
942
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de tütün tüketimi ve obeziteye bağlı kanser yükünün topluma atfedilebilir fraksiyon hesaplamaları ve coğrafi bilgi sistemi ile değerlendirilmesi
Günümüzde, ülkemizdeki başlıca mortalite nedenleri arasında kanserler ikinci sırayı almaktadır. Tütün tüketimi ve obezite kanser gelişimi için öncelikli risk faktörleridir. Bu çalışmada, tütün ürünleri ve obezite ile ilişkili kanserlerde bu risk faktörlerine atfedilebilir fraksiyonların (PAF) hesaplanması ve coğrafi bilgi sistemleri (CBS) analiz yöntemleri kullanılarak dağılım ve kümelenme özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. PAF hesaplamaları için risk faktörlerine ait prevalans verileri 2003 yılı Ulusal Hastalık Yükü ve Maliyet Etkililik Araştırması'ndan edinilmiş, tütün tüketimi için ayrıca Peto-Lopez yöntemine göre hesaplanan beklenen prevalanslar da analizlerde kullanılmıştır. Kanser insidansları ise T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan 2016 yılı Türkiye Kanser İstatistiklerinden ve Uluslarası Kanser Araştırma Kurumu ile Uluslararası Kanser Kayıtçılığı Birliği tarafından yayınlanan Beş Kıtadaki Kanser İnsidansları serisinin XI. sayısından edinilmiştir. Tütün ve obezitenin kanser gelişimi için rölatif riskleri Birleşik Devletler Kanser Prevansiyon Kohort Çalışması-II verilerinden ve Dünya Kanser Araştırma Fonu raporlarından alınmıştır. Bu farklı insidans ve prevalans verileri kullanılarak tütünle ilişkili kanserlerde dört, obezite ilişkili kanserlerde iki farklı modele göre PAF hesaplamaları ve ArcGIS Pro (Esri Inc., ABD) yazılımı kullanılarak CBS analizleri yapılmıştır. CBS analizlerinde alansal interpolasyon ve Anselin Lokal Moran I yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada 2019 yılı için tütün ile ilişkili kanserler grubundaki yeni tanı kanser olgularının erkeklerde %54,2-%61,9'unun, kadınlarda %23,2-%30,6'sının, obezite ile ilişkili kanserler grubundaki yeni tanı kanser olgularının ise erkeklerde %22-%22,4''ünün, kadınlarda ise %23,7-%24,3'ünün atfedilebilir olgular oldukları hesaplanmıştır. Coğrafi dağılım özellikleri bakımından PAF değerlerinin tütünle ilişkili kanserlerde erkeklerde özefagus ve akciğer kanserlerinde doğu ve güneydoğuda, oral kavite ve farinks kanserlerinde doğuda, kadınlarda özefagus kanserlerinde doğuda, akciğer kanserlerinde batı ve kuzeybatıda, mide kanserlerinde doğuda, oral kavite ve farinks kanserlerinde doğuda, obezite ile ilişkili kanser grubunda ise erkeklerde kolon kanserinde, kadınlarda postmenopozal meme kanserinde doğu ve kuzeydoğuda daha düşük olduğu tespit edilmiştir.
Ankara merkez ilçelerde çalışmakta olan aile hekimlerinin çocukluk çağı rutin aşı uygulamaları ve aşı tereddütüne sahip ebeveyne yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Giriş: Aşı, bulaşıcı hastalıklardan korunma açısından önemini hala korumaktadır. Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre her yıl 3 milyon kişi aşılanarak aşı ile önlenebilir hastalıklardan korunmaktadır. Buna rağmen, dünyada artan bir aşı tereddütü durumu söz konusudur. Aşı tereddütü, sürekli izleme gerektiren karmaşık bir küresel sorundur. Aşı yüzdeleri yüksek Amerika Birleşik Devletleri'nde bile sağlık çalışanlarının %85'inin her yıl en az bir ailede aşı tereddütü olma durumu ile karşılaştığı belirtilmektedir. Aşı tereddütünün çok faktörlü ve karmaşık nedenlerinin olması birey, aşı tedarikçisi, sağlık sistemi olmak üzere ulusal seviyelerde geniş bir yaklaşım yelpazesi gerektirmektedir. Ortaya çıkan tereddüt karşısında, sağlık çalışanları en güvenilir danışman olmakta ve ailenin çocuğunun aşılama kararlarında etkili olmaya devam etmektedir. Birinci basamak hizmetinde çocukluk çağı aşılanmasında en büyük sorumluluk aile hekimlerine düşmektedir. Sağlık çalışanlarının aile ile aşı hakkındaki iletişimi, aşılama yaklaşımı, aşı tereddütü varlığındaki yaklaşımları hakkında çalışma çok sınırlıdır. Bu nedenle, Ankara ili merkez ilçelerdeki aile hekimlerini temsil eden bir grupta, hekimlerin rutin çocuk aşıları uygulama yaklaşımları ve aşı tereddütü durumunda nasıl bir yol izlediklerini değerlendirmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Yöntem: Ankara ili merkez ilçelerinde çalışmakta olup araştırmaya dahil edilecek aile hekimleri tabakalı rastgele olarak belirlenmiştir. Araştırma kesitsel tipte bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırma sonunda 598 kişi çalışmaya katılmayı kabul etmiştir (örneklemin %90'ı). Araştırmada başlıca ilçe, aile hekimliği uzmanlığının olma durumu, aile hekimi olduğu süre, aile hekimine kayıtlı nüfus, kayıtlı 0-24 ay çocuk sayısı, aşı eğitimine katılma durumu, aşı tereddütü eğitimine katılma durumu, bilgi, tutum ve davranış puanının; aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu (5li likert olarak sorular sorulmuş olup tamamlama durumu için her zaman yapılması 5 puan, hiçbir zaman yapılması 1 puan olarak kodlanmıştır) üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Analizlerde ki-kare, student t testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon testi ve bu analizlerde anlamlı gelen literatürle de uyumlu olan değişkenlerin aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu puanları üzerindeki etkisini değerlendirmek için çoklu lineer regresyon modeli kullanılmıştır. Sonuç: Aşı tereddütü ile karşılaşma her ilçede varken (%58) son yaşanan aşı tereddütünün olma durumu en fazla Pursaklar'da (%94,1), en az Çankaya'da (%42,9) olmuştur. Lineer regresyon modeline göre aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu puanları üzerinde cinsiyet, yaş, aile hekiminin uzman olma durumu, kayıtlı nüfus ve 0-24 ay çocuk sayısının etkisi bulunmamaktadır. Davranış puanı her üç puana da etki etmekte ve davranış puanı artamasıyla bakılan puanlar da artmaktadır (sırasıyla β=0,285;0,346;0,361). Yüksek eğitim seviyesine sahip ilçelerde (Çankaya, Etimesgut, Yenimahalle) çalışan aile hekimlerinin aileye sorulabilecek soru ve aşı tereddütü ile karşılaşmada yapılabileceklerin uygulanma sıklığından aldığı puanlar daha düşük olmakta ancak tereddütle kaşılaşmada alınan puana etki etme durumunda istatiksel anlamlılık bulunmamaktadır. Aile hekiminin bulunduğu ilçedeki ailelerin özellikleri ve aile hekiminin davranışı rutin aşı uygulama ve aşı tereddütü yaklaşımlarında etkili olabilir. Bu konuda ilçeye özgü müdahalelerin yapılması ve aile hekimine aşı yaklaşımı konusunda eğitim verilmesi uygun olabilir.
Türkiye'deki itfaiyelerin afete hazırlıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Türkiye'de il, ilçe ve belde belediyelerine ve büyükşehir belediyesi itfaiye daire başkanlıklarına bağlı itfaiye birimlerinin afete hazırlık durumunun incelenmesi amaçlanmaktadır. Türkiye' deki büyükşehir belediyelerine bağlı itfaiye daire başkanlıkları, il, ilçe ve belde belediyelerine bağlı itfaiye birimleri araştırmanın evrenini oluşturmaktadır ve tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma kesitsel tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Araştırmada mektup ile anket uygulama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında itfaiye birimlerinin %74,7'sine ulaşılmıştır. Araştırmaya katılan itfaiye birimlerinin sorumluluk alanı nüfusu, Türkiye nüfusunun %83,3'ünü (69.240.155), itfaiye birimlerinin sorumluluk alanı yüz ölçümü, Türkiye yüz ölçümünün %78,6'sını (612.735 km2) oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan itfaiye birimlerinin %26,9'u birimlerinin afetlere müdahale etme durumlarının ve %30,6'sı afet ve yangınlarda görev yapacak personelin yeterli düzeyde olduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılan itfaiye birimlerinin %50,0'ı birimlerinde iç hizmet yönergesinin olduğunu, %42,1'i birimlerinde iç afet planının bulunduğunu, %23,4'ü birimlerinde dış afet planının bulunduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılan itfaiye biriminin afete hazırlık puanlarının ortalama değeri 20,32, standart sapması 14,380, ortanca değeri ise; 17,00'dır.
Çubuk İlçesi'indeki devlet okullarında 2018-2019 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 4.sınıf öğrencilerinde florürlü vernik uygulama sıklığı ve ebeveynlerinin ağız diş sağlığı bilgi ve uygulamaları
Ağız ve diş hastalıkları birçoğu önlenebilir olmasına rağmen görülme sıklığı yüksek hastalıklar olup, hastalık yükünün büyük bir kısmını diş çürüğü ve diş eti hastalıkları oluşturmakta, özellikle diş çürüğü okul çağı çocuklarının büyük çoğunluğunu etkileyen küresel bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürmektedir. Diş çürüğü ile mücadelenin temelini diyet şeker tüketim miktar ve sıklığının azaltılması ve florür kullanımı oluşturmaktadır. Kesitsel tipteki bu araştırma ile Çubuk İlçesi'nde 2018-2019 Eğitim Öğretim yılında devlet okullarında eğitim gören dördüncü sınıf öğrenci ebeveynlerinin, florürlü vernik uygulamasına yaklaşımları, bu uygulamanın çocuklarına yapılma sıklığı ve ebeveynlerin, uygulamayla ilişkili ağız diş sağlığı bilgi ve uygulamalarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu ve gerekli diğer Kurum izinlerin alınmasını takiben 13 devlet ilkokulunda araştırmaya katılmayı kabul eden 513 dördüncü sınıf öğrencisinin ebeveyni ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %87,7'sini anneler %12,3'ünü babalar oluşturmaktadır ve yaş ortalaması 35,37± 5,88'tür. Ebeveynlerin %30,2'si günde en az iki kez dişlerini fırçaladığını; yalnızca %5,3'ü yılda en az bir kez kontrol amaçlı diş hekimine gittiğini belirtmektedir. Ebeveynlerin 4. sınıftaki çocuklarının ana sınıfından itibaren 5 yıllık florürlü vernik uygulama kayıtları da incelenmiştir. Ana sınıfında florürlü vernik uygulamasına ebeveynlerin %64,0'ı izin verirken, 4. sınıfın bahar yarıyılında %31,0'inin izin verdiği görülmektedir. İlçe merkezinden katılan ebeveynlerde (p=0,014), çocukların lise ve üstü okul bitiren annelerinde (p=0,013) ve babalarında (p=0,007) florürlü vernik retlerinin istatistiksel olarak anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Florürlü vernik uygulaması ile ilgili sınıf öğretmenine danıştığını (p<0,001) belirten ebeveynlerde anlamlı ölçüde izin verme daha fazla iken, ağız diş sağlığı bilgilerini internetten edindiğini belirten ebeveynlerde (p=0,044) anlamlı olarak retler daha yüksektir. Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içinde öğretmenlerin florürlü vernik uygulaması ile ilgili bilgi ve motivasyonlarının arttırılarak programdaki rollerinin güçlendirilmesi önemlidir.
The perceptions of health professionals serving in primary healthcare centers about healthcare provision, and the level of burnout among them
Objective: The purpose of this study is to investigate the level of burnout and perceptions of health professionals serving in primary healthcare centers in four provinces in Turkey, namely Gaziantep, Hatay, İzmir, Şanlıurfa, Method: The study was conducted in primary healthcare facilities in Gaziantep, Hatay, İzmir and Şanlıurfa. A survey with 85-items was used to collect data for demographic information, perceptions of healthcare professionals regarding their services and burnout. Maslach Burnout Inventory (MBI) was utilized to explore the level of burnout. A total of 236 healthcare professionals completed the survey, out of which 224 responses were used in the analyses. Results: The results showed that healthcare professionals serving migrant groups mainly face challenges linked to linguistic barriers. Most of them consider interpreter services to be essential and appreciate the importance of training. Among the three burnout subscales of the Maslach Burnout Inventory (MBI), particularly Emotional Exhaustion (EE) was found to have a relationship with a variety of factors like age, current workplace, training, number of children, profession, year of graduation, duration of work and knowledge of a common language, legal status and culture. Depersonalization (DP) was associated with age and knowledge of a common language, legal status and culture. Finally, Personal Achivement (PA) showed a relationship with the duration of work, gender and knowledge about culture. Conclusion: Evidence gathered in this study suggests that healthcare professionals serving migrant groups, particularly the ones working in in Family Health Centers and those with limited professional experience, need to be supported by interventions targeting linguistic and cultural barriers. Capacity building opportunities and effective human resource management in the health facilities need to be ensured for staff welfare and improvement of healthcare services. Keywords: asylum seeker; challenges; burnout; delivery of health care; health care provider; Maslach Burnout Inventory; refugee
Bir meslek yüksekokulunda kapsamlı ağız diş sağlığı bilgisi ölçüm aracının Türkçeye uyarlanması ve ağız diş sağlığı bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Ağız ve diş sağlığı (ADS) genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Halk sağlığının önemli çalışma konularından biri ADS'nin geliştirilmesi ve korunmasıdır. Metodolojik nitelikteki bu araştırmada ağız ve diş sağlığı okuryazarlığı (ADSOY) alanında geliştirilmiş bir ölçüm aracı olan Kapsamlı Ağız ve Diş Sağlığı Bilgisi Ölçüm Aracı (CMOHK)'nın Türkçeye uyarlanması, bir meslek yüksekokulunda ADSOY düzeyinin belirlenmesi, bazı sosyodemografik özellikler ve davranış özellikleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Araştırma grubunu Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu'nda 2018-2019 Bahar Dönemi'nde kayıtlı, 18-25 yaşları arasındaki araştırmaya katılmayı kabul eden 314 öğrenci oluşturdu, 307 adet form araştırmaya dahil edildi. Verilerin analizinde SPSS programı ile tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi, Mann Whitney U testi ve Kruskall Wallis testleri yapıldı. Geçerliliğin değerlendirilmesinde dil geçerliliği, yüzey geçerliliği, kapsam geçerliliği, yapısal geçerlilik adımları, Türkçeye uyarlanmasında International Test Comittee ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen adımlar izlendi. Güvenilirlik analizleri kapsamında iç tutarlılık katsayıları sırası ile: Cronbach alfa için 0,70; Kuder-Richardson-20 (KR-20) için 0,71 ve iki yarı için 0,71 olarak hesaplanarak, Türkçe-CMOHK (T-CMOHK), ADSOY alanında bir eksikliği gideren, geçerlilik ve güvenilirlik kriterlerini karşılayan bir araç olarak bulundu. Analizler sonucunda katılımcıların ortalama puan değeri 14,21±3,49, ADSOY düzeyi %38,8'i (n=119) zayıf, %33,9'u (n=104) orta, %27,3'ü (n=84) iyi olarak bulundu. T-CMOHK'nin, ADS davranışları ile ADSOY arasındaki ilişkiyi incelemek üzere farklı sosyoekonomik özelliklere sahip, daha geniş gruplarda uygulanması önerilmektedir. Böylece aracın geçerlilik ve güvenilirliğinin pekişmesi ve ülkemizde ADS sorunları ile ilgili ihtiyaçları saptayabilmek mümkün olacaktır.
COVID-19 ve sağlık çalışanlarının ruh sağlığı ilişkisinin çeşitli veri tabanları üzerinden sistematik incelenmesi araştırması
COVID-19 salgını, salgınla mücadelenin ön saflarında yer alan sağlık çalışanlarının ruh sağlığını önemli ölçüde etkileme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, sağlık çalışanlarının ruhsal durumunu ve ilişkili olabilecek faktörleri anlamak salgını daha iyi yönetebilmek için acil bir önceliktir. Bu araştırmanın amacı, COVID-19 salgını sırasında sağlık çalışanları arasında depresyon, anksiyete, tükenmişlik ve stres sıklığına ve ilişkili olabilecek faktörlere ilişkin mevcut kanıtları sentezlemek ve analiz etmektir. Çeşitli veri tabanlarından 1 Kasım 2020'ye kadar aranan kayıtlar çalışmaya dahil edilmiştir. Sıklık tahminleri için rastgele bir etki modeli kullanılmıştır. Her bir çalışma için taraf tutma riski değerlendirilmiş olup, sıklık tahminleri için hem tüm çalışmalardan elde edilen hem de taraf tutma riski düşük olan çalışmalardan elde edilen değerler hesaplanmıştır. Araştırma protokolü PROSPERO'da kayıtlı ve çevrimiçi olarak mevcuttur. Sistematik derleme için 72, meta analiz için 46 çalışma değerlendirilmiştir. Toplam sıklık; anksiyete için %33,9 (26,4-41,4 %95 Güven Aralığı), depresyon için %34,2 (29-39,4 %95 GA), tükenmişlik için %45,5 (29,3-61,7 %95 GA), stres sıklığı %49,7 (34,5-64,9 %95 GA) olarak bulunmuştur. Taraf tutma riski düşük olarak değerlendirilen çalışmalardan elde edilen sıklık ise; anksiyete için %33,2 (21-45,5 %95 Güven Aralığı), depresyon için %33,4 (27,3-39,4 %95 GA), tükenmişlik için %39,6 (19,13-60,2 %95 GA), stres sıklığı %55,2 (30,3-80,1 %95 GA) olarak bulunmuştur. Kadın, COVID-19 hastalarıyla yakın temas riski yüksek, kişisel koruyucu ekipmanın yetersiz olduğunu düşünen sağlık çalışanlarında ruh sağlığının daha kötü olduğu sonucuna varılmıştır. Salgın nedeniyle ağır koşullar altında çalışan sağlık çalışanlarının önemli bir kısmı ruhsal sorunlar yaşamaktadır. Çalışanların ruh sağlığı risklerini azaltmanın ve uygun müdahaleleri ayarlamanın yollarını bulma ihtiyacı acildir.
İşyeri Sağlık Personeli Derneği üyelerinin çalışma koşullarının değerlendirilmesi
İş yeri hemşireleri iş sağlığı ve güvenliği ekibinin önemli üyesidir. Türkiye'de yönetmelik gereği hemşireler, sağlık memurları, acil tıp teknisyenleri ve çevre sağlığı teknisyenleri diğer sağlık personeli olarak çalışabilmektedir. Bu çalışma, İşyeri Sağlık Personeli Derneği üyelerinin çalışma koşullarını, sosyo-demografik özelliklerini, iş sağlığı ve güvenliği açısından yaşadıkları sorunları ve dernek üyelerinin iş sağlığının gelişmesine yönelik önerilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri 50 soruluk veri toplama formu ile elektronik ortamda toplanmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu araştırmaya 500 dernek üyesinden 277'si (%55,4) katılmıştır. Katılımcıların %54,5'i kadın, %56,0'sı evli, %48,0'i çocuksuz, %44,1'i 20-29 yaş arasındadır. Araştırmaya en çok Ankara'dan katılım olmuştur (%17,0). 2010-2019 yılları arasında mezun olanlar araştırmacıların %59,9'unu oluşturmaktadır. Araştırmaya katılanların %49,5'i hemşire %40,1'i ortaöğretim mezunu, çalıştıkları birim %52,7 ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi, %55,2'si mesleğinde ilk 10 yıldadır. Araştırmanın sonucuna göre, iş yeri hemşirelerinin %39,1'inin çalıştıkları ortamda tedavi/muayene odası bulunmaktadır. %23,1'inin iş yerinde kullanabilecekleri kişisel koruyucu donanım bulunmamaktadır. Araştırmanın sonucunda iş yeri sağlık personelinin çalışma saatlerinin, maaşların, mevzuatın, çalışan haklarının ve güvencelerin geliştirilmesi gerektiği; çalışanların yeterli sağlık ekipmanı, kişisel koruyucu donanım, uygun çalışma ortamına sahip olmadığı belirlenmiştir. Bu araştırma sonucunda iş yeri hemşirelerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi, diğer sağlık personeli isminin değiştirilmesi ve mevzuatın değiştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İş yeri hemşiresi, iş yeri sağlık personeli, iş sağlığı ve güvenliği, çalışma koşulları, iş güvencesi
Bir çocuk hastanesi yoğun bakımında 2012 –2019'da ventilatör ilişkili pnömoniye dair risk faktörleri: Bir olgu-kontrol araştırması
Giriş: Ventilatör ilişkili pnömoniler, en sık görülen ikinci sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyon olup, yoğun bakım ünitelerindeki ölümlerin en önemli sebeplerindendir. Amaç: Bu çalışmada, çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan ve mekanik ventilatör altında takip edilen hastalarda ventilatör ilişkili pnömoni gelişiminde etkili risk faktörlerini belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Araştırma bir olgu-kontrol bir araştırmadır. Araştırmanın olgu ve kontrol grubunu, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde 1 Ocak 2012 - 1 Aralık 2018 tarihi arasında yatan ve 48 saatten uzun süre mekanik ventilatör tedavisi altında takip edilen toplam 170 hasta oluşturmuştur. Olgu grubuna ventilatör ilişkili pnömoni tanısı konulan hastalar dahil edildi. Kontrol grubunu olgu ile aynı yaşta ve cinsiyette olan ve mekanik ventilatör altında izlenirken ventilator ilişkili pnömoni geliştirmemiş olan hastalar oluşturdu. Hastalara ait, yaş, tanı, cinsiyet, hastanın göçmen olup olmadığı, altta yatan hastalık varlığı, çocuk yoğun bakıma yatış endikasyonu, mekanik ventilatör günü, ventilatör ilişkili pnömoni gelişme süresi, PRİSM skoru, immünyetmezlik varlığı, hastada nasogastrik sonda takılması, total parenteral nutrisyon uygulanması, acil entübasyon, göğüs tüpü takılması, kan transfüzyonu yapılması, santral venöz kateter varlığı, enteral beslenme, eş zamanlı antibiyotik kullanımı, H2 reseptör antagonist ilaç uygulaması, kardiyopulmoner resustasyon yapılmasını içeren değişkenler ele alındı. Bulgular: Çalışmada olgu grubunda H2 antagonist kullanan hasta sıklığı, hiperglisemi görülme sıklığı, nazogastrik sonda kullanma sıklığı, kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı yüksekti (p<0.001, p=0,005, p=0,026). Kontrol grubunda VİP gelişmeden önceki dönemde hastalara kardiyopulmoner resustasyon yapılma hikayesi olan hasta sıklığı istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p=0.002). Çoklu analiz sonuçlarına göre nazogastrik sonda takılması 6.5 kat (GA:1.49-28.84), H2 reseptör antagonisti kullanımı 4.17 kat (GA:2.023-8.626), hiperglisemi varlığı 2.18 kat (GA: 1.073- 4.432), mekanik ventilasyon süresinin 1 yıldan uzun sürmesi 4.29 kat (GA: 1.081-10.232), mekanik ventilasyon süresinin 3 ay ila 1 yıl arası olması 2.69 kat (GA: 1.011-7.133), PRİSM skorundaki 1 birim artış ventilator ilişkili pnömoni gelişme riskini % 8 artırmaktadır (GA:1.007-1.163). Sonuç: Çocuklarda ventilatör ilişkili pnömoni gelişmesinde çok çeşitli risk faktörleri rol oynar. Özellikle H2 reseptör antagonist kullanımı ve nazogastrik kullanımı ventilatör ilişkili pnömoni riskini artıran değiştirebilen faktörler olup, ventilatör ilişkili pnömoni önlem paketleri hazırlanırken bu iki durum gözönünde tutulmalıdır. Ayrıca hiperglisemi ventilatör ilişkili pnömoni gelişmesinin erken habercisi olabilir.
İzmir ili Gaziemir ilçesinde öğrenim gören 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin internet ve akıllı telefon bağımlılık düzeyleri ve ilişkili faktörler
Giriş ve Amaç: Günümüzde ergenler için internet ve akıllı telefonlar hayatın doğal birer parçasıdır. Bu teknolojilerin kullanımı birçok avantaj sağlamakla beraber riskler de içerir. Özellikle çocuğun gelişimsel sürecinde yaşadığı sorunlar ileriki dönemlerde internet ve akıllı telefon bağımlılığı ile sonuçlanabilmekte, bireysel ve toplumsal zararlar oluşturabilmektedir. Çalışmanın amacı; İzmir ili Gaziemir ilçesinde öğrenim gören ortaokul 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinde internet ve akıllı telefon bağımlılık düzeylerini ve ilişkili faktörlerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma İzmir ili Gaziemir İlçesinde 2017 yılında öğrenim gören 6, 7 ve 8. sınıftan toplam 2074 öğrenci (kapsayıcılık %94,3) ile yürütülmüş kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın bağımlı değişkenleri internet ve akıllı telefon bağımlılıklarıdır. Kwon'un Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeği (Smartphone Addiction Scale-SAS) ve Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu (the Short Form of Young's Internet Addiction Test-YIAT-SF) kullanılmıştır. Öğrencilerin bağımlı değişkenleri ile sosyodemografik özellikleri, yaşam tarzı faktörleri, internet kullanım özellikleri, cep telefonu kullanım özellikleri ve psikososyal özellikleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Verilerin analizinde Student T testi, Kruskal Wallis testi ve lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 12,1±1,2'dir. Öğrencilerin %49,5'i kız, %50,5'i erkektir. Öğrencilerin %99,8'i internet kullanmaktadır ve internet bağımlılığı puan ortalaması 24,0±9,9'dur (n:1928). Öğrencilerin %69,6'sının akıllı cep telefonu vardır ve akıllı telefon bağımlılığı puan ortalaması 78,6±29,6'dır (n:1736). Öğrencilerin %78,3'ü akıllı telefonundan internete bağlanmaktadır. Düşük okul başarı algısı, interneti haberleşme amaçlı kullanılma, interneti yeni insanlarla tanışma amaçlı kullanma, interneti televizyon kanallarını izlemek için kullanma, akıllı telefon ile internete bağlanma, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu açısından sınırda/problemli düzeyde olma, düşük iyilik hali, istatistiksel açıdan anlamlı olarak internet bağımlılığını açıklayıcı nitelik taşımaktadır (p<0,05). Düşük okul başarı algısı, kendine ait akıllı telefonu olması, akıllı telefon ile internete bağlanılması, akıllı telefon ile fotoğraf çekilmesi, akıllı telefon ile çevrimiçi oyun oynanması, interneti arkadaşlarla haberleşme amaçlı kullanma, interneti televizyon kanallarını izleme amaçlı kullanma, düşük anne baba ilgisi, akran sorunlarının çok olması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu açısından sınırda/problemli olma, düşük iyilik hali istatistiksel açıdan anlamlı olarak akıllı telefon bağımlılığını açıklayıcı nitelik taşımaktadır (p<0,05). Öğrencilerin akıllı telefon bağımlılığı ile internet bağımlılığı arasında anlamlı, pozitif yönlü, orta kuvvette bir korelasyon mevcuttur (r=0,664, p<0,001). Sonuç: Akıllı telefonundan sosyal medya kullanan (arkadaşlarıyla haberleşen ve yeni insanlarla tanışan), dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu puanı yüksek olan, okul başarı algısı düşük olan ve iyilik hali puanı düşük olan ergenlerde hem internet bağımlılığı hem de akıllı telefon bağımlılığı puanları daha yüksektir. Akıllı telefondan çevrimiçi oyun oynayan, akran sorunları puanı yüksek olan, anne baba ilgisi puanı az olan ve akıllı telefonu fotoğraf çekme amaçlı kullanan ergenlerin akıllı telefon bağımlılığı puanı daha yüksektir. İnternet ve akıllı telefon teknolojilerinin doğru kullanımının sağlanması için davranış kalıplarının oluşmaya başladığı çocukluk ve erken ergenlik dönemi korumaya yönelik müdahaleler açısından değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: İnternet bağımlılığı, akıllı telefon bağımlılığı, ergen, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
Ege üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı sigara bırakma polikliniği'nde davranış değişikliğine yönelik uygulama ile kilo kontrolü
Giriş ve Amaç: Sigara bırakma sonrası ağırlık artışı olabilmektedir ve ağırlık artışı sigara bırakma tedavisinin terkedilmesine yol açabilmektedir. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan ağırlık artışının önlenmesi için sigarayı bırakan bireylere destek olunmasında yarar vardır. Davranış değişikliği tedavisi ile yapılan müdahaleler bireylerde daha etkili ve kalıcı olmaktadır. Araştırmanın birincil amacı sigarayı bırakmaya başlamış bireylerde diyetisyen tarafından uygulanan bilişsel davranışçı tekniklerin kilo kontrolüne etkisi olup olmadığını belirlemektir. İkincil amacı ise bireylerde kilo değişimi olmasa bile kilo alımı konusunda riskli davranışlarının değişim gösterip göstermediğini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Önce-sonra karşılaştırmalı girişimsel tipte bir çalışmadır. Çalışma grubunu Kasım, Aralık 2017 ve Ocak 2018 aylarında Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Sigara Bırakma Polikliniği'ne başvurup araştırma döneminden 1 ay önce sigarayı bırakmaya başlamış olan 18-65 yaş arası bireyler oluşturmaktadır. Etki büyüklüğü 0,5, hata payı %5 ve çalışmanın gücü 0,8 alınarak toplam örnek büyüklüğü 34 olarak hesaplandı. Araştırma 29 bireyle tamamlandı. Etik kuruldan onay alındı. Verilerin toplanmasında hem ilk görüşme hem izlem görüşmesinde araştırmacının hazırladığı anket ve Beslenmeyle İlgili Bilişsel Kalıpları Değerlendirme Formu, Riskli Davranışlar Ölçeği (RDÖ), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ), Küresel Fiziksel Aktivite Anketi (GPAQ) kullanıldı. Sigara Bırakma Polikliniği Değerlendirme Formundan da yararlanıldı. Girişim olarak araştırmacı ilk görüşmede davranış değişikliği danışmanlığı ve değerlendirme içeren ortalama 40 dk süren yüz yüze bireysel görüşme yaptı. Çalışmanın birincil etkinlik değişkenleri; ağırlık değişimi, beden kütle indeksi değişimidir. İkincil etkinlik değişkenleri; bel çevresi değişimi, kalça çevresi değişimi, 8 sorudan oluşan Riskli Davranışlar Ölçeği skorları ve değişimi, 33 soru içeren Hollanda Yeme Davranışı Anketi skorları ve değişimi, 10 sorudan oluşan Beslenmeyle İlgili Bilişsel Kalıpları Değerlendirme Formu skorları ve değişimidir. Veri analizinde bağımsız gruplarda ki kare testi, bağımlı gruplarda Mc Nemar testi kullanıldı. Bağımlı gruplarda ortalamalar Wilcoxon eşleştirilmiş iki örnek testiyle karşılaştırıldı. İki bağımsız ortalama arasındaki farkın karşılaştırılması için Mann-Whitney U testi kullanıldı. Önemlilik düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Araştırma grubunun 13 kadın, 16 erkek bulunmaktadır. İlk diyetisyen görüşmesindeki ağırlık, ilk sigara bırakma başvurusundaki ağırlığa göre yaklaşık 6 haftada ortalama 2,26 kg artmıştır (p<0,001). Kontrol görüşmesi; katılımcıların yirmi dördü ile yüz yüze, beş kişiyle telefon görüşmesi şeklinde gerçekleştirildi. Kontrol görüşmesindeki ağırlık, ilk diyetisyen görüşmesindeki ağırlığa göre 4,6 haftada ortalama -0,90±1,57 kg azaldı. (p=0,004). İlk görüşmedeki BKİ (27,45±4,48) ile kontrol görüşmesindeki BKİ (27,14±4,35) arasında anlamlı azalma saptandı (p=0,003). İlk görüşmede ve kontrol görüşmesindeki; bel çevresi (94,83±15,11 - 93,00±14,48), kalça çevresi (104,14±7,70 ve 102,66±7,38), RDÖ puanı (21,69±6,70 ve 15,62±5,68), DEBQ tüm bölümlerinde (kısıtlayıcı yeme, duygusal yeme ve dışsal yeme) (101,97±26,06 ve 128,83±23,16), GPAQ puanı (1824,41±4662,98 ve 3501,66±5303,83), sedanter süre (423,10±241,12 ve 366,21±172,22) arasında olumlu yönde anlamlı değişim saptandı. Sonuç: Davranış değişikliğine yönelik bireysel eğitimle birlikte sigara bırakma sonrası artan ağırlık, bel ve kalça çevresi, BKİ'nin anlamlı olarak azaldığı görüldü. Beslenme konusunda riskli davranışlara yönelim azaldı. Kısıtlayıcı, duygusal ve dışsal yeme davranışları düzeldi. Sonuçlar beslenmeyle ilgili davranışları etkileyen bilişsel hataların azaldığını göstermektedir. Fiziksel aktivitede artış oldu. Sedanter olarak geçirilen süre azaldı. Yapılan müdahalenin etkili bulunmasıyla beraber polikliniğe başvuran birinci ayını dolduran bireylere davranış değişikliğine yönelik ağırlık kontrolü eğitimi yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Sigarayı bırakma; davranışsal eğitimler ve etkinlikler; diyet; vücut ağırlığı değişimleri; Beden Kütle İndeksi
İzmir ili Karşıyaka ilçesi sınıf öğretmenlerinde siberkondri düzeyi ve ilişkili faktörler
Giriş ve Amaç: İnternet üzerindeki tıbbi enformasyona aşırı maruz kalma nedeni ile sağlık anksiyetesinin artması siberkondri olarak tanımlanmaktadır. Siberkondri, sağlık anksiyetesinin arttırmasının yanında kişilerin işlevselliğini bozmakta ve yaşam kalitesini düşürmekte, doktorlara güvenini azaltmakta, sağlık hizmeti kullanımlarını arttırmaktadır. Siberkondrinin, güvenilir olan ve güvenilir olmayan çevrimiçi enformasyon kaynaklarını ayırt edebilmede güçlük ile ilişkili olabileceği, bu ayrımı yapabilmeyi ise bireylerin eğitim seviyesi, enformasyonu değerlendirebilme yetenekleri ve teknolojik becerileri etkileyebileceği belirtilmektedir. Bu çalışmanın amacı; İzmir ili Karşıyaka ilçesi sınıf öğretmenlerinde, siberkondri düzeyini belirlemek ve siberkondri düzeyi ile ilişkili olabilecek etmenleri araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini İzmir ili Karşıyaka ilçesi kamu ilkokullarında çalışmakta olan sınıf öğretmenleri oluşturmaktadır. Evren 538, prevalans %50, güven aralığı %95, hata payı %5 ve yedek %20 alınarak örneklem büyüklüğü 270 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın kapsayıcılığı %89,2'dir.. Çalışmanın bağımlı değişkeni; siberkondri düzeyidir. Siberkondri düzeyinin ölçülmesinde Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Kısa Formu (SCÖ-15) kullanılmıştır. Bağımsız değişkenler sosyoekonomik ve çalışma yaşamı, sağlık durumu, sağlık arama davranışı, internet kullanımı ile ilgili değişkenler ve sağlık okuryazarlığı düzeyi olmak üzere beş başlık altında gruplandırılmıştır. Değişkenleri içeren anket formundaki sorular; çalışmaya katılmayı kabul eden öğretmenler tarafından öz bildirim yöntemi ile doldurulmuştur. Toplanan verilerin analizinde Student T, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis H testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenirliğinin belirlenmesinde Cronbach alfa katsayısı hesaplanmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 49,1 (±7,1) olan sınıf öğretmenlerinin %71,4'ünü kadınlar oluşturmaktadır. %33'ünde kronik hastalık tanısı mevcuttur ve %4,1'nin psikiyatrik hastalığı olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların sağlık durumlarına verdikleri puan ortalaması 78,2 (±13,9) olarak saptanmıştır. Çalışma grubu sağlık ile ilgili konularda en sık sağlık personelini (% 77,2), ikinci olarak interneti (%40,7) kaynak olarak kullanmaktadır. Sağlıkla ilgili en güvendikleri kaynak sıralamasında; en sık (%94,6) sağlık personeli ardından (%35,3) internet gelmektedir. Çalışmaya katılan kişilerin interneti en sık kullanma amaçları; iş ve mesleki araştırma yapma (%50,2), sosyal ağlarda sağlık dışı paylaşım yapma (%32,0), sağlık ile ilgili araştırma yapma (%21,6) olarak sıralanmaktadır. Sağlıkla ilgili olarak interneti kullanma amaçları ise birincil olarak sağlık/ hastalık araştırmak (% 29) ve doktor/diyetisyen randevusu almak (%22,8), ikincil olarak olarak hastalık semptomlarını araştırmaktır (% 23,2). Çalışmaya katılan öğretmenlerin siberkondri puan ortalaması 33±8.4 olup; sağlık durumuna verilen puan, sağlıkla ilgili kullanılan kaynak, internette geçirilen süre, internette tıbbi araştırma ile geçirilen süre, interneti zorunlu ihtiyaçları için kullanma, internette sağlık/hastalık araştırma ve hastalık semptomlarını araştırmanın siberkondri puanı ile ilişkili etmenler olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada sınıf öğretmenlerinin siberkondri düzeyi orta düzeyde saptanmıştır. Sağlık durumuna düşük puan verenlerde, sağlıkla ilgili en sık kaynak olarak interneti kullananlarda, internette özellikle tıbbi araştırma ile daha fazla vakit geçirenlerde, interneti sağlıkla ilgili zorunlu olmayan ihtiyaçları için kullananlarda ve internette sağlık/ hastalık araştıranlarda, hastalık semptomlarını araştıranlarda siberkondri düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Sağlık personeli tarafından internet kullanıcılarına internetin sadece sağlıkla ilgili enformasyon elde etmenin bir yolu olduğu, her kaynağın güvenilir olmadığı özellikle kendi kendine teşhis koymak için uygun bir araç olmadığı hakkında bilgilendirme yapılmalı ve danışmanlık verilmelidir. Sağlıkla ilgili güvenli internet kullanımına yönelik halk eğitimleri yapılmalı, kişilerin doğru bilgiye güvenilir kaynaklardan ulaşması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: siberkondri; sağlık anksiyetesi; öğretmen
Öğrencilerin dijital oyun bağımlılığının obezite mevcudiyeti ve LGS başarısı ile ilişkisinin incelenmesi
Dijital oyun bağımlılığı (DOB); oyun oynama isteği ve ayrılan süre üzerinde kişinin kontrolünü kaybetmesiyle, bu aktivitenin diğer sorumlulukların ihmali seviyesinde kişinin hayatında yüksek öncelik haline gelmesi olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada lise 1. sınıf öğrencilerinin katılımıyla; DOB'un, Liselere Geçiş Sistemi Sınavı (LGS) başarısı ve obezite mevcudiyetine etkisinin değerlendirmesi amaçlandı. Araştırma kesitsel türde tasarlandı. Araştırmanın evrenini Konya'nın Meram ilçesinde bulunan liseler oluşturmaktadır. Meram ilçesinde 13 tanesi özel lise, 8 tanesi de LGS puanına göre öğrenci kabul eden lise olmak üzere 39 lise arasından basit rastgele yöntemle seçilen; LGS puanı ile öğrenci alan 4 lise ve LGS puanından bağımsız öğrenci alan 5 lise olmak üzere toplam 9 lisede, 417 adet lise 1. sınıf öğrencisinden 2022 yılının mayıs ayında, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nden gerekli izinler alınmak suretiyle, veriler yüz yüze toplandı. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatürdeki benzer çalışmalar incelenerek derlenen veri toplama formu ve "Çocuklar İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (ÇİDOBÖ)" kullanıldı. LGS puanı ile "dijital oyun oynamaya yönelik aşırı odaklanma ve çatışma" alt faktörü (r=0,144, p=0,003) ve "oyun süresinde tolerans gelişimi ve oyuna yüklenen değer" alt faktörü (r=0,108, p=0,027) arasında düşük seviyede pozitif bir korelasyon saptandı. LGS puanı ile öğrenci kabul eden 4 okul ile LGS puanına bakılmadan yerleşilen 5 okulda ÇİDOBÖ ile alt faktörleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık tespit edilmedi. BKİ grubuna göre ÇİDOBÖ ve alt faktörleri arasında istatistiksel farklılık tespit edilmedi. Öğrencilerin %3,4'ü ÇİDOBÖ'ye göre normal, %13,4'ü bağımlı ve %1,2'si yüksek düzeyde bağımlı grupta yer almaktaydı. Öğrencilerin BKİ ve ÇİDOBÖ grupları arasında farklılık tespit edilmedi. Erkek öğrencilerde, kız öğrencilere kıyasla daha yüksek düzeyde DOB görüldü. LGS puanı ile ÇİDOBÖ'nün "dijital oyun oynamaya yönelik aşırı odaklanma ve çatışma" ile "oyun süresinde tolerans gelişimi ve oyuna yüklenen değer" isimli iki alt faktörü arasında düşük seviyede korelasyon olduğu belirlendi. Obezite mevcudiyeti ile DOB arasında bir ilişki tespit edilmedi.
Uzaktan sağlık hizmetlerinin kullanılmasına yönelik tutum ölçeği geliştirilmesi
Amaç: Bu çalışmada uzaktan sağlık hizmetlerinin kullanılmasına yönelik tutumu değerlendirmek için kullanılacak ölçeğin geliştirilmesi, geliştirilen ölçeğin güvenilirlik ve geçerlilik çalışmasının yapılması ve ölçekten alınan puan ile ilişkili olabilecek özelliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Konya ili Meram ilçesinde yer alan Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 18 yaş üstü 600 hasta ve hasta yakını ile gerçekleştirilen bu çalışma metodolojik türde tasarlanmıştır. Araştırmada veri toplamak için sosyo-demografik özellikler formu ve 5'li likert yapıda tasarlanan aday ölçek formu kullanılmıştır. Veri toplama formları katılımcılara gözlem altında uygulanmıştır. Veri analizi için SPSS ve R programları kullanılmıştır. İstatistiksel olarak p<0,05 olan durumlar anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya güvenilirlik ve Açıklayıcı Faktör Analiz (AFA) için 250 kişi, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) için 350 kişi, toplamda 600 kişi dâhil edildi. Aday ölçeğin tüm güvenilirlik ve geçerlilik analizlerinden elde edilen sonuçların yeterli düzeyde olduğu tespit edildi. Tek alt boyuttan ve 18 maddeden oluşan ölçeğin toplam açıklanan varyansının %53,8, Cronbach's Alpha katsayısının 0,947 olduğu bulundu. Ölçekten alınan puan ile çalışma durumu, kronik hastalık varlığı arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda "Uzaktan Sağlık Hizmetlerinin Kullanılmasına Yönelik Tutum Ölçeği" adında 18 sorudan oluşan 5'li likert yapıda yeni bir ölçme aracı geliştirilmiş, güvenilirlik ve geçerlilik analizleri yapılarak 18 yaş üstü bireylerde kullanılmaya uygun olduğu gösterilmiştir.
İstanbul ilinde bir sağlık kuruluşuna başvuran gebe kadınların fonksiyonel gıda bilgi durumu, tüketim sıklığı ve beslenme durumlarının incelenmesi
Fonksiyonel gıda kavramı, gıdalarda doğal yolla bulunabilen, normal diyetin bir parçası olarak tüketildiğinde sağlığa olumlu yönde etki sağlayacak bileşenlerin gıdalar içerisindeki miktarının yeterli görülmediği durumlarda arttırılması, hiç bulunmuyorsa zenginleştirilmesi yoluyla tüketiciye sunulan gıdalar olarak bilinmektedir. Gebelik dönemi kadının normal yaşamına kıyasla enerji ve besin öğesi ihtiyacının arttığı bir dönemdir. Gebe kadının gereksinimleri, içinde bulunduğu sağlık koşulları dikkate alınarak belirlenmektedir. Gebelik sürecinde sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme gebenin kendi ihtiyacı olan enerji ve besin öğesinin karşılanmasıyla vücut depolarının dengelenmesi, bebeğin büyüme ve gelişmesinin sağlanması, doğum sonrası bebeğin karşılaşabileceği yanlış ve yetersiz beslenmeye bağlı görülen kronik hastalıkların engellenmesi için önemlidir. Gebelik dönemi anne ve bebek sağlığı için önemli olduğundan bu çalışmaya gebelerin katılımıyla;fonksiyonel besinlerin gebeler tarafından bilinirliği, gebelik döneminde tüketim sıklığı ve gebelerin sağlıklı beslenme tutumlarının incelenmesi amaçlandı. Araştırmamız kesitsel türde planlandı. Araştırmanın evreni İstanbul'da bulunan bir sağlık kuruluşu oluşturmaktadır. Çalışma Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde tamamlandı. Toplam 12 gebe polikliniğine başvuran gebelerden rastgele seçilerek çalışmaya katılmak için gönüllülük esasıyla veriler katılımcılardan yüz yüze toplandı. Verilerin toplanmasında kullanılan anket formu, araştırmacı tarafından literatür taramasıyla benzer konularda yapılmış çalışmalar incelenerek hazırlandı ve Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği'nden (SBİTÖ) yararlanıldı. Gebelerin, gebelik öncesi ve gebelik sırasında fonksiyonel gıda tüketim sıklıklarında artış olduğu belirlendi. Araştırmaya katılan gebelerin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum ölçeği ve alt boyutları sonuçlarına göre fonksiyonel gıda kavramını daha önce duyma durumları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark tespit edildi (p<0,001). Gebelerin çalışma durumu ile sağlıklı beslenmeye yönelik tutum arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki saptandı (p<0,010). Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'ne başvuran gebelerin öğrenim durumu ile sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum ölçeği toplam puan ortalaması arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptandı. Katılımcıların öğrenim durumu ile fonksiyonel gıdaların sağlık üzerine olumlu etkisi olduğunu düşünmeleri arasında anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,001). En son bitirilen okul düzeyi arttıkça fonksiyonel gıdaların sağlığa olumlu etkisi olduğunu düşünen bireylerin oranı da artış gösterdiği tespit edildi.
Meram ilçesindeki okullarda iç ortam hava kalitesinin değerlendirilmesi ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmada Meram bölgesinde yer alan okullarda dersten önce ve ders bitiminde; belirlenen dersliklerde, kantinlerde ve yemekhanelerde iç ortam hava kalitesi düzeyini ve iç ortam hava kalitesiyle ilişkili faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Konya ili Meram ilçesinde 2 Mayıs 2023-16 Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülen kesitsel tipte olan bu araştırmada basit rastgele yöntemle belirlenen 34 okulda ölçümler yapılmıştır. Okullarda iç ortam hava kalitesi için sıcaklık, bağıl nem, hava akım hızı, NO, H2S, SO2, CO, CO2 gazları ve partikül madde (>0,3 μm, >0,5 μm, >1 μm, >2,5 μm, >5 μm, >10 μm) ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Sabah dersliklerde yapılan sıcaklık ölçümlerinin %94,10'u, bağıl nem ve CO2 ölçümlerinin ise tamamı uygun aralıktaydı. Akşam ise sıcaklık ölçümlerinin %47,10'u, bağıl nem ölçümlerinin %76,50'si ve CO2 ölçümlerinin %47,10'u uygun aralıktaydı. Dersliklerde akşam yapılan sıcaklık, CO2, PM>2,5 μm, PM>5 μm ve PM>10 μm ölçümleri sabah yapılan öçümlerden yüksekti. Kantinlerde akşam yapılan sıcaklık, CO2, PM>2,5 μm ve PM>5 μm ölçümleri sabah yapılan öçümlerden yüksekti. Kantinlerde akşam bağıl nem değeri sabah ölçülen değerden düşüktü. Yemekhanelerde akşam sıcaklığı sabah sıcaklığından yüksek, akşam bağıl nem değeri sabah bağıl nem değerinden düşüktü. Sınıf mevcudu 30'un üzerinde olan sınıflarda 1000 ppm CO2 sınırı daha fazla aşılmaktaydı. Sonuç: Özellikle dersliklerde uygun değerlerin dışına çıkan parametreler gözlenmiştir. Okullarda gün sonunda hava kalitesi düşüş göstermektedir. Okullarda hava kalitesinin izlenmesi ve iyileştirilmesi için düzenlemeler yapılması gerekmektedir.
Denı̇zlı̇ ilı̇ merkez ilçelerı̇ndekı̇ anaokullarında öğrenı̇m gören öğrencı̇lerı̇n anne-babalarında çocukluk çağı aşılarına yönelı̇k kararsızlık ve ilı̇şkı̇lı̇ etmenler
Aşı hizmetlerinin mevcut olmasına rağmen aşıların kabulünde veya reddinde gecikme olarak tanımlanan aşı kararsızlığı dünya genelinde artış göstermektedir. Aşı kararsız anne ve babalarla, nasıl iletişim kurulacağının ve endişelerinin nasıl giderileceğinin daha iyi anlaşılması, aşıların bilimsel faydalarının uygulamaya dönüştürülmesi için hayati önem taşımaktadır. Anne ve babaların aşı kararsızlığının nedenlerini belirlemek, artan aşı direncini anlamak ve bu konuda önlemler almak için önemlidir. Bu araştırmada anaokullarında öğrenim gören öğrencilerin anne ve babalarında aşı kararsızlığı ve ilişkili etmenleri araştırmak amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Denizli ilinin merkez ilçeleri olan Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerindeki Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokullarında öğrenim gören öğrencilerin velileri oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak ailenin sosyodemografik özelliklerini ve aşı kararsızlığıyla ilişkili etmenleri sorgulayan 44 soruluk anket formu uygulanmıştır. Aşı kararsızlığı 9 soruluk Aşı Kararsızlığı Ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Araştırma öncesinde etik kurul izni ve gerekli kurumsal izinler alınmıştır. Veri analizi için SPSS 17.0 programı kullanılmıştır. Ölçümsel değişkenlein karşılaştırılması Mann Whitney U veya Kruskall Wallis Testleri, aşı kararsızlığıyla ilişkli bağımsız faktörlerin belirlenmesinde lineer regresyon analizi (backward) kullanılmıştır. Araştırmada 638 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların %74,3 annedir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %12,9'u en az bir aşıda kararsız kalmış veya aşıyı geciktirmiştir. Yapılan regresyon analizine göre; çocuğunda aşı sonrası yan etki gözlemleyenlerde, çevresinde aşı sonrası yan etki olan kişi tanıyanlarda, aşı kaynağı olarak hekimleri kullanmayanlarda, aşı yapılmadığında çocuğuna bir zararı olmayacağını düşünenlerde, aşı ve güvenliği konusunda bilgisini yetersiz bulanlarda, aşılarla ilgili olumsuz bilgi duyan anne ve babalarda aşı kararsızlığı daha yüksek saptanmıştır. Sonuç olarak bu araştırmada yaklaşık her 10 ebeveynden biri en az bir aşıda kararsız kalmış veya geciktirmiştir. Aşı kararsızlığı farklı örneklem ve yaş gruplarında aralıklı olarak değerlendirilmelidir.
Denizli Merkez ilçelerinde görev yapan öğretmenlerin çocuk cinsel istismarı ile ilgili bilgi durumları ve istismarı bildirmeye yönelik tutum ve davranışlarının incelenmesi
Cinsel istismar "çocuğun tam olarak kavrayamadığı, bilgilendirilmiş onamını veremediği, gelişimsel olarak hazır olmadığı, yasaları ve sosyal tabuları ihlal eden cinsel davranışlara maruz kalması" olarak tanımlanmaktadır. Okullar, çocukların ve ailelerin yaşamlarında merkezi bir rol almaktadır. Bu nedenle, okullarda çalışan öğretmenlerin kilit rolü bulunmaktadır. Bu çalışma, öğretmenlerin çocuk cinsel istismarı ile ilgili bilgi düzeyleri, davranışları ve çocuk cinsel istismarını bildirimine yönelik tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Denizli ilinin Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerindeki okullarda görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak 60 soruluk anket formu uygulanmıştır. Tutum için 13 maddelik "Öğretmenlerin Çocuk Cinsel İstismarını Bildirmeye Yönelik Tutumları Ölçeği" kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, çeyrekler arası fark ile verilmiş; ölçümsel değişkenlerin karşılaştırılması Mann Whitney U veya Kruskall Wallis Testleri, kategorik değişkenler için Ki kare testi uygulanmıştır. Öğretmenlerin çocuk cinsel istismarı bilgi durumları ve bildirim yapma durumlarını etkileyen faktörleri belirlemek için lojistik regresyon analizi, öğretmenlerin çocuk cinsel istismarını bildirmeye yönelik tutumlarını etkileyen faktörleri belirlemek içinse lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Öğretmenlerin %16,9'u daha önce çocuk cinsel istismarıyla karşılaşmış olup; %64,4'ü bir öğrencinin uğradığı cinsel istismarı bildirmiştir. Bilgi düzeyi için yapılan regresyon analizine göre; kadın öğretmenlerin, rehber öğretmenlerinin ve çocuk cinsel istismarı bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünenlerin, bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Tutum için yapılan regresyon analizine göre; çocuk cinsel istismarını bildirmeye yönelik tutumları puanı mezuniyet sonrası eğitim alanlarda ve çocuk cinsel istismar bildirim zorunluluğunu bilenlerde yüksek bulunmuştur. Bildirim yapma durumu için yapılan regresyon analizine göre; kadınlarda, çocuğu olmayan/ 1 ya da 2 çocuğu olanlarda, meslekte 11-20 yıldır çalışanlarda ve karşılaştıkları çocuk cinsel istismarı olgusuna yeterli müdahalede bulunduklarını düşünenlerde daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak bu araştırmada kadın olmak, rehberlik öğretmeni olmak ve çocuk cinsel istismarı bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünmek çocuk cinsel istismarı bilgi düzeyini arttıran faktörler olarak bulunmuştur. Çocuk cinsel istismarını bildirmeye yönelik tutumlarında hizmet içi eğitim alan öğretmenlerin ve çocuk cinsel istismarı bildiriminin zorunlu olduğunu bilenlerin olumlu tutum düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Bildirim yapma durumunda ise kadınların, daha düşük sayıda çocuk sahibi olanların, meslekte 11-20 yıldır çalışanların ve karşılaştıkları çocuk cinsel istismarı olgularına yeterli müdahalede bulunduklarını düşünenlerin daha fazla bildirim yaptıkları görülmüştür.
Denizli merkez ilçelerinde aile sağlığı merkezlerine başvuranlarda COVID-19'a yönelik bilgi durumu ve ilişkili faktörler
Çin'de 2019 yılının sonunda ortaya çıkan yeni Koranavirüs türü SARS-CoV-2 olarak adlandırılmış ve hastalığının ismine de Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) adı verilmiştir. COVID-19, asemptomatik vakadan hafif ve orta derecede solunum yolu enfeksiyonu ile ağır bakım gerektiren hastalığa yol açabilen geniş bir spektrumda seyretmekte ve solunum yolu ve damlacık yoluyla bulaşmaktadır. COVID-19, 2023 yılı itibari ile 600 milyondan fazla insanı etkilemiş olup altı milyondan fazla kişi hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Pandemiye dönüşen bu hastalığa yönelik olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 11 Mart 2020'de Halk Sağlığı Acil Durumu ilan edilmiş ve ardından dünyada ve Türkiye'de hastalığa yönelik çeşitli önlemler alınmıştır. COVID-19 hastalığının hızlı bir şekilde pandemiye dönüşümü, insanları yeni virüs hakkında bilgi edinmeye, uygulama ve davranışlarını hızlı bir şekilde değiştirmeye zorlamıştır ve bununla birlikte bir infodemi salgını da ortaya çıkmıştır. Salgın yönetiminde, insanların mevcut kontrol önlemlerine bağlılıkları esas olup hastalığa karşı bilgi, tutum ve davranış özellikleri ile yeterli düzeyde sağlık okuryazarlığının (SOY) da bulunması da bu başarıya büyük ölçüde katkı sağlamaktadır. Araştırmanın amacı bireylerin COVID-19'a yönelik bilgi düzeylerini sorgulamak ve çeşitli faktörlerle ilişkisini incelemektir. Kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Denizli merkez ilçelerindeki Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran kişiler oluşturmaktadır. Katılımcılara uygulanan anket formunda sosyodemografik özelliklerin ile sağlık özelliklerinin sorgulanmıştır. SOY düzeyini tespit etmek için Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32(TSOY-32) kullanılmıştır. COVID-19'a Yönelik Bilgi, Tutum ve Davranış Ölçeği'nin ilk 12 maddelik bilgiye yönelik sorularıyla COVID-19 hastalığına yönelik bilgi düzeyi saptanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, en küçük ve en büyük değerler ile verilmiş; sürekli değişkenlerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. COVID-19'a yönelik bilgi düzeyine etki eden faktörleri saptamak için çoklu doğrusal regresyon analizi (backward) yapılmıştır. Araştırmada 565 kişiye ulaşılmıştır. COVID-19 ile ilgili bilgi sorularına toplam doğru yanıt verilme yüzdesi %74,6; puan ortalaması da 8,95±1,75'tir. COVID-19'a yönelik bilgi puanı en uzun yaşadığı yerleşim birimi kentsel bölge olanlarda (B=0,690 %95 GA=0,322-1,058 p<0,001), birinci derece yakınında herhangi bir kronik hastalık varlığı bulunanlarda (B=0,420 %95 GA=0,162-0,679 p=0,001), düzenli olarak gazete veya kitap okuyanlarda (B=1,210 %95 GA=0,922-1,498 p<0,001) ve Yeterli ya da Mükemmel SOY'u bulunanlarda (B=0,566 %95 GA=0,290-0,842 p<0,001) yüksek olarak bulunmuştur. Katılımcıların COVID-19 hastalığına yönelik bilgi düzeyleri orta düzeyde bulunmuş olmasına karşın, önceki araştırmalara kıyasla genel olarak düşük saptanmıştır. Salgın hastalıklar ve pandemilerle mücadele etmek için düşük bilgi seviyesi yönünden dezavantajlı gruplara yönelik araştırmalar ve müdahaleler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, pandemik, bilgi, sağlık okuryazarlığı
Bir ilçe merkezinde lise öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığının yeme tutumu ile ilişkisi
Giriş: Sosyal medya günümüzde bireylerin sosyal yaşamlarını etkileyecek düzeyde vakit geçirdiği, ilham aldığı, dünya çapında gelişmeleri takip edebildiği, sosyal çevresi ile haberleşebildiği bir mecra olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle ergenlik dönemindeki bireylerin bu durumdan etkilenmesi, fiziki olarak görünümlerini başka kişiler ile karşılaştırması ve bu durum neticesinde yeme tutumlarını etkileyebileceği düşünüldüğünde sosyal medyanın bu etkilerinin araştırılması oldukça önemlidir. Amaç: Çalışmamızın amacı ergenlik döneminde olan lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık durumlarının yeme tutumları ile ilişkisini araştırmaktır. Yöntem: 2022-2023 eğitim öğretim yılı içerisinde Denizli ili Bozkurt ilçesindeki Bozkurt Spor Lisesi ve Bozkurt Çok Programlı Anadolu Lisesinde bulunan öğrencilere velilerinden izin alınarak sosyodemografik sorular, sosyal medya bağımlılık ölçeği ve yeme tutum testi-40 ölçeği bulunan bir anket uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 214 öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 16,65±1,33, ortalama BMİ değerleri 21,56±3,10 kg/m² , ortalama ağırlıkları 61,57±11,0 kg olarak tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan öğrencilerin %25,7'si sosyal medya bağımlısı olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerin %11,20'sinde yeme bozukluğu varlığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin yeme bozukluğu varlığında, BMİ değerlerinin yüksek olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,002). Öğrencilerin popüler insanların fiziklerinden etkilenme durumları ile yeme bozukluğu varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,013). Öğrenciler arasında aile ile vakit geçirenler referans alındığında aile ile yeterli vakit geçirmemek yeme bozukluğunu 4,26 kat arttırmaktadır. Sosyal medya bağımlılığı durumu ile yeme bozukluğu varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Tartışma ve sonuç: Çalışmamızda sosyal medya bağımlılığı ve yeme bozukluğu sıklıklarının diğer araştırmalara göre daha düşük olduğu görülmüştür. Bununla birlikte öğrencilerin sosyal medya bağımlılığı durumları ile yeme bozuklukları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Bu yaş grubunda yeme bozukluklarının daha çok aileyle geçirilen zaman ve popüler insanların fiziklerinden etkilenmeyle ilişkili olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar ışığında lise öğrencilerinin sosyal medya kullanım durumlarının sorgulandığı ve hayatlarını nasıl etkilediğine dair daha çok çalışma yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya bağımlılığı, Yeme bozukluğu, Lise öğrencileri
Bulanık mantık yöntemiyle risk değerlendirmesi: Matbaa sektörü örneği
Çalışmanın esas amacı, risk değerlendirme metodolojisini genel çerçevede ortaya koymak, Bulanık Mantık kavramı ve Bulanık Kümeler Teorisi temel alınarak geleneksel bulanık mantık yöntemlerini karşılaştırarak uygun yöntemi seçmek ve bir matbaanın iş sağlığı ve güvenliği kapsamında yapılan risk değerlendirmesini MATLAB programının bulanık çıkarım sistemi ile değerlendirmektir. Yapılan çalışmaya uygun geleneksel bulanık mantık yöntemleri araştırılmıştır. Mamdani ve Sugeno yöntemleri karşılaştırılmış ve risk değerlendirmesi her yöntem için analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan risk değerlendirmesinin uygulama alanı olan Matbaa sektörü incelenmiş, sektörün başlıca özellikleri, iş kolunda meydana gelen kaza, fiziksel/kimyasal/biyolojik hastalıklar ve tehlikeler tespit edilerek alınması gereken sağlık ve güvenlik önlemlerine yer verilmiştir. Tehlike bölgeleri bazında risk seviyelerinin dağılımında 14 adet faaliyet grubu ve 48 tehlike tespit edilmiştir. Geleneksel Bulanık Çıkarım Yöntemleri olan Mamdani ve Sugeno metodlarının karşılaştırılması sonucunda elde edilen model ile klasik yöntemlerle elde edilen sonuçların yüksek oranda birbirine yakınsadığı, Mamdani Yönteminin yapılan analizler sonucunda 0,177 hata payı, Sugeno Yönteminin ise 0,088 hata payına sahip olduğu bulgularından yola çıkarak, Sugeno Yöntemi ile referans değerlere daha yakın sonuçlara ulaşılmıştır.
Ankara ili Polatlı ilçesindeki ailelerin sosyoekonomik düzeyleri ve aile içi ilişkiler temelinde 13-18 yaş gençlerde madde bağımlılığı
Ailelerin Sosyoekonomik Düzeyleri Ve Aile İçi İlişkiler Temelinde 13-18 Yaş Gençlerde Madde Bağımlılığı Madde kullanımı ve bağımlılığı, ekonomik, kültürel sınıf ayırt etmeksizin geçmişten günümüze toplumları etkileyen ve çözüm bekleyen sosyolojik bir temel sağlık sorunudur. Madde bağımlılığı; kişide fizyolojik problemler oluşturmakla kalmamakta, ayrıca hem ailevi hem de toplumsal boyutta psikolojik, adli ve ekonomik etkileri olmaktadır. Dünyada ve ülkemizde madde kullanım sıklığındaki artışa paralel olarak madde kullanma başlangıç yaşı da giderek düşmekte ve 13-18 yaş grubu madde kullanım bozukluğu açısından önemli bir risk grubunu oluşturmaktadır. Bu dönemde (13-18 yaş); içinde bulunulan ortam, çevresel etkenler, aile ve arkadaş özellikleri ile gencin vakit geçirdiği sosyal mekânlar madde kullanımını belirleyebilecek etkenler arasında yer almaktadır. Çalışma; globalleşen dünyada etkileşimin ve iletişimin çok yoğun ve kolay olduğu bir dönemde, tarihte uygarlığın merkezi ve geçiş noktasında bulunan ve Anadolu'nun özelliklerini yansıtan Polatlı ilçesinde yapılmıştır. 527 öğrenciden toplamda 114 tanesinde bağımlılık tespit edildi. 70 tanesinde tütün, 41'inde alkol, 25 tanesinde uçucu madde ve diğerleri, 33 kişinin hangi maddeyi kullandıklarını belirtmedikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın literatür taraması tamamlandıktan sonra tez konusuna uygun sorular hazırlanarak saha çalışmasına dayalı tanımlayıcı nitelikte bir anket hazırlanmıştır. Anket istatistik paket programı (IBM SPSS) kullanılarak sonuçlar analiz edilmiştir. Analiz sonuçları bulgular bölümünde açıklanmıştır. Analiz sonuçlarının literatür araştırması ışığı altında yapılan değerlendirilmesi ise sonuç kısmında yapılmıştır. Ülkemizde TUBİM tarafından yapılan 2014 yılına ait araştırmada uyuşturucuya başlama yaşının 10'lu yaşlara indiği görülse de esas ağırlık 14-15 yaş grubunda yoğunlaşmaktadır. Ülkemizde yapılan çalışmalarda; gelir seviyesi düşük, sorunlara çözüm aramayan, ilgisiz ailelerde yetişen bireylerin madde kullanmaya başlama eğilim oranının diğer gençlerden daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Madde, madde kullanımı, başlama yaşı, aile içi ilişkiler , Polatlı
Türkiye'de yaşlılarda düşme sıklığı, düşmeyi etkileyen faktörler ve fiziksel aktivite programlarının etkisi: Sistematik derleme ve meta-analiz çalışması
Bu araştırma Türkiye'de yaşlı bireylerde düşme sıklığı, düşme durumunu etkileyen faktörler ve yaşlılarda denge durumunun artırılıp düşmelerin engellenmesi amacıyla yapılan fiziksel aktivite müdahalelerin etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma sistematik derleme ve meta-analiz olarak, Ocak 2022- Haziran 2023 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilmiştir. Belirlenen veri tabanlarında, belirlenen çalışmaya dahil etme ve dışlama kriterlerine göre tarama yapılarak 49 kesitsel/tanımlayıcı çalışmanın ve 25 randomize kontrollü çalışmaların nicel verileri kullanılmıştır. Verilerin analizinde heterojenite değerlendirmesinde Cochran Q testi p değeri, Rastgele Etkiler Modeli, Sabit Etkiler Modeli, , Higgins' I ², Egger'in Önleme Testi ve Duval ve Tweedie'nin Kırpma ve Doldurma Yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Türkiye'de yaşlı bireylerde düşme prevalansı %33,0, yaşlı kadınlarda düşme prevalansı %41,1, yaşlı erkeklerde düşme prevalansı %24,5 ve düşme yaşayan yaşlılarda tekrarlayan düşme yaşama prevalansı %39,4 bulunmuştur. Türkiye' de yaşlılarda denge durumunu artırmak amacıyla yapılan fiziksel aktivite müdahalelerinden, denge skorları ortalamalarında en yüksek iyileşmeyi sağlayan çalışmalar sırasıyla multikompanent denge egzersizleri, Tai Chi egzersizleri, pilates egzersizleri, kare adım egzersizleri ve Otago egzersizleridir. Bu çalışmada Türkiye'de yaşlı kadınlarda düşme sıklığının, erkeklere göre yüksek olduğu, yaşlılarda denge durumunun artırılması amacıyla yapılan fiziksel aktivite müdahalelerinin etkili olduğu, müdahale süresi uzadıkça etkinin arttığı bulunmuştur.
Sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel ve sözel şiddet sıklığı ve ilişkili faktörler
Amaç: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, hasta veya hasta yakınları tarafından uygulanan sözlü, fiziksel ve/veya cinsel saldırı durumu olarak tanımlanmaktadır. Birçok sektörle karşılaştırıldığında daha yaygın olan bir halk sağlığı sorunudur. Sağlık personelinde depresyon, motivasyonda ve iş doyumunda azalma, sağlık hizmetlerinde verim düşüşü gibi önemli sorunlara neden olmaktadır. Bununla birlikte, şiddet önlenebilir bir sorundur. Risk faktörlerinin belirlenmesi, şiddeti önleme açısından önemlidir. Bu çalışma, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet sıklığını ve risk faktörlerini bulmayı amaçlamaktadır; sosyodemografik faktörler; cinsiyet, yaş, meslek, anksiyete, depresyon ve empati. Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışma 2019 yılında Hatay'da birinci(Aile Sağlığı Merkezleri ve 112 Acil Sağlık İstasyonları), ikinci(Devlet Hastaneleri ve Özel Hastaneler) ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında(Üniversite Hastanesi) yapıldı. Çalışmanın evreni Hatay'da bulunan 9966 sağlık çalışanı olup, çalışmanın örneklemi openepi örneklem hesaplama yöntemi ile seçilen 612 sağlık çalışanıdır[%95 Güven düzeyinde, Olayın görülme sıklığı %23, Uygun görülen sapma %4, Tasarım etkisi: 1.5]. Cevap vermeme oranları göz önüne alındığında % 10 ekleyerek 672 kişiye ulaşılması hedeflenmiştir. Çok aşamalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır; tabakalı, küme ve sistematik. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, fiziksel şiddet, sözel şiddet, şiddetle ilgili genel sorular, Empatik Eğilim Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği bölümlerinden oluşan anket uygulandı. Analizlerde Ki Kare, Mann-Whitney U, Lojistik Regresyon, Spearman Korelasyon, Student T, One Way ANOVA ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı ve p<0,05 önemli kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda katılımcıların %50.0'si iş hayatı boyunca sözel veya fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Ayrıca %18,5'i her iki şiddet türüne de uğramıştır. Çalışma hayatı boyunca fiziksel şiddete uğrama sıklığı %18,8 iken sözel şiddete uğrama sıklığı %68,2 idi. Son 12 ayda ise fiziksel şiddete uğrama sıklığı %11,0 iken sözel şiddete uğrama sıklığı %57,9 bulundu. Acil serviste çalışmak, hekim olmak, hemşire olmak ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında çalışmak sözel şiddet için risk faktörüdür. Öfke, kaygı gibi kişilik faktörleri şiddetin en önemli nedenleri olurken, güvenlik önlemlerinin artırılması şiddeti engellemek için önde gelen önlemlerdir. Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının yarısı sözel veya fiziksel şiddete uğramaktadır. Her beş çalışandan biri hem sözel hem fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Sözel şiddet fiziksel şiddetten daha yaygındır. Gerekli müdahalelerin yapılmaması durumunda sağlık sisteminde ciddi sorunlar doğacaktır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanı, şiddet, empati, anksiyete, depresyon
Öğretmen adaylarında öğrenci ruh sağlığı okuryazarlığı ölçeği" geliştirme çalışması
Amaç: Öğretmenlerin öğrenci ruh sağlığı okuryazarlığı; öğrencilerin iyi ruh sağlığını sağlaması, ruhsal bozukluklarını tanıması, yönetmesi ve doğru bilgi kaynaklarına ulaşabilmesi açısından mezuniyet öncesi kazanılması gereken bir beceridir. Araştırmamızda Öğretmen Adaylarında Öğrenci Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (ÖRSO-ÖA) geliştirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu metodolojik çalışma 2019'da Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Eğitim Fakültesi 4.sınıf öğrencilerinde yürütülmüştür. Evrenin tamamına (559) ulaşılması hedeflenmiş, 510 (%91,2) öğrenci araştırmaya dâhil edilmiştir. Veri toplamada araştırmacılar tarafından oluşturulan anket formu ve 90 maddelik madde havuzundan uzman görüşü ile 50 maddeye düşürülen 5'li Likert tipinde ÖRSO-ÖA kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde; tanımlayıcı istatistikler, kapsam geçerlilik indeksi, madde, temel bileşenler, açımlayıcı faktör analizleri, Cronbach Alfa katsayısı, yarıya bölme yöntemi, Tukey's test of additivity, Hotelling's T-Squared, Interclass Correlation Coefficient, Kolmogorov-Smirnov, Mann Whitney-U ve Kruskal-Wallis testleri kullanılmış, p<0,05 önemli kabul edilmiştir. Bulgular: Öğretmen adaylarının %59,4'ü kadın olup, %68,6'sının anne eğitimi, %46,3'ünün baba eğitimi okuryazar değil/okuryazar/ilkokul mezunudur. %6,5'inin kendisinde ve %13,3'ünün yakın çevresinde doktor tanılı ruhsal hastalık bulunmaktadır. Madde elemesi analizleriyle 30 maddeye indirilen ÖRSO-ÖA'nın KMO:0,913, Bartlett Küresellik Testi p<0,001'dir. Ölçek 7 faktörden oluşmuş açıklanan toplam varyans %62,07'dir. Faktör1 "Ruh Sağlığı Bozukluklarını Tanıma", Faktör2 "Pozitif Ruh Sağlığını Geliştirme ve Sürdürme", Faktör3 "Yasal Durumları Yönetme", Faktör4 "Sosyal Sorunları Yönetme", Faktör5 "Zararlı Alışkanlıkları Fark Etme", Faktör6 "Profesyonel Yardım", Faktör7 "Ruh Sağlığı ile İlgili Doğru Bilgiye Ulaşma" olarak adlandırılmıştır. Cronbach Alfa katsayısı 0,908, Guttman Split-Half katsayısı 0,816, Spearman–Brown katsayısı 0,827'dir. Ölçek puanı toplanabilir özellikte değildir ve ölçmek istenilen özelliği ölçen, güçlü ve homojen bir ölçektir (p<0,001). Ölçek maddelerinin sıralanma şekli ve birbirleriyle uyumu uygundur (p<0,001). Faktör1-2-6-7 puanları kadınlarda, Faktör1-2-4-5-6-7 puanları sınıf öğretmenliği bölümünde okuyanlarda, Faktör5 puanı baba eğitimi ortaokul/lise/üniversite ve üzeri olanlarda, Faktör6 puanı ise ruhsal hastalık tanısı olmayanlarda daha yüksektir (p<0,05). Sonuç: ÖRSO-ÖA öğretmen adaylarının öğrenci ruh sağlığı okuryazarlığı düzeylerinin değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir araç olup, öğretmen adaylarının öğrenci ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyini 7 alanda ölçmekte, toplam puanı bulunmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Ruh Sağlığı Okuryazarlığı, Öğretmen adayı, Öğrenci, Ölçek, Geçerlilik-Güvenilirlik.
Hatay'da Üniversite öğrencilerinin tütün ürünleri ve elektronik sigara hakkında bilgi, tutum ve davranışları ile karbonmonoksit düzeyleri
Amaç: Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrencilerde tütün ürünleri ve elektronik sigara kullanımı hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını ortaya koymak ve karbonmonoksit düzeyini belirlemektir. Yöntem: Kesitsel nitelikteki araştırma Hatay'da 2019-2020 yılında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrencilerde yapılmıştır. Çalışmanın evreni Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören toplam 13021 öğrenci olup, çalışmanın örneklemi çok aşamalı örneklem yöntemi ile seçilen 905 öğrenciydi. Ölçüm aracı olarak tarafımızca oluşturulan anket formu ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Ölçeği kullanılmıştır. Ölçekten alınan puan arttıkça nikotin bağımlılık düzeyi artmaktadır (0-10 puan). Ayrıca karbonmonoksit ölçüm cihazı ile katılımcıların nefeste karbonmonoksit ölçümü yapılmıştır. Ki-Kare, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis ve korelasyon testleri kullanıldı, p<0,05 önemli kabul edildi. Bulgular: Tütün ürünü deneme sıklığı %69,7 ve kullanma sıklığı %54,8 idi. Elektronik sigara deneme sıklığı %18,5 ve son bir ayda kullanma sıklığı %6,6 idi. Ölçek puan ortalaması 3,14±2,86 olup çok düşük-düşük bağımlılık sıklığı %73,7 idi. Karbonmonoksit düzeyi ortalaması 7,55±7,39 ppm idi. Tütün ürünü ve sigara kullananlarda karbonmonoksit düzeyi daha yüksekti (p<0,001). Ölçeğe göre bağımlılık düzeyi artıkça karbonmonoksit düzeyi artmaktaydı (p<0,001). Ölçek puanları ile karbonmonoksit düzeyleri arasında yüksek korelasyon görüldü (p<0,001). Sonuçlar: Öğrencilerin yaklaşık dörtte üçünün tütün ürünü denediği ve yarısından fazlasının kullandığı görülmüştür. Yaklaşık her beş öğrenciden biri elektronik sigarayı denediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tütün, elektronik sigara, nikotin bağımlılığı, karbonmonoksit
Halk sağlığı uzmanlarında sosyal medya kullanımı-2020
Amaç: Sosyal medya zamandan ve mekândan bağımsız, interaktif iletişim aracı ve bilgi kaynağıdır. Halk sağlığı uzmanlarının güçlü bir iletişim platformu olan sosyal medyada kendilerine düşen görev ve sorumluklarının bilincinde olmaları, sosyal medyayı toplumsal sağlık iletişiminde aktif bir şekilde kullanabilmeleri önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı halk sağlığı uzmanlarının sosyal medya kullanım düzeylerini sorgulamak, sosyal medya kullanımı hakındaki görüşlerini tespit etmek, sosyal medya kullanımının yaş, cinsiyet, medeni durum, unvan, çalışılan kurum, kişinin işyerindeki görevi, uzmanlık süresi ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışmanın evreni Türkiye'de görev yapan tüm halk sağlığı uzmanlarıdır. Halk Sağlığı Uzmanları Derneği'nin 6 Temmuz 2020'de yayınladığı bildiriye göre kamuda 453 halk sağlığı uzmanı bulunmaktadır. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi. Ulaşılan 230 halk sağlığı uzmanına Google Formlar aracılığıyla sosyodemografik özellikler, bireysel sosyal medya kullanımı, çalışılan kurumda sosyal medya kullanımı ve Sosyal Ağları Kullanım Amaçları Ölçeği'ni içeren bir anket uygulandı. Ölçek likert tipte olup 7 alt boyuttan oluşmaktadır. Alt boyutlardan alınan ortalama puanın yüksek olması bireyin sosyal medyayı daha çok o amaçla kullandığını göstermektedir. Verilerin analizi SPSS 20.0 paket programı ile yapıldı. p<0,05 çıkan değerler önemli kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %97,0'ı sosyal medya kullanmakta, sosyal medya kullananların %97,3'ü her gün sosyal medya kullanmaktadır. En çok tercih edilen 3 sosyal medya hesabı sırasıyla %97,3 ile Whatsapp, %70,9 ile Facebook ve %69,1 ile İnstagramdır. Sosyal medya en çok işbirliği ve iletişim kurma, en az iletişimi başlatma amacıyla kullanılmaktadır. Sosyal medya kullanan katılımcıların %51,6'sı sosyal medyada içerik hazırlamamakta ve %68,6'sı bilimsel araştırmalarını sosyal medyada paylaşmamaktadır. Sosyal medya kullanan katılımcıların %90,0'ı sosyal medyanın infodemiyi arttırdığını düşünmekte ve %57,9'u en çok meslek örgütlerinin sosyal medya hesaplarına güvenmektedir. Kurumlarında sosyal medya kullanımı %84,8 iken en sık %57 ile Facebook hesabı bulunmaktadır. Katılımcıların yaşı arttıkça gün içerisinde sosyal medyaya ayırdıkları süre anlamlı düzeyde azalmaktadır (p=0,001). Kadınlarda Facebook, İnstagram ve LinkedIn; erkeklerde Youtube ve Telegram kullanımı önemli düzeyde daha fazladır (p<0,05). Sonuçlar: Halk sağlığı uzmanlarında ve çalıştıkları kurumlarda sosyal medya kullanımı yaygındır. En çok Whatsapp ve Facebook tercih edilmektedir. Sosyal medya en çok işbirliği ve iletişim kurmak için kullanılmaktadır. Sosyal medyada infodemiyi azaltabilmek için halk sağlığı uzmanları sık sık içerik hazırlamalı ve bilimsel araştırmalarını paylaşmalıdır. Sosyal medya sağlık, risk ve kriz iletişimi açısından ele alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Halk Sağlığı, İçerik, İletişim, Sosyal Medya, Whatsapp
Aile sağlığı merkezine başvuran Tip 2 diyabetli bireylerin diyabet öz yönetimleri ile diyabet komplikasyonlarına ilişkin risk algılarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, Aile Sağlığı Merkezine başvuran Tip 2 diyabetli bireylerin diyabet öz yönetim uygulamaları ile diyabet komplikasyonlarına yönelik risk algıları arasındaki ilişkiyi incelemeyi ve bu davranışları etkileyen belirleyicileri ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma, Ekim-Aralık 2023 tarihleri arasında Siirt Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 200 Tip 2 diyabet hastası ile yürütülmüştür. Veriler, sosyo-demografik bilgileri, Diyabet Öz Yönetim Skalası (DÖYS) ve Risk Algı Ölçeği – Diabetes Mellitus (RPS-DM) içeren anket formuyla yüz yüze toplanmıştır. Veri analizinde korelasyon, parametrik ve nonparametrik testler kullanılmış, anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların DÖYS toplam puan ortalaması 5.63±1.52 (orta düzey) ve RPS-DM toplam puan ortalaması 4.17±1.34 olarak bulunmuştur. Yaş, tedavi tipi ve ailede diyabet öyküsü gibi faktörler öz yönetim puanları üzerinde; cinsiyet, eğitim durumu ve komplikasyon varlığı ise risk algısı puanları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yaratmıştır (p<0.05). DÖYS ve RPS-DM toplam puanları arasında pozitif yönde zayıf ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bulgular, özellikle diyet ve fiziksel aktivite alanlarında öz yönetim eksiklikleri olduğunu göstermiştir. Sonuç: Tip 2 diyabetli bireylerin öz yönetim ve risk algıları sosyodemografik ve hastalığa özgü faktörlerle ilişkilidir. Ailede diyabet öyküsü olan bireylerin hem öz yönetimde daha başarılı hem de risk algılarının daha yüksek olması, aile desteğinin kritik rolünü vurgulamaktadır. Komplikasyon yaşamış bireylerde dahi risk algısının yetersiz kalması, farkındalık eksikliğine işaret etmektedir. Bu bulgular ışığında, bireye özel, aile desteğini teşvik eden ve risk algısını güçlendirecek şekilde tasarlanmış etkin diyabet eğitim ve takip programlarına acil ihtiyaç duyulmaktadır.
Okul öncesi çocuğu olan ebeveynlerde mikrobiyota okuryazarlığının arttırılmasına yönelik eğitim programı etkinliğinin değerlendirilmesi
Öznur Muz, F.N. Okul Öncesi Çocuğu Olan Ebeveynlerde Mikrobiyota Okuryazarlığının Arttırılmasına Yönelik Eğitim Programı Etkinliğinin Değerlendirilmesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Eskişehir, 2024. Çalışmanın amacı, okul öncesi çocuğu olan ebeveynlerde mikrobiyota okuryazarlığının arttırılmasına yönelik eğitim programı oluşturmak ve bu programın etkinliğini değerlendirmektir. Çalışma Nisan 2022-Ocak 2024 tarihleri arasında yapılan yarı deneysel bir müdahale araştırmasıdır. Literatürde eğitim programının etkinliğini değerlendirmek için kullanılabilecek bir ölçek bulunmadığından, öncelikle Mikrobiyota Okuryazarlığı Ölçeği (MOÖ)'nin geliştirilmesi gerekmiştir. Çalışmanın metodolojik araştırma kısmı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nden 254 çalışanda gerçekleştirildi. Yapılan analizlerle MOÖ'nün geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu bulundu. Çalışmanın müdahale aşamasında, müdahale (n=48) ve kontrol grubunda (n=45) toplam 93 ebeveyn çalışma grubunu oluşturdu. Müdahale grubunu oluşturan ebeveynlere "Mikrobiyota İçerikli Beslenme Eğitimi" programı uygulandı. Eğitim programında içeriği araştırmacı tarafından kurgulanmış ve ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte izleyebilecekleri mikrobiyota içerikli beslenmeyi konu alan ve 2 modülden oluşan video animasyon yer almaktaydı. Kontrol grubuna ise "Sıfır Atık Eğitim Projesi" kapsamında "Plastik her yerde!" isimli video animasyon izletildi. Çalışmada müdahale grubu ebeveynlerinde müdahale sonrasında öncesine göre MOÖ'den alınan puanlarda artış saptandı. Takip sonrasında sağlıklı besin tüketiminde, beslenme okuryazarlığında (genel beslenme bilgisi, okuduğunu anlama, besin grupları ve porsiyon miktarı bilgisi) ve mikrobiyota okuryazarlığında (kavramsal bilgi, işlevsel bilgi ve özyeterlilik) olumlu yönde değişim bulunmaktaydı. Müdahale grubunda, kontrol grubuna göre müdahale öncesi ve takip sonrası MOÖ puan değişimi daha fazlaydı. Hazırlanan eğitim programının dijital yöntemlere dayandırılması, bilgi ve tutumları olumlu yönde geliştirmesi ve ebeveynlerden pozitif geri bildirimler alınması, programın öncelikle yetişkin beslenme eğitimlerinde kullanılmak üzere örnek olabileceği, ilerde geliştirilerek kreş, anaokulu ve ilkokul çocuklarının eğitim programlarına da eklenebileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: mikrobiyota, beslenme, eğitim programları, okul öncesi çocuğu olan ebeveynler, yarı deneysel çalışma
Stres üriner inkontinanslı hastalarda abdominal-kegel egzersizleri ve yaşam tarzı değişikliklerine uyumda teletıp uygulamalarının etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Çalışmanın amacı,davranış değiştirme model teorisine dayalı olarak hazırlanmış ve Teletıp uygulamalarını içeren "Mutlu Mesane" isimli eğitim programının geleneksel yönteme göre etkinliğinin değerlendirilmesidir. Çalışma Mart 2022-Ocak 2024 tarihleri arasında, Eskişehir Şehir Hastanesi Üroloji polikliniğine başvuran ve stres üriner inkontinans (SÜİ) tanısı alıp çalışmaya katılmayı kabul eden 20-65 yaş arası kadınlarda gerçekleştirilen randomize kontrollü, paralel kollu, tek kör bir araştırmadır. Katılımcılar yaşa göre tabakalama ve blok randomizasyonla müdahale (n=50) ve kontrol (n=50) gruplarına kör olarak ayrıldı. Araştırmacı tarafından SÜİ, abdominal-Kegel egzersizleri, yaşam tarzı değişiklikleri ile ilgili "Mutlu mesane için…" isimli broşür ve "Mutlu Mesane" isimli web sitesi hazırlandı. Müdahale öncesi (MÖ)'nde Üİ tanı anketi, risk belirleme anketi, inkontinans kısa testi (IQ), Üİ'nin yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu (ICIQ-SF) ve e-sağlık okuryazarlık ölçeği uygulandı. Müdahale uygulamasında kontrol grubuna broşür verildi, müdahale grubuna ise broşür verildi ve hazırlanan web sitesi tanıtıldı, erişim linki iletildi, eğitim videoları gösterildi. Müdahale sonrası (MS1)'nda IQ uygulandı. Üç aylık takip süresi boyunca müdahale grubuna eğitim programı doğrultusunda hazırlanmış günlük kısa mesajlar gönderildi. Üç aylık takip sonrası (MS2)'de aynı testler uygulandı. Müdahale grubunda kontrolden farklı olarak MS2'de ICIQ-SF'den alınan puan anlamlı düzeyde düşüş (p<0,001), MÖ ile karşılaştırıldığında MS1 ve MS2'de IQ puanında anlamlı bir artış saptandı (p<0,001Çalışmada teletıp uygulamalarının hastaların yaşam kalitesinde, Üİ ile ilgili bilgilerinde artışa, yaşam tarzlarında olumlu değişikliklere neden olduğu bulundu.
60-72 aylık çocuklarda çevresel sürdürülebilir davranışların ve iklim değişikliği sağlık etkileri farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada ebeveynlerin küresel iklim değişikliği farkındalık düzeyi ve 60-72 aylık çocuklarda çevreye yönelik sürdürülebilir davranışlarının, iklim değişikliği sağlık etkileri farkındalığının çocuklara uygulanacak olan eğitim programı sonrasında etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Ocak 2024-Nisan 2024 tarihleri arasında Eskişehir Odunpazarı Belediyesi Gündüz Bakımevi ve Kreşlerinde öğrenim gören 60- 72 aylık çocuklarda yapılan bir müdahale araştırmasıdır. Çalışmada müdahale grubunda en az 36 kişi olması gerektiği hesaplandı ve 41 çocuk araştırmaya dahil edildi. ''Küresel İklim Değişikliği Farkındalık Ölçeği'' ebeveynlerin iklim değişikliği farkındalığını ve ''60-72 Aylık Çocuklar için Çevresel Sürdürülebilirlik Ölçeği'' çocukların çevresel sürdürülebilir davranışlarını değerlendirmek için kullandı. Ayrıca ebeveynlerin ve çocukların küresel iklim değişikliği sağlık etkileri bilgilerini ölçmek amacıyla iki ayrı ''Küresel İklim Değişikliği Sağlık Etkileri'' ile ilgili önermeler hazırlandı. Araştırmanın müdahale aşamasında için bir eğitim etkinliği oluşturuldu. Çocuklardan 68-72 aylık , okul öncesi eğitime başlama zamanı 60 ay ve altında, anne öğrenim durumu üniversite ve üzerinde olanların, iklim değişikliği kavramını daha önce duyanların, doğada vakit geçirmeyi seven ve çevreyi koruyanların sürdürülebilirlik ölçeği puanları daha yüksek saptandı. Ebeveynlerin küresel iklim değişikliği farkındalığı ile çocukların sürdürülebilirlik bilinç ve farkındalığı arasında pozitif yönde ilişki olduğu bulundu (p<0,001). Çocukların 60-72 Aylık Çocuklar için Çevresel Sürdürülebilirlik Ölçeğinden aldıkları puan Müdahale sonrası (MS) 1 ve MS2 de MÖ (müdahale öncesi)'ne göre yüksek bulundu (p<0,001). Uygulanan eğitim etkinliğinin çocuklarda sürdürülebilirlik, iklim değişikliği sağlık etkileri bilincini ve farkındalığını artırdığını sonucuna ulaşıldı.
Okul öncesi eğitim almakta olan 48-72 ay grubu çocuklarda problemli teknoloji kullanımı ile sosyal yetkinlik ve davranış düzeylerinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı; okul öncesi eğitim almakta olan 48-72 ay grubu çocuklarda problemli teknoloji kullanım düzeyinin belirlenmesi, ilişkili olduğu düşünülen bazı değişkenlerin incelenmesi ve sosyal yetkinlik ve davranış düzeyleri ile problemli teknoloji kullanımı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Çalışma, 01.01.2023–01.04.2024 tarihleri arasında Eskişehir ve Bolu'da hizmet veren anaokullarında öğrenim görmekte olan çocukların ebeveynleri ve öğretmenleri üzerinde gerçekleştirilen bir karma yöntem araştırmasıdır. Çalışma grubu 883 ebeveyn ve 66 öğretmenden oluşmuştur. Nicel verilerin toplanmasında hazırlanan anket formlar kullanıldı. Çocukların problemli teknoloji kullanımları ÇPTKÖ, sosyal yetkinlik ve davranış düzeyleri ise SYDD-30 Ölçeği ile değerlendirildi. Nitel verilerin toplanmasında ise yarı yapılandırılmış bir görüşme formu kullanıldı. Elde edilen nicel veriler Mann Whitney U testi, Kuruskal Wallis testi, Spearman korelasyon analizi ve çok değişkenli lineer regresyon analizi ile değerlendirildi. Nitel veriler ise betimsel ve sistematik olarak analiz edilerek yorumlandı. Bu çalışmada çocukların ÇPTKÖ'den aldıkları puan ortalaması 55.1±14.9 olup, problemli teknoloji kullanımı düzeylerinin orta seviyede olduğu söylenebilir. İkamet edilen şehir, ebeveyn yaşı ve medeni durumu, çocuğun evde teknolojik aletlerle geçirdiği süre, kullandığı içeriği ebeveynin kontrol etmesi, okula uyum ve teknolojik bir alete sahip olma durumlar problemli teknoloji kullanımı ile ilişkili faktörler olarak saptandı. Çocukların problemli teknoloji kullanımı düzeyleri ile sosyal yetkinlik ve davranış düzeyleri arasında negatif yönde zayıf bir ilişki olduğu gözlendi. Ebeveynlere ve çocuklara problemli teknoloji kullanmanın olumsuz sonuçları ve bundan kaçınmak için eğitim etkinliklerinin düzenlenmesi ve çocukların aktif katılımlarının sağlanması faydalı olabilir. Çocukların sosyal yetkinlik ve davranışlarının daha olumlu olabilmesi için eğitimler yapılabilir.
Bir üniversite hastanesi endokrinoloji polikliniğinde takip edilen tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların maliyet analizi
Çalışmanın amacı; ayaktan takip edilen tip 2 DM hastalarında toplam hastalık maliyetinin ortaya konarak, komorbidite ve komplikasyonların maliyet üzerine etkilerinin değerlendirilmesi. Çalışma grubu, 01.08-30.10.2023 tarihleri arasında endokrinoloji polikliniğine ayaktan başvuran ve dahil etme kriterlerini karşılayan tip 2 DM hastalarından oluşmaktadır. Çalışmada hastaların komorbiditeleri ACCI, komplikasyonları ise DCSI kullanılarak ICD-10 tanı kodları üzerinden değerlendirildi. Çalışmada tip 2 DM doğrudan tıbbi olmayan ve dolaylı maliyeti hasta perspektifi, doğrudan tıbbi maliyeti ise SGK perspektifi dikkate alınarak hastalık maliyeti toplumsal perspektiften tahmin edilmeye çalışıldı. Çalışma grubunun %55.6'sı kadın, yaş ortalaması 63.83 ± 8.93 yıl, hastalık süresi ortalaması 14.86 ± 7,99 yıl idi. Hastaların %48.1'inde ≥5 adet komorbiditesi bulunmakta olup %62.2'sinin ACCI skorları ≥5 idi. En yaygın DM uç organ hasarı nöropati (%35.9) olup bunu kardiyovasküler hastalık (%30.6) ve retinopati (%29.4) takip etmekte idi. Hastaların DCSI'den skor ortalamaları 2.52±2.04 olup, %40.3'ünün skoru 1-2 arasında iken DCSI'ye göre metabolik komplikasyon sıklığı %57.2 idi. Tip 2 DM yıllık toplam maliyeti 279,756.46 USD olarak saptanırken, yıllık ortalama kişi başı maliyet 847.24±637.17 USD idi. Yıllık toplam hastalık maliyetinin %81.1'ini doğrudan tıbbi, %4.5'ini doğrudan tıbbi olmayan, %14.4'ünü dolaylı maliyet oluştururken hastaların katlandıkları cepten ödemelerin payı %12.6 idi. Çok Değişkenli Lineer modelde; yaş, öğrenim durumu, sigara/tütün ürünü kullanımı, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, hipertansiyon ve hiperlipidemi nedeniyle ilaç kullanımı ve komplikasyonların hastalık maliyeti üzerinde etkili olduğu saptandı. Çalışmada tip 2 DM hastalığı yönetiminin toplum üzerinde önemli bir ekonomik yüke neden olabileceği, bu maliyete en fazla katkı sağlayan kalemin kullanılan tedavi rejimindeki ilaçlar ve komplikasyonlar olduğu düşünüldüğünde DM yönetiminin önemi ortaya çıkmaktadır.
Sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik iyi oluş, iş-yaşam dengesi ile etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, sağlık çalışanlarının algılanan stres, psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesi düzeylerini ve bu değişkenleri etkileyen faktörleri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu çalışma Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde yürütülmüştür. Evreni hastanede görev yapan yaklaşık 3800 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Güç analizi sonucunda minimum 349 kişilik örneklem hesaplanmış, çalışmaya 413 sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik bilgi formu, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve İş-Yaşam Dengesi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis varyans analizi ve Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Psikolojik iyi oluş ile iş-yaşam dengesi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken, algılanan stres ile hem psikolojik iyi oluş hem de iş-yaşam dengesi arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler görülüştür (p<0.05). Haftalık çalışma saatlerinin artması psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesi puanlarında düşüş ve stres düzeyinde artış ile ilişkili bulunmuştur. Meslek grupları arasında psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesi açısından anlamlı farklılıklar görülmüş; hemşirelerde işin özel yaşama olumsuz etkisinin daha yüksek olduğu, asistan hekimlerde ise psikolojik iyi oluş düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet, gelir durumu, eğitim düzeyi ve çalışma birimine göre bazı ölçek puanlarında anlamlı farklılıklar çıkarken, sigara ve alkol kullanımına göre psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesi toplam puanları açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Sonuç: Sağlık çalışanlarında algılanan stresin artması psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesinin azalması ile ilişkili bulunmuştur. Çalışma saatleri ve bazı sosyodemografik özellikler bu değişkenler üzerinde etkili görünmektedir. Bu bulgular sağlık çalışanlarının psikososyal iyilik halinin desteklenmesine yönelik düzenlemelerin önemini göstermektedir.
Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran TİP 11 diabetli hastaların HBA1C düzeyleri ve ilişkili faktörler
Tip II diyabet giderek yaygınlaşan bir hastalıktır. Hastalığın kanda HbA1c düzeyinin kontrol edilmesi ile izlenmesi çok önemlidir. Bu araştırma, Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran II diyabetli hastaların sosyodemografik, metabolik ve fiziksel aktivite özellikleri ile HbA1c düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır.2011 Yılı Şubat ?Mayıs Ayları boyunca 4 ay süreyle hastane polikliniğine başvuran ve ayaktan tedavi gören yetişkin tip II diyabetli tüm hastalar araştırma kapsamına alınmıştır. Bu süre içerisinde polikliniğe başvuran 500 hastaya anket uygulanmış ve metabolik kontrol düzeylerini değerlendirmek için açlık kan şekeri, HbA1c, HDL kolesterol, kan basıncı değerleri ve beden kitle indeksi(BKİ),bel çevresi, kalça çevresi ölçümleri alınmıştır.Çalışmaya katılan hastaların %58'i (290 kişi) kadın, % 42'si (210 kişi) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 54,78±12,07 yıldır. Katılımcıların % 40.0'ı ilkokulu bitirmemiş veya okur-yazar değildir. Erkeklerin beden kitle indeksi ortalaması 27,83±4,58 kg/m2, kadınların beden kitle indeksi ortalaması 31,35±6,40 kg/m2 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan hastaların açlık kan şekeri ortalaması 204,23±95,16, bu ortalama erkeklerde 201,67±91,85, kadınlarda 206,08 ±97,59 mg/dl' olarak elde edilmiştir. HDL kolesterol düzeyi erkeklerde 42,61 ± 11,56 mg/dl, kadınlarda ise 47,31±12,07 mg/dl olarak bulunmuştur. Hastaların %65.4'ü anti-diyabetik ilaç, %34.6'si ise insülin kullanmaktadır. Hastaların % 59'u 1-3 ay arasında kan HbA1c düzeylerini kontrol ettirdiklerini ifade etmişlerdir.Araştırmaya katılan erkeklerin HbA1c ortalaması 9,09±2,36, kadınların HbA1c ortalaması 9,12±2,57 mg/dl'dir. Erkeklerin % 23,8'i, kadınların ise % 23,4'ü HbA1c hedef sınır olan 6,5-7 mg/dl değere ulaşabilmişlerdir. Bu çalışmada insülin kullananların HbA1c ortalaması 10,2±2,5, antidiyabetik ilaç kullananların ise 8,5 ±2,3 olarak farklı bulunmuştur. Fiziksel aktivite yönünden inaktiflerde HbA1c ortalaması 9,4±2,5, orta düzeyde aktivite bulunanlarda 8,4±2,3, yüksek düzeyde aktivitede bulunanlarda ise 8,8±2,5 olarak anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. BKİ 29,9 kg/m2 olanların HbA1c ortalaması 9,5±2,5 BMI 30 ve üzeri olanların HbA1c ortalaması 8,6±2,3 mg/dl olarak elde edilmiş ve BKİ ile HbA1c arasında anlamlı ters bir ilişki bulunmuştur. Aynı ters ilişki bel çevresi ile HbA1c düzeyleri arasında da bulunmuştur. Bel çevresi ?88 ve altı olanların HbA1c ortalaması 9,8 ±2,7, 89-101 arasında olanların 9,2±2,3 ve bel çevresi ?102 ve üzerine olanların ise HbA1c ortalaması 8,7±2,5 mg/dl olarak elde edilmiştir.Sonuç olarak hastaların kan HbA1c düzeyleri ideal düzeyde değildir. Araştırma bulguları ışığında hastaların besin alımı ve fiziksel aktivite ile ağırlık kontrolünün sağlanması, düzenli aralıklarla HbA1c düzeyi ve diğer bulguları takip etmeleri konusunda eğitimlerinin sürekli yapılması gerektiği önerilebilir.
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanların, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumu
AMAÇ: Bu araştırmada İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde ihtisas yapan asistanların sağlığın geliştirilmesine yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumlarının belirlenmesi, bunların sosyodemografik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi, sağlıklı yaşam biçimini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve asistanlara sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda öneriler sunmak amaçlanmıştır.METOD: Kesitsel tipte olan araştırmada evreni, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanlar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 96'sı kadın, 139'u erkek olmak üzere toplam 235 asistan yer aldı. Mayıs-Ağustos 2010 aylarında yapılan çalışmada sosyodemografik bilgi anketi, GSA (Genel Sağlık Anketi), SYBDÖ (Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği) kullanılmıştır. Verileri değerlendirmede SPSS 16.0 İstatistik paket programı, analizlerde Ki-kare, ANOVA ve Bağımsız İki Grup Arasındaki T Testi, Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır.BULGULAR: Araştırma kapsamına giren asistanların %40.9'u kadın, %59.1'i erkek, %59.1'i evli, %47.7'si 30 yaşın altında ve yaş ortalaması 30.36±3.79'dur. Yüzde 50.6'sının dahili, %41.3'ünün cerrahi, %8.1'inin temel tıp bilim dallarında görev yaptığı, %55.7'sinin ekonomik durumunu orta olarak belirttiği, %53.0'ının çalıştıkları bölümden memnun, %29.1'inin kısmen memnun olduklarını, %62.0'ının ise sigara kullanmadıklarını ifade ettikleri saptanmıştır. Araştırmaya katılan asistanların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği toplam puanı 116.31±17.80 olarak bulunmuştur. En yüksek puan ortalamasının kişilerarası ilişkiler, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite boyutuna ait olduğu belirlenmiştir. Evli olanlarda sağlık sorumluluğu puanı, temel tıp bilim dalında görev yapanlarda SYBD toplam puanları daha yüksek bulunmuştur. Çalıştıkları bölümden memnun olanların kendini gerçekleştirme, kişilerarası ilişkiler ve stres yönetimi puanları; yöneticiler ile ilişkisi iyi olan asistanların kendini gerçekleştirme, beslenme ve SYBD toplam puanları; yıllık asistan eğitimi programına katılan asistanların ve mesai arkadaşlarıyla ilişkileri iyi olanların SYBD puanlarının hemen hepsi yüksek bulunmuştur. Genel sağlık durumu iyi olanların %41.1'inin, kötü olanların %91.7'sinin genel ruhsal sağlığı da kötüdür. Genel sağlık durumu ile genel ruhsal sağlık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). GSA toplam puanı ile SYBD toplam puanı arasında korelasyon yapılmış ve negatif bir ilişki bulunmuştur (r= -0.25 p= 0.001).SONUÇLAR: Çalıştıkları bölümden memnun olma, mesai arkadaşlarıyla iyi ilişkilerin olması, yıllık asistan eğitim programı almaları SYBD'larının çoğunu olumlu etkilemektedir. Genel sağlık durumu iyi olanların fiziksel aktivite, beslenme, stres yönetimi ve SYBD toplam puanı daha yüksek bulunmuştur. Asistanların SYBD'dan en az aldıkları puan fiziksel aktivitedir. Fiziksel aktivite yapmalarına uygun aktiviteler düzenlenmesi sağlanabilir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları olumlu hale geldikçe genel ruhsal sağlık durumu da daha iyi olmaktadır. Sağlık çalışanları, kendi yaşam biçimlerini düzeltmelidirler. Mesleki sorumlulukları ve sosyal rolleri gereği sürdürdükleri yaşam biçimleri ile rol modeli olma ve sağlık hizmeti verdikleri grubu etkileme özelliğine sahiptirler.Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Genel Ruhsal Sağlık Durumu.
Malatya merkez sağlık ocaklarında çalışan hekim, hemşire ve ebelerin şiddet deneyimleri ve kadına yönelik şiddetle ilgili tutum ve davranış düzeyleri
Kadına yönelik şiddet dünyada ve Türkiye'de gün geçtikçe artan bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma sağlık ocaklarında çalışan personelin şiddete maruz kalma durumlarını ve sağlık personelinin kadına yönelik şiddet konusunda bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel bir çalışmadır.Çalışmanın evrenini; Malatya il merkezinde bulunan 28 merkez sağlık ocağında çalışan hekim, hemşire ve ebeler oluşturmuştur. Araştırma evrenindeki 541 kişiden 512`si araştırmaya katılmıştır. Verilerin toplanmasında; Tanıtıcı bilgi formu, ?Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddet Belirtilerini Tanımalarına İlişkin Ölçek Formu? ve hemşire, ebe ve hekimlerin kadına yönelik şiddetle ilgili olarak tutum ve davranış düzeylerini belirlemek için Tutum formu kullanılmıştır.Katılımcıların; yaş ortalaması 33,6±6,4`tür. Çalışmaya katılanların; %81,8'i kadın, %18.2'si erkektir, Araştırmaya katılan kadınların %51,1'i, erkeklerin %54,8'i yaşamı boyunca en az bir kere şiddete maruz kalmıştır. Erkeklerin babaları tarafından daha fazla şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir. (P<0.05) Araştırma kapsamındaki hemşirelerin %58,7'si, ebelerin %53,1'i ve hekimlerin %49,5'i iş yaşamı boyunca hasta, yasta yakını ve kendi çalışma arkadaşı tarafından en az bir kere şiddet görmüştür. Çalışanların %77,1'i mezuniyet öncesinde kadına yönelik şiddet eğitimi almamıştır. Mezuniyet sonrasında ise personelin %31,6'sinin kadına yönelik şiddet eğitimi almadığı belirlenmiştir. Ebelerin %79,5`i, hemşirelerin %57,5`i ve hekimlerin %69,9'u mezuniyet sonrası kadına yönelik şiddet eğitimi almıştır. Hekimlerin %74,3`ü, hemşirelerin %73,2`si ve ebelerin %67,5`i kadına yönelik şiddet olayı ile karşılaşmış, %81,8'i bildirim yapacağını ifade etmiştir. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımlarına ilişkin toplam ölçek puanı 18,6±3,7 olarak bulunmuştur. Katılımcıların ortalama14,7±3,2 tutum puanı aldığı saptanmıştır.Sonuç olarak; sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımlamada yetersiz kaldıkları belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Şiddet, kadın, tutum, hemşire, ebe
Cep telefonu problemli kullanım (PU) ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, Cep Telefonu Problemli Kullanımı Ölçeği (PU)'nin Türk toplumu için geçerlik ve güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla yapılmış metodolojik türde bir araştırmadır. Araştırma, 2011-2012 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Döneminde, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan 387 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ölçeğin yanı sıra öğrencilerin tanımlayıcı özelliklerini belirlemeye yönelik soru formu kullanılmıştır. Test-tekrar test güvenilirliğini değerlendirmek için, ilk uygulama yapıldıktan 3 hafta sonra, 118 kişiye ikinci uygulama yapılmıştır. Orjinali Almanca olan ölçek, grup çevirisi ve geri çeviri teknikleri kullanılarak Türkçe'ye çevrilmiştir. Ölçeğin Türkçe formu kapsam (içerik) geçerliğini saptamak üzere 10 uzman tarafından değerlendirilmiştir. Uzman önerileri doğrultusunda gerekli düzeltmeler yapılmış ve ölçeğin kapsam (içerik) geçerlik indeksi (KGİ) değeri 0.89 bulunmuştur. Alınan uzman görüşleri ve yapılan düzeltmelerden sonra, örneklem grubuyla benzer özellik gösteren 20 öğrenciye pilot uygulama yapılmıştır. Önerilen değişiklikler sonunda ölçek son durumuna ulaşmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliğini test etmek için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmış ve tüm ölçek varyansının % 45'ini açıklayan üç faktörlü yapı elde edilmiştir. Ölçeğin güvenilirlik analizleri için hesaplanan Cronbach Alfa değeri 0.854, ölçeğin toplam puan için test-tekrar test korelasyon katsayısı 0.86 bulunmuştur. Ayrıca ölçeğin ön-test ile tekrar?test toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (t =1.02, p = 0.30). Elde edilen bu değerler sonucunda PU ölçeği Türkçe formu geçerli ve güvenilir kabul edilmiş olup; ölçeğin daha geniş ve farklı örneklemlerde kullanılması önerilmektedir.
Üniversite öğrencilerinde hemoglobin A1c taraması ve olası yeme bozukluğu sıklığı
Türkiye'de obezite ve diyabet en önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Bu sorunların temelinde erişkin öncesi dönemlerin rolü büyüktür. Bu sebeple çocuklarda ve gençlerde kanda hemoglobin A1c (HbA1c) değerlerinin ve olası yeme bozukluğu sıklığının saptanması önemlidir. Bu çalışma üniversite öğrencilerinin kanda HbA1c değerleri ile vücut analiz ölçütleri ve yeme tutumları ilişkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tipte analitik bir araştırmadır. 2013 yılı Mayıs-Temmuz aylarında Gaziantep Üniversitesinde öğrenim gören 428 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. HbA1c değeri parmak ucu kanda NycoCard-Reader II cihazı ile ölçülmüştür. Yeme Tutum Testi (YTT-40) ile olası yeme bozukluğu sıklığı saptanmıştır. Tanita BF350 ile vücut analizleri yapılmıştır. Yaş ortalaması 21,87±2,02 yıl olan öğrencilerin %50,5'i erkek, %49,5'i kadındır. Öğrencilerin %72,4'ü öğün atlamakta, %8,4'ü diyet yapmaktadır. Öğrencilerin %72'sinin vücut kütle indeksi (VKİ) değeri normal (?18,5 - <25,0) aralıktadır. Boy uzunluğu ortalaması 171,0±8,9 cm, vücut ağırlığı ortalaması 65,9±13,1 kg idi. VKİ ortalaması erkeklerde (23,5±3,3) ve kadınlarda (21,3±2,8) anlamlı farklılık gösterdi, aynı zamanda vücut yağ oranı ortalaması da erkeklerde (%14,8±5,5) ve kadınlarda (%23,0±6,8) anlamlı farklılık gösterdi (p<0,001). HbA1c ortalaması erkekler (%5,26±0,55) ve kadınlarda (%5,20±0,47) benzerlik gösterdi (p=0,189). Öğrencilerin %6,8'inin HbA1c değeri ?%6,0 idi. %9,1'inin YTT puanı ?30 idi. YTT puanları ile HbA1c değerleri arasında düşük ama anlamlı bir korelasyon vardı (r=0,096; p=0,047). VKİ ile HbA1c değerleri arasında pozitif yönde düşük ama anlamlı bir ilişki bulundu (r=0,226; p=0,001). Bu araştırmada, diyabet gelişme riski taşıyanlar %6,8'dir. Olası yeme bozukluğu sıklığı %9,1'dir. Erken tanıda değerli olması sebebiyle üniversite sağlık servislerinin bu takipleri yapmaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, HbA1c, Tarama, Yeme Tutum Testi
Malatya il merkezi hastanelerinde çalışmakta olan hemşirelerde kesici-delici yaralanma durumu ve uykululuk düzenleriyle ilişkisinin incelenmesi
ÖZET Amaç: Malatya il merkezindeki hastanelerde çalışan hemşirelerde kesici-delici yaralanma durumları ve uykululuk düzeyleri ile ilişkisinin olup olmadığım saptamak. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel özelliktedir. Malatya il merkezinde bulunan SSK, Devlet Hastanesi, Turgut Özal Tıp Merkezi ve Askeri Hastanelerinde halen çalışmakta olan hemşireler, çalışmanın kapsamım oluşturmaktadır. İl merkezindeki hastanelerde çalışan yaklaşık 1100 hemşire evreninden örnekleme yapılmadan tümü çalışma kapsamına alınması planlandı, ancak 860 hemşireye ulaşıldı. Bulgular: Araştırma kapsamına alman hemşirelerin %62.7 'si son üç ay içerisinde en az bir kez kesici-delici yaralanma geçirdikleri bulundu. Yaralanma geçirme durumları ile yaş, medeni durum, çalışılan birim, çalışılan vardiya, çalışılan kurum arasında anlamlı fark olduğu saptandı. Koruyucu önlemlerin yeterince ve düzenli bir şekilde kullanılmadığı, en fazla sürekli eldiven kullananlar 422 hemşire (%49.1) olup, ancak koruyucu önlemleri bulananların sayısının yandan az olduğu saptandı.Gece vardiyasında çalışanların Epworth Uykululuk Ölçeği puanlan toplamı gündüz vardiyasında çalışanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Kesici-delici yaralanma sıklığı ile Epworth Uykululuk Ölçeği Puanlan pozitif korelasyon içerisinde artış göstermekteydi. Sonuç: Malatya ili merkezinde çalışan hemşirelerin mesleki risk olarak kesici-delici yaralanma oranlan yüksek bulunmuştur. Koruyucu önlem kullanma oranlan düşük olup Hepatit B aşılanma oranlan istenen düzeyde değildir. Uykululuk durumunun kesici- delici yaralanmaların meydana gelmesinde risk faktörü olduğu söylenebilir. Kesici- delici yaralanmaların önlenmesi için gerekli hizmet içi eğitimleri yapılmalı, uygun ergonomik araçlar kullamlmalıdır. Kesici-delici yaralanmaların nedensel faktörleri ile ilgili araştırmalar yapılmalıdır. Sağlık çalışanlanmn sağlığım takip edecek ve mesleki kazaların ve risklerin meydana geldiği durumda rapor edilebileceği ve sonrasında yönlendirilebilecekleri birimlerin kurulmasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: - Kesici-Delici yaralanmalar, Hemşireler, Uykululuk, Malatya 42
Malatya merkez ilçede yaşayan 0-5 yaş arası çocuklarda aşılanma oranları ve etkileyen faktörler
BÖLÜM VIIMALATYA MERKEZ LÇEDE YAŞAYAN 0-5 YAŞ ARASIÇOCUKLARDA AŞI ORANLARIVEETK LEYEN FAKTÖRLERÖZETAmaç: Malatya merkez ilçede yaşayan 0-5 yaş arası çocuklarda aşı oranlarını,annelerin aşı ve aşılama hizmetleri hakkındaki bilgi ve tutumlarını ve ilişkili faktörlerisaptamaktır.Materyal ve Metod: Bu araştırma kesitsel tipte bir araştırmadır. Otuz kümeörnekleme yöntemi ile Malatya merkez ilçedeki sağlık ocaklarına bağlı otuz sağlık evi bölgesisistematik örneklemeyle seçilmiş ve her bir kümeden 20 çocuk alınarak araştırmaya 600çocuk dahil edilmiştir. Veriler annelere yüz yüze anket uygulanarak toplanmış ve analizleriiçin SPSS 9.0 programı kullanılmıştır. Analizlerde, ki-kare, Kruskall-Wallis, Mann-WhitneyU ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Araştırma kapsamına giren çocukların %46.0'ı kız, %54.0'ı erkektir.Çocukların %90'ını kentsel alanda yaşamaktadır. Çocukların yaş ortalaması 1.76±0.05 yıldır.Annelerin %15.3' ü ilkokulu bitirmemiş, %32.2'si Türkçe haricinde bir dil konuşmaktadır.Türkçe haricinde dil bilen anneler daha az olmak üzere annelerin %8.8'inin hemen her güngazete okudukları gözlenmiştir (P<0.05). Annelerin %71.8'i sağlık personelinden aşılarhakkında bilgi almıştır. Sağlık personelinden bilgi alan annelerin daha çok kentsel alandayaşayan, eğitim düzeyi yüksek, Türkçe haricinde dil konuşmayan anneler olduğu saptanmıştır(P<0.05). Annelerin %90.0'ı aşıların gerekli olduğuna inanmaktadır ve kentsel alandayaşayan, eğitim düzeyi yüksek olan, sağlık personelinden aşılar hakkında bilgi alan annelerinaşıların gerekliliğine daha çok inandıkları saptanmıştır (P<0.05). Annelerin eğitim düzeyiarttıkça aşı bilgi düzeyleri de artmaktadır (P<0.05). Aşı bilgi puan ortalaması yerleşim yeri,başka dil konuşabilme, gelir getiren bir işte çalışma ve gazete okuma sıklığı ile ilişkilibulunmuştur (P<0.05). Lojistik regresyon analizinde aşı bilgi puan ortalamalarının annenineğitim düzeyinin ortaokul ve üzerinde olması (OR=5.05), annenin her gün gazete okuması(OR=2.48) ve annenin halen gelir getiren bir işte çalışması (OR=3.87) ile primer olarakilişkili olduğu saptanmıştır.12-23 aylık çocukların, %67.7'sinin aşı kartı olduğu ve %94.9'unun tam aşılıolduğu belirlenmiştir. DBT, polio, hepatit B aşılarının tam yapıldığı BCG ve kızamıkaşılarında eksiklik olduğu görülmüştür. Anneler, BCG aşısının yapılmama nedenini ?Aşıyerinin uzak olması? olarak bildirmişlerdir. Çocukların tam aşılı olma durumları tek yönlüanalizlerde annenin eğitim düzeyi yerleşim yeri, sağlık personelinden bilgi alma durumu, bilgipuanı ve dil bilme durumları ile ilişkili bulunmuştur (P<0.05). 24-71 yaş grubunda tam aşılıçocuk oranı %90.8 olarak saptanmıştır. Bu yaş grubundaki eksik aşılama nedeni olarak BCGiçin ?aşı yerinin uzak olması?, diğer aşılar için ?aşının gerekliliğinden habersiz olma?bildirilmiştir. Bu yaş grubunda, tek yönlü analizlerde yerleşim yeri, eğitim durumu, sağlıkpersonelinden bilgi almış olma, bilgi düzeyinin yüksek olması tam aşılı olmayla ilişkilifaktörler olarak saptanmıştır (P<0.05). Lojistik regresyon analizi sonucunda yine kentselalanda yaşamak (OR=7.7) ve aşılarla ilgili sağlık personelinden bilgi almış olmak (OR=2.6)tam aşılı olmada primer etkili değişkenler olarak saptanmıştır.Sonuç: Malatya merkez ilçede yaşayan 0-5 yaş grubu çocuklarda aşı oranlarıTürkiye genelinden yüksek bulunmuştur. Öte yandan annelerin aşıyla ilgili bilgi düzeylerinindüşük olduğu saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Aşılama oranları, Genişletilmiş Bağışıklama Programı,çocuklar, annenin bilgi düzeyi
Malatya il merkezi hastanelerinde çalışmakta olan hemşirelerde kesici delici yaralanma durumu ve uykululuk düzeyleriyle ilişkisinin belirlenmesi
ZET Amaç: Malatya il merkezindeki hastanelerde çalışan hemşirelerde kesici-delici yaralanma durumları ve uykululuk düzeyleri ile ilişkisinin olup olmadığım saptamak. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel özelliktedir. Malatya il merkezinde bulunan SSK, Devlet Hastanesi, Turgut Özal Tıp Merkezi ve Askeri Hastanelerinde halen çalışmakta olan hemşireler, çalışmanın kapsamım oluşturmaktadır. İl merkezindeki hastanelerde çalışan yaklaşık 1100 hemşire evreninden örnekleme yapılmadan tümü çalışma kapsamına alınması planlandı, ancak 860 hemşireye ulaşıldı. Bulgular: Araştırma kapsamına alman hemşirelerin %62.7 'si son üç ay içerisinde en az bir kez kesici-delici yaralanma geçirdikleri bulundu. Yaralanma geçirme durumları ile yaş, medeni durum, çalışılan birim, çalışılan vardiya, çalışılan kurum arasında anlamlı fark olduğu saptandı. Koruyucu önlemlerin yeterince ve düzenli bir şekilde kullanılmadığı, en fazla sürekli eldiven kullananlar 422 hemşire (%49.1) olup, ancak koruyucu önlemleri bulananların sayısının yandan az olduğu saptandı.Gece vardiyasında çalışanların Epworth Uykululuk Ölçeği puanlan toplamı gündüz vardiyasında çalışanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Kesici-delici yaralanma sıklığı ile Epworth Uykululuk Ölçeği Puanlan pozitif korelasyon içerisinde artış göstermekteydi. Sonuç: Malatya ili merkezinde çalışan hemşirelerin mesleki risk olarak kesici-delici yaralanma oranlan yüksek bulunmuştur. Koruyucu önlem kullanma oranlan düşük olup Hepatit B aşılanma oranlan istenen düzeyde değildir. Uykululuk durumunun kesici- delici yaralanmaların meydana gelmesinde risk faktörü olduğu söylenebilir. Kesici- delici yaralanmaların önlenmesi için gerekli hizmet içi eğitimleri yapılmalı, uygun ergonomik araçlar kullamlmalıdır. Kesici-delici yaralanmaların nedensel faktörleri ile ilgili araştırmalar yapılmalıdır. Sağlık çalışanlanmn sağlığım takip edecek ve mesleki kazaların ve risklerin meydana geldiği durumda rapor edilebileceği ve sonrasında yönlendirilebilecekleri birimlerin kurulmasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: - Kesici-Delici yaralanmalar, Hemşireler, Uykululuk, Malatya 42
Çalışan sağlığı ve güvenliği bağlamında COVID-19 pandemi yönetimi: Bir iş yerinde retrospektif bir çalışma
COVID-19 Pandemisinin yarattığı sağlık ve toplumsal sorunlar ile ekonomik kayıplar çalışan sağlığını, çalışma ortamı ve koşullarını, çalışma ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Bu çalışma olumsuz etkilerin iş yerinde en aza indirilebilmesi için alınan önlemleri ve bu önlemlerin çalışan sağlığı üzerine sonuçlarını inceleyen tanımlayıcı bir araştırmadır. 11 Mart 2020 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Bursa'da bir otomobil fabrikasında çalışan 6437 kişi oluşturmaktadır. Çalışan sağlığı ve güvenliği bağlamında alınan salgın önlemleri; çalışma ortamı, çalışma koşulları ve çalışma ilişkileri olarak ayrıntılı değerlendirilmiştir. İş yerinde tespit edilen doğrulanmış olgu, teması olan çalışan ve şüpheli olguların sosyodemografik özellikleri üzerinden çalışan sağlığına pandeminin etkisi değerlendirilmiştir. İşyerinde çalışma süresince toplam olarak 1876 doğrulanmış olgu, 2026 temaslı ve 1160 şüpheli olgu tespit edilmiştir. Bildirimlerin çoğunluğu 2020 yılında yapılmış olup, zamana göre dağılımları Bursa ve Türkiye vaka dağılımı ile koreledir. İş yerinde çalışma süresince COVID-19 kaynaklı ölüm yaşanmamıştır. Teması olan çalışanların %10,8'i ile şüpheli olguların %28,0'i yapılan RT-PCR testlerinde doğrulanmış olguya dönmüştür. COVID-19 doğrulanmış olgu ile temas edenlerin %12,5'i iş yeri temaslı iken %61,6'sı kurum dışı temaslıdır. Kurum dışı bulaş en çok hane içi aile üyelerinden (%52,1) kaynaklanmıştır. İşyerinde ikincil bulaş saptanmamıştır. Şüpheli olgularda en sık şikâyet nedenleri halsizlik, öksürük ve boğaz ağrısı olmuştur. Şüpheli olgular RT-PCR testi ile değerlendirilmeleri için en çok Bursa Şehir Hastanesine (%79,1) sevk edilmiştir. Medeni durumu evli olanların temaslı olma durumunu 1,3 kat, 40 yaş altında olmanın şüpheli olgu olma durumunu 1,8 kat arttırdığı bulunmuştur. İzolasyon ve karantina nedeni ile 51.525 iş günü kaybı yaşanmış olup çalışma süresince toplam işgünün %1,8'i kaybedilmiştir. Araştırma süresince çalışanların %99,0'una iş yerinde yürütülen aşı kampanyaları ile en az iki doz COVID-19 aşısı yapılmıştır. Solunum yolu ile hızla bulaşan biyolojik etken kaynaklı bir salgında iş yerlerinde alınacak hızlı ve kapsamlı önlemler, çalışan sağlığının korunmasında ve ekonominin insan hayatı riske atılmadan sürdürülmesinde çok önemlidir.
Kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet algısı ve depresyon ile ilişkisi
Kadın sağlık çalışanlarında depresyon yaygın görülen bir ruhsal hastalıktır ve toplumsal cinsiyet algısının depresyon gelişiminde etkili olabileceği düşünülmektedir. Amaç; kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet algısı ve depresyon ilişkisinin ve ilgili etmenlerin belirlenmesidir. Tanımlayıcı kesitsel tipte olan araştırma, Kasım 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini kurumda çalışan tüm kadın sağlık çalışanları (2116) oluşturmaktadır ve çalışmaya 1502 kişi (%70,9) katılmıştır. Veri toplama aracı olarak, genel bilgi formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Epidemiyolojik Araştırmalar Merkezi Depresyon Ölçeği (CES-D) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, Kruskal-Wallis, Man-Whitney U, Student-t, Anova testleri ve lojistik regresyon kullanılmıştır. Analizler SPSS 23.0 programı kullanılarak yapılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 37,19'dur, %74,6'sı lisans ve üzeri öğrenim düzeyine sahiptir ve %65,5'i evlidir. TCAÖ puan ortalaması 101,34'dir (%95 G.A: 100,62-102,06). Öğrenim düzeyi, baba öğrenim düzeyi, eş öğrenim düzeyi, toplumsal cinsiyet kavramı hakkındaki bilgisi ve yaşanılan toplumda toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu düşünme toplumsal cinsiyet algısının yordayıcılarıdır. Katılımcıların CES-D puan ortalaması 20,05'tir (%95 G.A: 19,52- 20,57) ve konut mülkiyeti, haftalık çalışma saati, geçmiş depresyon tanısı, ailede psikiyatrik hastalık tanısı, sağlık algısı, ilgisiz ebeveyn özellikleri, büyüdüğü ve yaşadığı ailede toplumsal cinsiyet eşitsizliği depresyon için yordayıcı değişkenlerdir. TCA-Ö VE CES-D puanları arasında negatif yönlü ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik atılan her adımın, kadın ruh sağlığında koruyucu ve iyileştirici etki sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: toplumsal cinsiyet, depresyon, kadın sağlık çalışanı, toplumsal cinsiyet eşitliği
Türkiye'de illerin sağlık endeksine göre sıralaması ve sağlık eşitsizlikleri
Bu çalışmanın amacı; sağlık çıktıları ile beraber eğitim, gelir, istihdam, demografi, hava kalitesi, fiziksel çevre, konut-altyapı, sağlık altyapısı ve sağlık iş gücü gibi sağlık belirleyicilerini de göz önünde bulundurarak geliştirilecek bileşik sağlık endeksi ile Türkiye'de illerin sağlık durumuna göre sıralanması ve iller arası mevcut sağlık eşitsizliklerinin ortaya konmasıdır. Çalışma kapsamında veri kaynağı olarak çeşitli kurumların yayınladığı rapor ve kamuya açık veri tabanları ile çeşitli araştırma raporları taranmıştır. Tarama sonrası endekse dâhil edilecek değişkenler ölçülebilirlik, geçerlilik, zamanlılık, tekrarlanabilirlik, sürdürülebilirlik, uygunluk ve önem kriterlerine göre değerlendirilmiş ve belirlenen 29 değişken hiyerarşik bir düzende alt boyut, boyut, alt endeks ve en sonunda bileşik sağlık endeksi olarak yapılandırılmıştır. Teorik çerçevenin belirlenmesi ve değişkenlerin yapılandırılmasından sonra bileşik endeksin geliştirilmesinde sırasıyla normalleştirme, ağırlıklandırma ve birleştirme işlemleri uygulanmıştır. Geliştirilen bileşik sağlık endeksinin istatistiksel tutarlılığı çapraz korelasyon analizleri ile değerlendirilmiş ve bileşik endeksin sağlamlığı, belirsizlik ve duyarlılık analizleri ile incelenmiştir. Bileşik sağlık endeksinde en yüksek puana sahip ilk beş il sırasıyla Bolu, Karabük, Ankara, Trabzon ve İstanbul iken en düşük puana sahip son beş il sırasıyla Hakkâri, Şanlıurfa, Muş, Ağrı ve Şırnak'tır. Bununla birlikte bileşik sağlık endeksinin büyük ölçüde kavramsal çerçeve ile örtüştüğü ve illerin sıralamalarına dair belirsizliğin sınırlı sayıda il haricinde düşük olduğu görülmüştür. İllerin bileşik sağlık endeksi puanına göre sınıflandırıldığı durumda en avantajlı ve dezavantajlı sınıflar arasında mutlak olarak 44 puanlık, göreli olarak 2,17 katlık fark bulunmuştur. Bileşik sağlık endeksi yaklaşımı ile illerin sıralanması, toplumun sağlık durumunu saptamada ve kanıta dayalı politikalar üretmede önemli bir araç olarak değerlendirilmeli ve ülkemizde bu alanda çalışmaların artırılması gerekmektedir.
Bir üniversite hastanesinin hastane hizmetlilerinde kas iskelet rahatsızlıkları ve ilişkili etmenler; Bursa
Kesitsel tipteki bu araştırmanın amacı bir üniversite hastanesinde çalışan hastane hizmetlilerinde kas iskelet rahatsızlıklarının sıklığını, şiddetini ve iş yapmaya engel olma durumunu ve bu rahatsızlıklarla ilişkili olabilecek etmenleri belirlemektir. Araştırmaya Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Hastanesi'nde çalışmakta olan 273 hastane hizmetlisi dahil edilmiştir. Örneklem seçilmemiştir. 50 soru ve Türkçe Cornell Kas İskelet Rahatsızlık Anketi'nden oluşan anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Araştırmaya 247 kişi katılmıştır (%90,5). Katılımcıların %78,1'i (n=193) erkektir. Katılımcıların %76,9'u (n=190) T-CMDQ' da geçtiğimiz hafta çalışılan süre boyunca herhangi bir bölgede ağrı, sızı, rahatsızlık şikayeti yaşadığını belirtmiştir. En sık etkilenmiş olan vücut bölgeleri bel (%47,4 n=117), sağ ayak (%45,7 n=113) ve sol ayaktır (%49,0 n=121). Çalışma ortamında daha fazla (sıklıkla, her zaman) stres altında hissedenlerde bel, sağ ve sol ayak şikayetleri anlamlı olarak daha sıktır. Ayrıca bu katılımcılar daha yüksek toplam ağırlıklı puan (TAP) ortalamasına sahiptir. Hastane hizmetlilerinden sağlığını çok kötü, kötü olarak algılayanlarda bel, sağ ve sol ayak şikayetleri anlamlı olarak daha sıktır ve TAP ortalaması ise daha yüksek saptanmıştır. Hastane hizmetlilerinden şikayetlerinin işle ilişkisi olduğunu düşünenlerde hem bel şikayetlerinin sıklığı anlamlı olarak daha yüksek saptanmış, hem de TAP ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Bel şikayetleri için çalışma ortamında stres altında hissetme, ameliyat ve travma/kaza öyküsü; sağ ayak şikayetleri için cinsiyet, gelir durumu ve çalışma ortamında stres altında hissetme; sol ayak şikayetleri için cinsiyet, gelir durumu, kronik hastalık varlığı, VKİ ve hastane hizmetlisi olarak çalışma süresi; bağımsız risk faktörleri olarak saptanmıştır.
Investigating the factors affecting the available tuberculosis prevention and control in kampala, uganda
This study's main aim is to pinpoint the variables influencing tuberculosis preventive and control initiatives now in effect in Kampala, Uganda. The theoretical foundation for this cross-sectional study design was Wilber's integral theory. Data was put together using a structured questionnaire filled out by health workers at five Tuberculosis dispensaries in Kampala City Council Authority hospitals around Kampala district. A total of 413 respondents—151 women and 262 men—were questioned. Each respondent provided informed consent before the data was collected. Data analysis was done using SPSS. In order to understand how dependent and independent variables are related, the chi-square association test was used at a significance level of 0.05. 74.33% of the respondents had a treatment supporter while taking their TB medicine, yet 63.44% never disclosed their TB illness to anyone with whom they shared a home. Whereas 59.6% of the patients were HIV positive, 53.8% had low literacy about tuberculosis therapy. As 64.3% of people were taking other medications besides TB medicines, 64.2% were more likely to cease their Tuberculosis treatment due to feeling better in less than two months. These and other factors were pinpointed to be affecting the available Tuberculosis control and prevention programs in Kampala. In conclusion, the functioning of the existing TB prevention and control programs in the Kampala district of Uganda was figured to be aided by patients having a treatment supporter (DOT), TB dispensaries being close by or less than $3 in transportation costs away, the supply of TB drugs at the TB dispensaries, staff attitudes, convenient working hours, and short waiting times at the TB facilities.
Gaziantep ilinde çalışan aile hekimlerinin yenidoğan tarama programları hakkında bilgi düzeyleri ve uygulamaları
Tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bu çalışmada; aile hekimlerinin yenidoğan taramaları ile ilgili bilgi düzeyleri ve uygulamalarının saptanması amaçlandı. Aile hekimlerine ait demografik özelliklerin, yenidoğan tarama programı kapsamında muayene yapma durumunun ve yapılan muayenelerin, aile hekimlerine ve ailelere eğitim verilme ihtiyacının sorgulandığı anket formu 01 Kasım 2020 – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Şahinbey, Şehitkamil ve Oğuzeli ilçesinde çalışan 462 aile hekimine (evrene ulaşım oranı %87) uygulandı, Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerle beraber Ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanıldı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayenesi yapma oranı %77,1, gelişimsel kalça displazisi değerlendirme oranı %67,1 olarak saptandı. Aile hekimlerinin görme değerlendirme muayenesi yapma (%45) ve işitme değerlendirme muayenesi yapma oranları (%32,3) düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayene sayısı ortalaması 2,13 olarak saptandı. Kontrol muayenesi yapmama nedeni olarak en sık nedenler; pediatrist tarafından ilgili muayene yapıldığı için başvuru olmaması(%61,3), gelişimsel kalça displazisi değerlendirme için ilgili muayenenin ortopedist/radyoloji uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%70,3), görme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin göz hastalıkları uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%71,4), işitme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin kulak burun boğaz uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%64) olarak saptandı. Genel olarak tüm muayenelerde aile hekimlerinin bilgi düzeyleri düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin %89,4'ü ailelere tarama programı hakkında eğitim verilmesi gerektiğini belirtti. Sonuç olarak aile hekimleri tarafından yenidoğan tarama programı kapsamında yapılması gereken muayeneler yeterli oranda yapılmayıp, uzman hekim muayeneleri tercih edilmektedir. Tarama programı hakkında bilgi eksikliğinden dolayı aile hekimlerine eğitim verilmesi gerekmektedir.
Kadınlarda sağlık okuryazarlığının beslenme bilgi düzeyine etkisi
Bu çalışma Aile Sağlığı Merkezine başvuran kadınlarda sağlık okuryazarlığının beslenme bilgi düzeyine etkisini belirlemek için 01.06.2021-30.09.2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak tasarlandı ve verilerin toplanmasında Aile Sağlığı Merkezine başvuran kadınlara "Tanımlayıcı Anket Formu", Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği–32 (TSOY-32)" ve "Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi (YETBİD) Ölçeği" uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS programı kullanıldı. Araştırmaya katılanların TSOY-32 ölçek ortalaması 36.9 ± 7.55 değerinde bulundu. Eğitim seviyesi düşük, sosyal güvencesi bulunmayan, fiziksel aktivite yapmayan, sağlık durumunun iyi olmadığını belirten kadınlarda TSOY-32 ölçek puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Kadınların temel besin bilgisi puan ortalaması 50.77 ± 9.57 olarak bulundu. Eğitim seviyesi ilkokul, gelir seviyesi düşük olduğunu ifade eden kadınlarda temel besin bilgisi ölçek puan ortalaması anlamlı bulundu p<0.05). Katılımcıların Besin Tercihi alt ölçek ortalaması 30.43 ± 5.79 değerinde bulundu. Yaşı ilerleyenlerin, eğitim seviyesi yüksek olanların, sağlık seviyelerinin iyi olduğunu ifade edenlerin, evli olanların, besin tercihi puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, beslenme bilgi düzeyi, kadın, hemşirelik.
Knowlwdge and attitude towards hepatitis b virus infection among adults in tamale in the northern region of ghana-a descriptive study
The study aims is to investigate knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. A descriptive study was conducted using self-administered structured questionnaire to assess participants' level of knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. Data was collected from people who agreed to participate in the study. The study sample was 281 participants. Simple random sampling was used to recruit participants. Data was analysed using SPSS version 24 and study findings presented using text and tables. The study revealed that about half of the respondents had good knowledge on hepatitis B infection. There were even some knowledge gaps among the respondents who had good knowledge on the infection. The study also revealed that 64% of the respondents had good attitude towards hepatitis B vaccination. Those who did not vaccinate against hepatitis B indicated the cost and other reasons as the barrier for not vaccinating. Almost all the respondents indicated they will visit health facility for treatment in case they realise they are infected with hepatitis B. The study shows knowledge and attitude towards hepatitis B is not adequate. There is therefore the need to put in more measures to educate the public on hepatitis B in order to improve the public's knowledge and attitude towards hepatitis B infection.