Gaziantep University
Enstitü

Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Gaziantep University

940

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sinus maxillaris tabanının posterior maxillar dişlerle olan ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Sinus Maxillaris (SM), gelişimini tamamlarken posterior maxillar dişler (PMD) sinus tabanıyla yakın ilişki içerisinde olur. Bu durum PMD ve alveollerine yapılacak herhangi bir müdahale esnasında sinus için perforasyon riski oluşturur. Bu yakın ilişki ve değişkenlik göz önüne alınarak SM ile PMD arasındaki ilişkinin SM morfojisinin incelenmesi amaçlanmıştır. On sekiz yaş üstü hastalara ait KIBT görüntüleri retrospektif olarak Planmeca ProMax 3D Mid cihazı (with Romexia software version 3.2.0) ile incelenmiştir. SM'in yapısını bozan sinus patolojileri olan hastalar ve daha önceden ağız çene bölgesinden cerrahi operasyon hikayesi olan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 45±17'idi. Bu görüntüler üzerinde her bireyin sağ ve sol sinus maxillar tabanı ile 2 premolar,3 molar dişin yakınlık ilişkisi kwak ve ark. kullandığı tiplendirmeye göre değerlendirildi. Daha sonra SM'in anterioposterior(APÇ),transvers çap(TÇ) ve vertikal çapları(VÇ) ölçüldü SM tabanında septa varlığı, sayısı, frekansı ve konumu incelendi. Doksan dokuzu kadın 108 erkek 18-92 yaş aralığında 207 bireyin KIBT görüntüleri incelenmiştir. SM'de ölçülen 3 morfolojik ölçümün 2'sinde (APÇ, VÇ) erkeklerin çapının kadınlara oranla istatiksel olarak daha fazla olduğu (p=0.004, p=0.00) ve SM çapları ile yaş arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı görülmedi. İki yüz yedi bireye ait herhangi bir perforasyon ve patolojisi olmayan 410 SM incelendiğinde septa bulunan olgularda septa lokalizasyonu % 48.7 oranıyla en fazla media'da (2.molarbölge) olduğu saptanmıştır. SM tabanı ile PMD arasındaki ilişki incelendiğinde molar dişlerin premolar dişlere oranla SM tabanı ile daha yakın ilişki içinde olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın diş hekimleri ve bu bölgede işlem yapacak olan klinisyenler için önemli olacağı düşünülmektedir.

AnatomiDişlerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Habibe Can
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Voleybol oyuncularında pliometrik antrenman programının sürat ve dinamik denge performansları üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, pliometrik antrenman programının voleybol oyuncularında sürat ve dinamik denge performansı üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya, düzenli voleybol antrenmanı yapan 18-23 yaş arası 20 erkek voleybolcu gönüllü olarak katıldı. Denekler randomize yöntem ile deney grubu (n=10, yaş:20.54 ± 2.14) ve kontrol grubu (n=10, yaş: 21.62 ± 2.17) olarak iki farklı gruba ayrıldı. Deney grubuna 8 hafta boyunca haftada 3 gün pliometrik antrenman programı uygulandı. Her iki grup da normal voleybol antrenmanlarına devam etti. Pliometrik antrenman grubuna drop jump, box jump, squat jump, split squat jump, overhead slam ve pliometrik şınav olarak bilinen egzersizler uygulandı. Antrenmana başlamadan önce ve antrenman bittikten sonra sürat (30 m) ve dinamik denge ölçümleri yapıldı. Dinamik denge ölçümü için ise Biodex Balance SD İzokinetik Denge Testi uygulandı. Verilerin istatistiksel analizi için grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample t test, gruplar arası karşılaştırmalar için Independent Sample t testi kullanıldı. Anlamlılık seviyesi p<0.05 olarak belirlendi. Deney grubunun ön test ve son test ölçümleri karşılaştırıldığında sürat ve dinamik denge skorlarında anlamlı farklılıklar saptandı (p<0.05). Grupların ön test ve son test ölçümleri karşılaştırıldığında deney grubu lehine sağ ve sol ayak genel dinamik denge skorlarında anlamlılık gözlendi (p<0.05). Sonuç olarak voleybolculara uygulanan pliometrik antrenman programının dinamik denge yetenekleri üzerinde olumlu etkisi olduğu düşünülmektedir. Düzenli olarak yapılan kuvvet antrenmanlarının sürat ve dinamik denge yeteneklerini geliştirdiği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Dinamik denge, Pliometrik antrenman, Sürat, Voleybol.

AntrenmanDengePolimetrik antrenman programı+6
Çağrı Kanbak
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yüzücülerde core antrenman programının solunum fonksiyonları ve inspiratuar kas kuvveti üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, yüzücülerde core antrenman programının solunum fonksiyonları ve inspiratuar kas kuvveti üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya düzenli yüzme antrenmanı yapan 18-22 yaş arası 22 erkek yüzücü gönüllü olarak katılmıştır. Denekler deney (n:11) ve kontrol (n:11) grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Deney grubuna 8 hafta boyunca haftada 3 gün core antrenman programı uygulanmıştır. Her iki grup da normal yüzme antrenmanlarına devam etmiştir. Deneklerin core antrenmanı öncesi ve sonrası maksimal inspiratuar kas kuvveti (MIP), vital kapasite (VC), zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekpirasyon volümü (FEV1) ve zorlu ekspirasyon oranı (FEV1/FVC) değerleri ölçülmüştür. Deneklerin solunum fonksiyonları Spirometre ile solunum kas kuvvetleri ise MicroRPM basınç ölçer cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Grup içi karşılaştırmada Paired Samples T, grupların karşılaştırılması için Independent Samples T testleri kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda deney grubunun solunum parametreleri ve inspiratuar kas kuvveti değerlerinde istatistiksel olarak anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise deney grubu lehine solunum parametreleri ve inspiratuar kas kuvveti değerlerinde anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak 8 haftalık core antrenman programının yüzücülerde solunum fonksiyonları ve inspiratuar kas kuvvetini olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Core antrenman, Solunum fonksiyonları, İnspiratuar kas kuvveti, Yüzme.

Core antrenmanKas kuvvetiSolunum fonksiyon testleri+5
Serdar Karapolat
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gaita kalprotektin düzeyinin gastroenteritlerin tanısında kullanımı

Kalprotektin bir kalsiyum bağlayıcı sitoplazmik nötrofil proteinidir ve nötrofilin immünomodülasyonunu ve antibakteriyel etkilerini uyarır. Dışkıda kalprotektin düzeylerinin varlığı inflamasyonun iyi bir göstergesidir. Bakteriyel enterit ve inflamatuar barsak hastalığı gibi bir dizi enflamatuar durumda yükselir. Viral gastroenteritlerde inflamasyon olmadığı klasik anlamda kabul edilmekle birlikte, bu çalışma hassas bir parametreyle viral gastroenteritlerde inflamasyon bulgusunun araştırılması amacıyla yapılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarına Haziran-Kasım 2020 Tarihleri arasında Adenovirus, Rotavirus ve Norovirus tanısı amacıyla gönderilen gaita örnekleri çalışmaya dahil edilmiştir. Dışkı örneklerinde viral etkenleri saptanmasında immünokromatografik yöntem prensibi ile çalışan kaset testler üretici firma önerileri doğrultusunda çalışılmıştır. Rotavirus, Adenovirus testleri (Biomedica Diagnostic, Spain) ve Norovirus testi (Biopharm, Germany) immünokromatografik olarak çalışılmıştır. Güç analizi yapılarak çalışmaya dahil edilmesi gereken minumum örneklem sayısı 73 olarak bulunmuştur. Çalışmaya 73 örnek viral parametrelerinde pozitiflik saptanan (test grubu), 73 örnek de viral parametreleri negatif saptanan örnekler (kontrol grubu) dahil edilmiştir. Örneklerin tümünde kalprotektin düzeyi, test kasetlerindeki reaksiyonun bir okuyucuda okutulması ile kantitatif sonuç alınan immünokromotagrafik Call Fast (Eurospital, Italy) kiti ile çalışılmıştır. Test sonucu <70 µg/gr negatif olarak değerlendirilmiştir. Grup I ve Grup II arasında cinsiyet ve yaş dağılımı istatistik olarak benzer bulunmuştur. Test grubunda 33 örnekte (%45.2) ve kontrol grubunda 12 örnekte (%17.8) kalprotektin pozitif bulunmuştur. Test grubu ve kontrol grubu arasında kalprotektin düzeyinin pozitif ve negatif saptanması arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmuştur. Kalprotektin düzeyi, bu çalışmada viral gastroenterit etkeni saptanan hastalarda yüksek bulunmuş olup, viral gastroenteritlerde inflamatuar cevabın irdelenmesine yönelik daha fazla sayıda çalışmanın yapılmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

DışkıGastroenteritGastrointestinal hastalıklar+2
İbrahim Hayri Özkaya
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari olarak satılan paket tavuklarda Salmonella Spp. ve Camyplobacter Spp. varlığının araştırılması

Salmonella ve Campylobacter türleri tüm dünyada en sık rastlanılan önemli gıda kaynaklı patojenler olup, tavuk etiyle insanlara bulaşabilmektedir. Kanatlıların barsak florasında bulunan bu bakteriler hayvanın kesim ve paketlenme işlemi sırasında etin kontamine olmasıyla insana bulaşarak gastroenterit nedeni olmaktadır. Bu çalışma ticari olarak satılan farklı tavuk ürünlerinde bu iki bakteriyel etkenin varlığının araştırılması ve saklama koşullarına bağlı olarak bakteriyel yükün değişiminin moniterize edilmesi amacıyla yapılmıştır. Piyasada satılmakta olan 8 ulusal (Grup I) ve Gaziantep'de satılan 8 yerel markaya (Grup II) ait tüm tavuk ve but örnekleri alınmıştır. Alınan örnekler 2-8 °C'de saklanmıştır. Alınan örneklerden paketlenme tarihleri baz alınarak 1., 8. ve 15. günlerde örnek alınmıştır. Örnekler ön zenginleştirme ve homojenizasyonunun ardından, CHROMagar Campylobacter kromojenik agar besiyeri, xsiloz lysine deoxicholate agar, koyun kanlı agar, eosine metilen blue agara inoküle edilmiştir. Üremiş olan bakterilerin tanımlanması konvansiyonel yöntemler ve Vitek2 bakteri tanımlama sistemiyle yapılmıştır. Grup I'de 8 farklı markanın 4'ünde (%50), Campylobacter, 2'sinde (%25) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 17'sinde (%35.4) Campylobacter izole edilmiş olup, bunların 9'unun termofilik Campylobacter olduğu saptanmıştır. Örneklerin 3'ünde (%6.3) Salmonella saptanmıştır. Örneklerin tümünde Salmonella dışı enterik bakteri (SDEB) izole edilmiştir. Grup II'de 8 farklı markanın tümünde (%100)Campylobacter, 3'ünde (%37.5) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 22'sinde (%45.8) Campylobacter tespit edilmiştir. Bunlardan 15'inin (%68.9) termofilik Campylobacter grubunda yer aldığı saptanmıştır. Örneklerin 7'sinde (%14.6) Salmonella saptanmıştır. Çalışmaya alınmış olan tüm markalarda Campylobacter ve/veya Salmonella üremesi olmuştur. Salmonella ve Campylobacter saptanması açısından iki grup arasında istatistiksel fark bulunmamıştır. Buzdolabı koşullarında bekletilen örneklerde süre geçtikçe bakteriyel yükün artığı saptanmıştır. Bu patojenlerin tavuk etlerinde eliminesi için, tüm üretim prosedürlerine uyularak çapraz kontaminasyon engellenmesi ve personel hijyenini sağlanmasının bu etkenlerle oluşan enfeksiyonlardan korunma açısından önemli olduğu düşünülmektedir

AmbalajlamaGıda güvenliğiHalk sağlığı+5
Sena Nur Çelik
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geriatrik yoğun bakım hastalarında deliryumun tanılanması ve deliryum ile ilişkili klinik özellikler

Yaşlı bireylerde deliryum işlevsel gerilemenin ve bağımsızlık kaybının nedeni olabilir. Nihayetinde deliryum ölüme yol açan olaylar zincirini başlatabilir. Birçok yaşlı hastada ve bilişsel bozukluğu olan bireylerde, deliryum yeni bir ciddi hastalığın ilk belirtisi olabilir. Çalışmanın amacı Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği (H-DTÖ)' nin iç tutarlık güvenirliliğini tekrar test etmek, geriatrik yoğun bakım hastalarında deliryumu tanılamak ve deliryum ile ilişkili klinik özellikleri belirlemektir. Araştırmaya; başka bir yoğun bakım ünitesinden transfer edilmeyen, 65 yaşından büyük, yoğun bakımda en az 48 saattir yatmakta olan ve komada olmayan (GKS:10 ve üzeri olan), deliryum tanılamasında yanıltıcı olabilecek önceden tanı konmuş nörolojik ve psikiyatrik hastalık (demans, psikoz, mental retardasyon, nöromüsküler hastalık; kafa travması, beyin cerrahi ameliyatı, inme) öyküsü olmayan, demansı olmayan (IQCODE puanı <3.4 hastalar) ve ölümcül olmayan (24 saatten fazla yaşaması beklenen) 150 geriatrik yoğun bakım hastası katılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Hasta Tanıtım Formu, Glasgow Koma Skalası (GKS), Standardize Mini Mental Test (SMMT), Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği Türkçe Formu (H-DTÖ) ve Yoğun Bakım Ünitesi Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği (YBÜ-KDÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerle (frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma) beraber İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi kullanıldı. Çalışma sonucunda H-DTÖ'ye göre hastalarımızın gündüz %53.3' ünde (n=80), gece %74.0' ında (n=111) deliryum saptanmıştır. Deliryumla ilişkili klinik özelliklerden olan hipertansiyon, yakın zamanda ameliyat olma ve hastaların kullandığı yardımcı kişisel ekipmanlardan takma diş kullanımı ile deliryum gelişimi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. H-DTÖ için Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı 0,868 bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Deliryum, geriatri, güvenilirlik, hasta, yoğun bakım.

DeliryumGeriatriTeşhis+3
Kevser Üdürgücü
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bifurcatio carotidis'in BTA görüntüleri üzerinde morfometrik analizi

Sistemik faktörlerin yanı sıra geometrik özelliklerin şekillendirdiği hemodinamik elemanlar da ateroskleroz oluşumunu etkilemektedir. Bu nedenle aterosklerotik plaklar arteriyel ağın kıvrımlı bölgeleri ile arter bifurkasyonlarında oluşma eğilimi göstermektedir. ACC ve terminal dalları bu açıdan aterosklerotik plakların en sık oluştuğu bölgelerin başında gelir. Boynun klinik muayenesi sırasında BC seviyesini dışarıdan belirlemek önemli bir kriterdir ve cerrahi girişimlerin planlanması/teknik zorlukların tahmin edilmesinde de faydalı olabilmektedir. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmada ACC'in BC'i oluşturduğu seviye; terminal dalları ACI ve ACE morfometrik olarak incelenmiştir. Bu amaçla carotis sistemi ortalama yaşı 53.87±17.51 olan 247 bireyin (123 kadın/124 erkek) BTA görüntülerinde bilateral olarak incelenmiştir. BC'in seviyesi proc. mastoideus, Gonion, os hyoideum, cart. thyroidea ve vertebrae cervicales'e göre belirlenmiştir. Bifurkasyon açısı ilki ACI-ACE damar merkez eksenleri arasındaki, diğeri ACI-ACE'nın birbirlerine bakan arter duvarları arasındaki açı olmak üzere iki yöntemle ölçülmüştür. ACI açısı ACC ve ACI; ACE açısı ise ACC ve ACE damar merkez eksenleri arasındaki açı olarak belirlenmiştir. BC'in en geniş yeri bulbus çapı, ACI-ACE ayrılma yerindeki çap bifurkasyon çapı olarak kabul edilmiştir. Arter çapları ise objektif bir metotla belirlenen ardışık beş çap ölçümünün aritmetik ortalaması alınarak belirlenmiştir. Bireylerde BC proc. mastoideus'un (% 100), Gonion'un (% 96.4) ve os hyoideum'un aşağısında (% 63.2); cart. thyroidea'nın yukarısındaydı (% 65.8). BC'ın en sık görüldüğü vertebral seviye ise C3 alt 1/3 seviyesi idi. Vertebral seviye hem cinsiyetler hem de sağ-sol taraf arasında anlamlı bir değişiklik göstermiyordu. Vertebral seviye ile yaş arasında pozitif yönde çok zayıf bir ilişki vardı. BCA1 45.18±18.8°, BCA2 43.58±25.22°, ACI açısı 22.88±13.92° ve ACE açısı 23.86±13.4° idi. Bu açılardan BCA1, BCA2 ve ACI açısı erkeklerde kadınlardakinden daha genişti. ACI açısı erkeklerde sol tarafta, sağ taraftan daha geniş bir açıya sahipti. BCA1, BCA2 ve ACE açısı yaş arttıkça artmaktaydı. Vertebral seviye ile BCA1 ve BCA2 arasında pozitif yönde orta şiddette bir korelasyon vardı. Bulbus çapı 11.15±2.26 mm, bifurkasyon çapı 13.39±3 mm, ACI çapı 5.65±0.91 mm, ACE çapı 4.21±0.69 mm ve ACC çapı 6.7±0.96 mm idi. Bütün çap değerlerinin erkeklerde kadınlardakinden daha büyük olduğu görüldü. Erkeklerde bulbus çapı ve bifurkasyon çapının sol tarafta sağ taraftan daha büyük olduğu görüldü. Bulbus çapı, bifurkasyon çapı, ACC çapı ile bireylerin yaşları arasında zayıf bir korelasyon tespit edildi. ACI çapı ve ACE çapı ile yaş arasında bir korelasyon yoktu. Bütün çap değerleri vertebral seviye ile zayıf bir ilişki gösterdi. Tüm bu sonuçların hasta ve hastalık hakkında bir fikir yürütme açısından klinisyenlere ve bu bölgeye cerrahi girişimde bulunacak operatörlere faydalı bilgiler sunabileceği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Arteria Carotis Communis, Arteria Carotis İnterna, Arteria Carotis Externa, Bifurcatio Carotidis, Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi

AnatomiAnjiyografiBifurcatio carotidis+6
Kübra Deveci
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lise öğrencilerinin çocukluk çağı travmatik yaşantıları anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenler

Bu çalışma, lise öğrencilerinin çocukluk çağı travmatik yaşantıları anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenleri belirlemek için tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini, Eylül-Aralık 2020 tarihleri arasında, Muş Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde okuyan 643 öğrenci oluşturdu. Araştırma verileri 'Kişisel Bilgi Formu', 'Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ)', 'Çocukluk Çağı Travmaları (ÇÇTÖ)', 'Bağımlılık Yapıcı Madde Kullanan bireylere Yönelik Tutum Ölçeği (BYM-TÖ)' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS'de sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi analizleri yapılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan öğrencilerin %75'inin erkek olduğu, %44.9'nun ekonomik durumunun yeterli olduğu, %31.4'ünün babasının ilkokul mezunu ve %35.3'ünün annesinin okuma yazma bilmediği saptandı. ABTÖ alt ölçekleri toplam puan ortalamalarının; kabul/ilgi 28.85±4.47, psikolojik özerklik 21.24±4.69, denetleme/kontrol 27.33±4.74, ÇÇTÖ toplam puan ortalamasının 44.89±10.93, BYMTÖ toplam puan ortalamasının 84,14±17,74 olduğu belirlendi. Öğrencilerin çocukluk çağı travma yaşantılarının düşük, bağımlılık yapıcı madde kullanan bireylere yönelik tutumlarının olumlu olduğu ve öğrencilerin anne baba tutumlarından en fazla kabul/ilgiyi algıladıkları sonra sırasıyla denetleme/kontrol ve psikolojik özerkliği algıladıkları belirlendi. Cinsiyet, sınıf değişkeni, , aile tipi, anne eğitim düzeyi, sigara, alkol ve günlük internet kullanma durumuna göre ÇÇTÖ, ABTÖ ve BYM-TÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0.05). Bu sonuçlara göre madde kullanımının en fazla görüldüğü lise döneminde, çocukluk çağı travmatik yaşantıları, anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenler belirlenerek psikoeğitimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Lise öğrencileri, çocukluk çağı travmaları, anne baba tutumu, bağımlılık yapıcı madde kullanan bireylere yönelik tutum.

Ana-babaAna-baba tutumuLise öğrencileri+4
Ahmet Aytepe
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin memnuniyet, tükenmişlik ve merhamet yorgunluğu ile bu faktörlerin iş doyumuna etkisi

Çalışma ile hemşirelerin memnuniyet, tükenmişlik, merhamet yorgunluğu düzeylerinin belirlenmesi ve bu faktörlerin iş doyumuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gerekli izinler alındıktan sonra Diyarbakır S.B.Ü Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan 957 hemşire çalışmaya dahil edildi. Araştırmanın örneklemini ise araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan, araştırmaya katılmayı kabul eden 303 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hemşire Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Hemşire İş Doyum Ölçeği" kullanıldı. Yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanan veriler, SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Araştırmada, t test, ANOVA analizi, pearson korelasyon analizi kullanıldı. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0.05 değeri kabul edildi. Çalışmada meslek tatmini alt boyutu puan ortalaması 25.98± 8.73, tükenmişlik alt boyutu puan ortalaması 21.40± 5.77, merhamet yorgunluğu alt boyut puan ortalaması ise 15.70± 6.92, Hemşire İş Doyum Ölçeği toplam puan ortalaması ise 11.46± 2.17 olarak bulundu. Meslek tatmini ile tükenmişlik arasında negatif yönde, merhamet yorgunluğu, işle ilgili olumlu duygular, üstlerden uygun destek, işyerinde algılanan önem ve keyifli çalışma ortamı arasında pozitif yönde, tükenmişlik ile merhamet yorgunluğu arasında pozitif yönde, işle ilgili olumlu duygular, üstlerden uygun destek, işyerinde algılanan önem ve keyifli çalışma ortamı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu. Merhamet yorgunluğu ile işle ilgili olumlu duygular arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulundu. Çalışmaya katılan hemşirelerin mesleki memnuniyetinin düşük olduğu, tükenmişlik ve merhamet yorgunluğunun orta düzeyde, genel iş doyumu puanının orta düzeyde olduğu görüldü. Kadınların iş doyumunun erkeklerden yüksek olduğu görüldü. Hemşirelerin yaşadıkları merhamet yorgunluğu, tükenmişlik ve tatmin düzeyi belirli aralarla ölçülebilir, bu parametrelerin iyileştirilmesi ile iş doyumu arttırılabilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, İş Doyumu, Memnuniyet, Merhamet Yorgunluğu, Tükenmişlik

HemşirelerHemşirelikHemşirelik+5
Halime Bölükbaşı
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yükseköğretim kurumuna özel yetenek sınavı ile giren öğrencilerin çoklu zekâ alanlarının incelenmesi

Bu çalışma, Yükseköğretim Kurumuna özel yetenek sınavı ile giren öğrencilerin çoklu zekâ alanlarının incelenmesi amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Araştırma tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2018-2019 ve 2019-2020 eğitim öğretim yılları için Gaziantep Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi, Türk Musikisi ve Devlet Konservatuarı ve Güzel Sanatlar fakültesine özel yetenek sınavı ile yerleşen öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem grubunu rastgele yöntemle seçilen 408 (240 erkek, 168 Kadın) öğrenci oluşturmaktadır (Spor Bilimleri 180, Konservatuar 100, Güzel Sanatlar 128). Çalışmada veri toplamak amacıyla, Gardner (1993) tarafından geliştirilen ve Saban (2001) tarafından Türkçeye çevrilen "Çoklu Zekâ Alanlarında Kendini Değerlendirme Envanteri" kullanılmıştır. Araştırmanın amacı çerçevesinde toplanan verilerin, istatistiki çözümlemeleri için SPSS 20.0 (Statistical Packet for the Social Science) paket programı kullanılmıştır. Öğrenciler hakkındaki genel bilgilerin değerlendirmesinde frekans (f) ve yüzde (%), ortalama (X) ve standart sapma (Ss) değerleri hesaplanmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda independent sample t testi ve One Way Anova testleri, yaş grupları ile zekâ türleri arasındaki ilişkiler için Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır ve anlamlılık düzeyi p= 0.05 kabul edilmiştir. Araştırmamızın sonucuna göre Yükseköğretimi özel yetenek sınavı ile kazanan öğrencilerin cinsiyet, yaş, bölüm, gelir durumu değişkenlerine göre farklı zekâ alanlarına sahip olduğu ve bu zekâ alanlarının farklı düzeyde geliştiği görülmüştür. Bu zekâ alanlarının sosyal, çevresel, ekonomik vb. durumlardan etkilendiği düşünülmektedir. Çoklu zekâ teorisini sadece bir zekâ teorisi olarak değil, eğitim ve öğretim felsefesi olarak değerlendirmek gereklidir. Bireylerin öğrenme ortamındaki rolü açısından kendi zekâ alanlarının farkında olmaları da önemlidir. Özel yetenek sınavı yapan bölümler örneğin; spor bilimleri fakültesi sadece bedensel zekâ alanına göre değil içerisinde bireylerin diğer zekâ alanlarını da kapsayan özel yetenek sınavları uygulamaları getirilebilir. Anahtar Kelimeler: Özel Yetenek, Güzel Sanatlar, Konservatuar, Spor Bilimleri, Çoklu Zekâ

Güzel sanatlarKonservatuvarSpor+5
Mehmet Ali Can Uyduran
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00