir anket yardımı ile toplanmıştır. Veriler SPSS for Windows 11.0 istatistik paket programında değerlendirilmiş, analizlerde ki kare testi, Fisher'in kesin ki kare testi, oneway ANOVA post hoc bonferroni testi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Hane halkı bireylerinin %6.2'si son bir yıl içinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti gerektiren en az bir sağlık sorunu yaşamış ve %5.9'u son bir yıl içerisinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti almıştır. Son bir yılda yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı 0-14 yaş grubuna göre 15-49 yaş grubundakilerde 1.67 kat (%95 GA, 1.05- 2.65), 50-64 yaş grubundakilerde 2.13 kat (%95 GA, 1.23- 3.70) ve 65-74 yaş grubundakilerde 4.50 kat (%95 GA, 2.35-8.61), 75 ve üzeri yaş grubundakilerde 5.58 kat (%95 GA, 2.79-11.13) daha fazla saptanmıştır. Son bir yılda yatarak tanı ve tedavi görülen hastaneler %65.0 ile devlet hastaneleri, %20.5 ile üniversite hastanesi ve %14.5 ile özel hastanelerdir. Özel hastanelerden alınan yatarak tanı ve tedavi hizmetleri yıllar içerisinde artmıştır.Manisa kent merkezinde özel hastanelerdeki cerrahi işlem oranı (%79.3) Manisa Devlet Hastanesi'ne (%47.9), Merkez Efendi Devlet Hastanesi'ne (%48.5) ve Üniversite Hastanesi'ne (%31.7) göre çok yüksektir.Sonuç: Manisa kent merkezinde toplumun farklı grupları için yatarak tanı ve tedavi hizmetlerinin ulaşılabilir olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar sözcükler: Özel hastane, bekleme süresi, yatış süresi