Gaziantep University
Enstitü

Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Gaziantep University

271

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Cam hibrit ve çinko içerikli iki farklı cam iyonomer simanın fiziksel özelliklerinin incelenmesi

Günümüzde çocuk diş hekimliğinde en yaygın materyal olarak cam iyonomer simanlar kullanılmaktadır. Biyouyumlu olması, uzun dönem florür salabilmesi, remineralizasyonu desteklemesi, antibakteriyel etki göstermesi, polimerizasyon büzülmesi göstermemesi ve rezin içerikli dolgu materyallerine göre nem duyarlılığının daha az olması cam iyonomer simanların bu kadar yaygın kullanılmasını sağlamaktadır. Yürütülen bu in vitro çalışmanın amacı geleneksel cam iyonomer siman, çinko içerikli cam iyonomer siman ve cam hibrit içerikli cam iyonomer simanların fiziksel özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla yüzey pürüzlülüğü, su emilimi ve suda çözünürlük, yüzey mikrosertliği ve basma dayanımı testleri yapılmıştır. 37°C'de distile su içerisinde bekletilen örneklerin 1 gün sonra ve 1 hafta sonra ölçümleri yapılmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre; geleneksel cam iyonomer simanları güçlendirmek için ilave edilmiş olan çinko ve cam hibritin simanların fiziksel özelliklerini tamamen iyileştirmediği görülmüştür. Cam iyonomer simanların fiziksel özelliklerini ve dolayısıyla klinik başarısını arttırmak için daha birçok çalışmanın yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Cam iyonomer çimentolarıDental materyallerDental restorasyon+4
Zeynep Özkalender
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beden eğitimi öğretmeni adaylarının öğretmenlik mesleğine yönelik tutumları ile öğretmenlik mesleğini tercih etmelerinde etkili olan faktörlerin değerlendirilmesi

Günümüzde öğretmenlerin eğitim ve öğretimde hiç şüphesiz büyük katkıları bulunmaktadır. Eğitim sürecinin etkili ve verimli olması kaliteli bir eğitimin verilmesi ile mümkündür. Çoğu meslekte olduğu gibi öğretmenlikte de mesleğe yönelik tutumlar, verimliliğin en önemli etkenlerinden birisidir. Bir toplumun geleceğini doğrudan belirleyen eğitim sisteminin en önemli ayağını oluşturan öğretmenlerin, kendi mesleklerine yönelik tutumlar eğitim sürecinin kalitesini etkileyen önemli etkenlerdendir. Öğretmenlerin kendi mesleklerine yönelik tutumlarının ve bu mesleği tercih etmelerine etken olan faktörlerin, sınıf içi etkinlikleri doğrudan etkilediği bilinmekle birlikte öğretmen, öğrenci, idare, hizmetli gibi unsurlardan oluşan okul sisteminin uyumunu da etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, beden eğitimi öğretmeni adaylarının öğretmenlik mesleğine yönelik tutumları ile öğretmenlik mesleğini tercih etmelerinde etkili olan faktörler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Araştırmada çalışma grubu olarak 410 (275 erkek, 135 kadın) beden eğitimi öğretmen adayları gönüllülük esasına dayalı olarak, rastgele yöntemle çalışmamıza dahil olmuştur. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 22.0 programından yararlanılarak istatistiksel analizler yapılmıştır. İstatistiki yöntem olarak yüzde frekans değerleri, betimsel istatistik, İndependentsamples t testi ve OneWayAnova analizleri kullanılmıştır. 0.05 düzeyinde anlamlılık ölçüt alınmıştır. Sonuç olarak; araştırmada, beden eğitimi öğretmeni adaylarının öğretmenlik mesleğini tercih etme nedenleri orta düzeyde bulunurken, öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Kadınların öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlarının daha olumlu olduğu, 4.sınıfların 1 ve 2.sınıflardan daha olumlu tutuma sahip oldukları, açık öğretim lisesi mezunlarının daha yüksek tutuma sahip oldukları ve gelir durumu orta ve iyi olanların öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlarının daha iyi olduğu neticesine varılmıştır. Kadın ve erkek öğretmen adaylarının bu mesleğe yönelik tutumlarının arttığı durumlarda tercih etme nedenlerinde bir düşüş olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beden Eğitimi, Öğretmen adayı, Öğretmenlik Mesleği, Tutum.

Beden eğitimiMeslek seçimiTutumlar+3
Hüseyin Üzüm
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deneysel tek taraflı kriptorşidizmli sıçanlarda testiküler mast hücreleri ve fibrozisin araştırılması

Tedavi edilmemiş inmemiş testislerde çeşitli komplikasyonların yanı sıra fibrozis de önemli bir sorundur. İnmemiş testiste bir yaşından sonra fibrozis önemli derecede artar. Fibrozisin artması bazal membran kalınlaşmasına ve germ hücre sayısında azalmaya sebep olmaktadır. Fibrozis, etkilenmiş testiste fonksiyonel parankimanın yerini almaktadır. Mast hücreleri fibrozis gelişiminde rol oynar ve germ hücre hasarıyla ilişkili olabilir. Bu çalışmada deneysel kriptorşidizmli sıçanlarda testiküler mast hücreleri ve fibrozis arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda 15-17 günlük tane erkek Sprague Dawley türü sıçan kontrol ve kriptorşid grupları olmak üzere 2 eşit gruba ayrıldı. Deney hayvanlarının kriptorşidizm modeli oluşturulduktan 15 gün sonra testisleri alındı. Alınan testis dokuları ışık mikroskobik ve elektron mikroskobik incelemelere ek olarak Anti Mast Cell Tryptase Antikoru kullanarak immünohistokimya yöntemi ile boyanarak mast hücre sayısı değerlendirildi. Çalışmamızda kriptorşidik testislerde insterstisyel alanda seminifer tübüllerin birbirinden uzaklaşması, germ hücrelerin bazal membrandan ayrılması, perivasküler fibrozis, ödem, konjesyon, hemoraji, interstisyel alanda ve peritübüler alanda fibrozisin artışı, seminifer tübül çaplarında ise azalma gözlemledik. Çalışmamızda mast hücre sayısı ile fibrozis arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğunu tesbit ettik.

FibrozHayvan deneyleriKriptorşidizm+3
İskender Duran
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güzel sanatlar fakültesi öğrencileri diğer bölüm öğrencilerine kıyasla iki uçlu bozukluğa daha mı yatkın?

Bu çalışmada sanatçı bir ruha sahip insanların temelinde bir iki uçlu bozukluk yatkınlığının olup olmadığının araştırılması maksadıyla güzel sanatlar fakültesi öğrencilerinin diğer bölümlerde okuyan öğrencilerle karşılaştırmayı amaçlamaktayız. 157 Güzel Sanatlar fakültesinden, 157 Hukuk, Fen-Edebiyat ve Eğitim fakültelerinin farklı bölümlerinden olmak üzere toplam 314 kişi rastgele seçildi. Değerlendirme araçları temel bir sosyo-demografik anket ve Duygudurum Bozuklukları Ölçeğidir. İki uçlu bozukluğa yatkınlık, birlikte ortaya çıkan ve minimum veya daha fazla fonksiyonel bozulma ile sonuçlanan en az yedi MDQ semptomu skoru olarak tanımlanmıştır. Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinde MDQ ölçeği %50,3 (79/157), Hukuk, Fen-Edebiyat ve Eğitim Fakültelerinin farklı bölümlerinde okuyan öğrencilerde %26,8 (42/115) oranında pozitif olarak saptandı (p<0,05). Güzel sanatlarda okuyan öğrencilerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla psikiyatri başvurusu olduğu (p=0,026),daha fazla alkol madde kullanımı olduğu görüldü(p=0,001). Ayrıca güzel sanatlar öğrencilerinin üniversite sınavlarında bölüm seçimini anlamlı oranda fazla olarak kendi istekleriyle yönlendirme ve zorlama olmadan yaptıkları bulunmuştur. Güzel sanatlar öğrencilerinde MDQ ölçeğiyle saptanan iki uçlu bozukluğa yatkınlığın fazla olması sanatsal yetenek/yaratıcılık ve iki uçlu bozukluk arasındaki ilişkiyi desteklemektedir.

Bipolar bozuklukPsikiyatriSanat+5
Ahmet Demir
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bipolar bozukluk hastalarında içgörü ve baş etme tutumları arasındaki ilişki

Bipolar bozukluk ciddi yeti yitimine neden olan ve süreğen özellik gösteren bir hastalıktır. Hastanın tedaviye ve hastalığa uyumunu etkileyen içgörü ve baş etme tutumlarının belirlenmesinin hastalığın prognozunu olumlu olarak etkileyeceği düşünülmektedir. Yapılan bu çalışma ile, bipolar bozukluk hastalarında içgörü ve baş etme tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması hedeflendi. Tanımlayıcı nitelikteki bu çalışma, bir üniversite hastanesinin Psikiyatri Anabilim Dalı polikliniklerine ayaktan başvuran, DSM-5'e göre bipolar bozukluk tanısı konulmuş ve ötimik dönemde olan, 127 gönüllü hasta ile yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Beck Bilişsel İçgörü Ölçeği (BBİÖ) ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS 24'de yapılmıştır. Hastaların BBİÖ puan ortalaması 2,83±6,38, COPE puan ortalaması 142,96±20,30 olarak belirlenmiştir. BBİÖ toplam puanı ve BBİÖ alt ölçeklerinden olan kendini ifade etme puanı ile COPE toplam puanı; BBİÖ alt ölçek ve toplam puanları ile COPE alt ölçeklerinden uyuma yönelik olan baş etme tutumları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Hastaların içgörü puanı ile uyuma yönelik baş etme ve toplam baş etme puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Hastaların içgörü seviyesi arttıkça uyuma yönelik baş etme tutumlarını daha fazla kullandıkları saptanmıştır. Bu çalışmada kendini ifade etme düzeyi yüksek olan bireylerin karşılaştıkları durumlarla daha etkin baş edebildikleri ortaya konulmuştur.

Bipolar bozuklukPsikiyatriPsikiyatrik hemşirelik+2
Kübra Tohumcu
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde çalışan personelin hijyenik el yıkama konusundaki bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada; Gaziantep ili merkezindeki özel ve devlet hastanelerinde bulunan Yenidoğan Yoğun Bakım Ünite'lerinde çalışan sağlık çalışanlarının el yıkama uygulamaları ve bilgi düzeylerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Sağlık personelinin demografik özellikleri daha önce herhangi bir yoğun bakım ünitesi tecrübesi, şu anda çalıştıkları ünitede ne kadar süre çalıştıkları, hijyenik el yıkama yöntemi ve hangi durumlarda uygulandığına yönelik bilgi düzeylerinin sorgulandığı anket formu 28 Mart-31 Aralık 2013 tarihleri arasında Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı hastaneler, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve özel hastanelerde bulunan Yenidoğan Yoğun Bakım ünitelerinde çalışan 267 kişiye uygulanmıştır. Öncesinde bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışanların oranı %38.6, daha önce yenidoğan yoğun bakım ünitesi dışında herhangi bir yoğun bakım ünitesinde çalışanların oranı %36.7'dir. Hijyenik el yıkama işlemi hakkında daha önce bir eğitim alanların oranı %85.0'dır. Hasta bakımında/muayenesinde eldiven kullananların oranı %68.9, eldiven giymeden önce elini yıkayanların oranı %75.0'dır. Hijyenik el yıkama ile hastane enfeksiyonlarının bulaşması arasında bir ilişki olduğunu düşünenlerde daha önce herhangi bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışanların oranı, ilişki olmadığını düşünenlere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir (p:0.032). Çalışılan birimde el hijyeni ve hijyenik el yıkama ile ilgili uyarıcı ve hatırlatıcı yazılar bulanların oranı %94.0 en sık bulunduğu yer %86.0 ile el yıkama ünitesi belirtilmiştir. Sonuç olarak araştırmaya katılanlar hijyenik el yıkama endikasyonlarını yüksek oranda bilmektedirler.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerBilgi düzeyi+7
Gülin Ünal
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İskemik inme vakalarında D vitamini ve homosistein düzeylerinin akut değişimlerinin incelenmesi

Serebrovasküler hastalıklar içerisinde yer alan inme ise beyin kan akımındaki bozulmaya bağlı olarak oluşan, ölümle sonuçlanabilen, serebral fonksiyon bozukluğuyla oluşan klinik bir tablodur. Toplumda önemli mortalite ve morbidite nedenlerinden olan inmenin D vitaminiyle ilişkisi bu araştırmaların önemli kısımlarından birisini teşkil etmiştir. İnmeyle ilgili olduğu düşünülen diğer bir risk faktörü de homosisteindir. Hiperhomosisteinemi iskemik inme için önemli bir risk faktörü olarak belirlenmiştir. Bu klinik çalışmada akut iskemik inme vakası geçiren hastalarda D vitamini ve homosistein değerlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya katılan 36 iskemik inme vakasının hastaneye başvuru sırasında ve bu hastaların 27' sinin hastaneye başvuru saatinden 24 saat sonra takipleri yapılmış ve ya ve cinsiyet uyumlu 32 sağlıklı gönüllünün verileri ile karşılaştırılmıştır. Hastalar ve sağlıklı gönüllülerden alınan kan örneklerinden tam kan sayımı yapılmış, serumlarında ise glukoz, HbA1c, Beyin kaynaklı nörotrofik faktör(BDNF), D vitamini ve homosistein düzeylerine bakılmıştır. Elde edilen verilerin analizi neticesinde hastaneye başvuru esnasında numune alınan iskemik inme hastalarının glukoz düzeylerinin başvurudan 24 saat sonra numune alınan hastalarındakinden ve sağlıklı kontrollerden anlamlı şekilde yüksek olduğu; hastaneye başvuru esnasında numune alınan iskemik inme hastalarının platellet düzeylerinin başvurudan 24 saat sonra alınan numune değerlerinden anlamlı şekilde daha yüksek, sağlıklı kontrol grubundan anlamlı şekilde düşük olduğu; iskemik inme hastalarının her iki grubunda da HbA1c değerlerinin sağlıklı kontrol grubundan yüksek olduğu; iskemik inme hastalarının her iki grubunda da sistolik ve diyastolik basınç değerlerinin başvurudan 24 saat sonra numune alınan hastalardan ve sağlıklı kontrol grubundan daha yüksek olduğu; iskemik inme hastalarının her iki grubunda da 25-OH-Vit D düzeylerinin sağlıklı kontrol grubundan düşük olduğu; iskemik inme hastalarının her iki grubunda da homosistein düzeylerinin de sağlıklı kontrol grubundan düşük olduğu görülmüştür. Yapmış olduğumuz çalışmadan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında D vitamini ve homosistein düzeylerinin inmenin belirlenmesinde kullanılabilecek önemli belirteçler olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: İskemik İnme, D Vitamini, Homosistein, Beyin kaynaklı nörotrofik faktör

HomosisteinSinir büyüme faktörleriVitamin D+2
Adnan İnceer
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisi

Bu araştırma hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma iki özel hemodiyaliz merkezinde tedavi gören 155'i erkek 145'i kadın toplam 300 hasta ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak; kişisel bilgi formu, sıvı kontrol ölçeği ve yaşam doyumu ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler IBM SPSS 24 programında; Ki-Kare, Student t, One Way Anova ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların sıvı kontrol ölçeği puan ortalaması 50.07±8.05, yaşam doyumu ölçeği puan ortalaması 18.52±8.29 olarak bulunmuştur. Hastaların sıvı kontrolü ölçeği alt bölümlerinin puan ortalamalarına bakıldığında en fazla davranış (24.88±4.76) daha sonra sırasıyla tutum (13.77±4.41) ve bilgi (11.42±2.15) alt bölümlerinin geldiği belirlenmiştir. Sıvı kontrol ölçeği ortalama puanının bakımıyla ilgilenenin var olma durumuna, sıvı kontrol ölçeği davranış alt bölümünün cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Yaşam doyumu ortalama puanının gelir durumuna göre karşılaştırılması sonrasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu, gelir durumu yüksek olan hastaların yaşam doyumu ortalamalarının da yüksek olduğu saptanmıştır. Sıvı kontrol ölçeği bilgi düzeyi ortalamasının eğitim duruma göre negatif yönde anlamlı bir farklılık gösterdiği, eğitim seviyesi attıkça bilgi düzeyi ortalama puanının düştüğü belirlenmiştir. Bu araştırmada elde edilen bir diğer anlamlı sonuç da sıvı kontrol ölçeği davranış alt bölümü ortalama puanlarının gelir düzeyi arttıkça azalma eğiliminde olmasıdır. Bu araştırmaya konu, sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bu veriler doğrultusunda; eğitimde davranış değişikliği oluşturmak adına kadın hastalara öncelik verilmesi, hastalara sosyal kurum ve kuruluşlardan ekonomik katkı sağlanması, bakımıyla ilgilenecek yardımcısı olmayanlara da kişisel bakım ve sosyal hizmet desteği sağlanmasının hastaların yaşam doyumunu arttırmaya katkı sağlayacağı düşünülebilir. Anahtar sözcükler: Hemodiyaliz, hemşirelik, sıvı kontrolü, yaşam doyumu.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikRenal diyaliz+3
Ayyuş Gebel
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Meme kanserli hastalarından elde edilen eksozomlardaki survivin gen ekspresyonlarının analizi

Meme kanseri dünya genelinde kadınlar için önemli bir halk sağlığı problemidir. Hastalara erken dönemde tanı koymak, hangi hastaların neoadjuvan veya adjuvan tedaviden fayda göreceğini belirlemek ve hasta bazında rekürrens riskinin belirlenmesi bu hastaların sağ kalımını arttıracak önemli faktörlerdir. Meme kanseri dünya genelinde kadınlarda önde gelen ölüm nedenidir. Bu çalışmanın amacı karsinogenezde rolü giderek daha fazla anlaşılan eksozomların ve eksozomal survivinin meme kanserindeki rolünün belirlenmesidir. Medicalpark Gaziantep Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniğinde 2014-2017 yılları arasında tanısı histopatolojik olarak doğrulanmış meme kanseri ile takip edilen hastalar ve sağlıklı gönüllüler çalışmaya alındı. Hastalar ve sağlıklı gönüllülerden alınan serum örnekleri -80℃ de saklandı. Bu serum örneklerinden eksozomlar izole edildi. Elde edilen eksozomların bütünlüğü bozuldu. Elde edilen örneklerden Enzyme Linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) yöntemi ile survivin düzeyleri ölçüldü. Çalışmaya 55' si meme kanserli, 20'si sağlıklı gönüllü olmak üzere toplam 75 katılımcı alındı. İki grup arasındaki fark Mann Whitney U testi ile araştırıldı. Hasta kontrol grubu arasında eksozomal survivin düzeyleri arasında anlamlı fark saptandı (p=0.047). Hasta grubunda eksozomal survivin düzeyi 2.48±6.38 ng/mL (Range 0-40.452) iken kontrol grubunda 0.23±0.52 ng/mL (Range 0-2.4) idi. Eksozomal survivin ile diğer prognostik klinikopatolojik göstergeler arasında ilişki saptanmadı. Meme kanseri hastalarında daha önce literatürde kötü prognostik bir belirteç olarak gösterilen survivinin eksozomal yol ile eksprese olduğu gösterildi. Eksozomal survivin ekspresyonu meme kanserli hastalarda kontrol grubuna göre yüksektir. Bu yolak hem bir tedavi hedefi, hemde hastalığın erken tanısı için yeni bir belirteç olabilir.

EksozomlarErken teşhisGen ifadesi+5
Mustafa Yıldırım
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Myofasyal ağrı sendromlu hastalarda derin doku masajının ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı myofasyal ağrı sendromunu (MAS) araştırmak ve bu sendroma sahip bireylerde derin doku masajının etkilerini görmektir. Çalışma MAS tanısı alan 40 hasta (çalışma grubu) ve 40 hasta (kontrol grubu) olmak üzere toplam 80 birey içermektedir. Çalışmaya katılan tüm bireylere ağrı düzeyini belirlemek için Vizuel Analog Skala (VAS) ve Kısa Form Mcgill Ağrı Anketi (KF-MAA), anksiyete düzeylerini belirlemek amacıyla Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), boyun ağrısı için Boyun Ağrı ve Dizabilite İndeksi (BADİ) ve yaşam kalitesini değerlendirmek için Kısa Form-36 (KF-36) anketleri uygulandı. Ayrıca boyun normal eklem hareketi için gonyometre, trapezius, levator scapula, rhomboideus majör ve minor, serratus anterior ve sırt extansör kaslarının kuvvet ölçümü için manuel kas testi, esneklik değerlendirilmesi için üst ekstremite esneklik testi kullanılmıştır. Kontrol grubuna 20 seans konvansiyonel fizik tedavi modaliteleri (TENS, hotpack, ultrasound), çalışma grubuna ise fizik tedavi modalitelerine ek olarak 12 seans derin doku masajı uygulandı. Çalışmamızda bireylerin ağrı (VAS, KF-MAA ve BADİ) ve anksiyete (BAÖ) şiddetlerinin çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede azaldığı ve esneklik derecelerinin arttığı, yaşam kalitesi SF-36 anketinde ise ağrı, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik parametrelerinin çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak arttığı gözlemlendi (p<0,05). MAS klinikte sıkça karşılaşılan bir sendromdur ve tedavi seçeneği olarak derin doku masajının da klinisyenler ve fizyoterapistler gibi uzman ellerde doğru bir şekilde yapılması gerekmektedir. Bu sayede tetik noktalara uygulanan profesyonel bir derin doku masajı bireyin uzun süre ağrı hissini azaltacak, gergin kaslarda iyileşme oranını yükseltecek ve yansıma ağrıların da giderilmesinde yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Derin Doku masajı, Myofasyal Ağrı Sendromu, Yaşam kalitesi

AğrıAğrı ölçümüFizik tedavi+5
Ömer Bingölbali
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00