Gaziantep University
Institute

Institute of Health Sciences

Gaziantep University

113

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Articulatio temporomandibularis'in konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde morfometrik değerlendirmesi

Articulatio temporomandibularis'in (ATM) morfometrik ölçümleri; patolojilerin tanı ve tedavisinde, ortodontik tedavi aşamalarının değerlendirilmesinde ve yaşa bağlı eklem değişikliklerinin anlaşılmasında önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Güneydoğu Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki ATM patalojisi bulunmayan bireylerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde ATM'ye ait kemik yapıların morfometrik referans değerlerini belirleyerek literatüre katkı sağlamaktır. 171 bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Sagittal kesitte 18, koronal kesitte 12 ve transvers kesitte 5 olmak üzere toplam 35 parametre incelendi. Otuz dört parametrede processus condylaris, tuberculum articulare, fossa mandibularis, ramus mandibulae, arcus zygomaticus ve eklem aralığıyla ilgili ölçüm ve bir parametrede tiplendirme yapıldı. 22 parametrede cinsiyetler arasında, 6 parametrede eklem tarafları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Parametrelerin yaş ile korelasyonu incelendiğinde; 9 parametrede pozitif yönde çok zayıf bir ilişki, 1 parametrede pozitif yönde zayıf bir ilişki ve 2 parametrede negatif yönde çok zayıf bir ilişki olduğu saptandı. ATM patolojilerinin tanısında; tedavi öncesi ve sonrası ölçümlerin karşılaştırılmasında; ortognatik cerrahi işlemlerinin planlamasında; prostetik cihazların tasarımı ve geliştirilmesinde ATM'nin morfometrik değerlerinin bilinmesi önemlidir. Bu çalışmayla ATM morfometrisi ile ilgili referans değer aralıkları saptanarak literatüre katkı sağlanacağı düşünülmektedir.

AnatomiDiş hekimliğiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Elif Ayyıldız
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Acil serviste çalışan hemşirelerin dikkat ve konsantrasyon düzeyleri

Bu çalışma acil serviste çalışan hemşirelerin dikkat ve konsantrasyon düzeylerini değerlendirmek amacıyla, bir ilin Sağlık Müdürlüğüne bağlı; dört devlet hastanesinin acil servislerinde çalışan hemşirelerle yapılmıştır. Araştırmaya dahil edilecek hemşire sayısı yapılan power analizi sonucu 37 olarak belirlenmiştir ve çalışma 49 hemşire ile tamamlanmıştır. Araştırma öncesi etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hemşirelerden gerekli izinler alınmıştır. Veriler, hemşirelerin bazı özellikleri ile ilgili 33 soruyu içeren soru formu ve d2 dikkat testi ile toplanmıştır. d2 dikkat testi seçici dikkatin zamanlı ölçümünü sağlar. Bu çalışmada seçici dikkatin belirlenmesinde d2 dikkat testinin sıklıkla kullanılmakta olan alt boyutlarından toplam madde-hata (TN-E), konsantrasyon performansı (KP) ve hata yüzdesi(%E) ile ilgili puanlamalar kullanılmıştır. Elde edilen veriler, frekans dağılımı, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, tek yönlü varyans analizi, Levene testi, çoklu karşılaştırma testi ile değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda mesai öncesi ve sonrası KP, TN-E ve %E değerlerinin ortalamaları arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Buna göre, mesai/vardiya sonrası hata oranları (%E) ortalaması artmakta, konsantrasyon performansı(KP) ve seçici dikkat(TN-E) azalmaktadır. Bu bulgular doğrultusunda acil serviste çalışma esnasında hata oranının arttığı, dikkat ve konsantrasyon düzeylerinin azaldığı saptanmıştır. Bu nedenle özellikle kaza ve tıbbi uygulama hatası riskinin artabileceği ve buna bağlı olarak personelin kendisine ve bakım verdiği hastalara zarar verebileceği düşünülerek kurumların gerekli önlemleri alması önerilmektedir.

Acil hemşirelikAcil hemşirelikAcil servis-hastane+6
Eren Tümkaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinde kas iskelet sistemi ağrılarının değerlendirilmesi ve ağrıyı etkileyen risk faktörleri

Bu çalışma; Yoğun Bakım Üniteleri (YBÜ)'nde çalışan hemşirelerin kas iskelet sistemi ağrılarının ve ağrıyı etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma; Aralık 2019 tarihinde Kilis Devlet Hastanesi Erişkin YBÜ'de çalışan 100 hemşire ile yapıldı. Veriler "Visual Analog Skala (VAS)", Kahraman ve arkadaşları (2016) tarafından Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış olan "İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi (İKİSA)" ve "Soru Formu" kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde sayı ve yüzde dağılımları, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Ki-Kare testleri kullanıldı. Araştırma için gerekli izinler alındı. Araştırmaya katılan hemşirelerin %58'inin kadın, %71'inin lisans mezunu, %51'inin bekar olduğu belirlendi. Hemşirelerin %38'inin 4-6 yıldır çalıştığı, %49'unun değişken vardiyada çalıştığı, %71'inin vardiyasında ortalama üç hasta baktığı, %100'ünün YBÜ'de çalışmaya başladıktan sonra ve çoğunun çeşitli hasta bakım işlemlerinde kas iskelet sistemi ağrısı yaşadığı saptandı. YBÜ'de çalışmaya başladıktan sonra bu ağrıları yaşayanların VAS ortalamasının 6.8±1.4 olduğu, son bir yılda; %72'sinin "boyun", %39'unun "omuz", %67'sinin "sırt", %92'sinin "bel", %67'sinin "ayak/ayak bileği" ağrısı yaşadığı, son yedi günde ise çoğunlukla yine bu ağrıları yaşadıkları ve bu ağrıların günlük işlevleri etkilediği tespit edildi. Ayrıca YBÜ'de çalışan hemşirelerin son bir yılda ve son yedi günde bu ağrıları yaşama durumu ile bazı kişisel özellikler, bakım verme aktiviteleri ve iş yeri koşulları arasında ilişki olduğu saptandı (p<0.05). YBÜ'de çalışan hemşirelerin çeşitli vücut bölgelerinde kas iskelet sistemi ağrılarının olduğu, ağrılarının günlük işlevlerini etkilediği ve bazı faktörlerin bu ağrıları yaşamalarında etkili olduğu sonucuna varıldı. Bu doğrultuda bakımın kalitesi açısından özellikle yoğun bakım hemşirelerinin ağrı düzeylerinin değerlendirilmesi ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi önerilebilir.

HemşirelerHemşirelikKas-iskelet ağrısı+4
Hazan Aydıner
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Depresyon hastalarına verilen üstbiliş eğitiminin depresyon ve bilişsel çarpıtma düzeylerine etkisi

Bu araştırma, depresyon hastalarına verilen üstbiliş eğitiminin depresyon ve bilişsel çarpıtma düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla, ön test-son test, kontrol gruplu yarı deneysel desende yürütülmüştür. Bir devlet hastanesinin psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır depresyon tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 38 deney ve 39 kontrol grubu olmak üzere toplam 77 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)' ve 'Düşünce Özellikleri Ölçeği (DÖÖ)'ile toplanmıştır. Üstbiliş eğitimi haftada 1 kez, toplam 8 oturum olarak grup eğitimi şeklinde uygulanmıştır. Eğitim öncesi değerlendirmede, deney ve kontrol grubundaki hastaların bilişsel çarpıtmaları sıklıkla kullandığı ve depresyon düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan analizler sonucunda; ön testte deney ve kontrol grubundaki hastaların BDÖ ve DÖÖ puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Son testte ise deney grubundaki hastaların kontrol grubundaki hastalara göre BDÖ ve DÖÖ puan ortalamalarının anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Grup içi karşılaştırmalarda, deney grubundaki hastaların ön teste göre ara test ve son test BDÖ ve DÖÖ puan ortalamaları anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0.05). Kontrol grubunun grup içi karşılaştırmalarında, son testte BDÖ puan ortalamaları anlamlı düzeyde azalırken (p<0.05), DÖÖ puan ortalamalarında anlamlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0.05). Üstbiliş Eğitiminin hastalarının depresyon ve bilişsel çarpıtma düzeylerini azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Depresyon tedavisinde üstbiliş eğitiminin psikiyatri hemşireleri tarafından uygulanması önerilir.

Bilişsel çarpıtmaDepresyonHasta eğitimi+2
Safiye Özgüç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şiddetten dolayı kadın sığınma evi ve acil servise başvuran kadınların durumluluk kaygı düzeyi, benlik saygısı ve problem çözme becerilerinin incelenmesi

Araştırmada, şiddetten dolayı kadın sığınmaevi ve acil servise başvuran kadınların durumluluk kaygı düzeyi, benlik saygısı ve problem çözme becerilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Aralık 2018-Ağustos 2019 tarihlerinde şiddete maruz kalma sebebiyle acil servise ve kadın sığınmaevine başvuran kadınlar, örneklemini sığınmaevinde kalan 45 kadın ile acil servise başvuran 37 kadın olmak üzere toplam 82 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik bilgiler formu, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Envanteri, Coppersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Problem Çözme Envanteri ölçekleri kullanılmıştır. Problem çözme envanterinin, problem çözme yeteneğine güven alt boyutu puan ortalaması 35.0±15.3, yaklaşma-kaçınma alt boyutu puan ortalaması 39.7±15.3, kişisel kontrol alt boyutu puan ortalaması 16.1±3.6, toplam puan ortalaması 90.9±28.6, durumluluk kaygı ölçeği toplam puan ortalaması 45.9±5.5, benlik saygısı toplam puan ortalaması 12.3±2.0 olarak ortalamanın altında bulunmuştur. Ayrıca, Problem çözme ölçeği toplam puan ortalaması ile benlik saygısı toplam puan ortalaması arasında ve durumluluk kaygı toplam puan ortalaması ile benlik saygısı toplam puan ortalaması arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05).

Acil servis-hastaneAnksiyeteBenlik saygısı+7
Mervenur Atalay
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda medulla spinalis'in sonlanma seviyesinin manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile karşılaştırılması

Medulla spinalis canalis vertebralis içerisinde önde ve arkada hafifçe yassılaşır ve koni şeklinde sonlanır. Santral sinir sistemi hastalıkları, meninges enfeksiyonları ve beyin omurilik sıvısının (BOS) incelenmesi gibi durumlarda lumbal ponksiyon yapılırken, bu bölgeye iğne ile girilmesi sırasında medulla spinalis sonlanma seviyesinin bilinmesi oldukça önemlidir. Medulla spinalis sonlanma seviyesinin (MSSS) yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, vücut kitle indeksi ve çeşitli hastalıklarda farklı seviyelerde sonlanabileceği bildirilmiştir. Bu çalışmada lumbal bölgeye yapılacak anestezi, cerrahi, lumbal ponksiyon gibi işlemlerde komplikasyonların önlenebilmesi için MSSS'yi tespit etmek ve bu seviyenin cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi parametreleri ile ilişkisinin araştırılması planlanmıştır. Disk hernisinin MSSS'ye etkisi araştırılarak disk hernisi olan hastalarda MSSS'nin belirlenmesi ve sağlıklı insanlarla karşılaştırması amaçlanmıştır. Yapılan literatür taramasında bununla ilgili yeterli bilgiye tespit rastlanılamamıştır. Bu amaçla 191 sağlıklı ve 150 lumbal protrüze disk hernisi bulunan hasta bireyin lumbal MR görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntülerde hem corpus vertebrae ve discus intervertebralis'e göre hem de processus spinosus'a göre bakılarak MSSS belirlenmiştir. Corpus vertebrae ve Dİ'ye göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 corpus vertebrae'nın üst üçte biri seviyesinde saptanmıştır. Processus spinosus'a göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 processus spinosus'ta saptanmıştır. Sağlıklı insanlar ile disk hernisi olan hastalarda MSSS'leri arasında anlamlı istatistiksel fark saptanmamıştır. Corpus vertebrae'ya göre ölçülen MSSS ile processus spinosus'a göre ölçülen MSSS arasında yüksek derecede anlamlı korelasyon saptanmıştır (p=0.001, r=0.853). Sağlıklı insanlarda yaş ve boy ile, disk hernisi olan hastalarda yaş ile MSSS arasında pozitif yönde zayıf anlamlı ilişki bulunmuştur. Bulgularımıza göre bu bölgede yapılacak olan lumbal ponksiyon, anestezi ve cerrahi gibi işlemlerde referans seviyenin L3 processus spinosus'un altındaki seviyeler alınması gerekir.

HernilerManyetik rezonans görüntülemeSpinal kord+2
Merve Kalındemirtaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Borik Asit'in antimikrobiyal ve dezenfektan etkinliğinin araştırılması

Borik asit doğada bileşikler halinde bulunan ve birçok alanda etkinliği gösterilmiş olan bir elementtir. İnsan için ve çevre için toksik olmaması ve doğal yollardan elde edildiğinden ekonomik olması dikkat çeken başlıca özelliklerindendir. Bu çalışma borik asitin invitro olarak antibakteriyel etkinliğinin ve kontamine edilmiş yüzeylerde dezenfektan etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Borik asitin farklı konsantrasyonlarda (%1, 2, 4, 6) S. aureus ATCC 29213, E. coli ATCC 25922, P. aeruginosa ATCC 27853, E. faecalis ATCC 29212, S. mutans ATCC 25175 izolatları ve kan kültürü örneklerden izole edilen farklı direnç paternine sahip 20 farklı mikroorganizma (A. baumannii, P. aeruginosa, K. pneumoniae, E. coli, S. aureus, S. epidermidis, E. faecalis C. albicans, C. parapsilosis, S. mitis/oralis) olmak üzere toplam 25 izolata karşı kalitatif süspansiyon yöntemi ve yüzey kontaminasyonu yapılarak dezenfektan etkinliği araştırıldı. Kalitatif süspansiyon yönteminde farklı konsantrasyondaki bor maddesi (%1, 2, 4, 6) ile seçilen bakteriler 1, 2, 5, 10, 30 dakikalık ürelerde temas ettirildi. Temas süreleri sonunda, ekimlerden önce maddelerin etkilerinin durdurulması için nötralizan çözeltisi ilave edildi ve ardından %5 koyun kanlı agara ekim yapıldı. 24 saat inkübasyon sonunda bakterilerin üreyip üremedikleri değerlendirildi. Yüzey kontaminasyonu için fayans yüzeye 0.5 MacFarland konsantrasyonda hazırlanmış bakteri süspansiyonundan 100 µL steril eküvyon çubuğu ile yayıldı. 15 dakika kuruması için beklendi. Kuruyan yüzeyler borik asitin %1, 2, 4, 6'lık süspansiyonları ile eküvyon çubuğu kullanılarak temizlendi. 1-2 dakika yüzeyin kuruması beklendikten sonra steril serum fizyolojik ile ıslatılmış eküvyon çubuk tüm yüzeye sürüldükten sonra %5 koyun kanlı agara ekim yapıldı. Plaklar 37 °C'de 24 saat inkübe edildi. Her çalışmada negatif kontrol yüzeyi (bakteri ekimi yapılmamış yüzey), pozitif kontrol yüzeyi (bakteri ekimi yapılmış, borik asit ile muamele edilmemiş yüzey) ve etkinlik kontrol yüzeyi (bakteri ekimi yapılmış ve %70'lik etil alkol ile muamele edilmiş yüzey) kullanılarak bu yüzeylerden de işlem sonrası ekim yapıldı. Kalitatif süspansiyon yönteminde borik asitin %1 konsantrasyonda ve test edilen sürelerde etkinliği saptanmadı. %2 konsantrasyonda 5 dakikalık temasla bakterilerin çoğuna ve 10. dakikada tümüne, %4 konsantrasyonda 5. dakikadan itibaren tümüne ve %6 konsantrasyonda 1. dakikadan itibaren tümüne karşı etkin olduğu bulundu. Candida türlerinde %1 konsantrasyonda etkinlik saptanmazken, %2'lik konsatrasyonda 1. dakikadan itibaren tümüne etkin bulundu. Yüzey kontaminasyonunda; borik asitin %2 konsantrasyonda test edilen Candida türlerinin tümüne ve %6 konsantrasyonda test edilen tüm bakterilere karşı dezenfektan etkinliğinin olduğu saptandı. Borik asit düşük konsantrasyonda dahi bakteri ve Candida türlerine karşı etkili antimikrobiyal bir kimyasal madde olup, dezenfektksiyon amacı ile kullanımına yönelik ileri çalışmalarının yapılması uygun olduğu sonucuna varılmıştır.

Antienfektif ajanlarAntimikrobiyal ajanlarBorik asit+1
Fatma Nur Karabacak
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Prostat kanserinde LNCRNA MEG3'ün RB1 ile ilişkili genler üzerindeki rolü

Prostat kanseri, dünya çapında erkeklerde kansere bağlı ölümlerin ikinci önde gelen nedeni olarak sıralanan heterojen bir hastalıktır. Prostat kanserinin ilerlemesi diğer kanser türlerine göre nispeten daha yavaştır. Ancak yine de erkeklerde kansere bağlı ölümlerin %10'undan fazlasını oluşturmaktadır. Bu nedenle, prostat kanserinin gelişmesindeki temel moleküler mekanizmaların kapsamlı bir şekilde anlaşılması, etkili tedavi stratejilerinin geliştirilmesine yardımcı olabilir. Yapılan son çalışmalar uzun kodlamayan RNA'ların (lncRNA'lar) prostat kanseri patogenezinin anlaşılmasında yeni bakış açıları sağladığını göstermiştir. MEG3 (Maternally Expressed Gene 3) tümör baskılayıcı bir lncRNA'dır ve MEG3b dahil 12 farklı izoformu vardır. RB1 (Retinoblastoma Transcriptional Corepressor 1), kodladığı protein prostat kanseri dahil birçok kanserde fonksiyonsuz olan ve DNMT1 (DNA Metil Transferaz 1) ifadesini etkileyerek MEG3 ifadesini değiştirebilen başka bir tümör baskılayıcı gendir. Hem MEG3 hem de RB1, ana hücresel süreçlerde rol oynar ve p53, Mdm2 gibi bazı ortak hedefleri paylaşırlar. Çalışmamızda 30 farklı kanser ve normal hücre hattı ile 20 farklı tipte normal insan dokusu kullanılarak MEG3 gen ifade profillemesi yapılmıştır. MEG3 gen ifadesinin kanser hücrelerinde düşük olduğu görülmüştür. Gen ifadesinin en düşük olduğu PC-3 ve DU 145 prostat kanser hücrelerinde plazmid transfeksiyonuyla MEG3 ve MEG3b ifadesinin artırılması sağlanmıştır. Artan MEG3 ve MEG3b ifadesi, prostat kanser hücrelerinin çoğalmasını, koloni oluşumunu ve göçünü baskılarken RB1 ve hedeflerinin de ifadesini değiştirmiştir.

GenlerHücre dizisiMoleküler genetik+6
Yunus Şahin
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kist hidatik şüpheli hastaların tanısında indirekt hemaglütinasyon ve immünokromatografik yöntemin karşılaştırılması

Echinococcus cinsleri, Taeniidae ailesine mensup küçük yapılı sestodlardır. Echinococcus granulosus erişkin halinde köpeklerin ve köpekgillerin ince barsağında, larva halinde ise koyun, sığır gibi otçullar başta olmak üzere çeşitli memelilerin ve insanın çeşitli organlarına yerleşerek kist hidatik denen hastalığa neden olmaktadır. Dış ortama atılan parazit yumurtalarının keçi, koyun, sığır ve insan tarafından solunum veya sindirim yolu ile alınmasıyla enfeksiyona sebep olmaktadır. Ekinokok tanısında indirekt hemaglütinasyon testi (İHA), Enzyme Linked İmmunosorbent Assay (ELİSA), İndirekt Floresan Antikor (IFA) ve immünokromatografik gibi testler kullanılmaktadır. Bizim çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne kist hidatik şüphesiyle başvuran hastalardan serolojik tanı yöntemlerinden indirekt hemaglütinasyon ve immünokromatografik yöntemlerinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza 01.11.2018-31.01.2019 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji laboratuvarı birimine ekinokok antikoru araştırmak amacıyla gönderilen örnekler dahil edilerek Ekinokok IHA yöntemi (Hydatidose fumoze Echinococcosis fumouze) ve Ekinokok İmmünokromatografik yöntemi (Vircell virapid hydatidosis) ile yapılmıştır. Çalışma kapsamına 75 hasta örneği alındı. Hastaların 48'i kadın (%64), 27'si erkek (%36) olup, yaş ortalamaları 42.0800 (±17.72672)'dir. Ekinokok IHA yöntemi ile hastaların 36'sı pozitif (%48), 39'u negatif (%52) olarak belirlenmiştir. Ekinokok immunokromatografik yöntem ile hastaların 34'ü pozitif (%45.3), 41'i (%54.7) negatif olarak belirlenmiştir. IHA yöntemi ile pozitif saptanan hastalardan iki olgu, İmmünkromatik yöntemle negatif bulunmuştur. Her iki yöntem de birbirine yakın sonuç vermiş olup İmmünkromatik yöntemin duyarlılığının daha düşük olduğu yapılan çalışmada görülmektedir. Ekinokok IHA yöntemiyle pozitif olarak tespit edilen 36 hastanın 34'ü (%94.4) immünokromatografik yöntemle de pozitif tespit edilmiş olup IHA yöntemiyle negatif tespit edilen 39 hastanın tamamı (%100) immünukromatografik yöntemle negatif olarak tespit edilmiştir.

EchinococcosisEchinococcus granulosusHemaglütinasyon+2
Duygu Öztaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Aort kapak sklerozlu hastalarda oksidan/antioksidan status ve oksidatif DNA hasarının araştırılması

Aort kapak sklerozu (AKS), aort kapak hareketlerinde kısıtlanma olmamasına karşın aort kapağının kalınlaşması ve kalsifikasyonu olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, AKS'lı hastaların serum tiyol/disülfit homeostazı, total antioksidan durumu (TAS), total oksidan durumu (TOS) ve 8-OH deoksiguanozin (8-OHdG) seviyelerini ölçmek ve hastalık şiddeti ile ilişkili olup olmadığı araştırmayı amaçladık. AKS'li 40 hasta ve 40 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. AKS grubunda, TAS, TOS, OSI, Ntiyol, Ttiyol, disülfit, disülfit/Ntiyol, disülfit/Ttiyol ve 8-OHdG düzeyleri kontrol grubunun değerlerine göre anlamlı derecede düşük olduğu tespit edildi. Bununla birlikte, Ntitol/ Ttiyol düzeyleri kontrol grubundan istatistiksel olarak daha yüksek bulundu. Sonuç olarak, elde ettiğimiz sonuçlar, artmış oksidan stresin aort kapak sklerozunun başlangıcında ve ilerlemesinde önemli bir nokta olabileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle, tedaviye antioksidanların eklenmesi, tiyol/disülfid dengesinin geri kazanılması, aort kapak stenozunun yavaşlatılması veya hatta durdurulması için yeni terapötik hedeflere ışık tutabilir.

AntioksidanlarAortDNA hasarı+6
Arzu Yücel
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00