Gaziantep University
Faculty

Faculty of Medicine

Gaziantep University

6

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

6 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların kronotipik özellikleri ve ilişkili microrna düzeyleri

AMAÇ: DEHB, çocuk ve ergen psikiyatrisinde %7 sıklık ile en çok görülen hastalıklardan birisi olup, dikkat dağınıklığı, hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri ile kendini gösteren nörogelişimsel bir bozukluktur. DEHB etiyolojisinde genetik, nörokimyasal, nöroanatomik, nöropsikolojik ve çevresel etmenler yer almaktadır. DEHB' lilerde yapılan çalışmalarda kronotip tercihlerinin sağlıklı kontrollere göre farklı olduğu görülmektedir. Bu durum etiyolojide sirkadiyen ritim bozukluklarının da olabileceğini akla getirmiştir. Sirkadiyen ritmin düzenlenemesinde CLOCK ve BMAL1 gibi genler ve bunlarla ilişkili microRNA'lar yer almaktadır. Biz de araştırmamızda DEHB'li çocukların kronotip tercihlerini ve BMAL1 ile ilişkili olduğu belirlenen miR-142 ve miR-378 düzeylerini sağlıklı kontrollerle karşılaştırdık. GEREÇ ve YÖNTEM: Araştırmaya DSM'e göre yeni tanı almış 50 DEHB'li çocuk ile 44 sağlıklı çocuk alındı. Çalışmada Çocukluk Çağı Kronotip Anketi kullanılarak çocukların kronotip tercihleri belirlendi. Serum miR-142-3p ve miR-378 düzeylerini belirlemek aracıyla saat 9.00'da alınan kanlar genetik laboratuarında değerlendirildi. BULGULAR: DEHB'li çocuklarda akşamcılık tercihi daha yüksekti. Ayrıca akşamcılık tercihi hem hasta hem de kontrol grubunda dikkat eksikliği ile ilişkili bulundu. Annedeki psikopatoloji oranı ile DEHB varlığı arasında ilişki bulunurken(p=0,003), babalarda böyle bir ilişki bulunamamıştır(p=0,372). DEHB' li çocuklar ile kontrol grubu arasında yapılan karşılaştırmada miR-142-3p (p=0,97) ve miR-378 (p=0,063) düzeyleri arasında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmadı. DEHB'li çocuklarda ailesinde psikiyatrik bozukluğu olanların hem miR-142-3p (p=0,011, rho:0,37) hem de miR-378 (p=0,017, rho=0,38) değerleri kontrollere göre düşüktü. SONUÇ: Araştırmamızda DEHB'lilerde sirkadiyen ritimde akşamcılığa kaymanın daha yüksek olduğunu, akşamcılığın dikkat eksikliği ile ilişkili olduğunu bulduk. Ebeveynler arasındaki psikopatoloji farklılığı genetik geçişte maternal psikopatolojinin etkin olabileceğini düşündürmüştür. miR-142-3p ve miR378 BMAL1 ile ilişkili olduğu daha önceki çalışmalarda kanıtlanmış olsa da, biz sirkadiyen ritim problemlerinin daha sık görüldüğü DEHB'lilerde kontrollere göre anlamlı bir farklılık saptayamadık. Ancak ailesinde herhangi bir psikiyatrik bozukluğu olan DEHB' lilerde miRNA düzeylerinin düşük olması, miRNA düzeylerinin genetik yüklülükle ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: miR-142-3p, miR-378, DEHB, Kronotip, Sirkadiyen Ritim

Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuMikro RNA+4
Mehmet Karadağ
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastalarda sirkadiyen ritim nöropeptid düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Daha önce yapılmış pek çok çalışma ile bipolar bozuklukta sirkadiyen ritmin bozulduğuna dikkat çekilmiştir. Bu durum BPB'nin etiyolojisinde sirkadiyen ritim bozukluklarının da olabileceğini akla getirmiştir. Bizde çalışmamızda bipolar bozukluk ötimik dönem tanılı hastalarda sirkadiyen ritim ile ilgili nöropeptid markerları olarak bilinen somatostatin (SST), nöropeptid-Y (NPY), arginin vazopressin (AVP), vazoaktif intestinal peptid (VIP) ve kortizol düzeylerini incelemeyi amaçladık. Yöntem: DSM-5'e göre bipolar bozukluk ötimik dönem tanısı konmuş 39 hasta ve 38 sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Gaziantep Üniversitesi Biyokimya Laboratuvarı'nda serum somatostatin (SST), nöropeptid-Y (NPY), arginin vazopressin (AVP), vazoaktif intestinal peptid (VIP) ve kortizol ölçümleri yapıldı. Bulgular: Bipolar bozukluk ötimik dönem hastaları ile kontrol grubu arasında SST, NPY, VIP, AVP ve kortizol düzeyleri karşılaştırıldığında; SST, NPY, VIP ve kortizol düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktü (p = 0.001, p = 0.001, p = 0.001, p = 0.001). Korelasyon analizine göre ise SST düzeyleri VIP ve AVP ile pozitif yönde yüksek doğrusal korelasyona sahipti (VIP için r = 0.777, p = 0.001 ve AVP için r=0.574, p = 0.001). Sonuç: Bipolar bozukluklu ötimik dönem hastalarında SST, NPY, VIP, AVP ve kortizol düzeyleri, daha önce yapılan çalışmaların birçoğuyla karşılaştırıldığında kontrol grubuna göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Önceki araştırmalarda, sirkadiyen ritm ile ilişkili nöropeptid belirteçlerinin davranış, uyku, anksiyete ve ilgili hipotezler üzerine etkileri hakkında veri elde edilmiştir. Literatürdeki bu çalışmaların ışığı altında, çalışmamız, bipolar bozukluk ötimik dönem tanılı hastaların klinik özelliklerinde görülen davranış ve uyku bozukluklarının nedenlerinden birinin sirkadiyen ritim ile ilişkili nörpeptid düzeylerinde azalma ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Çalışmamız bipolar bozukluğun ötimik evresinde SST, NPY, VIP, AVP ve kortizol düzeylerini birlikte inceleyen ilk araştırmadır ve bu nedenle literatüre önemli katkıda bulunabilir.

ArjininBipolar bozuklukHidrokortizon+5
Emrah Yıldız
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Seröz ovaryan borderline tümörlerle ilişkili olduğu düşünülen miRNA'ların analizi

Çalışmamızda over tümörlerinin en sık görülen şekli olan seröz over tümörleri ile ilişkili olduğunu düşündüğümüz miRNA-16, miRNA-21 ve miRNA-92a'nın; formalin ile fikse edilmiş parafine gömülü bloklardan elde edilen doku örneklerinde gen ekspresyon düzeyleri tespit edilerek, benign, borderline ve malign seröz over tümörlerinde gösterdikleri ekspresyon düzeyi farklılıkların bulunması ve prognostik olarak önem arz edip etmediğinin tespitini amaçladık. Çalışmada 01.01.2010 – 01.01.2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde opere olmuş olan ve patoloji raporları Borderline, Benign ve Malign Seröz Ovaryan Tümör tanısıyla raporlandırılmış hastalara ait parafin bloklar kullanılmıştır. 30 adet Borderline, 29 adet Benign ve 30 adet Malign Seröz Ovaryan Tümör tanısı almış hasta gruplarında qRT-PCR yöntemi ile miRNA-16, miRNA-21 ve miRNA-92a ekspresyon düzeyleri değerlendirilmiştir. p değerinin 0,05'ten küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. miRNA-16 ekspresyon düzeyleri karşılaştırıldığında Borderline grupta Benign gruba göre, Malign grupta ise Borderline gruba göre anlamlı derecede artmış ekspresyon değerleri görülmüştür (sırasıyla p=0,002, p=0,017). miRNA-21'de ise Malign grup ile ne Borderline, ne de Benign gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (sırasıyla p=0,310, p=0,098). miRNA-21'in Borderline grupta Benign gruba göre anlamlı bir ekspresyon artışı dikkati çekmiştir (p=0,008). miRNA-92a'da Borderline ve Benign gruplar kıyaslandığında ekspresyon düzeyleri açısından anlamlı fark saptanamamıştır (p=0,431). Ancak miRNA-92a ekspresyon düzeyleri Malign grupta hem Borderline gruba göre, hem de Benign gruba göre anlamlı olarak yükselmiş olarak bulunmuştur (sırasıyla p=0,001, p=0,001). İngilizce literatürde Borderline seröz ovaryan tümörlerle alakalı miRNA ekspresyonunu karşılaştıran başka çalışma olmaması sebebi ile bu çalışma değerli bir yere sahiptir. miRNA-16, miRNA-21 ve miRNA-92a seröz over tümörleri için tanısal ve prognostik olarak kullanılabilecek biyobelirteçler olabilirler.

BiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümörMikro RNA+3
İbrahim Keklikçioğlu
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Comparison of echocardiyography, doppler ultrasonography and manual methods to control pulse in cardiopulmonary arrest patients

OBJECTIVE: To compare the efficiency of echocardiography (ECHO), Doppler ultrasonography (USG) and manual methods to control pulse in cardiopulmonary arrest (CPA) patients. MATERIAL AND METHOD: The study was a prospective study conducted between 25.07.2016 and 20.09.2017 at Gaziantep University Emergency Medicine Department Service. The study included 137 CPA patients older than 16 years of age and whom can be performed ECHO, Doppler USG and manual pulse check which can be performed within 10 seconds and at the same time as suggested in the relevant guidelines. ECHO and Doppler USG application was performed by 2 senior physicians who had seen the USG course, received the certificate and practiced at least 50 patients before the study. The doctor who performed ECHO also directed Cardiopulmonary Resuscitation (CPR). Philips (Affiniti 50G, 2016) USG device for Doppler USG was used while Logiq P6 (GE Healthcare, 2008) was used for ECHO. ECHO, Doppler ultrasonography and by-hand pulse check and monitor findings of the patients were recorded at the first minute, 15th minute and at ending of the CPR. SPSS 18.0 program was used for statistical analysis. FINDINGS: 137 patients were included in the study. 58,4% of the patients were male (n=80) and 41,6% were female (n=57). The average of age was 63.4 ± 16.8 (age range 20-100). 72.3% (n = 99) of the cases were out-of-hospital and 27.7% (n = 38) were in-hospital CPA. 91.2% (n =125) of the cases had CPA due to non-traumatic causes. Twenty-two percent of patients (n = 29) received return of spontaneous circulation (ROSC). The mean duration of CPR in all patients was 37.2 ± 13.2 minutes. The mean duration of CPR in ROSC patients was 22.9 ± 17.1 minutes. At first rhythms, 62.7% were found to be asystole, 10.2% were ventricular fibrillation /pulseless ventricular tachycardia (VF / PVT) and 27% were pulseless electrical activity (PEA). ECHO (4,76 ± 2,19, 4,33 ± 2,17, 3,68 ± 2,14, respectively), Doppler USG (9,59 ± 2,37,8, 22 ± 2.86, 7.60 ± 2.83 respectively) and by-hand pulse measurements of first, second and last examinations (10,76 ± 1,03, 9,72 ± 3,01, 9,29 ± 3,36, respectively) were calculated in term of seconds. The false negative rates (28.5%, 12%, 10.3%, respectively) and false positivity rates (0.7%, 2.6%, 0% 9, respectively) of Doppler USG in first, second and last examinations were calculated. CONCLUSION: ECO is more effective in the management of CPR and in the detection of heart rate than manual pulse check and Doppler USG. As well as helping to identify secondary causes of arrest, ECHO is also helpful to reduce pauses in CPR. KEYWORDS: Emergency Service, Cardiopulmonary Arrest, Cardiopulmonary Resuscitation, Doppler, Ultrasonography, Echocardiography, Pulse Check

Emergency service-hospitalEmergency treatmentEchocardiography+4
Hasan Gümüşboğa
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde sepsis tanısı ile takip edilen hastalarda parenteral glutamin desteğinin endocan düzeyleri üzerine etkisi

Çalışmamızda,parenteral nütrisyon (PN) alan sepsisli hastalarda parenteral Glutamin (Gln) destekli beslenmenin Endocan düzeyleri üzerine etkisini araştırmayı amaçladık.Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Eğitim Araştırma ve Uygulama Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım Kliniğinde, Sepsis-3 konsensus kriterlerine göre sepsis tanısı ile takip edilen veya takipleri sırasında sepsis tanısı gelişen ve parenteral beslenme solüsyonu başlanmış, 18-70 yaş arası toplam 60 hasta çalışmaya dâhil edildi. Hastalar randomize olarak standart PN solüsyonu (Grup K, n=30) ve standart PN yanında parenteral dipeptid Gln-Ala (Grup G,n=30) verilmesine göre iki gruba ayrıldı. Gln-Ala dipeptid dozajı 0,35 mg/kg olarak hesap edildi. Hastaların yoğun bakıma kabulünde APACHE II skorları ve takiplerde 0. ,3. ve 7. günlerde SOFA skorları kaydedildi. Demografik verileri ve 0. ,3. ve 7.günlerde Endocan, WBC, ESR, CRP değerleri kaydedildi. Çalışmaya dâhil edilen hastalar için 28 günlük takipler öngörüldü, eksitus olan yada taburcu olan hastalar ve YBÜ takipleri sırasında septik şok gelişen hastalar kaydedildi. Çalışmamızda, standart PN alan ve standart PN yanında parenteral dipeptid Gln-Ala alan hastaların Endocan değerleri arasında istatistiksel bir fark saptanmadı (p>0,05). Her iki grup arasında mortalite ve septik şok gelişim oranları açısından anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak;elde ettiğimiz veriler PN alan septik hastalarda parenteral Gln takviyesinin Endocan düzeylerine ve mortalite ile septik şok gelişim oranlarına katkısı olmadığı yönündedir.

ENDOKANGlutaminParenteral beslenme+3
Başak Kılıç
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklamptik gebelerde sfms like tirozin kinaz -1 ve biyokimyasal parametre düzeylerinin plazmaferez öncesi ve sonrası prognoza etkisinin değerlendirilmesi

Preeklamptik gebelerde sFms like tirozin kinaz-1 ve biyokimyasal parametre düzeylerinin plazmaferez öncesi ve sonrası prognoza etkisinin değerlendirilmesi Amaç:Bu çalışmada preeklampsi patogenezinde rol alan sFms like tirozin kinaz -1 ve biyokimyasal parametrelerin hafif preeklampsili gebelerde plazmaferez öncesi ve sonrası düzeylerini ölçerek prognozla olan ilişkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine 01.07.2016–01.07.2017 tarihleri arasında başvuran 15 hafif düzeyde klinik semptom veren preeklamptik gebe çalışmaya dahil edildi.Şiddetli preeklampsi, kronik hipertansiyonu olan,çoğul gebeliği,sistemik hastalığı olan gebeler çalışmaya dahil edilmedi.Çalışmaya dahil edilen gebelerde, başvuru anında,plazmaferez sonrası 6.saat ve sezeryan sonrası 6. saat kan örneği alınıp, AST, ALT, sFms like tirozin kinaz-1 seviyelerine bakıldı. Yine bu hastalara başvuru anında,plazmaferez sonrası 6.saat ve sezeryan sonrası 6. saat sistolodiastolik kan basıncı bakılıp kayıt altına alındı.p değerinin 0,05'ten küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Sonuçlar: sFms like tirozin kinaz-1 seviyeleri bakımından başvuru anında,plazmaferez sonrası 6. saat ve sezeryan sonrası 6. saatte bakılan değerler arasında anlamlı fark izlenmedi(11 g/ml - 12 g/ml- 11.43 g/ml;p=0,071).AST,ALT değerleri başvuru anında yüksek saptanan 4 hastanın, plazmaferez sonrası 6.saat ve sezeryan sonrası 6. saatte bakılan değerelerinde düşüş saptandı.Başvuru anındaki sistolik ve diastolik kan basıncı değerleri plazmaferez sonrası 6. saat ve sezeryan sonrası 6. saatte bakılan değerelere göre anlamlı düşüş gösterdi(p=0,001). Yorum: Biz yaptığımız çalışmamızda sFms like tirozin kinaz-1 seviyelerinin plazmaferez sonrası anlamlı şekilde düşüş göstermediğini bulduk.Bu nedenle, preeklampsili hastalarda plazmaferez işleminin prognoza olumlu katkı sağlamadığını tespit ettik. Sonuç olarak;sFlt-1 ve plazmaferez işleminin preeklampsi patogenezindeki spesifik rollerinin ortaya konabilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Preeklampsi, Gebelik,Plazmaferez,Soluble fms benzeri tirozin kinaz-1

FosfotransferazlarGebelikPlazmaferez+5
Erdoğan Koca
Gaziantep University
2017
00