
10
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yaşanan mediko-legal sorunlar ve çözüm önerileri
Anne karnındaki gelişimini tamamlamadan dünyaya gelen bebekler önlenemez birtakım sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Sağlık açısından daha fazla risk ve daha fazla bakıma ihtiyaç duyan prematüre bebekler geri kalan gelişim sürelerini tamamlamak için Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerine ihtiyaç duyarlar. Önlenemez bu sorunların yanı sıra; kaliteli bir hizmet sunumu ile insan kaynaklı tutum ve davranışların değişimi sonucu önlenebilir sorunlar, prematüre bebeklerin hayata tutunmaları açısından önemlidir.Prematüre bebek bakımının; emek, sabır, dikkat ve özen gerektiren bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: Prematüre Bebek, Yenidoğan Yoğun Bakım.
Tıp etiği bağlamında defansif tıp uygulamaları
Varoluş nedeni insan ve yaşam olan tıp bilimi; güçlü karşısında zayıfı koruma anlayışına dayanan hukukla; değerler, ödev, fayda gibi kavramları inceleyip doğruyu bulmayı amaç edinen felsefe ile yakın ilişkilidir. Tıp etiği sağlık alanında pratik ve bilimsel çalışmaların etik yönden değerlendirilmesi ve etik ikilemlerin çözümlenmesini sağlar. Zarar vermeme, yararlılık, adalet ve özerklik temel tıp etiği ilkeleri olmakla birlikte Kant'ın ödev, Mill'in ise faydacılık yaklaşımı günümüz sağlık sisteminde etkin bir yere sahiptir. Sağlık hakkı yaşam hakkıyla iç içe geçtiği için evrensel hukuk mevzuatları temel alınarak anayasal güvence sağlanmaya çalışılmış ve bu düzlemde iç hukukumuzda hukuki düzenlemeler yapılmıştır. Hekimler yükümlülüklerini yerine getirmedikleri taktirde hukuki yaptırımlarla karşılaşmaktadırlar. Bu hukuki yaptırımları uygularken davanın konusunun malpraktis ya da komplikasyon olarak tanımlanması çerçevesinde yaşanan kargaşa davanın sonucunu değiştirmektedir. Özellikle 2005 yılında Türk Ceza Kanunu'un ağırlaştırılması hekimler üzerinde baskı kurmaktadır. Hekimin olağan hekimlik davranışından sapması anlamına gelen defansif tıp uygulamalarına , TCK'nın ağırlaştırılmasının yanı sıra sağlık hizmetlerinin özelleşmesi, Tam Gün Yasası ve Performansa Dayalı Ek Ödeme Sistemi, Mesleki Sorumluluk Sigortası, Tıp fakültelerinde verilen eğitimin yetersizliği, hekimlik anlayışının değişmesi gibi faktörler yöneltmektedir.
kadın hastalıkları ve doğum servislerinde yaşanan tıbbi hataların Sağlık Hukuku yönünden değerlendirilmesi
Bu çalışma, kadın hastalıkları ve doğum kliniklerindeki tıbbi müdahalelerintüm aşamalarında yapılan tıbbi uygulama hatalarının (malpraktis) incelenmesini içerir. Çalışmanın amacı kadın hastalıkları ve doğum alanında çalışan sağlık personelinin standardize tıbbi uygulamayı yapmaması durumunda oluşabilecek zararlara karşı bilgilenmelerini sağlamaktır. Mesleki bilgi ve beceri eksikliğinden kaynaklanan durumlara farkındalık sağlayarak çözümler bulmalarına yardımcı olmak ve hastaya tedavi verilmemesi ile oluşan zararlarda hukuki zorunluluklar açısından uyarmak, tıbbi hatalarda sağlık personelinden kaynaklanan hataları incelemektir. Ayrıca, çalışmada son iki yılda kadın hastalıkları ve doğum alanındaki Yargıtay Kararları da verilmiştir. Böylece bu alandaki dava konuları hakkında bilgi sahibi olunması sağlanmıştır. Birinci bölümde hasta ve hekimin hak ve yükümlülükleri ile tıbbi müdahale ve tıbbi uygulama hatasının tanımına yer verilmiştir. Ayrıca, tıbbi müdahale farklı yönlerden değerlendirilmiş, tıbbi uygulama hataları hukuksal açıdan incelenmiştir. İkinci bölümde kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde yaşanan tıbbi hatalar ile bu konuya ilişkin Yargıtay ve Danıştay Kararları değerlendirilmiştir.
Hekimler tarafından insan bedenine karşı işlenebilen suçlar ve yaptırımları
Tezimizde, suçun unsurları çerçevesinde, hekimlerin tıbbi müdahaleden kaynaklanan insan bedenine karşı işleyebilecekleri suçlar, cezai sorumlulukları ve yaptırımları incelenmiştir. Suç kısaca, "Kanunda tarif edilen tipe uygun, hukuka aykırı, kusurlu fiil" şeklinde tanımlanabilir. Bir fiilin suç olması için belli unsurları içermesi gerekmektedir. Bu unsurlar doktrinde kabul gören genel görüşe göre; "Kanuni Unsur", "Maddi Unsur", "Hukuka Aykırılık Unsuru" ve "Manevi Unsur"dur. Tıbbi müdahale fiillerinin suç oluşturmamasında, hakkın icrası, ilgilinin rızası gibi hukuka uygunluk sebepleri vardır. Tıbbi müdahalenin, insan sağlığını korumak ve tedavi etmek gibi bir amacı olsa da, esasında kişilik haklarına sahip bir varlık olan insanın vücut bütünlüğüne yönelmektedir. Kural olarak, insan sağlığına ve vücut bütünlüğüne yönelen her türlü müdahale, kişilik haklarının hukuka aykırı olarak ihlali sayılır. Ancak tıbbi müdahaleler, bazı şartların varlığına bağlı olarak hukuka uygun sayılmaktadırlar. Uğraşı alanı, Anayasamızda üstün bir değer olarak korunan yaşam, sağlık ve vücut bütünlüğü olan hekimlik mesleği, ciddi sorumluluk ve riskler taşıyan bir meslektir. Hekimler mesleklerini yaparken, tıbbi yeterliğinin yanı sıra, hukuksal açıdan da eksiksiz ve hatasız yapmak zorundadırlar.
Tıbbi bilirkişi
Bilirkişilik kurumu, yargı sistemi içerisinde büyük öneme sahiptir. Bu sebeple bilirkişilik alanında yaşanılan problemlere çözüm getirilmesi amacıyla 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu çıkarılmış ve bu kanunla bilirkişilik kurumsallaştırılmıştır. Sağlık hukuku alanında başvurulan tıbbi bilirkişilerin seçimi de yine bu yasada belirtilen usul ve esaslara göre yapılmaktadır. Fakat tıbbi bilirkişilik özel ve önemli bir alanı ifade etmesi sebebiyle uygulamada çoğu zaman aksaklıklara sebep olmaktadır. Yargıtay kararları incelendiğinde sık sık yerel mahkemelerin vermiş oldukları kararların bozulmasını ve tekrar bilirkişi incelemesinden geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Özellikle her dosyada birden fazla bilirkişi raporunun mevcut olması, büyük eleştirileri beraberinde getirmiştir. Bu yönde yapılan eleştirilere bakıldığında; raporlar arasında çelişkilerin giderilmemesi, mahkemelerin bilirkişi atamalarında hataya düşmeleri ve bilirkişi raporlarının gerekli dikkati ve özeni göstermemeleri sayılmaktadır. Bu sebeple tıbbi bilirkişinin seçiminde belirtilen kriterlere uyulmamasının yanında tıbbi bilirkişlerin mahkemelere sunmuş oldukları raporlarda şekil ve içeriklerine gerekli dikkat ve özeni gösterilmemeleri sayılmaktadır. Bu sebeple tıbbi bilirkişi, incelemelerinde iki ayrıma gidilmesi, raporların daha anlaşılır olmasını ve mahkemelerin de raporları daha doğru anlamalarını kolaylaştıracaktır. İlk ayrımda ceza ve hukuk davalarında tıbbi verilerin anlamlandırılması için başvurulan tıbbi bilirkişi bulunurken, ikinci ayrımda hekimin yapmış olduğu tedavi-ameliyat-tetkiklerin tıp kurallarına uygun yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi için başvurulan tıbbi bilirkişi bulunmaktadır. Bu sebeple tıbbi bilirkişiden hangi ayrım için yardım istenmişse, mahkemeye o yönde yardımda bulunarak tıbbi bilirkişilerin seçilmesi gerekecektir. Bu çalışmada tıbbi bilirkişiliğin zor bir görev olması sebebiyle dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durularak çözüm öneri sunulmaktadır.
Karayolu yolcu taşımacılığı zorunlu koltuk ferdi kaza sigortası
Şehirleşmenin yaygınlaşması ile birlikte ulaşıma duyulan ihtiyaç hızla artarken teknolojinin gelişmesi ile birlikte ulaşım faaliyetleri de çeşitlenmiştir. Havayolları, denizyolu, demiryolu ve karayolu olarak genel bir sınıflandırmaya tabi tutulabilecek ulaşım faaliyetleri yürütülürken istenmeyen durumların gerçekleşmesi, insanları hem malvarlığı adına hem de can sağlığı adına endişeye sürüklemiştir. Bu endişe ve güvence ihtiyacı sebebi ile de sigortacılık önem kazanmış, faaliyetler arttıkça sigortacılık da bu çeşitlenmeye cevaz vererek gelişmiştir. Ülkemizin coğrafi özellikleri en önemli faktör olmak üzere ulaşım ağlarından en çok gelişme gösteren, hemen hemen her coğrafyaya uzanması ve ekonomik olması nedeniyle yoğunlukla tercih edilen ulaşım türü de karayolu olmuştur. Ancak karayolu ulaşım faaliyeti esnasında gerek öznelerin göstermesi gereken özen ve dikkati göstermemesi gerekse kullanılan araçlarda bulunan kusurlar nedeniyle kazalar sıkça yaşanmaktadır. Bunun sonucunda da mal ve can kayıpları söz konusu olabilmektedir. Her ne kadar hukukumuzda karayollarında yaşanan kaza sebebiyle oluşan kayıplar, sözleşme ve haksız fiil sorumluluğuna dayanılarak telafi edilebilir olsa da, ekonomik boyuta indirgeyemeyeceğimiz insan sağlığını tehlikeye atan sonuçlar da mümkündür. Özellikle yolcu taşıma faaliyeti sırasında yaşanabilecek bir kaza, onlarca kişinin hayatını kaybedebileceği bir boyuta ulaşabilmektedir. Bu sebeple modern hukukta insan sağlığına ve vücut bütünlüğüne verilen değerden ötürü bu tehlikeli faaliyet, sorumluların ve sorumluluk sigortacılarının yanı sıra ayrıca bir can sigortasıyla güvence altına alınmak istenmiştir. Bunun sonucunda yolcu taşıma faaliyeti özelinde kitlesel önem ve sosyal gereklilikler göz önüne alınarak Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası oluşturulmuştur. Bu sigorta türü can sigortası türü olarak düzenlenmiş, diğer sorumluluk sigortalarının aksine kazadan etkilenen kişilerin zarar ve zarara bağlı tazminat ilişkisi içine girmeden en kısa zamanda kaza kaynakları etkileri himaye altına almaya yönelik özellikleriyle kaza sonrası yaşanabilecek mağduriyetlerin önüne geçilmeye çalışılmıştır. İstenmeyen durumun gerçekleşmesi ile birlikte taşıma sözleşmesinde yolcu sıfatındaki kişiler, sürücüler ve sürücü yardımcıları sigorta sözleşmesinde sigortalı olurken, sigortacı sigorta sözleşmesi kurulurken sayısal olarak bilgi sahibi olduğu kişilere himaye sağlamak durumunda kalmaktadır. Taşıma faaliyetinin özneleri lehine bizzat taşıma işini yürütenler tarafından zorunlu olarak sigorta sözleşmesinin kurulmasıyla; sigortacılık ilkelerinin bu faaliyete yansıtılması, kişilerin sağlıklarının güvence altına alınması amaçlanmıştır.
İdarenin ilaç temini ve finansmanı konusunda görev ve yetkileri
Bu çalışmada, Türkiye'de, Anayasa temelli olarak sağlık hakkının tesisi anlamında, devletin görevli ve yetkili olduğu şekillerde, gerek doğrudan gerekse dolaylı olarak gerçekleştirilen sağlık hizmetlerinin bir parçası sayılabilecek ilaç temin edilmesi hususunda, idarenin hem süreç hem de mali konulardaki işlemleri, görevleri ve yetkileri ile bunları nasıl ve hangi şartlar ışığında değerlendirebildiği konuları işlenmiştir.
Robotik cerrahi ve cezai sorumluluk
Robotlar teknoloji ilerledikçe hayatımızın içine daha çok girmektedir. Günümüzde de robotik cerrahi teknolojisi tıp bilimi alanında önemli bir rol oynamaktadır. Robotik cerrahiyi kullanmanın ilk amacı, verimliliği artırmak ve hataları en aza indirmektir. İnsanlar ve robotlar arasındaki iş birliği, cerrahi prosedürlerde ilerlemelere yol açmıştır. Ancak robotik cerrahinin tıbbi bir tedavi yöntemi olarak kullanılması sırasında oluşabilecek zararlar konusunda cezai sorumluluğun nasıl belirleneceği sorunu netliğe kavuşamamıştır. Tıbbi bir işlem sırasında bir sorun olması durumunda, robot, programcı, üretici ve yanlış komut vermiş olabilecek sağlık personeli arasında sorumluluk dağılımının tartışılması gereklidir. Robotik cerrahi kavramında, sorumluluğu doğru bir şekilde belirlemek için malpraktis vakaları ile komplikasyonlar arasında ayrım yapmak oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, robotik cerrahi uygulamalar sonucunda oluşabilecek durumları alternatifleriyle birlikte incelemek ve hukuki analizini yapmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde robotik cerrahiyle ilgisi olan kavramlar tarihsel gelişimiyle beraber açıklanmıştır. Açıklanan kavramlar hem hukuk hem sağlık hem de robotik ile ilgili kavramlardır. Bu kavramların açıklanmasındaki amaç konunun daha sağlıklı biçimde anlaşılabilmesidir. Çalışmanın ikinci bölümünde robotik cerrahi müdahaleden kaynaklanabilecek olumsuz sonuçlarda cezai sorumluluk meselesi incelenmiştir. Tıbbi bir müdahale sırasında bir sorun olması durumunda, sorumluluğun robot, programcı, üretici ve yanlış komut vermiş olabilecek sağlık personele mi ait olacağı mevzuat ve cezai ilkeler ışığında incelenmiştir. Suçun manevi unsuru olan kast ve taksir ışığında konu detaylandırılmış olup robotların ve yapay zekâ sistemlerinin cezalandırılabilirliği tartışılmıştır. Üçüncü bölümde robotik cerrahinin olumlu ve olumsuz yönleri açıklanarak robotik cerrahi müdahaleden kaynaklı cezai sorumluluğa ilişkin örnek uyuşmazlıklar ve öneriler incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Robotik cerrahi, Yapay zekâ, Taksir, Hukuka uygunluk, Cezai sorumluluk
Diş hekiminin hukuki sorumluluğu
Kişi ve toplum sağlığından bağımsız olarak düşünülemeyecek olan ağız, diş ve çene sağlığının tesisi ve korunmasında diş hekimliği müdahaleleri önemli bir yer tutar. Diğer tıbbi müdahale türlerinden ayrılarak müdahalenin yaş veya cinsiyet ayrımına tabi olmaması, herkesin hayatında en az bir kere başvurduğu tıbbi müdahale türü olması gözetildiğinde bu önem daha da artmaktadır. Diş hekimliği müdahaleleri, kişilerin fiziksel sağlıkları kadar kendilerini dış dünyaya sunuş şekillerinde de doğurduğu etkiyle, günümüzde her zamankinden daha fazla hukuki uyuşmazlık konusu yapılmaktadır. Bu uyuşmazlıkların çözümünde ise sağlık hukuku mevzuatı yetersiz kalmakta, çözümleri adeta doktrin görüşleriile yargı kararlarına terk edilmiş konuların başında diş hekimliği müdahalelerinin hukuki niteliği gelmektedir. Hukuka uygunlukları belirli şartları sağlamasına tabi olan diş hekimliği müdahaleleri, müdahalede bulunan diş hekimi ile hasta arasındaki ilişkinin özelliğine göre hukuki nitelemeler kazanır. Diş hekiminin mesleğini serbest olarak ya da kamu görevlisi sıfatıyla icra etmesine bağlı ayrım, taraflar arasındaki ilişkinin tabi olacağı hukuk kurallarının ve taraf yükümlülüklerinin belirlenmesinde rol oynar. Diş hekiminin, temelini hukuki nitelemelerden alan yükümlülükleri kadar, her türlü hukuki nitelemenin üzerinde konumlanarak diş hekimliği mesleğinin etik ilkelerinden ve diş hekimi ile hasta ilişkisinin özünden kaynaklanan yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerin ihlali, ihlal edilen norm ve değerlerin özelliğine göre diş hekiminin sorumluluğuyla sonuçlanır. Anahtar kelimeler: Diş hekimi, diş hekiminin hukuki sorumluluğu, diş hekimliği müdahaleleri, hukuki sorumluluk.
İlaç hukukunda tazminat sorumluluğu
İnsanları hastalıklardan korumak ve hasta olanları tedavi etmek amacıyla üretilmiş olan ilaçların, üretimden kullanılmasına ve sonuçlarına kadar geçen süreçte yapılan hatalar sonucunda insanlarda ilaç kullanmaktan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla sorumluların kusurlu veya kusursuz olup olmadıklarının belirlenmesi ve kusurlu iseler, sorumluluk oranlarının tespiti, sorumluluk oranında bir tazminata nasıl hüküm verilmesi gerektiği ilaç hukukunda tazminat sorumluluğu olarak yerini almıştır. İlaç, Anayasa tarafından güvence altına alınan sağlık hakkı (madde 17-56) ile ilgili bir üründür. Ülkemizde bir ilaç yasası olmamasına karşın çeşitli yasa ve yönetmelikler ile genel düzenlemeler vardır. İlaç hukukunda tazminat sorumluluğuna sahip olan kişi ve kurumlar olarak karşımıza; ilaç üreticilerinin tazminat sorumluluğu, hekimlerin tazminat sorumluluğu, eczacıların tazminat sorumluluğu, klinik araştırmacıların tazminat sorumluğu, klinik araştırma etik kurullarının ile üyelerinin tazminat sorumluluğu ve idarenin tazminat sorumluğu başlıkları altında bu tez çalışması yapılmıştır.